Darultawhid

Gönderen Konu: TÂĞÛT’UN MANASI VE BAŞLICA ÇEŞİTLERİ  (Okunma sayısı 3342 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1238
  • Değerlendirme Puanı: +15/-0


TÂĞÛT’UN MANASI VE BAŞLICA ÇEŞİTLERİ

Şeyh'ul İslâm Muhammed bin Abd'il Vehhâb Rahimehullâh

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın adıyla,

Allâhu Teâlâ sana rahmet etsin bil ki;

Allâhu Teâlâ’nın Âdemoğluna ilk farz kıldığı şey tâğût’u inkâr edip Allâh’a îmân etmektir ve (bunun) delîli Allâhu Teâlâ’nın şu kavlidir:

“Andolsun ki biz her ümmete, ‘Allâh’a ibâdet edin ve tâğût’tan sakının!’ diye (emretmeleri için) bir Rasûl gönderdik…” (en-Nahl 16/36)


Tâğût’u İnkâr Etmenin Vasfı

Tâğût’u inkâr etmenin vasfına gelince:

- Allâh’tan başkasına ibâdet etmenin bâtıl olduğuna i’tikâd etmen (inanman),

- Allâh’tan başkasına ibâdet etmeyi terketmen,

- Allâh’tan başkasına ibâdet etmeye buğzetmen,

- Allâhu Teâlâ’dan başkasına ibâdet edenleri tekfîr etmen ve

- Onlara düşman olmandır.


Allâhu Teâlâ’ya Îmânın Manası

Allâhu Teâlâ’ya îmânın manasına gelince:

- Allâh’ın -başkası (ortağı ve benzeri) olmaksızın- ibâdet edilen (ve ibâdeti hak eden) yegâne ilah olduğuna i’tikâd etmen,

- Bütün ibâdet çeşitlerinin hepsini Allâhu Teâlâ’ya has kılman,

- O’nun dışındaki tüm ma’bûdlardan (ibâdet edilen sahte ilahlardan) ibâdeti nefyetmen,

- İhlâs (şirkten uzak tevhîd) ehlini sevmen,

- Onları velî (dost) edinmen,

- Şirk ehline buğzedip,

- Onlara düşmanlık etmendir.

İşte bu, İbrâhîm Aleyh’is Selâm’ın Milleti’dir (Dîni’dir). Öyle ki; her kim İbrâhîm Aleyh’is Selâm’ın Milleti’nden (Dîni’nden) yüz çevirirse kendi nefsini sefîh (aşağılık) kılmış olur.2 Allâhu Teâlâ’nın şu kavlinde kendisinden haber verdiği (güzel) örnek de budur:

“İbrâhîm ve onunla beraber olanlarda, sizin için güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine demişlerdi ki: Biz sizden ve sizin Allâh’tan başka ibâdet ettiklerinizden uzağız. Sizi reddettik. Sizler bir tek Allâh’a îmân edinceye kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir.” (el-Mümtehine 60/4)

Tâğût; (Allâh’tan başka ibâdet edilen her şey hakkında) genel (bir ifâde)dir. Buna göre Allâh’tan başka kendisine ibâdet edilen ve bu ibâdetten râzı olan her şey; ister ibâdet edilen bir ma’bûd isterse de kendisine tâbi olunan veyahut da Allâhu Teâlâ’ya ve Rasûlü Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e itâ’ate muhâlif olarak itâ’at edilen bir şey olsun, tâğût’tur.3

Tâğûtlar pek çoktur ve başlıcaları beş tanedir:

1. Allâhu Teâlâ’dan başkalarına ibâdete çağıran şeytândır, delîli Allâhu Teâlâ’nın şu kavlidir:

“Ey Âdemoğulları! Ben size, şeytâna ibâdet etmeyin, çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır, diye bildirmedim mi?” (Yâ-Sîn 36/60)4

2. Allâhu Teâlâ’nın hükümlerini değiştiren zâlim idâreciler, delîli Allâhu Teâlâ’nın şu kavlidir:

“Sana indirilene ve senden öncekilere indirilenlere îmân ettiklerini iddiâ edenleri görmedin mi? Reddetmeleri emrolunmuşken tâğût’a muhâkeme olmak istiyorlar. Şeytân da onları derin bir sapıklıkla saptırmak istiyor.” (en-Nisâ 4/60)3

