Darultawhid

Gönderen Konu: SELEF ALLÂH’IN AHİRETTE GÖRÜLECEĞİ HUSUSUNDA İCMA ETMİŞTİR  (Okunma sayısı 219 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Izhâr'ud Dîn

  • Özel Üye
  • Moderatör
  • *
  • İleti: 252
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
اَلْحَمْدُ للهِ وَحْدَهُ، وَالصَّلاةُ وَالسَّلامُ عَلَى مَنْ لَا نَبِيَّ بَعْدَهُ، وَبَعْدُ

Selef Allâh’ın Ahirette Görüleceği Hususunda İcma Etmiştir

Geçtiğimiz günlerde Murat Gezenler, Ebu Eymen ile birlikte yayınlanan videosunda sahabenin ru’yet hususunda ihtilaf ettiğini söylemiştir. Bizler Murat Gezenler’in bu iddiasının batıl bir görüş olduğunu ortaya koymak için öncelikle ulemadan selefin Allâh’ın ahirette görüleceği hususunda icma ettiğine dair nakillere yer verip ardından İmam Ahmed’in Zındıklar’a ve Cehmiyye’ye Reddiye isimli eserinde Cehmiyye ile yapmış olduğu münazaradan konuyla ilgili bölümü iktibas edeceğiz İnşâllâh.

Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:


﴿وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاضِرَةٌ ۞ إِلَى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ.﴾ [القيامة: ٢٢-٢٣]
“O gün yüzler vardır Nâdıra’dır/ışıl ışıl parlar. Rabblerine nazar eder/bakıp dururlar.” (el-Kıyâmet 75/22-23)

İbnu Mendeh Rahimehullâh, bu ayet hakkında şöyle demektedir:

“İbnu Abbâs ve sahabeden başkaları, tabiinden Muhammed bin Ka’b, Abdurrahmân bin Sâbit, Hasen bin Ebi’l Huseyn, İkrime, Ebû Sâlih, Sa’îd bin Cubeyr ve başkaları gibi tevil ehli icma etti ki ayetin manası şudur: “Rabblerinin yüzüne nazar eder/bakıp dururlar.” Diğerleri de bu manaya benzer bir mana vermiştir.”[1]

İbnu Huzeyme Rahimehullâh dedi ki:

“Sahabe, tabi’in kadınlarından, erkeklerinden ve onlardan sonra gelip zamanımızda kendilerine yetiştiğimiz âlimlere kadar kıblemizin ehli olan bütün herkes; müminlerin bütünü kıyamet gününde gözleriyle yaratıcılarını göreceklerinde ihtilaf etmemiş, şekke ve kuşku içerisine düşmemiştir. Âlimler ancak; Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in vefat etmeden önce Yaratıcısı Azze ve Celle'yi görüp görmediğinde ihtilaf etmiştir. Yoksa onlar kıyamet günü mü’minlerin yaratıcılarını görme hususunda ihtilaf etmemiştir. Bu iki meseleyi fehmedin! Hataya düşmeyin! Sonra doğru yoldan saparsınız!”[2]

Hâfız’ul Hucce, İmâm Ebû Bekr el-İsmâ’ilî Rahimehullâh şöyle demektedir:

“Ehl’ul Hadîs, Aziz ve Celil olan Allâh’ın muttaki (takvalı) kullarının -dünya hayatında değil- ancak Kıyamet Günü’nde, Allâh’ı görmelerinin câiz olduğunu ve Allâh’ın bunu sevap olarak nasip edeceği kimseye ahirette vacip olacağına inanır. Allâh’ın buyurduğu üzere:


﴿وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاضِرَةٌ ۞ إِلَى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ.﴾ [القيامة: ٢٢-٢٣]
“O gün yüzler vardır ışıl ışıl parlar. Rablerine bakıp dururlar.” (el-Kıyâmet 75/22-23)

Allâh kâfirler hakkında şöyle buyurmuştur:


﴿كَلَّا إِنَّهُمْ عَنْ رَبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَمَحْجُوبُونَ.﴾ [المطففين: ١٥]
“Asla; gerçekten onlar, o gün Rabbleri’nden perdelenecekler.” (el-Mutaffifîn 83/15)

Eğer müminlerin ve kâfirlerin hepsi Allâh’ı görmeselerdi, bu durumda hepsi Rablerinden perdelenirdi.

Bu, Aziz ve Celil olan Allâh hakkında tecsime ve Allâh’a had koymaya itikad etmeksizindir. Ama onlar, Celil ve Aziz olan Allâh’ı kendi gözleriyle, Allâh’ın dilediği biçimde keyfiyeti bilinmeyen bir şekilde göreceklerdir.”[3]

İbnu Teymiyye Rahimehullâh şöyle demektedir:

“Sahabilerin hiçbirinden dünyada Allâh’ın gözle görüleceğini isbat eden hiçbir şey sabit olmamıştır. Bunun gibi onların hiçbirinden ahirette rüyeti inkâr ettiğine dair hiçbir şey sabit olmamıştır. Fakat iki görüşü de Cehmiyye’den gruplar söylemektedir. Nefy görüşünü Cehmiyye’nin kelamcıları dile getirmektedir. İsbat görüşünü ise İttihâdiyye ve başkaları gibi Cehmiyye’nin tasavvuf ehli kesimi söylemektedir.”[4]

İbnu Teymiyye Rahimehullâh yine şöyle demektedir:

“Allâh’ın, O’nu gören kişi tarafından görülmesi Selef’in ve imamların icmasıyla sabittir.”[5]

İbn’ul Kayyim Rahimehullâh, şöyle demektedir:

“Nebiler ve rasuller, sahabe tabiin ve asırlarca gelen İslam imamlarının hepsi bu konuda ittifak etmiştir. Dinden çıkan bidat ehli, haddi aşmış Cehmiyye, mu’attıla (sıfatları inkâr eden) Fir’avniyye, her dinden sıyrılıp çıkan Bâtiniyye ve şeytanın iplerine sımsıkı sarılıp Allâh’ın ipinden kopan, Rasûlullâh’ın ashabına sebbetmeyi din edinmiş, Sünnet’e ve ehline savaş açan ve Allâh’ın, Rasulü’nün ve Dini’nin tüm düşmanlarına barışçıl davranan Rafiziler bunu inkâr etti. Bu fırkaların hepsi Rabb’lerinden perdelenecek ve O’nun kapısından kovulacaklar. Bunlar dalalet ehli, melun şia (taraftarlar) ve Rasul ile taifesinin düşmanlarıdır.”[6]

Abdulganî el-Makdisî Rahimehullâh şöyle der:

“Hakk ehli icma etti ve tevhid ile sıdk ehli ittifak etti ki, Allâhu Teâlâ’nın Kitâbı’nda geldiği üzere ve Rasûl’ü Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’den sahih olarak rivayet edildiği üzere Allâhu Teâlâ ahirette görülecektir.”[7]

Hanefilerden İbnu Ebi’l İzz Rahimehullâh, şöyle demektedir:

“Ru’yetullâh hususunda muhâlefet edenler Cehmiyye, Mu’tezile ve Hâricilerle İmâmiyye’den onlara tabi olanlardır. Bunların görüşleri Kitâb ve Sünnet’e göre batıl ve merduttur. Ru’yet’i isbat edenler sahabe, tabiin ve din hususunda imamlık ile bilinen İslam imamları, Ehl’ul Hadîs ile Sünnet ve Cemaate nispet edilen Kelâm Ehli’nden diğer taifelerdir.”[8]

Şafilerden İmam Nevevî Rahimehullâh dedi ki:

“Ehl-i Sünnet, ahirette Allâh’ın görülmesinin gerçekleşeceği, müminlerin de -kâfirler dışarıda kalmak üzere- Allâhu Teâlâ’yı görecekleri hususunda icma etmiştir. Mutezile, Hariciler ve bazı Mürcie’den oluşan bidat ehlinden bir kesim ise Allâhu Teâlâ’nın yarattıklarından hiçbir kimsenin O’nu görmeyeceğini ve O’nun görülmesinin aklen imkânsız olduğunu iddia etmişlerdir. Ancak onların bu söyledikleri apaçık bir hata ve çirkin bir cehalettir. Oysa Kitâb ve Sünnet’in delilleri ile sahabenin ve onlardan sonra gelen ümmetin selefinin icması ahirette Allâhu Teâlâ’nın müminler tarafından görülmesinin sabit olduğunu açıklamıştır. Buna dair rivayetleri, yaklaşık yirmi kadar sahabi Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’den rivayet etmiştir. Bu husustaki Kur’ân ayetleri de meşhurdur.”[9]
 1. İbnu Mendeh, er-Raddu Ale’l Cehmiyye, 102.
 
