Darultawhid

Gönderen Konu: Zilhicce, Arefe ve Bayram Günleri  (Okunma sayısı 4519 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1244
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Zilhicce, Arefe ve Bayram Günleri
« : 15.09.2015, 00:53 »

Zilhicce, Arefe ve Bayram Günleri

Bismillahirrahmanirrahim,

Allah Te’ala bazı günleri, geceleri diğerlerinden üstün ve mübarek kılmıştır. Fecr Suresi’nin ikinci ayetinde
وَلَيَالٍ عَشْرٍ ‘Ve on geceye’ (el-Fecr 89/2) buyurulmuştur. İbni Abbas (radiyallahu anhuma ecmain), Zübeyr (radiyallahu anh), Mücahid ayrıca Selef ve Haleften pekçok kişi burada kasdolunanın ‘Zilhicce'nin on gecesi’ olduğunu belirtmiştir. Her ne kadar Ramazan’ın son on günü yahut Muharrem’in ilk on günü kasdedildiği nakledilmişse de genel kabul gören kanaat Zilhicce'nin on gecesi olduğu yönündedir. (İbni Kesir, Tefsir; Kurtubi, Tefsir)

İslam’ın tekrar o eski garipliğine döndüğü bugünlerde; Zilhicce ayının ilk on günü, Arefe Günü ve Bayram Günleri ile alakalı birtakım hadisleri derleyerek fıkhi bilgiler ile birlikte sunmak suretiyle Sünnet’in ihyasını amaçladık. Zira Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den şöyle rivayet olunmuştur:

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Bilal ibni Haris’e: “Bil bakalım! buyurdu. Bunun üzerine Bilal (radiyallahu anh): Neyi bileyim? Ey Allah’ın Rasulü! dedi. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:


اعْلَمْ يَا بِلاَلُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ مَا أَعْلَمُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ أَنَّهُ مَنْ أَحْيَا سُنَّةً مِنْ سُنَّتِي قَدْ أُمِيتَتْ بَعْدِي فَإِنَّ لَهُ مِنَ الأَجْرِ مِثْلَ مَنْ عَمِلَ بِهَا مِنْ غَيْرِ أَنْ يَنْقُصَ مِنْ أُجُورِهِمْ شَيْئًا

“Benden sonra sünnetimden kaldırılan bir sünneti kim ihya edip ortaya çıkarırsa ona, o sünnetle amel edenler kadar sevap vardır. Amel edenlerin sevapları da hiç eksiltilmez.” (Tirmizi, Hadis no: 2677)

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Enes ibni Malik (radıyallahu anh)’a şöyle buyurmuştur:


يَا بُنَىَّ إِنْ قَدَرْتَ أَنْ تُصْبِحَ وَتُمْسِيَ لَيْسَ فِي قَلْبِكَ غِشٌّ لأَحَدٍ فَافْعَلْ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَالَ لِي ‏"‏ يَا بُنَىَّ وَذَلِكَ مِنْ سُنَّتِي وَمَنْ أَحْيَا سُنَّتِي فَقَدْ أَحَبَّنِي ‏.‏ وَمَنْ أَحَبَّنِي كَانَ مَعِي فِي الْجَنَّةِ

“Yavrucuğum! Hiçbir kimseye karşı kalbinde bir hile ve kin beslemeksizin sabahlamaya ve akşamlamaya gücün yeterse bunu mutlaka yap. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) sonra şöyle devam etti: Yavrum! İşte benim sünnetim budur. Kim benim sünnetimi yaşatırsa beni sevmiş olur. Beni seven de Cennet’te benimle birlikte olacaktır.” (Tirmizi, 2678)

Zilhicce

Zilhicce ayının fazileti ile alakalı olarak İbni Abbas (radiyallahu anhuma ecmain)’den rivayet olunduğuna göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:


مَا الْعَمَلُ فِي أَيَّامِ الْعَشْرِ أَفْضَلَ مِنَ الْعَمَلِ فِي هَذِهِ ‏"‏‏.‏ قَالُوا وَلاَ الْجِهَادُ قَالَ ‏"‏ وَلاَ الْجِهَادُ، إِلاَّ رَجُلٌ خَرَجَ يُخَاطِرُ بِنَفْسِهِ وَمَالِهِ فَلَمْ يَرْجِعْ بِشَىْءٍ

"On günlerdeki iyi ameller, bu günlerdekinden, yani teşrik günlerindekilerden daha faziletli değildir, buyurdu. Sahabiler: Cihad da mı (daha faziletli değil)? dediler. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: Cihad da; meğer ki bir kimse (Allah yolunda cihada) çıkıp canını ve malını tehlikeye atar da hiçbir şeyi geri getiremez olursa. (Buhari, Hadis no: 969; Ebu Davud, Hadis no: 2438)

Zilhicce ayında oruç tutmak  Sünnettir. İlk dokuz gün oruç tutulup onuncu gün kesilen kurban ile oruç açılması şeklinde olan Zilhicce oruçları esasında toplamda dokuz gün oruç tutulmasına karşın on gün olarak nitelenmiştir. (Nevevi, Müslim Şerhi, Hadis no: 1176)

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in hanımlarından birisinin (Ümmü Seleme radiyallahu anha) şöyle dediği rivayet edilmiştir:


كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَصُومُ تِسْعَ ذِي الْحِجَّةِ وَيَوْمَ عَاشُورَاءَ وَثَلاَثَةَ أَيَّامٍ مِنْ كُلِّ شَهْرٍ أَوَّلَ اثْنَيْنِ مِنَ الشَّهْرِ وَالْخَمِيسَ

"Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Zilhiccenin dokuz günü, aşure günü ve her ay ayın ilk pazartesi ve perşembe günleri (olmak üzere) üç gün oruç tutardı." (Ebu Davud, Hadis no: 2437; Nesai, Siyam, Hadis no: 83; Ahmed, Müsned, Hadis no: 2189)

Ebu Hureyre (radiyallahu anh)’dan rivayete göre Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) yine şöyle buyurmaktadır:


مَا مِنْ أَيَّامٍ أَحَبُّ إِلَى اللَّهِ أَنْ يُتَعَبَّدَ لَهُ فِيهَا مِنْ عَشْرِ ذِي الْحِجَّةِ يَعْدِلُ صِيَامُ كُلِّ يَوْمٍ مِنْهَا بِصِيَامِ سَنَةٍ وَقِيَامُ كُلِّ لَيْلَةٍ مِنْهَا بِقِيَامِ لَيْلَةِ الْقَدْرِ

"Salih amellerin Allah'a en ziyade sevgili olduğu günler bu on gündür! Ondaki her bir günün orucu bir yıllık oruca (sevapça) eşittir. Ondaki bir gece kıyamı (ibadetle ihya edilmesi) Kadir Gecesi'nin kıyamına (ihyasına) eşittir." (Tirmizi, Savm, Hadis no: 52; İbn Mace, Siyam, Hadis no: 39)

Zilhicce ayının girmesiyle birlikte Teşrik Tekbirleri’nin getirilmesi de Sünnet’dir. Allah Te’ala şöyle buyurmaktadır:


وَلِتُكَبِّرُواْ اللّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

(...) sizi doğru yola (hidayete) ulaştırmasına karşılık Allah'ı büyük tanımanız içindir. Umulur ki şükredersiniz. (el-Bakara 2/185);

