Darultawhid

Gönderen Konu: LA İLAHE İLLALLÂH’IN ŞARTLARI  (Okunma sayısı 3911 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1916
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
LA İLAHE İLLALLÂH’IN ŞARTLARI
« : 09.06.2015, 01:04 »


LA İLAHE İLLALLÂH’IN ŞARTLARI[1]

Abdurrahmân bin Hasen Âl’uş Şeyh Rahimehullâh[2]

Şeyh Abdurrahmân bin Hasen Rahimehullâhu Teâlâ, “Feth’ul Mecîd” adlı eserinde şöyle demektedir:

“Derim ki:

La ilahe illallâh şehâdetinde mutlaka olması gereken yedi şart[3] vardır, öyle ki bunların hepsi yerine getirilmeden bu söz, onu söyleyene fayda vermez.[4]

(Bu yedi şart şunlardır:)

1. Cehâleti ortadan kaldıran ilim[5],

2. Şekki (şüpheyi) ortadan kaldıran yakîn[6],

3. Reddi ortadan kaldıran kabûl[7],

4. Terki ortadan kaldıran inkiyâd (itâ’at, bağlılık)[8],

5. Şirki ortadan kaldıran ihlâs[9],

6. Yalanı ortadan kaldıran sıdk (doğruluk)[10],

7. Zıddını (buğz’u) ortadan kaldıran muhabbet.”[11]


“Feth’ul Mecîd” adlı eserden yapılan alıntı burada sona erdi.

Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmaktadır:

«Her kim Allâh’tan başka -ibâdete lâyık, hak- ilah yoktur der ve Allâh’tan başka ibâdet edilen şeyleri inkâr ederse onun malı ve canı harâm olur, hesâbı ise Allâh’a âittir.»[12]

Şeyh Abdurrahmân bin Hasen bin Muhammed bin Abdilvehhâb Rahimehumullâhu Teâlâ bu hadîsin izâhı sadedinde “La ilahe illallâh”ın şartlarını başka bir yerde şöyle açıklamıştır:

Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in sahîh hadîsde geçen şu kavline gelince;

«Allâh’tan başka ibâdet edilen şeyleri inkâr ederse…»

İşte bu, (Allâh’tan başka ibâdet edilen şeyleri, tâğûtları reddetmek) büyük bir şarttır. Bu olmadan “La ilahe illallâh” sözü geçerli olmaz.

Bu şart yerine gelmediği takdirde “La ilahe illallâh” diyen kişi, kanı ve malı koruma altındaki birisi olmaz. Zîrâ bu, “La ilahe illallâh (Allâh’tan başka -ibâdete lâyık, hak- ilah yoktur)” sözünün manasıdır.

Bunun delâlet ettiği manayı; şirki terk etmek, şirkten ve şirk işleyenlerden teberri etmek (uzaklaşmak) gibi husûsları yerine getirmeden (mücerred olarak) bu kelimeyi söylemek fayda vermez.

Kişi ancak Allâh’tan başka ibâdet edilenleri reddedip onlardan beri olduğu zaman ve bu şirki işleyenlere düşman olduğu takdirde Müslüman olur, kanı ve malı koruma altındaki birisi olur.

İşte bu, Allâhu Teâla’nın şu kavlinin manasıdır:

“…Kim tâğût’u reddedip Allâh’a îmân ederse kopmak bilmeyen sağlam kulpa yapışmış olur. Allâh Semî’dir (her şeyi işitendir), Alîm’dir (her şeyi bilendir).” (el-Bakara 2/256)

Sahîh hadîslerde “La ilahe illallâh” sözü ağır şartlara bağlanmıştır. Bütün bu sayılan şartların hepsini kavlen, i’tikâden ve amelen (söz, inanç ve amel olarak) yerine getirmek gerekir.

Sahîh’te gelen İtbân (bin Mâlik Radıyallâhu Anh) hadîsi bu kapsamdadır:

«Şüphesiz, Allâhu Teâla Kendi vechini arzulayarak ‘La ilahe illallâh’ diyen bir kimseyi cehenneme harâm kılmıştır.»[13]

Başka hadîslerde şu şekilde gelmiştir:

«Kalbinden tasdîk ederek…»[14];

«Kalbinden ihlâslı olarak…»[15]

Bunun manası “kalbiyle şeksiz/şüphesiz, yakînen inanarak” demektir. İşte bu şartlar, bu kelimenin manasına ve muhtevâsına (içeriğine) dair ilimle beraber bu kişide bir araya gelmezse “La ilahe illallâh” sözü, onu söyleyene bir fayda vermez.