 2. İbnu Huzeyme, Kitâb’ut Tevhîd, 2/548.
 
 3. El-İsmâ’ilî, İ’tikâdu E’immet’il Hadîs, 62-63.
 
 4. Mecmû’at’ur Rasâ’il ve’l Mesâ’il, 4/65-66.
 
 5. İbnu Teymiyye, Beyânu Telbîs’il Cehmiyye, 4/444.
 
 6. İbn’ul Kayyim, Hâd’il Ervâh, sf. 285.
 
 7. Abdulganî el-Makdisî, Akîde, sf. 58, no: 65.
 
 8. İbnu Ebi’l İzz, Şerh’ut Tahâviyye, thk: Arnavut, 1/207-208.
 
 9. En-Nevevî, Şerh’un Nevevî alâ Muslim, 3/15.
Şeyh’ul İslâm İbnu Teymiyye Rahimehullâh dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

“Âlim câhili tanır çünkü o da (bir zamanlar) câhildi. Câhil ise âlimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman âlim olmadı.” (Şeyh’ul İslâm İbnu Teymiyye, Mecmû’ul Fetâvâ, 13/235)

Çevrimdışı Izhâr'ud Dîn

  • Özel Üye
  • Moderatör
  • *
  • İleti: 252
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
بَابُ
بَيَانِ مَا جَحَدَتْ بِهِ الْجَهْمِيَّةُ مِنْ قَوْلِ اللّٰهِ سُبْحَانَهُ: ﴿وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاضِرَةٌ
۞ إِلَى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ.﴾ [القيامة: ٢٢- ٢٣]

قَالَ أَحْمَدُ رَحِمَهُ اللّٰهُ تَعَالَى:

فَقُلْنَا لَهُمْ لِمَ أَنْكَرْتُمْ أَنَّ أَهْلَ الْجَنَّةِ يَنْظُرُونَ إِلَى رَبِّهِمْ؟

قَالُوا: لَا يَنْبَغِي لِأَحَدٍ أَنْ يَنْظُرَ إِلَى رَبِّهِ، لِأَنَّ الْمَنْظُورَ إِلَيْهِ مَعْلُومٌ مَوْصُوفٌ؛ لَا يُرَى إِلَّا شَيْءٌ يَفْعَلُهُ!!

{On Birinci Mesele: Ruyetullâh (Allâh’ın Görülmesi)}

Bâb

Cehmiyye’nin, Allâh Subhânehu’nun şu Kavlinde İnkâr Ettikleri Şeylerin Beyanı: “O gün Yüzler Vardır Işıl Işıl Parlar. Rabblerine Bakıp Dururlar.” (el-Kıyâmet 75/22-23)

Ahmed Rahimehullâhu Teâlâ dedi ki:

Biz Cehmîlere şöyle dedik: “Sizler cennet ehlinin Rabbleri’ne bakacağını niçin inkâr ettiniz?”

Cehmîler dedi ki: “Kimsenin Rabbine bakması münasip değildir. Zira kendisine bakılan bir şey, bilinen ve (birtakım sıfatlarla) vasfedilen bir şeydir.[1] O’nun yaptığından (yarattığından) başka bir şey görülmez.”


فَقُلْنَا: أَلَيْسَ اللّٰهُ يَقُولُ:

﴿إِلَى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ.﴾ [القيامة: ٢٣]؟.

فَقَالُوا: إِنَّمَا مَعْنَى ﴿إِلَى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ.﴾ [القيامة: ٢٣] أَنَّهَا تَنْتَظِرُ الثَّوَابَ مِنْ رَبِّهَا، وَإِنَّمَا يَنْظُرُونَ إِلَى فِعْلِهِ وَقُدْرَتِهِ.

وَتَلَوْا آيَةً مِنَ الْقُرْآنِ:

﴿أَلَمْ تَرَ إِلَى رَبِّكَ كَيْفَ مَدَّ الظِّلَّ.﴾ [الفرقان: ٤٥]

فَقَالُوا: إِنَّهُ حِينَ قَالَ: ﴿أَلَمْ تَرَ إِلَى رَبِّكَ.﴾ [الفرقان: ٤٥]، أَنَّهُمْ لَمْ يَرَوْا رَبَّهُمْ، وَلٰكِنَّ مَعْنَى ذٰلِكَ: أَلَمْ تَرَ إِلَى فِعْلِ رَبِّكَ.

Biz dedik ki: “Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuyor mu?

“Rabblerine bakıp dururlar.” (el-Kıyâmet 75/23)

Cehmîler dedi ki: “Hiç şüphesiz “Rabblerine bakıp dururlar”ın manası onların Rabblerinden sevap beklemeleridir. Onlar ancak Rabblerinin Fiilleri’ne ve Kudreti’ne bakarlar.”

Sonra Kur’ân’dan bir âyet okudular:

“Rabbini görmedin mi, gölgeyi nasıl da uzattı?” (el-Furkân 25/45)

Sonra Cehmîler dedi ki: “Allâh şöyle buyurduğunda: “Rabbini görmedin mi?” (el-Furkân 25/45), kullar Rabbleri’ni görmemişlerdir. Lakin mana şu şekildedir: “Rabbinin fiilini görmedin mi?”


فَقُلْنَا لَهُمْ: إِنَّ فِعْلَ اللّٰهِ لَمْ يَزَلِ الْعِبَادُ يَرَوْنَهُ، وَإِنَّمَا قَالَ:

﴿وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاضِرَةٌ ۞ إِلَى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ.﴾ [القيامة: ٢٢-٢٣].

فَقَالُوا: إِنَّمَا تَنْظُرُ الثَّوَابَ مِنْ رَبِّهَا.

فَقُلْنَا لَهُمْ: إِنَّهَا مَعَ مَا تَنْتَظِرُ الثَّوَابَ مِنْ رَبِّهَا هِيَ تَرَى رَبَّهَا.

فَقَالُوا: إِنَّ اللّٰهَ لَا يُرَى فِي الدُّنْيَا، وَلَا فِي الْآخِرَةِ!

وَتَلَوْا آيَةً مِنَ الْمُتَشَابِهِ مِنْ قَوْلِ اللّٰهِ جَلَّ ثَنَاؤُهُ:

﴿لَا تُدْرِكُهُ الْأَبْصَارُ وَهُوَ يُدْرِكُ الْأَبْصَارَ.﴾ [الأنعام: ١٠٣].

