Darultawhid

Gönderen Konu: İLK YAŞLARINDAN İTİBAREN ÇOCUKLARIN EĞİTİLMESİ, TERBİYE EDİLMESİ...  (Okunma sayısı 229 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Sırât-ı Müstakîm

  • Özel Üye
  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 46
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
بسم الله الرحمن الرحيم

İLK YAŞLARINDAN İTİBAREN ÇOCUKLARIN EĞİTİLMESİ, TERBİYE EDİLMESİ VE HUYLARININ GÜZELLEŞTİRİLMESİ

Ebu'l Ferec Abdurrahman İbnu'l Cevzi Rahimehullah

(Minhâcü'l Kâsıdîn ve Müfîdü's Sâdıkîn 608-611, Tahlil Yayınları)

Bil ki çocuk, anne babasına verilmiş bir emanettir. Çocuğun kalbi çok değerli, sade, bütün nakış ve suretlerden arınmış bir mücevherdir. Çocuğun kalbi çok değerli her nakşı işlemeye kabiliyetli ve kendisine verileni almaya müsaittir. Çocuk iyilik yapmaya alıştırılır ve ona iyilik yapmak öğretilirse iyilik yaparak yetişir ve annesi babası ve öğretmeni yaptığı her iyiliğin sevabında ona ortak olurlar. Çocuk kötülük yapmaya alıştırılır ve hayvanların ihmal edilmesi gibi ihmal edilirse sıkıntıya düşüp helak olur ve bunun günahı onun velisi olan kişiye aittir. Yüce Allah bu hususta şöyle buyurmaktadır·

"Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun." (Tahrim 66/6)

Ali b. Ebi Talib Radiyallahu Anh, bu ayetin tefsiri sadedinde şöyle demiştir·

"Onlara ilim öğretin ve eğitin."

Hiç kuşkusuz, bir baba çocuğunun dünyada ateşte yanmasını istemez Bu durumda onun ahiret ateşinde yanmasını evleviyetle istememesi gerekir Çocuğu korumak onu eğitmek, terbiye etmek, güzel ahlakı öğretmek ve kötü arkadaşlardan korumakla olur. Çocuğu lüks içerisinde yaşamaya alıştırmamak, süsü ve şatafatı sevdirmemek gerekir ki büyüdüğünde bütün ömrünü bunları elde etmek için geçirmesin. Çocuğu daha ilk yaşlarından itibaren kontrol altında tutmak, süt emzirme ve büyütülmesinde helal yiyen, dindar ve saliha bir kadını görevlendirmek gerekir. Çünkü süt emziren kadının haramdan meydana gelen sütünde bereket yoktur. Çocuk böyle bir kadının sütüyle yetişip büyürse hamuru pislikle yoğrulmuş olur ve bundan dolayı mizacı pis şeylere meyleder.

Çocukta mümeyyiz olma alametleri belirdiği zaman bunların ilki haya ve utanma duygusu olur. Bunun sebebi, akıl nurunun onu aydınlatmasıdır Bu duygu onun asil ve seçkin olacağının müjdecisidir. Çünkü utanma duygusu huyların itidalli ve kalbin saf olduğunu gösterir. Bu ise çocuk ergen olduğunda aklının kamil olacağına alamettir. Böyle bir çocuğun eğitiminde utanma duygusundan yararlanılır.

Çocuğa hakim olan ilk sıfat yeme hırsıdır. Bundan dolayı çocuğa besmele çekmek, sağ elle yemek, lokmaları küçük olarak yutmak vb. yeme içme adabını öğretmek gerekir. Katığa alışıp da onu her zaman olması gereken bir şey gibi görmemesi için bazı vakitlerde çocuğa sadece ekmek yedirmelidir. Çok yemek yemeyi çocuğa çirkin bir şey olarak tanıtmak gerekir. Çünkü çok yiyen adam hayvanlara benzer. Renkli ve ipekli elbiseler yerine, çocuğa beyaz elbiseler giymeyi sevdirmeli ve böylece bu giysileri kadınlar ve kadınsı hareketler yapan erkekler (hünsa/muhannes) tarafından giyildiği anlatılmalıdır. Çocuğun, lüks içerisinde yaşamaya alıştırılmış olan çocuklarla ve onu böyle bir hayata teşvik edici sözler söyleyecek kimselerle birlikte olması engellenmelidir. Çünkü çocuk daha ilk yaşlarında ihmal edilirse kötü ahlaklı biri olup çıkar.

