Darultawhid

Gönderen Konu: Ömer (radiyallahu anh) - Ali (radiyallahu anh) Münasebetleri  (Okunma sayısı 3234 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1238
  • Değerlendirme Puanı: +15/-0
Ömer (radiyallahu anh) - Ali (radiyallahu anh) Münasebetleri*

Siyasi Münasebetler

Hastalığı sırasında, kendisinden sonra kimin halife olacağı meselesinin tekrar gündeme gelmesi üzerine Ebu Bekr (radiyallahu anh), Abd’ur Rahman ibni Avf (radiyallahu anh) ve Osman (radiyallahu anh) ile ayrı ayrı Ömer (radiyallahu anh) hakkında istişare eder. Onlar Ömer (radiyallahu anh)’ın sert olduğunu bildirmekle beraber, içlerinde en hayırlılarından olduğunu söylerler. Bunun üzerine Ebu Bekr (radiyallahu anh) da, düşündüğünü uygulamaya koyarak, halifeliğe Ömer (radiyallahu anh)’ı atar.1

Ebu Bekr (radiyallahu anh), Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in vefatından sonra olanları göz önüne alarak, ümmetin muhtemel yeni bir krize düşmesinden korkmuştu. Zira bir taraftan Ridde Savaşları’nın henüz izi silinmemiş ve çevre Araplarına olan güvensizlik hali devam ederken, diğer yandan da İslam tehlikesinin farkına varan Bizans ve Sasani İmparatorlukları büyük ordular hazırlamaktaydılar. Böyle kritik bir dönemde, genç İslam Devleti’nde yaşanacak bir hükümet krizi, devletin sonunu hazırlayabilirdi.

Bunları iyi idrak eden Ebu Bekr (radiyallahu anh) da Ömer (radiyallahu anh)’ı atamıştır. Nitekim kendisi de, “Onlar için fitneden korktum.”2 diyerek bu atamadaki amacını açıklamıştır. Ancak burada konumuz, halife tayini olmadığı için, Ömer (radiyallahu anh)’ın niçin atandığı veya şekli üzerinde durmayacağız.3

Her halükarda Ömer (radiyallahu anh) ikinci halife olarak tayin edilmişti. İnsanların bu tayin karşısındaki tavırları beklenilenden farklı olmamıştır. Çünkü Ebu Bekr (radiyallahu anh) daha hayatta idi ve dolayısıyla insanlara atanan halifeyi tanımaktan ve beyat etmekten başka bir tercih hakkı kalmamıştı.

Ali (radiyallahu anh)’ın bu tayin karşısındaki tutumunun nasıl olduğu hususunda birbirinden farklı iki değişik rivayet gelmiştir. Bu rivayetlerin birincisine göre; “Ebu Bekr (radiyallahu anh)’ın hastalığı iyice ağırlaşınca, odasından insanlara görünerek, “Ey insanlar, ben size birisini atadım. Ona razı oluyor musunuz?” diye sordu. İnsanlar, “Razı olduk, ey Rasulullah’ın halifesi.” diye cevap verirken Ali (radiyallahu anh), “Ömer (radiyallahu anh)’den başkasına razı olmayız.” dedi. Bunun üzerine Ebu Bekr (radiyallahu anh), “O, Ömer (radiyallahu anh)’dır.” dedi.”4 İkinci rivayete göre ise;

“Ebu Bekr (radiyallahu anh)’ın, Abd’ur Rahman ibni Avf (radiyallahu anh) ve Osman (radiyallahu anh) ile yalnız görüştüğünü öğrenen Ali (radiyallahu anh) ve Talha (radiyallahu anh), Ebu Bekr (radiyallahu anh)’ın yanına girerek, ‘Senden sonra insanlara halife olarak kimi bıraktın?’ diye sordular. O, “Ömer (radiyallahu anh)’ı” cevabını verince onlar, “Ömer (radiyallahu anh)’ın insanlara karşı ne kadar şiddetli olduğunu bildiğin halde, onu atamış olmandan dolayı Rabbine ne diyeceksin?” dediler. Bunun üzerine Ebu Bekr (radiyallahu anh), “Beni Allah’la mı korkutuyorsunuz? Ben, Ömer (radiyallahu anh)’ı sizden daha iyi biliyorum. Allah bunu bana sorarsa, O’na, ‘onların üzerine kullarının en hayırlısını bıraktım’ derim.” dedi.”5