Nitekim Allâhu Teâla şöyle buyurmaktadır:

“Allâh’ı bırakıp da du’â ettikleri, şefâ’ate mâlik değildir. Ancak bilerek hakka şâhitlik edenler bundan müstesnâdır.” (ez-Zuhruf 43/86)[16]

Allâhu Teâla, Nebîsi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e şöyle buyurmuştur:

“Bil ki Allâh’tan başka -ibâdete lâyık, hak- ilah yoktur…” (Muhammed 47/19)

Bu kelimenin manası kişinin sâhib olduğu ilmin kuvvetine ve yaptığı amellerin salâhına (düzgünlüğüne) göre artış kabûl eder (derinlik kazanır).

Bu kelimeyi manasını bilmeden söyleyen kimselerin aksine mutlaka bu kelimenin hakîkatine dair -cehâleti ortadan kaldıran bir ilim manasında- bir ilim olması gerekir[17].

Yine mutlaka bu kelimenin delâlet ettiği tevhîde dair, şüpheyi ortadan kaldıran yakîn (kesin inanç) gerekir.

Yine mutlaka şirki ortadan kaldıran ihlâs olması gerekir. İnsanların birçoğu bu kelimeyi söyledikleri hâlde ibâdette Allâh’a ortak koşar ve bu kelimenin manasını reddederler, tevhîde inanıp onunla amel edenlere de düşmanlık gösterirler.

Yine kelime-i tevhîdi (kalben) tasdîk etmeden söyleyen münâfığın hâlinin hilâfına (zıddına) olarak mutlaka, yalanı ortadan kaldıran sıdk (doğruluk) olması gerekir.

Nitekim Allâhu Teâla şöyle buyurmaktadır:

“...Kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar.” (el-Feth 48/11)

Yine kelime-i tevhîdi (diliyle) söyleyip de onunla amel etmeyen kimselerin hilâfına (zıddına) olarak mutlaka, reddi ortadan kaldıran kabûl olması gerekir.

Yine mutlaka, bu iki husûsu yerine getirmeyen (tevhîdi sevmeyen ve onunla kalbi ferahlamayan/sevinç duymayan) kimselerin hilâfına (zıddına), bu kelimenin delâlet ettiği tevhîd ve ihlâs (ibâdeti Allâh’a has kılmak) gibi husûslara karşı muhabbet (buğzu ortadan kaldıran sevgi) ve bunlarla sevinç duyma olması gerekir.

Yine mutlaka bu kelimeyle ve bu kelimenin mutabâkat (bizzât gösterme) ya da tazammun (ihtivâ etme) veyahut da iltizâm (gerektirme) yoluyla delâlet ettiği her şeyle amel etmek sûretiyle inkiyâd (isyânı ve terki ortadan kaldıran itâ’at, bağlılık) olması gerekir.

İşte bütün bu sayılanlar, Allâh’ın Kendisi’nden başkasını (hak dîn olarak) kabûl etmeyeceği İslâm dîni’nin bizzât kendisidir.”



Açıklamalar:

[1] Abdurrahmân bin Hasen Âl’uş Şeyh, Feth’ul Mecîd, sf. 83, La ilahe illallâh’a Da’vet Etmek Bâb’ı, Matba’at’us Sunnet’il Muhammediyye, Kâhire 1957.

Bunun yanı sıra, aşağıda da geleceği üzere, bu risâle ondan muhtelif lafızlarla nakledilmiş olup “ed-Durar’us Seniyye, 2/243-256” no’lu sayfalar arasında yer almaktadır. Bu risâlelerden bir tanesinin (bkz: ed-Durar’us Seniyye, 2/243-244) tercümesini aşağıda sunacağız ve diğer risâlelerden de faydalı gördüğümüz ifâdeleri açıklamalar kısmında nakledeceğiz inşâllâh. Ayrıca Şeyh Abdurrahmân Rahimehullâh’ın, “La ilahe illallâh’ın şartları” hakkındaki sözlerini Süleymân bin Sehmân  (v. 1349H), “ed-Durar’us Seniyye, 2/359-360” no’lu sayfalar arasında yer aldığı üzere, ondan nakletmiş ve kısa bazı açıklamalar yapmıştır. Bu ifâdelerden bir kısmını da yine açıklamalar kısmında nakledeceğiz inşâllâh.