Daha sonra mektepte çocuğa Kur'an ve kalbine salih insanların sevgisini dikmek için iyi insanlara ait hikayeler öğretilmeli, çocuk aynı zamanda aşktan ve aşk ehlinden bahseden şiirlerden korunmalıdır.[1]

Çocukta güzel bir huy veya övgüye değer bir davranış belirdiğinde onu onurlandırmak, kendisini sevindirecek bir şeyle ödüllendirmek ve insanların önünde övmek gerekir. Bazı hallerde çocuk aksi davranışta bulunursa görmezlikten gelinmeli, yüzüne vurulmamalıdır. Çünkü bunu çocuğun yüzüne vurmak bazen ona cesaret verir ve daha sonra yaptığı bir kötülüğün yüzüne vurulmasına aldırış etmez olur. Çocuk aynı hatayı tekrar ederse kimsenin olmadığı bir yerde azarlanır ve insanların onun bu halini öğrenebileceği söylenerek korkutulur. Bu durumdaki çocuğu çok fazla azarlamamalıdır. Çünkü bu, onun kendisini kınayan sözlere artık önem vermemesine yol açar.

Baba, sözünün heybetini muhafaza etsin ve çocuğunu her zaman değil, ara sıra azarlasın. Annenin çocuğu babasıyla korkutması ve onun utanç verici şeyler yapmasına engel olması gerekir.

Çocuğun gündüz vakti uyumasına engel olunmalıdır. Çünkü gündüz uykusu tembellik yapar. Geceleyin uyumasına engel olunmamalı ancak uzuvlarının kuvvetlenmesi için yumuşak yatakta yatırılmamalıdır. Böyle yapılmazsa vücudu incelip yumuşar ve lükse alışıp onsuz yapamaz hale gelir. Çocuk yatak, giysi ve yiyecek konusunda sertliğe alıştırılmalıdır. Tembelliğe meyletmemesi için gündüzün bir kısmında yürümeye, harekete ve idman yapmaya teşvik edilmelidir. Akranlarına karşı anne babasının sahip oldukları şeylerle veya yedikleri ve giydikleriyle övünmesine engel olunmalıdır. Çocuğa, onunla birlikle olanlara karşı mütevazı ve cömert olma alışkanlığı kazandırılmalıdır. Kendisi gibi bir çocuktan bir şey almasına engel olmalı, almanın adilik ve alçaklık, vermenin ve cömertlik etmenin ise yücelik olduğu ona öğretilmelidir. Onun yanında, altın ve gümüşü sevmenin kötü bir şey olduğu vurgulanmalıdır.

Çocuğa bir mecliste otururken tükürmeme, esnememe, başkasının önünde sümkürmeme, hiç kimseye arkasını dönmeme, ayak ayak üzerine atmama alışkanlığı kazandırılmalıdır. Çok konuşmasına engel olunmalı, cevap vermek dışında konuşmamaya, kendisinden büyük biriyle konuşurken onu güzel bir şekilde dinlemeye, büyük biri geldiğinde kalkmaya ve onun önünde oturmaya alıştırılmalıdır. Boş ve çirkin sözler söylemesine ve bu şekilde konuşanlarla birlikte olmasına engel olunmalıdır.

Çocukları eğitmenin esası onları kötü arkadaşlardan korumaktır. Çocuk mektepten çıktıktan sonra eğitimin verdiği yorgunluğu üzerinden atıp dinlenebileceği güzel bir oyunla vakit geçirmesine izin verilmelidir. Bu hususta şöyle denilmiştir:

"Kalpleri dinlendirin ki kendini zikre verebilsin."[2]

Çocuğa ana babasına ve öğretmenine itaat edip saygı göstermesi öğretilmelidir. Çocuk yedi yaşına girdiğinde namaz kılması emredilir ve alışkanlık haline getirmemesi için abdest almadan namaz kılmasına müsamaha edilmez. Yalan konuşmaması ve hainlik etmemesi için korkutulmalıdır. Ergenlik çağına iyice yaklaştığında işlerin sırları ve gizli yanları onlara anlatılır. Çocuğa yemeklerin birer ilaç olduğu, bunları yemekten maksadın bedeni Allah'a ibadet etme hususunda takviye etmek olduğu, dünyanın sürekli olmadığı, ölümün gelip dünya nimetlerini kesintiye uğratacağı, ölümün her an pusuda olduğu ve akıllı olan kişinin ahireti için azık toplayan adam olduğu öğretilir.

