Darultawhid

Gönderen Konu: KADINLARIN ÖRTÜNMESİ NASIL OLMALIDIR - İBNU TEYMİYYE  (Okunma sayısı 218 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Teymullah

  • Özel Üye
  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 44
  • Değerlendirme Puanı: +1/-0
  • تَيْمُ الله اَلسَّلَفِي
بسم الله الرحمن الرحيم

Kadınların Örtünmesi Nasıl Olmalıdır

Şeyhu'l İslam İbnu Teymiyye Rahmetullahi Aleyh


Mecmû'u'l Fetâvâ, 22/109-120

Hanımlara Fetvalar, Beka Yayınları, sf. 45-55



Kadının Ziyneti

Kadının, namazda gizli olan ziynetini açması yasak olmasına rağmen, görünen ziynetini açması caizdir. Selef, görünen ziynet hususunda ihtilaf etmiş ve iki farklı görüşe ayrılmıştır. İbn Mesud radıyAllahu anh ve onun gibi düşünenler, birinci görüşü temsil ederler: Onlar, “Görünen ziynet elbisedir.” demişlerdir. İbn Abbas radıyAllahu anhuma ve onun gibi düşünen ikinci görüş sahipleri ise; “Görünen ziynet, yüz ve ellerde bulunan sürme, yüzük gibi şeylerdir.” demişlerdir. Fıkıh âlimleri yabancı kadına bakmak hususunda da iki farklı görüşe sahiptir. Bazıları, “Yabancı kadının yüzüne ve ellerine şehvetsiz olarak bakmak caizdir.” demiştir. Bu görüş, Hanefî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinden bazı kimselerin görüşüdür. Hanbelî mezhebindeki kuvvetli görüşe göre ise yabancı kadına bakmak caiz değildir. Zira kadının, tırnağına varıncaya kadar her yeri avrettir. Bu, aynı zamanda İmam Mâlik’in de görüşüdür.

Meselenin hakikati şudur: Muhakkak ki Allah Teala ziyneti, görünen ziynet ve görünmeyen ziynet olmak üzere ikiye ayırmıştır. Kadının, görünen ziynetini kocasından başkalarına ve mahremlerine göstermesi caizdir. Hicab ayeti nazil olmadan önce, kadınlar dışarıya cilbab (dış örtü) giymeden çıkarlardı ve erkekler onların yüzleri ile ellerini görürdü. O zaman kadınların yüz ve ellerini göstermeleri ve bunlara bakılması yasak değildi. Zira bunların gösterilmesi caizdi. Sonra Allah azze ve celle hicap ayeti olarak bilinen şu ayeti indirdi: “Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine almalarını söyle.” (Ahzab, 59) Bunun üzerine kadınlar, erkeklerin kendilerine bakmaması için örtünmeye başladılar. Bu, Zeyneb bint Cahş radıyAllahu anha’nın düğününde olmuştu. Bu ayet nazil olunca perdeler indirildi ve kadınlara bakmak yasaklandı. Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem, Hayber yılı Safiyye bint Huyey radıyAllahu anha’yı esirler arasından seçtiği zaman sahabiler “Eğer ona örtünmesini emrederse, o, artık mü’minlerin annelerinden biri olmuştur. Eğer örtünmesini emretmezse, onu cariye olarak almış demektir.” dediler. Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem ona örtünmesini emretti ve böylece onu, kendisine eş olarak seçtiğini anladılar.