[2] Abdurrahmân bin Hasen Rahimehullâh, Şeyh’ul İslâm Muhammed bin Abdilvehhâb Rahimehullâh’ın torunudur. 1193H/1779M yılında doğmuş, 1285H/1869M yılında vefât etmiştir.

Şeyh’ul İslâm Muhammed bin Abdilvehhâb Rahimehullâh’dan sonra Necd bölgesinin en meşhûr âlimlerinden birisidir. Şeyh Muhammed bin Abdilvehhâb Rahimehullâh’ın “Kitâb’ut Tevhîd” adlı eserine yazmış olduğu “Feth’ul Mecîd” adlı şerh çalışması başta olmak üzere birçok kitabı ve risâlesi mevcuttur, Allâh Hepsine Rahmet Etsin, Âmîn!

[3] Bu yedi şart, şu beyitte bir araya getirilmiştir:


عِلْمٌ يَقِينٌ وَإِخْلاَصٌ وَصِدْقُكَ مَعَ
مَحَبَّةٍ وَانْقِيَادٍ وَالْقَبُولِ لَهَا

“İlim, yakîn, ihlâs ve sıdk (doğruluk),
Muhabbet, inkiyâd ve onu kabûl etmek ile beraber…”

Bu beyit, Abdurrahmân bin Kâsım tarafından zikredilmiştir. (Abdurrahmân bin Kâsım, Hâşiyet’u Kitâb’ît Tevhîd, sf. 29)

Bu zât, “Allâh’tan başkalarını (tağûtları) inkâr etmek” şeklinde sekizinci bir şart daha zikretmiştir. (Abdurrahmân bin Kâsım, Hâşiyetu Selâset’il Usûl, sf. 85) Bu ise şu beyitlerle zikredilmiştir:


وَزِيدَ ثَامِنُهَا الْكُفْرَانُ مِنْكَ بِمَا
سِوَى الْإِلٰهَ مِنَ الْأَنْدَادِ قَدْ أَلِهَا

“Buna bir sekizincisi de eklenmiştir ki o da senin inkâr etmendir,
Hak ilahtan başka, endâdlardan ilahlaştırılmış olanları…”

Bu beyit Ebû Yûsuf el-Ferrâc tarafından nakledilmiştir. (Ebû Yûsuf el-Ferrâc, Muhtasar’ul Mufîd, sf. 378)

Her iki beytin kim tarafından söylendiği ise bilinmemektedir. Vallâhu A’lem!

[4] “La ilahe illallâh kelimesinin ancak belli şartlarla fayda vereceği husûsu aşağıda zikredileceği üzere Kitâb ve Sünnet’ten açık delillerle sâbit olduğu gibi bunların yanı sıra, seleften nakledilen bazı haberler de buna işâret etmektedir. Nitekim Tâbi’în imâmlarından olan Vehb bin Münebbih Radiyallâhu Anh’a: “La ilahe illallâh cennetin anahtarı değil midir?” diye sorulduğunda şöyle cevap vermiştir:


”بَلَى، وَلٰكِنْ لَيْسَ مِفْتَاحٌ إِلاَّ لَهُ أَسْنَانٌ، فَإِنْ جِئْتَ بِمِفْتَاحٍ لَهُ أَسْنَانٌ فُتِحَ لَكَ، وَإِلاَّ لَمْ يُفْتَحْ لَكَ “.

“Evet öyledir. Ancak dişleri olmayan anahtar yoktur. Eğer dişli anahtarla gelirsen kapı sana açılacaktır. Yoksa (anahtar dişsiz ise) kapı sana açılmaz.”

