Darultawhid

Gönderen Konu: KUR'AN'A TABİ OLMANIN ÖNEMİ  (Okunma sayısı 190 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Fırkatun Nâciye

  • Özel Üye
  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 9
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
KUR'AN'A TABİ OLMANIN ÖNEMİ
« : 05.03.2021, 17:50 »
بسم الله الرحمن الرحيم

Kur'an İle Amel Edenler Ne Dünyada Yolunu Şaşırır Ne de Ahirette Mutsuz Olurlar

Şeyhu’l İslâm İbnu Teymiyye Rahmetullahi Aleyh

(Akıl-Nakil Çatışmazlığı (Muhtasar), Türkçe Baskı, İ'tisam Yayınları s.57-62)


Şeyhu'l-İslam İbni Teymiyye Rahmetullahi Aleyh şöyle demiştir:

Ancak şu bilinmelidir ki, bu Kitap hakkında yolunu şaşıran veya onun hakkında, hakkı anlamaktan acze düşen kimseler, Rasûlullah’ın (SallAllahu Aleyhi ve Sellem) getirdiği şeylere uymada oldukça uzak kalmış; düşünmeyi, hak bilgisine ulaştıracak istidlalleri terk etmiş kimselerdir. Onlar Allah’ın Kitabı’ndan yüz çevirdiklerinden sapmışlardır.

Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Ey insanoğlu, size aranızdan âyetlerimizi okuyan Rasûller geldiğinde, kim onların bildirdiklerine karşı gelmekten sakınır ve gidişini düzeltirse, işte onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyecektir." (A'raf: 7/35)

“Allah onlara şöyle dedi: Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Elbet size Benden bir yol gösteren gelir; Benim yoluma uyan ne sapar ne de bedbaht olur. Benim Kitabımdan yüz çeviren bilsin ki, onun dar bir geçimi olur ve kıyamet günü de onu kör olarak diriltiriz." (Taha: 20/123-124)

İbn Abbas der ki:

"Allah, Kur'an'ı okuyan ve O’nunla amel eden kimselerin bu dünyada sapmayacağına ahirette de mutsuz olmayacağına kefil olmuştur." İbn Abbas sonra bu âyeti okudu.[1] 

Tirmizi ve diğerlerinin Ali’den (Radiyallahu Anh) rivâyet ettikleri bir hadîste şöyle buyrulur:

Rasûlullah (SallAllahu Aleyhi ve Sellem): “Şüphesiz fitneler çıkacaktır." buyurdu.

Ben: “Onlardan çıkış yolu nedir, ya Rasûlullah?" dedim.

O şöyle buyurdu: “Allah’ın Kitabı... O’nda sizden öncekilerin haberleri, sizlere vadedilen şeyler, aranızda hükmedeceğiniz hükümler vardır. O kesin bir sözdür; eğlence için değildir. Kim kendini beğenerek O'ndan yüz çevirirse, Allah onu yok eder. Kim hidâyeti O’ndan başka yerde ararsa, Allah onu saptırır. O Allah’ın metin ipidir. O hikmetli bir zikirdir; O sırat-i müstakimdir. Arzular O’nu bozamaz; diller O’nu karıştıramaz, çokça reddedilmekten yıpranmaz; O’nun mucizeleri tükenmez; âlimler O'na doymaz."[2]

Bir başka rivâyette:

"Görüşler O'nda ihtilaf etmez. O öyle bir Kitaptır ki, cinler bile O’nu işitir işitmez."

"Ey kavmimiz! Şüphesiz biz Musa'dan sonra indirilen kendinden önceki kitapları doğrulayan hakka ve dosdoğru yola ileten bir Kitap dinledik." (Ahkaf:46/30) demişlerdi. Kim O’ndan bir şey söylemişse o doğru söylemiştir; kim O’nunla amel etmişse mükâfat kazanmıştır; kim O’nunla hükmetmişse adil olmuştur; kim O'na çağırmışsa sırat-i müstakime hidâyet etmiştir."[3]

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

Bu dosdoğru olan yoluma uyun. Sizi Allah yolundan ayrı düşürecek yollara uуmayın." (En'am: 6/153)

