Darultawhid

Gönderen Konu: YARATILMIŞLARDAN BİRİSİNİN HÜRMETİNE ALLAH'TAN İSTEMEK CAİZ MİDİR?  (Okunma sayısı 124 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 2028
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
ZAT İLE TEVESSÜL MESELESİ

بسم الله الرحمن الرحيم

الحمد لله المعين والصلاة والسلام على النبي الأمين وعلى آله وأصحابه والتابعين وبعد

Malum olduğu üzere Allah’a dua hususunda tevessül yani başka birtakım şeyleri vesile ve aracı kılmak üç yolla olur:

a) Allahu Teala’nın isim ve sıfatlarıyla ona dua etmek.
b) Kişinin yaptığı salih amelleri duasında zikrederek bu amellerle tevessül etmesi.
c) Hayatta olan birisinin duasını talep etmek suretiyle o şahsı vesile edinmek.

Bu üç tevessül şekli, seleften halefe bütün ümmetin ittifakıyla caizdir. Tevessül hususunda ümmet arasında tartışılan husus ise salihlerden ya da peygamberlerden birisinin veyahut da mukaddes bir varlığın ismini zikrederek “Falan zatın hakkı için” veya “yüzü suyu hürmetine” şeklinde Allah’a dua etmektir. Selef-i salihin arasında bu tarz bir uygulamanın olduğuna dair elimizde sahih senedle rivayet edilmiş kat’i bir delil mevcut değildir. Buna rağmen halef arasında bu uygulama benimsenmiş ve müteahhirun ulemasının bir çoğu buna cevaz vermiştir. İbnu Teymiyye rahimehullah’ın selefte kaynağı olmayan bu uygulamayı reddetmesi sert tartışmalara yol açmış, hatta bir çoğu bunu Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e ve diğer salihlere karşı bir edepsizlik olarak değerlendirmiştir. Şeyh rahimehullah’ın bu husustaki savunmasını kendi ifadelerinden takip edelim inşaallah.

İbnu Teymiyye rahimehullah, bu hususta şöyle demektedir:

“Üçüncü kısma gelince… Bu da kişinin “Allâh’ım! Filan kimsenin Sen’in yanındaki makamı için.” veya “Filan kimsenin bereketi ile…” ya da “Filan kimsenin Sen’in nezdindeki hürmetinden dolayı benim şu şu işimi yap!” diyerek dua etmesidir.[1]

İnsanlardan birçoğunun yaptığı da budur. Fakat ne sahabeden ne tabiinden ne de ümmetin selefinden hiçbir kimsenin bu şekilde dua ettikleri nakledilmemiş olduğu gibi bana âlimlerin birinden bu anlattığım şekilde bir şey de ulaşmamıştır.

Lakin fakih Ebû Muhammed (İzz’ud Dîn) bin Abdisselâm’ın (v. 660H) fetvalarında gördüğüm kadarıyla o şöyle bir fetva vermiştir:

“Hiç kimseye bu şekilde bir şey yapmak caiz değildir. Ancak böyle bir şeyin Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Âlihi ve Sellem için yapılması -şayet Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Âlihi ve Sellem hakkındaki hadis sahih ise- müstesnadır.”[2]

Bu fetvanın manası şudur: Nesâ’î, Tirmizî ve diğerleri Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Âlihi ve Sellem’in ashabından bazı kimselere öğrettiği şu sözleri rivayet etmektedirler:

اَللّٰهُمَّ: إِنِّي أَسْأَلُكَ وَأَتَوَسَّلُ إِلَيْكَ بِنَبِيِّكَ نَبِيِّ الرَّحْمَةِ. يَا مُحَمَّدُ: يَا رَسُولَ اللهِ إِنِّي أَتَوَسَّلُ بِكَ إِلَى رَبِّي فِي حَاجَتِي لِيَقْضِيَهَا لِي. اَللّٰهُمَّ: فَشَفِّعْهُ فِيَّ

“Allâh’ım! Sen’den Rahmet Nebisi olan Sen’in Nebin ile Sana tevessül ederek Sen’den istiyorum! Ey Muhammed! Ey Allâh’ın Rasûl’ü! Ben Rabbime şu işimi görmesi hususunda seninle tevessül ediyorum. Allâh’ım onu benim hakkımda şefaatçi kıl!”[3]

Bir taife bu hadis ile istidlal ederek Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Âlihi ve Sellem ile hayatında ve ölümünden sonra tevessül etmenin caiz oluşuna dair şöyle demişlerdir: “Bu tevessülde ne mahlûklara dua etmek ne de onlardan istigasede bulunmak vardır. Bu sadece Allâh’a dua etmek ve O’ndan istigasede bulunmaktır. Lakin burada tıpkı İbnu Mâce’nin Süneni’nde varit olan Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Âlihi ve Sellem’in namaza çıktığı sırada yapmış olduğu dua gibi, Rasûl’ün (Allâh’ın nezdindeki) konumuyla istemek vardır.”[4]

Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem namaza çıktığı sırada şöyle dua etmiştir:

اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ بِحَقِّ السَّائِلِينَ عَلَيْكَ، وَبِحَقِّ مَمْشَايَ هٰذَا، فَإِنِّي لَمْ أَخْرُجْ أَشَرًا وَلَا بَطَرًا وَلَا رِيَاءً وَلَا سُمْعَةً، خَرَجْتُ اتِّقَاءَ سَخَطِكَ، وَابْتِغَاءَ مَرْضَاتِكَ، أَسْأَلُكَ أَنْ تُنْقِذَنِي مِنَ النَّارِ، وَأَنْ تَغْفِرَ لِي ذُنُوبِي، إِنَّهُ لَا يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا أَنْتَ

“Allâh’ım! Sen’den isteyenlerin Sen’in katındaki hakkı için Sen’den istiyorum. Ve şu yürüyüşüm hakkı için Sen’den istiyorum. Çünkü ben ne kibirlenmek ne de böbürlenmek için ve ne görsünler diye ne de duysunlar diye (evden) çıkmadım. Ve ben Sen’in gazabından sakınmak ve Sen’in rızanı talep etmek için çıktım. Bu sebeple cehennem ateşinden beni korumanı ve günahlarımı örtmeni Sen’den istiyorum. Şüphesiz Sen’den başka hiç kimse günahları bağışlayamaz.”[5]

Bu taife, söz konusu bu hadis hakkında; Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in, isteyenlerin ve namaz için olan yürüyüşünün Allâh’ın üzerindeki hakkı ile istemiş olduğunu ve Allâhu Teâlâ’nın Kendi üzerinde bir hak kıldığını söylemişlerdir.

Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:


وَكَانَ حَقًّا عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِنِينَ

“İman edenlere yardım etmeyi üzerimize bir hak kıldık.” (er-Rûm 30/47)

Allâh Azze ve Celle’nin şu kavli de buna benzemektedir:


كَانَ عَلَى رَبِّكَ وَعْدًا مَسْئُولًا

“Rabbinin üzerinde mesul olduğu bir söz vardır.” (el-Furkân 25/16)

Sahîhayn’da geçtiği üzere Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Âlihi ve Sellem Muâz bin Cebel Radiyallâhu Anh’a şöyle demiştir:


يَا مُعَاذُ أَتَدْرِي مَا حَقُّ اللهِ عَلَى الْعِبَادِ؟ قَالَ اللهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. قَالَ: حَقُّ اللهِ عَلَى الْعِبَادِ أَنْ يَعْبُدُوهُ وَلَا يُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا. أَتَدْرِي مَا حَقُّ الْعِبَادِ عَلَى اللهِ إِذَا فَعَلُوا ذٰلِكَ؟ فَإِنَّ حَقَّهُمْ عَلَيْهِ أَنْ لَا يُعَذِّبَهُمْ

“Ey Muâz! Allâh’ın kulları üzerindeki hakkını biliyor musun?” Muâz Radiyallâhu Anh dedi ki: “Allâh ve Rasûl’ü daha iyi bilir.” Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem dedi ki: “Allâh’ın kulları üzerinde ki hakkı; O’na ibadet etmeleri ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamalarıdır. Bunu yaptıkları takdirde, kulların Allâh üzerindeki hakkını biliyor musun? Onların Allâh üzerindeki hakları; Allâh’ın onlara azap etmemesidir.”[6]

Başka bir hadiste (ve buna benzer daha birçok hadiste) şöyle buyurmuştur:


كَانَ حَقًّا عَلَى اللهِ كَذَا وَكَذَا

“Şu şu şeyler, Allâh’ın üzerinde bir haktır.”

Şu hadiste olduğu gibi:


مَنْ شَرِبَ الْخَمْرَ لَمْ تُقْبَلْ لَهُ صَلَاةٌ أَرْبَعِينَ يَوْمًا فَإِنْ تَابَ تَابَ اللهُ عَلَيْهِ فَإِنْ عَادَ فَشَرِبَهَا فِي الثَّالِثَةِ أَوْ الرَّابِعَةِ كَانَ حَقًّا عَلَى اللهِ أَنْ يَسْقِيَهُ مِنْ طِينَةِ الْخَبَالِ - قِيلَ: وَمَا طِينَةُ الْخَبَالِ؟ قَالَ: عُصَارَةُ أَهْلِ النَّارِ

