Darultawhid

Gönderen Konu: İMAMLARIN HARİCİ FIRKASINA YÖNELİK MÜNAZARA VE REDDİYELERİ  (Okunma sayısı 4284 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 1981
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
Bismillahirrahmanirrahim,

Harici kelimesi iki anlamda kullanılır:

1- Kökeni Sıffin savaşında Ali (ra)'ın ordusunda yer alırken "Hakem" olayından sonra Ali (ra), Muaviye (ra) ve o esnada hakem olayına şahit olan sahabeler de dahil herkesi "Hüküm Allahındır" ayetini gerekçe göstererek tekfir eden gruba dayanan mezhebin taraftarları. Bunlar büyük günah işleyenleri tekfir eder ve günah işleyen yöneticilere karşı huruc etmeyi (ayaklanmayı) caiz görürler. Bundan dolayı ve de müslümanların cemaatinden ayrıldıkları için onlara "Hariciler" denmiştir.

2- Bazen de meşru İslam devletine karşı ayaklanan herkese Harici ismi verilir. Ancak Harici derken daha çok yukarda zikrettiğimiz batıl mezhebin taraftarları kasdedilir.

İki anlamıyla da Haricilik batıl bir mezhep ve anlayıştır. Çünkü "Allah kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz, bunun dışında kalanı dilediğine bağışlar" (Nisa: 48-116) ayeti ve benzeri nasslar gereğince bir müslüman şirk ve küfür işlemediği ve haramları helal saymadığı müddetçe tekfir edilemez. "Sizden olan ulul emre itaat edin" (Nisa: 59) ayeti gereğince de küfür ve şirk işlemediği, şeriatı değiştirip batıl kanunlarla hükmetmediği müddetçe -velev ki zalim de olsa- müslüman yöneticilere itaat farzdır. Günümüzde ise gerek halk gerekse yönetim bazında sadece içki, zina vb büyük günahlar değil laiklik, demokrasi, kabirperestlik, tağuta muhakeme vb açık küfür ve şirkler zuhur etmiştir. Bu sebeble işledikleri küfürlerden dolayı bu halkları ve yöneticileri tekfir edenler -eğer akidede Ehli sünnete tabilerse- Harici olarak vasıflanamaz. Bilakis bu müşrikleri tekfir etmek imanın bir gereğidir. Günümüzde Hariciler gibi büyük günahları tekfir eden; recim cezasını, Halifenin Kureyşten olacağını, şefaati vb hususları inkar edenlerde Haricilikten bir pay vardır. Gerçek Ehli sünnet ise Haricilikten ve Haricilerden uzaktır.
Kendisi de bir kral olan Halife Memun Nadr bin Şumeyl (ra)'a şöyle demiştir:
يَا أَبَا الْحَسَنِ الْإِرْجَاءُ دِينُ الْمُلُوكِ
"Ey Ebu'l Hasen! İrca (Mürcielik) kralların dinidir!" (ed-Dulabi, el-Esma ve'l Kuna, no: 832; ayrıca Lalekai, es-Sunne, no: 2818)

Çevrimdışı Izhâr'ud Dîn

  • Özel Üye
  • Tam Üye
  • *
  • İleti: 233
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
SELEF İMAMLARININ HARİCİ FIRKASIYLA MÜNAZARALARI
« Yanıtla #1 : 08.07.2018, 04:52 »
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
Ömer bin Abd'ul Aziz (Rahimehullah)’ın Haruriler/Hariciler ile Münazarası

