Darultawhid

Gönderen Konu: İMAM ZEHEBİ’YE ATFEDİLEN “İBNU TEYMİYYE’YE NASİHAT” RİSALESİ HAKKINDA  (Okunma sayısı 167 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 2065
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0

Bismillahirrahmanirrahim,

Bu bölümde inşaallah, Şeyhulislam İbnu Teymiyye’nin öğrencisi olan Hafız Zehebi’ye (v. 748H) nisbet edilen “en-Nasihat’uz Zehebiyye li İbni Teymiyye” yani “Zehebi’nin İbni Teymiyye’ye Nasihatı” başlığıyla neşredilen risale üzerinde duracağız. Bilhassa günümüzde selef akidesine muhalif olan çevreler bu risaleyi sık sık gündeme getirmekte ve bizzat öğrencisinin dahi İbnu Teymiyye’yi tenkid ettiğini ileri sürerek buradan İbnu Teymiyye’nin sapıklığına (!) delil çıkartmaya çalışmaktadırlar. Bu risale ilk defa –Allah layık olduğu şekilde muamele buyursun- Zahid el-Kevseri tarafından yine Zehebi’ye ait olan Zegal’ul İlm adlı eserin sonunda neşredilmiştir. Şimdi önce risalenin tam metnini zikredeceğiz, ardından da konuyla alakalı değerlendirmelerimizi sunacağız inşaallah.

Hamd Allah’a mahsustur. Ya Rabb, hata edersem bana merhamet eyle; sürçersem beni kaldır! Benim imanımı koru! Hüznümün azlığına ne kadar da üzülürüm! Sünnete ve Sünnet ehlinin kalmamasına ne kadar yanarım!.. Ağlamak için bana yardımcı olacak mü’min kardeşlere ne kadar da hasretim!.. İlmin kandilleri, takva ehli ve hayır hazineleri olan insanları kaybetmemize ne kadar da üzülüyorum,!.. Ah… Helâl bir dirhem, mûnis bir kardeş bulabilsem!..

Ne mutlu kendi kusurlarıyla uğraşmaktan insanların kusurlarını görmeyen kimseye!.. Ne kadar yazık insanların kusurlarıyla uğraşmaktan kendi kusurlarını görmeyen kimseye!..Sen kendi gözündeki merteği unutarak din kardeşinin gözündeki mili görmeye ne zamana kadar devam edeceksin? Ne zamana kadar kendini, fesahatini ve sözlerini övecek; ulemayı zemmedecek ve insanların kusurlarını araştıracaksın? Hâlbuki sen Rasûl sallallahu aleyhi ve sellem’in bunu nehyettiğini bilmektesin: “Ölülerinizi hayırdan başka bir şeyle anmayın; çünkü onlar yaptıkları şeylerin neticesine ulaşmışlardır”[1]
 
Evet, kendini aklamak için bana ‘Benim kınamam ancak şu İslâm’ın kokusunu duymayanlara, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’in getirdiği dini bilmeyenlere yöneliktir ki bu da bir tür cihaddır…’ diyeceğini biliyorum. Evet! Vallahi onlar bir kulun amel ettiği zaman kurtulacağı şeylerden pek çok hayrı bildiler. Kendilerini alâkadar etmeyen şeylerden de pek çoğunu bilmediler. “Kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi İslamının güzelliğindendir.”[2]

Be adam! Sana Allah için yalvarıyorum. Bizden vazgeç. Çünkü sen tartışmacı ve dili keskin birisin. Yerinde durmaz ve uyumazsın.

Dinde mugalâta sayılan şeylerden sakının! Senin Peygamberin -sallallahu aleyhi ve sellem- sorulardan hoşlanmamış, onları ayıplamış ve çok sual sormayı nehyederek ‘Gerçekten ümmetim için en ziyade korktuğum şey dili keskin (ağzı laf yapan)  münafıktır’ buyurmuştur.[3]

Delilsiz çok söz helâl ve harama dair olursa kalbi katılaştırır. Acaba Yunusîlerin ve feylesofların ibareleri ile kalpleri kör eden şu küfriyat hakkında olursa ne buyurulur?

Vallahi şu âlemde maskara olduk. Acaba biz onlara akıllarımızla reddiye verelim diye felsefî küfriyatın inceliklerini ne zamana kadar ortaya atıp duracaksın!.. Be adam! Feylesofların zehrini ve kitaplarını defalarca yuttun! Zehirleri çok kullanmakla vücut ona alışır ve Allah’a yemin olsun ki, vücutta yerleşir.

