Darultawhid

Gönderen Konu: KUR'ÂN'IN MANASINI ANLAMAK FARZDIR- İBNU TEYMİYYE RAHİMEHULLAH  (Okunma sayısı 119 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Fırkatun Nâciye

  • Özel Üye
  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 9
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
بسم الله الرحمن الرحيم

Kur'ân'ın mânasını anlamak farzdır

İbnu Teymiyye Rahmetullahi Aleyh

(Mecmû'u'l Fetâvâ, 4/587-590 Daru'l-İman Yayınları)



Kur'ân'ı ve Sünnet’i Rasûlullah’tan (SallAllahu Aleyhi ve Sellem) bunlar aldılar. Bu konuda ilmi ve ameli de ondan aldılar. Ebû Abdurrahman es-Sülemi şöyle demiştir: "Bize Kur'ân'ı okutan Osman İbn Affan, Abdullah b. Mes'ud ve başkaları anlattılar ki; Rasûlullah’tan (SallAllahu Aleyhi ve Sellem) on âyet öğrendikleri zaman, onun ilmini ve amelini de öğrenmedikçe başkalarına geçmezlermiş. Kur'ân'ı, ilmi ve ameli birlikte öğrendik dediler." Ashâbdan yaşı küçük olan Abdullah b. Ömer, Bakara sûresini sekiz yılda öğrenmiştir. Bu da sadece anlamak, bilmek ve uygulamak içindir. Bunun açıklaması şudur;

1) Yüce Allah’ın insanları üzerinde yarattığı genel âdet, onlara indirilen Kur'ân'ın lâfız ve anlamına itina göstermelerini gerektirir. Hatta anlamına daha fazla özen göstermelerini gerektirir. Bir gerçektir ki tıp, matematik, nahiv, fıkıh veya başka bir ilim kitabını okuyan kimse mutlaka onu anlamak ve kavramak için okuyorsa, Allah’ın kendilerine indirdiği hidâyete onunla erdirdiği, hakkı ve batılı, hayrı ve şerri, hidâyet ve dalâleti, doğruluk ve sapıklığı kendisiyle öğrettiği Kur'ân'ı okuyanlar onun anlamına nasıl itina gösterip anlamaya çalışmasın?!

Yine bir gerçektir ki, onu anlama ve kavrama arzuları bütün arzulardan daha büyüktür. Öğrenci öğretmenden bir söz işittiğinde onu anlamaya çalışıyorsa, Allah’ın kelâmını Allah’tan tebliğ eden kişiden işitenler nasıl anlamaya çalışmasın?!

Hatta Hz. Peygamber'in(SallAllahu Aleyhi ve Sellem) onlara Kur'ân'ın manalarını öğretme arzusunun, harflerini öğretme arzusundan daha büyük olduğu bir gerçektir. Çünkü manaları anlamadan harfleri öğrenmek mümkün değildir. Zira lâfız ancak mana için öğrenilir.

2) Yüce Allah birçok yerde insanları Kur'ân'ı anlama, kavrama, inceleme ve düşünmeye teşvik etmiştir. Şöyle buyuruyor:

"(Rasûlüm!) Sana bu mübarek Kitab’ı, âyetlerini düşünsünler olanlar öğüt alsınlar diye indirdik." (Sâd, 29)

"Bunlar Kur'ân'ı düşünmezler mi? Yoksa kalpleri kilitli midir?" ( Muhammed, 24.)

"Söyleneni (Kur'ân'ı) hiç düşünmezler mi? Yoksa onlara önceki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?" (Mu'minûn, 68)

"Kur'ân'ı durup düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkasından gelseydi onda çok çelişkiler bulurlardı." (Nisa, 82)

Yüce Allah kâfirleri ve münafıkları Kur'àn'ı anlamaya, düşünüp kavramaya teşvik ettiğine göre, anlamını kâfir ve münafıkların anlamasının da mümkün olduğu anlaşılmaktadır.  Kâfir ve münafıklar onun anlamını anlayabiliyorsa, mü'minlerin anlaması neden mümkün olmasın?! Bu da gösteriyor ki, Kur'ân'ın manaları onlar tarafından biliniyor ve anlaşılıyordu.

