Darultawhid

Gönderen Konu: Geçmişten Günümüze Dalalet Fırkaları ve Duruşumuz  (Okunma sayısı 3293 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1238
  • Değerlendirme Puanı: +15/-0
Geçmişten Günümüze Dalalet Fırkaları ve Duruşumuz
بسم الله الرحمن الرحيم

Tapılmaya layık tek ilah olan, dinini kemala erdiren, İslamı din olarak benimsememizden hoşnut olacağını bildiren, bize İslam’ı lutfeden, cahiliye karanlığından sonra bizlere hidayet eden, Dini üzere bizeri kulları kılan Allah'a hamd olsun. Şehadet ederim ki, Allah'dan başka ilah yoktur, O tektir ve ortaksızdır.

Yine şahadet ederim ki, hak dinle ve dosdoğru şeriatle gönderilen, Eşrefi Mahlukat, Seyyidi Enbiya ve Mürselin, Hatem'ul Enbiya, Makamı Mahmud sahibi, alemlere rahmet, mü'min kullara İmam, günahkar kullara Şefaatci, Yahudi, Hıristiyan ve Sabiler gibi gayri müslimleri Taklid etmekten men edici, insanlara uyarıcı, ilim ve açık delillerle Allah'ın birliğine çağıran; Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O'nun kulu ve Rasulü'dür. Salat ve selam onun, Ehl-i Beyt'inin (Al'inin ve pak zevcelerinin) ve ashabının, üzerine olsun.

Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi, Kıyamete kadar Hak üzere bulunacak bütün mü’minlerin üzerine olsun.

Emma bad;

Rasulullah (sallallahi aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:


الإسلام بدأ غريباً وسيعود غريبا كما بدأ

"Gerçekten İslam garip olarak başladı, yine başladığı gibi garipliğe dönecektir." (Müslim; Tirmizi; İbni Mace; Darimi; Ahmed, Müsned)

Allah kullarına merhamet etti ve cahiliyenin en koyu olduğu dönemde ümmi peygamber Muhammed (sallallahi aleyhi ve sellem)’i uyarıcı ve korkutucu olarak; insanları karanlıklardan aydınlığa ulaştırıcı bir rehber olarak gönderdi. Rasulullah (sallallahi aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır ki:

"Allah (celle celaluhu) yeryüzüne baktı. Ehl-i Kitab'ın birkaçı dışında Arap'a da Aceme de şiddetle buğz etti." (Müslim; Nesai; Ahmed, Müsned)

Şeyh'ul İslam İbni Teymiye şöyle demektedir: “Bilinmelidir ki şüphesiz Allah, Muhammed (sallallahi aleyhi ve sellem)’i mahlukata elçi olarak gönderirken yeryüzünün, onun gönderilişinden önce ölen yahut büyük bir kısmı ölmüş olan ehl-i kitaptan geriye kalanlar dışındaki Arabı ile Acemi (Arap olmayanı) ile bütün halkı, nefretine müstahak bir şekilde Allah’ın gazabına maruz kalmış bir haldeydi. O dönemde insanlar şu iki konumun birinde bulunuyorlardı:

1- Bu insanlar, ya bir kitaba sarılmış ehl-i kitap idi. Artık sarıldıkları bu kitap ister tebdil edilmiş olsun ister mensuh olsun fark etmez. Yahut da bir kısmının izleri kaybolmuş, dolayısıyla meçhul hale gelmiş ve bir kısmı da metruk olan bir dine sarılmış durumdaki kitabiler idi.

2- Bu gruba girenler ise Arabı ile Acemi ile ümmilerden oluşuyordu. Bunlar yıldız, heykel, kabir, anıt ve sair hoşlarına giden ve kendilerine yarar sağlayacağını sandıkları çeşitli nesnelere tapıyorlardı.

