Darultawhid

Gönderen Konu: İCMA'NIN HÜCCET OLUŞU VE İCMAYA MUHALEFET ETMENİN HÜKMÜ  (Okunma sayısı 3076 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1766
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0

Bismillahirrahmanirrahim,

1. İcmanın dinde hüccet oluşu ve icmaya muhalefetin hükmü:

İcma, Kitap ve Sünnetten sonra şeri hükümlere kaynak teşkil eden üçüncü delildir. Ümmetin icmasının dinde bir delil olduğu hususu Kitap, Sünnet ve hatta icma ile sabittir.

Bunun kitaptan delili şu ayeti kerimedir:


وَمَنْ يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدَى وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ الْمُؤْمِنِينَ نُوَلِّهِ مَا تَوَلَّى وَنُصْلِهِ جَهَنَّمَ وَسَاءَتْ مَصِيرًا

"Kim de kendisine doğru yol belli olduktan sonra Peygamber'e karşı gelir ve mü'minlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü yolda bırakırız" (Nisa, 115)
 
Bu ayet hakkında Şeyhulislam İbn Teymiyye şöyle demektedir:


وَهَذِهِ " الْآيَةُ " تَدُلُّ عَلَى أَنَّ إجْمَاعَ الْمُؤْمِنِينَ حُجَّةٌ مِنْ جِهَةِ أَنَّ مُخَالَفَتَهُمْ مُسْتَلْزِمَةٌ لِمُخَالَفَةِ الرَّسُولِ وَأَنَّ كُلَّ مَا أَجْمَعُوا عَلَيْهِ فَلَا بُدَّ أَنْ يَكُونَ فِيهِ نَصٌّ عَنْ الرَّسُولِ

Bu ayeti kerîme şuna delildir:

“Mü'minlerin icması hüccet teşkil eder. Zira müminlere muhalefet etmek, Rasule muhalefet etmeyi gerektirir. Onların üzerinde icma ettikleri her hususta mutlaka Rasulden gelmiş bir nass vardır.” (Mecmu’ul Fetava, 7/38)
 
Sünnetten delile gelince; İmam eş-Şafii (rh.a) icma’nın dinde hüccet olduğuna dair sünnetten bir delili er-Risale adlı eserinin İcma ile alakalı bölümünde şöyle anlatmaktadır:


أخبرنا سفيان عن عبد الله بن أبي لبيد عن ابن سليمان بن يسار عن أبيه: " أن عمر بن الخطاب خطبَ الناسَ بالجابية، فقال: إن رسول الله قام فينا كمَقَامي فيكم، فقال: أكرموا أصحابي، ثم الذين يلونهم، ثم الذين يلونهم، ثم يظهر الكذب، حتى إن الرجل لَيَحْلف ولا يُستحلف، ويَشهد ولا يُستشهد، ألا فمن سرَّه بَحبَحَة الجنة فليلزم الجماعة، فإن الشيطان مع الفَذّ وهو من الاثنين أبعد، ولا يخلُوَنَّ رجل بامرأة، فإن الشيطان ثالثهم، ومن سَرَّته حسنته، وساءته سيئته، فهو مؤمن
"

(Hadisin senedini zikrettikten sonra) Süleyman îbn-i Yesâr rivayet ediyor: Ömer b. Hattâb (Allah ondan razı olsun) Câbiye'de bir hutbe okuyarak dedi ki: "Benim buradan size hitâb ettiğim gibi Resûlu'llah Efendimiz de bize şöyle hitâb etti: 'Benim ashabıma ikram edin, saygı gösterin, sonra onların ardından gelenlere, sonra da onların ardından gelenlere saygı gösterin. Daha sonra ortaya yalan çıkıp yayılır. O derece ki kendisinden yemin etmesi istenmediği halde insanlar yemin edecekler, şâhidlikleri istenmediği halde insanlar şâhidlik yapacaklardır. Haberiniz olsun ki, Cennetin geniş sahası hoşuna giden kimse, cemaata sarılsın, cemaattan ayrılmasın. Çünkü şeytan, yan çizen tek kişi iledir; o, ikiden uzaklaşır, iki kişinin yanına, şeytan yaklaşamaz. Bîr kimse bir kadınla gizli bir yerde buluşursa üçüncüsü şeytan olur. Bir kimseyi iyiliği sevindirir, kötülüğü de üzerse, o mümindir.” (Bir benzerini Tirmizî :2165 İbn Mâce, Fiten: 8’de rivayet etmişler ve  Tirmizî: Bu hadis bu şekliyle hasen sahih garibtir, demiştir.)

Şafii bu hadisi rivayet ettikten sonra izahında şöyle demiştir:


إذا كانت جماعتهم متفرقة في البلدان، فلا يقدر أحدٌ أن يلزم جماعةَ أبدانِ قومٍ متفرقين، وقد وُجِدَت الأبدان تكون مجتمعة من المسلمين والكافرين والأتقياء والفُجَّار، فلم يكن في لزوم الأبدان معنى، لأنه لا يمكن، ولأن اجتماع الأبدان لا يصنع شيئاً فلم يكن للزوم جماعتهم معنى، إلا ما عليهم جماعتهم من التحليل والتحريم والطاعة فيهما.
ومن قال بما تقول به جماعةُ المسلمين فقد لزم جماعتهم، ومن خالف ما تقول به جماعةُ المسلمين فقد خالف جماعتهم التي أُمِرَ  بلزومها، وإنما تكون الغفلة في الفُرقة، فأما الجماعة فلا يمكن فيها كافةً غفلةٌ عن معنى كتاب ولا سنة ولا قياس، إن شاء الله.

"Cemâatler muhtelif ülkelere dağılmış bulunduğundan, bu dağınık cemâatleri beden i'tibâriyle bir yere toplamaya kimse muktedir olamaz. Müslümanların ve kâfirlerin, müttakîlerin ve sapıkların bedence bir yere gelip bir arada bulunmaları sözkonusudur. Bedenlerin bir arada toplanmasının mânâsı yoktur, zaten bu mümkün de değildir. Bedenlerin toplanması bir şey yapamaz. Bedenlerin bir araya gelmesi manasında cemaate sarılmanın bir manası yoktur. Cemaata sarılmanın mânâsı, helâl ve haram hususunda itaattir. Müslüman cemaatının dediklerini diyen kimse cemaattan ayrılmamış olur. Müslüman cemâatin dediklerine muhalefet eden kimse, uyulması emrolunan cemaattan ayrılmış sayılır. Ayrılıktan gaflet doğar. Cemâatin hepsinin, Kitâb'ın, Sünnetin ve kıyâsın mânâsından gaflet üzere olması mümkün değildir inşâallah." (Şafii, er-Risale, sf 473-475)

Bu hususta İmam Şafii’nin zikrettiği hadisin haricinde şu hadisler de rivayet edilmiştir:

"Ümmetim dalalet üzerinde birleşmez" 
"Allah benim ümmetimi dalalet üzerinde toplamaz'     
"Allahtan, ümmetimi hata üzerinde birleştirmemesini istedim; bunu bana verdi"

