Darultawhid

Gönderen Konu: ALLÂH'A VE RASÛLULLÂH'A HAKARET EDENLERİN HÜKMÜ  (Okunma sayısı 4971 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1238
  • Değerlendirme Puanı: +15/-0

Allah (celle celaluhu)'ya ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e Hakaret Eden Zımmi'nin Hükmü
بسم الله الرحمن الرحيم

Seyid'il Enbiya ve Murselin, Hatem'ul Enbiya Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem'e yönelilk alay ve hakaretvari söz ve fiiller günümüzde gerek batıda gerekse doğuda sadır olmaktadır. Allah Te'ala Kur'an'da birçok yerde müşriklerin peygamberleri ve mi'minleri alay konusu edindiklerini bildirmektedir.

وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِّن قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذِينَ سَخِرُوا مِنْهُم مَّا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُون

Andolsun, senden önceki peygamberlerle de alay edildi; ama onları alaya alanları, o alay konusu ettikleri şey kuşatıverdi. (el-Enbiya 21/41);

يَا حَسْرَةً عَلَى الْعِبَادِ مَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلاَّ كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُون

Ne yazık şu kullara! Onlara bir peygamber gelmeyegörsün, ille de onunla alay etmeye kalkışırlar. (Ya-Sin 36/30)

Şu unutulmasın ki, Allah Te'ala, Rasulü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'i müşriklerin alayına karşı koruyacağını vaad etmiş ve onun onurunu korumuş, asırlar boyunca onun adını, davetini yaymıştır ve Kıyamet'e kadar da böyle olacaktır inşallah. Zira Allah Te'ala, Rasulü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'e hitaben şöyle buyurmaktadır:


إِنَّا كَفَيْنَاكَ الْمُسْتَهْزِئِينَ

Şüphesiz o alay edenlere (karşı) Biz sana yeteriz. (el-Hicr 15/95)

Şeyh’ul İslam İbni Teymiyye bu meseleyi uzunca ele almıştır. İlgili bölümde Allah’a ve Rasulü’ne karşı kötülük etmeye kalkışanları Mü’minlerin cezalandıramadığı durumlarda Allah’ın, Rasulü’ne yönelik bu hareketi bizzat kendisinin cezalandıracağını bildirmektedir. İbni Teymiyye devamında, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile alay eden Kureyş büyüklerinden Velid ibni Muğire, As ibni Vail, Esveden ibni Abd’ul Muttalib, İbni Abduyeğus, Harise ibni Kays bunlardan başka Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in mektubunu yırtan Kisra’dan bahseder. Rum kralı Sezar’ın Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in davetini kabul etmemesine karşın Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e ve mektubuna saygı gösterdiğini ve bu sebeple Allah’ın onun soyuna bu krallığı devam ettirmeyi bahşettiğini belirtir. Daha sonra darb-ı mesel olmuş ‘Alimlerin eti zehirlidir’ tabirine değinir ve ekler: O halde Peygamberlerin eti nasıl olur? İbni Teymiyye; Sahih’de geçtiği üzere, Allah Teala, benim dostuma düşmanlık edene savaş açarım buyrmaktadır dedikten sonra ekler: O halde, Peygamberlere düşmanlık eden nasıldır? Allah’a savaş açan ile şüphesiz savaşılır. İbni teymiyye daha sonra; Kur’an’daki peygamberlerin kıssalarına bakıldığında, onların peygamberlere kötülük etmek istediklerinde helak edildiklerini benzer biçimde Ben-i İsra’il’in de peygamberlere yönelik davranışları yüzünden Allah’ın gazabını hakettiklerini dile getirir. İbni Teymiyye daha sonra kendi asrında cereyan etmiş bazı hadiselere işaret eder. Suriye kıyılarında Rumlarla savaşan müslümanların şöyle dediklerini aktarır: Bizler bazen bazı kale yada şehirleri bir aydan fazla zaman boyunca kuşatma altında tutsak da bir türlü ele geçiremezdik. Ne zamanki onlar Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e hakaret etmeye ve onunla alay etmeye başlarsalar işte o zaman mucizevi birşekilde kolayca bir iki gün içerisinde zafere ulaşırdık. Benzeri olaylar Fas çevresinde Hıristiyanlara karşı da yaşanmıştır. İbni Teymiyye bölüme şu sözlerle son verir: Allah, düşmanlarını kimi zaman bizzat Kendisi cezalandırır. Kimi zaman da Mü’min kullarının elleriyle cezalandırır, bu (nun böyle oluşu) Sünnetullah'dandır. (ibni Teymiyye, es-Sarim’ul Meslul ala Şatim’ur Rasul, 2/233-234)

Kadı İyad (rahimehullah)'ın 'Allah'a ve Rasulullah'a Hakaret Eden Zımmi'nin Hükmü' husundaki sözlerini önemine binaen tercüme ederek yayınlıyoruz. Başarı Allah'tandır.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1238
  • Değerlendirme Puanı: +15/-0
ALLÂH'A VE RASÛLULLÂH'A HAKARET EDEN ZIMMÎ'NİN HÜKMÜ
« Yanıtla #1 : 27.07.2015, 02:38 »

Allah (celle celaluhu)'ya ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e Hakaret Eden Zımmi'nin Hükmü

Kadı İyad (476-544 H), eş-Şifa bi Tarifi Hukuk'il Mustafa

Allah (celle celaluhu)'ya Hakaret Eden Zimminin Hükmü

Abdullah ibni Ömer (radiyallahu anhuma ecmain)'den nakledilmiştir: Zimmilerden birisi (teslis akidesi gibi) kendi dini ile ilgili olmayan ve Allah Teala'nın hürmetini çiğnemeyi gerektiren davranışda bulundu ve bu hususta mücadele etti. İbni Ömer (radiyallahu anhuma ecmain), onu cezalandırmak için, hemen kılıçla çıkıp aramaya başladı ve zimmi kaçtı.

Malik, İbn-i Habib'in kitabında, Mebsut'ta ve yine İbn-i Kasım Mebsut ve Muhammed ibni Mevvaz kitabında ve Suhnun şöyle demişlerdir: Yahudi ve Hristiyanlardan her kim ki kendilerinin teslis akidesi gibi küfürlerini gerektiren yani bize göre küfür olup fakat kendi dinlerinde uygun sayılan şeyler dışında kalan hususlarda Allah'a söverse, ona tevbe etmesi için teklif yapılmaksızın öldürülür. İbn'ul Kasım; ancak sövdükten sonra müslüman olursa o bundan müstesnadır, demiştir. Mebsut'ta ise; kendi arzusu, kendi iradesi ile zorlamadan müslüman olursa, o müstesnadır, yani o artık öldürülmez, denmiştir.