Ne var ki bu insanların tümü koyu bir cahiliye içinde bulunuyordu. Bu derin bilgisizlik içinde, esasen koyu bir cehalet örneği olan birtakım sözleri ilim, sırf fesat olan birtakım davranışları ise güzel ve salih amel sanıyorlardı. Onların ilim ve amelce seçkin olan simalarının gayesi, ya geçmiş peygamberlerden miras kalan ve fakat bozguncu ve bid’atçi kimselerin hevasıyla, içinde hak ve batılın birbirine karıştığı, bulanık ilimden bazı bilgi kırıntıları elde etmekti. Yahut da bunlar, az bir kısmı meşru, çoğu ise uydurma bir ilimle uğraşıyorlardı. Ki bu ilim, sahibine ancak çok az bir fayda verebilirdi. Söz konusu kişiler filozofik bir tavırla kendileri bazında faydalı olmaya çalışıyorlardı. Bu bağlamda gayretleri, birtakım tabiat, matematik ve ahlaki hususlarda kaybolup gidiyordu. Hem de susuzu kandıramayıp, hastaya şifa veremeyen ve ilahi ilimden bir şey sağlayamaz durumdaki basit bir cehdin akabinde. Çünkü elde edilebilse bile batıl kısmının oranı hak kısmının oranından kat kat fazla idi. O da şayet bu tarz ile elde edilip ulaşılabilirse...

Nasıl ulaşılabilirdi ki; bu insanlar arasında birçok ihtilaf ve derin ayrılıklar vardı. Bunun yanında, delil ve gerekçeler asıl konudan çok uzak bir yerdeydi. Bu ortamda Allahu Teala'nın Muhammed (sallallahi aleyhi ve sellem)'i ilahi bilgilerle teçhiz ederek peygamber olarak göndermesi insanlığa hiç bir dilin anlatamayacağı vehiç bir irfan sahibinin kavrayamayacağı derecede açık ve parlak bir hidayet bağışladı. Bu ufuk açıcı hidayet, Peygamberimizin genel olarak ümmetinin tümüne ve özellikle bilginler kesimine öylesine yararlı bir bilgi birikimi, salih amel, yüce ahlak ve istikametli gelenek sistemi sağladı ki, diğer milletlerin her türlü kusurdan arındırılmış yararlı bilgi ve davranış kalıplarının tümü biraraya getirilerek bu ilahi hidayet birikimi ile karşılaştırılsa aralarındaki uçurum derecesindeki farkı kavramak bile imkansız olurdu. Rabbimize, O'nun sevgisine ve hoşnutluğuna mazhar olacak şekilde hamdolsun.” (İktidau Sırat’ıl-Müstakim, 2)

Allah (subhanehu ve teala) kulu Muhammed (sallallahi aleyhi ve sellem)’i ve ona iman eden salih kullarını zorlu imtihanlar ile sınadı. Rasulullah (sallallahi aleyhi ve sellem) bu duruma şu şekilde işaret etmektedir:


إِذَا أَرَادَ اللَّهُ بِعَبْدِهِ الْخَيْرَ عَجَّلَ لَهُ الْعُقُوبَةَ فِي الدُّنْيَا

“Allah bir toplumu severek onları değişik belalarla imtihan eder.” (Tirmizi, Zühd, # 2396; İbni Mace, Fiten, #23)

Sa’d ibni Ebi Vaqqas (radiyallahu anh) rivayete göre, şöyle demiştir:


قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَىُّ النَّاسِ أَشَدُّ بَلاَءً قَالَ ‏ "‏ الأَنْبِيَاءُ ثُمَّ الأَمْثَلُ فَالأَمْثَلُ فَيُبْتَلَى

“Rasulullah (sallallahi aleyhi ve sellem)’e insanların hangisinin belasının ağır olduğunu sordum, buyurdular ki: Peygamberler, onların peşinden yaşantı olarak Peygambere yakın olanlar sonra onlara yakın olanlar.” (Tirmizi, Zühd, # 2398; İbni Mace, Fiten, #23)

Allah (subhanehu ve teala) bu durumun hikmetini şöyle açıklamaktadır:


وَلِيُمَحِّصَ اللّهُ الَّذِينَ آمَنُواْ وَيَمْحَقَ الْكَافِرِينَ

“Tüm bunlar, Allah iman edenleri (test ederek) iyice seçip arındırsın ve küfre sapanları mahvetsin diyedir.” (Al-i İmran 3/141)

Sünnetullah gereği Allah dinini bu vesile ile üstün ve hakim kıldı, nimetini tamamladı.