Kanaatimizce birinci rivayet daha çok Ömer (radiyallahu anh)’ın fazileti bağlamında bir rivayettir. Hilafet beklentisinin veya gerçekten de Ömer (radiyallahu anh)’ın karakterinin, ikinci rivayette konu edilen Ali (radiyallahu anh)’ın itirazını gündeme getirmiş olması mümkündür. Atamanın değişmeyeceğini bilmesine karşın Ali (radiyallahu anh)’ın bu isme itiraz etmesi, takiyye teorisini ciddi anlamda zedelemektedir. Çünkü sonuç itibariyle bu davranışta, mevcut olan otoritenin bir isteğine karşı koyma vardır. Hatta burada Ali (radiyallahu anh) için bir ‘hayati tehlike’ durumundan da söz etsek, her halde Şii bakış açısına göre fazla abartmış olmayız. Buradaki bir diğer husus ise, Ali (radiyallahu anh)’ın, itirazını atamaya değil de, atamada konu olan isme yöneltmesidir. Zira Şii tarih kurgusuna göre burada, Ali (radiyallahu anh)’ın, nasstan kaynaklanan bir hakka gönderme yapması gerekirdi.

Ömer (radiyallahu anh) ile Ali (radiyallahu anh) arasındaki ilk münasebet olarak değerlendirebileceğimiz beyat hususunda ise, kaynaklarımız, Ali (radiyallahu anh)’ın her hangi bir duraklaması veya gecikmesinden bahsetmemektedirler. Muhtemelen o da, diğer Müslümanlarla beraber aynı anda beyat etmiştir.

Medine’de Ömer (radiyallahu anh)’ın Vekilliğini Yapması

Rivayetler; Hicri 146 ve 15.7 yıllarda olmak üzere iki defa Ali (radiyallahu anh)’ın, Ömer (radiyallahu anh)’ın vekilliğini yapmış olduğunu ifade etmektedir. Günümüz Türk siyasi hayatında zaman zaman alevlenen vekalet tartışmalarının temelinde güven(sizlik) duygusunun hakim olduğunu düşünecek olursak, Ömer (radiyallahu anh)’ın vekalet bırakmada herhangi bir surette güven sıkıntısı yaşamadığını pekala söyleyebiliriz. Şayet Ömer (radiyallahu anh), Ali (radiyallahu anh)’a karşı bir güvensizlik duysa veya davranışlarında bir anormallik sezse idi, onu vekili olarak bırakması haliyle söz konusu olmazdı.

Ayrıca Ali (radiyallahu anh)’ın evinde oturarak işlere karışmadığı, halifelerin Ali (radiyallahu anh) ve Beni Haşim’i görevlendirmekten çekinmeleri iddiaları da bu vekalet görevi ile ciddi anlamda temelini yitirmektedir.

İstişare Meclisinde Ali (radiyallahu anh)

Ömer (radiyallahu anh)’ın, sahabenin büyüklerinden ve rey sahiplerinden oluşan bir danışma kurulu vardı. Bunlar; Abbas ibni Abd’il Muttalib (radiyallahu anh), Abdullah  ibni  Abbas (radiyallahu anhuma ecmain), Osman ibni Affan (radiyallahu anh), Abd’ur Rahman ibni Avf (radiyallahu anh), Ali ibni Ebi Talib (radiyallahu anh), Mu’az ibni Cebel (radiyallahu anh), Übeyy ibni Ka’b (radiyallahu anh), Zeyd ibni Sabit (radiyallahu anh)’dan oluşuyordu.8 Ömer (radiyallahu anh)’ın, “Ali (radiyallahu anh)’ın olmadığı bir meselede Allah’a sığınırım.9 şeklindeki sözü, Ali (radiyallahu anh)’ın bu meclislerdeki konumuna işaret etmesi açısından önemlidir. Bu dönemde Ali (radiyallahu anh), Ömer (radiyallahu anh)’ın istişare ettiği, fetva sorduğu önemli işleri danıştığı müsteşarı konumundadır.10

Şii müellifler, Ali (radiyallahu anh)’ın bu yardımlarını İslam’ın maslahatını gözettiği için yaptığını söylemektedirler.11 Haliyle bu görüşe herhangi bir itirazımızın olması söz konusu değildir. Ancak bunun takiyye ile ilintilendirilmesi sorunun temelini oluşturmaktadır ki asıl sorgulanması gereken de budur.