Esbağ ise şöyle demiştir: Çünkü onların tekfir olundukları cihet kendi dinleridir. Onlar da Allah'ın (celle celaluhu) eşi (hayat arkadaşı), ortağı ve çocuğu gibi iddialarıdır ki, -onlarla sadece kendi dinlerinden olduğunu iddia ettikleri bu gibi şeylerle- başbaşa kalmaları için müdahele (ve anlaşma) yapılmıştır. Fakat bunların dışında Allah Teala'ya sövmek, iftira etmek için onlarla muahede yapılmamıştır. Binaenaleyh, onların iftira ve sövme gibi Allah (celle celaluhu)'nun hürmetini çiğneyecek davranışlarda bulunmalan muahedeyi bozmaktır.

İbni Kasım Muhammed'in kitabında şöyle demiştir: Müslümanlardan başka kendileri ile muahade yapılan ve eman verilen milletlerden her kim ki kendi kitabındaki şeylerin dışında Allah Teala'ya söverse, o kimse öldürülür. Ancak (Malikilere göre kendi ihtiyarı ile, cumhura göre her ne suretle olursa olsun) müslüman olursa hariç.

Mahzumi, Mebsut'ta, Muhammed ibni Mesleme ve İbn-i Ebi Hazm, dediler ki: Allah (celle celaluhu)'ya söven kimse müslüman olsun, kafir olsun, kendisine tevbe etmesi teklif edilmeden öldürülmez. Tevbe ederse kurtulur. Aksi halde öldürülür.

Mutarrif ve Abd'ul Melik de Malik'in görüşünde olduklarını söylemişlerdir. Ebu Muhammed ibni Ebi Zeyd de şöyle demiştir: Her kim ki -kendisinin tekfir olunduğu cihetten başka bir cihetle- Allah (celle celaluhu)'ya söverse, öldürülür. Ancak müslüman olursa öldürülmez.

Bundan önce İbn-i Cellab'ın görüşünü zikrettik ve yine Ubeydullah'ın, İbni Lübabe'nin, Endülüs ulemasının Hristiyan bir kadın hakkındaki görüşlerini, o kadının kafir olmasını gerektirecek şekilde Allah (celle celaluhu)’ya ve Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'e sövmesi neticesinde öldürülmesi ile ilgili olan fetvalarını ve bunun üzerindeki ittifaklarını da zikrettik. Bu da Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e kendisinin küfrünü gerektirecek şekilde söven zimmi kimse hakkında vaki olan icma gibidir.

Bu hususta Allah Teala ile O'nun Peygamberine sövme arasında herhangi bir fark yoktur. Çünkü biz onlarla küfürlerinden hiçbir şeyi meydana çıkarmamak ve bize onlardan hiçbir şey duyurmamak üzere andlaşma yapmışızdır. Ne zaman kendi küfürlerini gerektiren şeyleri izhar eder ve bizlere duyurulursa, o zaman kendileri ile olan andlaşma bozulmuş olur.

Zimmi olan bir kimse kendi dininde de küfrünü açıklayıp izhar ederek zındık olsa, bunun hakkında alimler ihtilaf etmişlerdir. Malik, Mutarrif, İbni Abd’ul Hakem ve Esbağ; o öldürülmez, çünkü bir küfürden diğer bir küfre intikal etmiştir, demişlerdir.

Abd'ul Melik ibni Macişun der ki, bu kimse öldürülür. Çünkü o kimseden kabul edilmeyen bir din edinmiş ve yine kendisinden cizye kabul edilmeyen bir dine girmiştir.

İbni Habib demiştir ki: Ben alimlerden hiç kimse bilmiyorum ki, zimminin zındık olduğu zaman öldürülmesine fetva vermiş olsun.

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e Hakaret Eden Zimmilerin Durumu

İslam ülkesinde yaşamakta olan ve kendilerine İslam literatüründe zimmi denilen gayr-i müslimlerin durumları müslümandan farklıdır. Onlar eğer Peygamber'e açıkça hakaret eder veya dolaylı bir şekilde (o takva ehli değildir,) gibi sözlerle o'nun şerefiyle oynar yahut da Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) hakkında küfrü gerektirecek ifadeler kullanırlarsa biz (Malikilere) göre öldürülmesi gerektiği hususunda ihtilaf yoktur. Çünkü İslam devleti onları zimmetine almak ve onlara eman (güven) vermekle Peygamberimiz'e hakaret etme hakkını vermiş değildir. Ancak müslümanlığı kabul edip müslüman olursa öldürülmekten kurtulur.

Bu görüş, İmam-ı Azam (Ebu Hanife), Sevri ve onlara tabi olanların (Küfeli alimler) dışındaki bütün alimlerin ortak görüşüdür. Onlara (İmam-ı Azam, Sevri ve diğerlerine) göre Peygamber'e hakaret eden zimmi öldürülmez. Çünkü onun şirki (kafir olup müslümanlığı kabul etmemiş olması) bundan daha büyük bir suçtur. Fakat dövülüp azarlanır.

Üstadlarımızdan biri Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'e hakaret eden zimminin öldürülmesine şu ayeti delil olarak göstermiştir:

"Eğer sözleşmelerinden sonra akiterini bozar ve dininize taarruza kalkarlarsa küfür öncülerini hemen öldürün. Çünkü onların yeminleri yoktur. Olur ki vazgeçerler.” (et-Tevbe 9/12)

Peygamberimizin kendisine hakaret eden kafirlerden İbn'ul Eşref’i vebenzerlerini öldürtmesini de (zimminin öldürüleceğine) delil göstermiştir. Onlara bunu yapmalari (Peygamberimiz'e hakaret etmeleri) konusunda ne bir güvence (eman) verdik ne de buna yönlik bir anlaşma yaptık. Böyle bir cürüm işlemekle zimmetimizde olmalarına dair anlaşmayı bozmuş, saldırgan bir kafir (harbi) durumuna düşmüşlerdir. Dolayısıyla harbi kafir oldukları için öldürülürler. Dahası onların sahip oldukları zimmet statüsü, her ne kadar kendi dinlerinde bunlar caiz olsa da, İslam’ın –çaldıklarında ellerinin kesilmesi ya da onlardan biri, birini öldürdüğünde öldüren kimseye kısas uygulanması gibi- had cezalarını onlardan kaldırmıyor. İşte Peygamber Efendimiz'e hakaret etmenin hükmü de aynen bunun gibidir. Zimmi olmaları bu suçun cezasını onlardan kaldırmaz ve bunun için öldürülürler.