Buhârî, Sahîh’inde Kitâb’ul Cenâ’iz’in baş tarafında birinci bâb olan “Kimin Son Sözü La ilahe illallâh Olursa” başlığı altında ta’lîk yoluyla, yani bu eseri sened zikretmeksizin nakletmiş; et-Târih’ul Kebîr adlı eserinde ise (no: 261) vasletmiş, yani isnâdıyla rivâyet etmiştir. İbnu Hacer bu eseri İshâk bin Rahuye Rahimehullâh’ın Müsned’inden de nakletmiş ve isnâdının hasen olduğunu söylemiştir. (İbnu Hacer, el-Metâlib’ul Âliye, Hadîs no: 2893)

Buhârî, bu rivâyeti zikrettikten sonra -bâb başlığıyla da uyumlu olarak- bu haberin içeriğine delâlet eden Ebû Zerr Radiyallâhu Anh hadîsini rivâyet etmiştir ki Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem ilgili hadîste şöyle buyurmuştur:


«مَنْ مَاتَ مِنْ أُمَّتِي لاَ يُشْرِكُ بِاللّٰهِ شَيْئًا دَخَلَ الجَنَّةَ. قُلْتُ: وَإِنْ زَنَى وَإِنْ سَرَقَ؟ قَالَ: وَإِنْ زَنَى وَإِنْ سَرَقَ.»

“Ümmetimden her kim Allâh’a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölürse cennete girer. Ben (Ebû Zer Radiyallâhu Anh) dedim ki:

Zinâ etse de hırsızlık yapsa da mı? Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

Zinâ etse de hırsızlık yapsa da...”
(Buhârî, Hadîs no: 1237)

İbnu Hacer, hadîsin açıklamasında Buhârî’nin bu hadîsi zikretme sebebinin kelime-i şehâdetin mutlaka i’tikâdla beraber olması gerektiğine işâret etme amacına yönelik olduğunu ifâde etmiştir. Aynı yerde, Vehb bin Münebbih Rahimehullâh’ın anahtardan kasdının La ilahe illallâhı ihlâslı olarak söylemek olduğunu da söylemektedir. (İbnu Hacer, Feth’ul Bari, 3/110)

Böylece Buhârî’nin, “Kimin son sözü La ilahe illallâh olursa cennete girer” hadîsini “Şirk koşmadan ölürse” diye tefsîr ettiği ve bunu Vehb bin Münebbih Rahimehullâh’ın işâret ettiği La ilahe illallâh’ın şartları arasında gördüğü anlaşılmaktadır.

İbnu Receb Rahimehullâh ise el-Hasen’ul Basrî Rahimehullâh’ın, şâ’ir Ferazdak’a şöyle dediğini nakletmektedir:


”إِنَّ لِلاَ إِلٰهَ إِلاَّ اللّٰهُ شُرُوطًا، فَإِيَّاكَ وَقَذْفَ الْمُحْصَنَةِ“.

“Muhakkak ki La ilahe illalâh’ın birtakım şartları vardır. Sakın ola ki iffetli kadınlara iftira atmayasın!” (İbnu Receb, Câmi’ul Ulûm ve’l Hikem, 1/522 Thk: Arnavut, 22. Hadîsin şerhi; Türkçesi için bkz. İbn Receb El-Hanbelî, Hadislerle İlim ve Hikmet, 2/110, Semerkand Yayınları; İbnu Receb, Kelimet’ul İhlâs, sf. 14)

İbnu Receb Rahimehullâh’ın “Kelimet’ul İhlâs” isimli eserinde belirttiği üzere el-Hasen’ul Basrî Rahimehullâh, bu sözünü, şâ’ir Ferazdak’ın, “ölüm için, La ilahe illallâh kelimesini hazırladığı” yönünde sarf ettiği sözleri sebebiyle dile getirmiştir. (İbnu Receb, Kelimet’ul İhlâs, sf. 14)

İbnu Receb el-Hanbelî Rahimehullâh, el-Hasen Rahimehullâh’dan kendisine, “İnsanlar La ilahe illallâh diyen cennete girecek diyorlar” denildiğinde şöyle karşılık verdiğini nakletmektedir:


”مَنْ قَالَ: لاَ إِلٰهَ إِلاَّ اللّٰهُ، فَأَدَّى حَقَّهَا وَفَرْضَهَا، دَخَلَ الْجَنَّةَ“.

“Her kim La ilahe illallâh der; onun hakkını ve farzını yerine getirirse cennete girer.” (İbnu Receb, Câmi’ul Ulûm ve’l Hikem, 1/522 Thk: Arnavut, 22. Hadîsin şerhi; Türkçesi için bkz. İbn Receb El-Hanbelî, Hadislerle İlim ve Hikmet, 2/111, Semerkand Yayınları; İbnu Receb, Kelimet’ul İhlâs, sf. 14)

Vallâhu A’lem!