Biz onlara dedik ki: “Şüphesiz Allâh’ın fiilini kullar sürekli görürler. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“O gün yüzler vardır ışıl ışıl parlar. Rabblerine bakıp dururlar.” (el-Kıyâmet 75/22-23)”

Cehmîler dedi ki: “Kullar sadece Rabblerinden sevabı beklemektedirler[2][3]

Bunun üzerine biz onlara dedik ki: “Kullar Rabblerinden sevabı beklemekle beraber Rabbleri’ni de görecekler.”

Bu sebeple Cehmîler şöyle dedi: “Hiç kuşkusuz Allâh Subhânehu ve Teâlâ, ne dünyada ne de âhirette görülemez.”

Bundan sonra müteşâbih âyetlerden olan Allâh Celle Senâuhu’nun şu kavlini okudular:

“Gözler O’nu idrak edemez; O ise bütün gözleri idrak eder.” (el-En’âm 6/103)[4]

فَقُلْنَا: أَخْبِرُونَا عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ حِينَ قَالَ:

«إِنَّكُمْ سَتَرَوْنَ رَبَّكُمْ كَمَا تَرَوْنَ الْقَمَرَ.»

أَلَيْسَ النَّبِيُّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَدْ كَانَ يَعْرِفُ مَعْنَى قَوْلِهِ: ﴿لَا تُدْرِكُهُ الْأَبْصَارُ.﴾ [الأنعام: ١٠٣] وَقَالَ:

«إِنَّكُمْ سَتَرَوْنَ رَبَّكُمْ.»

وَقَالَ لِمُوسَى:

﴿لَنْ تَرَانِي.﴾ [الأعراف: ١٤٣]  وَلَمْ يَقُلْ ”لَنْ أُرَى“.

Bunun üzerine dedik ki: “Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in şu buyruğu hakkında bize haber verin:

“Hiç kuşkusuz sizler, ayı gördüğünüz gibi Rabbinizi göreceksiniz.”[5]

Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem, Allâh’ın “Gözler O’nu idrak edemez.” (el-En’âm 6/103) kavlinin manasını bilmiyor muydu da şöyle buyurdu?

“Hiç kuşkusuz sizler, Rabbinizi göreceksiniz.”

Aynı şekilde Allâh, Mûsâ Aleyh’is Selâm’a şöyle buyurmuştur:

“Beni asla göremezsin.” (el-A’râf 7/143)

Oysa Allâh, “Ben görülmem”, dememiştir.[6]

فَأَيَّهُمَا أَوْلَى أَنْ يُتَّبَعَ: اَلنَّبِيُّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ حِينَ قَالَ: «إِنَّكُمْ سَتَرَوْنَ رَبَّكُمْ.»، أَوْ قَوْلُ الْجَهْمِ حِينَ قَالَ ”لَا تَرَوْنَ رَبَّكُمْ“؟!

وَالْأَحَادِيثُ فِي أَيْدِي أَهْلِ الْعِلْمِ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنَّ أَهْلَ الْجَنَّةِ يَرَوْنَ رَبَّهُمْ، لَا يَخْتَلِفُ فِيهَا أَهْلُ الْعِلْمِ.

وَمِنْ حَدِيثِ سُفْيَانَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ عَامِرِ بْنِ سَعْدٍ، فِي قَوْلِ اللّٰهِ تَبَارَكَ وَتَعَالَى: ﴿لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا الْحُسْنَى وَزِيَادَةٌ.﴾ [يونس: ٢٦]، قَالَ: اَلنَّظَرُ إِلَى وَجْهِ اللّٰهِ.

Şimdi hangisine tâbi olmak evlâdır? Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem “Hiç kuşkusuz sizler Kıyâmet Günü Rabbiniz’i göreceksiniz” buyurduğunda ona mı, yoksa “Sizler Rabbiniz’i görmeyeceksiniz” diyen Cehm’in kavline mi?!

Cennet ehlinin Rabbleri’ni göreceklerine dâir Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’den rivayet edilen hadîsler ilim ehlinin elleri arasındadır ve ilim ehli bu hadîsler hakkında ihtilâf etmemiştir…

Süfyân’ın Ebû İshak’dan, onun da Âmir bin Sa’d’den rivayet ettiği hadîste, Allâh Tebâreke ve Teâlâ’nın “Güzel davrananlara hüsna/daha güzeli ve ziyâdesi var.” (Yûnus 10/26) kavli hakkında şöyle demiştir: “Ziyâde, Allâh’ın Vechi’ne (yüzüne) bakmaktır.”[7]


وَمِنْ حَدِيثِ ثَابِتٍ الْبُنَانِيِّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنْ صُهَيْبٍ، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ:

«إِذَا اسْتَقَرَّ أَهْلُ الْجَنَّةِ فِي الْجَنَّةِ نَادَى مُنَادٍ: يَا أَهْلَ الْجَنَّةِ! إِنَّ اللّٰهَ قَدْ وَعَدَكُمُ الزِّيَادَةَ... قَالَ: فَيُكْشَفُ الْحِجَابَ فَيَتَجَلَّى لَهُمْ، فَمَا أَعْطَاهُمْ شَيْئًا كَانَ أَحَبَّ إِلَيْهِمْ مِنَ النَّظَرِ إِلَيْهِ.»

Yine Sâbit el-Bunânî’nin, Abd’ur Rahmân bin Ebi Leylâ’dan, onun da Suheyb Radiyallâhu Anh’dan onun da Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’den rivayet ettiği hadîste şöyle buyurmaktadır:

“Cennet ehli cennette karar kıldığında, bir münâdi şöyle seslenecek: “Ey cennet ehli! Allâh Azze ve Celle size ‘Ziyâde’yi vad etmektedir!..” Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem dedi ki: “Bunun üzerine hicâb (perde) kalkacak ve Allâh onlara Kendisini gösterecektir. Öyle ki Allâh, Kendisine bakmalarından daha sevimli gelen bir şeyi onlara bahşetmemişti.”[8]


قَالَ الْإِمَامُ أَحْمَدُ رَحِمَهُ اللّٰهُ: وَإِنَّا لَنَرْجُو أَنْ يَكُونَ الْجَهْمُ وَشِيعَتُهُ مِمَّنْ لَا يَنْظُرُونَ إِلَى رَبِّهِمْ، وَيُحْجَبُونَ عَنِ اللّٰهِ، لِأَنَّ اللّٰهَ يَقُولُ لِلْكُفَّارِ:

﴿كَلَّا إِنَّهُمْ عَنْ رَبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَمَحْجُوبُونَ.﴾ [المطففين: ١٥].

فَإِذَا كَانَ الْكَافِرُ يُحْجَبُ عَنِ اللّٰهِ، وَالْمُؤْمِنُ يُحْجَبُ عَنِ اللّٰهِ، فَمَا فَضْلُ الْمُؤْمِنِ عَلَى الْكَافِرِ؟!!.

فَالْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي لَمْ يَجْعَلْنَا مِثْلَ جَهْمٍ وَشِيعَتِهِ، وَجَعَلَنَا مِمَّنِ اتَّبَعَ، وَلَمْ يَجْعَلْنَا مِمَّنِ ابْتَدَعَ، وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ وَحْدَهُ.