Arkadaşlarımız (Malikiler), bir zimminin kendi dininde normal biçimde Peygamber Efendimizi reddettiklerine dair sözler söylemesiyle ilgili olarak, açıkca ihtilafı gerektirecek bir takım şeylerden bahsetmişlerdir. İbni Kasım ve İbni Sahnun'un söylediklerine göre bu durum araştırılmalıdır.

Eb'ul Mus'ab bu husustaki ihtilafı Medineli arkadaşlarımızdan rivayet etmiştir. Zimmi Peygamber Efendimiz'e hakaret ettikten sonra müslüman olursa bunun hükmünün ne olacağı hususunda ihtilaf ettiler. Bazıları dedi ki; onun müslüman olması öldürme cezasını ortadan kaldırır. Çünkü gerçekten İslam kendisinden önce işlenen günahı temizler. Peygamber'e sövüp sonra da tevbe ettiği vakitteki müslümanın hükmü bunun hilafınadır. Çünkü biz kafirin içinde Peygamber Efendimiz'e karşı olan kızgınlığını vı kalbinde o'nda kusur bulma ve o'nu küçük düşürme arzusu olduğunu biliyoruz. Fakat biz onun içindeki bu tavırları açığa vurmasına izin veremeyiz. Zimmi tavrını açıklamakla üzerindeki otoriteye muhalefet etmiş ve anlaşma şartını çiğnemiş olur. İlk dininden İslam'a dönüş yaptığı vakit, ondan önceki suç ve günahları sakıt olur. Allah Teaka şöyle buyurmuştur:

"(Ey Muhammed); kafirlere söyle, savaştan vazgeçerlerse kafirken işledikleri günahlar bağışlanır.” (el-Enfal 8/38)

Peygamber'e hakaret ettikten sonra tevbe eden müslümanın durumu bundan  farklıdır. Çünkü bizim onun içinde (kalbinde) olana karşı düşüncemiz zahirinde olduğu gibi olacağı şeklindedir ki verdiğimiz hüküm, işlediği suçun (ve şu anda gösterdiği zahirinin) aksi yöndedir. Onun İslam'a dönüşünden sonra artık onun kalbindekiyle  mutabık olmayacağımız gibi kalbindekine güvenmeyiz de çünkü kalbinde gizlediği açığa çıktı. Dolayısıyla onun hakkında hükümler baki olup, onlardan hiçbir şey sakıt olmaz.

Başkaları da dedi ki: Peygamber'e söven zimminin müslüman olması, onun öldürülmesini ortadan kaldırmaz. Çünkü o Peygamber Efendimiz'e ait bir haktı. Zimmi o'nun hürmetini çiğnediğinden, o'na noksanlık ve ayıp isnat etme niyetinde olduğundan bu ceza onun için vacip olmuştur. Nasıl ki O'nun müslüman olmasından önce müslümanlann hukukundan üzerine vacip olan öldürme ve zina suçu ile iftira etme halleri sakıt olmuyorsa, onun İslam'a girmesi de sövmenin cezasını düşürmez. Bu hususta müslümanın tevbe ederek İslam’a girmesini haddin ondan düşmesine sebep saymadığımız gibi, zımminin İslam’a girmesini haddin ondan düşmesine sebep olarak kabul etmemek daha uygundur.

Malik İbni Habib’in kitabı ve Mebsut’ta, İbni Kasım, İbni Macişun, İbni Abd’ul Hakem, Esbağ diyorlar ki: Ehli zimmetten kim Peygamberimize yahut peygamberlerden birine söverse -müslüman olması müstesna-  öldürülür. İbn’ul Kasım aynısını el-Utbiyye’de söylemiştir. Muhammed ibni el-Mevvaz ve İbni Suhnun da aynısını zikretmiştir. Esbağ derki: Peygambere söven zımmiye müslüman ol yada olma denilmez eğer o kendiliğinden müslüman olursa, bu onun için tevbedir.

Muhammed’in kitabında (şöyle geçer): Malik’in ashabı, Malik’in Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e yada herhangi bir peygamber (as)’a söven kişi -kafir olsun, müslüman olsun- tevbe teklif edilmeden öldürülür dediğini naklederler. Bize Malik’ten nakledildiğine göre o şöyle demiştir: Eğer kafir (sövmesinden sonra) müslüman olursa bu hükümden istisna edilir.

İbni Vehb, İbni Ömer (radiyallahu anhuma ecmain)’den nakleder: Rahibin biri Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e sözlü saldırıda bulundu. İbni Ömer (radiyallahu anhuma ecmain) onu niye öldürmediniz diye sordu.

İsa, İbn’ul Kasım’ın "Muhammed (peygamber olarak) bize gönderilmemiştir, size gönderilmiştir. Bizim peygamberimiz Musa/İsa’dır" vb., sözler söyleyen zımmi hakkında birşey gerekmediğini söylediğini çünkü Allah onların bu gibi sözlerine (onlar cizyeyi kabul ettikleri vakit) müsaade etmiştir dediğini nakleder.

Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e söven, onun peygamber olmadığını, Allah tarafından gönderilmediğini söyleyen, ona Kur’an indirilmemiştir, (Kur’an) onun uydurmalarıdır diyen zımmiye gelince; öldürülür.

İbn’ul Kasım diyor ki: Eğer bir Hıristiyan: Bizim dinimiz sizin dininizden hayırlıdır. Sizin dininiz eşşek dinidir vb., çirkin sözler söylerse yahut; müezzinin Eşhedu enne Muhammeden Rasulullah (Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna şehadet ederim) dediğini işittiğinde: incitici bir şeyler söylerse, bu gibi durumlarda ona acıklı bir ceza tatbik edilir ve uzun müddet zindana atılır. Eğer o peygamberimize açıkça sövgü olduğu bilinen bir biçimde hakarette bulunursa, -müslüman olması hali dışında- öldürülür. Malik bunu birçok defa söylemiş ve hiç bir zaman: ‘O müslüman olduğunda ona tevbe teklif edilir’ dememiştir. İbn’ul Kasım: ‘Benim görüşüme göre, Malik’in sözleri eğer o kendiliğinden müslüman olursaya hamledilir’ der.