3. Allâh’ın indirdiğinden başkası ile hükmeden, delîli Allâhu Teâlâ’nın şu kavlidir:

“…Kim Allâh’ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar kâfirlerin tâ kendileridirler.” (el-Mâ’ide 5/44)6

4. Allâhu Teâlâ’nın dışında gayb bilgisi iddiâ eden kişi, delîli Allâhu Teâlâ’nın şu kavlidir:

“O, gaybı bilendir. Kendi gaybını kimseye açmaz (ona muttali kılmaz). Ancak Rasûlleri içinde râzı olduğu kimseler müstesnâ. Çünkü Rasûl’ün önüne ve arkasına izleyiciler (gözetleyiciler) dizer.” (el-Cinn 72/26-27)

Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Gaybın anahtarları O’nun katındadır; O’ndan başka kimse O’nu bilemez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir. Bir yaprak bile düşmesin ki onu biliyor olmasın. Yeryüzünün karanlıklarında tek bir tane bile olsa yaş ve kuru hiçbir şey müstesnâ olmamak üzere hepsi apaçık bir kitaptadır.” (el-En’âm 6/59)7

5. Allâhu Teâlâ’dan başka (kendisine) ibâdet edilen ve bundan râzı olan, delîli Allâhu Teâlâ’nın şu kavlidir:

“Onlar içinde kim, ‘ben Allâh’tan başka bir ilahım’ der ise işte onu cehennemle cezâlandırırız. Zulmedenleri işte böyle cezâlandırırız.” (el-Enbiy⒠21/29)8

Bil ki; insan tâğût’u inkâr etmediği müddetçe Allâh’a îmân etmiş olmaz, delîli Allâhu Teâlâ’nın şu kavlidir:

“Dînde zorlama yoktur. Şüphesiz, rüşd (doğruluk, hak) sapıklıktan ayrılmıştır.9 Kim tâğût’u reddedip Allâh’a îmân ederse kopmak bilmeyen sağlam kulpa yapışmış olur. Allâh Semî’dir (her şeyi işitendir), Alîm’dir (her şeyi bilendir).” (el-Bakara 2/256)

er-Rüşd: Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in dînidir.

el-Ğayy: Ebû Cehil’in dînidir.

el-Urvet’ul Vuskâ (sağlam kulp): Allâhu Teâlâ’dan başka -ibâdete lâyık, hak- ilah olmadığına şehâdette bulunmaktır.10

La ilahe illallâh (Allâh’tan başka -ibâdete layık, hak- ilah yoktur) kelimesi; hem nefyi (reddi), hem de isbâtı içermektedir. Şöyle ki;

{“La ilahe (ilah yoktur)” manasına gelen kısmıyla} bütün ibâdet çeşitlerini Allâhu Teâlâ’dan başkasından nefyeder ve

{“İllallâh (Allâh hâriç)” manasına gelen kısmıyla ise} bütün ibâdet çeşitlerinin hepsini bir olan ve ortağı bulunmayan Allâh için isbât eder.



Alıntı
Açıklamalar:

1- Elinizdeki bu risâle, bizim başlıkta verdiğimiz ismiyle beraber Şeyh Rahimehullâh’ın eserlerinden derlenmiş olan, “Müellefât’uş Şeyh Muhammed bin Abdilvehhâb” isimli mecmûanın 1. cilt, 376-378. sayfaları arasında yer almaktadır. Bizim tercümeye esâs aldığımız nüshâ budur. Bu risâle ayrıca “ed-Durar’us Seniyye”, 1/161-163 sayfaları arasında başlıksız olarak yer almaktadır. Bu zikrettiğimiz nüshâlar arasında kayda değer bir farklılık yoktur.