İbn Hacer (rh.a) “Telhis’ul Habir” adlı eserinde “ümmetim dalalet üzere birleşmez” hadisi ve yakın anlamlı bazı hadislerin sıhhat durumları hakkında bilgi vermeden önce şu ifadeleri kullanmıştır: “Bu hadisin birçok tarikleri vardır ve hepsinin isnadı hakkında (tenkid yönünden) konuşulmuştur” Daha sonra sözkonusu hadislerin isnad cihetinden tenkidini yapmış ve ardından şöyle demiştir:

“Bu hususta Muaviye (ra)’dan rivayet edilen şu merfu hadisle istidlal etmek mümkündür: “Ümmetimden bir topluluk, Allahın emri (kıyamet) gelinceye kadar Allahın emri üzere var olmaya devam edecek ve onlara yardımdan çekinenler ve onlara muhalefet edenler asla onlara zarar veremeyecektir”

Ardından hadisin geçtiği başka yerleri zikrettikten sonra şöyle demektedir:

“Hadisle istidlal yönü şu şekildedir: Hakk üzere kaim olan bu taifenin kıyamete kadar mevcut olması ancak ümmetin dalalet ve sapıklık üzere birleşmemesi ile mümkün olur”(Buhari no: 3641)

Daha sonra İbn Ebi Şeybe’nin İbn Mesud (ra)’dan naklettiği bir hutbeyi zikretmektedir ki İbn Mesud (ra) sözkonusu hitabenin sonunda şu ifadeyi kullanmaktadır:

وَعَلَيْكُمْ بِالْجَمَاعَةِ فَإِنَّ اللَّهَ لَا يَجْمَعُ أُمَّةَ مُحَمَّدٍ عَلَى ضَلَالَةٍ

“Size cemaate sarılmayı tavsiye ederim, zira Allah Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ümmetini dalalet üzere bir araya toplamayacaktır” (İbn Ebi Şeybe, Musannef no: 37192)

İbn Hacer, bu rivayeti naklettikten sonra şöyle demektedir:

“Bunun isnadı sahihtir. Bu ve benzeri şeylerin şahsi görüşe dayalı olarak söylenmesi mümkün değildir” (İbn Hacer el-Askalani, Telhis’ul Habir, 3/299-301)

Yani İbn Mesud bunu her ne kadar Allah Rasulune nisbet etmeden söylemiş olsa da bu tip istikbale dair gaybi haberleri Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den bir bilgiye dayanmadan kendi görüşüyle söylemesi mümkün değildir. Şu halde İbn Hacer’in bu sözüne istinaden bu hadis zahirde mevkuf (sahabe sözü) olmasına rağmen hakikatte merfu (Allah Rasulunun sözü) hükmünde olmaktadır. Vallahu a’lem.

İbn Hacer el-Askalani’nin bu izahlarından açıkça anlaşılacağı üzere her ne kadar “ümmetim dalalet üzere birleşmez” hadisi sened bakımından çok kuvvetli olmasa da İbn Mesud hadisi gibi aynı lafızda sahih ve mevkuf yolla gelen rivayetler, keza lafzen aynı olmamakla beraber mana itibariyle aynı şeye delalet ettiği açık olan Taifet’ul Mansura hadisi gibi sıhhatinde ittifak edilmiş haberler ümmetin icmasının asla yanlış olmayacağını göstermektedir. Çünkü İslam ümmetinin bütünüyle küfre ve dalalete sapmayacağı bu sahih rivayetlerden açıkça anlaşılmaktadır. İşte bütün bu destekleyici unsurlardan ötürü alimler, “ümmetim dalalet üzere birleşmez” mealindeki hadisleri kitaplarına almışlar, hatta bununla muhaliflerine karşı delil getirmişlerdir. Bunlardan birisi de Şeyhulislam İbn Teymiyye’dir. O, Şia’ya reddiye olarak kaleme aldığı Minhac’us Sunne adlı eserinde sahabenin Ebubekr (ra)’ın hilafetinde icma etmelerini Rafıziler aleyhine delil olarak getirmiş ve Rafızilerin sırf bunu inkar edebilmek amacıyla icma’nın hüccet oluşunu reddetmelerine karşı uzun uzadıya icma’nın dinde hüccet oluşunu delilleriyle izah etmiştir. Geniş bilgi için oraya müracaat edilebilir. (Age 8/340-360)

İcmadan delile gelince; Hakim en-Nisaburi, “Müstedrek” adlı eserinde icmanın hüccet oluşuna dair bu tarz hadisleri zikrettikten sonra Ehli sünnetin, bu kaidenin İslam kaidelerinden birisi olduğu hususunda icma ettiğini söylemiştir. (Müstedreku Hakim, 1/116)

İcmanın delil oluşu noktasında Ehli sünnete ilk muhalefet eden kişi tesbit edilebildiği kadarıyla Mutezile kelamcılarından Nazzam olmuştur. Bu hususta İbn Kudame (rh.a) icma’ya delalet eden hadisleri zikrettikten sonra şöyle demiştir:


هذه الأحاديث لَمْ تَزَلْ مشهورة بين الصحابة والتابعين يتمسكون بها في إثبات الإجماع ولا يُظْهِر فيه أَحَدٌ خِلَافا إلى زَمَن النَّظَّام

“Bu hadisler, sahabe ve tabiin arasında meşhur olmuş ve icmanın isbatı konusunda bu delillere tutunmuşlardır. Bu hususta ta ki Nazzam’ın zamanına kadar onlar arasında bir ihtilaf zuhur etmemiştir.” (İbn Kudame, Ravdat’un Nazır, 1/388)

Şeyhulislam İbn Teymiye’nin de Minhac’us Sunne’de yukarda alıntı yaptığımız yerde işaret ettiği gibi bazı Rafıziler de icmayı inkar etme hususunda Nazzam’a tabi olmuşlardır.

Kısacası icmanın dinde bir hüccet oluşunu inkar eden kişi Kitap, sünnet ve icmaya muhalefet etmiş ve bidat ehline muvafakat etmiştir. Ne seleften ne de haleften sözüne itibar edilecek bir Sünni alimin icma’nın hüccet oluşunu inkar ettiğine dair bir şey bilinmemektedir. Fakat ne yazık ki günümüzde kendisini selefi olarak niteleyen bazı kimselerin icma’nın dinde delil oluşunu inkar ettiklerini veya icmanın delil oluşuna gölge düşürme amaçlı kelamlar gevelediklerini duymaktayız. Bu bile bu kimselerin ne selefle ne de Ehli sünnetle bir alakası olmadığını gösteren karinelerden bir tanesidir. Bu kimselerin dinin aslıyla alakalı küfür ve dalaletleri de bu tarz batıl menheclerinden kaynaklanmaktadır. Alimlerin icmanın mahiyeti, imkanı ve mertebeleri hakkında ihtilaf etmeleri icmanın hüccet oluşuna gölge düşürmez. Çünkü en azından sahabe icmasının hüccet oluşu noktasında ittifak edilmiştir. Şevkani, bu hususta şöyle demektedir:


إِجْمَاعُ الصَّحَابَةِ حُجَّةٌ بِلَا خِلَافٍ، وَنَقَلَ الْقَاضِي عَبْدُ الْوَهَّابِ عَنْ قَوْمٍ مِنَ الْمُبْتَدِعَةِ أَنَّ إِجْمَاعَهُمْ لَيْسَ بِحُجَّةٍ.