Son peygamber Muhammed (sallallahi aleyhi ve sellem)’in vefatının ardından türeyen yalancı peygamberler, irtidad eden ve zekat vermeyen Arap kabileleri İslam ümmeti için çok zorlu bir imtihan olmuştur. Bu noktada Allah (subhanehu ve teala) dinini sıddık Ebu Bekir (radiyallahu anh) ile korumuş ve her türlü riddet ve nifak hareketine galebe çalmıştır. Sonraki dönemlerde halifelerin sırasıyla Ömer (radiyallahu anh) ve Osman (radiyallahu anh)’ın şehid edilmesi, Cemel ve Sıffin Savaşları ümmeti içinden çıkılması zor bir duruma götürmüştür. Ve nihayetinde ümmet içerisinde ilk itikadi mezheplerin ortaya çıkması Şia ile Havaric belası ümmetin başına sarılmış oldu.

İlerleyen dönemde zuhur eden ümmetin Mecusileri Kaderiler, Cebriyye ve diğer bidat fırkaları, Halk'ul Kur’an fitnesi ve mihne ile son bulurken ümmet; Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat’in büyük imamı İmam Ahmed İbni Hanbel (rahimehullah)’ın Allah’ın bir lütfu olarak Allah’ın dinini ve Rasulullah (sallallahi aleyhi ve sellem)’in sünnetini kahramanca savunmasına şahid olmuştur. 

İmtihan ve sınamalar bununla sınırlı kalmamış, Moğol İstilası ve Tatarlar, Mısır ve çevresinde Fatımiler ile Şia zulmü, ümmetin başına bela olan Hasan Sabbah zındığı, Haçlı Seferleri... İslam coğrafyası dışarıdan bunca saldırıya maruz kalırken içerideki zımmet ehli; Hristiyanlar ile Yahudiler ve zındıklar; Şia mezhebi salikleri ile batıni öğretilere teslim olmuş diğer sapkınlar ve sofiler de onlara destek veriyordu.

Necd ulemasından Hamd İbni Atik (rahimehullah) kendi döneminde zuhur eden fitneyi anlatırken şu ifadeleri kullanmaktadır: 

“Bugün müslümanlar öyle bir imtihandan geçiyorlar ki, bu tıpkı Şeyh'ul İslam İbni Teymiyye zamanında ortaya çıkan Moğol (Tatar) fitnesine benzemektedir. İbni Teymiyye bu olayla ilgili olarak şöyle diyor:

Müslümanların böyle bozguncu kafir bir düşmanın fitnesiyle imtihan edilmeleri, Rasulullah (sallallahi aleyhi ve sellem) döneminde çeşitli gazalarda müslümanların başlarına gelen olaylara benzemektedir. Bunlarla ilgili ayetler indirilmişti. Allah (subhanehu ve teala), hem Rasulü'nü hem de müminleri kafirlerle imtihan etmişti. Bu olaylarda Allah (subhanehu ve teala)’yı ve Ahiret Günü'nü umanlar için örnekler vardır. Allah (subhanehu ve teala) kıyamete kadar olabilecek olayların çoğunu Rasulü (sallallahi aleyhi ve sellem) aracılığıyla haber vermiştir. Müslümanlar bunlara göre amel ederler. Allah (subhanehu ve teala)’nın Kitabı ve Rasulü'nün Sünnetinde yer alan bu ahidler önceki ümmetleri kapsadığı gibi, sonrakileri de kapsamaktadır.

Allah (subhanehu ve teala), bizden önce yaşamış olan ümmetlerin başından geçen bir çok kıssayı, ibret almamız ve sonraki ümmetleri öncekilerle kıyaslayarak durumumuzun onlarınkine benzemesi halinde gerekeni yapmamız için bizlere anlatmıştır. Böylece; sonradan gelen müminler, kendilerinden önceki müminlerle olan benzerliklerini görebilsinler. Aynı şekilde sonradan gelen münafık ve kafirler de kendilerinden önceki kafir ve münafıklardan ibret alsınlar.

Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de Yusuf (aleyhi selam) kıssasını geniş bir şekilde anlatıp, diğer rasullerin kıssaları hakkında da kısaca bilgi verdikten sonra şöyle buyurmuştur:


لقد كان في قصصهم عبرة لأولي الألباب

"Onların kıssalarında akıl sahipleri için bir ibret vardır..." (Yusuf 12/111)

Firavunla ilgili kıssa hakkında da şöyle buyurmuştur:


فأخذه الله نكال الآخرة والأولى . إن في ذلك لعبرة لمن يخشى

"Bunun üzerine Allah da onu ahiret ve dünya azabıyla yakalamıştı. Şüphesiz bunda, Allah'tan korkanlar için alınması gereken bir ibret vardır." (en-Naziat 79/25-26)

Beni Nadir Kuşatmasıyla ilgili olarak da şöyle buyurmuştur:


هو الذي أخرج الذين كفروا من أهل الكتاب من ديارهم (...) فاعتبروا يا أولي الأبصار

"Kitap Ehlinden inkar edenleri ilk sürgünde kendi ülkelerinden çıkaran O'dur. Oysa siz (ey müminler), onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin kendilerini Allah'tan koruyacağını zannediyorlardı. Fakat, Allah'ın azabı hiç hesap etmedikleri bir yerden kendilerine gelmiş ve kalplerine bir korku salmıştır: Öyle ki evlerini hem kendi elleriyle, hem de müminlerin elleriyle tahrip etmişlerdir. Ey akıl sahipleri! Bunlardan ibret alın." (el-Haşr 58/2)

Dikkat edilirse, bu ayetlerde ve bir çok yerde bize bu ümmetten olup da, bizden önce yaşamış olanlardan ibret almamız emredilmektedir. Çünkü, yüce Allah (subhanehu ve teala)’nın bu noktadaki sünneti değişmez ve devamlılık arzeder. Allah (subhanehu ve teala) şöyle buyuruyor:


لئن لم ينتهي المنافقون والذين في قلوبهم مرض والمرجفون في المدينة لنغرينك بهم ثم لا يجاورونك  فيها إلا قليلا . ملعونين أينما ثقفوا أخذوا وقتلوا تقتيلا . سنة الله في الذين خلوا من قبل ولن تجد لسنة الله تبديلا

"Andolsun; iki yüzlüler, kalplerinde hastalık bulunanlar, şehirde kötü haber yayanlar bu hallerinden vazgeçmezlerse, seni onlara musallat ederiz. Sonra, senin yanında ancak az bir zaman kalabilirler. Lanetlenmiş olarak nerede ele geçirilirlerse yakalanır ve öldürülürler. Allah'ın önceden geçenler hakkındaki kanunu budur. Allah'ın kanununda asla bir değişiklik göremezsin." (Ahzab 33/60-62);

ولو قاتلكم الذين كفروا لولوا الأدبار  ثم لا يجدون ولياً ولا نصيرا . سنة الله التي قد خلت من قبل ولن تجد لسنة الله تبديلا

"İnkar edenler, sizinle savaşa kalkışsalar bile, arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra da ne bir dost ne de bir yardımcı bulabilirler. Bu, Allah'ın bundan önce gelip geçmiş kavimler hakkındaki kanunudur. Allah'ın kanununda hiçbir değişme bulamazsın." (Fetih 48/22-23)

Allah (subhanehu ve teala) bu ayetlerinde; önceki kafirlerin durum ve davranışları nasılsa, sonraki kafirlerin de durum ve davranışlarının aynı olacağını haber vermiştir. Akıllı kimseye düşen; ilahi kanunlardan, Allah (subhanehu ve teala)’nın kullarıyla ilgili olarak haber verdiği kıssalardan ve eski ümmetlerden ders almaktır. Geçmiş ümmetlerin başına gelenler içinde sırf şu büyük Tatar istilası bile insanın boğazını düğümlemeye yetecek bir olaydır. Bu işgal ülkenin dört bir tarafını sarmış, bunu işitmeyen kalmamıştı. Küfür, azı dişlerini göstermiş, münafıklar harekete geçmiş, artık din tamamen çöküp yok olma noktasına gelmişti. İmanın ipi lime lime olmuş, kopmasına ramak kalmıştı. Mü'minlerin yurdu tarumar olmuştu.