3) Yüce Allah şöyle buyuruyor:

"Biz onu, anlamanız için Arapça bir Kur'ân olarak indirdik." (Yûsuf, 2)

"Apaçık kitaba andolsun ki, akletmeniz için onu Arapça bir Kur'ân yapmışızdır. (Zuhruf, 3)

Anlamaları ve akletmeleri için Arapça olarak indirdiğini açıklamıştır. Anlamak ve akletmek de ancak manalarını bilmekle olur.

4) Kur'ân'ı anlamayanları kınayarak şöyle buyurmuştur:

"Ey Muhammed! Kur'ân'ı okuduğun zaman senin ile âhirete inanmayanlar arasına önleyici bir perde çekeriz. Kalplerine, anlamalarına engel olacak örtüler çektik ve kulaklarına ağırlık koyduk. Kur'ân'da Rabbini bir tek olarak andığın zaman onlar ürkerek ardlarına dönerler."(İsra, 45-46.)

"Bunlara ne oluyor ki, hiçbir sözü anlamaya yanaşmıyorlar?"(Nisa, 78)

Mü'minler de Kur'ân-ı Kerîm'i anlamazsa, Allah'ın kınadığı bu durumda kâfir ve münafıklara ortak olurlar.

5) Yüce Allah, işittiği zaman bu işitmeden nasibi, manaları anlamadan ve onlara tâbi olmadan sadece sesleri işitmekten ibaret olanları kötülemiş ve şöyle buyurmuştur:

"İnkâr edenlerin durumu, çağırma ve bağırmadan başkasını duymayarak haykıran gibidir. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bu yüzden akledemezler." (Bakara, 171)

"Yoksa çoklarının söz dinlediklerini veya aklettiklerini mi sanırsın? Şüphesiz onlar davar gibidir, belki daha da sapık yolludurlar."( Furkan, 44)

"Onlar arasında seni dinleyenler vardır. Sonra senin yanından çıkınca bilgili kimselere "az önce ne demişti?" diye sorarlar. İşte bunlar Allah’ın kalplerini mühürlemiş olduğu, kendi heveslerine uyan kimselerdir."
(Muhammed, 16)

Bu konuda daha birçok âyet vardır.

Münafıklar Hz. Peygamber'in sesini işitmiş ve anlamadan: “Az önce ne söyledi?" diye sormuşlardır. Rasûlullah’ın (SallAllahu Aleyhi ve Sellem) sözlerini anlamayanların sözüdür bu. Onun için yüce Allah "İşte bunlar Allah’ın kalplerini mühürlemiş olduğu ve kendi heveslerine uyan kimselerdir" buyurmuştur.

Önceliği kazanmış Ensâr ve Muhacirlerin ve onların yolunu iyilikle izleyenlerin Kur'ân'ı anlamadıklarını söyleyenler, onları Allah’ın kötülediği bir şeyde kâfir ve münafıklar gibi tutmuş olmaktadırlar.

6) Ashâb-ı Kiram, Kur'ân'ı tabiîne tefsir etmişlerdir. Meselâ Mücâhid, “Kur'ân'ı başından sonuna kadar İbn Abbas'a arzettim, her âyeti ayrı ayrı ondan sordum" demektedir. Onun için Süfyân es-Sevrî şöyle demiştir: "Tefsir Mücâhid'den gelirse, o sana yeter", İbn Mes'ud da: “Kur'an'ı benden iyi bilen, develerin gidebileceği bir kişi bilsem ona giderim demiştir. İbn Mes'ud'un ve İbn Abbas'ın ashâbı da onlardan miktarını ancak Allah’ın bildiği kadar tefsir nakletmiştir. Bu konuda ashâb ve tabiinden nakiller çoktur ve ilim erbabı tarafından bilinmektedir.

 

Related Topics