“Sahabe icmasının hüccet oluşu noktasında ihtilaf yoktur. Kadı Abdulvehhab bidat ehlinden bir taifenin sahabe icmasının hüccet olmadığını söylediğini nakletmiştir.” (Şevkani, İrşad’ul Fuhul, 1/217)

İcma’nın hüccet oluşu bu şekilde açıklandıktan sonra geriye icmaya muhalefetin hükmü kalmaktadır. Tabi burada icmaya muhalefetten kasdımız icmayla sabit olmuş bir hükmü inkar manasındadır. İcmaya muhalefetin asgari hükmü haram ve dalalettir. Bu hususta Ebu Muzaffer es-Sem’ani  (v. 489) şöyle demektedir:


إذا تعرفنا حال الأمة وجدناهم متفقين على تضليل من يخالف الإجماع وتخطئته ولم تزل الأمة ينسبون المخالفين للإجماع إلى المروق وشق العصا ومحادة المسلمين ومشاقتهم ولا يعدون ذلك من الأمور الهينة بل يعدون ذلك من عظام الأمور وقبيح الارتكابات فدل أنهم عدوا إجماع المسلمين حجة يحرم مخالفتها

“Ümmetin durumunu bildiğimiz ve onların icmaya muhalefet edenlerin dalalet ve hata üzere olduğu hususunda ittifak ettiklerini ve de icmaya karşı gelenleri itaatten çıkmak, vahdeti bozmak, müslümanlara karşı haddini aşmak ve onlara muhalefet etmekle suçladıklarını ve de bunu basit bir mesele olarak görmediklerini bilakis bunu büyük bir iş ve de çok kötü bir kabahat olarak kabul ettiklerini gördüğümüz zaman bütün bunlar, onların Müslümanların icmasını muhalefet edilmesi haram olan bir hüccet olarak gördüklerine delalet eder.” (Ebu Muzaffer es-Sem’ani, Kavati’ul edille fi’l Usul, 1/469)

[Zehebi’nin Siyeru A’lam’in Nubela’da bahsettiğine göre daha önce Hanefi mezhebine ve kelam ehline yakınken, hacca gittikten sonra hadis ehline yönelmiş ve fıkıhta da Şafii mezhebine intisab etmiştir. Hadis ve sünnet ehlini müdafaa amacıyla eserler kaleme almıştır. Zehebi, kendisini İmam, Allame olarak vasfetmekte ve övgüyle bahsetmektedir.]

Bu, icmaya muhalefetin asgari hükmüdür. Eğer icmayı inkar, kati nassla sabit ve dinden zaruri olarak bilinen bir hükmün inkarını gerektirirse böyle bir icmaya muhalefet küfür olur. Şeyhulislam İbn Teymiye bu husustaki tafsilatı şöyle izah etmektedir:


أَنَّ الْإِجْمَاعَ الْمَعْلُومَ يَكْفُرُ مُخَالِفُهُ كَمَا يَكْفُرُ مُخَالِفُ النَّصِّ بِتَرْكِهِ لَكِنَّ هَذَا لَا يَكُونُ إلَّا فِيمَا عَلِمَ ثُبُوتَ النَّصِّ بِهِ. وَأَمَّا الْعِلْمُ بِثُبُوتِ الْإِجْمَاعِ فِي مَسْأَلَةٍ لَا نَصَّ فِيهَا فَهَذَا لَا يَقَعُ وَأَمَّا غَيْرُ الْمَعْلُومِ فَيَمْتَنِعُ تَكْفِيرُهُ. وَحِينَئِذٍ فَالْإِجْمَاعُ مَعَ النَّصِّ دَلِيلَانِ كَالْكِتَابِ وَالسُّنَّةِ.

“Doğrusu şudur: (Herkes nezdinde) Bilinen icma’ya muhalefet eden kimse, tıpkı nassa muhalefet eden kimse gibi kafir olur. Ancak bu hüküm nassla sabit olduğu belli olan icma’ya muhalefet edenle alakalıdır. Hakkında nass olmayan icma’ya gelince; böyle bir şey vaki’ değildir. (Yani her icma, insanlar tarafından tesbit edilsin veya edilmesin mutlaka bir nassa istinad ediyordur) (Hangi nassa dayandığı) bilinmeyen icma’ya gelince buna muhalefet edenin tekfiri mümkün değildir. Bu şekilde nassla beraber olan icma, tıpkı Kitap ve Sünnet gibi iki delil olmuş olur.” (Mecmuu’l-Fetava 19/270)


İbn teymiye’nin de ifade ettiği gibi kati nassa dayanan icmayı inkar etmek bizzat o nassı inkar manasına geldiğinden ötürü küfür olur. Mesela içkinin haramlığı icma ile sabittir. Bu İcma ise Maide: 90 ayeti vb kati nasslara istinad etmektedir. Dolayısıyla içkiyi helal sayan kişi bu nassları inkar etmiş olacağından ötürü kafir olur ve burada kullanılan icmaya muhalefet kavramından kasıd icmayla sabit hükmün inkarıdır. Yoksa haramlığı icma ile sabit olan bir fiili helal görmeksizin yapan kimse kafir olur manasına gelmez. Eğer icmaya muhalefet küfürdür sözünden kasıd, haram olduğunda kati nass ve icma olan fiilleri helal saymaksızın sadece yapmak dahi küfürdür manasında olsaydı içki, zina, kumar gibi haramlığında icma edilmiş olan her günahı işleyenin tekfir edilmesi gerekirdi. Bunu Haricilerden başka hiç kimse söylememiştir. Yeri gelmişken bunu da belirtmiş olalım zira günümüzde bazı cahiller kati icmaya muhalefet küfürdür sözünden müşriklerle evlilik gibi haramlığında icma edilmiş olan her fiilin işlenmesinin küfür olacağını anlamaktadır. Halbuki bu, bütün büyük günah işleyenlerin tekfirini gerektirmektedir ki bu da batıldır.
 

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1766
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Yukarda alimlerden naklettiğimiz ibareler iyi okunursa icmaya muhalefetin mertebeleri de anlaşılmış olur. Çünkü yukarda İbn Teymiyye (rh.a)'dan naklettiğimiz gibi inkarı küfür olan icma, ancak kati bir nassla sabit olan kat'i icmadır. Çünkü bu icmayı reddeden zaten Şari'yi tekzib etmiş sayılır. Ancak dayandığı delil zanni olan icma'ya gelince; bu hususta İmam Nevevi (rh.a) şöyle demiştir:

وَكَذَلِكَ الْأَمْرُ فِي كُلِّ مَنْ أَنْكَرَ شَيْئًا مِمَّا أَجْمَعَتِ الْأُمَّةُ عَلَيْهِ مِنْ أُمُورِ الدِّينِ إِذَا كَانَ عِلْمُهُ مُنْتَشِرًا كَالصَّلَوَاتِ الْخَمْسِ وَصَوْمِ شَهْرِ رمضان والاغتسال من الجنابة وتحريم الزنى وَالْخَمْرِ وَنِكَاحِ ذَوَاتِ الْمَحَارِمِ وَنَحْوِهَا مِنَ الْأَحْكَامِ إِلَّا أَنْ يَكُونَ رَجُلًا حَدِيثَ عَهْدٍ بِالْإِسْلَامِ وَلَا يَعْرِفُ حُدُودَهُ فَإِنَّهُ إِذَا أَنْكَرَ شَيْئًا مِنْهَا جَهْلًا بِهِ لَمْ يَكْفُرْ وَكَانَ سَبِيلُهُ سَبِيلَ أُولَئِكَ الْقَوْمِ فِي بَقَاءِ اسْمِ الدِّينِ عَلَيْهِ فَأَمَّا مَا كَانَ الْإِجْمَاعُ فِيهِ مَعْلُومًا مِنْ طَرِيقِ عِلْمِ الْخَاصَّةِ كَتَحْرِيمِ نِكَاحِ الْمَرْأَةِ عَلَى عَمَّتِهَا وَخَالَتِهَا وَأَنَّ الْقَاتِلَ عَمْدًا لَا يَرِثُ وَأَنَّ لِلْجَدَّةِ السُّدُسَ وَمَا أَشْبَهَ ذَلِكَ مِنَ الْأَحْكَامِ فَإِنَّ مَنْ أَنْكَرَهَا لَا يَكْفُرُ بَلْ يُعْذَرُ فِيهَا لِعَدَمِ اسْتِفَاضَةِ عِلْمِهَا فِي الْعَامَّةِ

"Dinde üzerinde icma olunan meseleler, örneğin beş vakit namaz, Ramazan orucu, cünüplükten gusletmek, zinanın, içkinin ve zevatul-meharimden olan akrabalarla evliliğin haramlığı vb. hükümleri inkâr edenin durumu da aynıdır. Ancak İslam’a yeni girmiş, sınırlarını bilmeyen kimse bundan istisna edilir. Zira bu kimse bunlardan bir şeyi inkâr edecek olursa tekfir edilmez ve onun yolu, din isminin üzerinde devam ettiği kimselerin yolundadır. Eğer var olan icma, yalnızca özel bir kesim tarafından biliniyorsa, örneğin kadının halası veya teyzesi üzerine evlenmesi, kasıtlı olarak öldüren kimsenin mirasçı olamayacağı, nenenin mirastan altıda bir pay alacağı vb. meseleleri inkâr eden bir kimse tekfir edilmez. Bilakis insanlar arasında ilmi yaygın olmadığından dolayı mazur sayılırlar.”  (Şerhi Müslim, Nevevi: 1/205)

Kısacası, halk arasında ilmi yaygın olan meseleler haricinde bu türden ilmi ve fıkhi meselelerde icma'ya muhalefet eden kişi, ta ki kendisine hüccet açıklanıp sözkonusu hücceti reddetmediği müddetçe tekfir edilmez. İcma ile sabit olan bir hükme, kendince bazı tevillerden ötürü muhalefet ediyorsa bu kimse o noktada sapmış sayılır, ancak bu hatası Allah ve Rasulune açıkça muhalefet şekline dönüşmedikçe tekfir edilmesi doğru olmaz.



İmam Şafii (rh.a) ise şöyle diyor:

العلم عِلْمان: علمُ عامَّةٍ، لا يَسَعُ بالِغاً غيرَ مغلوب على عقْلِه جَهْلُهُ.
قال: ومِثْل ماذا؟
قلت: مثلُ الصَّلَوَاتِ الخمس، وأن لله على الناس صومَ شهْر رمضانَ، وحجَّ البيت إذا استطاعوه، وزكاةً في أموالهم، وأنه حرَّمَ عليهم الزِّنا والقتْل والسَّرِقة والخمْر، وما كان في معنى  هذا، مِمَّا كُلِّفَ العِبادُ أنْ يَعْقِلوه ويعْملوه ويُعْطُوه مِن أنفسهم وأموالهم، وأن يَكُفُّوا عنه ما حرَّمَ عليهم منه.
وهذا الصِّنْف كلُّه مِن العلم موجود نَصًّا في كتاب الله، وموْجوداً  عامًّا عنْد أهلِ الإسلام، ينقله عَوَامُّهم عن مَن مضى من عوامِّهم، يَحْكونه عن رسول الله، ولا يتنازعون في حكايته ولا وجوبه عليهم.
وهذا العلم العام الذي لا يمكن فيه الغلط مِن الخبر، ولا التأويلُ، ولا يجوز فيه التنازعُ.
قال: فما الوجه الثاني؟
قلت له: ما يَنُوبُ العِباد مِن فُروع الفرائض، وما يُخَصُّ به مِن الأحكام وغيرها، مما ليس فيه نصُّ كتاب، ولا في أكثره نصُّ سنَّة، وإن كانت في شيء منه سنةٌ فإنما هي مِن أخْبار الخاصَّة، لا أخبارِ العامَّة، وما كان منه يحتمل التأويل ويُسْتَدْرَكُ قِياسًا
.

“İlim iki türlüdür: Aklı yerinde olan hiç kimsenin cahili olamayacağı genel ilimler.

Dedi ki: Ne gibi?

Dedim ki: Örneğin, beş vakit namaz, ramazan orucunun farz oluşu, gücü yetenlerin haccetmeleri, mallarının zekâtlarını vermeleri, zinanın, adam öldürmenin, hırsızlığın ve içkinin haram oluşu ve bu bağlamda, kulların anlayıp amel ederek nefislerini ve mallarını vermeleri ve haramlardan da el çekmekle mükellef tutuldukları diğer şeyler. Bu türden ilimler, Allah’ın kitabının nasslarında ve İslam ehlinin yanında genel olarak bulunmaktadır. Bu tür ilimleri, avam kendilerinden öncekilerden nakleder ve Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’tan aktarırlar. Bunların aktarılmasında ve üzerlerine vacip oluşunda tartışmaya bile girmezler. Bu türden olan ilimlerde yanılmak, tevil etmek veya çekişmeye girmek caiz değildir.

Dedi ki: İkinci tür ilim nedir?

Dedim ki: Kulların sorumlu tutuldukları farzların füruları, özel hükümler ve hakkında kitapta veya sünnette bir nass bulunmayan ya da bulunsa da (sünnetteki bu dayanağı) avamı ilgilendirmeyip özel insanların ilgilendiği veyahut da tevil edilmeye açık olan, kıyas yoluyla anlaşılabilen haberler statüsünde olan ilimlerdir.”
(Er-Risale; İmam Şafii: (s.357-360) Ahmed Şakir’in tahkikiyle.)

İmam Şafii’nin işaret ettiği bu husus sonraki bazı usulcüler tarafından yapılan zaruri ilim-nazari ilim ayrımına benzemektedir. Varakat vb usul kitaplarında herhangi bir araştırmaya ihtiyaç duymaksızın kesin bir bilgiyle bilinen ilimler zaruri ilim olarak nitelendirilirken, ancak araştırmayla tesbit edilebilen bilgiler ise ise nazari ilim olarak vasfedilmektedir. Bütün ilimlerle alakalı olan bu tafsilat, tekfirle alakalı meselelerde de mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Yukarda İmam Nevevi’den naklettiklerimiz de aynı noktaya işaret etmektedir. Yani alimler icmaya muhalefet küfürdür derken bununla ancak avam havas herkesin bildiği açık kati icmaya muhalefetin küfür olduğunu kasdederler. Aksi takdirde hakkında icma olduğu bir şekilde iddia edilmiş hatta isbat edilmiş her meselede muhalifin tekfir olunacağını iddia etmek olacak bir iş değildir, bunun bir dayanağı da yoktur. Zira İmam Şafii’nin de işaret ettiği gibi sadece mütehassıs kimselerin bildiği ikinci tür ilimlerde çoğu zaman dayanılan deliller kati değil, zannidir. Dolayısıyla bunları tekzip edenler delilin sahibi olan Allah ve Rasulunu değil, çoğu zaman delili getiren kişiyi yalanlamakta ve sözkonusu nassların tartışılan meseleye delil olmayacağını söylemektedir. Bu sebebten Ehli sünnet içtihadi meselelerde kesinlikle muhalifleri tekfir etmeye cevaz vermediği gibi, onun ötesinde dinin zaruri hükümleri haricindeki meselelerde muhalefet eden bidat ehlini dahi çoğunlukla tekfir etmemiştir. Vallahu a’lem.