Ah… İçerisinde tedebbürle Kuran okunan ve tezekkürle haşyet duyulan, tefekkürle susulan bir meclise ne kadar müştâkım! Ah… Öyle bir meclise ki içinde iyiler anılır. Rahmet de salihler anıldığı zaman iner. Tabi salihler iftira ve lanetle anıldığı zaman değil! Haccâc’ın kılıcı ile İbn-i Hazm’in dili kardeştiler. Sen her ikisi ile de kardeş oldun!

Allah için bize Perşembe bid’atinden ve hububat yemeğinden bahsetmekten vazgeçiniz.[4]

Bizim vaktiyle sapıklığın temeli saydığımız birtakım bid’atlerden bahsetmeye önem verin ki onlar halis sünnet ve tevhidin esası haline gelmiştir. Bunları bilmeyen ya kâfir, yahut eşektir. Kim bunları tekfir etmezse o Firavun’dan da kâfirdir.[5]

Sen Hıristiyanları bizim gibi mi sayıyorsun? Vallahi kalplerde şüpheler var. Eğer iki şehadet ile imanın sağlam kaldıysa ne mutlu sana! Vay sana tâbi olanın hüsranına!.. Çünkü o zındıklığa ve bozulmağa maruzdur. Hele de ilim ve dini azsa!.. Batıl ehli ve şehvetperest ise!.. Lâkin o sana fayda verir. Eliyle diliyle senin için mücadele eder. İçinden ise hâliyle ve kalbiyle sana düşmandır. Ekseriyetle sana tabi olanlar yerinde sayan hareketsiz, hafif akıllı yahut yalancı cahiller, aklı ermezler, yahut dilini yutmuş garip, hilesi kuvvetli veya yavan, iyi fakat anlayışsız kimselerden başkası mıdır? Şayet beni tasdik etmezsen onları bir teftiş et, adaletle tart!

Ey Müslüman; kendini medhetmek için edindiğin şehvet eşeğini öne doğru çevir! Onu daha ne kadar tasdik edecek ve iyilere düşmanlıkta bulunacaksın, onu ne zamana kadar tasdik edecek ve iyilere tahkirde bulunacaksın? Onu ne zamana kadar tazim edecek; abidleri küçülteceksin? Ne zamana kadar onunla dost olacak, zahidlere buğz edeceksin?[6]

Kendi sözünü ne zamana kadar medhedeceksin? Öyle ki, Sahihayn’ın hadislerini bile vallahi öyle medhetmiyorsun. Keşke Sahihayn’ın hadisleri senden kurtulsalardı… Bilakis sen her zaman zayıf çıkarmak, heder etmek veya tevil ve inkâr yollarıyla onlara hücum ediyorsun.

Senin için daha dönme zamanı gelmedi mi? Yine senin için tevbe edip Allaha yönelme vakti çatmadı mı? Bak artık yetmişliğin ondalığındansın. Yolculuk yaklaşmıştır. Hayır vallahi, sanmıyorum ki sen ölümü hatırlayasın. Belki ölümü hatırlayanı tahkir edersin. Zannetmem ki, benim sözümü kabul edersin; va’zıma kulak asasın. Bilakis bu kâğıt parçasını, ciltlerle kitap yazıp çürütmeye ve benim için söz yollarını kesmeye senin büyük azmin vardır. Ben sana kat’î olarak sustum deyinceye kadar hâlin bu olunca -ki, ben senin şefkatli ve sevgili dostunum- düşmanların nazarında hâlin nice olur! Hâlbuki düşmanların içinde vallahi salihler, hayırlı kimseler, akıllar ve fazilet sahipleri vardır, Nitekim dostlarının içinde de fâcirler, yalancılar, cahiller, bozuklar, işe yaramazlar ve şaşkınlar vardır.

Senin bana aşikâre olarak sövmene, gizliden gizliye de sözümden istifade etmene ben razıyım. Bana kusurlarını gösteren kimseye Allah rahmet eylesin. Zira ben kusurları çok, günahları fazla bir kimseyim, eğer tevbe etmesem yazıklar olsun bana!..
Benim ilacım Allah’ın affı, müsahaması, tevfik ve hidayetidir.

