Darultawhid

Gönderen Konu: MEKKE-İ MÜKERREME'NİN BİR KÜFÜR BELDESİ OLUP OLMADIĞI HUSUSUNDA BİR MÜNAZARA  (Okunma sayısı 4465 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 930
  • Değerlendirme Puanı: +15/-0

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
Mekke-i Mükerreme'nin bir Küfür Beldesi Olup Olmadığı Hususunda Bir Münazara

Şeyh Hamad bin Atik en-Necdi (1227H-1301H)
Mecmuat'ur Resail ve'l Mesail'in Necdiyye, 1/742-746; ed-Durar’us Seniyye, 9/259-264
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 930
  • Değerlendirme Puanı: +15/-0

Mekke-i Mükerreme'nin bir Küfür Beldesi Olup Olmadığı Hususunda Bir Münazara

Bismillahirrahmanirrahim.

Şeyhimiz Hamad bin Atik (rahimehullah), (kendi dönemindeki) Mekke ehlinin hükmü ve bir belde olarak bu şehrin kendisine ne denileceği (küfür beldesi mi yoksa İslam beldesi mi olduğu) hususundaki cevabında şöyle dedi:1

Bunun üzerine Şeyh (rahimehullah), Allah Te’ala’nın şu kavliyle cevabına başladı:2


سُبْحَانَكَ لا عِلْمَ لَنَا الاَّ مَا عَلَّمْتَنَا إِنَّكَ أَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
“Sen yücesin (Seni tenzih ederiz), bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten sen, Alim (her şeyi bilen), Hakim (hüküm ve hikmet sahibi) olansın." (el-Bakara 2/32)

Müzakere, Mekke'nin küfür beldesi mi yoksa İslam beldesi mi olduğu konusunda cereyan etti. Bundan sonra biz diyoruz ki: Tevfik (başarı) Allah'tandır:

Allah Te’ala Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'i, bütün rasullerin dini olan tevhidle, (bir nebi; peygamber ve rasul; elçi olarak) göndermiştir. Tevhidin hakikatı, “La-ilahe İllallah (Allah’tan başka –tapılmaya layık, hak- ilah yoktur)” şehadetinin içeriğinde bulunmaktadır. Tevhid; Allah Te’ala'nın bütün mahlukatın mabudu olması ve dolayısıyla, O'ndan başkasına ibadet çeşitlerinin hiçbirisiyle ibadet edilmemesidir.

"Dua ibadetin özüdür (beynidir)."3 Havf (Allah’tan korkmak), Reca (Allah’tan ummak), Tevekkül (Allah’a dayanmak), İnabe (Allah’a tevbe ile yönelmek), Zebiha (Allah için adak/kurban kesmek), [saygı içeren korku/ürperti]4 Salat (Allah’a namaz kılmak) da ibadet çeşitlerindendir. İbadet çeşitleri çoktur.

(Birinci asıl:) Tevhid (ibadeti tüm çeşitleriyle Allah’a has kılmak), bütün amellerin sıhhatinin şartı olan en önemli asıldır.

İkinci asıl: Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in emrine itaat etmek; dakik meselelerde ve bundan daha önemsiz meselelerde ona muhakeme olmak (hükmüne başvurmak); onun şeri’atini ve dinini tazim etmek (yüceltmek); onun dinin aslı ve furusuyla (detaylarıyla) alakalı hükümlerine boyun eğmektir. Dolayısıyla;

Birinci asıl olan tevhid; şirki nefy eder ve şirkin varlığıyla birlikte sahih olmaz.

İkinci asıl olan Rasulullah’a itaat; bid’ati nefy eder ve uydurulmuş bid’atlerin varlığı ile istikamet üzere olmaz.

Şayet bu iki asıl (Allah’ı birleme ve Rasul’e itaat etme) -ilim, amel ve davet yoluyla- tahakkuk ederse, ve eğer bu -hangi belde olursa olsun- o belde halkının diniyse, eğer bu iki hususa uygun amel eder, ona davet eder, onu din edinenleri dost edinir ve ona muhalefet edenlere düşmanlık ederlerse (şayet onlar bu durumdaysalar) bu durumda onlar muvahhidlerdir.