İbnu Abd'il Berr (Rahimehullah)
Camiu Beyan'il İlmi ve Fadlihi, 375-378

1171-   Hişam b. Yahya el-Ğassani, babasının şöyle dediğini aktarır: “Haruriler/Hariciler, Musul’da bana isyan ettiler. Ben de Ömer b. Abdülaziz’e onların isyanını bildiren bir mektup yazdım. Bana yazdığı mektupta “onlara karışmamamı, içlerinden bazı kimseleri çağırıp posta bineklerine bindirip kendisine göndermemi” emrediyordu. Böylece Ömer b. Abdülaziz’in yanına gelecekler ve onlarla münazara edecekti. Şayet onlar hak üzere ise Ömer b. Abdülaziz onlara tâbi olacak, Ömer haklı ise, Hariciler ona uyacaklar. Yine işler düzene girinceye kadar onlardan bazı kimseleri rehin almamı ve yanlarında kalmak üzere onlara rehin vermemi emrediyordu. Yolculukları ve ikametleri için de kendilerine üç ay süre verdi. Bu kimseler Ömer b. Abdülaziz’in yanına geldiklerinde konaklamalarını emretti. Daha sonra yanına girmeleri için onlara izin verdi ve onlarla münazara yaptı. Neticede (isyan ettikleri hususta) delilleri olmadığını anlayan bir grup Harici geri döndü, görüşlerinden vazgeçti ve Ömer b. Abdülaziz’e icabet etti. Diğer grup ise: “Aileni (Emevileri) tekfir edinceye, onlara lanet edinceye ve onlardan beri olduğunu söyleyinceye kadar sana icabet etmeyiz.” dediler. Ömer b. Abdülaziz (rahimehullah) şöyle cevap verdi: “Kendisi için başkaldırdığınız şey, doğru söylemenizi gerektirmektedir. Söyleyin şimdi bana, sizler Firavun’dan beri olduğunuzu beyan ettiniz mi, onu lanetlediniz mi veya onu herhangi bir şekilde andınız mı?” Onlar: “Hayır.” dediler. Ömer b. Abdülaziz de şöyle dedi: “Böyle bir şeyi yapmamanız nasıl mümkün olabilir? Hâlbuki Allah Celle Celâluh hiç bir kulu, Firavun’u vasıflandırdığından daha kötü bir sıfatla vasıflandırmamıştır. (Durum böyleyken) benim ailemden beri olduğumu beyan etmemem neden mümkün olmasın ki? (Kaldı ki) ailemden iyilik ehli olan da vardır, günahkâr olan da, hatalı olan da vardır hakka isabet eden de...”1

1172-   Rabia b. Hanzala b. Adiy oğullarından biri olan Muhammed b. Süleym anlatıyor: “Ömer b. Abdülaziz, beni ve Avn b. Abdullah’ı Cezire’de isyan eden Haricilere gönderdi. Ravi, daha sonra Ömer b. Abdülaziz’in Hariciler ile münazarasını anlattı. Bu münazarada Hariciler şöyle dediler:

-   Senin ailenden olan geçmiş sultanlara muhalefet edip onları zalimler olarak isimlendirdin. Onlar ya hak üzereydiler ya da bâtıl. Senin hak üzere, onların bâtıl üzere olduğunu iddia ediyorsan, onlara lanet et ve onlardan beri olduğunu belirt. Şayet böyle yaparsan biz sendeniz sen de bizdensin. Yok, eğer yapmazsan sen bizden değilsin, biz de senden değiliz. Ömer b. Abdülaziz:

-   Ben biliyorum ki, sizler hakka isabet ettiğinizi zannederek ailelerinizi ve aşiretlerinizi terk ettiniz, ölmeye ve öldürmeye giriştiniz. Lakin sizler hata ettiniz, doğru yoldan ayrıldınız ve hakkı terk ettiniz. Söyleyin bana hak din bir tane midir yoksa iki tane mi?

-   Hayır, bir tanedir. Ömer b. Abdülaziz bu defa:

-   Dininizde sizin için geçerli olup da benim için geçerli olmayacak bir şey olabilir mi?

-   Hayır. Bunun üzerine Ömer b. Abdülaziz:

-   Bana Ebû Bekir ve Ömer’den haber verin. Size göre onların durumu nedir?

-   Bizim en faziletli seleflerimiz Ebû Bekir ve Ömer’dir.

-   Rasûlullah (aleyhisselam) vefat ettiğinde Arapların dinden döndüğünü, Ebû Bekir’in onlarla savaşıp erkeklerini öldürdüğünü, kadın ve çocuklarını esir aldığını bilmiyor musunuz?

-   Evet, biliyoruz.

-   Ebû Bekir (radıyaliâhu anhu) vefat ettiğinde de Ömer (radıyallâhu anhu), kadın ve çocukları aşiretlerine geri verdi.

-   Evet.

-   Ömer (radıyallâhu anhu), Ebû Bekir (radıyallâhu anhu.’dan beri olduğunu söyledi mi, muhalefetinden dolayı ona lanet okudu mu?

-   Hayır.

-   Yaşamlarındaki bu farklılıklara rağmen ikisine de dostluk besliyor musunuz?

-   Evet.

-   Bilal b. Mirdas hakkında ne dersiniz?