İmâm Ahmed Rahimehullâh dedi ki: Bizler Cehm ve şiasının (taraftarlarının), Rabblerine bakmayacak ve Allâh’tan perdelenecek kimselerin arasında bulunacağını gerçekten ümit ederiz.[9] Zira Allâh, kâfirler için şöyle buyurmaktadır:

“Asla; gerçekten onlar, o gün Rabbleri’nden perdelenecekler.” (el-Mutaffifîn 83/15)

Eğer kâfir Allâh’tan perdeleniyorsa ve mümin de Allâh’tan perdeleniyorsa, bu durumda müminin kâfire karşı üstünlüğü nedir?[10]

Bu sebeple bizi Cehm ve şiası gibi kılmayan, bizleri Kitâb ve Sünnet’e tabi olanlardan eyleyip bizleri bidat çıkaranlardan kılmayan Allâh’a hamdolsun ve hamd ancak ortağı bulunmayan Allâh’a mahsûstur…[11]
 1. Cehm bin Safvân, Allâh’ın hiçbir sıfat ile nitelenemeyeceğini ve kulların O’nu hiçbir şekilde bilemeyeceklerini, bundan aciz olduklarını ileri sürer. Bu düşüncesini Sabiiler’den aynen iktibas etmiştir. Zanlarınca tamamen meçhul bir varlık olan Allâh’ın görülmesini ise hâliyle mümkün görmemektedirler. Vallâhu A’lem!
 
 2. Böylece âyette geçen “nazar/görme-bakma” kelimesini  “intizar/ bekleme” manasına hamlettiler.
 
 3. İbnu Batta Rahimehullâh şöyle demektedir:

“Cehmiyye şöyle dedi: “Allâh’ın şu kavlinin manası ancak şudur:


﴿إِلَى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ.﴾ [القيامة: ٢٣]

“Rabblerine nazar eder/bakıp dururlar.” (el-Kıyâmet 75/23)

Allâh bununla sadece intizar etmeyi/beklemeyi kastetmektedir.”

Bu hususta bu açıklamayla tüm Arapların lügatine ve fasih konuşanların kendi lügatlerinde bildikleri şeylere muhâlefet etti. Zira Kur’ân ancak Arap dilinde inmiştir. Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:


﴿وَهٰذَا لِسَانٌ عَرَبِيٌّ مُبِينٌ.﴾ [النحل: ١٠٣]

“Bu Kur’ân ise gayet açık bir Arapça’dır.” (en-Nahl 16/103)

Yine şöyle buyurmaktadır:


﴿قُرْآنًا عَرَبِيًّا غَيْرَ ذِي عِوَجٍ.﴾ [الزمر: ٢٨]

“Hiçbir eğriliği bulunmayan Arapça bir Kur’ân…” (ez-Zumer 39/28)

Arapların lügatini ve kelâmını bilen hiç kimsenin nezdinde Allâh’ın şu kavlindeki mananın:


﴿إِلَى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ.﴾ [القيامة: ٢٣]

“Rabblerine nazar eder/bakıp dururlar.” (el-Kıyâmet 75/23)

İntizar etmek/beklemek olması câiz değildir.

Hiç kimsenin “Seni intizar ediyorum (bekliyorum)” sözünü kastederek “Ben sana nazar ediyorum (bakıyorum)” demediğini görmüyor musun? Kişi ancak şöyle der: “Seni intizar ediyorum (bekliyorum).” Kelâmın içerisine “il┠harfi dâhil olduğunda mananın bakmaktan başka bir şey olması câiz değildir! Şöyle der: “Enzuru ileyke (Ben sana nazar ediyorum/bakıyorum).”

Allâh’ın şu kavli de aynı şekildedir:


﴿إِلَى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ.﴾ [القيامة: ٢٣]

“Rabblerine nazar eder/bakıp dururlar.” (el-Kıyâmet 75/23)

Bununla intizarı kastetmiş olsaydı şöyle derdi: “Li Rabbihâ Muntezira/Rabbine intizar eder (bekler).” Yine şöyle derdi: “Li Rabbihâ Nâzira/Rabbine nâzir olur (bekler).”

Bunların hepsi Allâh’ın Kitâbı hususunda ilim bahşettiği ve Dîni hususunda basiret verdiği İlim Ehli’nin nezdinde anlaşılır ve apaçıktır.”

İbnu Batta Rahimehullâh, devamla şöyle demektedir:

“Nahivci Ebû Bekr İbn’ul Enbârî’yi, Allâh’ın şu kavli hakkında şöyle derken işittim:


﴿وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاضِرَةٌ ۞ إِلَى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ.﴾ [القيامة: ٢٢-٢٣]

“O gün yüzler vardır Nâdıra’dır/ışıl ışıl parlar. Rabblerine nazar eder/bakıp dururlar.” (el-Kıyâmet 75/22-23)

“Eğer intizar eder (bekler) manasında olsaydı yüzlerin “nâdıra/ışıl ışıl parlar” hâlinde olması câiz olmazdı. Çünkü intizar edenin yüzünde hüzün bulunmaktadır. Zira o kişi, henüz elde etmediği bir şeyi ummaktadır. Nâdıra ise musfira/ışıl ışıl, muşrika/apaydın, dâhike/güler ve aynı zamanda mustebşira/müjdelenen kişidir.

Başka bir vecih ise şudur: Eğer Allâh nâzıra/bakıp duran kavliyle muntezira’yı/intizar edeni (bekleyeni) kastetseydi şöyle derdi: “Li Rabbihâ Nâzira/Rabbine nâzir olur (bekler)” ve şöyle demezdi: “İlâ Rabbihâ Nâzira/Rabblerine nazar eder (bakıp durur).” (İbnu Batta, el-İbânet’ul Kubrâ, 7/72-74)

Şeyh İbnu Mendeh Rahimehullâh, “Raddu Ale’l Cehmiyye”de şöyle dedi:

“İbnu Abbâs ve sahâbeden başkaları, tâbi’înden Muhammed bin Ka’b, Abdurrahmân bin Sâbit, Hasen bin Ebi’l Huseyn, İkrime, Ebû Sâlih, Sa’îd bin Cubeyr ve başkaları gibi tevil ehli icmâ etti ki âyetin manası şudur: “Rabblerinin yüzüne nazar eder/bakıp dururlar.” Diğerleri de bu manaya benzer bir mana vermiştir. Bu âyetin manasının “Rabblerinden sevabı intizar ederler/beklerler” olduğunu söyleyenlere gelince, bu görüş şazdır, sâbit olmamıştır.” (İbnu Mendeh, er-Raddu Ale’l Cehmiyye, 102)

Osmân bin Sa’îd ed-Dârimî Rahimehullâh, inatçı Cehmî olan Merîsî’ye reddiyesinde şöyle dedi:

“Allâh’tan, O’nun dünya ehlinin gözleri olduğu hakkındaki şu kavli geçti:


﴿لَا تُدْرِكُهُ الْأَبْصَارُ.﴾ [الأنعام: ١٠٣]

“Gözler O’nu idrak edemez.” (el-En’âm 6/103)

(Yahudilere) zulümleri ve Allâh’ın dünya ehlini yasakladığı şeyi (dünyada Allâh’ı görmeyi) istemeleri sebebiyle yıldırım çarpmıştı. Onlar eğer Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in ashâbının Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’den istediği gibi âhiretteki ru’yeti isteselerdi bu yıldırım onlara çarpmazdı. (Mûsâ Aleyh’is Selâm da) ancak Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in ashâbına şöyle sorduklarında verdiği cevap gibi bir cevap verirdi: “Biz Rabbimizi Kıyâmet Günü görecek miyiz?” Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle dedi:


»نَعَمْ، لَا تُضَارُّونَ فِي رُؤْيَتِهِ.«

“Evet. O’nu görmekte zorluk çekmeyeceksiniz.” (Tirmizî, Hadîs no:  2557; Ebû Dâvûd, Hadîs no: 4730; İbnu Mâce, Hadîs no: 179)

Allâh da Rasûlü de sahâbeyi bu yüzden ayıplamadı. Aksine onlar için bunu güzel görüp güzel bir müjdeyle müjdeledi. Aynı Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’den rivayet ettiğin gibi ey Merîsî!