“Her kim içki içerse kırk gün namazı kabul olunmaz. Şayet tevbe ederse, Allâh tevbesini kabul eder. Şayet eski haline tekrar döner, üçüncü veya dördüncü kez içerse Allâh’ın ona Tînet’ul Habâl’dan (karışık çamurdan) içirmesi Allâh üzerine bir haktır.” Denildi ki “Tînet’ul Habâl nedir?” Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem dedi ki: “Ateş ehlinin içeceğidir.”[7]

Başka bir taife (bu taifeden aktarılanların aksine); mevzu bahis olan bu rivayetlerde ne ölümünden sonra, ne de gıyabında Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem ile tevessül etmenin caiz oluşuna dair bir şey olmadığını söylemişlerdir. Bilakis, kendisi hakkında yapılan bu tevessül, tıpkı Buhârî’nin Sahîh’inde, Ömer İbnu’ul Hattâb Radiyallâhu Anh’ın Abbâs Radiyallâhu Anh ile tevessül ederek yağmur istemesi gibi onun hayatında ve hali hazır olduğu vakitte geçerlidir. Ömer Radiyallâhu Anh demiştir ki:

“Allâh’ım! Gerçekten biz kuraklık çektiğimiz zaman, Sana Nebimiz ile tevessül ediyorduk, Sen de bize yağmur ihsan ediyordun. Şimdi ise Sana Nebi’mizin amcası ile tevessülde bulunuyoruz, üzerimize yağmur yağdır.”[8]

Böylelikle onlara yağmur ihsan ediliyordu.

Ömer İbnu’ul Hattâb Radiyallâhu Anh Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem ile hayatında tevessülde bulunduklarını ve böylece yağmur yağdığını beyan etmiştir.

Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem ile yapılan bu tevessülün açılımı; ashabın ondan Allâh’a dua etmesini istemeleridir. Bunun üzerine Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem onlar için dua ediyor, onlar da onunla birlikte dua ediyorlardı. Şefaati ve duası ile onunla tevessülde bulunuyorlardı. Enes bin Mâlik Radiyallâhu Anh’tan gelen şu sahih hadiste olduğu gibi:


أَنَّ رَجُلًا دَخَلَ الْمَسْجِدَ يَوْمَ الْجُمْعَةِ مِنْ بَابٍ كَانَ بِجِوَارِ دَارِ الْقَضَاءِ وَرَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ وَسَلَّمَ قَائِمٌ يَخْطُبُ فَاسْتَقْبَلَ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ وَسَلَّمَ قَائِمًا فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللهِ هَلَكَتِ الْأَمْوَالُ وَانْقَطَعَتِ السُّبُلُ فَادْعُ اللهَ أَنْ يُغِيثَنَا‏.‏ قَالَ: فَرَفَعَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَدَيْهِ ثُمَّ قَالَ: اَللّٰهُمَّ أَغِثْنَا، اَللّٰهُمَّ أَغِثْنَا، اَللّٰهُمَّ أَغِثْنَا‏‏.‏ قَالَ أَنَسٌ: وَاللهِ مَا نَرَى فِي السَّمَاءِ مِنْ سَحَابٍ وَلاَ قَزَعَةً، مَا بَيْنَنَا وَبَيْنَ سَلْعٍ مِنْ بَيْتٍ وَلاَ دَارٍ. قَالَ: فَطَلَعَتْ مِنْ وَرَائِهِ سَحَابَةٌ مِثْلُ التُّرْسِ، فَلَمَّا تَوَسَّطَتِ السَّمَاءَ انْتَشَرَتْ ثُمَّ أَمْطَرَتْ‏.‏ قَالَ: فَلَا وَاللهِ مَا رَأَيْنَا الشَّمْسَ سَبْتَنَا، ثُمَّ دَخَلَ رَجُلٌ مِنْ ذٰلِكَ الْبَابِ فِي الْجُمُعَةِ الْمُقْبِلَةِ، وَرَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَائِمٌ يَخْطُبُ، فَاسْتَقْبَلَهُ قَائِمًا فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللهِ، هَلَكَتِ الْأَمْوَالُ وَانْقَطَعَتِ السُّبُلُ، فَادْعُ اللهَ لَنَا أَنْ يُمْسِكَهَا عَنَّا قَالَ: فَرَفَعَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ وَسَلَّمَ يَدَيْهِ ثُمَّ قَالَ