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Allah peygamberlerin sonuncusu olan Efendimiz Muhammed’e ve ashâbının cümlesine salât eylesin.”

İmam Zehebi’ye atfedilen Nasihatname’nin metni bu şekildedir. Kevseri, bu nasihatnameyi neşrettiği yerde bu risalenin Burhan bin Cemaa’nın, Salahuddin el-Alai’nin nüshasını esas alarak yazdığı nüshadan nakledildiğini, el-Alai’nin nüshasının ise Zehebi’nin kendi el yazısıyla yazdığı nüshaya dayandığını ifade etmektedir. Zehebi hakkındaki çalışmaları ile tanınan Beşar Avad Ma’ruf, Zehebi’nin Siyeru A’lam’in Nubela adlı eserine yaptığı tahkikin mukaddimesinde bu Nasihat risalesinin Zehebi’ye aidiyetini doğrulamakta, başka bir eserinde ise İbnu Kadı Şehbe’nin hattıyla yazılmış bir nüshanın Dar’ul Kutub’il Mısriyye’de 18823-B numarasıyla yer aldığını, başka bir nüshanın ise Dar’ul Kutub’iz Zahiriyye’de 1347 numarada bulunduğunu ifade etmekte ve risalenin sıhhatini savunmaktadır.[7]

Lakin biz, İslam literatüründen bahseden fihrist tarzı eserlerin hiç birisinde Zehebi’nin böyle bir eserinden bahsedildiğine dair bir bilgiye vakıf olamadığımız gibi mütekaddim ulemadan da bu risaleden bahseden ve onu Zehebi’ye nisbet eden kimseye raslayamadık. Ancak Hafız Sehavi’nin bir eserinde Zehebi’den bahsederken kullandığı şu ifade müstesna:

وقد رأيت له عقيدة مجيدة ورسالة كتبها لابن تيمية هي لدفع نسبته لمزيد تعصبه مفيدة

“Ben ona ait güzel bir akide ve de İbnu Teymiyye’ye yazdığı bir risale gördüm. Bu risale, onun İbnu Teymiyye’ye çokça taassub gösterdiği iddiasını def etme hususunda faydalıdır.”[8]

Sehavi, bunu dedikten sonra Zehebi’nin İbnu Teymiyye hakkındaki övgülerini nakletmektedir! Mütekaddim alimlere ait eserlerin içinde Zehebi Nasihatnamesi hakkında yorumlanabilecek tek kavil budur. Lakin dikkat edilirse burada risalenin isminden ve muhtevasından bahsedilmemektedir. Sadece Zehebi’nin İbnu Teymiyye mutaassıbı olmadığına delil olarak zikrettiği için Kevseri ve başkaları bunun sözkonusu Nasihat risalesi olduğunu söylemişlerdir. Sehavi’nin sözü bu hususta ciddi bir karine olsa da, yine de ilmi kriterler açısından bunun kat’i bir delil olmadığını hatırlatmak istiyoruz.
Risale hakkındaki bu bilgilerden sonra Zehebi Nasihatnamesi ve sıhhati hakkında ulaşabildiğim değerlendirmeleri paylaşmak istiyorum:

1- Risaleyi nakleden ve onun hakkında bahseden isimler olan; İbnu Cemaa, el-Alai, İbnu Kadı Şehbe, Sehavi hatta Kevseri… Bunların hepsi İbnu Teymiyye’ye muhalif olan, onunla aynı akide ve menheci paylaşmayan zatlardır. Dolayısıyla bu risaleden yola çıkarak İbnu Teymiyye’yi yargılamak, hasmın hasım hakkındaki şehadetini kabul etmek nev’inden bir şey olur ki bu da doğru bir usul olmaz…

2- Yukarda da belirttiğimiz gibi, böyle bir risalenin mevcudiyetinden mütekaddim ulemadan hiçbirisi bahsetmemiştir. Zehebi de herhangi bir yerde buna atıf yapmamıştır. Sadece Sehavi’nin bir sözü bu risaleye hamledilmiştir ki o bile kesin değildir. Yine Katip Çelebi’nin Keşf’uz Zunun’u gibi eski, Fuat Sezgin’in Tarih’ut Turas’il Arabiyy gibi yeni kitap fihristlerinin hiç birisinde –ulaşabildiğimiz kadarıyla- böyle bir risaleden bahsedilmemiştir. Bu risaleyi tabir sahihse Zahid el-Kevseri keşfedip gün yüzüne çıkarmış  ve bu keşif (!) vuku bulana kadar da hiçbir yerde bu risalenin ne adı ne sanı geçmemiştir, alimler nezdinde de şöhret bulmamıştır. Halbuki İbnu Teymiyye’nin bizzat öğrencisi olan ve çoğu meselede onunla aynı akideyi paylaşan Zehebi gibi bir alimin hocasına ağır ifadelerle hücum ettiği bu risalenin bir aslı olsaydı selefi akidenin muhaliflerinin bunu her tarafta yaymaları ve bunun şöhret bulması icab ederdi. Lakin böyle bir şey vuku bulmamıştır.