Tatarlar'ın akınları sonucu, İslam neredeyse ortadan kalkacak gibi oldu. Kalplerinde hastalık bulunanlar, Allah (subhanehu ve teala) ve Rasulü'nün vaadinin boş olduğunu zannetmeye başladılar. Allah (subhanehu ve teala) ve Rasulü'nün (sallallahi aleyhi ve sellem) taraftarları bundan sonra kendilerine gelemeyeceklerini, bir daha bellerini doğrultamayacaklarını sandılar ve bu düşünce onların gönüllerinde yerleşti. Öylesine kötü zanlara kapıldılar ki, kötü bir kavim olup çıktılar. Bu fitne halim olan kimseyi bile şaşkınlık içinde bıraktı, doğru ve dürüst olan kimseyi adeta sarhoş etti, vesveselerin çokluğu dikkatli ve akıllı kimseyi bile şaşkın bir hale getirdi. İnsanların  gönülleri böyle bir durumu kabul edemez oldu. Allah (subhanehu ve teala) bu savaşla basiret ve yakin sahiplerini, kalplerinde nifak ya da iman zayıflığı bulunanlardan ayırdı. Böylelikle bazı kişi ve toplulukları yüksek derecelere ulaştırdı.

Halk, tıpkı Kıyamet Günündeki gibi; şaki (kötü), said (mutlu) ve hakkı kabul edenler gibi kısımlara ayrıldılar. Bu büyük imtihan sırasında insana iman ve salih amelden başka hiçbir şey fayda sağlamadı. Kişiyi iyilik ve takvadan başka bir şey kurtarmadı. Artık kalplerin gizledikleri ortaya çıkmıştı. Kısacası; kişinin en çok muhtaç olduğu bir anda, yaldızlı sözlerin kendisine ihanet ettiği açığa çıkmış oldu. İnsanlar kendilerine itaat ettikleri efendi ve büyüklerini, kendilerini yoldan saptırdıkları için yermeye başladılar.

Bu ümmet içerisinde Rasulullah (sallallahi aleyhi ve sellem)’in verdiği haberlerin doğruluğuna inanan, gönülleri açık olup, feraset sahibi olanlar da vardı. Çünkü Rasulullah (sallallahi aleyhi ve sellem)’in verdiği haberler aynen ortaya çıkıyor, müminler bunlara şahit oluyorlardı. Böylece, zafere erenler belirmiş oldu. Kendilerine karşı olup onları rezil etmek isteyenler, Kıyamete kadar onlara bir zarar veremeyeceklerdi. İnsanlar sonuçta üç gruba ayrılmış oldular:

1- Allah (subhanehu ve teala)’nın dinine yardım etmek için çalışıp gayret gösterenler.

2- Allah (subhanehu ve teala)’nın dinine yardım edenleri ezip, aşağılamak isteyenler.

3- İslam Şeri'atının dışına çıkanlar.

Artık, insanlar ecir kazananlar ve aklananlar olmak üzere iki sınıfa ayrılmışlardı. Doğrusu bu imtihan, Allah (celle celaluhu) tarafından bir ayıklama, temyiz ve taksimdi. Allah (celle celaluhu) şöyle buyuruyor:


ليجزي الله الصادقين بصدقهم ويعـذب المنافقين إن شــاء أو يتــوب عليهم إن الله كـان غفــورا رحيما

"Bu sebeple Allah, doğruları doğruluklarıyla mükafatlandırır; münafıkları da, dilerse azaplandırır veya tevbelerini kabul eder. Şüphesiz Allah, çok bağışlayıcı, çok merhametlidir." (Ahzab 33/24)

Ben derim ki: İbni Teymiye'nin sözünü ettiği fitnenin benzerini veya daha büyüğünü bu zamanda da gördük. İnsanlar aynı şekilde farklı farklı gruplara ayrıldılar:

Birincisi: İslam dini için bütün gayretiyle çalışan, İslam'a yardımcı olan gruptur. Sayıca az olmalarına rağmen, Allah (subhanehu ve teala) katında ecirleri çok büyüktür.

İkincisi: Müslümanların ezilmelerini, zelil olmalarını ve yıkılmalarını isteyerek onlara yardımı kesenlerdir.

Üçüncüsü: Müşriklere yaranmak isteyerek İslam şeriatinin dışına çıkanlardır. Bunlar müşriklere nasihat ve öğütte bulunurlar.