"Elif, lam, mim, sad. Sana bir kitap indirildi O’nunla insanları uyarman ve mü'minlere öğüt vermen için kalbine bir darlık gelmesin. Rabbinizden size indirilen Kitab’a uyun. O’ndan başka dostlar edinerek onlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz." (Aʼraf: 7/1-3)

"Bu indirdiğimiz kutsal bir kitaptır, O'na uyun. “Bizden önce iki topluluğa kitap inmiş idi, bizim onların okuduklarından haberimiz yok" demekten veya "Bize kitap indirilseydi onlardan daha doğru yolda olurduk" demekten sakının ki merhamet olunasınız. Şüphesiz O, Rabbinizden size belge, yol gösteren ve rahmet olarak gelmiştir. Allah’ın âyetlerini yalanlayandan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kimdir? Âyetlerimizden yüz çevrenleri, yüz çevirmelerinden ötürü kötü bir azapla cezalandıracağız." (En'am: 6/155-157)

Allah Subhanehu, -ister yalancı olsun ister olmasın- âyetlerinden yüz çeviren kimseleri bu yüz çevirmeleri sebebiyle en kötü azap ile cezalandıracağını zikretmiştir. Buna şu husus açıklık getirmektedir: Rasûlullah’ın (SallAllahu Aleyhi ve Sellem)  getirdiklerini ikrar etmeyen bir kimse kâfirdir. O'nun yalancı olduğuna ister inansın ister büyüklenerek imandan kaçınsın, isterse arzularına uyarak onlardan yüz çevirsin ve isterse de O’nun getirdiklerinde şüpheye düşmüş olsun, hiçbirisi fark etmez. Kısacası O’nun (SallAllahu Aleyhi ve Sellem) getirdiklerini yalanlayan herkes kâfirdir. Her durumda Rasûlullah’ın (SallAllahu Aleyhi ve Sellem) getirdiği şeyleri yalanlayan kişi kâfirdir. O’na iman etmediği taktirde O’nu yalanlamayan kişi de kâfirdir.

Bu yüzden Allah, Kur'an’ın birçok ayetinde, indirdiği şeye tâbi olmayanların dalâlete ve azaba düşeceklerini haber vermiştir. İsterse bu kimse düşüncede cedel ehli, aklîyyât ve diğer işlerde müctehid biri olsun, fark etmez. Bunlar kâfirlerin ve münafıkların inatlarından kabul edilmektedir.

Allah Teâlâ buyurur ki:

"Rasûlleri onlara beyyinelerle gelince, kendilerinde olan ilimle gururlandılar da alaya aldıkları şey kendilerini sarıverdi." (Mü’min: 40/83)

"Andolsun ki size verdiğimiz imkânları onlara (Ad kavmine) vermiştik. Onlara kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik; ama kulakları, gözleri ve kalpleri onlara bir fayda sağlamadı; zira Allah’ın âyetlerini bile bile inkâr ediyorlardı. Alaya aldıkları şeyler onları kuşatıp yok ediverdi." (Ahkaf: 46/26)

"Şiddetli azabımızı gördüklerinde: “Yalnız Allah’a inandık; O’na koştuğumuz eşleri inkâr ettik" dediler. Ama bizim şiddetli azabımızı görünce öyle inanmaları kendilerine fayda vermedi. Bu Allah’ın kulları hakkında, öteden beri yürürlükte olan yasasıdır. İşte kâfirler o zaman hüsranda kaldılar." (Mü'min: 40/84-85)

"Bunlar Allah’ın âyetleri üzerinde kendilerine gelen bir sultan bulunmadan tartışırlar. Bu Allah katında da, insanların yanında da öfkeyi arttırır. İşte Allah büyüklük taslayan bütün zorbaların kalbini böyle mühürler." (Mü’min: 40/35)

“Allah’ın âyetleri üzerinde kendilerine gelen bir sultan olmadan tartışanların gönüllerinde, ulaşamayacakları bir büyüklenme vardır. Sen Allah’a sığın, O şüphesiz işitendir, görendir." (Mü’min: 40/56)

"Sultan", Allah katından indirilen hüccet demektir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurur:

"Yoksa onlara ortak koşmalarını söyleyen bir sultan mı indirdik?" (Rum: 30/35)