İbni Sahnun, Süleyman ibni Selim el-Yahudi’nin müezzin (Eşhedu enne Muhammeden Rasulullah dediği vakit) ona cevaben ‘şehadette bulunduğunda yalan söylüyorsun’ demesi hakkında sorulduğunda şöyle demiştir: Şiddetli ve elem verici  bir ceza kendisine tatbik edilir ve uzun müddet zindanda tutulur. 

(İbni Ebi Zeyd el-Kayravani’nin kitabı) Nevadir’de Suhnun’un rivayet ettiği versiyona göre Malik şöyle demiştir: Yahudi ve Hıristiyanların Rasulullah’ı (dinleri gereği) reddettikleri normal vecih dışında peygambere hakarette bulundukları vuku bulursa, -müslüman olması hali müstesna- boynu vurulur.

Muhammed ibni Suhnun diyor ki: Zımminin peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e sövmesi ve onu inkar etmesi onun dinidir bundan dolayı neden öldürülür diye sorulursa cevab şudur: Biz ona bunu yapması yahut bizleri öldürmesi yada mallarımızı gasp etmesi için onunla muahede yapmadık, ona eman vermedik. Eğer onlardan biri bizden birini öldürürse –her nekadar onun dini bunları ona mübah kılsa da- biz de onu (kısas olarak) öldürürüz. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'e açıktan hakaret ettiğinde bu böyledir.

Suhnun demiştir ki: "Bu gibi şeyler caiz olsaydı, bu tıpkı müslümanların cizye almak için savaştıkları ehli harbden olan kimselerin peygamber efendimize sövmek şartıyla cizye vermelerinin kabul edilmesi gibidir. Bunun caiz olmayacağı hususunda hiçbir görüş ayrılığı yoktur. Aynı şekilde peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e söven kişiye anlaşma şartları uygulanmaz. Onlardan biri sövgüde bulunursa, onun kanı bize helal olur. Nasıl ki, peygambere söven kimseyi müslümanlığı ölümden kurtarmıyorsa, zımminin de ölümünü aradaki sözleşme (zımmilik statüsü) kurtarmaz.

İbni Suhnun'un kendisinden ve babasından naklen zikrettiği bu hüküm, İbni Kasım'ın; küfrettikleri hususla sövmelerinin onların cezalarını hafiflettiği şeklindeki görüşüne muhaliftir.  Bunu çok iyi düşünmek gerekir. Yine bu hüküm İbn-i Suhnun'un sözünün Medine-i Münevvere'deki alimlerden nakledilen rivayete muhalif olduğuna delalet etmektedir.

Ebu'l Mus'ab ez-Zuhri şöyle demiştir: "İsa'yı Muhammed'den (sallallahu aleyhi ve sellem) üstün kılan Allah'a yemin ediyorum ki" diyen bir Hıristiyan bana getirildi. Onun hükmüyle alakalı benden önceye dayanan bir ihtilaf vardı. Neticede ona öldürünceye kadar sopa vurdum, yahut ta sopadan sonra bir gün ve bir gece yaşadı sonra öldü. Ayağından tutup bir çukura sürüklemelerini emrettim. O çukurda cesedini köpekler yedi."

Ebu Mus'ab'a; İsa (aleyhi selam), Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'i yarattı diyen bir Hıristiyana ne hüküm verileceği sorulduğunda öldürülür diye cevap vermiştir.

İbni Kasım diyor ki: "Biz, Mısır'da İmam Malik'e bir Hıristiyanın şu durumunu sorduk; Hristiyan bir kimse: zavallı Muhammed, size şu anda kendisinin cennette olduğunu haber veriyor. O'nun malı kendisine fayda vermedi. Çünkü köpekler o'nun baldırlarını yiyorlardı. Şayet o'nu öldürmüş olsalardı halk da ondan kurtulurdu. Bu sözü söyleyen Hıristiyanın durumu ne olur? dedik. İmam Malik şöyle cevap verdi: "Benim görüşüm, onun hükmü boynunun vurulmasıdır." Malik demiştir ki: "Az kalsın bununla ilgili hiçbir şey söylemiyecektim. Sonra bu hususda susmanın caiz ve uygun olmadığım düşündüm."

İbn-i Kinane Mebsut'te demiştir ki: Yahudi ve Hıristıyanlardan kim Peygamber'e söverse (bu konuda) benim görüşüm imamın (devlet başkanının) vereceği ceza onu ateşte yakmaktır. İmam isterse, önce öldürür, sonra cesedini yakar. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e sövmekte ileri gittiği zaman, devlet başkanı onu diri olarak yakar.

Mısır'dan İmam Malik'e mektup yazıldı. Mektupda İbni Kinane, İbni Kasım'ın yukarıda geçen meselesini anlattı. İbn-i Kasım diyor ki: Malik bana onun öldürülüp boynunun vurulması gerektiğini yazmamı emretti. Ben de öyle yazdım. Sonra dedim ki, ey Eba Abdullah (İmam Malik): Ey Malik ben mektuba o ateşle yakılır, diye yazayım, o da dedi ki, gerçekten o bu ceza layık ve bu ceza ona en uygun olandır. Ben de onun huzurunda yazdım. Malik onu ne inkar etti ve ne de ayıpladı. Mektup Malik'in emrettiği şekilde Mısır’a gönderildi. Mektubun muhtevası istikametinde o Hıristiyan öldürüldü ve yakıldı.

Ubeydullah ibni Yahya ve İbnu Lübabe ve Endülüs'teki ilk devir ulemasından olan ashabımızdan bir grup, Allah’ı açıktan inkar eden, İsa (aleyhi selam)’ın Allah’ın elçisi olduğunu inkar eden ve Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’i peygamber olarak tanımayan bir Hıristiyan kadının öldürülmesi için ve eğer müslüman olmak isterse ondan bunun kabul edileceği ve ölüm cezasının kalkacağına dair fetva verdiler.