Nitekim Taberi, Abdullah İbni Abbas'tan rivayetle Rasulullah (sallallahi aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu bildirmiştir:

"Kim, batıl ehlinden birine, hakkı ortadan kaldırmak için yardım ederse, Allah ve Rasulü ondan zimmetini çekmiştir.” (Sebil en-Necat ve’l Fikak min Muvalat'ul Murteddin ve'l Etrak)

Dinini alemlere üstün kılan Allah, yeryüzünde bozgunculuk çıkaran, insanları katleden, yağmacılık eden, insanların mallarına ve canlarına kasdeden kafir ve zındıklara karşı, ademoğlunun yaşadığı her karanlıktan sonra Ebu Bekirler, Ahmed İbni Hanbeller, Selahaddin Eyyubiler, İbni Teymiyyeler, Muhammed İbni Abd’il Vehhab’lar varetmiş ve dinini küfre üstün kılmıştır.

Allah (subhanehu ve teala) Muhacir ile, Ensar ile, Bedir Ehli ile dinini yüceltmiş; kurra ile kelamını, muhaddisler ile Rasulunun sünnetini korumuş ve müceddid alimler ile dinini ihya etmiştir. Ebu Bekir (radiyallahu anh) mürtedlere, yalancılara karşı durmuş; Ahmed İbni Hanbel ilahi kelamın savunucusu olmuş; Selahaddin Eyyubi Allah’ın çevresini mübarek kıldığı Mescidi Aksa'yı Haçlıların elinden almış; İbni Teymiyye ve talebeleri ilmi yazıya dökerek İslam Tarihinde eşine rastlanmamış bir biçimde hemen her konuda sayısız eser vermiş; Muhammed İbni Abd’il Vehhab ve Necd uleması Kutsal Toprakların Dar'ul Harb olduğunu ilan ederek yeryüzünde tevhidi bilinci sağlamış ve daha nice alim ve mücahid Allah’ın dinine yardım etmişlerdir.


وَلَيَنصُرَنَّ اللَّهُ مَن يَنصُرُهُ

“Şüphesiz ki Allah kendi dinine yardım edene mutlaka yardım eder.” (el-Hacc 22/40)

İşte bugün gelinen noktada yine her tarafta otorite dağılmış, anarşi hortlamış, can mal ve ırz emniyeti kalmamıştır. Cehalet, açlık ve sefalet halkı canından bezdirmiş, korku ve yılgınlık başgöstermiştir. İyi kötü olarak bilinir olmuş, sünnet bidat olarak adlandırılmış ve tevhid insanların kötülediği, kendisinden kaçtıkları birşey olmuştur. Bidatler dinin takip edilmesi zorunlu emirleri gibi algılanır olmuş, sünnetin yerini almış; şirk, küfür, nifak akide olarak insanlara anlatılmış olmuştur. Öyleki nesiller küfür üzere doğmuş, büyümüş ve yaşlanmış, batıl adeta hakka üstün gelmiştir.

Geçmişte İslam’a her cepheden savaş açan şer ehli ve nifak cephesi bugün çok daha genişlemiş, teknolojinin imkanlarından istifade ederek küfür akidesini promote etmeleri kolaylamış aynı ölçüde İslam’a olan düşmanlıkları da belirgin olarak her yanda görülür olmuştur. Artık kafir küfrünü açıktan yapar, bundan dolayı ne Allah’tan korkar ne de kuldan utanmaz bir hale gelmiştir. Müslüman kisvesine girmiş kafirler bin bir değişik isimle; mealcisinden tasavvufcusuna, kurtuluş savaşçısından hakimiyet davetçisine, şiasından selefi görünümlü yapılanmalara, siyasi nitelikteki oluşumlardan modernist ve reformist akımlara ve dahi yalancı peygamberlik iddia eden, mehdilik iddiasında bununan küçük deccallere kadar çok geniş bir yelpazede İslam’a ve tevhid inancına karşı savaşta yer almıştır.

Haçlı Seferleri ve ezoterik batıni öğretiler toplumu esir almış; Yeni Dünya Düzenleri kurulmuş, Masonlar ve gizli cemiyetler, Yahudi Dönmeleri, Uzay Çağı Tarikatları ve Satanizm toplumun dinamiklerini yok ederek düşünmeyen ve teslim olmuş bir halk kitlesi oluşturmuştur. İnsanoğlunun önüne nasyonalizm, milliyetçilik, sosyalizm, komunizm, ateizm ve diğer materyalist öğretiler ve en son olarak da sekülerizm ve demokrasi kurtarıcı sistemler olarak sunulmuş ancak bütün bu beşeri ideolojiler insanoğlunun ızdırabını arttırmaktan başka bir işe yaramamıştır.

