Darultawhid

Gönderen Konu: İBNU TEYMİYYE'NİN İBNU ARABİ'Yİ TEKFİR ETMESİ HAKKINDA  (Okunma sayısı 154 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 2065
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0

Bismillahirrahmanirrahim,

Şeyhulislam İbnu Teymiyye’nin gerek kendi sağlığında, gerekse de vefatından sonra tenkid konusu yapılan görüşlerinden bir tanesi de Muhyiddin İbnu Arabi, İbnu Farıd, Konevi, Tilmisani, İbnu Seb’in ve benzeri vahdet-i vücud (varlığın birliği) anlayışına sahip birtakım sufileri tekfir etmesidir. Onun bilhassa İbnu Arabi (v. 638H) hakkındaki sözleri tepki uyandırmış ve bu sözlerinden dolayı bir süre takibata uğramıştı. Zira Şeyh’in zamanında İbnu Arabi halkın ve yöneticilerin çoğu tarafından veli olarak tanınıyor, hatta birçokları onu “Şeyh-i Ekber” yani en büyük Şeyh olarak vasıflandırıyordu. O ve emsalinin kitaplarında, şiir ve düzyazı eserlerinde birçok küfür ve dalalet olduğu halde dinin halk nezdinde zayıflamasından ötürü birçokları bu küfürleri ya benimsemişler, ya görmezden gelmişler ya da birbirinden fasit tevillerle tevil etmeye çalışmışlardır. Bunların temel düşüncesi olan vahdet-i vücud, Allah ile alem arasında bir ayrılık olmadığını, hepsinin bir olduğunu savunan düşüncenin adıdır ki bunun ilim ehli tarafından ittifakla küfür olarak kabul edilen hulul yani Allah’ın mahlukatta tezahür etmesi veya ittihad yani mahlukatın Allah ile birleşmesi tarzı düşüncelerden bir farkı yoktur. İbnu Arabi’nin kitaplarında vahdet-i vücuda ek olarak başka bir çok küfürler mevcuttur. Mesela şu sözler ona aittir:


وَقَالُوا فِي مَكْرهمْ لَا تَذَرُنَّ آلِهَتَكُمْ وَلَا تَذَرُنَّ وَدًّا وَلَا سُوَاعًا وَلَا يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسْرًا فَإِنَّهُم لَو تركوهم جهلوا من الْحق قدر مَا تركُوا من هَؤُلَاءِ فَإِن للحق فِي كل معبود وَجها خَاصّا يعرفه من عرفه ويجهله من جَهله
“Onlar (yani Nuh kavmi) kurdukları tuzaklarında şöyle dediler: ‘Sakın ilahlarınızı bırakmayın; hele Vedd’i, Suva’yı, Yeğus’u, Yeuk’u ve Nesr’i sakın bırakmayın!” (Nuh 71/23) Zira onlar, eğer ilahlarını bıraksalardı, bu ilahlarından bıraktıkları kadarıyla haktan bilgisiz kalacaklardı. Çünkü Hakk’ın her bir mabudda, özel bir vechi yani yüzü var ki, bunu bilen bilir, bilmeyen de bilmez!”[1]

Aliyy’ul Kari’nin bu sözleri naklettikten sonra söylediği gibi: “Kuşkusuz bundan daha açık bir küfür olamaz.”  Demekten başka bu söze düşülecek başka bir açıklama yoktur.[2]