"Yoksa apaçık bir sultanınız mı var? Doğru sözlüler iseniz kitabınızı getirin bakalım." (Saffat: 37/156-157)

"Bunlar sizin ve babalarınızın taktığı adlardan başka bir şey değildir; Allah onları destekleyen bir sultan indirmemiştir." (Necm: 53/23)

Allah Teâlâ kendi başlarına din edinen kimselerden şunu istemiştir:

"Eğer doğru sözlü iseniz size indirilmiş bir kitap, intikal etmiş bir bilgi kırıntısı (esaret) varsa bana getirin." (Ahkaf46/4)

Buradaki “kitap" bildiğimiz kitaptır. Esaret ise “yazılmış kitaplarla isnad ve rivâyet" demektir. Çünkü “Esaret", "eser"den türemiştir. Sözü kabul edilen kimsenin söylediği, isnad yönünden güçlü olan ve yazıyla kayda geçirilmiş olan söz, bütünüyle o kimsenin âsârıdır (izidir, nişanesidir).

Allah Teâlâ, münafıkların sıfatı hakkında şöyle buyuruyor:

"Sana indirilen Kur’an’a ve senden önce indirilenlere inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Tağuta huzurunda muhakeme olunmak isterler. Oysa onları tanımamakla (reddetmekle) emrolunmuşlardı. Şeytan onları derin bir sapıklığa saptırmak ister. Onlara “Allah’ın indirdiğine ve Peygamber'e gelin" denildiği zaman, münafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün. Başlarına kendi işlediklerinden ötürü bir musibet çattığında sana gelip: "Biz iyilik etmek ve uzlaştırmaktan başka bir şey istemedik" diye nasıl da Allah’a yemin ederler! İşte bunların kalplerinde olanı Allah bilir, onlara aldırma, onlara öğüt ver, kendilerine tesirli sözler söyle." (Nisa: 4/60-63)

Bu âyetlerde Kitap ve Sünnet'ten başka bir şeyle muhakeme olunmak isteyen kişinin sapıklığına, münafıklığına delâlet eden çeşitli ibretler vardır.

İsterse o kişi, şer'î delillerle, müşriklerin ve ehl-i kitab’ın tağutlarından alınmış olan, onun “aklîyyât" olarak isimlendirdiği şeyler arasında uygunluk kurmak istesin, sonuç değişmez. Bu âyetlerde daha pek çok ibretler vardır.

 1. [el-Hâkim, el-Müstedrek, II/381'te tahriç etmiştir. Bu rivayete Hâkim sahih demiş, Zehebî de bu konuda Hâkim’e muvafakat etmiştir. Suyutî, ed-Durru'l Mensur, IV/311; Abdurrezzak, el-Musannef, No: 6033. Musahhih]
 2. (Tirmizi, (Fedailu’l Kur’an, 14) 2/30-31, No: 2906, Ahmed, Müsned, 2/88-89, No: 693; Darimi, No: 3284, 3285; İbn Ebi Şeybe, el-Musannef, No: 29421]
 3. [İbn Teymiyye’nin naklettiği şekilde bulamadık. Benzer lafızla Tirmizi, (Fedaiulu’l Kur'an, 14) XI/30-31, No: 2906. Tirmizi demiştir ki: “Bu hadisi, sadece bu şekliyle bilmekteyiz. Senedi meçhuldür. Haras’in rivâyeti hakkında söylenti vardır."]

Çevrimiçi Fırkatun Nâciye

  • Özel Üye
  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 9
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
Ynt: KUR'AN'A TABİ OLMANIN ÖNEMİ/İBNU TEYMİYYE
« Yanıtla #1 : 08.03.2021, 00:07 »
بسم الله الرحمن الرحيم

Allah'ın Zikrinden (Öğüdünden, Kur'ân'dan) Yüz Çevirenler

İbnu'l Kayyim Rahmetullahi Aleyh

(Saadet Yurdunun Anahtarı 1/106-110  Türkçe Baskı, Beka Yayınları)



Sonra Yüce Allah, "Kim de beni anmaktan yüz çevirirse gerçekten onun için dar bir geçim söz konusu olur. Onu kıyamet gününde kör olarak haşredeceğiz" (Tâhâ 20/124.) buyurmaktadır.