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1766
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
İCMAYI HÜCCET KABUL ETMEYENLERİN İDDİALARI VE BU İDDİALARA CEVABIMIZ

Alıntı
Es selamu aleykum.Bulunduğum çevrede bazı kişiler selef döneminde icma diye bir ıstılahın olmadığını bunu sonrakilerin uydurduğunu iddia ediyorlar.Ayrıca aynı sözleri usulul fıkıh ilmi hakkında da iddia ediyorlar.Birde icmanın delili olan ''Benim ümmetim dalalet üzerine ittifak etmez'hadisi hakkındada zayıf diyorlar.Bir de kat'i icmanın hüccet olmayacağını iddia ediyorlarAcaba bu konuda ilim ehlinin sözleriyle açıklama yapabilirmisiniz?Allah sizi hayırla rızıklandırsın..

Bismillahirrahmanirrahim,

Günümüzde icma’nın delil oluşuyla alakalı ileri geri konuşanlar ekseriya kendilerine ehli hadis veya Kitap ve Sünnet ehli diyen birtakım çevrelerdir ki bunların layık olduğu asıl isim Kitap ve Sünnet mealcileridir. Bunların sünneti inkar eden Kuran mealcilerinden tek farkları sünneti dinde delil olarak kabul ediyor gibi görünmeleridir, onun haricinde zihniyetleri ve İslami meselelere yaklaşım usulleri  hemen hemen aynıdır. Onlar da mealciler gibi akılcıdır, dini kendi akıl ve reyleriyle tefsir ederler, alimleri ve mezhepleri reddederler, icmayı da ya açıktan reddederler veyahut da açıktan reddetmeseler de ya sizin zikrettiğiniz tarzda icmaya delalet eden hadislerin zayıf olduğunu gevelerler. Çok sıkıştıklarında da alimlerin hangi konuda icma ettiğini kim tesbit edecek vs demagojilerle bir şekilde icmayı devre dışı bırakmaya çalışırlar. Çünkü icma bu adamların Kitap ve sünnetten kendi hevalarına göre hüküm çıkarmalarının önündeki en büyük engellerden birisidir. Bunların sünneti teşri kaynağı kabul etmeleri hatta bu konuda çok ısrarcı gibi görünmeleri de sizi aldatmasın bilakis aşağıda geleceği üzere birçok hadisin zıttına görüş beyan etmektedirler. ''Benim ümmetim dalalet üzerine ittifak etmez” hadisinin zayıf olması icmanın hüccet oluşunu ortadan kaldırmaz çünkü icmanın tek delili bu hadis değildir. Biz icma’nın şeri bir delil oluşunu yukardaki yazımızda Kitap, Sünnet ve hatta icmadan delillerle zikrettik ve de icmanın hüccet oluşunu tarihte ilk defa Mutezile ve Rafızilerin reddettiğini, Ehli sünnetin ise icmanın hüccet oluşunda ittifak ettiklerini delilleriyle ortaya koyduk.

Sözkonusu yazıdan bahsettiğiniz hadisle alakalı bölümü aynen iktibas ediyoruz:

“İbn Hacer (rh.a) “Telhis’ul Habir” adlı eserinde “ümmetim dalalet üzere birleşmez” hadisi ve yakın anlamlı bazı hadislerin sıhhat durumları hakkında bilgi vermeden önce şu ifadeleri kullanmıştır: “Bu hadisin birçok tarikleri vardır ve hepsinin isnadı hakkında (tenkid yönünden) konuşulmuştur” Daha sonra sözkonusu hadislerin isnad cihetinden tenkidini yapmış ve ardından şöyle demiştir:

“Bu hususta Muaviye (ra)’dan rivayet edilen şu merfu hadisle istidlal etmek mümkündür: “Ümmetimden bir topluluk, Allahın emri (kıyamet) gelinceye kadar Allahın emri üzere var olmaya devam edecek ve onlara yardımdan çekinenler ve onlara muhalefet edenler asla onlara zarar veremeyecektir”

Ardından hadisin geçtiği başka yerleri zikrettikten sonra şöyle demektedir:

“Hadisle istidlal yönü şu şekildedir: Hakk üzere kaim olan bu taifenin kıyamete kadar mevcut olması ancak ümmetin dalalet ve sapıklık üzere birleşmemesi ile mümkün olur”(Buhari no: 3641)

Daha sonra İbn Ebi Şeybe’nin İbn Mesud (ra)’dan naklettiği bir hutbeyi zikretmektedir ki İbn Mesud (ra) sözkonusu hitabenin sonunda şu ifadeyi kullanmaktadır:

وَعَلَيْكُمْ بِالْجَمَاعَةِ فَإِنَّ اللَّهَ لَا يَجْمَعُ أُمَّةَ مُحَمَّدٍ عَلَى ضَلَالَةٍ

“Size cemaate sarılmayı tavsiye ederim, zira Allah Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ümmetini dalalet üzere bir araya toplamayacaktır” (İbn Ebi Şeybe, Musannef no: 37192)

İbn Hacer, bu rivayeti naklettikten sonra şöyle demektedir:

“Bunun isnadı sahihtir. Bu ve benzeri şeylerin şahsi görüşe dayalı olarak söylenmesi mümkün değildir” (İbn Hacer el-Askalani, Telhis’ul Habir, 3/299-301)

Yani İbn Mesud bunu her ne kadar Allah Rasulune nisbet etmeden söylemiş olsa da bu tip istikbale dair gaybi haberleri Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den bir bilgiye dayanmadan kendi görüşüyle söylemesi mümkün değildir. Şu halde İbn Hacer’in bu sözüne istinaden bu hadis zahirde mevkuf (sahabe sözü) olmasına rağmen hakikatte merfu (Allah Rasulunun sözü) hükmünde olmaktadır. Vallahu a’lem.