2- Müellif Rahimehullâh şu âyete atıf yapmaktadır:


﴿وَمَن يَرْغَبُ عَن مِّلَّةِ إِبْرَاهِيمَ إِلاَّ مَن سَفِهَ نَفْسَهُ وَلَقَدِ اصْطَفَيْنَاهُ فِي الدُّنْيَا وَإِنَّهُ فِي الْآخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحِينَ.﴾ [البقرة: 130]

“Kendi nefsini aşağılık kılandan başka, kim İbrâhîm’in dîninden yüz çevirir? Andolsun, biz onu dünyada seçtik, gerçekten âhirette de o sâlihlerdendir.” (el-Bakara 2/130)

3- (İmâm) Mâlik Rahimehullâh ve başka birçok müfessir şöyle demiştir:

“Tâğût, Allâhu Teâlâ’dan başka kendisine ibâdet edilendir.”

İmâm Mâlik’in öğrencisi İbnu Vehb, “el-Câmî fî Tefsîr’il Kur’ân” adlı eserinde (2/135 no: 270) ondan rivâyet etmiştir. Ed-Durr’ul Mensûr, 2/22’de el-Bakara 2/256. âyetin tefsîrinde belirtildiği üzere bunu İbnu Ebî Hâtim de rivâyet etmiştir. Ayrıca Nevevî Rahimehullâh şöyle demiştir:

Leys, Ebû Ubeyde, el-Kisâî ve lügat âlimlerinin cumhûru şöyle demişlerdir:

“Tâğût, Allâhu Teâlâ’dan başka kendisine ibâdet edilen her şeydir.” (Nevevî, Sahîh-i Müslim Şerhi, 3/18; Türkçesi için bkz. İmam Muhyiddin En-Nevevî, Sahîh-i Müslim Şerhi el-Minhâc, Polen Yayınları, 2/283)

4- Ömer İbn’ul Hattâb Radıyallâhu Anh şöyle demiştir:

“Tâğût, şeytândır.”

Sahîh-i Buhârî, Tefsîr Kitâbı, en-Nisâ 4/43. âyetle alâkalı bölümde bunu ta’lik yoluyla (senedi hazfederek) nakletmiştir. Hâfız İbnu Hacer Rahimehullâh rivâyetin isnâdının “kaviyy (kuvvetli)” olduğunu söylemiştir. (İbnu Hacer, Feth’ul Bârî, 8/252; Türkçesi için bkz. İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l-Bârî Muhtasarı, Polen Yayınları, 9/30)

Bu eseri ayrıca Tâberî, Tefsîri’nde no: 5834-5835’de ve İbnu Kesîr, Tefsîr’inde, 1/523’de el-Bakara 2/256. âyetle alâkalı bölümde tahrîc etmişlerdir. Yîne ed-Durr’ul Mensûr, 2/22’de belirtildiği üzere Firyâbî ve Sa’id bin Mansûr da bu eseri rivâyet etmişlerdir.

4 Mücâhid, tâğût hakkında şöyle demiştir:


”اَلشَّيْطَانُ فِي صُورَةِ الْإِنْسَانِ يَتَحَاكَمُونَ إِلَيْهِ وَهُوَ صَاحِبُ أَمْرَهُمْ“.

“Bu, onların yöneticisi konumunda olup kendilerine muhâkeme oldukları insan sûretindeki şeytândır.” (Suyûtî, ed-Durr’ul Mensûr 2/22’de zikretmiş ve İbnu Cerîr, İbnu Munzir ve İbnu Ebî Hâtim’e nisbet etmiştir.)

6- Şeyh Rahimehullâh’ın Allâh’ın hükümlerini değiştiren idareciler ile Allâh’ın indirdiğinden başkasıyla hükmeden idarecileri ayrı zikretmesi üzerinde düşünülmelidir...

Zîrâ Allâh’ın hükümlerini değiştirmek, tebdîl etmek, bunlara muhâlif yeni kanunlar koymak (teşri’) ayrı bir küfür ve tâğûtluk çeşidi iken; bu mübeddel (değiştirilmiş) yeni bâtıl şeri’at ile (kanun ile) hükmetmek ise ayrı bir küfür ve tâğûtluktur. Bunların her ikisi de şirk ve küfürdür.