Burada Ali (radiyallahu anh)’ın yol gösterdiği yerlerden bazılarına örnek olarak;

a- İranlıların Nihavend’de toplandıkları haberi üzerine, asker toplama konusunda yapılan istişarede, “…Sen kolyedeki incileri bir arada tutan, onları dağıtmayan ip konumundasın. Şayet o kesilirse incilerin hepsi dağılır ve bir daha toplanmazlar. Araplar bu gün az, onlar çoksa, İslam azizdir. Sen değirmen taşının mili ol ve değirmeni Arapla döndür. Şayet Şamlılar ülkelerinden çıkarsa Rum, Yemen boşalırsa Habeşliler, buraların halkı giderse de çevreden fırsat kollayan Araplar hücum edecektir. Öyle ki senin için arkanda bırakmış olduğun şeyler, önünde bulunan düşmandan daha önemli bir noktaya gelir. Farslılar da seni gördüklerinde bu Arab’ın köküdür, şayet onu keserseniz onlardan kurtulursunuz diyecekler, daha şiddetli bir şekilde saldıracaklardır. Onların sayılarının çokluğu hususuna gelince, biz ne Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in zamanında, ne de daha sonra sayımızın çokluğu ile savaştık. Sen yerinde dur ve Kufelilere yaz, onların üçte ikisi gelsin, Basra’ya ve diğer yerlere de aynı şekilde yaz.”12 şeklindeki görüşünü,

b- Bizans’la yapılacak olan bir savaşa İmparatorun bizzat katılacağı haberinin gelmesi üzerine, Ömer (radiyallahu anh)’ın da katılıp katılmaması konusunda yapılan istişarede, “…Şayet sen kendin bu düşmana karşı yürüyüp, onlarla karşılaşırsan, Müslümanlar’ın memleketlerinde ona sığınabilecekleri bir konumda olmazsın. Senden sonra onların dönebilecekleri kimseleri kalmaz. Onlarla savaşmak için savaş tecrübesi olan birisini ve onunla beraber cesur, kahraman savaşçılar, nasihatçiler gönder. Şayet Allah onları zafere kavuşturursa, bu istediğin şeydir. Yok diğer türlü olursa sen Müslümanlar’ın sığınağı olursun.”13 şeklindeki görüşünü,

c- Beni Tağlib heyeti cizye olarak isimlendirmeden, vergi verme talebi ile geldikleri zaman, onlardan sadakayı iki kat alma önerisini,14

d- Ömer (radiyallahu anh)’ın maaşı konusunda “Senin ve ailenin geçimini iyi bir şekilde sağlayacak kadarının dışında, bu malda hakkın yoktur. Bu da sabah ve akşam olmak üzere iki öğün.”15 şeklindeki görüşünü,

e- Kufe topraklarının ne yapılacağı hususunda, “Şayet şimdi oraları paylaştırırsan, bizden sonra gelecekler için bir şey kalmaz. Fakat toprakları sahiplerine bırak işlesinler. Onun gelirini alırsın. Böylece hem bizim, hem de bizden sonrakiler için bir gelir olur.”16 şeklindeki görüşünü,

f- İran Savaşları’ndan gelen ganimetler arasında yer alan değerli bir halının ne yapılacağı hususunda, “Bildiğin şeyi bilmezlikten gelme! Yakinine şek karıştırma! Senin dünyada ancak yiyip tükettiğin, giyip eksilttiğin veya verip geçtiğin şey kadar bir nasibin vardır.”17 şeklindeki görüşünü,

g- Takvimin tespiti konusunda, “Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şirk topraklarını terk ederek hicret ettiği gün.”18 şeklindeki görüşünü, verebiliriz.

Ali (radiyallahu anh)’ın bu tür uyarı ve yol göstermelerinde, bazen Ömer (radiyallahu anh)’i sert denilebilecek bir üslupla uyardığı dikkat çekmektedir. Şayet takiyye iddiaları doğru olsaydı, böyle bir üslubun asla olmaması gerekirdi. Ancak Ali (radiyallahu anh)’ın yaptığı; doğru bildiğini herhangi bir çekince veya art niyet taşımadan ifade etmektir.

Burada alıntılar, sanırız bütün bu rehberlikleri değerlendirmeye kafidir: “Ömer (radiyallahu anh)’ın hilafeti üzerinde düşünen kişi, Ali (radiyallahu anh) ile Ömer (radiyallahu anh) arasındaki teavünü bütün açıklığı ile görür. Ali (radiyallahu anh), bir hükümde veya müşkülatta Ömer (radiyallahu anh)’ın istişare ettiği kişilerin başında gelmektedir.