İbn Hacer el-Askalani’nin bu izahlarından açıkça anlaşılacağı üzere her ne kadar “ümmetim dalalet üzere birleşmez” hadisi sened bakımından çok kuvvetli olmasa da İbn Mesud hadisi gibi aynı lafızda sahih ve mevkuf yolla gelen rivayetler, keza lafzen aynı olmamakla beraber mana itibariyle aynı şeye delalet ettiği açık olan Taifet’ul Mansura hadisi gibi sıhhatinde ittifak edilmiş haberler ümmetin icmasının asla yanlış olmayacağını göstermektedir. Çünkü İslam ümmetinin bütünüyle küfre ve dalalete sapmayacağı bu sahih rivayetlerden açıkça anlaşılmaktadır. İşte bütün bu destekleyici unsurlardan ötürü alimler, “ümmetim dalalet üzere birleşmez” mealindeki hadisleri kitaplarına almışlar, hatta bununla muhaliflerine karşı delil getirmişlerdir. Bunlardan birisi de Şeyhulislam İbn Teymiyye’dir. O, Şia’ya reddiye olarak kaleme aldığı Minhac’us Sunne adlı eserinde sahabenin Ebubekr (ra)’ın hilafetinde icma etmelerini Rafıziler aleyhine delil olarak getirmiş ve Rafızilerin sırf bunu inkar edebilmek amacıyla icma’nın hüccet oluşunu reddetmelerine karşı uzun uzadıya icma’nın dinde hüccet oluşunu delilleriyle izah etmiştir. Geniş bilgi için oraya müracaat edilebilir. (Age 8/340-360)”


Görüldüğü gibi bu adamlar ümmetim sapıklık üzere birleşmez hadisinin zayıf olmasını bahane etmişler lakin aynı manaya delalet eden sahih hadisleri ise görmezden gelmişlerdir. Bu da bu kişilerin hadis ehli oldukları yönündeki iddialarının yalan olduğunu göstermektedir. Çünkü hadis ehli olsalardı ümmetin icmasına uymayı emreden bu hadislerin gereği ile amel ederlerdi. İcma kavramının selefte olmadığı iddiasına gelince öncelikle bu iddia sahiplerinin iddialarını ispatlaması gerekir. İmam Şafii (rh.a) selefin öncülerinden olduğu halde er-Risale adlı eserinde icmadan bahsetmiş ve icmanın hüccet olduğunu delillendirmiştir. İmam Şafii’nin sözlerinden bir kısmını sözkonusu makalede nakletmiştik. Seleften kasıdları sahabe ve tabiin ise onların da icma kelimesini veya aynı anlama gelen başka bir kelimeyi kullanmadıkları ve keza bunu dinde bir delil olarak görmedikleri hususunun da iddiacılar tarafından isbat edilmesi gerekir. Kaldı ki bir kelimenin sahabe tarafından kullanılmaması mutlaka o kelimenin bidat olmasını gerektirmez. Sahabe zamanında kullanılmayıp da günümüzde kullanılan nice kelime ve kavramlar vardır. Örneğin zındık kelimesi ilk dönemlerde yoktu. İran fethedildikten sonra Mecusilerden bazıları müslümanmış gibi gözüküp iç alemlerinde Mecusilerin Zend kitabına bağlı kalmaya devam edince bunlara Zend taraftarı manasında Zend-ik denmeye başlandı. Sonradan da içten kafir olup dışarıdan müslüman gözüken herkese zındık ismi ıtlak edildi ve bu şekliyle bütün fıkıh ve akaid kitaplarına girdi, zındıkın hükmü alimler tarafından tartışıldı o kadar ki selef imamlarından başlayarak bu tabiri kullanmayan hemen hiç kimse yoktur. İcma kelimesi de böyledir. Selefin ilk dönemlerinde olmadığı teslim edilse bile mana olarak mevcuttu çünkü selef yukardaki hadisleri ve icmaya delalet eden ayetleri okuyordu ve de gereğiyle amel ediyordu, icmaya aykırı amel edenleri de kınıyorlar ve bidat çıkarmış olarak görüyorlardı. İbn Teymiye’nin bahsettiği gibi sahabe Ebubekr’in hilafetinde icma etmişlerdir. O kadar ki Ebubekr’in ve diğer üç halifenin hilafeti Kitap ve Sünnette geçmediği halde bunu geçersiz sayan birisi sahabe icmasına muhalefet ettiğinden ötürü bidat ehli olarak görülür. Darimi’nin süneninde rivayet ettiği meşhur kıssada İbn Mesud (ra) mescidde halka halinde oturup zikir çekenleri kınarken “Muhammed’in ashabını ilimde geçtiniz” demiştir. Yani o şahısların sahabenin yapmadığı, yapmamakta ittifak ettikleri bir ameli yapmalarını kınama gerekçesi olarak göstermiştir. Dinde bidat çıkarmayı nehyeden bütün nasslar da aslında icmaya muhalefetin yerildiğine işaret eder. Şu halde icma’nın mana itibariyle kabul edildiği ortada olduğuna göre sırf lafza kafayı takıp icmanın hüccet oluşuna gölge düşürmenin bir mantığı yoktur. Istılahta sıkıntı olmaz. Bu aynı tasavvufçuların selef zamanında uluhiyet tevhidi rububiyet tevhidi diye bir ayrım yoktu şeklindeki demagojileri gibi gereksiz bir laf kalabalığıdır ve ancak tasavvufçuların bu surette şirklerini kamufle etmeye çalışması gibi bunların da batıllarını kamufle etmelerine yarar.

Fıkıh usuluyle alakalı yaptıkları demagoji de aynı şekilde geçersizdir. Eğer ki sahabe zamanında fıkıh usulu diye bir ilim dalı yoktu diyorlarsa bu dedikleri şey günümüzdeki anlamıyla hadis ilmiyle ve diğer bütün ilim dalları ile alakalı geçerlidir. Sahabe döneminde sahih, hasen, zayıf, mürsel, mevkuf gibi tabirler var mıydı, keza günümüzde bilinen anlamıyla hadis  rivayet usulleri sözkonusu muydu? Bütün bunlar sonradan çıktığı halde seleften başlayarak günümüze kadar ümmet nezdinde kabul görmüş ve öğrenilip öğretilmiştir. O yüzden sahabe zamanında fıkıh usulu diye bir şey yoktu deyip sonra bu bahaneyle fıkıh usulunde geçen kıyas, icma vs ne kadar mesele varsa inkar etmeye kalkışmaları gerçekten büyük bir ilmi sahtekarlık örneğidir. Sahabe ve tabiin zamanında fıkıh usulu veya bu ilmin içerisinde yer alan kıyas, icma, sedduzzerai, amm, hass, nasih, mensuh, haber-i vahid  gibi tabirler olmasa bile yine mana olarak mevcuttu ve tatbik ediliyordu. Sonra kendisi de selefin güzide imamlarından olan İmam eş-Şafii (ra) gelmiş ve er-Risale’yi kaleme alarak eskiden beri konuşulan bu konuları isimlendirmiş, delillendirmiş ve bir sisteme oturtmaya başlamıştır. Diğer selef imamlarından hiç kimse de onu bu hususta inkar etmemiştir. Lakin şurası da vardır ki gerçekten sonraki dönemlerde fıkıh usulu sahası rey ehlinin ve kelamcıların at koşturduğu bir saha haline gelmiş ve selefin dalmadığı konulara fıkıh usulu adı altında girilmiştir. O kadar ki er-Risale haricinde selef metoduyla yazılmış fıkıh usulu eseri yok denecek kadar azdır. Fıkıh usulu adı altında mantık, kelam ve felsefe konularının tartışılmasına biz de karşıyız lakin bu Şafii’nin sistemleştirdiği bu ilmi tamamen reddetmeyi gerekmez. Kaldı ki dediğimiz gibi bu adamların bunu derken gayesi aslında usulde geçen konuları inkar etmektir. Çünkü bu şahısların usulu usulsuzluğe dayandığından ötürü işe ilk olarak usul kavramını kökten inkar ederek başlamışlardır. Böylece usul alimlerinin bizzat Kitap ve Sünnetten çıkarttıkları delil getirme yöntemlerini bidat olduğu gerekçesiyle reddetmişler ve ardından nasslardan usulsuzce hevaları nasıl emrettiyse öyle hüküm çıkarmaya başlamışlardır. Halbuki bunlar bizzat alimlerin ortaya koyduğu  fıkıh usulu prensiplerinin dayandığı nassları inkar etmektedirler lakin farkında değildirler. Bunlar gerçekten çok tehlikeli bir topluluktur. İslam ümmetinin 1400 yıllık ilmi birikimini bir çırpıda reddedip Kitap ve sünnet bize yeter, alimler dinde hüccet değildir bahanesiyle icmayı da devre dışı bırakan bu azgınlar bu surette avamı tıpkı ipini koparmış bazı mahlukat gibi başıboş ortalığa salıvermiş ve cahiller de hiçbir ilmi kaide ve kural gözetmeden karşılarına çıkan ilk ayetle, okudukları ilk hadisle hatta orjinaliyle değil tercümesiyle amel etmek suretiyle haramları helal, helalleri haram kılmışlar; imana küfür küfre de iman ismini vermişler; kimisi olmadık şeylere küfür derken kimisi de azılı din düşmanlarına, Mekkeli müşriklerden beter putperestlere müslüman diyecek hale gelmiştir. Günümüzdeki bu karmaşa işte bu Kitap ve Sünnet mealcisi anlayışın neticesidir.