لِّيَشْهَدُوا مَنَافِعَ لَهُمْ وَيَذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ فِي أَيَّامٍ مَّعْلُومَاتٍ عَلَىٰ مَا رَزَقَهُم مِّن بَهِيمَةِ الْأَنْعَامِ

Kendileri için bir takım yararlara şahid olsunlar ve kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde (kurban adarken) Allah'ın adını ansınlar. (el-Hacc 22/28)

İbni Ömer (radiyallahu anhuma ecmain)’den rivayet edildiği üzere, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:


ما من أيام أعظم عند الله ولا أحب إليه العمل فيهن من هذه الأيام العشر ، فأكثروا فيهن من التهليل والتكبير والتحميد

"Allah Teala nezdinde içerisinde salih amel işlenen bu on günden sevabı daha büyük ve O'nun daha çok hoşuna giden başka günler yoktur.O halde, bu günlerde bol bol tehlil (La ilahe illallah), tekbir (Allahu Ekber) ve tahmid (Elhamdulillah) getirin." (İmam Ahmed, Müsned, 7/224; Taberani, el-Mu'cem’ul Kebir)
 
Kurban kesmek isteyen kimselerin Zilhicce ayının girmesiyle ta ki kurbanını kesene kadar saç ve sakallarından, vücudundaki kıllarından ve tırnaklarından birşey almaması da rivayetlerde bildirilmiştir. Bu konuda yeralan hadisleri İmam Müslim birçok yoldan nakletmiştir. Ayrıca Tirmizi, Ebu Davud, Nesai, İbni Mace ve Darimi gibi Sünen sahipleri ile Ahmed, Müsned’de bu rivayetlere yer vermiştir. Bu konudaki hadisler Ümmü Seleme (radiyallahu anha) ile Sa’id ibni Müseyyeb (rahimahullah) yoluyla rivayet edilmiştir.

Ümmü Seleme (radiyalalhu anha)’dan rivayete göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

إِذَا دَخَلَتِ الْعَشْرُ وَأَرَادَ أَحَدُكُمْ أَنْ يُضَحِّيَ فَلاَ يَمَسَّ مِنْ شَعَرِهِ وَبَشَرِهِ شَيْئًا

Malum on gün girdi de biriniz kurban kesmek istedi mi artık (kendi) saçından ve cildinden hiç bir şeye dokunmasın!

Yine Ümmü Seleme (radiyalalhu anha)’dan diğer bir rivayete göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:


إِذَا دَخَلَ الْعَشْرُ وَعِنْدَهُ أُضْحِيَّةٌ يُرِيدُ أَنْ يُضَحِّيَ فَلاَ يَأْخُذَنَّ شَعْرًا وَلاَ يَقْلِمَنَّ ظُفُرًا

Malum on gün girdiği vakit elinde kurbanı olup kurban kesmek isteyen  kimse  (bedeninden)  asla  bir kıl almasın, tek bir tırnak kesmesin.

Ümmü Seleme (radiyalalhu anha)’nın Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den naklettiğine göre, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:


إِذَا رَأَيْتُمْ هِلاَلَ ذِي الْحِجَّةِ وَأَرَادَ أَحَدُكُمْ أَنْ يُضَحِّيَ فَلْيُمْسِكْ عَنْ شَعْرِهِ وَأَظْفَارِهِ

Zilhicce hilalini gördüğünüz vakit biriniz kurban kesmek isterse, saçlarına ve tırnaklarına dokunmaktan kendini tutsun!..

Yine Ümmü Seleme (radiyalalhu anha) yoluyla rivayet olunan bir hadisde kurban kesilinceye kadar bunlardan uzak durulması buyurulmuştur:


مَنْ كَانَ لَهُ ذِبْحٌ يَذْبَحُهُ فَإِذَا أُهِلَّ هِلاَلُ ذِي الْحِجَّةِ فَلاَ يَأْخُذَنَّ مِنْ شَعْرِهِ وَلاَ مِنْ أَظْفَارِهِ شَيْئًا حَتَّى يُضَحِّيَ

Kimin kesecek bir hayvanı varsa Zilhicce'nin hilali yenilendiği vakit ta kurbanını kesinceye kadar saçından ve tırnaklarından asla bir şey almasın!

Amr ibni Müslim ibni Ammar el-Leysi rivayet etti. (Dedi ki):


حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ مُسْلِمِ بْنِ عَمَّارٍ اللَّيْثِيُّ، قَالَ كُنَّا فِي الْحَمَّامِ قُبَيْلَ الأَضْحَى فَاطَّلَى فِيهِ نَاسٌ فَقَالَ بَعْضُ أَهْلِ الْحَمَّامِ إِنَّ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ يَكْرَهُ هَذَا أَوْ يَنْهَى عَنْهُ فَلَقِيتُ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لَهُ فَقَالَ يَا ابْنَ أَخِي هَذَا حَدِيثٌ قَدْ نُسِيَ وَتُرِكَ حَدَّثَتْنِي أُمُّ سَلَمَةَ زَوْجُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِمَعْنَى حَدِيثِ مُعَاذٍ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرٍو

Kurban Bayramı’nın öncesinde hamamda idik. Orada bazı kimseler kasık kıllarını temizlediler de hamam sahiplerinden biri: Sa’id ibni Müseyyeb bunu mekruh görüyor; yahut yasak ediyor, dedi. Az sonra ben Sa’id ibni Müseyyeb'e rastlayarak bunu kendisine andım. Sa’id: Be kardeşim oğlu! Bu unutulmuş ve terkedilmiş bir hadistir. Bana Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'in zevcesi Ümmü Seleme (radiyallahu anha) rivayet etti. (Dedi ki): Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem): buyurdular. Ravi, Mu’az'ın Muhammed ibni Amr'dan naklettiği hadis manasında rivayette bulunmuştur. (Müslim, Hadis no: 1977)

Zilhicce’nin ilk on gününde Mü’minler hacc, oruç, sadaka vb., birçok ibadeti aynı anda yapabilme imkanına sahip olmaktadırlar. Bu fırsat başka bir zamanda sözkonusu değildir. Zilhicce ayının üstün kılınması sebebiyle; bu ay içerisinde, bolca tevbe istiğfar etmek, nafileleri çoğaltmak, dua etmek, gece namazlarını kaçırmamak, tasadukkta bulunmak, sılai rahimde bulunmak, çokça Kur’an okumak, tefekkürde bulunmak, iyiliği emredip kötülükten yasaklamak bu mübarek günler sebebiyle oluşmuş manevi duygu yoğunluğu ile kişi hayatından büyük değişikliklere yolaçacak hamleler yapmalı, tesbih ve zikirlere devam etmelidir. Unutulmamalı ki, salih ameller; arınmaya ve amellerin Allah tarafından kabul edilmesine yolaçacak vesilelerdir.

Arefe Günü

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den Arefe Günü’nün faziletleri ile alakalı birçok rivayet bulunmaktadır.