Yüce Allah, hidayetine tabi olanların dünyada ve ahiretteki durumlarını haber verdikten sonra ondan yüz çevirip ona tabi olmayanların hâlini haber vererek "Kim de beni anmaktan yüz çevirirse gerçekten onun için dar bir geçim söz konusu olur" buyurmaktadır. Burada anmaktan (zikirden) kasıt, benim indirdiğim zikirdir. Burada zikir faile izafe edilmiş bir mastardır. Benim kıyamım, benim kıraatim gibi. Mef’ule izafe edilmemiştir. Buyruğun anlamı, "Kim beni anıp hatırlamaktan yüz çevirirse" şeklinde değildir. Aksine bu, bir başka açıdan anlamın ayrılmaz bir parçası ve bir gereğidir. Böyle bir açıklamadan daha güzeli ise şunu söylemektir: Burada zikir (öğüt) mastarların mamullerine izafe edilmesi türünden değil, isimlere izafe edilmesi türündendir. Yani "Kim benim kitabımdan yüz çevirip ona uymayacak olursa..." anlamındadır. Çünkü Kur'ân'a aynı zamanda zikir adı da verilir. Yüce Allah da "İşte bu, indirdiğimiz mübarek bir zikirdir," (Enbiyâ 21/50.)

"Bunlar, sana okuduğumuz âyetlerden ve hikmet dolu zikirdendir," (Âl-i İmrân 3/58.)

"O, ancak âlemler için bir zikirdir," (Kalem 68/52.)

Muhakkak ki kendilerine geldiğinde o zikri inkâr edenler...

"Hâlbuki o, hiç şüphesiz aziz bir kitaptır"(Fussilet 41/41.) ve “Sen ancak zikre uyan ve görmeden Rahmân' dan korkan kimseyi uyarabilirsin.” (Yâsîn 36/11.) buyurmaktadır.

Buna göre, zikrin izafe edilmesi, amilin mamulüne izafe edilmesi maksadı güdülmeyen camit isimlere izafe edilmesi gibidir. Bunun bir benzeri ise ism-i failin (etken ortaçın) izafe edilmesinde de görülmektedir:

"O, günahları bağışlayan, tevbeleri kabul eden, azabı çetin ve nimeti pek bol olandır" (Mü'min 40/3.) buyruğunda olduğu gibi.

Buradaki izafetler ile yenilenip duran bir fiil kastedilmemiştir. Bunlarla ayrılmaz ve sabit kalan vasıf (nitelik) kastedilmiştir. Aynı şekilde bunlar, en özel isim olan Yüce Allah’ın ismine de sıfat olarak kullanılmıştır. Yüce Allah’ın şu buyruğunda olduğu gibi:

"Kitab’ın indirilmesi hükmünde galip en iyi bilen Allah’tandır. O, günahları bağışlayan, tevbeleri kabul eden, azabı çetin ve nimeti pek bol olandır. O'ndan başka ilah yoktur. Dönüş yalnız O'nadır."(Mü'min 40/2-3.)

Allah’ın Öğüdünden Yüz Çevirenlerin Geçim Sıkıntısı

Yüce Allah’ın “Gerçekten onun için dar bir geçim söz konusu olur" (Tâhâ 20/124.) buyruğunu seleften birçok kişi kabir azabı ile tefsir edip bu âyeti kabir azabına dair delillerden biri olarak kabul etmiştir.

Bundan dolayı Yüce Allah “Ve onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz. Der ki: 'Rabbim beni niçin kör haşrettin? Hâlbuki ben görüyordum.’ Buyurur ki: Böyledir. Çünkü sana âyetlerimiz geldiğinde onları unuttun. Bugün de sen böylece unutulursun" (Tâhâ 20/124-126.)buyurmaktadır. Yani sen, dünyada âyetlerimiz gereğince amel etmeyi terk ettiğin gibi şimdi de azapta terk edilip bırakılacaksın. Böylelikle hem berzah azabını hem helak oluş yurdundaki azabı zikretmiş olmaktadır. Bunun bir benzeri de Firavun hanedanı hakkındaki  Yüce Allah’ın "Ateștir o. Onlar, sabah akşam ona arz olunurlar" (Mü'min 40/46.) buyruğudur. Bu olay berzah âleminde gerçekleşir.