Kabe'ye, Makam-a (Makam-ı İbrahim), Hatim (Hicr-i İsmail)'e dua etmek, enbiyaya (nebilere) ve salih kimselere dua etmek gibi şirkin yaygın olmasına gelince; zina, riba (faiz), zulüm çeşitleri, sünneti arkaya atıp ondan vazgeçmek gibi şirkin tamamlayıcıları yaygınlaşmışsa; bid’at ve dalalet yaygınsa, tahakkum (otorite) zalimlerin imamlarında ve müşriklerin vekillerindeyse; Kur'an ve Sünnet dışında birşeye davet yapılıyorsa (bütün bunlar yaygın biçimde yapılıyorsa); bu durum -hangi belde olursa olsun- şek(şüphe)siz olarak ilmi en az olan kimseler tarafından dahi bilinir ki, bu beldeler; küfür ve şirk beldeleri olmaya mahkumdur. Özellikle de (bu belde ahalisi) tevhid ehline düşmanlık ediyor, onların dininin yok olmasına ve [muayyen olarak da]5 İslam beldelerinin tahribine uğraşıyorsa...

Şayet bu hususta (muhalifime) delil ikame etmek istesem; Kur'an'ın tamamını, bu konuda delil olarak bulurdum. İslam uleması bu hususta icma etmiştir ve bu, her alim nezdinde zaruri olarak bilinir.

(Bize itiraz ederek) “Bahsini ettiğiniz şirk (o beldede ikamet etmeyen) uzak diyarlardan gelenlerden sadır olmaktadır, belde ehlinden kaynaklanmamaktadır.” diyen kişiye gelince, ona şöyle denilir:

İlk olarak; Bu (iddia ve itiraz); ya kibirden yahut da vakıaya dair ilim sahibi olmamaktan kaynaklanmaktadır. Şu çok iyi bilinmektedir ki, uzak diyarlardan gelenler; Kabe'ye, Makam'a ve Hatim'e dua etmede –tıpkı her işitenin işittiği ve her muvahhidin bildiği gibi- bahsi geçen beldelerin ehline tabi olmaktadırlar.

Ve ikinci olarak denir ki: Şayet bu ortaya konulur ve çok iyi bilinen bir durum olursa, bu durumda bu mesele için yeterli (bir delil)dir. Bu (şirk ve bid’atleri uzak diyarlardan gelen yabancıların işleyip, Mekke ehlinin işlemediği şeklindeki) ayrımı kim yapmaktadır?

Ne kadar da acayip (garip)tir ey Allah’ım!

Sizler onların beldelerine gittiğinizde –onların bu dine karşı düşmanlıklarını ve onu din edinen kimseye karşı buğzlarını bildiğiniz için- tevhid inancınızı gizliyor, dininizi açıktan yaşamaya muktedir olamıyor ve namazlarınızı gizli (kılı)yorsunuz. Bu durumda, nasıl olurda akıl sahibi bir kimse, için işkal vuku bulur [kalabilir]?6

Sizlerden bir adam; Kabe'ye, Makam'a ve Hatim'e dua eden, Rasul (sallallahu aleyhi ve sellem)'e veya sahabelere dua eden bir kimseye; “Hey sen! Allah'tan başkasına dua etme!” diyecek olduğunda ya da: “Sen (bu yaptıklarından dolayı) bir müşriksin!” diyecek olduğunda görseniz; onları müsamahakar olarak mı yoksa tuzak kurar (entrikaya başvurur) olarak mı görürsünüz?

Bizimle tartışan bilsin ki, o Allah’ın tevhid (din)i üzere değildir, vallahi; o, ne tevhidi biliyor ne de Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in dinini uyguluyor...

İçlerinden bir adam onlara: “Dininize (İslam’a)!”7 geri dönün!” veya: “Kabirler üzerine bina ettiklerinizi (türbe ve kubbeleri) yıkın; Allah'tan başkasına dua etmek8 helal değildir” dediğinde ne olacağını gördün mü?

Onlar; Kureyş'in Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'e yaptıklarını, o kişiye yapmakla yetinecekler midir? Vallahi hayır; vallahi hayır (onlar Kureyş’e kıyasla işkence ve vahşette daha da ileri gitmişlerdir).

Şayet bu dar, Dar’ul İslam idiyse, hangi sebepten dolayı; onları İslam'a davet etmiyorsunuz, (mezarların üzerlerine bina ettikleri türbe ve) kubbeleri yıkmalarını, şirk ve onun tamamlayıcılarından uzaklaşmalarını emretmiyorsunuz? Şayet onların namaz kılıp haccetmeleri [veya oruç tutup sadaka vermeleri]9 sizi yanıltmışsa bu durumda meseleyi daha ilk başlangıcından itibaren iyice düşünün!..