Çocuk küçük yaştan beri doğru bir şekilde yetiştirilmişse nakışın taş üzerinde kalıcı olması gibi bunlar onun kalbine kazınır ve kalıcı olur. Eğer bu şekilde yetiştirilmemişse kalıcı olmaz ve söylenenler kalbinden çıkıp gider.

Sehl b. Abdullah şöyle söylemiştir: "Üç yaşındaydım ve gece vakti kalkıp dayım Muhammed b Sevvâr'ın namaz kılmasını izlerdim. Bir gün dayım bana şöyle dedi: 'Seni yaratan Allah'ı zikretmez misin?' Dedim ki, O'nu nasıl zikredebilirim? Bana şunları söyledi: Gece vakti yatağında dönerken dilini hareket ettirmeden kalbinle üç kere de ki; Allah benimle beraberdir, Allah bana bakıyor, Allah beni görüyor! Geceleri bunları söyledim, sonra bunu dayıma bildirdim. Bunun üzerine bana dedi ki, gece onları yedi kere söyle! Bende dediği gibi yaptım, sonra bunuyine ona bildirdim. Bana dedi ki, onları her gece on bir kere söyle! Ben de söyleneni yaptım ve kalbim bundan tat almaya başladı. Bir sene sonra dayım bana dedi ki, sana öğrettiklerimi ezberle ve mezara girinceye kadar devamlı olarak yap! Ben de senelerce bunları yapmaya devam ettim ve sırrımda bundan tat almaya başladım. Sonra dayım bana şöyle dedi: 'Ey Sehl, Allah'ın beraber olduğu, baktığı ve gördüğü kişi ona isyan eder mi? Sakın O'na karşı günah işleme! Sonra mektebe gittim ve altı veya yedi yaşlarımda Kur'an'ı ezberledim. Sonra sürekli olarak oruç tutmaya başladım, azığım sadece arpa ekmeğiydi. On üç yaşıma geldiğimde bir meseleyle karşılaştım ve Basra'ya gittim. Oradaki âlimlere o meseleyi sordum ancak kimse bana tatmin edici bir cevap veremedi. Sonra Abbâdân'a gittim ve orada yaşayan Ebû Habib el-Abbâdânî diye tanınan bir adama meseleyi sordum, o da bana cevabını verdi. Sözlerinden faydalanmak için bir süre onun yanında kaldım. Sonra bütün geceyi ibadetle geçirmeye başladım."

 1.  "Aşktan ve aşıklardan söz eden şiirler ezberletilmelidir." İfade bu şekilde tercüme edilmişti. Biz ise tercüme doğru olmadığı için metinde yer aldığı gibi değiştirdik. Nitekim kitabın aslını teşkil eden Gazzali'nin İhya'sında bu bölüm şu şekildedir:  "Çocuk aynı zamanda aşktan ve aşk ehlinden bahseden şiirlerden ve gazellerden korunmalıdır. Edebin zerâfet ve tabiatın inceliğinden olduğunu iddia eden ediblerden uzak tutulmalıdır. Çünkü böyle bir edebiyat çocuğun kalbinde fesad tohumlarını geliştirir." Vallahu a'lem.
 2. Musannefu İbni Ebi Şeybe, 36124 Hilyetu’l Evliya, 3/104 Bu sözü tabiinden olan ve hicri 80 senesi civarında vefat eden Kaseme b. Züheyr el-Mazini el-Basri söylemiştir (Bkz: Tehzibu’l-Kemal. 23/602)
Muhammed bin Abdulvehhab (Rahîmehullah) şöyle der: Muvahhidlerin avamından olan bir kimse bu müşriklerin âlimlerinden bin tanesine galip gelir! Tıpkı Yüce Allah’ın şöyle buyurduğu gibi: “Bizim ordularımız kesinlikle galip gelecektir.”  (Saffat: 173) Yüce Allah’ın ordusu, kılıç ve mızraklar ile galip oldukları gibi hüccet ve lisan ile de galiptirler. Asıl korkması gereken kişi, bu yolda yürüdüğü halde beraberinde (ilimden) bir silahı olmayan muvahhiddir. (Cevahiru’l Mudiyye Sayfa:35, Muvahhid Yayınları)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
3199 Gösterim
Son İleti 21.05.2016, 03:18
Gönderen: Uhey
1 Yanıt
2037 Gösterim
Son İleti 14.11.2017, 05:06
Gönderen: Tevhid Ehli