"Kıyametin kopacağı gün de 'Firavun hanedanını azabın en şiddetlisine sokun (denilecek)." (Mü'min 40/46.)

Bu da büyük kıyamet gününde gerçekleşecektir. Bunun bir benzeri de Yüce Allah’ın şu buyruğudur:

"Sen, zalimleri ölümün sıkıntıları içinde meleklerin ellerini uzatarak ʻRuhlarınızı çıkarın. Allah’a karşı haksız yere söylediklerinizden, onun âyetlerine karşı büyüklendiğinizden dolayı bugün zillet azabı ile cezalandırılacaksınız’ derken bir görsen." (En'âm 6/93.)

Meleklerin "Bugün zillet azabıyla cezalandırılacaksınız" buyruğundan kasıt, başlangıcı ruhun kabzedilip ölümün gerçekleşeceği gün olan berzah azabıdır. Bunun bir diğer benzeri de Yüce Allah’ın şu buyruğudur:

"Melekleri, o kâfirlerin yüzlerine ve arkalarına vura vura ve 'O yakıcı azabı tadın’ diye diye canlarını alırken bir görseydin." (Enfâl 8/50.)

Burada azabın tattırılması berzah âleminde olacaktır. Bu azabın başlangıcı ise vefat zamanıdır. Çünkü buyruk, Yüce Allah’ın “Yüzlerine ve arkalarına vura vura" buyruğuna atfedilmiştir. Bu da söylenen sözün kendisine delaleti dolayısıyla ayrıca zikredilmemiş (hazf edilmiş) sözün bir kısmıdır. Benzeri buyruklar da böyledir. Her iki husus da (yani vurmak ve bu sözlerin söylenmesi de) ölüm vaktinde gerçekleşecektir.

Sahîh’te Berâ b. Âzib radıyallahu anh’ın Yüce Allah’ın "Allah iman edenlere dünya hayatında da ahirette de sağlam söz üzere sebat verir" (İbrahim 14/27.) buyruğu hakkında Âyet kabir azabı hakkında inmiştir" dediği sabittir. (Buhârî, Cenâiz 86; Müslim, Cennet 73.) Kabir azabı hakkındaki hadisler, hemen hemen tevatür derecesine ulaşmıştır.

Maksadımız şudur: Yüce Allah, kendisine uyanın asla sapmayacağı ve bedbaht olmayacağı hidayetin kendisi olan zikrinden (öğüdünden) yüz çeviren kimselerin dar bir geçim ile karşı karşıya kalacaklarını haber verdiği gibi ahdini (sözünü) gerektiği gibi koruyan kimselere de güzel bir hayat yaşatmayı, ahirette de onun ecrinin mükâfatını vermeyi garantilemiştir.

İşte Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

"Erkek olsun kadın olsun kim, mü’min olduğu hâlde salih amel işlerse biz şüphesiz ona çok güzel bir hayat yaşatırız ve bunları elbette işlediklerinin en güzeli ile mükâfatlandıracağız." (Nahl 16/97.)

Böylelikle Yüce Allah, ilim ve amel ile sözüne sımsıkı sarılan kimselerin dünya hayatında güzel bir hayat sürmek ile ahirette ise en güzel mükâfat ile mükâfatlandırılmak suretiyle kurtuluşa (felaha) erişeceğini haber vermektedir. Bu ise dünyada ve berzah âleminde dar bir geçime mahkûm olan ahirette de azab içerisinde unutulacak olan kimselerin durumunun tam aksinedir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

"Kim, Rahmân’ın zikrini görmezlikten gelirse biz ona bir şeytanı musallat ederiz. Artık bu, onun ayrılmaz arkadaşıdır. Muhakkak bunlar, onları yoldan alıkoyarlar ve onlar da kendilerinin hidayette olduklarını sanırlar." (Zuhruf 43/36-37.)