[5] Şeyh Rahimehullâh diğer bir yerde bu şartı şöyle vasfetmektedir:

“Bu kelimenin manasını nefiy ve isbât (reddettiği ve kabûl ettiği şeyler) açısından bilmek.” (ed-Durar’us Seniyye, 2/246)

[6] Şeyh Rahimehullâh aynı yerde bunlara ek olarak şöyle demektedir:

“Yakîn, La ilahe illallâh kelimesine dair ilmin kemâlidir.” (ed-Durar’us Seniyye, 2/246)

Şeyh Rahimehullâh başka bir yerde ise bunun gerekliliğine dair olmak üzere, kelime-i şehâdet getiren kimsenin cennete gireceğinden bahseden, şu hadîsleri delîl getirmiştir:


«مُسْتَيْقِنًا بِهَا قَلْبُهُ.»

«Kalbi ona yakîn (kesin inanç) duyarak...» (Müslim, Hadîs no: 31)

«غَيْرُ شَاكٍّ فِيهَا».

«Şüpheye düşmeksizin...» (Müslim, Hadîs no: 27)

Şeyh Rahimehullâh ardından şöyle demektedir:

“Kim bu hâlde olmazsa bu kelime ona fayda vermez. Nitekim ölünün kabir suâliyle alâkalı hadîs, buna delâlet etmektedir.” (ed-Durar’us Seniyye, 2/255)

Zîrâ Buhârî’nin rivâyet etmiş olduğu hadîste (Hadîs no: 86) şüphe içinde olan kişinin kabir suâline cevâb veremeyeceği ve böylece azâba uğrayacağı zikredilmiştir. Bu hadîs, “Üç Temel Esâs” risâlesinin baş tarafında zikredilecektir inşâllâh (bkz: “Üç Temel Esâs Takdîm” başlıklı bölüm).

[7] Süleymân bin Sehmân Rahimehullâh, bu ifâdenin açıklamasında şöyle demektedir:

“Reddi ortadan kaldıran kabûl; zîrâ insanlardan bu kelimenin manasını bilerek söyledikleri hâlde ona da’vet edenleri, kibirden veya hasedden veyahut da bu görüşe sâhib olmaya mâni olan başka sebeplerden ötürü, kabûl etmeyenler vardır. Öyle ki onları, ihlâs ehline düşmanlık edip şirk, ehline dostluk göstererek, onlara sevgi beslerken bulursun…” (ed-Durar’us Seniyye, 2/359)

Şeyh Abdurrahmân bin Hasen Rahimehullâh ise buna Arap müşriklerini misâl vermiş ve onların La ilahe illallâh’ın manasını bildiklerini Sâffât Sûresi’ndeki şu âyetlerden istidlâl etmiştir:


﴿إِنَّهُمْ كَانُوا إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا إِلٰهَ إِلاَّ اللهُ يَسْتَكْبِرُونَ. وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوا آلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍ.﴾ [الصافات: 36-35]

“Onlar, kendilerine ‘Allâh’tan başka ibâdete layık, hak ilah yoktur, denilince kibirlenirler ve ‘deli bir şâir için ilahlarımızı mı terk edeceğiz’ derlerdi.” (es-Sâffât 37/35-36)

Şeyh Rahimehullâh bu âyeti zikrettikten sonra şöyle demiştir:

“Onlar, La ilahe illallâh’ın, Allâh’tan başka ibâdet ettikleri şeyleri terk etmeyi gerektirdiğini biliyorlardı.” (ed-Durar’us Seniyye, 2/253)

[8] Süleymân bin Sehmân Rahimehullâh, bu ifâdenin açıklamasında şöyle demektedir:

“Şirki ortadan kaldıran inkiyâd, zîrâ insanlardan bu sözü söyledikleri ve manasını da bildikleri hâlde onun, velâ (dostluk) ve berâ (düşmanlık), İslam hükümleriyle amel etmek gibi hukukunu ve gereklerini yerine getirme husûsunda boyun eğmeyenler vardır. Bu kimseyi (bu husûsta) alıkoyan şey, hevâsına uygun olan şeyler ve dünyalık elde etme kaygısından başka bir şey değildir. İşte bu, insanlardan birçoğunun hâlidir.” (ed-Durar’us Seniyye, 2/359-360)