Allah azze ve celle, onlardan ancak perde arkasından bir şey istenilmesini ve peygamber hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin hanımlarına cilbablarını yani dış örtülerini üzerlerine almalarını emretmiştir. İbn Mesud radıyAllahu anh ve diğerleri cilbabın rida olduğunu, çoğunluk ise izar olduğunu söylemiştir. Bu, başı ve bütün vücudu örten büyük bir izardır. Nitekim Ebu Ubeyd ve diğer âlimler şu şekilde bir bilgi nakletmişlerdir: “Cilbab, baş üzerinden salınan, yalnızca gözleri açıkta bırakan bir elbisedir. Kadınların yüzlerini örttükleri nikab da buna benzer.” Sahîh’te yer alan bir rivayette Hz. Peygamber: “İhramlı kadın nikab (peçe) ve eldiven giyemez.”[1] demiştir. Kadınlar, tanınmamaları için cilbab giymekle emrolunduklarına göre, bu örtü yüzü de örtmelidir. Yahut yüz nikab (peçe) ile örtülmelidir. Yüz ve eller, kadınların yabancılara göstermemekle emrolundukları ziynetlerdir. Geriye yabancıların görmesi için sadece dış elbisesi kalmaktadır. İbn Mesud radıyAllahu anh hicab ayetinin nazil olmasından sonraki durumu, İbn Abbas radıyAllahu anhuma ise ilk durumu dikkate almıştır. Nur suresinin 31. ayetinde, mahremlere ve mahrem olmayanlara gösterilmesine izin verilen ziynet zikredilmiştir. Yüzün açılması hususundaki hadis ise sadece mahremler hakkındadır. Ayette “Kendi kadınları (mü’min kadınlar), ellerinin altında bulunanlar (köleleri), erkeklerden, ailenin kadınına şehvet duymayan hizmetçi...” (Nur, 31) gibi kimseler zikredilmiştir. Kadın, bu sayılanların dışındakilere karşı açılamaz. “Kendi kadınları” ifadesi, müşrik kadınlardan örtünmelerini gerektirir. Müşrik bir kadın, Müslüman bir kadın gibi kabul edilemez ve Müslüman hanımlar onlarla beraber hamama giremezler. Fakat Yahudi kadınlar Aişe radıyAllahu anha’nın ve başka sahabi hanımların yanına girer, onların ellerini ve yüzlerini görürdü. Erkekler ise böyle değildir. Bu, görünmeyen ziynet hakkındaki durumdur. Görünen ve görünmeyen ziynetler, gösterilmesi caiz olan kimselere göre farklılık arz ederler. Bu yüzden, kadının akrabalarına gösterebileceği gizli ziynetleri bulunduğu gibi, akrabası da olsa kocasından başka kimseye gösteremeyeceği gizli ziynetleri de vardır.

“Başörtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler.” (Nur, 31) ayeti de görünen ziynete değil, gizli ziynet olan boyun ve boyuna takılan gerdanlık gibi takıların gizlenmesi gerektiğine delalet etmektedir.



Şu soru soruldu: Kadın, erkeklere karşı nasıl örtünmelidir? Kadının, kadınlara karşı özel avreti var mıdır?

İbn Teymiyye bu soruya şu şekilde cevap verdi: Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Bir erkek diğer erkeğin avretine bakamaz.[2] Kadın da diğer kadının avretine bakamaz.” Yine Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Avretini eşin ve cariyen dışındakilerden koru!” Bunun üzerine şöyle sordum: “Eğer insanlar, kadın erkek karışık bir ortamda bulunurlarsa, bu durumda avretle ilgili hüküm nedir? Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Avretini hiç kimseye göstermemeye gücün yeterse sakın avretini gösterme!” Ben:

“Eğer birimiz, tek başına, boş bir yerde bulunursa bu durumda hüküm nedir?” diye sordum. Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem:

“Allah, kendisinden hayâ edilmeye daha layıktır.” buyurdu.[3]

Bir erkeğin başka bir erkekle ve bir kadının başka bir kadınla aynı örtü altında bulunmaları yasaklanmıştır. Çocuklar hakkında da şöyle buyurulmuştur: “Onlara, yedi yaşlarına geldikleri zaman namaz kılmalarını emredin. On yaşlarına geldiklerinde ise namaz kılmazlarsa onları hafifçe dövün ve yataklarını ayırın.”[4] Avrete bakmak ve dokunmak da yasaklanmıştır. Zira bu, çirkin ve kötü bir davranıştır.