Tevhid, Halil İbrahim'in oğlu İsmail (aleyhimus selam)'ın davetiyle Mekke'ye yerleşti. Mekke ehli bir zaman müddetince tevhid üzere kaldı. Sonra Amr bin Luhey sebebiyle şirk aralarında yaygınlaştı ve [böylelikle]10 müşrik oldular. Hac yapmak, hacılara [ve hacı olmayanlara]11 sadaka vermek gibi (Hanif) dinden bazı öğeler kalmasına rağmen beldeleri şirk beldeleri oldu.

Abd’ul Muttalib'in, Fil Kıssası’ndaki samimiyetini gösteren şiir sizlere ulaştı. (Dinlerinde) bunlardan başka (Hanif dinden) kalıntılar da vardı. (Bu kalıntılar); ne o zamandaki (Mekkeli)lerin tekfir edilmelerine ne de onlara düşmanlık gösterilmesine mani olmadı. Bilakis bizim ve başkalarının nezdinde zahir görüş, bugünkü (Mekkeli müşrik)lerin şirkinin o zamanki (Mekkeli müşrik)lerin şirkinden daha azim (şedid) olduğudur.

Bilakis bütün bunlardan önce, yeryüzü halkı [Adem (aleyhi selam)'dan sonra]12 tam on asır boyunca -ta ki salih insanlara karşı guluv (aşırılık) ortaya çıkana kadar- tevhid dinine bağlı kaldı. Böylelikle Allah Te’ala ile birlikte salihlere dua ettiler ve böylece küfre girdiler.

Bunun üzerine Allah Te’ala, onlara Nuh (aleyhi selam)'ı gönderdi. Nuh (aleyhi selam) onları tekrar tevhide davet etti. Allah Te’ala’nın onlar hakkında anlattıklarını iyice düşün.

Aynı şekilde Allah Te’ala’nın Hud (aleyhi selam) hakkında zikrettiklerini (iyice düşün)! Hud (aleyhi selam), onları Allah’a ibadette ihlasa davet etti. Zira onlar, ibadetin aslında münakaşa etmiyorlardı (münakaşa ettikleri mesele, ibadetteki tevhid meselesiydi).

Aynı şekilde İbrahim (aleyhi selam); o da kavmini tevhidde ihlasa çağırdı, onlar -tevhidde ihlastan ayrı olarak- Allah'ın uluhiyetini zaten ikrar ediyorlardı.

Özetle mesele şudur; şayet bir beldede Allah'tan başkasına dua etmek ve bunun tamamlayıcıları olan ameller ortaya çıkarsa; belde ehli bunu devam ettirirse; bunun için savaşırlarsa; tevhid ehline düşmanlık içlerinde yerleşirse ve dine teslimiyeti reddederlerse; bu durumda nasıl olur da bu beldeye küfür beldesi hükmü verilemez?

Eğer onlar, kendilerini ehl-i küfre nispet etmeseler [ve onlardan beri olduklarını iddia etseler]13 dahi, [tevhid ehlini]14 kötüleyip, bunu din edinenleri hatalı görüp onların Harici yada kafir olduklarına hükmederken (elbette orası Dar’ul Küfür'dür)... Bu durumda şayet bunların tümü mevcutsa nasıl olur… Bu [külliyen]15 genel bir meseledir.

Cüzi meselelere gelince, şöyle deriz: Şüphesiz ki Kur’an ve Sünnet delalet etmektedir ki; eğer bir Müslümanın şirk ehli ile muvalat (dostluk) kurma hasleti varsa ve aynı zamanda onlara teslimiyet gösterirse bununla dininden irtidat etmiş olur. [Bu hususta]16 Allah Te’ala'nın şu ayetinin üzerinde iyice düşün:


إِنَّ الَّذِينَ ارْتَدُّوا عَلَى أَدْبَارِهِم مِّن بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْهُدَى الشَّيْطَانُ سَوَّلَ لَهُمْ وَأَمْلَى لَهُمْ
“Şüphesiz, kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra, gerisin geri (küfre) dönenleri, şeytan kışkırtmış ve uzun emellere kaptırmıştır.” (Muhammed 47/25)

Allah Te’ala'nın şu ayeti ile birlikte iyice düşün:

وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ
“Sizden onları (Yahudi ve Hıristiyanları) kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır.” (el-Maide 5/51)17

Allah Te’ala’nın bu sözünü dikkatlice tetkik et:

حَتَّى يَخُوضُواْ فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ إِنَّكُمْ إِذاً مِّثْلُهُمْ
“...onlar (Allah’ın ayetlerini inkar edip onlarla alay edenler) bir başka söze dalıp geçinceye kadar, onlarla oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz.” (en-Nisa 4/140)