-   En hayırlı seleflerimizden biri de Bilal b. Mirdas’tır.

-   Onun kan dökmekten ve mal gasp etmekten devamlı el-etek çektiğini, arkadaşlarının ise ellerini kana buladıklarını, mal gasp ederek ellerini kirlettiklerini bilmiyor musunuz? İki gruptan biri diğerinden beri olduğunu söyledi mi ya da biri diğerine lanet okudu mu?

-   Hayır.

-   Yaşamlarındaki bu farklılıklara rağmen iki gruba da dostluk besliyor musunuz?

-   Evet.

-   Bana, Abdullah b. Vehb er-Râsibî ve arkadaşlarından haber verin. Basra’dan çıkmışlar, Kûfe’deki arkadaşlarınıza katılmak istiyorlardı. Abdullah b. Habbab’m yanından geçmişler, onu öldürmüş cariyesinin de karnını yarmışlardı. Daha sonra Katîaoğullarından bir topluluğun üzerine saldırp erkeklerini öldürmüş, mallarını gasp etmiş ve çocuklarını da kaynar su dolu kazanlara koyup kaynatmışlardı. (Bunu yaparken) Allah (Azze ve Celle)’nin şu buyruğunu tevil etmişlerdi: “Çünkü sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar; yalnız ahlâksız, nankör (insanlar) doğururlar (yetiştirirler).”2Bundan sonra da Kûfe ahalisinden olan arkadaşlarının yanlarına geldiklerinde ırzlara, kanlara ve mallara (saldırmaktan) el-etek çekmişlerdi. İki gruptan biri diğerinden beri olduğunu açıkladı mı ya da biri diğerine lanet okudu mu?

-   Hayır.

-   Yaşamlarındaki bu farklılıklara rağmen iki gruba da dostluk besliyor musunuz?

-   Evet.

-   Yaşantı ve hükümler hakkında aralannda ihtilaf eden bu kimseler, aralarındaki davranış farklılıklarına rağmen birbirlerinden beri olduklannı söylememişlerdir. Bu, sizin için ve onlar için mümkün de yaşantı ve hükümler konusunda aileme muhalefet ettiğimde benim için mümkün değil (öyle mi?) Ki, böylece aileme lanet okuyayım ve onlardan beri olduğumu belirteyim. Söyleyin bana (Allah adına), lanet okuma kullara farz mıdır?

-   Evet (farzdır). Ömer b. Abdülaziz içlerinden birine:

-   En son Firavun’a ne zaman lanet okudun? diye sordu.

-   Uzun zamandan beri bu konuda tecrübem yok.

-   Bu (Firavun), kâfirlerin elebaşlarından biri ve senin uzun zamandan beri, ona lanet okuduğun yok. Ailemden kendilerine muhalefet ettiğim kimselere lanet okumamam benim için neden mümkün olmuyor?3

Ebû Ömer (rahimehullah) dedi ki: Bu Ömer b. Abdülaziz (radıyallâhu anhu) ki, din hakkında tartışmaktan nehiy hususunda ondan ağır sözler varit olmuştur. “Kim dinini münakaşalara hedef kılarsa çok (kanaat) değiştirir.”4 sözünü söyleyen de o’dur. Mecbur kalıp, hasmını ikna etmenin doğru yolunun münazara olduğunu bilince, Allah (Azze ve Celle)’nin kendisi vesilesi ile hidayet nasip edeceğini ümit edip beyan lazım gelince hakkı açıkladı ve münazara yaptı. Allah kendisine merhameti ile muamele eylesin, Ömer b. Abdülaziz ilimde yüksek payeye erişenlerden biriydi.

Bazı âlimler dediler ki: Her münazaracı âlimdir; fakat her âlim münazaracı değildir. Yani, delil getirmek her âlim için kolay olmaz, cevap her âlimin aklına gelmez, (münazara esnasında) kesin delil getirecek bir anlayış her âlime nasip olmaz. Özellikleri bunlar olan kimse, âlimlerin en yücesidir, sohbet ve müzakere açısından en faydalı olanıdır. Allah, lütfunu dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibidir.


Alıntı
Dipnotlar:
1- Abdullah b. Ahmed, Sünnet: 1502.

2- Nûh 27.

3- Abdullah b. Ahmed b. Hanbel, es-Sünne: 1540.