Bu tâğûtların icâd ettikleri ve hükmettikleri kanunları ihtilâfların çözüm merciî edinmek sûretiyle bunlara muhâkeme olmak da başka bir küfür çeşididir.

Böylece hüküm ve teşri’ şirki ile alâkalı üç ayrı şirk çeşidi ortaya çıkmaktadır:

Birincisi, teşri’/yasama şirki;

İkincisi, küfür yasalarıyla hükmetme şirki,

Üçüncüsü de bu tâğûtî yasalara muhâkeme olma şirki…

Bunların hepsi birbirini gerektirmektedir ve birbiriyle bağlantılıdır, bu nokta üzerinde düşünülsün…

7- Bu babtan olmak üzere İkrime, (gaybı bildiğini iddiâ eden) kâhinlerin tâğût olduğunu söylemiştir.

Sahîh-i Buhârî, Tefsîr Kitâbı, en-Nisâ 4/43. âyetle alâkalı bölümde (Buhârî, 6/45) bunu ta’lik yoluyla (senedi hazfederek) nakletmiştir.

Suyûtî, bu rivâyeti İbnu Ebî Hâtim’e isnâd etmiştir. Suyûtî, aynı yerde Ebu’l Alîye’den tâğût’un sihirbaz olduğu görüşünü nakledip rivâyeti İbnu Cerîr et-Tâberî’ye nisbet etmiştir ki bu da aşağı yukarı aynı manayı ifâde eder. (Suyûtî, ed-Durr’ul Mensûr, 2/22)

Vallâhu A’lem!

8- Şeyh Ebâ Butayn en-Necdî Rahimehullâh tâğût hakkında âlimlerin birtakım sözlerini naklettikten sonra şöyle demiştir:

“Âlimlerin Rahimehumullâh bu sözlerinden çıkan sonuca göre;

Tâğût ismi, Allâhu Teâlâ’dan başka ma’bûd olarak tanınan bütün varlıkları ve bâtıla çağıran, bu bâtılları güzel gösteren tüm dalâlet önderlerini içine alır.

Yine insanların aralarında Allâhu Teâlâ ve Rasûlü Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in hükmüne aykırı olan câhiliye hükümleriyle hükmedilmesi için tâyin ettiği kimseleri de içine alır.

Aynı şekilde kâhinleri, sihirbâzları, put (ve puthane) bekçilerini, kabirde yatan kimselerin ve benzerlerinin kendisine gelenlerin ihtiyâçlarını karşılayacağını, şöyle şöyle yapacağını vehmettiren ve aslında yalan olan yahut da şeytânların kabirde yatan kimsenin hakîkaten insanların yardımına koşup ihtiyâçlarını giderdiği vehmini insanlarda uyandırabilmek ve bu sûrette onları büyük şirke ve onun alt dallarına yönlendirmek amacıyla yaptıkları işlerden ibâret olan, câhilleri saptırıcı nitelikteki yalan hikâyeler uyduranları da kapsar.

Bütün bunların aslı ve en büyüğü de şeytândır. İşte bu en büyük tâğûttur.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ en iyisini bilendir.” (ed-Durar’us Seniyye, 2/301-302)

9- Müellif Rahimehullâh -“Rüşd” ve “Ğayy” kavramlarının açıklamasına metinde yer vermesine rağmen, âyetin yalnızca son kısmını zikretmiştir. Konu bütünlüğü sağlamak için âyetin ilk kısmına da metinde yer verdik.

10- Bu kavramla alâkalı “Kelime-i Tevhîd’in Tefsîri” adlı risâlenin girişindeki ilgili açıklamaya mürâcaat ediniz.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
4402 Gösterim
Son İleti 10.06.2015, 01:35
Gönderen: İbn Teymiyye
0 Yanıt
3657 Gösterim
Son İleti 24.06.2015, 22:36
Gönderen: Tevhid Ehli
2 Yanıt
2197 Gösterim
Son İleti 30.08.2020, 01:00
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
2889 Gösterim
Son İleti 23.07.2020, 19:55
Gönderen: Tevhid Ehli
2 Yanıt
729 Gösterim
Son İleti 28.12.2019, 02:46
Gönderen: Tevhid Ehli