أَفْضَلُ الدُّعَاءِ دُعَاءُ يَوْمِ عَرَفَةَ وَأَفْضَلُ مَا قُلْتُ أَنَا وَالنَّبِيُّونَ مِنْ قَبْلِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ

"Duaların en faziletlisi de arefe günü yapılan duadır. Benim ve benden önceki peygamberlerin söylediği en faziletli söz de: Lailahe illallah vahdehu la şerike lehu (Allah birdir, ondan başka ilah yoktur, O'nun ortağı da yoktur) sözüdür." (Tirmizi, Da'avat, Hadis no: 133, Hadis no: 3579; Malik, Muvatta, Hacc, Hadis no: 246)

Aişe (radiyallahu anha)’dan rivayet edildiğine göre:


مَا مِنْ يَوْمٍ أَكْثَرَ مِنْ أَنْ يُعْتِقَ اللَّهُ فِيهِ عَبْدًا مِنَ النَّارِ مِنْ يَوْمِ عَرَفَةَ وَإِنَّهُ لَيَدْنُو ثُمَّ يُبَاهِي بِهِمُ الْمَلاَئِكَةَ فَيَقُولُ مَا أَرَادَ هَؤُلاَءِ

"Allah, hiçbir günde, Arefe Günü’ndeki kadar bir kulu ateşten çok azat etmez. Allah mahlukata yaklaşır ve onlarla meleklere karşı iftihar eder ve: "Bunlar ne istiyorlar?" der." (Müslim, Hadis no: 1348)

Ebu Katade radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e arefe günü tutulan orucun fazileti soruldu; o da şöyle buyurdu:


صِيَامُ يَوْمِ عَرَفَةَ أَحْتَسِبُ عَلَى اللَّهِ أَنْ يُكَفِّرَ السَّنَةَ الَّتِي قَبْلَهُ وَالسَّنَةَ الَّتِي بَعْدَهُ وَصِيَامُ يَوْمِ عَاشُورَاءَ أَحْتَسِبُ عَلَى اللَّهِ أَنْ يُكَفِّرَ السَّنَةَ الَّتِي قَبْلَهُ

“Arefe günü tutulacak orucun önceki ve sonraki senenin günahlarına keffaret olacağını Allah’tan ümit ediyorum. Keza Aşura günü tutulacak orucun da önceki senenin günahlarına keffaret olacağını Allah’tan ümit ediyorum”
 
Hadisin diğer bir versiyonunda ise şöyle geçmektedir:


قَالَ وَسُئِلَ عَنْ صَوْمِ يَوْمِ عَرَفَةَ فَقَالَ ‏"‏ يُكَفِّرُ السَّنَةَ الْمَاضِيَةَ وَالْبَاقِيَةَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَسُئِلَ عَنْ صَوْمِ يَوْمِ عَاشُورَاءَ فَقَالَ ‏"‏ يُكَفِّرُ السَّنَةَ الْمَاضِيَةَ

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e Arafe Günü oruç tutmanın hükmü de soruldu, Rasulullah şöyle buyurdu: Bu oruç geçen sene ile gelecek  senenin   günahlarına   keffaret olur. Aşura Günü oruç tutmanın hükmü dahi soruldu. Rasulullah şöyle buyurdu: Bu oruç geçen senenin günahlarına keffaret olur. (Müslim, Siyam, Hadis no: 196-197, Hadisno: 1162; Tirmizi, Savm, Hadis no: 46/48, Hadis no: 749; İbn Mace, Siyam, Hadis no: 40; Ebu Davud, Savm, Hadis no: 54)

İmam Nevevi, bu hadis hakkında şunları söylemiştir:

Arafe Günü’nde oruç tutmak bütün küçük günahlara keffaret olur diğer bir deyişle (Arafe Günü oruç tutmak) büyük günahlar dışındaki bütün günahların bağışlanmasına vesile olur. Arafe Günü’nde oruç tutmak iki yıl (günahları) için keffaret olur, Aşura Günü ise bir yıl için kefarettir, ve (yine bunun gibi) bir kimsenin Amin (deyiş)i meleklerinkine denk düşerse daha önceden işlemiş olduğu (küçük) günahları affolunur. Bahsi geçen hususlardan her biri, kefarete vesile olabilir. Eğer kişi, küçük günaha keffaret olabilecek birşey yaparsa (bu ameli) ona keffaret olur; eğer (bir kişinin) ne küçük ne de büyük günahı yoksa (bu durumda bu amelin karşılığı olarak) kişiye salih amel olarak yazılır ve bu sebeple kişinin (dünyada ve ahirette Allah nezdindeki) derecesi artar. Eğer bir kimsenin hiç küçük günahı yoksa ve bir yada daha fazla büyük günahı varsa, bunun o kişinin büyük günahını azaltmasını umarız.” (Nevevi, el-Mecmu Şerh’ul Muhazzeb)

Bayram Günleri


Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Allah katında en önemli günlerden bahis ederek şöyle buyurmuştur:

إِنَّ أَعْظَمَ الأَيَّامِ عِنْدَ اللَّهِ تَبَارَكَ وَتَعَالَى يَوْمُ النَّحْرِ ثُمَّ يَوْمُ الْقَرِّ

Allah katında en önemli günler Kurban bayramının ilk günü ve onu takip eden gündür. (Ebu Davud, Hadis no: 1765)

Allah Te’ala, kişinin bu dönemde elde edebileceği hayırlardan biri olan kurban kesimi ile alakalı olarak şöyle buyurmaktadır:


إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ

"Biz gerçekten sana kevseri verdik. Sen de Rabbin için namaz kıl ve kurban kes!" (el-Kevser 108/1-2)

وَلِكُلِّ أُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنسَكاً لِيَذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَى مَا رَزَقَهُم مِّن بَهِيمَةِ الْأَنْعَامِ

"Biz her ümmete kurban ibadeti koyduk ki Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanları keserken O'nun adını ansınlar..." (el-Hacc 22/34)

لَن يَنَالَ اللَّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا وَلَكِن يَنَالُهُ التَّقْوَى

Onların etleri ve kanları kesin olarak Allah'a ulaşmaz, ancak O'na sizden takva ulaşır. (el-Hacc 22/37)

Bera ibni Azib (radiyallahu anh)’dan Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in bayram hutbesinde şöyle buyurduğunu işittiği rivayet etmiştir:


إِنَّ أَوَّلَ مَا نَبْدَأُ مِنْ يَوْمِنَا هَذَا أَنْ نُصَلِّيَ، ثُمَّ نَرْجِعَ فَنَنْحَرَ، فَمَنْ فَعَلَ فَقَدْ أَصَابَ سُنَّتَنَا

"Bu günümüzde yapacağımız ilk şey namaz kılmamızdır. Ondan sonra (evlerimize) dönmemiz ve kurban kesmemizdir. Her kim böyle yaparsa muhakkak bizim sünnetimize uygun iş yapmış olur." (Buhari, Hadis no: 951)

Aişe (radiyallahu anha), Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:


مَا عَمِلَ آدَمِيٌّ مِنْ عَمَلٍ يَوْمَ النَّحْرِ أَحَبَّ إِلَى اللَّهِ مِنْ إِهْرَاقِ الدَّمِ إِنَّهَا لَتَأْتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِقُرُونِهَا وَأَشْعَارِهَا وَأَظْلاَفِهَا وَإِنَّ الدَّمَ لَيَقَعُ مِنَ اللَّهِ بِمَكَانٍ قَبْلَ أَنْ يَقَعَ مِنَ الأَرْضِ فَطِيبُوا بِهَا نَفْسًا