Şeyh Abdurrahmân bin Hasen Rahimehullâh ise şöyle demektedir:

“Allâh’ın farz kıldıklarıyla amel etmek ve harâm kıldıklarını da terk etmek ve bunları iltizam etmek (kabûllenmek) sûretiyle La ilahe illallâh’ın hukukuna inkiyâd (bağlılık) da şarttır. Bu, şirki ortadan kaldırmaktadır. Dîn iddiâsında bulunan çoğu kimse ise emir ve nehiyleri hafife almakta ve de bunları önemsememektedir.” (ed-Durar’us Seniyye, 2/254)

[9] Şeyh Abdurrahmân Rahimehullâh aynı yerde ihlâs şartına delîl olarak şu âyetleri zikretmiştir:


﴿قُلْ إِنِّي أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ اللهَ مُخْلِصًا لَهُ الدِّينَ. وَأُمِرْتُ لِأَنْ أَكُونَ أَوَّلَ الْمُسْلِمِينَ.﴾ [الزمر: 12-11]

“De ki: Ben, dîni (ibâdet ve itâ’ati) O’na has kılarak Allâh’a ibâdet etmekle emrolundum ve yine ben, Müslümanların ilki olmakla emrolundum.” (ez-Zümer 39/11-12)

Âyetlerinden şu âyetlere kadar:


﴿قُلِ اللهَ أَعْبُدُ مُخْلِصًا لَهُ دِينِي. فَاعْبُدُوا مَا شِئْتُمْ مِنْ دُونِهِ.﴾ [الزمر: 15-14]

“De ki: Ben, dînimi (ibâdet ve itâ’atimi) O’na has kılarak Allâh’a ibâdet ederim, şu hâlde siz, O’ndan başka dilediğinize ibâdet edin!..” (ez-Zümer 39/14-15)

Şeyh Rahimehullâh, ayrıca İtbân Radıyallâhu Anh hadîsini zikretmiştir ki hadîsin metni ilerde gelecektir. (ed-Durar’us Seniyye, 2/253-254)

[10] Şeyh Abdurrahmân bin Hasen Rahimehullâh başka bir yerde, şöyle demiştir:

“Nifâkı ortadan kaldıran sıdk (doğruluk).” (ed-Durar’us Seniyye, 2/246)

[11] Şeyh Abdurrahmân bin Hasen aynı yerde şöyle demiştir:

“Bu kelimeyi ve delâlet ettiği şeyleri sevmek ve onunla sevinç duymak.” (ed-Durar’us Seniyye, 2/246)

Şeyh Rahimehullâh başka bir yerde ise muhabbet şartını şöyle açıklamıştır:

“La ilahe illallâh kelimesini söyleyen kişide, bu kelimenin delâlet etmiş olduğu ihlâs (ibâdeti Allâh’a has kılmak) ve şirkin reddi gibi husûslara karşı sevgi olmadıkça marifet (bilgi) ve kabûl gerçekleşmez. Kim Allâh’ı seviyorsa dînini de sever. Kim de sevmiyorsa dînini de sevmez. Nitekim Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:


﴿وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَتَّخِذُ مِنْ دُونِ اللهِ أَنْدَادًا يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللهِ وَالَّذِينَ آمَنُوا أَشَدُّ حُبًّا لِلّٰهِ.﴾ [البقرة: 165]

“İnsanlar içinde, Allâh’tan başkasını niddler (eşler, denkler ve ortaklar) edinenler vardır ki onlar bunları, Allâh’ı sever gibi severler. Îmân edenlerin ise Allâh’a olan sevgileri daha güçlüdür…” (el-Bakara 2/165)

Böylece müminlerin sevgileri, Allâh’a ve dînine has olmuştur. Onlar Allâh’ı ve dînini sevmişler, Allâh ve O’nun dîni için dostlukta bulunup Allâh’ın sevdiğini sevmişler; Allâh’ın buğzettiğine de buğzetmişlerdir. Hadîste şöyle gelmiştir:


«وَهَلِ الدِّينُ إِلاَّ الْحُبُّ وَالْبُغْضُ؟»

«Dîn, sevgi ve nefretten başka bir şey midir?»

[İbnu Ebî Hâtim, Âl-i İmrân: 31. âyetin tefsîrinde Âişe Radıyallâhu Anhâ’dan rivâyet etmiş ve Ebû Zur’a’dan senedde yer alan Abdulâ’lâ’dan dolayı hadîsin münker olduğunu nakletmiştir.]