Son olarak kat’i icma meselesinde söylediklerine gelince; sözkonusu risalede de açıkladığımız üzere kati icma kati nassa dayanan icmadır. Örneğin namazın beş vakit olması, Ramazan ayı boyunca oruç tutmanın farz olması gibi. Bu tarz icmaları reddeden kişi kafirdir çünkü icmanın dayandığı nassı inkar etmektedir. Bunlar sadece kati icma kelimesine kafayı takmışlarsa bu da diğer bütün kavramlar gibi ihtiyaçtan dolayı alimlerin kullanmış oldukları bir kavramdır, bunda sıkıntı olmaz. Yok dinde kati icma diye bir şey yoktur, kati icma ile sabit olan bir hükmü de yalanlasa kişi kafir olmaz diyorlarsa bu ancak onların kafirliğini gösterir.Zira kati icmayı yalanlayan kişi aslında Allah ve Rasulunu yalanlamıştır. Allahu Teala mealen şöyle buyurmaktadır:

وَمَنْ يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدَى وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ الْمُؤْمِنِينَ نُوَلِّهِ مَا تَوَلَّى وَنُصْلِهِ جَهَنَّمَ وَسَاءَتْ مَصِيرًا

"Kim de kendisine doğru yol belli olduktan sonra Peygamber'e karşı gelir ve mü'minlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü yolda bırakırız" (Nisa: 115)

Görüldüğü gibi Allahu Teala müminlere muhalefet etmeyi Rasule muhalefetle bir tutmuştur. Bu bilhassa müminler arasında zaruri bilgiyle bilinen ve icma edilmiş açık meselelerde örneğin açık farzlarda ve haramlarda böyledir. Söylediğimiz gibi bu adamların asıl gayesi kelime ve kavramlar üzerinden demagoji yürüterek gizledikleri zındıklığı kamufle etmektir. O da Kitap ve Sünnete seleften bağımsız olarak diledikleri gibi yorum yapabilmek ve böylece her türlü batılı nasslara getirdikleri afaki yorumlarla kabul ettirebilmektir. Bu şeytanın bir oyunu ve projesidir, buna karşı çok dikkatli olmak gerekir. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bizleri bu ahir zamandaki cehennem davetçilerinden sakındırmıştır, bizler de bu emre uyarak bunlardan sakınmamız gerekir. Vallahu a’lem.

Ahiru da’vana en’il hamdu lillahi Rabbil alemin.


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1766
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Alıntı yapılan:  İtirazcı
ümmet hangi konularda icma etmiş? hangi ümmet ? hangi cemaatın icması ? kime göre icma ? muhtelif cemaatlerden hangisi taifetul mansura ? hepsi de o taifenin kendileri olduğunu savunmuyorlar mı ? kriter ne ? kime göre hangi kriterler? bahs etmiş olduğunuz buhari hadisin bir önceki 3640 nci hadiste:

"ummetimden zahir olan insanlar yok olmayacak , allah’ın emri gelene kadar onlar zahirdirler”

buradaki “zahir” kelimesi hakkında farklı şeyler söylenmiştir lakin nassları ,müstesnalar olmak üzere,zahir üzere anlamak ve almak gerektiği çok kuwwetlidir.bu minval üzere olan kişiler kasd olunmuş olabilir.

İbn hazm’ın icma edildi dediği konulara  ibn teymiyye”nakd meratib el icma”adlı eserinde icma edilmediğine dair otuz sayfalık cevab yazmıştır.orada  ibn hazm:”icma olduğunu bildikten sonra buna muhalefet eden kişi kafir olduğu hakkında  ittifaken icma edilmiştir” der iken, ibn teymiyye cevaben:”bu konu fukahalar arasında tartışmalı meşhur bir  konudur”,der ve böyle kişiler tekfir edilemeyeceğini söyler.

Yine icma konusunda has eser yazmış olan ibn munzir’in “icma”sında icma ve bu konuda tek kalan kişileri görmek mümkündür. bu konuya fazla girmeye gerek duymuyorum çünkü her konuda ihtilaf edilmiştir,ama akla gelen her konuda !

Allah Rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor:

لاَ يَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي ظَاهِرِينَ، حَتَّى يَأْتِيَهُمْ أَمْرُ اللَّهِ وَهُمْ ظَاهِرُونَ

"Ümmetimden bir taife kendilerine Allah'ın emri gelinceye (yânı kıyamet kopuncaya) kadar hakk üzerinde birbirine yardım edici olmakta devam edecek ve bunlar (muhaliflerine) dâima gâlib olacaklardır" (Buhari, İtisam: 10)

Öncelikle ilgili hadiste Taifetul Mansura ile alakalı söylenen “Zahirin” veya “Zahirun” kelimesini nassların zahiriyle amel edenler şeklinde yorumlamak Arap dili kaideleriyle ve şeriatla oynamaktır. Zira bu ifade “zahir olanlar” demektir ki bunun hakkında muhtelif görüşler vardır. “Galip gelenler, sürekli zahir ve belirgin olanlar vs” Ancak ne olursa olsun bu kelimenin yapısı sarf ilmi açısından “Zahirle amel edenler” gibi bir anlam yüklemeye müsait değildir. Nasıl olsun ki zahir kelimesi zuhur eden, açığa çıkan manasında ismi faildir. Zahir, nasıl olur da zahirle amel eden anlamına gelir, bu gerçekten hayret edilecek birşeydir.  Hadiste Zahiriyyun demiyor ki? Ayrıca fıkıh usulunde kullanılan “zahir” kelimesi şimdiki manasıyla çok sonraları kullanılmaya başlanmıştır ve Zahiri mezhebi ve muhalifleri tarafından yürütülen, nassların zahir manasıyla yani ilk bakışta anlaşılan anlamıyla ne şekilde amel edileceği yönündeki tartışmalar Asrı saadetten çok sonraki devirlerde başlamıştır. İşte bu “zahir” kelimesi üzerinde  yaptığınız tahrifat alimlerden ve ilimden kopuk olarak nassları kendi hevasıyla yorumlamanın insanı nasıl açmazlara sürükleyeceğini gösteren bir numunedir. Biz de size ve başkalarına bunu yakından gösterebilmek umuduyla konu üzerinde durduk yoksa bu asla ciddiye alınacak bir tevil değildir ve irabta mahalli olmayan bir açıklamadır.