4- Darimi 309-310.
Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye (Rahimehullâh) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Âlim câhili tanır çünkü o da (bir zamanlar) câhildi. Câhil ise âlimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman âlim olmadı." (Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye, Mecmû'ul Fetâvâ, 13/235)

Çevrimdışı Izhâr'ud Dîn

  • Özel Üye
  • Tam Üye
  • *
  • İleti: 233
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
İBN ABBAS'IN HARURİLER/HARİCİLER İLE MÜNAZARASI
« Yanıtla #2 : 25.07.2018, 04:38 »
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
İbn Abbas (Radıyallâhu Anhu)’nun Haruriler/Hariciler ile Münazarası

İbnu Abd'il Berr (Rahimehullah)
Camiu Beyan'il İlmi ve Fadlihi, 372-374

Hz. Ali (radıyallâhu anhu), Hariciler ile münazara etmiş neticede Hariciler kendisinden ayrılmışlardır.

Aynı şekilde İbni Abbas (radıyallâhu anhu) da Hz. Ali’nin kelamına benzer sözlerle, hiçbir delille karşılık veremeyecekleri şekilde onlarla münazara etmiştir. Bu mesele meşhur olmamış ve kitabın fazla uzaması endişesi olmasaydı bu münazarayı olduğu gibi ortaya koyardım.

1169-   Ebû Zemil der ki: İbni Abbas (radıyallâhu anhumâ) bana dedi ki: “Haruriyye/Hariciler, Hz. Ali’ye karşı çıkmak için bir araya toplandıklarında bir adam gelip: “Ey müminlerin emiri! Bu topluluk sana karşı gelecek.” demeye başladı. Hz. Ali: “Bana karşı çıkana kadar onları bırak.” dedi. Bir gün Hz. Ali'ye şöyle dedim: “Ey emiru’l müminin! Namazı biraz geciktir de kaçırmayayım (bu arada) o topluluğa gidip (konuşayım).” İbni Abbas (radıyallâhu anhumâ) onların yanlarına girdi, Hariciler öğle istirahatindeydiler. Uykusuzluktan yüzlerinin rengi atmış ve yaptıkları secdeler alınlarında iz bırakmıştı. Elleri (çok ibadet etmekten nasırlaşmış) deve dizi gibi olmuştu. Üzerlerinde de ucuz gömlekler vardı. Dediler ki:

-   “Ey İbni Abbas! Seni buraya getiren sebep nedir ve bu üzerindeki elbise de neyin nesi?” İbni Abbas (radıyallâhu anhumâ):

-   “Bundan dolayı beni kınıyor musunuz? Ben, Rasûlullah (aleyhisselam)'ın üzerinde bundan daha güzel Yemen işi bir elbise görmüştüm.” diye cevap verdi ve sonra şu ayeti okudu: “De ki: Allah’ın kulları için yarattığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı?””1000 Hariciler:

-   “Niçin geldin?” diye sordular. İbni Abbas şöyle cevap verdi:

-   “Size, Rasûlullah’ın ashabının ve amcasının oğlunun yanından geldim. Oysa sizin aranızda onun ashabından hiç kimse yok. Kur'an, onların üzerine nazil olmuştur ve onlar, Kur'an’ın tevilini en iyi bilenlerdir. Onların (haber ve mesajlarını) size ulaştırmak, sizinkileri de onlara ulaştırmak için geldim.” Bunun üzerine içlerinden bazıları şöyle dedi:

-   “Kureyş ile tartışmayın/çekişmeyin. Zira Allah Celle Celâluh şöyle buyuruyor: “Doğrusu onlar kavgacı/husumetli bir toplumdur.””1001 Bir kısmı da:

-   “Bilakis biz, onunla konuşacağız.” dediler.

İbni Abbas diyor ki: “İçlerinden iki veya üç kişi benimle konuştu.”

İbni Abbas dedi ki:

-   “Rasûlullah’ın amcaoğlundan alıp veremediğiniz nedir/niçin ona öfkelisiniz?”

-   “Üç şeyden dolayı”, dediler. İbni Abbas:

-   “Nedir o, üç şey?” deyince, şöyle cevap verdiler:

-   “Allah’ın dininde insanları hakem kıldı, hâlbuki Allah Celle Celâluh şöyle buyuruyor: “Hüküm ancak Allah’ındır.”1002” İbni Abbas:

-   “Bu bir tanesi, başka?” deyince, onlar da:

-   “Ali, insanlarla savaştı fakat ne esir aldı ne de ganimet. Şayet savaştıkları mü’min ise onlarla savaşması helal değildir. Yok, eğer kâfir iseler o zaman savaşmak da esir almak da helal olur,” dediler. İbni Abbas:

-   “Bu da İkincisi, diğeri nedir?” diye sordu. Onlar:

-   “Kendisi için emiru’l müminin sıfatından vazgeçti. Eğer emiru’l müminin değilse o zaman emiru’l kâfirin demektir.”