“Bir Cuma günü, Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem ayakta hutbe verirken, bir bedevi Dâr’ul Kadâ’nın  duvarının bulunduğu kapıdan mescide girdi. Daha sonra ayakta olduğu halde Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e yöneldi ve şöyle dedi: “Ya Rasûlallâh! Mallar helak oldu, yollar(ımız) kesildi!  [Allâh’a dua et bize yağmur göndersin! Enes dedi ki: Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem ellerini kaldırdı ve dua etti: “Allâh’ım! Bize yağmur ver! Allâh’ım! Bize yağmur ver! Allâh’ım! Bize yağmur ver!” Enes şöyle dedi: Allâh’a yemin olsun ki, semada ne toz ne de bulut görebiliyorduk. Bizimle Sel Dağı arasında hiçbir ev ve hiçbir konak da yoktu. Enes dedi ki: Derken Sel’in arka tarafından kalkan şeklinde bir bulut çıktı. O bulut semanın ortasına varınca yayıldı. Sonra yağmur yağmaya başladı. Enes dedi ki: Allâh’a yemin ediyorum ki, bir hafta boyunca güneşi görmedik. Enes dedi ki: Bir sonraki Cuma bir adam aynı kapıdan (Dâr’ul Kadâ kapısından) girdi.[9]

Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem (yine) ayakta hutbe veriyordu. Ayakta olduğu halde Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e yöneldi ve şöyle dedi: “Ya Rasûlallâh! Mallar helak oldu, yollar(ımız) kesildi! Bu durumu bizden gidermesi için Allâh’a bizim için dua et!”[10]

Enes bin Mâlik Radiyallâhu Anh şöyle dedi: Bunun üzerine Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem ellerini kaldırdı” Daha sonra (yağmurun aşırı yağmasından dolayı da) şöyle dua etti:


اَللّٰهُمَّ: حَوَالَيْنَا وَلَا عَلَيْنَا. اَللّٰهُمَّ عَلَى الْآكَامِ وَالظِّرَابِ وَبُطُونِ الْأَوْدِيَةِ وَمَنَابِتِ الشَّجَرِ

“Allâh’ım çevremize yağdır, üzerimize değil! Allâh’ım çevremizdeki dağlara, tepelere, vadi içlerine ve ağaçların bittiği yerlere yağdır!”

قَالَ: وَأَقْلَعَتْ فَخَرَجْنَا نَمْشِي فِي الشَّمْسِ

Enes bin Mâlik Radiyallâhu Anh dedi ki: “Yağmur kesilince, biz de çıktık. Güneşin altında yürüdük.”[11]

Varit olan bu hadiste adam Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e, “Bu durumu bizden gidermesi için Allâh’a bizim için dua et!” demiştir.

Sahîh’de Abdullâh bin Ömer Radiyallâhu Anhumâ’nın şöyle dediği varit olmuştur:

Ben Ebû Tâlib’in Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Âlihi ve Sellem’in hakkındaki şu sözünü hatırlıyorum:


وَأَبْيَضُ يُسْتَسْقَى الْغَمَامُ بِوَجْهِهِ ... ثِمَالُ الْيَتَامَى عِصْمَةٌ لِلْأَرَامِلِ

“Bembeyazdır o, ki yüzü ile bulutlardan yağmur istenir.
Yetimlerin doyurucusu, dulların koruyucusudur.”[12]

Bu onların, Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem ile yağmur duasında veya buna benzer diğer durumlarda ki tevessülleridir. Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem öldüğü zaman ise -ashabı Radiyallâhu Anhum, onunla tevessül ettikleri ve yağmur duasında onu aracı kıldıkları gibi- Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in amcası Abbâs Radiyallâhu Anh ile tevessül ettiler. Fakat ne ölümünden sonra, ne gıyabında, ne kabrinin başında, ne de onun dışındaki herhangi bir kimsenin kabri başında tevessül ederek yağmur talebinde bulunmadılar. Aynı şekilde Mu’âviye bin Ebî Sufyân Radiyallâhu Anhum da Yezîd İbnu’ul Esved el-Curaşî Radiyallâhu Anh[13] ile yağmur talebinde bulundu ve şöyle dedi:


اَللّٰهُمَّ إِنَّا نَسْتَشْفِعُ إِلَيْك بِخِيَارِنَا! يَا يَزِيدُ ارْفَعْ يَدَيْك إِلَى اللهِ

“Allâh’ım! Muhakkak ki biz Sana en hayırlımız ile şefaatte bulunuyoruz! Ey Yezîd! Ellerini Allâh’a doğru kaldır!”

Böylece ellerini kaldırdı dua etti onlar da dua ettiler ve yağmur yağdı.[14]

Bu sebeple âlimler demişlerdir ki: “Salah ve hayır ehli kimseler ile yağmur talebinde bulunmak müstehabtır. Şayet (tevessül edilen kişiler) Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Âlihi ve Sellem’in Ehli Beyt’inden olursa, çok daha güzel olur.”