Geçmişte öyle durumlar sözkonusu oldu ki, peygamberler ve mü'inler Alla2ın yardımı ne zaman diye soracak oldular:


أَمْ حَسِبْتُمْ أَن تَدْخُلُواْ الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُم مَّثَلُ الَّذِينَ خَلَوْاْ مِن قَبْلِكُم مَّسَّتْهُمُ الْبَأْسَاء وَالضَّرَّاء وَزُلْزِلُواْ حَتَّى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ آمَنُواْ مَعَهُ مَتَى نَصْرُ اللّهِ أَلا إِنَّ نَصْرَ اللّهِ قَرِيبٌ

“Sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki mü'minlerle; Allah'ın yardımı ne zaman? diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır.” (el-Bakara 2/214)

Rasulullah (sallallahi aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:


الرَّجُلُ عَلَى حَسَبِ دِينِهِ فَإِنْ كَانَ دِينُهُ صُلْبًا اشْتَدَّ بَلاَؤُهُ وَإِنْ كَانَ فِي دِينِهِ رِقَّةٌ ابْتُلِيَ عَلَى حَسَبِ دِينِهِ فَمَا يَبْرَحُ الْبَلاَءُ بِالْعَبْدِ حَتَّى يَتْرُكَهُ يَمْشِي عَلَى الأَرْضِ مَا عَلَيْهِ خَطِيئَةٌ

“Kişi dindarlığı oranında belaya uğratılır. Dininde sağlam ise belası ağırlaştırılır. Dininde gevşek ise dindarlığı oranında belaya uğratılır.” (Tirmizi; Nesai)

Bugün insanoğlunun içerisinde olduğu kaos ve kargaşa ortamı Rasulullah (sallallahi aleyhi ve sellem) tarafından bizlere bildirilmiştir. Rasulullah (sallallahi aleyhi ve sellem) insanlara, ahir zamanda; tıpkı zifiri karanlıkların sökün ettiği gibi fitnelerin çıkacağını, kişinin mü’min olarak sabahlayıp, kafir olarak akşamlayacağını, kafir olarak geceleyip mümin olarak sabahlayacağını haber vermiş, insanların dinlerini az bir dünyalık karşılığında satacaklarını bildirmiştir.

Ebu Hureyre (radiyallahu anh)’dan rivayete göre Rasulullah (sallallahi aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:


بَادِرُوا بِالأَعْمَالِ فِتَنًا كَقِطَعِ اللَّيْلِ الْمُظْلِمِ يُصْبِحُ الرَّجُلُ مُؤْمِنًا وَيُمْسِي كَافِرًا أَوْ يُمْسِي مُؤْمِنًا وَيُصْبِحُ كَافِرًا يَبِيعُ دِينَهُ بِعَرَضٍ مِنَ الدُّنْيَا

"Karanlık gecenin (zifiri) karanlıklarına benzeyen fitneler zuhur etmeden amellere rağbet edin; (zira o fitneler zuhur ettiği vakit) kişi mü'min olarak sabahlayacak, kafir olarak akşamlayacak, yahud mü'min olarak akşamlayacak kafir olarak sabahlayacak dinini bir dünya metaı mukabilinde satacaktır." (Müslim, #186; Ebu Davud; Ahmed, Müsned)

İnsanların iman ve küfür hususlarında bu denli başıboş olmaları Allah’ın ilmi yeryüzünden kaldırıp alması suretiyle olacaktır: Abdullah ibni Amr ibni As (radiyallahu anhuma ecmain) şöyle dedi: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyururken işittim:


إِنَّ اللَّهَ لاَ يَقْبِضُ الْعِلْمَ انْتِزَاعًا يَنْتَزِعُهُ مِنَ النَّاسِ وَلَكِنْ يَقْبِضُ الْعِلْمَ بِقَبْضِ الْعُلَمَاءِ حَتَّى إِذَا لَمْ يَتْرُكْ عَالِمًا اتَّخَذَ النَّاسُ رُءُوسًا جُهَّالاً فَسُئِلُوا فَأَفْتَوْا بِغَيْرِ عِلْمٍ فَضَلُّوا وَأَضَلُّوا