Ali (radiyallahu anh) bir şey gösterdiğinde, Ömer (radiyallahu anh) bunu hemen kabul ederek, onu yerine getirmektedir. Ali (radiyallahu anh)’ın, Ömer (radiyallahu anh)’a onun ordunun başında cihada çıkmak istediğinde yaptığı nasihat, dostun sevdiği kişiye olan düşkünlüğü, onu koruması ve onun yok olmaması için yaptığı bir nasihattir.”19 “Onları takiyye yapmaya zorlayan nedir? Bu işleri yapmaları ve bu sözleri sarf etmeleri için onları tehdit eden neydi? Eğer Ali (radiyallahu anh), Ömer (radiyallahu anh)’a kızıyor olsaydı, Rum ve İran seferlerine bizzat katılma hususunda kendisiyle istişare ettiği zaman, savaşta öldürülüp kendisinin de Ehl-i Beyt’in de rahat etmesi için, Ömer (radiyallahu anh)’a savaşa katılmasını söylerdi. Fakat Ali (radiyallahu anh) bunun aksine onun, bizzat gitmesini doğru bulmayarak, gitmekten alıkoydu.”20

Sonuç olarak, siyasi alandaki Ömer (radiyallahu anh) ile Ali (radiyallahu anh) arasındaki münasebetlerde, gerek görev alma konusunda olsun, gerek istişare konusunda olsun, Ali (radiyallahu anh)’ın aktif bir şekilde rol oynadığı görülmektedir.

Dini Konudaki Münasebetleri

Ömer (radiyallahu anh)’dan hadis rivayet edenler arasında Ali (radiyallahu anh)’ın de ismi geçmektedir.21 Ömer (radiyallahu anh) da Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile ilgili sözlerde, insanların Ali (radiyallahu anh)’a başvurmalarını istiyordu.22 Bu konudaki münasebetleri sadece hadis rivayeti ile sınırlandırmak mümkün değildir. Aynı şekilde Ali (radiyallahu anh) hukuki meselelerde de Ömer (radiyallahu anh)’a yol göstermiş veya uyarmıştır.

Ömer (radiyallahu anh)’ın danışma kurulunda bulunanlar, aynı zamanda dönemin fetva verenleriydiler.23 Ömer (radiyallahu anh)’ın bunlar arasında en çok başvurduğu kişi Ali (radiyallahu anh)’dır. Kendisi, “Hiç kimse Ali (radiyallahu anh) bulunmadan mescitte fetva vermesin.”24 diyerek bu hususta Ali (radiyallahu anh)’a verdiği değeri göstermiştir. Bu bağlamda Ömer (radiyallahu anh)’ın; oruçlu iken bir cariyesi ile ilişkisi25 ve sarhoşun haddi konusunda26 Ali (radiyallahu anh)’ın fetvalarını örnek olarak verebiliriz.

Ali (radiyallahu anh) ile Ömer (radiyallahu anh) arasında hukuki anlaşmazlıkların çıktığını da belirtelim. Nitekim bu konuda Ali (radiyallahu anh), “Ömer (radiyallahu anh), Ümmühat’ul Evlad'ın satılması hususunda benimle istişare etti. Ben satılırlar derken, o satılmazlar diyordu. Sonunda beni de görüşüne çevirdi ve ben de onun sözünü kabul ettim. O hayatında bu şekilde hüküm verdi. Sonra iş bana gelince, onların satılabileceğine  karar  verdim.”27 demiştir. Bu  rivayet, Amidi’nin de belirttiği gibi, imamların masum olmadığını gösterirken,28 aynı zamanda Ali (radiyallahu anh)’ın Ömer (radiyallahu anh)’a takiyye yapmadığının da delilidir. Rivayetten de anlaşılacağı üzere önce farklı görüşte olduğunu belirtmiş, ancak daha sonra Ömer (radiyallahu anh)’ın görüşünü kabul etmiştir. Burada da herhangi bir tehlike söz konusu olmadığı gibi, başka bir gerekçe ile de Ali (radiyallahu anh)’ın yanlış bulduğu bir görüşü kabul ettiğini söylemek mümkün değildir. Ali (radiyallahu anh)’ın, Ömer (radiyallahu anh)’dan farklı düşündüğü daha başka meseleler de olmuştur.29

Ekonomik Münasebetler

Ali (radiyallahu anh)’ın Humusu Dağıtması

Ebu Bekr (radiyallahu anh) döneminde belirttiğimiz gibi, bu dönemde de humusu dağıttığını yine Ali (radiyallahu anh)’ın kendisi anlatmaktadır;