Bu (çeşit riddet) için daha birçok delil vardır. Tevbe Suresi'nde Allah Te’ala’nın zikrettiklerini unutmayın:

لاَ تَعْتَذِرُواْ قَدْ كَفَرْتُم بَعْدَ إِيمَانِكُمْ
“(Ey münafıklar! Özür belirtmeyiniz. Siz, imanınızdan sonra inkara saptınız.” (et-Tevbe 9/66)

Ve Allah Te’ala'nın şu ayeti:

وَلَقَدْ قَالُواْ كَلِمَةَ الْكُفْرِ وَكَفَرُواْ بَعْدَ إِسْلاَمِهِمْ
“Oysa andolsun, onlar inkar sözünü söylemişlerdir ve İslamlıklarından sonra küfre sapmışlardır.” (et-Tevbe 9/74)18

Şu ayeti de hatırlayalım:

وَلاَ يَأْمُرَكُمْ أَن تَتَّخِذُواْ الْمَلاَئِكَةَ وَالنِّبِيِّيْنَ أَرْبَاباً أَيَأْمُرُكُم بِالْكُفْرِ بَعْدَ إِذْ أَنتُم مُّسْلِمُونَ
“O, melekleri ve nebileri Rabler edinmenizi emretmez. Siz, müslüman olduktan sonra, size küfrü mü emredecek?” (Al-i İmran 3/80)

Allah Te’ala’nın şu ayeti üzerinde dikkatlice düşün:

وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ تَعْرِفُ فِي وُجُوهِ الَّذِينَ كَفَرُوا الْمُنكَرَ يَكَادُونَ يَسْطُونَ بِالَّذِينَ يَتْلُونَ عَلَيْهِمْ آيَاتِنَا
“Onlara karşı apaçık olan ayetlerimiz okunduğu zaman, sen o inkar edenlerin yüzlerindeki 'red ve inkarı' tanıyabilirsin. Neredeyse, kendilerine karşı ayetlerimizi okuyanın üzerine çullanıverecekler.” (el-Hac 22/72)

[İki yerde]19, onların hallerini bilmiş oldun! Bu, tevhide davet edildiklerinde onların halleridir! (Hamad bin Atik en-Necdi’den yapılan) alıntı burada sona erdi. [tamamlandı.]20 Vallahu A’lem (Allah en doğrusunu bilendir).”



Alıntı yapılan: dipnotlar
1- Mecmuat'ur Resail ve'l Mesail'in Necdiyye, 1/742-746; ed-Durar’us Seniyye, 9/259-264.

2- “Mecmu’ur Resa’il ve’l Mesa’il’in Necdiyye” nüshasındaki girizgah paragrafının yerine “ed-Durar’us Seniyye” nüshasında, risalenin başlangıç cümlesi olarak şöyle denilmiştir:

“Şeyh (rahimehullah) kendisiyle Mekke ehli hakkında münazarada bulunanlara şöyle dedi:”.

3- Tirmizi, Hadis no: 3371; Ebu Davud, Hadis no: 1479.
 
Tirmizi hadis hakkında şu notu düşmüştür: “Hadis bu vecihten garibtir. Biz bunu İbnu Lehia hadisinden başka bir yolla bilmiyoruz.”

Tirmizi, bu hadisin hemen ardından no: 3372’de aynı manaya delalet eden şu hadisi -“Hasen Sahih” kaydını düşerek- rivayet etmiştir:


الدُّعَاءُ هُوَ العِبَادَةُ
“Dua, ibadetin bizzat kendisidir.”

Bu hadisi Nevevi sahihlemiş (Nevevi, el-Ezkar, 333), İbnu Hacer de senedinin “ceyyid (iyi)” olduğunu beyan etmiştir. (İbnu Hacer, Feth’ul Bari, 1/49)

4- Parantez içi ilave “ed-Durar’us Seniyye” nüshasında “Zebiha” ibaresinin yerine kullanılmıştır.

5- Parentez içi ilave “ed-Durar’us Seniyye” nüshasında mevcuttur.

6- Parantez içi ibare “ed-Durar’us Seniyye” nüshasında mevcut olup diğer nüshada yeralan “vuku bulur” ifadesinin yerine kullanılmıştır.