İbni Abbas bunun üzerine onlara şöyle sordu:

-   “Ne dersiniz, Allah’ın kitabından ve Nebisi’nin sünnetinden sizin şu söylediklerinizi iptal edecek deliller getirsem geri döner misiniz?” Onlar:

-   “Niçin dönmeyecek mişiz?” diye cevap verdiler, İbni Abbas onlara şöyle söyledi:

-   “Allah’ın emri hususunda kişilerin hükmü meselesine gelince; Allah (Azze ve Celle) Kitabında şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! İhramlı iken avı öldürmeyin. İçinizden kim onu kasten öldürürse öldürdüğü hayvanın dengi (ona) cezadır. (Buna) Kabe’ye varacak bir kurban olmak üzere içinizden adalet sahibi iki kişi hükmeder (öldürülen avın dengini takdir eder).”1003Kadın ve kocası hakkında da şöyle buyuruyor “Eğer karı-kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. ”1004 Allah Celle Celâluh, bu işi kişilerin hükmüne bağlı kılmıştır. Şimdi Allah’a yemin verdirerek soruyorum size; Müslümanların kanlarını korumak ve aralarını düzeltmek için hüküm vermek mi daha evladır, yoksa değeri çeyrek dirhem olan bir tavşan veya bir kadının (cinsel) uzvu hakkında hüküm vermek mi daha evladır?” Onlar da:

-   “Bilakis ilk söylediğin daha efdaldir, dediler.” İbni Abbas:

-   “Bu meseleden çıktım mı?”

-   “Evet.”

İbni Abbas şöyle devam etti:

-   “Ali, savaştı ancak esir ve ganimet almadı sözünüze gelince; sizler validemiz Aişe (radıyallâhu anhâ)’ya söver misiniz? Şayet ona sövüyor, onun dışındakilerde helal kabul ettiğimizi onda da helal kabul ediyoruz diyorsanız kâfir olursunuz. O, bizim validemiz/annemiz değil diyorsanız yine kâfir olursunuz ki; bu durumda sizler iki dalalet arasında gidip gelmiş olursunuz. Bu meseleden de çıktım mı?”

-   “Evet.”

İbni Abbas şöyle dedi:

-   “Ali, kendisi için emiru’l müminin sıfatından vazgeçti sözünüze gelince; bu konuda da size razı olacağınız bir delil getireceğim. Allah’ın peygamberi, Hudeybiye gününde Ebû Süfyan ve Süheyl b. Amr ile sulh yaparken şöyle buyurdu: “Yaz ey Ali! Bu sulh Allah’ın Rasûlü Muhammed ile...” Bunun üzerine Ebû Süfyan ve Süheyl b. Amr itiraz ederek şöyle dediler: “Biz, senin Allah’ın peygamberi olduğunu kabul etmiyoruz. Senin Allah’ın peygamberi olduğunu kabul etseydik seninle savaşmazdık.” Rasûlullah (aleyhisselam) da şöyle buyurdular: “Allahım! Benim, Senin elçin olduğumu Sen biliyorsun. Yazdığını sil ey Ali ve şöyle yaz: Bu, Muhammed b. Abdullah ile Ebû Süfyan ve Süheyl b. Amr’ın vardığı bir antlaşmadır.”

İbni Abbas (radıyallâhu anhu) şöyle der: “Bu konuşmadan sonra Haricilerden iki bin kişi geri döndü; diğerleri ise kaldılar ve Hz. Ali’ye isyan ettiler ve neticede de topluca öldürüldüler.”1005



Alıntı
Dipnotlar:
1000- A’raf 32.

1001- Zuhruf 58.

1002- En'am 57.

1003- Mâide 95.

1004- Nisâ 35.