3- Risalenin bizzat Zehebi’nin hattıyla yazılmış bir nüshasından bahsedilmektedir. Adalet sahibi, objektif ve sahasında ehil olan araştırmacıların bu nüshayı inceleyip Zehebi’ye aid olup olmadığına karar vermeleri gerekir. Bu şekilde hiçbir yerde ismi cismi geçmeyen bütün risaleler hakkında yapılacak şey de budur. Aksi takdirde –başka doğru dürüst bir delil olmadığı halde- sadece Zehebi’ye nisbet edilen bir tek nüshadan hareketle bunun kesin olarak ona ait olduğunu ileri sürmek ilim adabına yakışan bir hareket olmaz. Bu tarz şeylere sarılmak tıpkı garip yani tek kanaldan rivayet edilen hadislere itimad etmek gibidir. Halbuki başka hiçbir yerde bulunmayıp sadece bir tek muhaddisin yanında bulunan garib hadis, -ehlince malum olduğu üzere- şüphe kaynağıdır. Böyle bir rivayet, başka kanallardan takviye edilmedikçe delil olmaz. Zehebi’ye atfedilen bu risale de bir nevi “garib” kalmıştır. Dayanağı ve takviyesi yoktur. Hatta –aşağıda nakledeceğimiz- Zehebi’nin İbnu Teymiyye hakkındaki övgü dolu sözlerine muhalif olması bakımından, başka sahih rivayetlere muhalif olan “şazz” hadislere benzetilebilir, daha doğrusu risalenin kaynağındaki belirsizlikleri de göz önünde bulundurursak bunu “münker” hadislerle mukayese etmek daha uygun olur!

4- Sözkonusu risale, tamamıyla uydurma olabilir yahut da bir aslı mevcud olabilir. Risalenin tamamen asılsız ve düzmece olduğu isbat edilirse zaten bir müşkilat kalmaz. Eğer risalenin bir aslı varsa bu Zehebi’ye yahut da bir başkasına aittir. Zehebi’ye ait olduğu kabul edilse dahi bu risalede İbnu Teymiyye’den bahsettiği kesin değildir. Zira risalede herhangi bir isim verilmemiştir, yani risalenin kime hitaben yazıldığı belli değildir. Sadece isim olarak değil, vasıf olarak da risalede bahsedilen kişinin vasıflarının İbnu Teymiyye’nin vasıfları olduğu su götürür. Felsefeyle uğraşan, onlara akli çıkarımlarla cevap veren, cevap vereyim derken de onlardan etkilenen, Sahihayn hadislerine dil uzatan birisinden bahsedilmektedir. Bu vasıflar İbnu Teymiyye’den ziyade akli esaslara dayanarak dini konularda konuşan, işine gelmeyen hadisleri tevil eden bir kelamcıya uymaktadır ki Zehebi zamanında bunlardan mebzul miktarda mevcuttu. Az veya çok şöyle bir ihtimal de mevcuttur: Zehebi, bu risaleyi başka birisine yazmıştır. Zehebi’den bu risaleyi nakleden mezkur Eşari alimleri, İbnu Teymiyye’ye karşı da önyargılı olmaları hasebiyle bu risalenin Şeyhulislam’a karşı yazıldığını zannetmişler veya varsaymışlardır. Yok eğer bu risale Zehebi’ye ait değilse, başka biri tarafından yazılmışsa İbnu Teymiyye’den başka birisine hitaben yazılmış olabilir. Yahut da başka birisi İbnu Teymiyye’ye hitaben yazmıştır. Bu ihtimali mevzu hakkında bir risale telif eden Ebu’l Fadl el-Konevi isimli araştırmacı –bu zat Türk asıllı olup bildiğimiz kadarıyla Suudi Arabistan’da ikamet etmektedir- bu ihtimali dile getirmiş ve de İbnu Teymiyye’nin akranı ve arkadaşı olmasına rağmen sonradan onunla hasım hale gelen İbn’us Serrac adlı Kalenderi sufi dervişinin bu risaleyi yazdığını iddia etmiştir. El-Konevi zikri geçen “Edva ale’r risaleti'l mensube ile’l-Hafız ez-Zehebî en-Nasihatü'z Zehebiyye li İbn Teymiyye” adlı risalesinde bunu uzun uzadıya delillendirmeye çalışmaktadır.