7- Bu cümle “ed-Durar’us Seniyye” nüshasında şöyle ifade edilmiştir: “Şayet içlerinden bir adam onlara: Hepiniz dininize (İslam)’a geri dönün…”

8- Parantez içi ilave “ed-Durar’us Seniyye” nüshasında bulunmamaktadır.

9- Parantez içi ilave “ed-Durar’us Seniyye” nüshasında bulunmamaktadır.

10- Parantez içi ibare “ed-Durar’us Seniyye” nüshasında mevcuttur.

11- Parantez içi ibare “ed-Durar’us Seniyye” nüshasında bulunmamaktadır.

12- Parantez içi ibare “ed-Durar’us Seniyye” nüshasında bulunmamaktadır.

13- Bu cümle “ed-Durar’us Seniyye” nüshasında şu şekilde yeralmıştır: “Mekke ehlinden ve başkalarından beri olduklarını iddia etseler...”

14- Parantez içi verilen ilave yalnızca “ed-Durar’us Seniyye” nüshasında mevcuttur.

15- Parantez içi verilen ilave “ed-Durar’us Seniyye” nüshasında bulunmamaktadır.

16- Parantez içi ilave “ed-Durar’us Seniyye” nüshasında bulunmamaktadır.

17- İbnu Hazm (rahimehullah) bu ayeti zikrettikten sonra şöyle der: “Ayetin manası zahire göredir. Yani kim kafirleri dost edinirse onlar gibi kafir olur. Bu mana hak olan bir manadır. Bu husus iki Müslüman’ın üzerinde ihtilaf etmeyeceği bir konudur.” (İbnu Hazm, el-Muhalla, 12/33)

18- Allah Te’ala ayetin tamamında şöyle buyurmaktadır:

يَحْلِفُونَ بِاللّهِ مَا قَالُواْ وَلَقَدْ قَالُواْ كَلِمَةَ الْكُفْرِ وَكَفَرُواْ بَعْدَ إِسْلاَمِهِمْ وَهَمُّواْ بِمَا لَمْ يَنَالُواْ وَمَا نَقَمُواْ إِلاَّ أَنْ أَغْنَاهُمُ اللّهُ وَرَسُولُهُ مِن فَضْلِهِ فَإِن يَتُوبُواْ يَكُ خَيْراً لَّهُمْ وَإِن يَتَوَلَّوْا يُعَذِّبْهُمُ اللّهُ عَذَاباً أَلِيماً فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ وَمَا لَهُمْ فِي الأَرْضِ مِن وَلِيٍّ وَلاَ نَصِيرٍ
“Allah'a and içiyorlar ki (o inkar sözünü) söylemediler. Oysa andolsun, onlar inkar sözünü söylemişlerdir ve İslamlıklarından sonra küfre sapmışlardır ve erişemedikleri bir şeye yeltenmişlerdir. Oysa intikama kalkışmalarının, kendilerini Allah'ın ve elçisinin bol ihsanından zengin kılmasından başka (bir nedeni) yoktu. Eğer tevbe ederlerse kendileri için hayırlı olur, eğer yüz çevirirlerse Allah onları dünyada da, ahirette de acı bir azabla azablandırır. Onlar için yeryüzünde bir koruyucu-dost ve bir yardımcı yoktur.” (et-Tevbe 9/74)

19- Parantez içi ibare “ed-Durar’us Seniyye” nüshasında bulunmamaktadır.

20- Parantez içi ibare “ed-Durar’us Seniyye” nüshasında bulunmamakta olup diğer nüshada yeralan “(Hamad bin Atik en-Necdi’den yapılan) alıntı burada sona erdi.” ifadesinin yerine kullanılmıştır.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi İbn Umer

  • Administrator
  • Tam Üye
  • *****
  • İleti: 190
  • Değerlendirme Puanı: +7/-0
Bismillahirrahmanirrahim
MEKKE-İ MÜKERREME'NİN BİR KÜFÜR BELDESİ OLUP OLMADIĞI HUSUSUNDA BİR MÜNAZARA


Bu değerli risaleyi PDF formatında aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.




 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
8 Yanıt
3347 Gösterim
Son İleti 02.03.2019, 01:43
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
2035 Gösterim
Son İleti 20.06.2015, 16:56
Gönderen: Tevhid Ehli
10 Yanıt
8100 Gösterim
Son İleti 08.11.2019, 16:01
Gönderen: İbn Umer
1 Yanıt
2399 Gösterim
Son İleti 04.01.2021, 14:04
Gönderen: Izhâr'ud Dîn
0 Yanıt
1194 Gösterim
Son İleti 02.10.2018, 18:35
Gönderen: Teymullah