İbnu Arabi daha sonra “Rabbin kendisinden başkasına ibadet etmeyin, diye hükmetti” (İsra 17/23) ayetinden yola çıkarak ibadet edilen herşeyin aslında Allah’ın tecelli ettiği bir suret olduğunu isbatlamaya çalışmaktadır! İşte onun ve emsalinin kitapları bu tarz küfür, şirk ve ilhadi düşüncelerle doludur. Şeyhulislam İbnu Teymiyye rahimehullah işte onun ve emsalinin bu tarz düşüncelerine, tamamen adaleti gözeterek, iftira atmadan, kendi kitaplarından ve sözlerinden nakil yaparak cevap vermiştir. Onun Vahdet-i Vücud ehline verdiği cevapları Feteva’nın 2.cildinde bulunmaktadır. O, İbnu Arabi ve taifesini reddetme ve tekfir etme hususunda yalnız değildir. Kendisinden önce ve vefatından sonra birçok alim de aynı şekilde bu taifeyi tekfir etmiştir. Öyle ki Burhanuddin el-Bikai (v.885H) ismindeki bir alim, “Tenbih’ul Gabi ila Tekfir’i İbni Arabi” isminde bir risale telif ederek İbnu Arabi ve taifesini tekfir eden 40 kadar alimin isimlerini ve fetvalarını zikretmiştir. Şimdi orada zikri geçen alimlerden en meşhur olanlarını zikretmek istiyoruz.

- Sultân’ul Ulemâ lakaplı İzz’ud Dîn bin Abd’is Selâm eş-Şafiî (v. 660H): Safedi (v. 764H) -ona ulaşan isnadıyla- İbnu Arabi hakkında şöyle dediğini nakleder:


شيخ سوء كَذَّاب مقبوح يَقُول بقدم الْعَالم وَلَا يرى تَحْرِيم الْفرج

“O; kötü, yalancı ve kınanmış bir ihtiyardır. Alemin kıdemini (yaratılmamış, ezeli olduğunu) söyler, hiçbir ferci de haram saymaz!”[3]

Zehebi ise aynı sözü İbnu Dakik el-İyd kanalıyla Şeyh İzzuddin’den nakletmektedir.[4]

- Burhân’ud Dîn İbrâhîm bin Me’dâd el-Ca’berî (v. 687H): İbnu Arabi’nin muasırı olan bu alim, onunla karşılaşmasını şöyle tasvir etmektedir:


رَأَيْته شَيْخًا نَجِسًا يُكَذِّبُ بِكُلِّ كِتَابٍ أَنْزَلَهُ اللَّهُ وَبِكُلِّ نَبِيٍّ أَرْسَلَهُ اللَّهُ

“Ben onu Allah’ın indirdiği bütün kitapları ve gönderdiği bütün peygamberleri yalanlayan pis bir ihtiyar olarak gördüm!”[5]

- Şeyh’ul İslâm Takiyy’ud Dîn Muhammed bin Dakîk el-Iyd (v. 702H)[6]
 
- Hâfız Cemâl’ud Dîn el-Mizzî (v. 728H) [7]

- Bedr’ud Dîn Muhammed bin Cemâ’a (v. 733H): Bu alimin de bazı hususlarda İbnu Teymiyye’ye muhalif olduğuna, hatta onu yargılayan mahkemenin kadısı olduğuna dikkat edilmelidir. İbnu Arabi hakkında şöyle demiştir:


وحاشا رسول الله -صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ- أن يأذن في المنام فيما يخالف، أو يضاد قواعد الإسلام، بل ذلك من وساوس الشيطان ومحنته، وتلاعبه برأيه وفتنته، وأما إنكاره -يعني ابن عربي- ما ورد في الكتاب والسنة من الوعيد، فهو كافر به عند علماء التوحيد، وكذلك قوله في نوح وهود عليهما السلام قول لغو باطل مردود
“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, rüyada İslam esaslarına muhalif veya zıt olan bir şeye izin vermekten münezzehtir. Bilakis bu, şeytanın vesveselerinden ve imtihanlarından birisidir, yine onun fikriyle oynaması ve fitnesidir.[8]

İbnu Arabi’nin Kitab ve Sünnet’te yer alan tehdidleri inkar etmesine gelince; o bu surette tevhid alimleri nezdinde kafir olmaktadır.[9]

Keza onun Nuh ve Hud aleyhimasselam hakkındaki sözleri de boş, batıl ve merduddur.”[10]