5- Risaledeki son derece saldırgan ve küstah usluba dikkat edilmelidir. Eğer bu risale gerçekten Zehebi’ye aitse bu, onun adına övünülecek bir şey değil bilakis bir utanç vesilesi olur ki Zehebi gibi bir alimin böyle bir duruma düşeceğine ihtimal vermiyoruz. Çünkü neticede Zehebi, İbnu Teymiyye’nin öğrencisidir. Şu içinde yaşadığımız ve özgürlük adı altında edepsizliğin telkin edildiği asırda dahi bir kimsenin hocasına karşı bu uslupla bir risale ya da mektup yazması kolay kolay tasavvur edilemezken, henüz ilim edebinin kaybolmadığı bir dönemde yetişen bir alimin, velev ki muhalifi de olsa hocasına karşı “ey adam” ve benzeri hitaplarla, münafıklığa, kibre vesaireye kadar ulaşan ağır ithamlarla dolu böyle bir mektup yazmasına nasıl ihtimal verilebilir? Üstelik Zehebi, İbnu Teymiyye’den 12 yaş küçüktür! 673 senesinde doğmuştur, İbnu Teymiyye ise 661 doğumludur. Günümüzde dahi, İslamdan bihaber olan insanlar bile kendilerinden yaşça büyük olan muhataplarına karşı belli bir nezaket dairesinde hitap ederken, İmam Zehebi gibi bir zatın, ilmi konumunu hiçe saysa bile kendisinden yaşça büyük birisine bu uslupla hitap etmesi nasıl düşünülebilir? Kanaatimce, bu risalenin Hafız Zehebi’ye ait olmadığını gösteren en büyük karinelerden birisi budur. O ki, “Siyer”inde, “Tarih”inde ve başka eserlerinde –açık küfrü olan yahut dalalette iyice ileri gitmiş olanlar dışındaki- bidat ehli kimselerden bahsederken dahi son derece mutedil bir uslup kullanır, kötülüklerinden bahsediyorsa mutlaka bir nebze de olsa iyiliklerine yer verir, yeri gelir rahmetle anar. Öyle ki günümüzde bazı kimseler bu yüzden Zehebi’yi dillerine dolarlar, bidat ehline karşı yumuşak davranmakla suçlarlar, hatta “Mürcii” olmakla itham ederler! Kıble ehlinden olan herkese karşı bu şekilde insaflı davranmaya çalışan birisinin, kendi hocası olan bir alime karşı bu kadar saldırgan bir tavır alabileceğini kabul etmek ne kadar doğrudur?

6- Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, bu risaledeki ifadeler Zehebi’nin kendi kitaplarındaki ifadelerle çelişmektedir. Zira o, kitaplarında Şeyhulislam İbnu Teymiyye hakkında bir çok övgüde bulunmuştur. Bunların bir kısmını aşağıda nakledeceğiz. Bazı kimseler, Zehebi’nin bu risaleyi son dönemlerde yani İbnu Teymiyye’nin vefatından az önce –güya onun gerçek yüzünü anladıktan sonra!- kaleme aldığını iddia etmektedirler. Halbuki, İmam Zehebi’nin Şeyh’in vefatından sonra onu öven bir mersiye kaleme aldığı bilinmektedir. Hafız İbnu Abdilhadi, bu mersiyeyi nakletmiştir.[9] 

Yine Zehebi rahimehullah, İslam tarihi hakkındaki eserinde Şeyhi İbnu Teymiyye rahimehullah’tan bahsederken şöyle demektedir:


كان قوالاً بالحق، نهاءً عن المنكر، لا تأخذه في الله لومة لائم، ذا سطوة وإقدام، وعدم مداراة الأغيار، ومن خالطه وعرفه قد ينسبني إلى التقصير في وصفه
“O çokça hakkı haykıran, münkeri nehyeden birisi idi. Allah yolunda hiçbir kınayıcının kınamasından çekinmezdi. O dik duruş sahibi ve başkalarını idare etmeyen bir kimse idi. Onunla içli dışlı olan ve onu tanıyan bir kimse onu vasfetme hususunda mutlaka beni kusurlu addeder!”[10]

Zehebi’nin bu övgüleri sürüp gitmektedir. Her ne kadar aynı yerde usul ve furudaki bir çok meselede onunla görüş ayrılığına sahip olduğunu söylese de bütün bunlar Şeyhulislam rahimehullah’ı tazim etmesine mani olmamıştır. Ayrıca Zehebi bu satırları İbnu Teymiyye’nin vefatından sonra kaleme almıştır. Zira bölümün sonunda onun vefatını anlatmaktadır.  Yani, Zehebi bir müddet İbnu Teymiyye ile dostluk yaptıktan sonra ondan ayrılmıştır, tarzındaki tezlerin bir dayanağı yoktur. Onun Şeyhine olan muhabbeti vefatından sonra da sürmüştür.

Yine Zehebî, İbnu Teymiyye hakkında şöyle demiştir:


فَلَوْ حَلَفْتُ بَيْنَ الرُّكْنِ وَالْمَقَامِ لَحَلَفْتُ أَنِّي مَا رَأَيْتُ بِعَيْنَيَّ مِثْلَهُ، وَأَنَّهُ مَا رَأَى مِثْلَ نَفْسِهِ

 “Eğer Rükun ile Makâm arasında yemin edecek olsam şöyle yemin ederdim: İki gözümle İbnu Teymiyye’nin benzerini görmedim, o da kendisinin benzerini görmemiştir.”[11]

İmam Zehebi’nin İbnu Teymiyye hakkında daha birçok övgüleri vardır. Hepsini buraya almaya kalksak bu risalenin hacmi iyice artardı, o yüzden bunlarla iktifa ediyoruz. Şimdi bu sözler nerde, “en-Nasihat’uz Zehebiyye” adlı risaledeki kabih uslub nerede? İşte bu ve saydığımız diğer hususlar, sözkonusu risalenin Zehebi’ye ait olmadığını gösteren güçlü karinelerdir. Bütün bunları göz ardı edip sözkonusu mektubu Zehebi’nin hocasına hitaben yazdığını dahi varsaysak bu hiçbir şey isbatlamaz. Zehebi’nin bir zellesidir, der geçeriz. Öğrencisi hocasını kınadı diye buradan o hocanın kötülüğüne dair delil çıkmaz. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in vahiy katibinin irtidad etmiş olması veya İsa aleyhisselam’ın havarilerinden birisinin Ona ihanet etmiş olması nasıl ki bu peygamberlere bir leke getirmediyse –teşbihte hata olmasın- alimlerden birisinin öğrencisinin onun yolundan ayrılması ya da ona tenkidlerde bulunmuş olması da o alime bir leke getirmez. Ne zaman ki o tenkidlerin haklılığı Kuran ve Sünnet ışığında isbatlanır, İbnu Teymiyye’nin birtakım yerlerde selefe muhalif konuştuğu isbat edilir, bu bir anlam ifade edebilir. Lakin muhalifler, bunu yapamadıkları için olsa gerek, böylesine birbirinden ucuz, aslı astarı isbat edilmemiş şeylere itimad ederek bu imama kara çalmaya çalışmaktadırlar ki bu da onların seviyesini göstermektedir. Vallahu a’lem.
 1. Buhari, hadisin baş tarafını “Ölülere sövmeyin” şeklinde nakletmiştir. (es-Sahih, no: 1393’te Aişe radiyallahu anha’dan) Diğer hadis kaynaklarında da bu şekildedir. Tayalisi ise sadece “Ölülerinizi hayırdan başka bir şeyle anmayın” lafzıyla nakletmektedir. (Müsned-i Tayalisi, no: 1597).
 
 2. Tirmizi, no: 2317; İbnu Mace, no: 3976’da Ebu Hurayra radiyallahu anh’tan rivayet etmiş ve hadisin garib olduğunu söylemiştir. İbnu Hibban ise es-Sahih, no: 229’da rivayet etmiştir. Heysemi ise şöyle demiştir: Ahmed ve Taberani (…) rivayet etmiştir. Ricalleri güvenilirdir. (Mecme’uz Zevaid, 8/18 no: 12636-12637).
 