"Hiçbir kul, kurban günü, Allah indinde, kurban kanı ak‎ıtmaktan daha sevimli bir i‏ş yapamaz. Zira kesilen hayvan, kıyamet günü boynuzlar‎ıyla, kı‎lları‎yla tırnakları‎yla gelecektir. Kesilen kurbanın kanı‎ yere düş‏meden önce Allah nezdinde yüce bir mevkiye ulaşı‏‎r. O halde, gönül hoşluğu ile kurbanlarınızı kesin." (Tirmizi; Edahi, Hadis no: 1, Hadis no: 1493)

İbni Kudame şöyle demiştir:


وَإِنْ ذَبَحَهَا بِيَدِهِ كَانَ أَفْضَلَ ؛ لِأَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ضَحَّى بِكَبْشَيْنِ أَقْرَنَيْنِ أَمْلَحَيْنِ ، ذَبَحَهُمَا بِيَدِهِ ، وَسَمَّى وَكَبَّرَ ، وَوَضَعَ رِجْلَهُ عَلَى صِفَاحِهِمَا . وَنَحَرَ مِنْ الْبُدْنِ الَّتِي سَاقَهَا فِي حِجَّتِهِ ثَلَاثًا وَسِتِّينَ بَدَنَةً بِيَدِهِ .
فَإِنْ اسْتَنَابَ فِيهَا ، جَازَ ؛ لِأَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ اسْتَنَابَ مَنْ نَحَرَ بَاقِيَ بُدْنِهِ بَعْدَ ثَلَاثٍ وَسِتِّينَ . وَهَذَا لَا خلاف فِيهِ . وَيُسْتَحَبُّ أَنْ يَحْضُرَ ذَبْحَهَ

Eğer kendi eliyle kurbanını keserse bu Efdaldir çünkü Nebi sallallahu aleyhi ve sellem siyah benekli iki boynuzlu koçu kendi eliyle kesmiştir. Onları, kendi eliyle kesmiş, Bismillah Allahu ekber demiş, ayağını boyunlarının üzerine koymuş ve Hacc için getirdiği develerden altmışüç tanesini kendi eliyle kesmiştir. Eğer başka birini kendi adına kurbanını kesmesi için tayin ederse bu da Ca’izdir çünki nebi sallallahu aleyhi ve sellem, altmışüç deveyi kestikten sonra geriye kalanları kesmesi için başkasını tayin etmiştir. Bu hususta hiçbir hilaf (görüş ayrılığı) yoktur. Kurban kesilirken orada hazır bulunmak Müstehabb’dır. (İbni Kudame, el-Muğni, 13/389-390)

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bayram günlerinin yeme içme günü olduğunu bildirmiştir bu günlerde oruç tutmak yasaktır.

İbni Hacer dedi ki:


أن إظهار السرور في الأعياد من شعائر الدين

İyd (bayram) günlerinde neşeyi ve sevinci göstermek Din’in şiarlarındandır. (İbni Hacer, Feth’ul Bari, 2/514)

يَوْمُ عَرَفَةَ وَيَوْمُ النَّحْرِ وَأَيَّامُ التَّشْرِيقِ عِيدُنَا أَهْلَ الإِسْلاَمِ وَهِيَ أَيَّامُ أَكْلٍ وَشُرْبٍ

"Arafe Günü, Nahr Günü (kurbanın birinci günü) ve Teşrik Günleri (kurbanın 2, 3 ve 4. günleri) biz Müslümanların bayramıdır. Bu günler yeme ve içme günleridir." (Ebu Davud, Savm, Hadis no: 49, Hadis no: 2419; Tirmizi; Savm, Hadis no: 59, Hadis no: 773; Nesai, Menasik, Hadis no: 195; Darimi, Savm, Hadis no: 47; Ahmed, Müsned, 4/152; Hakim, Müstedrek, 1/434; Beyheki, es-Sünen'ül Kübra, 4/298)

Ümmü Hani'nin azatlısı Ebu Mürre'den rivayet edildiğine göre Abdullah ibni Amr ibn’ul As (radiyallahu anhuma ecmain) ile birlikte Abdullah'ın babası Amr ibn’ul As (radiyallahu anh)'ın huzuruna girmiş. Amr ibn’ul As (radiyallahu anh) onlara yemek getirip:


فَقَالَ كُلْ ‏.‏ فَقَالَ إِنِّي صَائِمٌ ‏.‏ فَقَالَ عَمْرٌو كُلْ فَهَذِهِ الأَيَّامُ الَّتِي كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَأْمُرُنَا بِإِفْطَارِهَا وَيَنْهَانَا عَنْ صِيَامِهَ

Ye! demiş. Abdullah: Ben oruçluyum deyince Amr ona şöyle demiş: Ye, bugünler Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in bize oruç tutmamayı emredip, tutmayı men'ettiği günlerdir. Ravi Malik dedi ki; O günler teşrik günleridir. (Ebu Davud, Hadis no: 2418; Malik, Muvatta, Hacc, Hadis no: 137; Hakim, Müstedrek, 1/435)

İbni Ezher'in azatlısı Ebu Ubeyd'den naklen rivayet edildiğine göre o şöyle dedi:


مَوْلَى ابْنِ أَزْهَرَ قَالَ شَهِدْتُ الْعِيدَ مَعَ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ فَقَالَ هَذَانِ يَوْمَانِ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ صِيَامِهِمَا يَوْمُ فِطْرِكُمْ مِنْ صِيَامِكُمْ، وَالْيَوْمُ الآخَرُ تَأْكُلُونَ فِيهِ مِنْ نُسُكِكُمْ‏

Ömer ibn’ul Hattab (radiyallahu anh) ile beraber bayramda bulundum. Ömer gelerek bayram namazını kıldırdı. Sonra namazdan çıkıp cemaata hutbe okudu ve: Şüphesiz bu iki günde Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) oruç tutmayı yasaklamıştır. Bunlar orucunuzu bitirip oruç açtığınız gün ile kurbanlıklarınızdan yediğiniz gündür. (Buhari, Hadis no: 1990; Müslim, Hadis no: 5070-5072; Ebu Davud, Hadis no: 2416; Tirmizi, Hadis no: 771; İbni Mace, Hadis no: 1722)

Metinlerine yer verdiğimiz Amr ibn’ul As (radiyallahu anh) ile Ömer ibn’ul Hattab (radiyallahu anh) hadisleri dışında, Müslim iligili bab’da (Ramazan ve Kurban Bayamı Günlerinde Oruç Tutmakten Nehiy Babı) ayrıca Ebu Hureyre (radiyallahu anh), Ebu Sa’id (radiyallahu anh), İbni Ömer (radiyallahu anhuma ecmain), Aişe (radiyalalhu anha)’dan da bayram günlerinde oruç tutmanın yasaklanmış olduğunu rivayet etmiştir.