-Ebû Hayyân Muhammed bin Yûsuf el-Endulusî (v. 745H): el-Bahr’ul Muhit adlı tefsirin sahibi meşhur müfessir olup, İbnu Teymiyye’ye bazı konularda şiddetli muhalif olduğu rivayet edilir. Onun İbnu Arabi ve benzerleri hakkındaki sözleri için Maide: 17. Ayetin tefsiri sadedinde zikrettiği sözlere bakılabilir. Orada da görüleceği üzere bunların, dinin esaslarını inkar eden felsefecilerden daha şerli olduğunu ifade etmiştir.[11]

-Adud’ud Dîn el-Îcî (v. 753H): Cürcani’nin şerh ettiği el-Mevakif adlı eserin sahibi Eşari kelamcısıdır.[12]

-Takiyy’ud Dîn Ebu’l Hasen Alî bin Abd’il Kâfî es-Subkî (v. 756H): Bu zatın aynı zamanda İbnu Teymiyye’nin muhaliflerinden birisi olduğuna dikkat edilmelidir. O, Nevevi’nin Minhac’ına yazdığı şerhin Vasiyyet bölümünde İbnu Arabi ve taifesi hakkında şu ifadeyi kullanmıştır:


ومن كان من هؤلاء الصوفية المتأخرين كابن عربي وغيره، فهم ضلال جهال، خارجون عن طريقة الإسلام, فضلا عن العلماء

“Bu son dönem sufilerinden olan İbnu Arabi ve başkaları gibi kimseler sapık ve cahildirler, alim olmak bir yana İslam yolundan çıkmış olan kişilerdir.”
Kemaluddin ed-Demiri ve Takiyyuddin el-Hısni de bu fetvayı kendisinden nakletmişlerdir.[13]

-El-Muğnî kitâbının sâhibi meşhur nahiv alimi İbnu Hişâm (v. 761H) [14]

-Sa’d’uddin et-Teftâzânî (v. 792H): Şerh’ul Akaid adlı eseri başta olmak üzere birçok eseri Osmanlı’dan bu yana halen medreselerde okutulan Eşari kelamcısıdır. Vahdet-i Vücudçulara ve İbnu Arabi’ye müstakil reddiyesi vardır. Arapça’da da Türkçe’de de neşredilmiştir.[15]

-İbnu Hacer el-Askalânî’nin Şeyhi, Şeyh’ul İslâm Sirâc’ud Dîn el-Bulkînî (v. 805H)[16]

-Muhaddis Zeyn’ud Dîn el-Irâkî (v. 806H)[17]

-Kemâluddin ed-Demîrî (v. 808H): “Hayat’ul Hayevan” adlı meşhur kitabın ve başka eserlerin müellifi. [18]

-“Mukaddime” sahibi Meşhur tarihçi İbnu Haldûn (v. 808H)[19]

- Meşhur kıraat alimi, İbnu’ul Cezerî eş-Şafî (v. 814H): İbnu Arabi hakkında şöyle demiştir:


وحكمه بصحة عبادة قوم نوح للأصنام كفر، وقوله: إن الحق المنزه هو الخلق المشبه كلام باطل متناقض، وهو كفر، وقوله في قوم [هود] : وحصلوا في عين القرب افتراء على الله تعالى، ورد لقوله فيهم، وقوله: زال البعد وصيرورة جهنم في حقهم نعيما كذب، وتكذيب للشرائع
“Onun Nuh kavminin putlara ibadetinin geçerli olduğuna hükmetmesi küfürdür. Yine noksanlıklardan tenzih edilen Hak, (Allah’a) benzetilen halktır sözü de batıl ve çelişkili bir sözdür ve de küfürdür. Hud kavmi hakkında Allah’a yaklaşmanın bizzat kendisini elde ettiler demesi de Allah’a iftiradır ve Allah’ın onlar hakkındaki sözünü reddetmektir. Yine onun uzaklık kayboldu ve cehennem onlar hakkında bir nimet haline geldi, sözü de yalandır ve şeriatları yalanlamaktır.”[20]

