Darultawhid

Gönderen Konu: DÜNYA LEZZETİ VE AHİRET LEZZETİ- İBNU TEYMİYYE RAHMETULLAHİ ALEYH  (Okunma sayısı 134 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Fırkatun Nâciye

  • Özel Üye
  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 9
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
بسم الله الرحمن الرحيم

DÜNYA LEZZETİ VE AHİRET LEZZETİ

Şeyhu'l İslam İbn Teymiyye Rahimehullah

(İfrat ve Tefrit Arasında İstikamet, Guraba Yayınları, s. 465-469)

Şeyhulislam İbnu Teymiyye Rahmetullahi Aleyh şöyle demiştir:

Lezzetin kendisi istenen bir şey olunca, o lezzetin peşinden ondan daha büyük bir acı geldiği veya kendisinden daha hayırlı bir lezzete mani olduğu zaman kötülenir; kalıcı bir lezzete yardımcı olduğu zaman övülür. Kalıcı lezzet, büyük ve devamlı olan ahiret mutluluğudur.

Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Ve böylece Yusuf'a orada dilediği gibi hareket etmek üzere ülke içinde yetki verdik. Biz dilediğimiz kimseye rahmetimizi eriştiririz. Ve güzel davrananların mükâfatını zayi etmeyiz. İman edip takva yolunu tutanlar için elbette ahiret mükâfatı daha hayırlıdır." (Yusuf, 56-57)

"Fakat siz, dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Oysa ahiret daha hayırlı ve daha kalıcıdır." (Ala, 16-17)

Allah Teâlâ iman eden sihirbazların, kendilerini tehdit eden Firavun'a şöyle dediklerini haber verdi:

“Artık ne yapacaksan yap; senin hükmün olsa olsa bu dünya hayatında geçerli olur. Biz Rabbimize inandık ki (O) bizim günâhlarımızı ve senin bizi yapmaya zorladığın büyüyü bağışlasın. (Elbette) Allah daha hayırlıdır ve (O'nun mükâfâtı ve cezası) daha süreklidir." (Taha, 72-73)

Allah Teâlâ insanları ebediyet yurdu için yaratmıştır. Ebediyet yurdu, cennet ve cehennemdir. Dünya ise kesintilidir, lezzetleri ahiretin aksine asla saf ve devamlı değildir. Ahiretin lezzetleri ve nimetleri saftır, bulanık değildir; devamlıdır, kesintili değildir. Orada hüzün, yorgunluk ve bitkinlik yoktur. Cennet halkı küçük ve büyük abdest bozma ihtiyacı hissetmez, tükürmez ve sümkürmezler. Üstelik orada canlarının çektiği ve gözlerinin zevk aldığı her şey vardır. Orada ebediyen kalıcıdırlar.

Nefislerin şehveti ve gözlerin zevki saf bir mutluluktur. İkamet devamlı ve kalıcıdır:

“Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez." (Secde, 17)

Allah Teâlâ salih kulları için -bırak onlara bildirdiği şeyleri- hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı ve hiç kimsenin aklına-hayaline gelmeyecek şeyler hazırlamıştır.

Bu mana, salih kulun söylediği ile aynıdır. O şöyle demişti:

"Ey kavmim, dedi, siz bana uyun, sizi doğru yola götüreceğim. Ey kavmim! Şüphesiz bu dünya hayatı, geçici bir menfaatten ibarettir. Ama ahiret ebediyet yurdudur." (Ğafir, 38-39)

Allah Teâlâ dünyanın başka bir şeye ulaşmak için kullanacağımız gelip geçici bir meta olduğunu, ahiretin ise ebediyet yurdu olduğunu haber vermiştir.

Dünya lezzetlerinin ve nimetlerinin gelip geçici bir eğlence ve ahiret lezzetlerine ulaşmanın bir aracı olduğu ve böyle yaratıldığı bilindiği zaman her lezzet ahiret lezzetine yardım eder. Bu, Allah’ın ve Rasûlünün (SallAllahu  Aleyhi ve Sellem) emirlerindendir. Ahiret lezzetine yardımcı ve vasıta olan lezzeti elde etmenin kişiye ahiret lezzetleri olarak dönen bir sevabı vardır.

Bu sebeple mümin, Allah'ın rızasını kastettiği zaman yemesinden, içmesinden, giyinmesinden ve evlenmesinden, Allah yolunda cihadda düşmanına galip gelerek öfkesini dindirmesinden, ilminin, imanının ve ibadetinin lezzetinden ve cisminin, nefsinin ve ruhunun hissî, zannî ve aklî lezzetlerinden dolayı sevap kazanır.

Ahiret yurdunda elem ve acılara sebep olan veya ahiret lezzetine mani olan her lezzet haramdır. Kâfirlerin ve fasıkların yeryüzünde büyüklük taslamaları ve fesad çıkarmaları sebebiyle aldıkları lezzetler ve küfür ve nifakla elde edilen lezzet bunun örnekleridir. Küfür ve nifakla elde edilen lezzetlere örnek, Allah’tan başkalarını Allah’ı sever gibi severek onları Allah'a ortak koşanların bundan aldıkları lezzettir, onların salih müminlere galip geldikleri için aldıkları lezzettir, haksız yere adam öldürmenin, zinanın, hırsızlığın ve içki içmenin verdiği zevktir.

Bu sebeple Allah Teâlâ onların tattıkları lezzetlerin günahlarının artması için kendilerine verilen bir mühlet ve içinde zehir bulunan güzel bir yiyecek gibi yavaş yavaş ölüme götüren bir tuzak olduğunu haber vermiştir. Bu manayı ben, sarhoşluğun kaidesinde de ifade etmiştim.