İbni Receb el-Hanbeli, bayram günlerinde süslenme ve güzel giyinmenin Müstehabb olması hususunda şunları söylemiştir:


وهذا التزين في العيد يستوي فيه الخارج إلى الصلاة، والجالس في بيته ، حتى النساء ، والأطفال

İyd günlerinde süslenme (bayram) namaz(ı) için dışarıya çıkan, evde kalan hatta kadınlar ve küçük çocuklar içindir. (İbni Receb, Feth'ul Bari, 6/72)

Bayram günlerinde ziyaretleşme hususunda İbni Hacer şunları söylemiştir:


ليزور أقاربه الأحياء والأموات ، وقيل : ليصل رحمه

Denildiğine göre böyle yapmanın (Bayram Namazlarında eve farklı yoldan dönmenin) hikmeti şudur ki, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yaşayan ve ölmüş olan akrabalarını ziyaret etmek maksadıyla farklı yollardan gidip gelmiştir. Denildiğine göre (Rasulullah) bunu sılai rahim sebebiyle yapmıştır. (İbni Receb, Feth'ul Bari, 2/473)

Bayramda tebrikleşme ve tebrik ifadesi olarak ''Takabbelallah minna ve minkum (Allah bizden ve sizden kabul etsin)" sözünün kullanılmasına gelince. Bu hususta çok zayıf birkaç nakil dışında Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den sahih bir nakil yoktur. Lakin bu tebrikleşme sahabelerden nakledilmiştir. Bu tebrikleşmenin Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den sabit olmaması sebebiyle bu şekilde tebrikleşmenin bir ibadet ve sünnet olarak algılanmasının yanlış olduğunu belirtmekte fayda vardır. Bu şekilde tebrikleşme (ibadet ve sünnet kasdıyla değil de, sahabelerin birbirlerini tebrik ettiği biçimde tebrikleşme) olarak yapılmasında da bir sakınca yoktur Allahu A’lem.

İbni Hacer, hasen olduğunu belirterek, Cübeyr İbni Nufeyr (radiyallahu anh)’dan şöyle dediğini nakleder:


كَانَ أَصْحَابُ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِذَا اِلْتَقَوْا يَوْمَ الْعِيدِ يَقُولُ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ : تَقَبَّلَ اللَّهُ مِنَّا وَمِنْك

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sahabeleri, bayram günlerinde birbirlerine rastladıklarında ''Takabbelallah minna ve minkum" derlerdi. (İbni Hacer, Feth’ul Bari, 2/446, Hadis no: 952)

İmam Ahmed (rahimahullah)’ın bunda bir beis görmediği nakledilmiştir:


وَلا بَأْسَ أَنْ يَقُولَ الرَّجُل لِلرَّجُلِ يَوْمَ الْعِيدِ : تَقَبَّلَ اللَّهُ مِنَّا وَمِنْك

Bayram gününde bir kimsenin diğerine "Takabbelallah minna ve minkum" demesinde bir beis yoktur. (İbni Kudame, Muğni)

İbni Kudame el-Muğni'de, şöyle der: İbni Akil, tebrikleşmeyle alakalı rivayetlere yer vermiştir. Bunlardan biri İbni Ziyad'ın şöyle demesidir: Ben, Ebu Umame el-Bahili ile ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in diğer başka sahabeleri ile birlikteydim. Bayramda karşılaştıklarında birbirlerine "Takabbelallah minna ve minkum" derlerdi. Ahmed Ebu Umame rivayeti ceyyid'dir demiştir. (İbni Kudame el-Muğni, 2/259; 3/294-295, 313 nolu dipnot)

İmam Malik (rahimehullah)’a soruldu:


أيُكره للرجل أن يقول لأخيه إذا انصرف من العيد : تقبل الله منا ومنك ، وغفر الله لنا ولك ، ويرد عليه أخوه مثل ذلك ؟ قال : لا يكره

Bir kimsenin bayram namazını kıldıktan sonra (din) kardeşine, Tekaballahu minna ve minke ve ğaferallahu lena ve leke (Allah bizden ve sizden kabul buyursun, Allah bizi ve seni bağışlasın)!.. demesi ve (din) kardeşinin de ona benzeriyle karşılık vermesi Mekruh mudur? (İmam Malik) dedi ki: Hayır, Mekruh değildir. (el-Munteka Şerh'ul Muvatta, 1/322)

İbni Teymiyye kendisine yöneltilen bir soruya verdiği cevabta şöyle der:


أَمَّا التَّهْنِئَةُ يَوْمَ الْعِيدِ يَقُولُ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ إذَا لَقِيَهُ بَعْدَ صَلاةِ الْعِيدِ : تَقَبَّلَ اللَّهُ مِنَّا وَمِنْكُمْ , وَأَحَالَهُ اللَّهُ عَلَيْك , وَنَحْوُ ذَلِكَ , فَهَذَا قَدْ رُوِيَ عَنْ طَائِفَةٍ مِنْ الصَّحَابَةِ أَنَّهُمْ كَانُوا يَفْعَلُونَهُ وَرَخَّصَ فِيهِ , الأَئِمَّةُ , كَأَحْمَدَ وَغَيْرِهِ . لَكِنْ قَالَ أَحْمَدُ : أَنَا لا أَبْتَدِئُ أَحَدًا , فَإِنْ ابْتَدَأَنِي أَحَدٌ أَجَبْته , وَذَلِكَ لأَنَّ جَوَابَ التَّحِيَّةِ وَاجِبٌ , وَأَمَّا الابْتِدَاءُ بِالتَّهْنِئَةِ فَلَيْسَ سُنَّةً مَأْمُورًا بِهَا , وَلا هُوَ أَيْضًا مَا نُهِيَ عَنْهُ , فَمَنْ فَعَلَهُ فَلَهُ قُدْوَةٌ , وَمَنْ تَرَكَهُ فَلَهُ قُدْوَةٌ . وَاَللَّهُ أَعْلَمُ

"İnsanların bayram namazından sonra birbirlerini "Takabbelallah minna ve minkum" diyerek selamlamaları hususunda; rivayetlere göre bazı sahabe bunu yapmış ve alimler buna cevaz vermiştir. Ancak İmam Ahmed: Ben hiç kimseye bu sözü söyleyerek onu tebrik etmem ama birisi beni bu şekilde tebrik ederse onu aynı şekilde tebrik ederim. Bunun sebebi, selama karşılık vermenin zorunlu olması ama selama ilk başlama, sünnet olmadığı gibi yasaklanmamıştır da. Herkim bu şekilde tebrikleşirse (seleften bu şekilde tebrikleşmenin) örneği vardır, bunu yapmayan kimsenin de öncekilerden bir örneği vardır demiştir." (Mecmu’ul Feteva, 24/253; Feteva el-Kübra, 2/228)

Bundan sonra, İbni Kudame’nin el-Umde isimli eserinden Bayram Namazları Babı ile Kurbanlıklar Babı’nı alıntılayarak yazıya son vermiş olacağız inşallah.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1244
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: Zilhicce, Arefe ve Bayram Günleri
« Yanıtla #1 : 15.09.2015, 00:56 »


Bayram namazları farz-ı kifâyedir ve eğer şehir âhalîsinden kırk kişi kılarsa diğerlerinden sâkıt olur.

Vakti güneşin yükselmesinden zevâle (öğle vaktine) kadar olan süredir.

(Bayram namazı hakkında) sünnet olan; musallâda (açık arâzîde namaz için ta’yîn edilen yerde) kılmak; Kurbân Bayramı’nda (namaz için) acele etmek, Ramazân Bayramı’nda (namazı) geciktirmek; Ramazân Bayramı’na hâs olarak namazdan önce kahvaltı etmektir. Yine (bayram namazından önce) gusl etmek, temizlenmek (temiz elbise giymek) ve güzel koku sürünmek de sünnet’tir.