Âlimlerden hiç bir kimse, ne ölümlerinden sonra, ne de gıyablarında, ister Nebi olsun, isterse de salih bir kimse olsun, onlarla tevessülde bulunmanın ve onlarla yağmur talebinde bulunmanın meşruluğuna dair bir şey söylememişlerdir. Yağmur talebinde bulunmada veya yardım isteme ya da buna benzer dua çeşitlerinde de bunu müstehab görmemişlerdir.


اَلدُّعَاءُ مُخُّ الْعِبَادَةِ

“Dua ibadetin özüdür (beynidir).”[15]

İbadetin de bina edildiği yer Sünnet ve ittibadır, hevâlar ve ibtida (bidatçılık) üzerine bina edilmemiştir. Çünkü Allâh’a Onun meşru kıldığı şeyle ibadet edilir. Hevâlar ve bidatler ile ibadet edilmez. Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

أَمْ لَهُمْ شُرَكَاءُ شَرَعُوا لَهُمْ مِنَ الدِّينِ مَا لَمْ يَأْذَنْ بِهِ اللهُ

“Yoksa Allâh’ın izin vermediği bir dîni kendilerine şeriat kılan ortakları mı var?” (eş-Şûrâ 42/21);

اُدْعُوا رَبَّكُمْ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ
“Rabbinize boyun eğerek ve korkarak dua edin. Muhakkak ki O, haddi aşanları sevmez.” (el-A’râf 7/55)

Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Âlihi ve Sellem şöyle demiştir:


إِنَّهُ سَيَكُونُ فِي هٰذِهِ الْأُمَّةِ قَوْمٌ يَعْتَدُونَ فِي الدُّعَاءِ وَالطَّهُورِ
“Muhakkak ki yakında bu ümmet içerisinde, “Dua ve Taharet” hususunda haddi aşan bir topluluk olacaktır.”[16]

Duada haddi aşmak, uygun olmayan şeyi istemektir. Mesela peygamberlerin rütbesini veya bundan daha büyük bir şeyi istemektir. Nitekim bu şeyhlerden bir topluluğun dualarında yer alır. Meşru kılınmış olan taharetin fazlasını yapmak ise taharette haddi aşmak kapsamındadır. İnsanların çoğunun, dua ve taharet hususlarında haddi aştıklarını görürsün.”

Şeyh rahimehullah’ın bu ifadeleri “Ziyarat’ul Kubur” adlı eserinde geçmektedir. Geniş bilgi için bu kitabın Neda yayınları tarafından “Kabirleri Ziyaret Etmek ve Kabir Ehlinden Yardım İstemek” ismiyle yayınlanan tercümesine ve orada tarafımızdan yapılan açıklamalara müracaat edilebilir. Biz de bu alıntıyı oradan aktardık.

Bu alıntıdaki hususları özetleyecek olursak;

1- Zat ile tevessül hususunda sabit bir delil yoktur. Bu hususta sahih olarak rivayet edilen bazı hadislerin mevzuya delaletleri kat’i değildir. Bir kısım rivayetler ise sahih değildir. Bu husus, Feteva’nın 1.cildinde tafsilatlı olarak açıklanmıştır.

2- Ömer radiyallahu anh’ın Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in vefatından sonra yağmur duası için amcası Abbas radiyallahu anh’a dua ettirip onunla tevessül etmesi misalinde olduğu gibi sahabenin uygulamaları da bunun caiz olmadığını göstermektedir. Zira vefatından sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in zatıyla tevessül gibi bir imkan olsaydı, şüphesiz sahabe radiyallahu anhum bunu terkedip de makam itibariyle Onun altında olan diri kimselerle tevessülde bulunmazlardı.

3- Allah’tan başkasının ismini öne sürerek Allah’a dua etmenin caiz olmadığı görüşü İbnu Teymiyye’ye has değildir. Ebu Hanife ve ashabı bunu açıkça ifade etmiştir. Şafii fakihlerinden İzz bin Abdisselam da bunu ifade etmiş, sadece Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in zatıyla tevessül hususunda “eğer hadis sahih ise” kaydıyla tevakkuf etmiş, duraksamıştır. Lakin zikredilen hadisin mevzuya delil teşkil etmeyeceği izah edilmiştir. Velhamdulillah.
 1. Bu, Türkçe’de daha ziyade “Peygamber efendimizin ya da falan zatın yüzü suyu hürmetine veya hakkı için” şeklinde kullanılan dua şeklidir.
 
 2. İzz’ud Dîn bin Abdisselâm, Kitâb’ul Fetâvâ, Dâr’ul Ma’rife, sf. 126-127.