Hadiste bahsedilen taifeyi Buhari, İmam Ahmed ve başkaları ehli hadis yani akidelerini hadislere göre belirleyen ehli sünnet vel cemaat olarak tefsir etmiştir. Siz buna katılmadığınıza göre hadiste bahsedilen taifeyi size göre kim temsil etmektedir? Sizin ve emsalinizin yaptığı zahirciliğin tarihte bir benzeri yoktur ki! Ne Zahirilerden ne diğer mezheplerden ve hatta Ehli sünnet dışındaki dalalet fırkalarından bile böylesine mutaassıb bir cehalet ve yüzeysel anlayış sudur etmemiştir. Günümüzdeki zahirci anlayış, tarihteki benzerleriyle dahi kıyaslanamayacak bir hastalık boyutuna ulaşmıştır…

İcma meselesinde de yeterli açıklama yapılmıştır. İcmayı hüccet olmaktan çıkarmaya çalışan birçok kimse sizin yukarda söylediğiniz tarzda söylemlere başvurmaktadır. Ancak şurası muhakkaktır ki kim ne derse desin Allah rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetinin dalalet üzere birleşmeyeceğini haber verdiğine göre bu muhakkak gerçekleşecektir ve Allah rasulunun asla gerçekleşmeyecek veyahut da gerçekleşse bile tesbiti mümkün olmayan bir şeyi yani icmaya, sevadı azama, ümmetin çoğunluğuna uymayı bize tavsiye etmesi sözkonusu değildir. Günümüzde insanlar şek şüphe içersinde sürekli alimlerin ihtilaf ettiği konuları gündeme getirmektedirler. Halbuki alimlerin ittifak ettiği meseleler belki ihtilaf ettikleri meselelerden daha fazladır. Mesela imanın şartları hatta bu şartların çoğu tafsilatı, keza islamın şartları ve bu şartlara ait birçok tafsilat konusunda ittifak edilmiştir. Keza Allahın içkiyi, kumarı, zinayı vb yüzlerce fiili haram kıldığı noktasında icma edilmiştir. Fakat şeytan insanları bunaltıp saptırmak için hakkında icma olan meseleleri unutturup sürekli ihtilaflı birtakım cüzi meseleleri nazara verip durmaktadır. Aynı şekilde İbn Hazm’ın kitabına talik yazan İbn Teymiyye birçok konuda onu tenkid etmekle beraber birçok konuda da sükut etmiştir. İbn Hazm’ı icma iddiası konusunda tenkid ettiği yerler belirli yerlerdir. Biz elbette ki kitaplarda geçen her icma iddiasını tahkik etmeden sahiplenelim demiyoruz. Bu konuda seçici olmak ve bilhassa da İbn Abdilberr, İbn Teymiyye gibi icma ve hilaf konularında görüşlerine itibar edilen muhakkiklere müracaat etmek elzemdir. Ancak icma konusunda bu tür hataların olması icma’nın hüccet oluşunu iptal etmeyi gerektirmez. Bu, sünnet inkarcılarının bazı zayıf ve mevzu hadisleri bahane ederek hadisleri büsbütün terk etmeleri gibi bir sapmadır.

Ayrıca biz, şu anda gerek sizinle gerekse başkalarıyla genelde akideyle alakalı meseleleri müzakere etmekteyiz ve icma derken de daha çok itikadi konulardaki icmayı kasdediyoruz. İtikadi konularda icmadan sapan kişi eğer bununla dinden zaruri olarak bilinen bir meseleyi inkar etmişse küfre girer (ki günümüzde insanların icmaya muhalefetleri daha çok bu sahada olmaktadır) veyahut da ehli sünnetin icma ettiği bir hususa muhalefet eder ki bununla da en iyi ihtimalle bidate belki de küfre düşer. İcma konusunda hassasiyetle durmamızın sebebi budur. Fakat maalesef biz icma hakkında konuştukça insanlar bizim fıkıh usuluyle alakalı tali bir meseleyle uğraştığımızı zannediyorlar.




Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1766
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
İcma’nın Delilini Bilmek Zorunda mıyız?

Alıntı yapılan:  İddiacı
icma kelimesini kullanarak delil getirmeden birşeyleri kabul etmemiz beklenemez.

İcma, kendisi başlıbaşına bir hüccettir. İcma konusunda tahkik ehli olan bir alim şu konuda icma vardır diyorsa veyahut da sözkonusu meselede icma olduğu başka karinelerle kesin olarak biliniyorsa bize düşen o icmaya tabi olmaktır. İcmanın mutlaka Kitap ve Sünnetten bir müstenedi dayanağı vardır elbette.Ancak bu delil bazen açık olur, bazen ehli olmayanın yanında gizli kalır. İcmanın deliline ulaşamayan kişinin icmaya uyması gerekmez sözü tamamen batıl bir sözdür. Zira Allah rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetin dalalet üzere birleşmeyeceğini açık bir şekilde beyan etmiştir. Bir kişiye ümmetin belli bir konuda ittifak ettiği açıkça belli olduğu halde sırf delilini bilmediği için ümmetin icmasından yüz çevirmesi, Rasulun va’dinden şüphe etmesi anlamına gelir. Çünkü o kişi ümmetin dalalet üzere birleşebileceğinden endişe ettiği için bunu yapmaktadır. Burada mükellefe düşen tek şey sadece icma iddia edilen hususta gerçekten icma vaki olup olmadığını tesbit etmektir. Sözkonusu meselede icma hasıl olduğunu kesin olarak tesbit ettikten sonra bu icmanın dayandığı delili bilmesi gerekmez, bunu bilmesi ancak kalben mutmain olmasını sağlar.

Çevrimiçi İbn Umer

  • Administrator
  • Full Member
  • *****
  • İleti: 150
  • Değerlendirme Puanı: +7/-0
Bismillahirrahmanirrahim

İCMA'NIN HÜCCET OLUŞU VE İCMAYA MUHALEFET ETMENİN HÜKMÜ


Bu değerli risaleyi PDF formatında aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.




 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
2610 Gösterim
Son İleti 23.06.2015, 02:27
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
1821 Gösterim
Son İleti 22.07.2015, 19:59
Gönderen: Uhey
2 Yanıt
2690 Gösterim
Son İleti 12.06.2019, 23:35
Gönderen: İbn Umer
0 Yanıt
1266 Gösterim
Son İleti 10.02.2018, 03:37
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
1742 Gösterim
Son İleti 28.02.2018, 22:38
Gönderen: Tevhid Ehli