Namaz vakti olduğunda; imâm öne çıkar, ezânsız ve ikâmetsiz, iki rek’ât namaz kıldırır. İlk rek’âtte; başlangıç tekbîri ile birlikte yedi defa tekbîr getirir. İkinci rek’âtte; (secdeden kıyâma kalkarken getirdiği) kıyâm tekbîri dışında beş tekbîr getirir. Her tekbîrde ellerini kaldırır.174 Her iki tekbîr arasında, Allâh’a hamd eder ve Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e salât gönderir. Sonra, Fâtiha (Sûresi’ni) ve başka bir sûreyi cehren (açıktan ve yük-sek sesle) okur.175 Selâm verdikten sonra iki hutbe verir. Eğer Fıtır (Ramazân Bayramı) ise; sadaka vermeye teşvîk eder ve ahkâmını açıklar. Adhâ (Kurbân Bayramı) ise kurbân ahkâmını açıklar.176

(Namazda getirilen) zevâid tekbîrleri ve (namazdan sonra) iki hutbe îrâd etmek sünnet’tir. Musallâda bayram namazından ne önce ne de sonra nâfile (namaz) kılınmaz.

Namaza imâm selâm vermeden yetişen, namazı kendi sıfatı üzere (bayram namazı şeklinde tekbîrleri ile) tamamlar. Yetişemeyenin ise kazâ etmesi gerekmez. Eğer isterse nâfile olarak kılar; bu takdirde ister iki rek’ât kı-lar, isterse dört rek’ât kılar, isterse kendi sıfatı üzere (bayram namazı şeklinde tekbîrleri ile) kılar.

Bayram gecelerinde tekbîr getirmek müstehabb’tır.

Yine Kurbân Bayramı’nda; Arefe Günü, sabah namazından başlayarak Teşrîk Günleri’nin sonuncu günü (dördüncü günde) ikindi namazına kadar cemâ’at ile kılınan farz namazlardan sonra tekbîr getirilir. İhrâma giren dışında ki o; Kurbân (Bayramı) günü öğle namazından, Teşrîk Günleri’nin sonuncu günü ikindi namazına kadar tekbîr getirir. Tekbîr lafzı (aynı ezân-daki gibi) ikişer defa tekrarlanarak söylenir:


«اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ، وَاللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ وَلِلَّهِ الْحَمْدُ»
“Allâh en büyüktür! Allâh en büyüktür! Allâh’tan başka -ibâdete lâyık hak- ilah yoktur! Allâh en büyüktür! Allâh en büyüktür! Hamd Allâh’a mahsûstur!”177


Alıntı
Dipnotlar:

174 Başlangıç tekbîrinden sonra İftiftâh Du’â’sı (Subhâneke vb.) okunur. Daha sonra tekbîrlere geçilir. Tekbîrler bittikten sonra İstiâze (ardından Besmele) ve onun ardından kır’âat başlar. (el-Muğnî, 3/273)

175 Müslim, Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in cuma ve bayram namazlarında birinci rek’âtte el-’lâ, ikinci rek’âtte el-Gâşiye Sûreleri’ni okuduğunu rivâyet et-miştir. O yüzden İmâm Ahmed Rahimehullâh bunu müstehabb görmüştür. (el-Muğnî, 3/269)

176 Zâd’ul Mustaknî’ adlı eserde şöyle denilmiştir: “Hutbelerin ilkine dokuz tekbîr ile ikincisine ise yedi tekbîr ile başlar.” (Zâd’ul Mustaknî’, sf 63)

177 İbnu Ebî Şeybe, el-Musannef, Hadîs no: 5650 ve devamındaki rivâyetlerde İbnu Mes’ûd, Ali ve seleften bir cemâ’atin Radiyallâhu Anhum uygulaması olarak nakletmiştir. Hadîs, Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in fiili olarak da nakledilmiştir ancak Taberânî bunu merfû’ olarak naklettikten sonra hadîsin bu şekliyle zayıf olduğunu ifâde etmiştir. (ed-Da’vât’ul Kebîr, Hadîs no: 540 ayrıca el-Mu’cem’ul Kebîr, Hadîs no: 9538)




(Ka’be’ye hediye olarak kesilen) Hedy ve (Kurbân Bayramı’nda kesilen) Udhiye sünnet’tir, nezir (adak) olmadıkça vâcib değildir. Kurbân kesmek, ücretini tasadduk etmekten, efdaldır. Kurbânlıklardan efdal olanları; develer sonra sığırlar sonra da (koyun ve keçi gibi) davar türünden olanlardır. Kurbânlık olarak en iyisini ve en besili/yağlı olanını seçmek müstehabb’tır.
Koyunda cez’e’den (altı ayını doldurup yedinci ayına girenden) aşağısı diğerlerinde ise seni’den (kesici dişi kaybetme yaşına ulaşmış hayvandan) aşağısı câiz değildir. Keçi için “seni”, bir yaşını doldurmuş; deve için beş yaşını doldurmuş; sığır için ise iki yaşını doldurmuş olandır.
Bir şât (koyun veya keçi) bir kişi; bir deve ve bir sığır yedi kişi için yeterlidir. Şunlar kurbân olarak kesilmez:

(Bir veya iki gözü) kör oluşu aşikâr olan kör hayvan, acfa (kemiğinde ilik kalmayacak kadar zayıf olan bir deri bir kemik kalmış) hayvan, topallaması aşikâr olan topal hayvan, hastalığı aşikâr olan hasta hayvan, kırık boynuzlu yahut kulağı kesik olup boynuzunun veya kulağının büyük kısmını kaybetmiş hayvan.

Tamamıyla boynuzsuz olan koyun, kuyruğunun çoğu kesilmiş hayvan, iğdiş edilmiş hayvan, kulağı yarılmış veya delinmiş yahut (kulağının) yarısından azı kesilmiş hayvan ise (kurbân olarak) yeterlidir.269

Develeri ayakta (boyun ve göğsün birleştiği noktaya bıçağı saplamak sûretiyle) sol ön ayağı bağlı olarak boğazlamak; sığır ve davarları (keçi ve koyunları) yanları üzere yatırarak kesmek (kurbân etmek), sünnet’tir. Kesim sırasında şöyle denilir:


«بِاسْمِ اللَّهِ، واللَّهُ أَكْبَرُ اَللَّهُمَّ هَذَا مِنْكَ وَلَكَ»

“Allâh’ın ismiyle, Allâh en büyüktür! Allâh’ım bu Sen’dendir ve Sen’in içindir!”270

Müslümandan başkasının kurbânı kesmesi müstehabb değildir. Kurbânın sâhibi tarafından kesilmesi efdaldır.

Kesim vakti, Bayram Günü, Bayram Namazı sonrasından Teşrîk Günleri’nin ikinci gününün sonuna kadardır. Kurbân kesecek kişinin: “Bu Udhiye’dir (kurbândır)” demesiyle hayvan Udhiye (kurbân) olur. Bunun gibi, Hedy olduğunu belirtmek için “Bu Hedy’dir!” der ve niyetle beraber hayvanı işâretler yahut hayvanın boynuna gerdanlık asar.