Kadınlarla erkeklerin bir arada bulunması durumu ile evlenme isteği ve namazdaki durumu olmak üzere kadının üç hali vardır. Muhakkak ki kadının, tek başına namaz kılsa da başörtüsü ile örtünmesi emredilmiştir. Namaz dışında kadının evinde başını açması caizdir. Namazda ziynetini örtmesi, Allah’ın hakkı olması sebebiyledir. Gece karanlığında yalnız başına olsa dahi, hiç kimse Ka’be’yi çıplak olarak tavaf edemez, yalnız başına da olsa çıplak olarak namaz kılamaz. Buradan anlaşılıyor ki namazda ziyneti örtmek, insanlardan gizlemek için değildir. Bu, başka bir durum sebebiyledir.

O halde namaz kılan kimse, namaz dışında göstermesi caiz olmayan yerlerini, namazda da örter. Kadın, erkeklere karşı örtmediği yerlerini, namazda da örtmeyebilir.

Birincisine örnek omuzlardır. Nitekim Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem kişinin, omzunu kapatmayan tek elbise giyerek namaz kılmasını yasaklamıştır.[5] Bu yasak namazla ilgilidir. Fakat erkeğin namaz dışında omuzlarını açması caizdir. Aynı şekilde kadınlar da namazda başlarını örterler. Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem: “Allah, hayız görme çağına gelmiş bir kadının namazını başörtüsüz olarak kabul etmez.”[6] buyurmuştur. Kadın, kocasının ve mahrem akrabalarının yanında başını örtmez. Nitekim gizli ziynetlerini bunlara göstermesi caizdir. Fakat namazda başını ne bunlara, ne de başkalarına karşı açabilir.


Yabancılara karşı kadının yüzünü, ellerini ve ayaklarını açması:

İki görüşten sahih olanına göre; kadın, yüzünü, ellerini ve ayaklarını yabancı erkeklere gösteremez. Hicab ayeti ile nesh vaki olmadan önceki durumun aksine kadın, elbisesinden başka bir şeyi onlara gösteremez. Müslümanların ittifakıyla, namazda bu şekilde örtünmesi gerekmez. Hatta âlimlerin çoğunluğuna göre kadının namazda yüzünü ve ellerini açması caizdir. Ebu Hanife, Şâfii ve diğer âlimler de bu görüştedir. Kendisinden gelen iki rivayetten birine göre Ahmed b. Hanbel de böyle söylemiştir. Ebu Hanife’ye göre namazda kadının ayaklarını kapatmaması caizdir. Bu, kuvvetli bir görüştür. Zira Aişe radıyAllahu anha ayakları, görünen ziynetten saymıştır. “Süslerini, kendiliğinden görünen kısmı müstesna, açmasınlar.” (Nur, 31) ayeti hakkında Aişe radıyAllahu anha: “Bu, ayak parmağında bulunan gümüş yüzüktür.” demiştir. Bu hadisi İbn Ebi Hatim rivayet etmiştir. Bu, önceki durumda kadınların yüzlerini ve ellerini gösterdikleri gibi, ayaklarını da gösterdiklerine delalet etmektedir. Onlar eteklerini sarkıtıyorlardı ve yürüdükleri zaman ayakları gözüküyordu. Çünkü onlar ayakkabı ile yürümüyorlardı. Bu yüzden namazda ayaklarını örtmeleri zor oluyordu. Nitekim Ümmü Seleme radıyAllahu anha şöyle demiştir: “Kadınlar, ayaklarının üzerini örten boyalı elbise ile namaz kılarlardı.”

Sonuç olarak; kadının, evinde kıldığı namazda cilbab giymesinin gerekmediği nas ve icma ile sabit olmuştur. Bu örtünme, sadece evinin dışında kıldığı namazlarda gereklidir. Evinde kıldığı namazlarda yüzü ve elleri görünebilir. Bakma hususunda avret olsalar da bunlar namazda avret değildirler.