-Seyyid eş-Şerîf el-Curcânî (v. 814H): Kitapları Osmanlı’dan bu yana halen medreselerde okutulan; et-Ta’rifat, Şerh’ul Mevakıf adlı meşhur eserlerin sahibi Eşari kelamcısıdır.[21]

-Ebu Zur’a, Velî’yyud Dîn el-Irâkî (v. 826H)[22]

- Takiyyuddin el-Hısni (v. 829):
Bu zat da İbnu Teymiyye’nin şiddetli muhaliflerinden olup ona reddiyede bulunmuştur. Buna rağmen İbnu Arabi’yi de reddetmiştir.[23]

- Takiyy’ud Dîn el-Fâsî (v. 832H): İbnu Arabi’yi cerh etme hususunda müstakil risalesi mevcuttur. Dipnotlarda onun bu eserine yer yer atıf yaptık.

- Âlâ’ud Dîn Muhammed bin Muhammed el-Buhârî el-Hanefî (v. 841H):
Bu, İbnu Teymiyye’ye “Şeyhulislam” diyen kafir olur, şeklindeki fetvayı veren zattır. Lakin, aynı zamanda İbnu Arabi’yi de tekfir etmiştir. Bu hususta “Fadihat’ul Mulhidin” isimli risaleyi tasnif etmiştir.[24]

-İbnu’l Mukrî, (v. 837H): Şafii fakihlerinden olan bu zat şu fetvanın sahibidir:


من شكّ فِي تَكْفِير الْيَهُود وَالنَّصَارَى وَطَائِفَة ابْن عَرَبِيّ كفر

Kim, Yahudi ve Hristiyanların ve de İbnu Arabi taifesinin tekfirinde şüphe ederse kafir olur.”[25]

-Hafız İbnu Hacer el-Askalânî (v. 852H): Hocası Bulkini’nin İbnu Arabi’yi tekfir ettiği sözlerini onaylayarak nakletmektedir.[26]

Bikai’nin zikrettiği bu isimler haricinde ayrıca Alîyy’ul Kari (v. 1014H) İbnu Arabi ve taifesini reddetme hususunda–bazı dipnotlarda kaynak olarak verdiğimiz- bir risale telif etmiştir. Yine Osmanlı devri alimlerinden İbrahim el-Halebi (v. 956H)–ki Halebi Sagir diye meşhur olan Hanefi fıkıh kitabının müellifidir- vahdeti vücud ehline reddiye babında kitap telif edenler arasındadır. Bunlar dışında da bu taifeyi reddeden, İbnu Arabi ve emsalini tekfir eden sayılamayacak kadar çok alim mevcuttur. Alimlerden İbnu Arabi’nin ve benzerlerini muayyen olarak tekfir etmeyenler de mevcuttur. Misal olarak Şafiilerden Zekeriyya el Ensari (v. 926) Esne’l Metalib, 4/119; İbnu Hacer el Heytemi (v. 974) Tuhfet’ul Muhtac, 9/82’de, Hatib eş-Şirbini (v. 977), Mugni’l Muhtac, 5/428’de yukarıda zikredilen İbnu’ul Mukri’nin kavlini reddetmişler, İbnu Arabi’nin evliyadan birisi olduğunu iddia ederek sözlerinin zahiri manası üzere olmadığını iddia etmişlerdir. Yani İbnu Arabi’yi tekfir etmeyen alimler ondan ittihad küfrünü nefyederek ve de sözlerini tevil ederek, bazen de ona aidiyetini inkar ederek bu kanaate sahip olmuşlardır. Mesela İbnu Arabi’yi müdafaa edenlerden birisi olan Celaleddin es-Suyuti’nin durumu böyledir. Zaten o ve onun gibiler ittihad küfrünü küfür olarak kabul etmese ve İbnu Arabi’den de bu küfrü nefyetmese onun sözlerinin zahirde anlaşılandan başka manaları olabileceğini iddia ederek onu savunmaya kalkmazlardı. Suyuti’nin İbnu Arabi’yi bu şekilde müdafaa amaçlı yazdığı “Tenbih’ul Gabi bi Tebrieti İbnu’il Arabi” adlı risalesi elimizde mevcuttur. Suyuti, sözkonusu risalede İbnu Arabi’nin tekfirine karşı çıkarken bu küfürlerin onun kitaplarına sokulmuş olması veya bizzat kitapların ona iftira edilmiş olması gibi bir çok ihtimali sıraladıktan sonra bu sözlerin bir kısmının tevilinin olabileceğini de bir ihtimal sadedinde zikretmektedir. Yani alimler arasındaki tartışma hulul ve ittihad akidesinin küfür olup olmadığında değil, İbnu Arabi ve emsalinin bu küfür akidelerine sahip olup olmadığı hakkındadır. Aliyy’ul Kari Vahdet-i Vücudçulara yapmış olduğu reddiyenin bir yerinde şöyle demektedir:


اعْلَم أَن من اعْتقد حَقِيقَة عقيدة ابْن عَرَبِيّ فكافر بِالْإِجْمَاع من غير النزاع وَإِنَّمَا الْكَلَام فِيمَا ذا أول كَلَامه بِمَا يَقْتَضِي حسن مرامه

“Bil ki; İbnu Arabi’nin akidesinin hakikatine inanan bir kimse icma ile ve ihtilafsız olarak kafirdir. Tartışma onun sözlerini iyi niyetli olarak tevil eden hakkındadır.”[27]

Hiç şüphesiz racih olan kavil, İbnu Arabi’nin görüşlerinin küfür olmasının yanı sıra, şahsının da kafir olduğu ve o şekilde muamele görmesi gerektiğidir. Yani ona asla alim ve veli muamelesi yapılmaz, ismi anıldığında rahmet ve mağfiret dilenmez, Müslüman olduğuna şahitlik yapılmaz ilh… Çünkü onun küfür ihtiva eden kitapları her tarafa yayılmış, muhakkik alimler de bu kitapların ona ait olduğuna ve şahsının bu akide üzere olduğuna şahitlik edip onu tekfir etmişlerdir. Bunlardan tevbe ettiğine dair yakin bir ilim de gelmemiştir. Sözlerinin şeriata uygun bir tevili olduğu iddiası zaten batıldır. Bu sözleri cezbe halinde söyleseydi aklı başına geldiğinde bunlardan tevbe etmesi gerekirdi. Kaldı ki kitabı telif ettiği aylar haftalar süresince devam eden bir cezbe hali de makul bir şey değildir. Kısacası onun hakkında hüsnü zan eden alimlerin sözü isabetli değildir, üstelik bunun sözkonusu zındığın küfürlerinin halk nezdinde meşrulaşmasını sağlaması gibi bir tehlikesi de mevcuttur. Nitekim alimler, küfürde onun derecesine varmayan hatta birçoğu tekfir edilmeyen bidatçılar hakkında dahi kınamayı ve tenkidi çoğaltmışlar, sözkonusu bidatçileri halk nezdinde mahkum etmişler ta ki insanlar bu bidat ehlinin sözlerine meyletmesin. Vahdet-i vücudçu zındıkların bir çoğu, bu akideyi halk arasında yayarken birkısım alimlerin İbnu Arabi, Hallac ve benzerleri hakkındaki hüsnü zandan kaynaklanan tezkiyelerini kullanmışlardır. Kısacası İbnu Arabi’yi tekfir etmeyen alimlerin kavli hatalı hatta batıldır, bununla beraber onun sahip olduğu küfürlerin küfür olduğunu kabul ettikleri müddetçe bu alimleri tekfir etmeye mahal yoktur. Yani İbnu Arabi taifesinin küfründe şüphe edenlerin kafir olması, onların sözlerinin küfür olduğunu kabul etmeyenler hakkındadır. Şüphesiz bu husustaki en isabetli sözlerden birisini Şeyhulislam İbnu Teymiyye dile getirmiştir ki bu zikrettiği şey tahkik ehli alimlerin yoludur. Şöyle demektedir:


وَهَكَذَا هَؤُلَاءِ الِاتِّحَادِيَّةُ: فَرُءُوسُهُمْ هُمْ أَئِمَّةُ كُفْرٍ يَجِبُ قَتْلُهُمْ وَلَا تُقْبَلُ تَوْبَةُ أَحَدٍ مِنْهُمْ إذَا أُخِذَ قَبْلَ التَّوْبَةِ فَإِنَّهُ مِنْ أَعْظَمِ الزَّنَادِقَةِ الَّذِينَ يُظْهِرُونَ الْإِسْلَامَ وَيُبْطِنُونَ أَعْظَمَ الْكُفْرِ وَهُمْ الَّذِينَ يَفْهَمُونَ قَوْلَهُمْ وَمُخَالَفَتَهُمْ لِدِينِ الْمُسْلِمِينَ وَيَجِبُ عُقُوبَةُ كُلِّ مَنْ انْتَسَبَ إلَيْهِمْ أَوْ ذَبَّ عَنْهُمْ أَوْ أَثْنَى عَلَيْهِمْ أَوْ عَظَّمَ كُتُبَهُمْ أَوْ عُرِفَ بِمُسَاعَدَتِهِمْ وَمُعَاوَنَتِهِمْ أَوْ كَرِهَ الْكَلَامَ فِيهِمْ أَوْ أَخَذَ يَعْتَذِرُ لَهُمْ بِأَنَّ هَذَا الْكَلَامَ لَا يَدْرِي مَا هُوَ أَوْ مَنْ قَالَ إنَّهُ صَنَّفَ هَذَا الْكِتَابَ وَأَمْثَالَ هَذِهِ الْمَعَاذِيرِ الَّتِي لَا يَقُولُهَا إلَّا جَاهِلٌ أَوْ مُنَافِقٌ؛ بَلْ تَجِبُ عُقُوبَةُ كُلِّ مَنْ عَرَفَ حَالَهُمْ وَلَمْ يُعَاوِنْ عَلَى الْقِيَامِ عَلَيْهِمْ فَإِنَّ الْقِيَامَ عَلَى هَؤُلَاءِ مِنْ أَعْظَمِ الْوَاجِبَاتِ؛ لِأَنَّهُمْ أَفْسَدُوا الْعُقُولَ وَالْأَدْيَانَ عَلَى خَلْقٍ مِنْ الْمَشَايِخِ وَالْعُلَمَاءِ وَالْمُلُوكِ وَالْأُمَرَاءِ وَهُمْ يَسْعَوْنَ فِي الْأَرْضِ فَسَادًا وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ.
“Bu vahdet-i vücudçuların durumu da aynıdır: Bunların elebaşıları küfrün önderleri olup öldürülmeleri vaciptir. Tevbe etmeden yakalandığı zaman bunlardan herhangi birinin tevbesi kabul olunmaz. Çünkü bunlar, dıştan müslüman olduklarını söyleyip içlerinde büyük bir küfrü gizli tutan zındıkların önde gelenlerindendirler. Bunlar, ne söylediklerini ve müslümanların dinine muhalefet ettiklerini gayet iyi bilmektedirler. Bu sebeple bunlara intisap eden, bunları savunan, övüp yücelten, kitaplarına değer veren, bunlara yardım ve desteğiyle tanınan, bunlar hakkında söz söylemeyi hoş görmeyen veya onların sözlerinin mahiyetini, bu kitabı onun yazıp -yazmadığını bilmediği mazeretiyle ve ancak bir cahilin ya da münafıkın ileri sürebileceği benzeri mazeretlerle onları mazur görmeye kalkışan herkesin cezalandırılması gerekir. Hatta durumlarına vakıf olup da onlara karşı çıkmaya yardımcı olmayan herkesin de cezalandırılması gereklidir. Çünkü böylelerine karşı kıyam edip mücadelede bulunmak en önemli vecibelerdendir. Zira bunlar bazı şeyhlerin ve alimlerin, hükümdarlar ve devlet adamlarının akıllarını ve dinlerini ifsad etmişlerdir; bunlar yeryüzünde sırf fesat peşinde koşar ve insanları Allah'ın yolundan alıkoyarlar.”[28]