Kesene (kasaba) ücret olarak kestiği hayvandan (hiç birşey) verilmez. Kurbânın üçte birini yemek, üçte birini hediye etmek (ikrâm etmek) ve üçte birini tasadduk etmek (sadaka olarak vermek) sünnet’tir. Üçte birinden fazlasını yediyse bu câizdir. Kurbânın derisinden istifâde edebilir ancak ne derisini ne de kurbândan herhangi birşeyi satamaz. Hedy’e gelince; tetavvu’ (nâfile) olduğunda, (adına kesilen şahsın) biraz yemesi müstehabb’tır. Bu Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in (kendi adına kestiği ve kestirdiği) her cezur (Hedy deve)den bir parçanın kopartılıp, pişirilmesini emredip; etinden yemesi ve suyundan içmesinden dolayıdır.271 (Hacc ile Umre’nin beraber yapıldığı) temettu’ ve kırân hedy’i dışında, vâcib olan (adak kurbânı vb.) kurbândan, adına kesilen şahıs (hiçbir şey; eti, suyu vs.) yiyemez. Ayrıca, Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:


«مَنْ أرَادَ أنْ يُضَحِّيَ فَدَخَلَ الْعَشْرُ فَلَا يَأْخُذْ مِنْ شَعْرِهِ وَلَا مِنْ بَشَرَتَهِ شَيْئًا حَتَّى يُضَحِّيَ»

“Kurbân kesecek olan, (Zi’l Hicce ayından) ilk on gün başladıktan kurbân kesene kadar, saçından ve tırnaklarından birşey almasın!272



Alıntı
Dipnotlar:

269- El-Umde’yi şerheden Bahâ’uddîn el-Makdisî Rahimehullâh bu ibârenin açıklamasında şöyle demektedir: “Kulağının yarısından azı kesilmiş hayvan kurbân için yeterlidir. Çünkü bu az bir şeydir ve bundan kaçınmak mümkün değildir. Biz bunun cevâzı husûsunda bir ihtilâf bilmiyoruz.” (el-Udde, 1/316)

270- Yakın lafızlarla Ebû Dâvud, Hadîs no: 2795, Câbir Radiyallâhu Anh’dan. Begavî, bu rivâyeti “Mesâbîh’us Sunne, Hadîs no: 1033”de (1/491) kurbân kesmeyle alâkalı hasen hadîsler arasında zikretmiştir.

271- Müslim, Hadîs no: 1218, Câbir Radiyallâhu Anh’dan.

272- Yakın lafızlarla Müslim, Hadîs no: 1977, Ümmü Seleme Radiyallâhu Anha’dan.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Es-Sarimu'l-Meslul

  • Ziyaretçi
Ynt: Zilhicce, Arefe ve Bayram Günleri
« Yanıtla #2 : 23.08.2017, 21:57 »

Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye Rahimehullahu Teala’ya, Zi’l-Hicce’nin ilk on gününden ve Ramaza’nın son on gününden soruldu. Bunlardan hangisi daha faziletlidir?

Şeyhu’l-İslam cevaben dedi ki:


“Zi’l-Hicce’nin (ilk) on günü, Ramazan’ın (ilk) on gün ve gecelerinden faziletlidir. Ramaza’nın son on günü ise Zi’l-Hicce’nin (ilk) on gününden faziletlidir.” [Mecmu’ul-Fetava 25/287]

Yine Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye Rahimehullahu Teala dediki:

"Zi’l-Hicce’nin (ilk) on gününü, gece ve gündüz ibadet ile geçirmek, kişinin canıyla ve malıyla katılmadığı cihaddan bile daha faziletlidir. Bu günden başka yapılan ibadetler ise; sahih ve meşhur haberlere göre cihad ile denktir…"
[el-Feteva'ul-Kubra 5/342]


Çevrimdışı Sırât-ı Müstakîm

  • Özel Üye
  • Newbie
  • *
  • İleti: 30
  • Değerlendirme Puanı: +0/-0
ZİLHİCCENİN ON GÜNÜNÜN ÜSTÜNLÜĞÜ
« Yanıtla #3 : 18.07.2020, 07:41 »
ZİLHİCCENİN ON GÜNÜNÜN ÜSTÜNLÜĞÜ[1]

İbni Kayyim (Rahimehullah) Za'du'l-Mead isimli eserinde şöyle demiştir:

Zilhicce ayının (ilk) on gününün diğer günlere üstün kılınması da böyledir. Zira bu günler Allah katında en faziletli günlerdir. Sahih-i Buharî'de İbn Abbas'tan -Allah ondan ve babasından razı olsun- rivayet edilmektedir ki: "Allah Rasûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem); Salih amelin Allah katında bu on günden daha sevimli olduğu günler yoktur, buyurdu. Allah yolunda cihad da mı? diye sordular. Evet, Allah yolunda cihad da. Ancak bir adam ki, canını malını ortaya koyup cihada çıkıyor, sonra bunlardan hiçbir şeyle geri dönmüyor. İşte bu müstesna, karşılığını verdi."[2]

Allah'ın kitabında: "Tan yerinin ağarmasına ve on geceye and olsun..." (Fecr, 89/1-2.) diyerek adlarına yemin ettiği on gün işte bunlardır. Bu sebeple o günlerde bol bol tekbir getirmek "Lâ ilahe illallah" ve "Elhamdülillah" demek müstehabtır. Nitekim Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): "O günlerde bol bol tekbir getirin; Lâ ilahe illallah ve Elhamdülillah deyin." buyurmuştur.[3]

Bu günlerin diğer günlere nisbeti, hac vazifesinin ifâ edildiği yerlerin diğer mevkilere nisbeti gibidir.


***
Zilhicce Orucu:[4]

Zilhicce'nin 10. günü orucuna gelince, bu konuda ihtilâf edilmiştir. Hz. Âişe Radiyallahu Anha: "Hz. Peygamber'i (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Zilhicce'nin onuncu günü kesinlikle oruçlu görmedim." demiştir. Hadisi Müslim kaydetmiştir.[5]

Hz. Hafsa Radiyallahu Anha der ki: Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) dört şeyi terketmemiştir: "Aşure günü, Zilhicce'nin onuncu günü ve her aydan üç gün oruç tutmak ile sabah namazının iki rekât sünneti."  Hadisi İmam Ahmed (Rahmetullahi Aleyh) rivayet etmiştir.[6]

İmam Ahmed'in, hanımlarından birinden naklettiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Zilhicce'nin dokuzuncu günü, aşure günü (Muharrem'in 10. günü), her aydan üç gün yahut pazartesi ile perşembe günü oruç tutardı. Başka bir rivayette de: "İki perşembeyi" şeklinde geçmektedir.[7]