İbn Mesud radıyAllahu anh: “Görünen ziynet elbisedir.” demiş, kadının tırnağına kadar tamamen avret olduğunu söylememiştir. Bilakis bu, Ahmed b. Hanbel’in sözüdür. Yani Ahmed b. Hanbel, namazda da bunu şart koşmuştur. Fıkıh âlimleri bu konuya “Avretin örtülmesi konusu” demiştir. Bu, Rasûlullah sallAllahu aleyhi ve sellem’in sözü değildir. Kitap ve sünnette, namaz kılanın avret yerlerini örtmesi diye bir husus geçmez. Hatta Allah Teala: “Her mescit yanında ziynetlerinizi takının.” (Araf, 31) buyurmuş, Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem de Ka’be’nin çıplak olarak tavaf edilmesini yasaklamıştır. Namaz bu konuda daha önceliklidir.


Kadının namazda ellerini örtmesi:

Kadının namazda ellerini örtmekle emrolunması gerçekten uzak bir ihtimaldir. Yüzün secde etmesi gibi eller de secde eder. Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem zamanında kadınların, sadece üzerlerine örttükleri elbiseleri vardı. Un öğüttüklerinde, hamur yoğurduklarında ve ekmek yaptıklarında elleri açılırdı. Şayet kadınların namazda ellerini örtmeleri vacip olsaydı, Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem bunu mutlaka insanlara söylerdi. Ayaklar da böyledir. Fakat Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem kadınlara, sadece elbise giymelerini ve başlarını örtmelerini emretmiştir. Onlar da elbiseleri ve başörtüleri ile namazlarını kılmışlardır. Kadınlar, eteklerin boyunun ne kadar olacağını Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem’e sorduklarında ise Hz. Peygamber “Bir karış.” sarkıtmalarını emretmiştir. “Öyle yaparsak baldırlar gözükebilir.” dediklerinde ise, “O halde bir zira sarkıtırsınız, fazla değil.” buyurmuştur.[7]

Ömer b. Ebi Rebia şöyle demiştir:

Bize öldürmek ve savaş gerek,
Kadınlara ise etekleri sürümek.


Kadınlar, evden çıktıklarında böyle yaparlardı. Bu yüzden kadınların eteklerinin pis yerlere sürünmesi Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem’e sorulmuş, o da: “Ondan sonra gelen temiz yer, onu temizler.” buyurmuştur. Ev içinde ise kadın böyle giyinmez. Nitekim kadınlar, bundan sonra dışarı çıktıklarında, baldırlarını örtmek için ayakkabı giymişlerdir. Onlar bu ayakkabıları evde giymezlerdi. Bu yüzden “Öyle yaparsak baldırlar gözükebilir.” demişlerdi. Kastettikleri, baldırların örtülmesidir. Zira etek topukların üzerinde olursa, yüründüğü zaman baldırlar gözükür.

Nitekim şu hadis rivayet edilmiştir: “Kadınları (dış) elbisesiz bırakınız ki, uzun süre evlerinde kalsınlar.”[8] Yani kadın dışarı çıkmak için elbise bulamadığı zaman evde durur. Müslümanların hanımları namazları evlerinde kılarlardı Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem: “Allah’ın kadın kullarını, Allah’ın mescitlerinden alıkoymayınız. Evlerinde namaz kılmaları ise kendileri için daha hayırlıdır.”[9] buyurmuştur. Kadınlara, ayaklarını örtmeleri için ne ayakkabı, ne de çorap giymelerini emretmiştir. Aynı şekilde ellerini örtmeleri için eldiven veya başka bir şey de emretmemiştir. Bu da, yanında yabancı erkekler yoksa kadının namazda ellerini ve ayaklarını örtmesinin farz olmadığına delalet eder.

Şu şekilde bir hadis rivayet edilmiştir: “Şüphesiz melekler gizli ziynetlere bakmazlar. Eğer kadın başörtüsünü ve elbisesini çıkarırsa ona bakmazlar.”[10] Bu söz, Hatice radıyAllahu anha’dan rivayet edilen bir hadiste geçmektedir.