Kısacası bu vahdet-i vücud akidesinin hakikatini bildiği halde savunan kimseler kafirdirler, bu kimseleri çeşitli tevillerle aklamaya çalışan kimseler de yaptıkları işe göre hüküm alırlar. Böylece İbnu Arabi’nin tekfiri konusunun İbnu Teymiyye’nin yalnız kaldığı bir mesele olmadığı, bilakis muhakkik alimlerin üzerinde bulunduğu yol olduğu, bunların savunduğu hulul ve ittihad akidesinin ise tartışmasız olarak küfür akidesi olduğu ortaya çıkmış bulunmaktadır.
 1. İbnu Arabi, Fusus’ul Hikem, sf 72, Thk: Afifi.
 
 2. Aliyy’ul Kari, er-Raddu ale’l Kailine bi Vahdet’il Vucud, sf 109.
 
 3. El-Vafi bi’l Vefayat, 4/125.
 
 4. Tarih’ul İslam, 14/520.
 
 5. Nakleden İbnu Teymiyye, Fetava 2/240. Ayrıca bkz. Burhân’ud Dîn el-Bikaî, Tenbîh’ul Ğabî İla Tekfîri İbni Arabî, 1/155; Takiyy’ud Dîn el-Fâsî, Akidetu İbni Arabî ve Hayâtuhu, sf 25.
 
 6. Bkz. Burhân’ud Dîn el-Bikaî, Tenbîh’ul Ğabî İla Tekfîri İbni Arabî, 1/150-153; Alîyy’ul Kârî, er-Raddu ale’l Kâilîne bi Vahdet’il Vücûd, sf 34.
 
 7. Bkz. Takiyy’ud Dîn el-Fâsî, Akidetu İbni Arabî ve Hayâtuhu, sf 60.
 
 8. Bununla İbnu Arabi’nin Fusus’ul Hikem’i kendisine rüyasında Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in verdiğini ve bu kitabı ümmete tebliğ etmesini emrettiğini iddia etmesine atıf yapmaktadır. İbnu Arabi bunu Fusus’un baş tarafında zikretmiştir.
 
 9. Bununla İbnu Arabi’nin “kafirler cehennemde azap çekmekten belli bir süre sonra lezzet almaya başlayacak” şeklindeki akıllara ziyan iddiasına atıf yapıyor olmalıdır.
 
 10. Nakleden Burhân’ud Dîn el-Bikaî, Tenbîh’ul Ğabî İla Tekfîri İbni Arabî, 1/153; ayrıca el-Mukbili, el-Alem’uş Şamih, sf 494-495.
 
 11. Bkz. El-Bahr’ul Muhit, 4/210. Ayrıca bkz. Burhân’ud Dîn el-Bikaî, Tenbîh’ul Ğabî İla Tekfîri İbni Arabî, 1/156-157.
 
 12. Bkz. Burhân’ud Dîn el-Bikaî, Tenbîh’ul Ğabî İla Tekfîri İbni Arabî, 1/79-80.
 
 13. Nakleden Burhân’ud Dîn el-Bikaî, Tenbîh’ul Ğabî İla Tekfîri İbni Arabî, 1/157.
 
 14. Bkz. Burhân’ud Dîn el-Bikaî, Tenbîh’ul Ğabî İla Tekfîri İbni Arabî, 1/165.
 
 15. Bkz. Burhân’ud Dîn el-Bikaî, Tenbîh’ul Ğabî İla Tekfîri İbni Arabî, 1/81-82.
 
 16. Burhân’ud Dîn el-Bikaî, Tenbîh’ul Ğabî İla Tekfîri İbni Arabî, 1/176; Takiyy’ud Dîn el-Fâsî, Akidetu İbni Arabî ve Hayâtuhu, 39; Alîyy’ul Kârî, er-Raddu ale’l Kâilîne bi Vahdet’il Vücûd, sf 139.
 