Şayet hadîs sahihse, isbat eden, yasaklayana tercih edilir.
 1. İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 1/51-52.
 2. Buhari (13/11), şu metinle rivayet ediyor: "Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): Diğer günlerde amel bu günlerde olduğu kadar faziletli değildir, buyurdu. Cihad da mı? diye sordular. Evet, cihad da. Ancak bir adam ki canını, malını tehlikeye atarak cihada çıkıyor, hiçbir şey getirmiyor, işte bu müstesna, cevabını verdi." Yukarıda geçen metin şu kaynaklarda yer almaktadır: Ebu Davud, 2438; Tirmizi, 757; İbn Mâce, 1727. İsnadı sahihtir.
 3. Taberanî, Kebîr, 3/110/1. Hadisin tam metni şöyledir: "Allah katında Zilhicce'nin on gününden daha büyük ve amel işlemenin Allah'a daha sevimli olduğu günler yoktur. Bu yüzden o günlerde bol bol "Subhanallah ", "Elhamdulillah ", "Lâ ilahe illallah " deyin ve çokça tekbir getirin." Biri dışında hadisin râvileri sikadır. O râvinin, bu hadisin rivâyetindeki son cümlesine mutabaat edilmemiştir. Bununla birlikte Münzirî, et-Tergîb ve'l-Terhîb'de (2/24), isnadını ceyyid saymış ve Heysemî de Mecmau'z-Zevâid'de (4/17): "Râvileri sahih râvilerdir" demiştir.
 4. İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 2/84-85.
 5. Müslim, 1176.
 6. Ahmed, 6/287. Ebu İshak el-Eşcaî el-Kûfî, Amr b. Kays el-Melâî-el-Hurr b. Sayâh-Hüneyde b. Hâlid el-Huzaî-Hafsa senediyle rivayet etmiştir. Ebu îshak meçhuldür. Diğer râvileri sikadır.
 7. Ahmed, 6/288; Ebu Davud, 2437; Nesâî, 4/205. Hz. Peygamber'in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hanımlarından birisinden.
Muhammed bin Abdulvehhab (Rahîmehullah) şöyle der: Muvahhidlerin avamından olan bir kimse bu müşriklerin âlimlerinden bin tanesine galip gelir! Tıpkı Yüce Allah’ın şöyle buyurduğu gibi: “Bizim ordularımız kesinlikle galip gelecektir.”  (Saffat: 173) Yüce Allah’ın ordusu, kılıç ve mızraklar ile galip oldukları gibi hüccet ve lisan ile de galiptirler. Asıl korkması gereken kişi, bu yolda yürüdüğü halde beraberinde (ilimden) bir silahı olmayan muvahhiddir. (Cevahiru’l Mudiyye Sayfa:35, Muvahhid Yayınları)

Çevrimdışı Izhâr'ud Dîn

  • Özel Üye
  • Sr. Member
  • *
  • İleti: 258
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: Zilhicce, Arefe ve Bayram Günleri
« Yanıtla #4 : 30.07.2020, 05:05 »
Arefe Günü

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den Arefe Günü’nün faziletleri ile alakalı birçok rivayet bulunmaktadır.


أَفْضَلُ الدُّعَاءِ دُعَاءُ يَوْمِ عَرَفَةَ وَأَفْضَلُ مَا قُلْتُ أَنَا وَالنَّبِيُّونَ مِنْ قَبْلِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ

"Duaların en faziletlisi de arefe günü yapılan duadır. Benim ve benden önceki peygamberlerin söylediği en faziletli söz de: Lailahe illallah vahdehu la şerike lehu (Allah birdir, ondan başka ilah yoktur, O'nun ortağı da yoktur) sözüdür." (Tirmizi, Da'avat, Hadis no: 133, Hadis no: 3579; Malik, Muvatta, Hacc, Hadis no: 246)

Aişe (radiyallahu anha)’dan rivayet edildiğine göre:


مَا مِنْ يَوْمٍ أَكْثَرَ مِنْ أَنْ يُعْتِقَ اللَّهُ فِيهِ عَبْدًا مِنَ النَّارِ مِنْ يَوْمِ عَرَفَةَ وَإِنَّهُ لَيَدْنُو ثُمَّ يُبَاهِي بِهِمُ الْمَلاَئِكَةَ فَيَقُولُ مَا أَرَادَ هَؤُلاَءِ

"Allah, hiçbir günde, Arefe Günü’ndeki kadar bir kulu ateşten çok azat etmez. Allah mahlukata yaklaşır ve onlarla meleklere karşı iftihar eder ve: "Bunlar ne istiyorlar?" der." (Müslim, Hadis no: 1348)

Ebu Katade radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e arefe günü tutulan orucun fazileti soruldu; o da şöyle buyurdu:


صِيَامُ يَوْمِ عَرَفَةَ أَحْتَسِبُ عَلَى اللَّهِ أَنْ يُكَفِّرَ السَّنَةَ الَّتِي قَبْلَهُ وَالسَّنَةَ الَّتِي بَعْدَهُ وَصِيَامُ يَوْمِ عَاشُورَاءَ أَحْتَسِبُ عَلَى اللَّهِ أَنْ يُكَفِّرَ السَّنَةَ الَّتِي قَبْلَهُ

“Arefe günü tutulacak orucun önceki ve sonraki senenin günahlarına keffaret olacağını Allah’tan ümit ediyorum. Keza Aşura günü tutulacak orucun da önceki senenin günahlarına keffaret olacağını Allah’tan ümit ediyorum”
 
Hadisin diğer bir versiyonunda ise şöyle geçmektedir:


قَالَ وَسُئِلَ عَنْ صَوْمِ يَوْمِ عَرَفَةَ فَقَالَ ‏"‏ يُكَفِّرُ السَّنَةَ الْمَاضِيَةَ وَالْبَاقِيَةَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَسُئِلَ عَنْ صَوْمِ يَوْمِ عَاشُورَاءَ فَقَالَ ‏"‏ يُكَفِّرُ السَّنَةَ الْمَاضِيَةَ

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e Arafe Günü oruç tutmanın hükmü de soruldu, Rasulullah şöyle buyurdu: Bu oruç geçen sene ile gelecek  senenin   günahlarına   keffaret olur. Aşura Günü oruç tutmanın hükmü dahi soruldu. Rasulullah şöyle buyurdu: Bu oruç geçen senenin günahlarına keffaret olur. (Müslim, Siyam, Hadis no: 196-197, Hadisno: 1162; Tirmizi, Savm, Hadis no: 46/48, Hadis no: 749; İbn Mace, Siyam, Hadis no: 40; Ebu Davud, Savm, Hadis no: 54)

İmam Nevevi, bu hadis hakkında şunları söylemiştir:

Arafe Günü’nde oruç tutmak bütün küçük günahlara keffaret olur diğer bir deyişle (Arafe Günü oruç tutmak) büyük günahlar dışındaki bütün günahların bağışlanmasına vesile olur. Arafe Günü’nde oruç tutmak iki yıl (günahları) için keffaret olur, Aşura Günü ise bir yıl için kefarettir, ve (yine bunun gibi) bir kimsenin Amin (deyiş)i meleklerinkine denk düşerse daha önceden işlemiş olduğu (küçük) günahları affolunur. Bahsi geçen hususlardan her biri, kefarete vesile olabilir. Eğer kişi, küçük günaha keffaret olabilecek birşey yaparsa (bu ameli) ona keffaret olur; eğer (bir kişinin) ne küçük ne de büyük günahı yoksa (bu durumda bu amelin karşılığı olarak) kişiye salih amel olarak yazılır ve bu sebeple kişinin (dünyada ve ahirette Allah nezdindeki) derecesi artar. Eğer bir kimsenin hiç küçük günahı yoksa ve bir yada daha fazla büyük günahı varsa, bunun o kişinin büyük günahını azaltmasını umarız.” (Nevevi, el-Mecmu Şerh’ul Muhazzeb)
Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye (Rahimehullâh) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Âlim câhili tanır çünkü o da (bir zamanlar) câhildi. Câhil ise âlimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman âlim olmadı." (Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye, Mecmû'ul Fetâvâ, 13/235)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
3939 Gösterim
Son İleti 22.06.2015, 03:05
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
2492 Gösterim
Son İleti 15.11.2015, 19:01
Gönderen: İbn Teymiyye
0 Yanıt
2462 Gösterim
Son İleti 05.07.2016, 02:11
Gönderen: Tevhid Ehli