Muteahhirun ulemasından aralarında Kabisi, İbn’ul Katib ve Ebu’l Kasım İbni Cellab olan birçokları, Allah (celle celaluhu)’ya ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e söven kimse müslüman olsun, kafir olsun öldürülür ve tevbe de teklif edilmez demiştir. 
 
Kadı Ebu Muhammed ibni Nasr, Peygamber Efendimiz'e söven ve sonradan müslüman olan zimmi hakkında; onun müslüman olması sebebi ile ölüm cezasının kaldırılması ile ilgili olarak iki rivayet nakletmiştir.

İbni Suhnun demiştir ki: Kulların haklarından olan Kazf (zina iftirası) ve benzeri had cezalarını zımminin müslüman olması ortadan kaldırmaz. İslam olması ile ondan ancak Allah'ın hakkı olan had cezaları kalkar. Ancak kazf haddi peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) hakkında olsun, başkası hakkında olsun –kul hakkı olduğu için- (zımminin müslüman olması ile) sakıt olmaz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e söven ve ardından müslüman olan zımmiye, Allah hadd-i kazfı vacib kılmıştır. Fakat, zımmiye verilmesi gereken ceza üstünde düşünmelisin; Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in –peygamber olduğu için- başkalarından üstün olduğu vasıflarında peygambere edilen sövgü sebebiyle bu ceza onun öldürülmesi midir yoksa, müslüman olduğu için sakıt olan ölüm cezasının yerine tatbik edilen 80 değneklik iftira cezası mıdır? Buradaki inceliğin iyi düşünülüp anlaşılması gerekir.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1978
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
وَإِنْ نَكَثُوا أَيْمَانَهُمْ مِنْ بَعْدِ عَهْدِهِمْ وَطَعَنُوا فِي دِينِكُمْ فَقَاتِلُوا أَئِمَّةَ الْكُفْرِ إِنَّهُمْ لَا أَيْمَانَ لَهُمْ لَعَلَّهُمْ يَنْتَهُونَ

Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozarlar ve dininize saldırırlarsa, küfrün önderlerine karşı savaşın. Çünkü onlar yeminleri olmayan adamlardır. (Onlara karşı savaşırsanız) umulur ki küfre son verirler.   (Tevbe Suresi 12. Ayet)

Kurtubi (rh.a) bu ayet-i kerime hakkında şu açıklamaları yapmaktadır:


اسْتَدَلَّ بَعْضُ الْعُلَمَاءِ بِهَذِهِ الْآيَةِ عَلَى وُجُوبِ قَتْلِ كُلِّ مَنْ طَعَنَ فِي الدِّينِ، إِذْ هُوَ كَافِرٌ. وَالطَّعْنُ أَنْ يَنْسُبَ إِلَيْهِ مَا لَا يَلِيقُ بِهِ، أَوْ يَعْتَرِضُ بِالِاسْتِخْفَافِ عَلَى مَا هُوَ مِنَ الدِّينِ، لِمَا ثَبَتَ مِنَ الدَّلِيلِ الْقَطْعِيِّ عَلَى صِحَّةِ أُصُولِهِ وَاسْتِقَامَةِ فُرُوعِهِ. وَقَالَ ابْنُ الْمُنْذِرِ: أَجْمَعَ عَامَّةُ أَهْلِ الْعِلْمِ عَلَى أَنَّ مَنْ سَبَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَلَيْهِ الْقَتْلُ. وَمِمَّنْ قَالَ ذَلِكَ مَالِكٌ وَاللَّيْثُ وَأَحْمَدُ وَإِسْحَاقُ، وَهُوَ مَذْهَبُ الشَّافِعِيِّ. وَقَدْ حُكِيَ عَنِ النُّعْمَانِ أَنَّهُ قَالَ: لَا يُقْتَلُ مَنْ سَبَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مِنْ أَهْلِ الذِّمَّةِ، عَلَى مَا يَأْتِي.

“Kimi ilim adamları, bu âyet-i kerimeyi dine dil uzatan ve ondan kötü bir şekilde söz eden herkesin öldürülmesinin vücubuna delil göstermişlerdir. Çünkü, böyle bir kimse kâfir olur. Dil uzatmak (ta'n etmek) ise, dine yakışık olmayan şeyleri nisbet etmek yahut da dinden olan herhangi bir şeyi hafife alarak itiraz etmek demektir. Çünkü, dinin esaslarının sağlıklı olduğu, şer'î hükümlerinin de doğruluğu kat'î delil ile sabit olmuştur. Îbnü'l-Münzir der ki: Bütün ilim ehli kimseler, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'a söven kimsenin öldürüleceğini kabul etmişlerdir. Bu görüşte olanlar arasında Malik, Leys, Ahmed ve İshâk da vardır. Şafiî'nin görüşü de budur. En Nu'man (b. Sabit, Ebu Hanife) dan da şöyle dediği nakledilmektedir: -İleride de geleceği üzere- zimmet ehlinden olup da Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) e söven kimse öldürülmez."

Kurtubi devamında şöyle demektedir:


أَكْثَرُ الْعُلَمَاءِ عَلَى أَنَّ مَنْ سَبَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مِنْ أَهْلِ الذِّمَّةِ أَوْ عَرَّضَ أَوِ اسْتَخَفَّ  بِقَدْرِهِ أَوْ وَصَفَهُ بِغَيْرِ الْوَجْهِ الَّذِي كَفَرَ بِهِ فَإِنَّهُ يُقْتَلُ، فَإِنَّا  لَمْ نُعْطِهِ الذِّمَّةَ أَوِ الْعَهْدَ عَلَى هَذَا. إِلَّا أَبَا حَنِيفَةَ وَالثَّوْرِيَّ وَأَتْبَاعَهُمَا مِنْ أَهْلِ الْكُوفَةِ فَإِنَّهُمْ قَالُوا: لَا يُقْتَلُ، مَا هُوَ عَلَيْهِ مِنَ الشِّرْكِ أَعْظَمُ، وَلَكِنْ يُؤَدَّبُ وَيُعَزَّرُ. وَالْحُجَّةُ عَلَيْهِ قَوْلُهُ تَعَالَى:" وَإِنْ نَكَثُوا" الْآيَةَ. وَاسْتَدَلَّ عَلَيْهِ بَعْضُهُمْ بِأَمْرِهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ بِقَتْلِ كَعْبِ بْنِ الْأَشْرَفِ وَكَانَ مُعَاهِدًا. وَتَغَيَّظَ أَبُو بَكْرٍ عَلَى رَجُلٍ مِنْ أَصْحَابِهِ فَقَالَ أَبُو بَرْزَةَ: أَلَا أَضْرِبُ عُنُقَهُ! فَقَالَ: مَا كَانَتْ لِأَحَدٍ بَعْدَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ. وَرَوَى الدَّارَقُطْنِيُّ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ: أَنَّ رَجُلًا أَعْمَى كَانَتْ لَهُ أُمُّ وَلَدٍ، لَهُ مِنْهَا ابْنَانِ مِثْلُ اللُّؤْلُؤَتَيْنِ، فَكَانَتْ تَشْتُمُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَتَقَعُ فِيهِ، فَيَنْهَاهَا فَلَمْ تَنْتَهِ، وَيَزْجُرُهَا فَلَمْ تَنْزَجِرْ، فَلَمَّا كَانَ ذَاتَ لَيْلَةٍ ذَكَرَتِ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَمَا صَبَرَ سَيِّدُهَا أَنْ قَامَ إِلَى مِعْوَلٍ فَوَضَعَهُ فِي بَطْنِهَا ثُمَّ اتَّكَأَ عَلَيْهَا حَتَّى أَنْفَذَهُ. فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: (أَلَا اشْهَدُوا إِنَّ دَمَهَا هَدَرٌ) . وَفِي رِوَايَةٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ: فَقَتَلَهَا، فَلَمَّا أَصْبَحَ قِيلَ ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَقَامَ الْأَعْمَى فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَنَا صَاحِبُهَا، كَانَتْ تَشْتُمُكَ وَتَقَعُ فِيكَ  فَأَنْهَاهَا فَلَا تَنْتَهِي، وَأَزْجُرُهَا فَلَا تَنْزَجِرُ، وَلِي مِنْهَا ابْنَانِ مِثْلُ اللُّؤْلُؤَتَيْنِ، وَكَانَتْ بِي رَفِيقَةً فَلَمَّا كَانَ الْبَارِحَةُ جَعَلَتْ تَشْتُمُكَ وَتَقَعُ فِيكَ فَقَتَلْتُهَا، فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: (أَلَا اشْهَدُوا إِنَّ دَمَهَا هَدَرٌ)

İlim adamlarının çoğunluğu, zimmet ehlinden olup da Peygamber efendimize söven, yahut üstü kapalı ifadelerle ona dil uzatan veya onun değerini hafife alan, yahut da Hz, Peygamber'e, kâfir olmasını gerektiren şekilden başka türlüsüyle nitelendiren kimsenin öldürüleceği görüşündedir. Çünkü biz ona zimmetin gereği olan himayemizi veya onunla ahidleşmeyi bu esas üzere yapmış değiliz. Şu kadar var ki, Ebu Hanife, es-Sevrî ve Küfelilerden onlara tabi olanlar şöyle demişlerdir: Böyle bir kimse öldürülmez. Çünkü onun içinde bulunduğu şirk hali bundan daha büyüktür. Ancak bu davranışından ötürü te'dip ve ta'zir edilir. Ona karşı delil İse, yüce Allah'ın: "Eğer ahidlerinden sonra yeminlerini bozarlar da..." âyetidir. Kimi ilim adamı da bu görüşe karşı Hz. Peygamberin, antlaşmalı olmakla birlikte Kâ'b b. el-Eşref in öldürülmesi emrini vermesini delil göstermişlerdir. Hz. Ebu Bekir de arkadaşlarından birisine öfkelenince Ebu Berze, bunun boynunu vurmayayım mı diye sorunca, Hz. Ebu Bekir: Rasûlullah (say)'dan başka herhangi bir kimse için böyle bir şey sözkonusu değildir, diye cevap vermiştir.

Dârakutnî de İbn Abbas'tan şöyle dediğini rivayet etmektedir: Kör bir adamın bir cariyesi vardı. O cariyesinden iki inciyi andıran iki oğlu vardı. Bu cariye Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'a söver ve ona dil uzatırdı. Adam ise bu işten vazgeçmesini söylüyor fakat cariye bundan vazgeçmiyordu. Bundan dolayı azarlıyor, bu işe son vermesini istiyor, fakat yine son vermiyordu. Gecenin birinde Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'ı diline dolayınca, efendisi dayanamayarak kalkıp bir kazma aldı ve onu karnına sapladı. Vücudunun öbür tarafından çıkartıncaya kadar da üzerine dayanıp durdu. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) da bunun üzerine: "Dikkat edin ve şahid olun ki, onun kanı hederdir."

Yine İbn Abbas'tan gelen bir diğer rivayette de şöyle denilmektedir: ...Onu öldürdü. Sabah olunca bu husus Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'a anlatılınca, o ama adam kalkıp şöyle dedi: Ey Allah'ın Rasûlü onu öldüren benim. Bu kadın sana sövüyor ve sana dil uzatıyordu. Ben bu işten vazgeçmesini söylüyor, fakat o vaz geçmiyordu. Bundan dolayı onu azarlıyor ve son vermesini istiyor, fakat bir türlü dinlemiyordu. Benim ondan iki inciyi andıran iki oğlum da var. Bana karşı da çok yumuşaktı. Dün de sana sövmeye, sana dil uzatmaya başlayınca onu öldürdüm. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Haberiniz olsun ve şahid olun ki, onun kanı hederdir.

(İmam Kurtubi, el-Camiu li- Ahkami’l-Kur’an, 8/82-84, Dar’u Alem’il Kutub, Riyad, 1423/2003; Türkçesi için bkz. Kurtubi tefsiri, Buruc Yayınları: 8/147-148.)