Bundan önce de Allâhu Teâlâ Kitâbı’nda onları müjdelemişti. Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:


﴿وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاضِرَةٌ ۞ إِلَى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ.﴾ [القيامة: ٢٢-٢٣]

“O gün yüzler vardır ışıl ışıl parlar. Rabblerine nazar eder/ bakıp dururlar.” (el-Kıyâmet 75/22-23)

Kâfirler için de şöyle buyurmaktadır:


﴿كَلَّا إِنَّهُمْ عَنْ رَبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَمَحْجُوبُونَ.﴾ [المطففين: ١٥]

“Asla; gerçekten onlar, o gün Rabbleri’nden perdelenecekler.” (el-Mutaffifîn 83/15)

Mûsâ’nın kavmi Nebîlerinden, Allâh’ın şöyle buyururken dünya ehlini yasakladığı şeyi istediler:


﴿لَا تُدْرِكُهُ الْأَبْصَارُ.﴾ [الأنعام: ١٠٣]

“Gözler O’nu idrak edemez.” (el-En’âm 6/103)

Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in ashâbı da Nebîlerine, Allâh’ın onlara vereceği ve mükâfât olarak ihsân edeceği şeyi sordular. Olmayacak bir şeyi sordukları için Mûsâ Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in kavmine yıldırım çarptı. Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in ashâbı ise olacak bir şey sordukları için selâmete kavuştular. Allâh ne zaman Mûsâ’nın kavmini âhiretteki ru’yeti sordukları için ayıpladı? Sen onlara bu hususta iftirâ mı atıyorsun? Sen Allâh’a ve Rasûlü’ne iftirâ atıyorsun! Oysa Allâh, yalancıları sevmez!” (Osmân bin Sa’îd ed-Dârimî, en-Nakdu Ale’l Merîsî el-Cehmî el-Anîd, 1/366-368)

Şeyh Âcurrî Rahimehullâh, “eş-Şerî’a” isimli eserinde şöyle dedi:

“Eğer ilmi olmayan bir câhil veya doğru yola ulaşmamış, şeytanların oyun oynadığı ve tevfîkten mahrum kılınan Cehmîler’den biri itiraz edip şöyle derse: “Müminler de Kıyâmet Günü’nde Allâh’ı mı göreceklermiş?”

Ona şöyle denilir: “Evet. Allâhu Teâlâ’ya bunun için hamd olsun!”

Eğer Cehmî şöyle derse: “Ben buna îmân etmiyorum!”

Ona şöyle denilir: “Azîm olan Allâh’a karşı küfre düştün!”

Eğer şöyle derse: “Hüccetin ne?” Şöyle denilir:

“Çünkü sen Kur’ân’ı, Sünnet’i, sahâbe Radiyallâhu Anhum’un sözlerini ve Müslümanların âlimlerinin sözlerini reddettin! Müminlerin yolu dışında bir yolu izledin ve Allâh’ın şu buyruğunda zikrettiklerinin arasında oldun:


﴿وَمَنْ يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدَى وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ الْمُؤْمِنِينَ نُوَلِّهِ مَا تَوَلَّى وَنُصْلِهِ جَهَنَّمَ وَسَاءَتْ مَصِيرًا.﴾ [النساء: ١١٥]

“Kim, kendisine hidâyet (doğru yol) besbelli olduktan sonra Rasûle karşı çıkar, müminlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir varış yeridir.” (en-Nisâ 4/115)

Kur’ân’ın nassına gelince, Allâhu Teâlâ’nın şu kavlidir:


﴿وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاضِرَةٌ ۞ إِلَى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ.﴾ [القيامة: ٢٢-٢٣]

“O gün yüzler vardır ışıl ışıl parlar. Rabblerine nazar eder/ bakıp dururlar.” (el-Kıyâmet 75/22-23)

Allâhu Teâlâ yine -bize kâfirlerin O’nun ru’yetinden perdeleneceğini haber vererek- buyurmaktadır. Şanı Yüce Allâh şöyle buyurmaktadır:


﴿كَلَّا إِنَّهُمْ عَنْ رَبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَمَحْجُوبُونَ ۞ ثُمَّ إِنَّهُمْ لَصَالُو الْجَحِيمِ ۞ ثُمَّ يُقَالُ هَذَا الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ.﴾ [المطففين: ١٥-١٧]

“Asla; gerçekten onlar, o gün Rabbleri’nden perdelenecekler. Sonra onlar muhakkak cehenneme gireceklerdir. Sonra da onlara, “Yalanlamakta olduğunuz işte budur” denilecektir.” (el-Mutaffifîn 83/15-17)

Bu âyet ile istidlâl ediliyor ki: Müminler Allâh’a bakacak ve Allâh’ın müminlere verdiği bir kerâmet olarak da O’ndan perdelenmeyecekler.” (Âcurrî, eş-Şerî’a, 2/979-980)
 
 4. Bir önceki dipnotta geçtiği üzere âlimlerden bir topluluk, bu âyeti Allâh’ın dünyada görülemeyeceği şeklinde yorumlamışlardır. Bazı âlimler ise daha genel bir açıklama yaparak, bu âyetin Allâh’ın görülemeyeceğine değil, âhirette görülse bile idrak edilemeyeceğine, yani hiçbir zaman tam manasıyla künhüne, mâhiyetine vâkıf olunmayacağına delil getirmişlerdir.

Nitekim İbnu Abbâs Radiyallâhu Anh, bu âyeti “Hiç kimsenin bakışı Allâh’ı ihâta edemez (tam manasıyla kuşatamaz)” şeklinde tefsir etmiştir. Bunu İbnu Cerîr et-Taberî rivayet etmiştir. (Bkz. es-Suyûtî, ed-Durr’ul Mensûr, 3/335)

İbnu Ebi’l İzz Rahimehullâh ise bu hususta şöyle demektedir:

“O hâlde buyruğun anlamı şöyledir: O görülür ama idrak edilmez ve kuşatılamaz.

Buna göre Allâhu Teâlâ’nın:


﴿لَا تُدْرِكُهُ الْأَبْصَارُ.﴾ [الأنعام: ١٠٣]

“Gözler O’nu idrak edemez.” (el-En’âm 6/103)

Buyruğu O’nun azâmetinin kemâline, her şeyden büyük olduğuna delil teşkil etmektedir. Azâmetinin kemâli dolayısı ile kuşatılacak bir surette O’nun idrak edilmesi söz konusu değildir. Çünkü “idrak” bir şeyi ihâta etmek (kuşatmak) demektir ve bu ru’yetten (görmekten) daha ileri bir şeydir.

Nitekim Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:


﴿فَلَمَّا تَرَاءَى الْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَابُ مُوسَى إِنَّا لَمُدْرَكُونَ ۞ قَالَ كَلَّا.﴾ [الشعراء: ٦١-٦٢]

“İki topluluk birbirini gördükleri zaman Mûsâ’nın ashâbı: “Hiç şüphesiz bizler idrak edildik (kuşatıldık)” dediler. Mûsâ: “Asla” dedi…” (eş-Şu’ârâ 26/61-62)

Burada Mûsâ Aleyh’is Selâm görüldüklerini reddetmedi. Onun reddettiği idrak edilmek (kuşatılmak) idi. Buna göre ru’yet ve idrak’ın herbirisi diğeriyle de bulunabilir, onsuz da olabilir. Rabb Teâlâ görülür fakat idrak edilemez. Nitekim bilinmekle birlikte bilgiyle kuşatılamaz.