Peşinden ebediyet yurdunun lezzeti ve elemi de gelmeyen, ebediyet yurdunun lezzetine mani de olmayan lezzet, batıl bir lezzettir.

Çünkü onda fayda da yoktur, zarar da yoktur. Zamanı önemsizdir.

Nefsin yararlanacağı kadar değildir. Her ne kadar ahiretteki lezzetin aslına mani olmasa da, ahirette ondan daha hayırlı olacak bir şeye mani olur.

Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in şu sözleriyle kastettiği mana budur: "Müslüman kişinin oyun ve oyalanma olarak yaptığı her şey batıldır. Ancak; kişinin atış yaptığı aletlerle meşgul olup oyalanması, atını tımar edip atın bakımıyla uğraşması ve oyalanması ve hanımıyla oynaşıp meşgul olması batıl ve boş eğlencelerden olmayıp hak, gerçek ve sevap kazandıran oyun ve eğlencelerdir."[1]

Bu, Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in Ömer Radıyallahu anh'a söylediği söz gibidir. Ömer girdiği zaman onun yanında def çalan cariyeler vardı. Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem cariyeleri susturdu ve şöyle dedi: “Bu öyle bir adam ki boş şeyleri sevmez."[2] Bu eğlencede bir lezzet vardır. Eğer böyle olmasaydı nefisler onu istemezdi.

Fakat hedeflenen lezzete yardımcı olan cihad ve nikâh gibi şeyler haktır. Buna yardım etmeyenler ise batıldır/faydasızdır. Fakat muhtemel ve ağırlıklı bir zararı olmadığı zaman haram kılınmaz ve nehyedilmez.

Fakat bazen yapılması mekruh olabilir. Çünkü talep edilen lezzete engel olabilir. Çünkü boş ve faydasız şeylerle meşgul olan kişi onlarla meşgul olduğu esnada kendisine faydalı olacak bir şeyle meşgul olsaydı ve hedeflenen lezzeti talep etseydi kendisi için daha hayırlı olurdu. Kadınların ve çocukların nefisleri gibi nefisler zayıftır. Kendi hallerine bırakıldıkları zaman kendileri için daha hayırlı şeylerle meşgul olmayabilirler, belki zararlı şeylerle meşgul olabilirler. Veya terk edildiği zaman Allah'a yakınlık olacak işlerle meşgul olurlar. Onlara bu imkânı vermek onlara yedirmek ve içirmek gibi bir iyilik ve sadaka olur. Bu sebeple Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem, "Bazı eğlence türleri haktır." dedi. Küçük cariyeler onun yanında def çalıyordu.

Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem onlara iyilik yapmak için ve merhametinden dolayı kendi huzurunda bu batıl işi yapmalarına imkân verdi. Bu iş her ne kadar onlar hakkında batıl ise de, kendilerinden başkasına emredilmemişse de onun hakkında haktır, müstehaptır ve emredilen bir iştir.

Nitekim müellefe-i kulûba zekâttan pay vermek her ne kadar başkası için emredilmemiş olsa da ona bir vacip veya müstehap olarak emredilmiştir. Kendisiyle şakalaşan bedeviler, kadınlar ve çocuklarla onların gönüllerini hoş etmek ve sevindirmek için şakalaşırdı. Her ne kadar başkalarının onunla şakalaşması emredilmemiş ve nehyedilmemişse de bu, onun hakkında müstehab idi ve bundan dolayı sevap alırdı.

Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem nefislere emredilen hak ile aydınlansınlar diye bol bol mal ve menfaat vermiştir. Verilen şeyleri alan kimseler bundan lezzet alırlar ve sevinirler. Bu, başka bir şeye vesiledir.

Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem bunu muhacirler ve Ensar gibi ihtiyacı olmayanlara yapmaz. Bununla beraber onlara da başka iyilikler yapar ve onların dinlerinde ve dünyalarında yararlı olacak başka menfaatler temin eder.

Ömer Radıyallahu anh bu batılı sevmez ve onu dinlemek istemez.

Bunu dinlemekle emrolunmuş değildir. O zaman dinlemeye nefsi sabrettiği için Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in emrettiği şey telif edilir. Ömer'in batıldan yüz çevirmesi bir kemal idi. Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in hali ise daha mükemmeldir.

Nefislerin batılı sevmesi bir eksikliktir. Lakin bütün insanlar kemâl ile emrolunmuş değildir. Bu, onlar için mümkün değildir. Onlar cennete girmelerine vesile olacak şeyleri yaptıkları zaman cennete girmelerine mani olmayan şeyler onlara haram kılınmaz.

Sahih'te Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:

"Erkeklerden pek çokları kemale erdi, kadınlardan ancak dört tanesi kemale erdi."[3]

Bununla beraber kemale eren erkek ve kadınlardan çok daha fazla sayıda kadınların ve erkeklerin cennete girdikleri bilinmektedir.
 1.  Bu hadis zayıftır. Tirmizî, “Fezailü'l-Cihad" (1637). İbn Mace, "Cihad" (2811). Ukbe b. Âmir el-Cühenî'den nakletmişlerdir. Said b. Mansur, Sünen (2454). Cabir b. Zeyd'den nakletmiştir. Şeyh Elbanî, Zaifu'l-Cami (784)'de bu hadisin zayıf olduğunu söyledi.
 2. Buhari, Edebü'l-Müfred (342). Ahmed, Müsned (3/435). Heysemî, Mecmeu'z-Zevaid (8/118). Heysemî bu hadisi Ahmed ve Taberanî'nin rivayet ettiğini söyledi.
 3. Buhari, "Ehadisu'l-Enbiya" (3411). Müslim, “Fedailü's-Sahabe" (3431). Buna yakın lafızlarla.

 

Related Topics