Bundan dolayı, Rasûl’ün kula kendi nefsinden, çocuğundan, babasından ve bütün insanlardan daha sevimli olması vâcib olmuştur.

Yine La ilahe illallâh şehâdeti, Muhammedun Rasûlullâh şehâdetini gerekli kılmakta ve Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e tâbi olmayı icâb ettirmektedir. Nitekim Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:


﴿قُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ.﴾ [آل عمران: 31]

“De ki: Eğer Allâh’ı seviyorsanız bana uyun ki Allâh da sizi sevsin ve günâhlarınızı bağışlasın. Allâh; Gafûr’dur, Rahîm’dir.” (Âl-i İmrân 3/31)

Şeyh Abdurrahmân bin Hasen Rahimehullâh’dan yapılan alıntı burada sona erdi. (ed-Durar’us Seniyye, 2/254)

[12] Müslim, Hadîs No: 23, Târık bin Eşyem Radıyallâhu Anh’dan.

[13] Buhârî, Hadîs no: 5401, İtbân bin Mâlik Radıyallâhu Anh’dan.

[14] Buhârî, Hadîs no: 128, Mu’âz bin Cebel Radıyallâhu Anh’dan.

[15] Buhârî, Hadîs no: 99, Ebû Hureyre Radıyallâhu Anh’dan.

[16]  Kurtubî Rahimehullâh bu âyetin tefsîrinde şöyle demiştir:

“Âyetin manası şudur: Bunlar, hakka ilim ve basîret üzere (bilerek ve bilinçli şekilde) şâhitlik edenlerden başkasına şefâ’at edemezler. Bunu Sa’îd bin Cubeyr ve başkaları söylemiştir. Sa’îd bin Cubeyr Rahimehullâh, ‘hakka şehâdet, La ilahe illallâh’tır demiştir.” (el-Kurtubî, el-Câmî’u li Ahkâm’il Kur’ân, 16/122; Türkçesi için bkz. İmam Kurtubi, Camiu li-Ahkâmi’l-Kur’ân, 15/552-554)

Böylece “La ilahe illallah” kelimesini, manasına vakıf olmadan söyleyenlerin şefâ’at hakkı kazanamayacağını ifâde etmiş olmaktadır. Vallâhu a’lem!

[17] La ilahe illallâh kelimesinin fayda vermesi için gerekli olan şartların başında bu kelimenin manasını bilmenin gerektiğine Şeyh Rahimehullâh’ın yukarda zikrettiği iki âyetin yanı sıra, Osman Radıyallâhu Anh’dan nakledilen şu hadîs de delâlet etmektedir:


«مَنْ مَاتَ وَهُوَ يَعْلَمُ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ، دَخَلَ الْجَنَّةَ.»

«Her kim Allâh’tan başka ilah olmadığını bilerek ölürse cennete girer.» (Müslim, Hadis no: 26)

Kadî İyâz Rahimehullâh bu hadîsin şerhinde şöyle demiştir:

“Bu hadîste geçen
«وَهُوَ يَعْلَمُ» “bilerek” ifâdesinde, Gulât-ı Mürci’e’den ‘İki şehâdet kelimesini zâhirde kabûl eden bir kimse buna kalbiyle i’tikâd etmese bile cennete girer’ diyen kimselerin reddine bir işâret vardır. Başka bir hadîste bu, «غَيْرُ شَاكٍّ فِيهَا» “şüphe etmeksizin” ifâdesiyle kayıtlanmıştır. Bu da bizim dediğimizi te’kîd etmektedir.” (Kadî İyâz, İkmâl’ul Mu’lim, 1/253)

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1916
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: LA İLAHE İLLALLÂH’IN ŞARTLARI
« Yanıtla #1 : 22.05.2020, 15:18 »
Hatırlatma!

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
2695 Gösterim
Son İleti 02.07.2015, 10:47
Gönderen: Uhey
0 Yanıt
2183 Gösterim
Son İleti 03.03.2018, 16:28
Gönderen: AbdulAzim
0 Yanıt
1488 Gösterim
Son İleti 31.05.2018, 07:43
Gönderen: Uhey
0 Yanıt
317 Gösterim
Son İleti 08.06.2020, 05:41
Gönderen: Tevhid Ehli