Doğrusu ise Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem veya yaratılmışlardan herhangi birisinin adıyla tevessülde bulunmamaktır. Ebû Hanîfe ve ashabının bu husustaki görüşü, “el-Muhît’ul Burhânî” adlı Hanefî fıkıh kitabında şöyle nakledilmektedir:

“Müntekâ adlı eserde şöyle gelmiştir:

Ebû Yûsuf kanalıyla Ebû Hanîfe’den şöyle nakledilmiştir: Hiç kimsenin Allâh’a, O’ndan başkası vasıtasıyla dua etmesi uygun değildir. Yine ‘Sana Arşının Sen’in yanındaki izzetli makamıyla dua ediyorum’ demesi kerih görülmüştür. Aynı yerde şöyle demektedir: Kendisine izin verilen ve rivayetlerde de gelen dua şekli Allâhu Teâlâ’nın şu kavlinden yola çıkılarak yapılandır:


وَلِلّٰهِ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى فَادْعُوهُ بِهَا
“En güzel isimler Allah’a aittir. Şu halde Ona o isimlerle dua edin.” (el-A’raf 7/180)

‘Arşının Sen’in yanındaki izzetli makamıyla’ sözü de kerih görülmüştür. Zira bununla dua edilmez.” (Burhanuddin İbnu Maze, el-Muhit’ul Burhani, 5/312-313)
 
 3. İbnu Mâce, Hadis no: 1385; Tirmizî, Hadis no: 3578; Nesâî, es-Sunen’ul Kubrâ, Hadis no: 10419-10421. Ayrıca İbnu Huzeyme, es-Sahîh, Hadis no: 1219.

Tirmizî’nin lafzı şöyledir:


عَنْ عُثْمَانَ بْنِ حُنَيْفٍ، أَنَّ رَجُلاً ضَرِيرَ الْبَصَرِ أَتَى النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ: اُدْعُ اللهَ أَنْ يُعَافِيَنِي. قَالَ: إِنْ شِئْتَ دَعَوْتُ، »وَإِنْ شِئْتَ صَبَرْتَ فَهُوَ خَيْرٌ لَكَ. قَالَ: فَادْعُهْ، قَالَ: فَأَمَرَهُ أَنْ يَتَوَضَّأَ فَيُحْسِنَ وُضُوءَهُ وَيَدْعُوَ بِهٰذَا الدُّعَاءِ: اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ وَأَتَوَجَّهُ إِلَيْكَ بِنَبِيِّكَ مُحَمَّدٍ نَبِيِّ الرَّحْمَةِ، إِنِّي تَوَجَّهْتُ بِكَ إِلَى رَبِّي فِي حَاجَتِي هٰذِهِ لِتُقْضَى لِيَ، اَللّٰهُمَّ فَشَفِّعْهُ فِيَّ
“Osman bin Huneyf Radiyallâhu Anh’tan rivayete göre, gözleri görmeyen bir adam Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e geldi ve: “Allâh’ın bana afiyet vermesi için benim için duâ et” dedi. Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem de: “İstersen duâ edeyim, istersen de sabret; bu senin için daha hayırlıdır” buyurdu. Adam: “Duâ et” dedi. Bunun üzerine Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem, ona güzelce abdest almasını ve şu duâlarla duâ etmesini emretti: “Allâh’ım! Rahmet Peygamberi, Peygamberin Muhammed ile Sen’den istiyor ve Sana yöneliyorum. Bu ihtiyacım konusunda ben Rabbime yöneliyorum. Allâh’ım! Onu bana şefaatçi kıl.”

Tirmizî dedi ki: “Bu hadis hasen sahih garibtir. Ancak bu şekliyle Ebû Cafer el-Hatmî’nin rivayetiyle bilmekteyiz. Osman bin Huneyf, Sehl bin Huneyf’in kardeşidir.”

Az ileride geleceği üzere bu hadis, vefatından sonra veya gıyabında Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in zatıyla -yüzü hürmetine, hakkı için vb. ifadelerle- tevessülün cevazına delil teşkil etmez. Zira bu olay Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in huzurunda cereyan etmiştir. Nitekim hadisin İbnu Mâce’de geçen lafzında bu zat şöyle demiştir:


يَا مُحَمَّدُ إِنِّي قَدْ تَوَجَّهْتُ بِكَ إِلَى رَبِّي فِي حَاجَتِي هٰذِهِ لِتُقْضَى، اَللّٰهُمَّ فَشَفِّعْهُ فِيَّ
“Ey Muhammed! Ben senin vasıtanla ihtiyacım hususunda onun giderilmesi için Rabbime yöneldim. Allâh’ım onu hakkımda şefaatçi kıl!”