1005- Bu rivayeti Ebû Dâvûd muhtasar olarak rivayet etmiştir. Bkz. 4037. Hadis; Müsned: 1/342; Hâkim: 2/150 ve 4/182.
Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye (Rahimehullâh) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Âlim câhili tanır çünkü o da (bir zamanlar) câhildi. Câhil ise âlimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman âlim olmadı." (Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye, Mecmû'ul Fetâvâ, 13/235)

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 1981
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
وَيَحِلُّ قِتَالُ الْخَوَارِجِ إِذَا عَرَضُوا لِلْمُسْلِمِينَ فِي أَنْفُسِهِمْ وَأَمْوَالِهِمْ وَأَهْلِيهِمْ، وَلَيْسَ لَهُ إِذَا فَارَقُوهُ أَنْ يَطْلُبَهُمْ،  وَلَا يُجْهِزَ عَلَى جَرِيحِهِمْ وَلَا يَأْخُذَ فَيْئَهُمْ، وَلَا يَقْتُلَ أَسِيرَهُمْ، وَلَا يَتْبَعَ مُدْبِرَهُمْ.

41- Müslümanların canlarına, mallarına ve âilelerine saldırdıkları zaman Hâricîlerle savaşmak câizdir.[1] Fakat (sultan), onlar kendisini bıraktıkları zaman onların peşine düşemez. Yaralılarını öldüremez. Mallarını fey’ olarak alamaz. Esirlerini öldüremez. Kaçanlarını kovalayamaz.[2]
 1. Berbehârî’nin bu ifadesi, Haricilerle savaşmayı emreden "Ben onlara yetişmiş olsa idim, Ad Kavmi'nin tepelendiği gibi onları tepelerdim." “Onlarla nerde karşılaşırsanız onları öldürün, çünkü onları öldürene Kıyamet gününde ecir vardır.” Mealindeki hadisler gibi birtakım hadislerin, ancak onların fiilen İslam devletine isyan etmeleri ve de Müslümanların mallarına ve canlarına saldırmaları durumuna has olduğunu göstermektedir. Yoksa mücerred Harici fikriyatına sahip olmaları –bu bidatla açık bir küfrü savunmaları hali müstesna- onlarla savaşmayı tek başına mübah kılmaz. İmam Nevevi, Haricilerle alakalı Berbehârî’nin sözlerine benzer açıklamaları yaptığı yerde bu hususlara işaret etmektedir. (Şerhu’n Nevevi ala Müslim, 7/169-170) İbnu Teymiye gibi bazı âlimler, buna ilaveten kendi bidatlarına davet edip yeryüzünde fesad çıkarmaya yeltenen Harici, Rafizi ve emsali bidat fırkası mensuplarının öldürülmesinin caiz olduğunu belirtmişlerdir. Bu durumda olmayan birisi ise bu bidatlara sahip olsa bile öldürülmez. (bkz. Mecmu'ul Feteva, 28/499)

Bunun delili, Ali radiyallahu anh ve ashabının Haricilere karşı uyguladığı muameledir. İbnu Zenceveyh, Kesir bin Nemr’den şöyle dediğini rivayet etmiştir:


جَاءَ رَجُلٌ بِرَجُلٍ مِنَ الْخَوَارِجِ إِلَى عَلِيٍّ , فَقَالَ: يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ إِنِّي وَجَدْتُ هٰذَا يَسُبُّكَ، قَالَ: «فَسُبَّهُ كَمَا سَبَّنِي» قَالَ: وَيَتَوَاعَدُكَ، قَالَ: «لَا أَقْتُلُ مَنْ لَمْ يَقْتُلْنِي» قَالَ: ثُمَّ قَالَ عَلِيٌّ: " لَهُمْ عَلَيْنَا حَسِبْتُهُ قَالَ: ثَلَاثٌ لَا نَمْنَعُهُمُ الْمَسَاجِدَ أَنْ يَذْكُرُوا اللّٰهَ فِيهَا، وَلَا نَمْنَعُهُمُ الْفَيْءَ مَا دَامَتْ أَيْدِيهِمْ مَعَ أَيْدِينَا، وَلَا نُقَاتِلُهُمْ حَتَّى يُقَاتِلُونَا