İşte âyetten ashâbın ve imâmların anladıkları budur. Nitekim ilgili âyetin tefsirinde onların görüşleri böylece zikredilmiştir. Hatta şu gördüğünüz yaratılmış olan güneşi bile görenin onu gerçek mâhiyetiyle idrak etmesi mümkün değildir.” (İbnu Ebi’l İzz, Şerh’ut Tahâviyye, Thk: Arnavut, 1/215)

Bu husustaki açıklamalar daha önce geçmişti. Kitabımızın birinci bölümündeki 12. Meselenin sonnotlarına müracaat ediniz.
 
 5. Buhârî, Hadîs no: 554, 573, 4851, 7434, 7436; Muslim, Hadîs no: 633.
 
 6. İbnu Cerîr’in Ebû Bekr el-Huzelî’den bu âyetin tefsîrinde rivayet ettiği bir eserde Rabb Teâlâ’nın Mûsâ Aleyh’is Selâm’a hitâben şöyle buyurduğu nakledilmektedir:

«وَلَيْسَ لِبَشَرٍ أَنْ يُطِيقَ أَنْ يَنْظُرَ إِلَيَّ فِي الدُّنْيَا، مَنْ نَظَرَ إِلَيَّ مَاتَ.»

“Hiçbir beşerin dünyadayken Bana bakmaya güç yetirebilmesi söz konusu değildir. Her kim Bana bakarsa ölür!” (Taberî, Câmi’ul Beyân [Tefsîr’ut Taberî], thk: Turkî, 10/419)

İbnu Ebi’l İzz Rahimehullâh ise şöyle demektedir:

“Mu’tezile’nin Allâhu Teâla’nın:


﴿قَالَ لَنْ تَرَانِي.﴾ [الأعراف: ١٤٣]

“Beni asla göremezsin dedi.” (el-A’râf 7/143)

Buyruğu ile:


﴿لَا تُدْرِكُهُ الْأَبْصَارُ.﴾ [الأنعام: ١٠٣]

“Gözler O’nu idrak edemez.” (el-En’âm 6/103)

Buyruğunu delil göstermelerine gelince, aslında bu iki âyet de onların aleyhlerine delil teşkil etmektedir.

Delil diye ileri sürdükleri ilk âyetten çeşitli açılardan ru’yeti isbatlayan bir takım istidlâllerde bulunmak mümkündür. Şöyle ki:

1- Kendi döneminde insanlar arasında Rabbini en iyi tanıyan, Allâh’ın kelimi ve şerefli Rasûlü’nün mümkün olmayan ve kendisi için câiz de olmayan bir dilekte bulunması düşünülemez. Aksine bu onlara göre de imkânsız işlerin en büyüklerinden birisidir.

2- Allâh onun böyle bir istekte bulunmasını reddetmemektedir. Nûh Aleyh’is Selâm ise Rabbinden oğlunu kurtarmasını dileyince, onun böyle bir dilekte bulunmasını reddederek:


﴿إِنِّي أَعِظُكَ أَنْ تَكُونَ مِنَ الْجَاهِلِينَ.﴾ [هود: ٤٦]

“Ben câhillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum.” (Hûd 11/46)

Diye cevap vermiştir.

3- Allâhu Teâlâ:


﴿لَنْ تَرَانِي.﴾ [الأعراف: ١٤٣]

“Beni asla göremezsin.” (el-A’râf 7/143)

Diye buyurmuş ama: “Ben görülmem, Benim görülmem imkânsızdır yahut Ben görülen bir varlık değilim” diye buyurmamıştır. Her iki cevap arasındaki fark ise açıkça ortadadır. Nitekim bir kimsenin elbisesinin yeninin altında bir taş varsa bir başkası onun yiyecek bir şey olduğunu sansa ve: “Onu bana ver de yiyeyim” dese, buna verilecek doğru cevap: “Bu yenilecek bir şey değildir”, şeklindedir. Eğer bu şey yenilecek bir şeyse o takdirde “Sen onu asla yiyemezsin” demek o zaman doğru olur. İşte bu da Allâh Subhânehu’nun görülen bir varlık olduğunu göstermektedir. Ancak Mûsâ Aleyh’is Selâm’ın bu dünya yurdunda Allâh’ı görmeye gücü tahammül edemezdi. Çünkü dünya hayatında insanlar Allâhu Teâlâ’yı görebilecek güce sahip değildir. Allâhu Teâlâ bunu şu şekilde açıklamaktadır:

4- Allâh’ın:


﴿وَلٰكِنِ انْظُرْ إِلَى الْجَبَلِ فَإِنِ اسْتَقَرَّ مَكَانَهُ فَسَوْفَ تَرَانِي.﴾ [الأعراف: ١٤٣]

“Fakat şu dağa bak. Eğer o yerinde durabilirse, sen de Beni görebileceksin.” (el-A’râf 7/143)

Buyruğuyla Allâh, kuvvet ve salâbetine rağmen dağın dahi bu dünyada Allâh’ın ona tecellîsi (görünmesi) karşısında sebât gösteremeyeceğini bildirmiş olmaktadır. Peki, zayıflık hâli içerisinde yaratılmış olan insan buna nasıl tahammül edebilir?

5- Allâh Subhânehu dağı karar kılabilecek, yerinde durabilecek hâle getirmeye kâdirdir ve bu mümkündür. Allâh, kendisinin görülmesini buna bağlamıştır. Eğer bu imkânsız bir şey olsaydı, bu: “Eğer dağ yerinde durursa, ben de yemek yiyeceğim, içeceğim ve uyuyacağım” demeye benzerdi. Çünkü onlara (ru’yeti inkâr edenlere) göre bunların hepsi aynı şeylerdir.

6- Allâhu Teâlâ’nın:


﴿فَلَمَّا تَجَلَّى رَبُّهُ لِلْجَبَلِ جَعَلَهُ دَكًّا.﴾ [الأعراف: ١٤٣]

“Rabbi, o dağa tecelli edince onu paramparça etti.” (el-A’râf 7/143)

Buyruğunda belirtildiği üzere; mükâfatı da, cezası da söz konusu olmayan bir cansız varlık olan dağa tecellîsi câiz olduğuna göre, rasûllerine ve evliyasına lutuf (ve ihsan) yurdunda (cennette) tecellî etmesi nasıl imkânsız görülebilir? Ama Allâhu Teâlâ, Mûsâ Aleyh’is Selâm’a dağ bu dünya yurdunda Allâh’ın ru’yeti karşısında sebât edemeyeceğine göre; insanların daha zayıf olduğunu öğretmiş olmaktadır.

7- Allâh Mûsâ ile konuşmuş, ona seslenmiş, onunla münacatta bulunmuştur. Konuşma ve konuşturması câiz görülen, muhâtabına vâsıtasız olarak kelâmını işittirmesi mümkün olan bir varlığın görülmesinin de mümkün olması öncelikle söz konusudur. İşte bundan dolayı Allâh’ın kelâmı inkâr olunmadıkça ru’yetinin de inkâr edilmesine imkân yoktur. İşte bunlar her iki inkârı bir arada işlemişlerdir.