Tîbî, bu hadisin şerhinde şöyle demektedir:

“Lakin Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’i kendisi için şefaatçi ve duanın kabulü için vesile kılmasından Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in bu hususta ortak olduğu anlaşılmamalıdır. Onun (Allâh’a hitaben) ‘Sana yöneldim’ sözünden sonra (Peygamber’e hitaben) ‘Senin vasıtanla yöneldim’ demesinde Allâhu Teâlâ’nın şu kavlinin manası bulunmaktadır:


مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلَّا بِإِذْنِهِ
“İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir?” (el-Bakara 2/255)

O, evvela Allâh’tan Peygamberine kendisine şefaatte bulunması için izin vermesini istemiş, sonra Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e kendisine şefaatçi olmasını isteyerek yönelmiştir. Sonra tekrar Allâh’a yönelerek ‘Onu hakkımda şefaatçi kıl’ demek suretiyle Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in şefaatinin kabul edilmesini istemiştir.” (Tîbî, Şerh’ul Mişkât, 6/1931)

İbnu Teymiyye Rahimehullâh da bu hadisin ‘zat ile tevessül’e delil olmayacağını şöyle izah etmektedir:

“Hadisin sonunda ‘Allâh’ım onu benim hakkımda şefaatçi kıl’ demiştir. Böylece bilinmiş olur ki Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem ona şefaatçi olur, o da onun şefaatiyle tevessülde bulunur, zatıyla değil! Nitekim sahabe de yağmur isteme hususunda onun duasıyla tevessülde bulunuyorlardı, tıpkı onun vefatından sonra Abbâs’ın duasıyla tevessülde bulundukları gibi…” (İbnu Teymiyye, el-İstigâsetu ve’r Raddu ale’l Bekrî, sf. 261-262)
 
 4. Görüldüğü üzere halef ulemasından bazılarının Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem ile ve salihlerle tevessüle cevaz vermesi “onların hakkı için” veya “yüzü suyu hürmetine” gibi sözlerle onların zatını vesile kılarak Allâh’tan yardım istemek manasındadır. Yoksa bizzat onlardan yardım isteme manasında bir tevessül değildir, bu selef ve halefin icmasıyla şirk olan bir ameldir. Salihlerin zatıyla tevessül ise İbnu Teymiyye’nin de belirttiği gibi selefin yapmadığı bidat bir ameldir, ancak kişi bundan dolayı müşrik olmaz çünkü neticede bidat olan bir yolla da olsa yardımı Allâh’tan beklemektedir. Vallâhu alem!
 
 5. İbn’us Sunnî, Amel’ul Yevmi ve’l Leyl, Hadis no: 85. Yakın lafızlarla; İbnu Mâce, Hadis no: 778, Ebû Sa’îd el-Hudrî Radiyallâhu Anh’tan.

Busirî, Zevâîd’de (1/98) İbnu Mâce’de yer alan hadis ile alakalı şu bilgiyi vermektedir: “Hadisin isnadı zayıf ravilerle doludur: Atiyye el-Avfî, Fudayl bin Merzûk, Fadl bin Muvâffak; bunların hepsi zayıftır. Lakin İbnu Huzeyme Sahîh’inde bunu Fudayl bin Merzûk’dan sahih addettiği bir kanalla rivayet etmiştir.”

Şeyh’ul İslam İbnu Teymiyye Rahimehullâh’ın işaret ettiği gibi -eğer sahihse- hadis, salih amellerle tevessülden bahsetmektedir. Zira Allâh’tan isteyenlerin hakkı onlara icabet etmesidir. (İbnu Teymiyye, Mecmû’ul Fetâvâ, 1/288)
 
 6. Buhârî, Hadis no: 2856; Muslim, Hadis no: 30.
 
 7. Farklı lafız ve manalar ile: Muslim, Hadis no: 2002; Tirmizî, Hadis no: 1862 ve 2492; Ebû Dâvûd, Hadis no: 3680; Ahmed, Musned, Hadis no: 21502, 27603. Tirmizî hadisin hasen olduğunu söylemiştir. Ebû Dâvûd’un rivayetinde ise Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Tînet’ul Habâl’in cehennem ehlinin irinleri olduğunu söylemiştir.
 