 17. Bkz. Burhân’ud Dîn el-Bikaî, Tenbîh’ul Ğabî İla Tekfîri İbni Arabî, 1/52-53 ve 176; Alîyy’ul Kârî, er-Raddu ale’l Kâilîne bi Vahdet’il Vücûd, sf 34 ve 135.
 
 18. Bkz. Burhân’ud Dîn el-Bikaî, Tenbîh’ul Ğabî İla Tekfîri İbni Arabî, 1/157.
 
 19. Burhân'ud Dîn el-Bikaî, Tenbîh'ul Ğabî İla Tekfîri İbni Arabî, 1/165-166; Takiyy'ud Dîn el-Fâsî, Akidetu İbni Arabî ve Hayâtuhu, 40-44.
 
 20. Nakleden Burhân’ud Dîn el-Bikaî, Tenbîh’ul Ğabî İla Tekfîri İbni Arabî, 1/155; ayrıca el-Mukbili, el-Alem’uş Şamih, sf 495-496.
 
 21. Bkz. Burhân’ud Dîn el-Bikaî, Tenbîh’ul Ğabî İla Tekfîri İbni Arabî,  1/79-80.
 
 22. Bkz. Burhân’ud Dîn el-Bikaî, Tenbîh’ul Ğabî İla Tekfîri İbni Arabî, 1/135-137 ve 176; Takiyy’ud Dîn el-Fâsî, Akidetu İbni Arabî ve Hayâtuhu, sf 59-60; Alîyy’ul Kârî, er-Raddu ale’l Kâilîne bi Vahdet’il Vücûd, sf 138.
 
 23. Bkz. Burhân’ud Dîn el-Bikaî, Tenbîh’ul Ğabî İla Tekfîri İbni Arabî, 1/157.
 
 24. Bkz. Burhân’ud Dîn el-Bikaî, Tenbîh’ul Ğabî İla Tekfîri İbni Arabî,  1/182-183.
 
 25. Nakleden Alîyy’ul Kârî, er-Raddu ale’l Kâilîne bi Vahdet’il Vücûd, sf 64. Bkz. Burhân’ud Dîn el-Bikaî, Tenbîh’ul Ğabî İla Tekfîri İbni Arabî, 2/253. İbn’ul Mukri’nin kavli kendi eseri olan er-Ravd’ut Talib, 2/608’de geçmektedir.
 
 26. Lisan’ul Mizan, 4/318. Ayrıca Bkz. Burhân’ud Dîn el-Bikaî, Tenbîh’ul Ğabî İla Tekfîri İbni Arabî, 1/176; Takiyy’ud Dîn el-Fâsî, Akidetu İbni Arabî ve Hayâtuhu, sf 39.
 
 27. er-Raddu ale’l Kailine bi Vahdet’il Vücud, sf 155.
 
 28. Fetava, 2/131.
Kendisi de bir kral olan Halife Memun Nadr bin Şumeyl (ra)'a şöyle demiştir:
يَا أَبَا الْحَسَنِ الْإِرْجَاءُ دِينُ الْمُلُوكِ
"Ey Ebu'l Hasen! İrca (Mürcielik) kralların dinidir!" (ed-Dulabi, el-Esma ve'l Kuna, no: 832; ayrıca Lalekai, es-Sunne, no: 2818)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
6179 Gösterim
Son İleti 02.03.2019, 23:02
Gönderen: Uhey
1 Yanıt
1720 Gösterim
Son İleti 30.04.2019, 03:32
Gönderen: Tevhide Davet
1 Yanıt
253 Gösterim
Son İleti 16.02.2021, 23:52
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
228 Gösterim
Son İleti 06.03.2021, 22:38
Gönderen: Teymullah
1 Yanıt
176 Gösterim
Son İleti 12.03.2021, 18:46
Gönderen: Muferridûn