"Allahu Te'ala ilmi, insanların hafızalarından silip unutturmak süretiyle değil, fakat alimleri öldürüp ortadan kaldırmak suretiyle alır. Neticede ortada hiçbir alim bırakmaz. İnsanlar bir kısım cahilleri kendilerine lider edinirler, onlara bir takım meseleler sorarlar, onlar da bilmedikleri halde fetva verirler. Neticede hem kendileri sapıklığa düşer, hem de insanları saptırırlar." (Buhari, İlim, #34; Buhari, İ'tisam, #7; Müslim, İlim, #13; Tirmizi, İlim #5; İbni Mace, Mukaddime #8)

Alimlerin ölmesi ile oluşan ilim boşluğu hadisin ikinci kısmında işaret edildiği gibi: "Neticede ortada hiçbir alim bırakmaz. İnsanlar bir kısım cahilleri kendilerine lider edinirler, onlara bir takım meseleler sorarlar, onlar da bilmedikleri halde fetva verirler. Neticede hem kendileri sapıklığa düşer, hem de insanları saptırırlar." Bu husus rivayetlerde ilmin ekabirden değil de asağirden alınması şeklinde belirtilmiştir:

İbni Abd’il Berr, Ebu Ümeyye el-Cumhi’nin Rasulullah (sallallahi aleyhi ve sellem)’den şöyle rivayette bulunduğunu nakleder:

"Şüphesiz şu üç şey kıyametin habercisidir: Bunlardan biri ilmin asağirden alınmasıdır."  Aynı yerde Abdullah İbni Mübarek (rahimehullah)’ın konuya dair yorumunu nakleden Ebu Ubeyd şöyle demektedir: (İbni Mübarek der ki:) Asağir bidat ehlidir. Devamında şöyle der: Benim kanaatim şudur: Sahabelerden sonra gelenlerden ilim alındığında, ilim asağirden alınmış olur. Bu manada Ömer İbni Hattab (radiyallahu anh) şöyle demektedir: Sözlerin en doğrusu Allah kelamıdır ve hidayetlerin en güzeli Allah Rasulu’nun hidayetidir. İşlerin en şerlisi bidatlerdir. Şüphesiz insanlar ilimlerini ekabirden aldıkları müddetçe iyi üzere devam edeceklerdir. Bunun bir benzeri Abdullah İbni Mesud (radiyallahu anh)’dan nakledilmiştir: İnsanlar ilimlerini ekabirden aldıkları müddetçe iyi üzere devam edeceklerdir ancak ilimlerini asağirden aldıklarında ise yok edileceklerdir. Yine şöyle demektedir: İnsanlar ilimlerini sahabelerden ve ekabirden aldıkları müddetçe iyi üzere devam edeceklerdir, asağirden aldıklarında ise helak edilmişlerdir." (İbni Abd'il Berr, Cami Beyan'il İlm ve Fadlihi, 216)   

İslam’a hariçten savaş açan adı kafir, kendi kafir düşmanlar bir yana kendini Müslüman olarak tanıtan, Müslüman olarak yaşadığını iddia eden ve Müslümanlık iddiasında bulunan, İslam’a ve tevhide çağırdığını iddia eden her türlü dalalet fırkasının eleştirisi ve deşifresi, bizlerin tevhid akidesini anlatmaktan sonraki ilk işi olacaktır bi-iznillah. Allah’ın izni ve yardımı ile Müslüman maskeleri, tevhid maskeleri yırtılıp atılacak, arkalarında saklı olan her türlü nifak ve zındıklık deşifre edilecektir. Bundan böyle:


فَمَن شَاء فَلْيُؤْمِن وَمَن شَاء فَلْيَكْفُرْ

"Artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin." (el-Kehf 18/29)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

darultawhid.com

  • Ziyaretçi
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE DALALET FIRKALARI VE DURUŞUMUZ


 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
3356 Gösterim
Son İleti 13.03.2016, 09:02
Gönderen: darultawhid.com
1 Yanıt
2424 Gösterim
Son İleti 11.11.2018, 03:36
Gönderen: Tevhid Ehli