Onların görülmemeyi ifade eden buyruğun “len (asla)” ile ebediyet anlamı ifade ettiği ve bunun âhirette de Allâh’ın ru’yetinin nefyedildiğine delâlet ettiği iddialarına gelince, böyle bir iddia fâsittir. Çünkü eğer bu görülmeyiş, ebedilik ifade eden bir kayıt ile zikredilmiş olsa bile bu, nefyin âhirette de devam edeceğine delalet etmez. Hele bu mutlak olarak kullanılırsa, nasıl böyle bir anlam çıkartılabilir ki? Allâhu Teâlâ:


﴿وَلَنْ يَتَمَنَّوْهُ أَبَدًا.﴾ [البقرة: ٩٥]

“Fakat hiç bir zaman onu temenni etmezler.” (el-Bakara, 2/95)

Buyruğu ile birlikte:


﴿وَنَادَوْا يَا مَالِكُ لِيَقْضِ عَلَيْنَا رَبُّكَ.﴾ [الزخرف: ٧٧]

“Ey Mâlik, Rabbin bizim işimizi bitirsin!” diye seslendiler.” (ez-Zuhruf 43/77)

Buyruğu ile birlikte düşünelim. Eğer burada bu edat mutlak olarak ebedîlik ifade etmek anlamında olsaydı, ondan sonra gelen fiilin tahdît edilmesi de mümkün olmazdı. Oysa burada böyle bir sınırlandırma söz konusudur. Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:


﴿فَلَنْ أَبْرَحَ الْأَرْضَ حَتَّى يَأْذَنَ لِي أَبِي.﴾ [يوسف: ٨٠]

“Artık ya babam izin verinceye kadar... asla bu yerden ayrılmam.” (Yûsuf 12/80)

Böylelikle “Len/Asla” edatının ebedî nefy anlamını ifade etmediği ortaya çıkmaktadır.

Şeyh Cemâl’ud Dîn bin Mâlik Rahimehullâhu Teâlâ da (Elfiyye’de) şöyle demiştir:


وَمَنْ رَأَى النَّفْيَ بِلَنْ مُؤَبَّدًا ... فَقَوْلُهُ ارْدُدْ وَسِوَاهُ فَاعْضُدَا

“Her kim “len” ile nefyin müebbet olduğu görüşüne sahip olursa,

Onun o görüşünü reddet ve diğer görüşü destekle.”

İbnu Ebi’l İzz’den yapılan alıntı burada sona erdi. (İbnu Ebi’l İzz, Şerh’ut Tahâviyye, thk: Arnavut, 1/212-214)

İbnu Ebi’l İzz’in diğer âyet hakkındaki açıklaması ise bir önceki dipnotta geçmiştir.
 
 7. Osmân bin Sa’îd ed-Dârimî, er-Raddu ale’l Cehmiyye, Dâru İbn’il Esîr, sf. 119, no: 194; Abdullâh, es-Sunne, 1/257, no: 472, 2/497, no: 1145; Dârakutnî, er-Ru’ye [Ru’yetullâh], sf. 300, no: 214-215; Taberî, Câmi’ul Beyân fî Tevil’il Kur’ân [Tefsîr’ut Taberî], 15/63-64, no: 17612-17613; İbnu Huzeyme, Tevhîd, 2/452; Lâlekâ’î, Şerhu Usûli İ’tikâdi Ehl’is Sunne, 3/511, no: 792-793.
 
 8. Yakın lafızlarla Muslim, Hadîs no: 181.
 
 9. İmâm Ahmed’in bunu söylemesinin sebebi “Her kim bir fazîleti yalanlarsa ona erişemez” deyimine dayanmaktadır. Bunu Dârimî Nakd isimli eserinde zikretmiştir. (Osmân bin Sa’îd ed-Dârimî, en-Nakdu Ale’l Merîsî el-Cehmî el-Anîd, 1/208-209)
 
 10. Bu âyeti, Müslümanların Kıyâmet Günü’nde Rabblerini göreceklerine delil olarak kullanan birçok âlim vardır. Bunların arasında büyük İmâm, Şâfi’î Rahimehullâh da bulunmaktadır. Bu âyet hakkında şöyle demektedir:

“Bu gazap içerisinde olan kişiler Allâh’tan perdelendiğinde, bu hoşnutluk içerisinde olan kişilerin Allâh’ı göreceğine delil teşkil etmektedir.” (Lâlekâ’î, Şerhu Usûli İ’tikâdi Ehl’is Sunne, 3/560, no: 883; benzer lafızlar için bkz. İbnu Abdilberr, el-İntikâ 79, 82; Beyhekî, Menâkib’uş Şâfi’î, 1/419-420; Beyhekî, el-İ’tikâd, 131)
 
 11. İbn’ul Kayyim Rahimehullâh, şöyle demektedir:

“Altmış Beşinci Bâb: Kulların, Dolunayın Olduğu Gecede Ayı Gördükleri Gibi Rabbleri Tebâreke ve Teâlâ’yı Gözleriyle Açıkça Görmeleri ve O’nun Kendisini Kullara Güler bir Vaziyette Tecelli Etmesi (Göstermesi) Hakkında

Bu bâb, kitabın bâbları arasında en şerefli olan, kadri en yüce ve en en âli (yüksek) olan, Ehl-i Sünnet ve’l Cemaatin gözlerini en aydın eden, bidat ve dalâlet ehline karşı en şedid olan bâbdır.

Bu hazırlanan şahısların hazırlandığı, rağbet edenlerin rağbet ettiği, öncü olarak yarışıp geçenlerin ona doğru öncülük yaptığı gâyedir. Çalışan kişilerin böylesi için çalışması gerekir. Cennet ehli ulaştığında içerisinde bulundukları tüm nimetleri unuturlar. Bundan mahrum edilip Allâh’tan perdelenen cehennem ehli için cehennem azâbından daha şedittir.

Nebîler ve rasûller, sahâbe tâbi’în ve asırlarca gelen İslâm imâmlarının hepsi bu konuda ittifak etmiştir. Dînden çıkan bidat ehli, haddi aşmış Cehmiyye, mu’attıla (sıfatları inkâr eden) Fir’avniyye, her dînden sıyrılıp çıkan Bâtiniyye ve şeytanın iplerine sımsıkı sarılıp Allâh’ın ipinden kopan, Rasûlullâh’ın ashâbına sebbetmeyi dîn edinmiş, Sünnet’e ve ehline savaş açan ve Allâh’ın, Rasûlü’nün ve Dîni’nin tüm düşmanlarına barışçıl davranan Râfiziler bunu inkâr etti. Bu fırkaların hepsi Rabb’lerinden perdelenecek ve O’nun kapısından kovulacaklar. Bunlar dalalet ehli, melun şia (taraftarlar) ve Rasûl ile taifesinin düşmanlarıdır.”  (İbn’ul Kayyim, Hâd’il Ervâh, sf. 285)

İbn’ul Kayyim Rahimehullâh, daha sonra şöyle demektedir:

“Üçüncü delil Allâhu Teâlâ’nın şu kavlidir:


﴿وَاللّٰهُ يَدْعُو إِلَى دَارِ السَّلامِ وَيَهْدِي مَنْ يَشَاءُ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ ۞ لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا الْحُسْنَى وَزِيَادَةٌ وَلا يَرْهَقُ وُجُوهَهُمْ قَتَرٌ وَلا ذِلَّةٌ أُولٰئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ.﴾ [يونس: ٢٥-٢٦]

“Allâh, esenlik yurduna çağırır ve dilediğini doğru yola iletir. Güzel davrananlara hüsna/daha güzeli ve ziyâdesi var. Onların yüzlerine ne bir kara bulaşır, ne de bir zillet. İşte onlar cennetliklerdir ve orada ebedî kalacaklardır.” (Yûnus 10/25-26)

“Husnâ/daha güzeli” cennettir. “Ziyâde” de Allâh’ın Kerîm Vechi’ne bakmaktır. Üzerine Kur’ân indirilen Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem ve ondan sonra sahâbe bunu böyle izah etmiştir.” (İbn’ul Kayyim, Hâd’il Ervâh, sf. 289)

Şeyh İbn’ul Kayyim Rahimehullâh sonra Suheyb, Enes, Ka’b bin Ucra, Ubey bin Ka’b, Ebû Mûsâ el-Eş’arî Radiyallâhu Anhum’un Rasûlullâh’tan husnânın/daha güzelin cennet olup ziyâdenin Allâh’ın Yüzüne bakmak olduğuna dâir rivayet ettikleri merfû hadîsleri zikretmiş, sonra da bu tefsîri Ebû Bekr es-Sıddîk, Huzeyfe İbn’ul Yemân, Ebû Mûsâ el-Eş’arî ve İbnu Mes’ûd Radiyallâhu Anhum’dan mevkûf olarak zikretmiştir.