Bu, namaz için farz kılınan elbise ve başörtünün ölçüsüdür. Nitekim erkeğe de, geniş elbise içinde namaz kılması halinde, ona sarınarak avretini ve omuzlarını örtmesi emrolunmuştur. Erkeğin namazda omuzlarını örtmesi, kadının başını örtmesi gibidir. Zira o, entari veya onun yerine geçecek bir elbise ile namaz kılar. İhramda ise entari ve cübbe kadar bir elbise dahi giyemez. Nitekim kadın da ihramde iken peçe ve eldiven giyemez. Erkek ihramda başını da örtemez.

Kadının yüzü hakkında Hanbeli mezhebi ile diğer mezheplerde iki farklı görüş vardır. Kadının yüzünün (ihramda iken) erkeklerin başı mesabesinde olduğu ve bu yüzden yüzünü örtemeyeceği söylenmiştir. Aynı şekilde, kadının yüzü de elleri gibidir, denilmiştir. Kadın peçeyle veya yüzünü örten başka bir şeyle, ihramda iken yüzünü örtemez. Ama başka bir şeyle bu örtünmeyi sağlayabilir. Doğru olan da budur. Zira Peygamber sallAllahu aleyhi ve sellem sadece eldiven ve peçe kullanılmasını yasaklamıştır.[11]

Kadınlar, ihramda iken erkeklere karşı örtünmek için örtülerini yüzleri üzerine salarlardı.”[12] Fakat bunu yüzlerine dokunmayacak şekilde yaparlardı. Buradan anlaşılıyor ki kadının yüzü, erkeklerin ve kendilerinin elleri gibidir. Böylece, daha önce de geçtiği gibi, kadının tamamen avret olduğu, yüzünü ve ellerini örtmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Ancak kadınlar normal elbiseler dışındaki bir şeyle örtünürler. Nitekim erkekler şalvar giyemezler ama izar giyerler.

 1. Buhâri, Cezâu's-Sayd 13; Ebu Davud, Menâsik 31; Tirmizi, Hac 18; Nesâi, Menâsiku'l-Hac 33; Ahmed b. Hanbel, 2/119.
 2. Müslim, Hayz 74; Ebu Davud, Hamâm 2; Tirmizi, Edeb 38; İbn Mâce, Tahâre 137.
 3. Ebu Davud, Hamâm 2; Tirmizi, Edeb 22; İbn Mâce, Nikâh 28.
 4. Ebu Davud, Salât, 26; Ahmed b. Hanbel, 2/180-187.
 5. Buhâri, Salât 5; Müslim, Salât 277; Nesâi, Kıble 18.
 6. Ebu Davud, Salât 84; Tirmizi, Salât 160; İbn Mâce, Tahâre 132.
 7. Ebu Davud, Libâs 37; Tirmizi, Libâs 9; İbn Mâce, Libâs 13; Nesâi, Zine 105.
 8. Taberâni, Mu'cemu'l-Kebir, 19/438; Mu'cemu'l-Evsad, 2/221.
 9. Buhâri, Cum'a 13; Müslim, Salât 136; Ebu Davud. Salât 52; İbn Mâce, Mukaddime 2.
 10. Sahih değildir. Müellif de bunu kesin ifadeyle değil, temriz sigası ile rivayet etmiştir.
 11. Buhari, Cezau’s-Sayd 13; Ebu Davud, Menasik 31; Tirmizi, Hac 18.
 12. Esma binti Ebi Bekr radıyAllahu anha şöyle demiştir: “Biz ihramda iken erkeklere karşı yüzlerimizi örterdik ve ihramdan önce saçlarımızı tarardık.” (Hakim, Müstedrek, 2/16. Hakim hadisin sahih olduğunu söylemiş, Zehebi de bunu onaylamıştır.)

 

Related Topics