“Bir adam, Haricilerden bir adamla beraber Ali aleyhisselam’ın yanına geldi ve şöyle dedi: Ey Mü’minlerin Emiri, bunu sana söverken buldum! Ali dedi ki: Bana sövdüğü gibi, sen de ona söv! Adam dedi ki: Seni tehdid ediyor! Bunun üzerine Ali şöyle dedi: Beni öldürmeyeni ben öldüremem! (Ravi) dedi ki: Ali, daha sonra şöyle dedi: Onların, bizim üzerimizdeki- zannedersem üç tane saydı- hakları şunlardır: Mescidlerde Allah’ı zikretmelerini men etmeyiz, elleri bizim elimizde (yani itaat üzere) oldukları müddetçe ganimetten onları men etmeyiz ve de bizimle savaşmadıkları müddetçe onlarla savaşmayız.” (İbnu Zenceveyh, el-Emval, 2/517, no: 829)

İmam Şafii radiyallahu anh, bu kıssayı delil getirerek şöyle demiştir:


وَلَوْ أَنَّ قَوْمًا أَظْهَرُوا رَأْيَ الْخَوَارِجِ وَتَجَنَّبُوا جَمَاعَاتِ النَّاسِ وَكَفَّرُوهُمْ لَمْ يَحْلِلْ بِذٰلِكَ قِتَالُهُمْ لِأَنَّهُمْ عَلَى حُرْمَةِ الْإِيمَانِ لَمْ يَصِيرُوا إِلَى الْحَالِ الَّتِي أَمَرَ اللّٰهُ عَزَّ وَجَلَّ بِقِتَالِهِمْ فِيهَا
“Bir topluluk, Haricilerin görüşünü dile getirir, insanların (Müslümanların) cemaatinden uzaklaşır ve onları tekfir ederse, sırf bundan dolayı onlarla savaşmak helal olmaz. Zira onlar imandan kaynaklanan bir hürmet (can ve mal dokunulmazlığı) üzerindedir ve Allah Azze ve Celle’nin kendisinden dolayı savaşılmasını emrettiği duruma (yani kâfir olma haline) ulaşmamışlardır.” (el-Ümm, 4/229)

Böylece diğer delilleri görmezden gelip, mücerred olarak Haricilerle savaşı emreden hadisleri delil alarak, “Harici” olarak nitelendirdikleri topluluklarla savaşmanın, hatta böyle gördükleri fertleri tek tek öldürmenin tıpkı kâfirleri öldürmek gibi helal olduğunu iddia eden bazı kişi ve fırkaların bu görüşlerinin isabetli olmadığı ortaya çıkmaktadır.
 
 2. Bu hususu İmam Ahmed de belirtmiştir. (Usul’us Sunne, sf 47-48) Bunun gerekçesi, Haricilerin ve asilerin hala Müslüman olarak kabul edilmesidir. Zaruret'in sözkonusu olmadığı durumlarda ise bir Müslüman'la savaşmak, onu öldürmek caiz değildir.

Mervan bin Hakem, Ali bin Hüseyin’e dedesi Ali radiyallahu anh’ın Cemel günü kendisine isyan eden muhalifleri hakkında şöyle ferman buyurduğunu haber vermiştir:


لَا يُقْتَلُ مُدْبِرٌ، وَلَا يُذَفَّفُ عَلَى جَرِيحٍ، وَمَنْ أَغْلَقَ عَلَيْهِ بَابَ دَارِهِ فَهُوَ آمِنٌ، وَمَنْ طَرَحَ السِّلَاحَ آمِنٌ

“Kaçanlar öldürülmesin, yaralılar da öldürülmesin! Her kim evinin kapısını kapatırsa güvendedir. Kim silah bırakırsa o da güvendedir.” (Sünen-i Said bin Mansur, no: 2947)
 
Kendisi de bir kral olan Halife Memun Nadr bin Şumeyl (ra)'a şöyle demiştir:
يَا أَبَا الْحَسَنِ الْإِرْجَاءُ دِينُ الْمُلُوكِ
"Ey Ebu'l Hasen! İrca (Mürcielik) kralların dinidir!" (ed-Dulabi, el-Esma ve'l Kuna, no: 832; ayrıca Lalekai, es-Sunne, no: 2818)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
2 Yanıt
3782 Gösterim
Son İleti 05.05.2016, 14:58
Gönderen: Tevhid Ehli
3 Yanıt
4737 Gösterim
Son İleti 23.02.2017, 07:16
Gönderen: Uhey
0 Yanıt
4421 Gösterim
Son İleti 01.08.2017, 14:49
Gönderen: Es-Sarimu'l-Meslul
6 Yanıt
3846 Gösterim
Son İleti 13.02.2018, 16:10
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
135 Gösterim
Son İleti 10.01.2021, 00:27
Gönderen: Tevhid Ehli