Böylelikle Yüce Allah, şeytanların içinden kendisiyle birlikte olan şeytanla ve onun sebebiyle dalalete düşmekle belaya maruz bıraktığı kimsenin bu hâlinin aslında onun Allah’ın Rasûlü’ne(SallAllahu Aleyhi ve Sellem) indirmiş olduğu öğütten yüz çevirip onu görmezlikten gelişinden dolayı olduğunu haber vermektedir. Böylelikle bu yüz çevirmenin cezası onunla birlikte bulunacak bir şeytanı musallat kılmak olarak ortaya çıkar. Bu şeytan, onu Rabbinin yolundan ve kendisini kurtuluşa götürecek yoldan alıkoyar. O, bu haliyle de hidayet üzere olduğunu zanneder.

Nihayet kıyamet gününde kendisine musallat olan beraberindeki şeytan ile birlikte gelip helâk olduğunu ve her şeyini kaybettiğini gözleriyle görünce bu sefer “Keşke benimle senin aranda iki doğu kadar uzaklık olsaydı. Sen ne kötü bir arkadaşmışsın" (Zuhruf 43/38.) diyecektir.

Allah’ın zikri (öğüdü) olan vahiy ile hidayet bulmaktan yüz çeviren herkesin kıyamet gününde böyle bir sözü söylemesi kaçınılmazdır. Eğer “Kişi, Yüce Allah’ın 'Onlar, hidayet üzere olduklarını sanırlar' buyruğunda ifade edildiği gibi hidayet üzere olduğunu zannediyorsa bu, onun dalalette oluşunun bir mazereti olur mu?" diye sorulursa şöyle cevap verilir: Bu, doğru yoldan sapmalarının kaynağı Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in getirdiği vahiyden yüz çevirmeleri olan bu ve benzeri sapmış kimselerin bir mazereti olmaz. Böyle bir kimse, kendisinin hidayet üzere olduğunu zannetse bile o, aslında hidayete davet edene uymaktan yüz çevirmesi sebebi ile kusurludur. Eğer doğru yoldan sapmışsa bu, ancak onun kusurundan ve yüz çevirmesinden dolayı olmuştur. Bu kimsenin durumu, doğru yoldan sapması risaletin kendisine ulaşmamasından ve kendisinin de ona ulaşmaktan aciz olmasından kaynaklanan kişinin durumuna göre farklılık arz eder. Bu sebeple onun da farklı bir hükmü vardır. Kur'ân-ı Kerîm’de tehdit, birinci türden olanları kapsar. İkinci türden olanlara gelince; şüphesiz Yüce Allah kendisine karşı delil ortaya konulmadığı sürece kimseye azap etmez.

Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

"Biz, bir rasûl göndermedikçe de azap ediciler değiliz." (İsrâ 17/15.)

"Müjdeleyici ve korkutucu (azap habercileri) peygamberler olarak (gönderdik ki) insanların peygamberlerden sonra Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın." (Nisâ 4/165.)

Yüce Allah, cehennemlikler hakkında da şöyle buyurmaktadır:

“Biz, onlara zulmetmedik fakat onlar bizzat zalimler idiler." (Zuhruf 43/76.)

"Ta ki bir kimse 'Allah'a karşı işlediğim kusurlardan dolayı vay benim hâlime ve gerçekten ben alay edenlerdendim’ demesin. Yahut 'Eğer Allah bana hidayet etse idi elbette takvalılardan olurdum’ demesin. Ya da azabı gördüğünde 'Eğer benim için bir dönüş imkânı olsaydı ihsan edicilerden olurdum' demesin. Hayır, sana âyetlerim gerçekten gelmiş idi. Sen ise onları yalanlamış, büyüklenmiş ve kâfirlerden olmuş idin."
(Zümer 39/56-59.)

Bu gibi buyruklar, Kur'ân-ı Kerîm’de pek çoktur.


 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
13 Yanıt
11616 Gösterim
Son İleti 30.01.2019, 21:11
Gönderen: İbn Umer
0 Yanıt
2057 Gösterim
Son İleti 29.06.2017, 19:02
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
1580 Gösterim
Son İleti 20.03.2019, 22:23
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
188 Gösterim
Son İleti 24.01.2021, 19:45
Gönderen: Teymullah
3 Yanıt
448 Gösterim
Son İleti 31.03.2021, 21:33
Gönderen: Halid b. Velid