 3. Müsned-i Ahmed, no: 310’da Ömer radiyallahu anh’tan. Bu hadisi Ziya el-Makdisi de el-Muhtara, no: 23’te rivayet etmiş ve isnadının hasen olduğunu bildirmiştir. İbnu Hibban ise es-Sahih, no: 80’de İmran bin Husayn radiyallahu anhuma’dan rivayet etmiştir.

İmam Zehebi’ye nisbet edilen bu risalede güya İbnu Teymiyye rahimehullah hakkında hadiste münafıklarla alakalı geçen “alim’ul lisan/dili keskin” ifadesinin kullanılmasına dikkat edilsin! Bu risalede Zehebi’nin sözümona hocası İbnu Teymiyye’yi münafıkların vasıflarıyla yad etmesi dahi, bu risalenin ona ait olmadığını gösteren karinelerden bir tanesidir. Bu hususa ilerde tekrar değinilecektir.
 
 4. Bunlar, Hristiyanlardan alınma bazı adetlerdir. İşin ilginç tarafı İmam Zehebi, bizzat kendisi Hristiyanları taklid eden ve  Son Perşembe adı verilen Paskalya bayramına iştirak eden birtakım kişileri kınamak amacıyla “Teşebbuhu’l Hasis bi Ehl’il Hamis” adlı risaleyi telif etmiştir. Burada ise güya bu konulardan bahsetmekten vazgeçmesini İbnu Teymiyye’ye salık vermektedir.
 
 5. Ehlince malum olduğu üzere İbnu Teymiyye rahimehullah, bu tarz sözleri daha ziyade İbnu Arabi ve taifesi hakkında söylemiş ve de onları tekfir etmeyenlerin Yahudi ve Hristiyanlardan daha kafir olduğunu beyan etmiştir. Bu risaleyi yazan kişi ise sanki alaycı bir ifadeyle mugalata yaparak bu konulara girmenin gereksizliğini kendince ifade etmeye çalışmaktadır. Sanki bunu yazan kişi sofi zümresinden birisidir. Nitekim muasırlardan bazıları bu risalenin aslında İbnu’s Serrac adlı bir tasavvufçuya ait olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu husus ilerde değerlendirme kısmında gelecektir.
 
 6. Burada da aynı şekilde İbnu Teymiyye’nin abidlere ve zahidlere (!) dil uzatmasından şikayet etmesi, bu risalenin tasavvufçu birisinin kaleminden çıkmış olma ihtimalini güçlendirmektedir. Zira İbnu Teymiyye’nin kendisi zaten o abidler ve zahidler zümresine –inşaallah- mensuptur, gerçekten o yolda olanlara da dil uzattığı isbat edilemez. Onun tenkid ettikleri ancak zühd ve takva libasına bürünmüş zındıklardır. Bundan da ancak o zındıkaya dost olan kimseler şikayetçi olur.
 
 7. Beşar Avad Ma’ruf, ez-Zehebi ve Menhecuhu fi Kitabihi Tarih’il İslam, sf 146.
 
 8. Sehavi, El-İlan ve’t Tevbih, sf 127, Müesseset’ur Risale.
 
 9. İbnu Abdilhadi, el-Ukud’ud Durriyye, sf 449.
 
 10. Zeylu Tarih’il İslam, 324-330 (Bu kitap Tedmuri’nin tahkikiyle basılan Tarih’ul İslam’ın 53.cildi sayılmaktadır.)
 
 11. İbnu Receb el-Hanbelî, Zeylu Tabakât’il Hanâbile, 4/497; Zehebî, Tercemetu Şeyh’il İslâm İbni Teymiyye, sf. 120; İbn’ul İmâd el-Hanbelî, Şezerât’uz Zeheb, 8/144; İbnu Nâsır’ud Dîn ed-Dimeşkî, er-Radd’ul Vâfir, sf. 72.
 
Kendisi de bir kral olan Halife Memun Nadr bin Şumeyl (ra)'a şöyle demiştir:
يَا أَبَا الْحَسَنِ الْإِرْجَاءُ دِينُ الْمُلُوكِ
"Ey Ebu'l Hasen! İrca (Mürcielik) kralların dinidir!" (ed-Dulabi, el-Esma ve'l Kuna, no: 832; ayrıca Lalekai, es-Sunne, no: 2818)

 

Related Topics