Bu meseleyi ele alan alimlerden birisi olan Kadı İyaz (rh.a) “Şifa” adlı eserinde Allah Rasulune hakaret etmenin hükmüyle alakalı özel bir bab açmış ve bu babın bir yerinde şöyle demiştir:

قَال ابن الْقَاسِم فِي الْعُتْبِيَّة من سَبَّه أَو شَتَمَه أَو عَابَه أَو تَنَقَصَّه فَإنَّه يُقْتَل وَحُكْمُه عِنْد الْأُمَّة الْقَتْل كَالزَّنْدِيق وَقَد فَرَض اللَّه تَعَالَى تَوْقِيرَه وَبرَّه وَفِي الْمَبْسُوط عَن عُثْمَان بن كِنَانَة من شَتَم النَّبِيّ صَلَّى اللَّه عَلَيْه وَسَلَّم مِن الْمُسْلِمِين قُتِل أَو صُلِب حَيًّا وَلَم يُسْتَتَب، والْإِمَام مُخَيّر فِي صَلْبِه حَيًّا أَو قَتْلِه، وَمِن رِوَايَة أَبِي الْمُصْعَب وَابْن أَبِي أوَيْس سمعنا مالِكًا يَقُول: مَنْ سَبَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَوْ شَتَمَهُ أَوْ عَابَهُ أَوْ تَنَقَّصَهُ قُتِلَ: مُسْلِمًا كَانْ أَوْ كَافِرًا وَلَا يُسْتَتَابُ، وَفِي كِتَاب مُحَمَّد أَخْبَرَنَا أَصْحَاب مَالِك أنَّه قَال: من سَبّ النَّبِيّ صَلَّى اللَّه عَلَيْه وَسَلَّم أَو غَيْرِه مِن النَّبِيّين من مُسْلِم أَو كَافِر قُتِل وَلَم يُسْتَتَب، وَقَال أصْبَغ، يُقْتَل عَلَى كُلّ حَال أسَرّ ذَلِك أو أظهره وَلَا يُسْتَتَاب لِأَنّ تَوْبَتَه لَا تُعْرَف، وَقَال عَبْد اللَّه بن عَبْد الْحَكم من سَبّ النَّبِيّ صَلَّى اللَّه عَلَيْه وَسَلَّم من مُسْلِم أو كافر قُتِل وَلَم يستتب) وَحَكَى الطَّبَرِيُّ عَن أشْهَب عَن مَالِك، وَرَوَى ابن وَهْب عَن مَالِك من قال إن رداءه النَّبِيّ صَلَّى اللَّه عَلَيْه وَسَلَّم - وَيُرْوَى زِرّ النَّبِيّ صَلَّى اللَّه عَلَيْه وَسَلَّم - وَسِخ أرَاد بِه عَيْبَه قُتِل، وَقَال بَعْض عُلَمَائِنَا أجْمَع الْعُلمَاء عَلَى أَنّ من دَعَا عَلَى نَبِيّ من الأنبياء بالويل أو بشئ مِن الْمَكْرُوه أنَّه يُقْتَل بِلَا اسْتِتَابَة وَأفْتى أَبُو الْحَسَن القابِسيّ فِيمَن قَال فِي النبي صلى الله عليه وسلم الْجَمَّال يَتِيم أَبِي طَالِب بالْقَتْل، وَأفْتى أَبُو مُحَمَّد بن أَبِي زيد بِقَتْل رَجُل سَمِع قَوْمًا يَتَذَاكَرُون صِفَة النَّبِيّ صَلَّى اللَّه عَلَيْه وَسَلَّم إِذ مر بِهِم رَجُل قَبِيح الْوَجْه وَاللَّحْيَة فَقَال لَهُم تُريدُون تَعْرفُون صِفَتَه هي فِي صِفَة هَذَا الْمَارّ فِي خَلْقِه وَلِحْيَتِه قال ولا تقب لتوبته وَقَد كَذَب لَعَنَة اللَّه وَلَيْس يخرج من قلب سُلَيْم الْإِيمَان
وَقَال أَحْمَد بن أَبِي سليمان صاحب سحنون من قَال إنّ النَّبِيّ صَلَّى اللَّه عَلَيْه وَسَلَّم كَان أسْوَد، يُقْتَل


"İbnül-Kasım "Utbiyye” adlı kitabında demiştir ki : "Her kim Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) söverse, yahut O'nu ayıplarsa yahut noksanlık nisbet etmeye çalışırsa o kimse katledilir. Ve tevbe yapması teklif ve kabul edilmez. Onun ümmet nazarındaki hükmü zındık gibi katledilmektir. Gerçekten Allah Teâlâ Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'e tazim ve ikram edilmesini emretmiştir. Mebsut'ta ise Osman b. Kinane'den naklederek denilmiştir ki: "Müslümanlardan her kim Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) söverse o kimse ya katledilir. Veyahut da diri olarak asılır. Ona tevbe teklifi yapılmaz. İmam (devlet başkanı) onu diri olarak asmakla öldürtmek arasında muhayyerdir."

Ebul-Mus'ab'ın ve İbni Uveys'in rivayetlerinde ise şöyle denilmektedir: "Malik'den işittik o şöyle diyordu:

"Müslüman olsun, yahut kafir olsun-her kim ki- Hz. Peygamber'e söverse, yahut O'nu ayıplarsa yahut O'nda kusur bulmağa çalışırsa, o kimse katledilir. Ve ona tevbe teklifi yapılmaz."

Muhammed'in ashabı haber verdi ve dediler ki : "Müslüman veya kafirden her kim Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) veya diğer peygamberlerden herhangi birine hakaret ederse, o kimse katledilir. Ve kendisine tevbe etmesi için teklif yapılmaz."         
                                                                           
Esbağ demiştir ki: "O kimse hakareti ister gizlesin, ister aşikâr yapsın, her halde Öldürülür ve kendisinden tevbe etmesi istenmez. Çünkü onun tevbesinde samimi olup olmadığı bilinmez."

Abdullah îbnü Abdil-Hakem demiştir ki:

"Müslüman veya kafirden her kim Hz. Peygamber'e söverse katledilir. Ona tevbe teklifi yapılmaz ve tevbe etmek için mühlet verilmez."

Taberî de bu hükmün aynısını Eşheb'den O da Malik'den rivayet etmiştir.

İbni Vehb, Malik'den rivayet ederek demiştir ki:

"Her kim Hz. Peygamber'i ayıplamak maksadı ile O'nun ridası diğer bir rivayete göre- düğmesi kirlidir, dese hakkında ölüm hükmü verilir."

Alimlerimizden bir kısmı demişlerdir ki: Kim ki Peygamberlerden herhangi birine veyl (yazıklar olsun) dese veya çirkin olan herhangi bir sözle çağırsa, o kimseye tevbe teklifi yapılmadan ölüm cezası verilir.

Ebul-Hasan el-Kabisi, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'e, O Ebu Talib'in yetimidir, diyen kimsenin katledilmesi ile fetva vermiştir.