 8. Yakın lafızlarla Buhârî, Hadis no: 1010.
 
 9. Burasının neden “Dâr’ul Kad┠olarak isimlendirildiği hakkında farklı görüşler olsa da İbnu Hacer, bunların en doğrusunun şu olduğunu söylemektedir: Buranın asıl ismi “Dar’u Kadâ’i Deyn’i Umer” yani “Ömer’in borcunun ödendiği yer” idi. Burası Ömer Radiyallâhu Anh’a aitti. Vefatı esnasında bazı borçlarına karşılık buranın satılmasını vasiyet etmişti. (İbnu Hacer el-Askalânî, Feth’ul Bârî, 2/502)
 
 10. İbnu Hacer’in de işaret ettiği gibi, bu ifadeden maksad kuraklıktan dolayı develerin yiyecek bir şey bulamaması ve zayıflamaları, bu surette de insanların yolculuğa çıkamaz hale gelmeleridir. (İbnu Hacer el-Askalânî, Feth’ul Bârî, 2/502-503)
 
 11. Yakın lafızlarla Buhârî, Hadis no: 933, 1013-1021; Muslim, Hadis no: 897.
 
 12. Buhârî, Hadis no: 1008-1009.
 
 13. İsmi Ebu’l Esved Yezîd İbn’ul Esved el-Curaşî’dir. Şam’da en önde gelen tabiiler arasında yer almaktadır. Nebi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in hayatında Müslüman oldu. Abidler arasında yer almaktaydı. Dahhâk bin Kays Radiyallâhu Anh ondan yağmur duası talep ettiğinde ona şöyle seslendi: “Ey çokça ağlayan kişi! Ayağa kalk!” İbnu Mende, bazılarının onu sahâbîler arasında saydığını, fakat bunun ispat edilemediğini söylemektedir. Bkz: İbnu Hacer el-Askalânî, el-İsâbe, 6/547-548; İbnu Sa’d, Tabakât, 7/444; Zehebî, Siyeru A’lâm’in Nubelâ, 4/136-137.
 
 14. Bkz: İbnu Hacer el-Askalânî, el-İsâbe, 6/548; İbnu Sa’d, Tabakât, 7/444; Zehebî, Siyeru A’lâm’in Nubelâ, 4/137; Fesevî, el-Ma’rife ve’t Târîh, 2/380-381; İbnu Asâkir, Târîhu Dimeşk, 65/107-117, no: 8241.
 
 15. Tirmizî, Hadis no: 3371; Ebû Dâvûd, Hadis no: 1479. Tirmizî Rahimehullâh hadis hakkında şu notu düşmüştür: “Hadis bu vecihten gariptir. Biz bunu İbnu Lehî’a hadisinden başka bir yolla bilmiyoruz.”

Tirmizî Rahimehullâh bunun hemen ardından -“Hasen Sahih” kaydıyla- aynı manaya delalet eden şu hadisi rivayet etmiştir:


اَلدُّعَاءُ هُوَ الْعِبَادَةُ
“Dua, ibadetin bizzat kendisidir.” (Tirmizî, Hadis no: 3372)

Bu ikinci hadisi Nevevî “sahihlemiş” (Nevevî, el-Ezkâr, sf. 333), İbnu Hacer de senedinin “ceyyid (iyi)” olduğunu beyan etmiştir. (İbnu Hacer, Feth’ul Bârî, 1/49) Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem bu ikinci hadisin ardından Mümin 40/60. âyeti okumuştur. Vallâhu alem!
 
 16. Abdullâh bin Mugaffel Radiyallâhu Anh’tan. Yakın lafızlarla: Ebû Dâvûd, Hadis no: 96, 1480; İbnu Mâce, Hadis no: 3864; Ahmed, Musned, Hadis no: 16796; İbnu Hibbân, Sahîh, Hadis no: 6763-6764. İbnu Hacer, hadisin sahih olduğunu bildirmiştir. (İbnu Hacer el-Askalânî, et-Telhîs’ul Habîr, 1/387)
Kendisi de bir kral olan Halife Memun Nadr bin Şumeyl (ra)'a şöyle demiştir:
يَا أَبَا الْحَسَنِ الْإِرْجَاءُ دِينُ الْمُلُوكِ
"Ey Ebu'l Hasen! İrca (Mürcielik) kralların dinidir!" (ed-Dulabi, el-Esma ve'l Kuna, no: 832; ayrıca Lalekai, es-Sunne, no: 2818)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
2485 Gösterim
Son İleti 21.10.2016, 23:52
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
3302 Gösterim
Son İleti 18.03.2017, 16:11
Gönderen: AbdulAzim
KÖPEK ALIM SATIMI CAİZ Mİ?

Başlatan Tevhide Davet Fıkıh

0 Yanıt
2223 Gösterim
Son İleti 23.03.2017, 03:14
Gönderen: Tevhide Davet
KEDİ ALIM SATIMI CAİZ Mİ?

Başlatan Tevhide Davet Fıkıh

0 Yanıt
2136 Gösterim
Son İleti 23.03.2017, 03:28
Gönderen: Tevhide Davet
1 Yanıt
1181 Gösterim
Son İleti 31.10.2018, 23:42
Gönderen: Tevhid Ehli