Yine bu tefsir, şu âlimlerin görüşüdür: Abdurrahmân bin Ebî Leylâ, Âmir bin Sa’d, İsmâ’îl bin Abdirrahmân es-Suddî, Dahhâk bin Mezâhim, Abdurrahmân bin Sâbit, Ebû İshâk es-Sebî’î, Katâde, Sa’îd İbn’ul Museyyib, Hasân el-Basrî, İbnu Abbâs’ın mevlası İkrime ve Mücâhid bin Cebir.

İbn’ul Kayyim Rahimehullâh sonra Allâh Azze ve Celle’nin âhirette görüleceği hakkında apaçık delilleri zikredip şöyle dedi:

“Taberî dedi ki:

Bu konuda Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’den Ru’yet Hadîsini rivayet eden sahâbilerin sayısı yirmi üçe varmaktadır. Aralarında Alî, Ebû Hurayra, Ebû Sa’îd, Cerîr, Ebû Mûsâ, Suheyb, Câbir, İbnu Abbâs, Enes, Ammâr bin Yâsir, Ubey bin Ka’b, İbnu Mes’ûd, Zeyd bin Sâbit, Huzeyfe İbn’ul Yemân, Ubâde İbn’us Sâmit, Adî bin Hâtim, Ebû Razîn el-Ukaylî, Ka’b bin Ucra, Fedâle bin Ubeyd, Burayde İbn’ul Huseyb ve Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in ashâbından bir(çok) şahıs Radiyallâhu Anhum bulunmaktadır.” (İbn’ul Kayyim, Hâd’il Ervâh, sf. 332)

İbn’ul Kayyim Rahimehullâh, bu sahâbeleri saydıktan sonra şöyle dedi:

“Tâbi’înin, İslâm topluluğunun ve îmân gurubundan oluşan Hadîs, Fıkıh, Tefsîr İmâmları ile Tasavvuf İmâmlarının görüşüne gelince, onların sözleri Allâh Azze ve Celle’den başkası tarafından kuşatılmayacak kadar çoktur.” (İbn’ul Kayyim, Hâd’il Ervâh, sf. 333)

İbn’ul Kayyim Rahimehullâh sonra tâbi’înin, dört imâmın, onların benzerlerinin, onların şeyhlerinin ve onlara tâbi olanların görüşünü zikredip şöyle dedi:

“Îmân Ehlinin Tümünün Görüşü: İmâmların imâmı, Muhammed bin İshâk bin Huzeyme kitabında dedi ki:

“Müminler dönüş gününde müminlerin onları yaratanı görecekleri hususunda ihtilâf etmemiştir. Her kim bunu inkâr ederse, müminlerin nezdinde bir mümin değildir.” (İbn’ul Kayyim, Hâd’il Ervâh, sf. 340)

Sonra şöyle dedi:

“Lügat Ehli’nin Tümünün Görüşü:

Ebû Abdillâh bin Batta dedi ki: Ben lügat sâhibi Ebû Ömer Muhammed bin Abdilvâhid’i şöyle derken işittim: Ebu’l Abbâs Ahmed bin Yahyâ Sâleb’i Allâhu Teâlâ’nın şu kavli hakkında şöyle derken işittim:


﴿وَكَانَ بِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيماً ۞ تَحِيَّتُهُمْ يَوْمَ يَلْقَوْنَهُ سَلام.﴾ [الأحزاب: ٤٣-٤٤]

“Allâh, müminlere çok merhamet edendir. Allâh’a kavuşacakları gün müminlere yönelik esenlik dileği “Selâm”dır.” (el-Ahzâb 33/43-44)

“Lügat ehli buradaki kavuşmanın çıplak gözle görme ve gözle bakma olması hususunda icmâ etmiştir.”

Sahih olma hususunda bu isnâd sana kâfi gelir.” (İbn’ul Kayyim, Hâd’il Ervâh, sf. 340)

İbn’ul Kayyim ru’yeti inkâr edenleri uyaran bir fasıl ile konuyu sonlandırmıştır. (İbn’ul Kayyim, Hâd’il Ervâh, 285-344)

İbnu Ebi’l İzz Rahimehullâh, şöyle demektedir:

“Ru’yetullâh hususunda muhâlefet edenler Cehmiyye, Mu’tezile ve Hâricilerle İmâmiyye’den onlara tabi olanlardır. Bunların görüşleri Kitâb ve Sünnet’e göre bâtıl ve merdûttur. Ru’yet’i isbât edenler sahâbe, tâbi’în ve dîn hususunda imâmlık ile bilinen İslâm imâmları, Ehl’ul Hadîs ile Sünnet ve Cemaate nispet edilen Kelâm Ehli’nden diğer taifelerdir.” (İbnu Ebi’l İzz, Şerh’ut Tahâviyye, thk: Arnavut, 1/207-208)

İbnu Ebi’l İzz Rahimehullâh, Ru’yetullâh ile ilgili hadislerin tevatür derecesine ulaştığını belirterek şöyle demektedir:

“Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’den ve ashâbı Radiyallâhu Anhum’dan gelen Ru’yet’e delâlet eden hadîsler mütevâtirdir. Bu hadîsleri sahîhler, müsnedler ve sünenler ashâbı rivayet etmişlerdir.” (İbnu Ebi’l İzz, Şerh’ut Tahâviyye, thk: Arnavut, 1/215)

İbnu Ebi’l İzz Rahimehullâhdaha sonra şöyle demektedir:

“Ru’yet hadîslerini yaklaşık otuz sahâbe rivayet etmiştir. Kim bu hadîsleri bilerek ihâta ederse Rasûl’ün bunları söylediğini kesinlikle bilir.” (İbnu Ebi’l İzz, Şerh’ut Tahâviyye, thk: Arnavut, 1/217-218)

Ru’yeti inkâr etmekten Allâh’a sığınırız ve Allâh’tan bize Kendisini göstermesini niyaz ederiz. (Âmîn!)
Şeyh’ul İslâm İbnu Teymiyye Rahimehullâh dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

“Âlim câhili tanır çünkü o da (bir zamanlar) câhildi. Câhil ise âlimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman âlim olmadı.” (Şeyh’ul İslâm İbnu Teymiyye, Mecmû’ul Fetâvâ, 13/235)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
HARİCİLERİN TEKFİRİNDE İCMA VARMI?

Başlatan Nuhun Gemisine Davet Tekfir

3 Yanıt
5480 Gösterim
Son İleti 11.06.2015, 03:18
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
3236 Gösterim
Son İleti 21.05.2016, 03:18
Gönderen: Uhey
0 Yanıt
4265 Gösterim
Son İleti 08.07.2016, 20:14
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
3355 Gösterim
Son İleti 11.11.2016, 21:50
Gönderen: Leys b. Sad
0 Yanıt
1510 Gösterim
Son İleti 02.02.2017, 22:16
Gönderen: Leys b. Sad