Bir kişi Hz. Peygamber'in vasıflarını müzakere eden bir topluluğu dinler. O sırada yüzü ve sakalı çirkin olan bir kişi onların yanından geçer. Topluluğu dinleyen kişi onlara: Siz Hz. Peygamberin nasıl olduğunu öğrenmek mi istiyorsunuz. O, yaratılışında ve ahlakında şu geçen adama benzer demiştir. Ebu Muhammed b.-Ebî Yezid bu kişinin katledilmesine fetva vermiş ve tevbesi kabul olmaz demiştir.

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'e böyle söyleyen o kişi şüphesiz yalan söylemiştir. Allah (celle celaluhu) ona lanet etsin. Böyle bir ifade sağlam iman sahibi olan bir kalpten çıkmaz.

Suhnun'un arkadaşı Ahmed b. Ebu Süleyman da demiştir ki: "Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) hakkında; O,.esved, yani siyahtı diyen kimse öldürülür." (Kadı İyaz, eş-Şifa, 2/216-217, Dar’ul Fikr, Beyrut, 1409/1988, Türkçesi için bkz. Şifâ-ı Şerîf, Tercüme ve Şerhi Kâdı Iyaz, Rehber Yayınları: 511-514.)

Görüldüğü üzere bir kimsenin Allah Rasulune -ve de diğer mukaddesata- sövmüş sayılması için illa galiz sözlerle hakaret etmesi gerekmez. Allah Rasulunun şanına, şerefine halel getiren en ufak bir dokundurma dahi sövme kapsamında değerlendirilir ve ölümle cezalandırılır. Hamd Allahadır.



Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1978
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
Ynt: ALLÂH'A VE RASÛLULLÂH'A HAKARET EDENLERİN HÜKMÜ
« Yanıtla #3 : 21.11.2020, 23:11 »
Bu zikredilen hususlar yani Allah'a, Rasülüne ve dinin diğer mukaddesatına saldırmanın insanı İslam'dan çıkaran bir küfür olduğu ve cezasının ölüm olduğu hususları Ehli sünnet arasında, hatta bidat ehli dahil bütün kıble ehli arasında ittifak edilmiş meselelerdendir. Sadece işin teferruatında yani bu tarz fillleri işleyenlerin tevbesi kabul edilir mi edilmez mi ya da bunları yapan bir zimmi kafirin cezası ne olur gibi ayrıntılarda ihtilaf edilmiştir. O yüzden alimler, bu fiilleri işleyenleri tekfir ettikleri gibi bunların hükmünde şüphe edenleri dahi tekfir etmişlerdir.

İmam Malik’in ashabının önde gelenlerinden Sahnun (rh.a) bu hususta şöyle demektedir:

أجمع العلماء أَنَّ شاتمَ النبيِّ - صلى الله عليه وسلم - المتنقِّصَ له كافرٌ، والوعيدُ جارٍ عليه بعذاب الله له، وحكمه عند الأمَّة: القتل، ومن شكَّ في كفرِه وعذابِه كفَر

“Alimler, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’e söverek onu ayıplayan kimsenin kafir olduğu ve Allahın azab tehdidinin onun üzerinde cari olduğu hususunda icma etmişlerdir. Ümmetin nezdinde bu kimsenin hükmü, ölümdür. Her kim böyle birisinin küfründe ve azabında şüphe etse o da kafirdir.” (Bkz. Kadi İyaz, eş-Şifa (2/312)

Kadı İyaz yine aynı eserinde şöyle demektedir:

قال أبو بكر بن المُنْذر أجْمَع عَوامّ أهلى الْعِلْم عَلَى أن من سَبّ النَّبِيّ صَلَّى اللَّه عَلَيْه وَسَلَّم يُقْتَل

“Ebubekr ibnul Munzir demiştir ki: İlim ehli Allah rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem)’e söven kişinin öldürülmesi hususunda icma etmiştir.” (Kadı İyaz, eş-Şifa, 2/215)

Bu zikredilenler Ehl-i Sünnet'te böyle olduğu gibi Şia gibi sapık fırkalar nezdinde dahi böyledir. Şia fakihlerinden Şerif el Murtaza “el-İntisar” adlı fıkıh kitabında “Peygambere sövmek” isimli müstakil başlık altında şunları söylemiştir:

ومما كأن الإمامية منفردة به: القول: بأن من سب النبي (صلى الله عليه وآله) مسلما كان أو ذميا قتل في الحال

“Bu konuda İmamiyye (Şiası) şu görüşüyle sanki tek kalmış gibidir: Her kim Peygambere söverse ister müslüman ister zimmi olsun her durumda öldürülür.” (Şerif el Murtaza, el İntisar, sf 480, Kum 1415)

Bu sözlerin sahibi Şerif el Murtaza, meşhur Nehcul Belaga’nın yazarı Şerif er-Radi’nin kardeşi ve de Şianın önde gelen imamlarından Şeyh Müfid’in öğrencisidir ve bu görüşü bütün İmamiye Şiasına nisbet etmiştir. O, peygambere sövenin zimmi de olsa öldürülmesi gerektiği noktasında Şia'nın tek kaldığını ileri sürse ve bununla iftihar etse de bu doğru değildir. Peygambere hakaret eden zimminin öldürülmesi Hanefiler haricindeki Ehli sünnet fakihleri tarafından da benimsenen bir görüştür. Müslüman kökenli birisinin bu işi yaptığı zaman tevbe bile etse öldürülmesi görüşü ise Ehli sünnet fukahasının çoğunun görüşüdür. Sünni olsun bidatçi olsun geçmiş dönem ulemasının bu husustaki görüşleri böyledir. Asrımızda görüşleri demokrasi, laiklik, hümanizm gibi batıl idelojilerle şekillenen sözde alimlerin fetvaları ise bizleri ilgilendirmemektedir vesselam...

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
2165 Gösterim
Son İleti 09.06.2015, 01:14
Gönderen: İbn Teymiyye
7 Yanıt
4817 Gösterim
Son İleti 10.11.2020, 04:09
Gönderen: Tevhid Ehli
7 Yanıt
3462 Gösterim
Son İleti 28.06.2018, 19:45
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
538 Gösterim
Son İleti 02.11.2020, 20:54
Gönderen: Tevhid Ehli
5 Yanıt
1239 Gösterim
Son İleti 21.01.2020, 17:23
Gönderen: Tevhid Ehli