“…Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in hayatında ondan sonra Ebu Bekr (radiyallahu anh)’ın hayatında ve Ömer (radiyallahu anh)’ın son senesine kadar bu işi ben yaptım. Ona çok mal gelmişti. O hakkımızı ayırdı, sonra da beni çağırdı. Ben, “Bu sene ihtiyacımız yok, Müslümanlardan ihtiyacı olanlara dağıt.” dedim. Ömer (radiyallahu anh)’ın yanından çıktığımda, Abbas (radiyallahu anh) ile karşılaştım ve ona durumu haber verdim. O, “Ey Ali, bizi öyle bir şeyden mahrum bıraktın ki, artık onu kimse bize geri vermez.” dedi. Öyle de oldu.”30

Sosyal Münasebetler

Bu türden münasebetlere; Ali (radiyallahu anh)’ın Ömer (radiyallahu anh)’a nasihat etmesi,31 Ömer (radiyallahu anh)’ın Ali (radiyallahu anh)’ın yapmış olduğu bir işi onaylaması,32 birçok yerde beraber olmaları,33 Ali (radiyallahu anh)’ın önerilerde bulunması,34 Ali (radiyallahu anh)’ın çocuklarının isimleri arasında Ebu Bekr ve Ömer isimlerinin yer alması,35 Ömer (radiyallahu anh)’ın, Ali (radiyallahu anh)’ın kızı Ümmü Gülsüm’le evlenmesi36 gibi hadiseleri örnek olarak zikredebiliriz. Bununla beraber sosyal hayattaki samimiyetlerini gösteren latifelere de rastlanmaktadır: “Atike binti Zeyd, Ebu Bekr’in oğluyla evliydi. Abdullah, ona kendisinden sonra kimseyle evlenmemesi koşuluyla bir bahçe verdi. Taif muhasarası sırasında Abdullah şehit olunca, Ömer (radiyallahu anh) kendisine talip oldu. O da durumu anlattı. Ömer (radiyallahu anh) bunu birisine sormasını söyleyince, Atike durumu Ali (radiyallahu anh)’a anlattı. Ali (radiyallahu anh), ona bahçeyi ailesine geri vermesini ve evlenmesini önerince, Ömer (radiyallahu anh) ile evlendi. Ömer (radiyallahu anh) içlerinde Ali (radiyallahu anh)’ın da bulunduğu bazı sahabileri düğün yemeğine davet etti. Ali (radiyallahu anh)’ın Abdullah ile kardeşliği vardı. Ali (radiyallahu anh), Ömer (radiyallahu anh)’dan Atike ile konuşmak için izin alarak Atike’ye, “Ey Atike, hani sen, Abdullah öldüğünde, ‘Yemin ederim ki, gözlerimin yaşı asla kesilmeyeceği gibi, vücudum da topraktan arınmayacaktır’ demiştin?” deyince, Atike feryadı kopararak ağlamaya başladı. Bunun üzerine Ömer (radiyallahu anh), Ali (radiyallahu anh)’a, “Allah seni affetsin, ailemi üzerime kışkırtma” dedi.”37

Netice itibariyle diyebiliriz ki, Ali (radiyallahu anh), Ömer (radiyallahu anh) karşısında takiyyenin hiçbir şeklini uygulamak zorunda kalmamıştır. Her şeye rağmen Ali (radiyallahu anh)’ın takiyye yapmak zorunda kaldığını kabul etsek dahi, bunun bir ölçüsünün, bir sınırının olması gerekirdi. Birçok Şii yazarın da belirttiği gibi hangi türü olursa olsun (ruhsat, vacip, hatır, vahdet vb.,), takiyye yapılana karşı, ancak şeriatın izin verdiği kadarıyla yaklaşılmalıdır. Ali (radiyallahu anh)’ın bir gaspçıya, takiyye yapmak zorunda kaldığı birine, karşı davranışlarında herhangi bir ölçü tanımamasının, münasebetlerindeki gayet sıcak ve dostane tavrının, sınırlı münasebetlere izin veren takiyye ile izahı mümkün değildir.

Ali (radiyallahu anh)’ın Ömer (radiyallahu anh) Hakkındaki Sözleri

Burada da Ali (radiyallahu anh)’ın Ömer (radiyallahu anh) hakkındaki sözlerinden sadece birkaç tanesini zikretmekle yetineceğiz. Ali (radiyallahu anh)’a atfen, Ömer (radiyallahu anh)’ı övücü bir takım ifadelerin de imal edildiğini ayrıca belirtelim.

a- Ali (radiyallahu anh), “Ömer ibn'ul Hattab (radiyallahu anh) dışında Muhacirler’in hepsi gizli bir şekilde hicret etti. Ancak o, hicrete karar verdiği zaman kılıcını kuşandı, yayını ve oklarını alarak Ka’be’ye gitti… Daha sonra yola çıktı ve kendisini zayıf Müslümanlar’dan bir topluluk dışında kimse takip etmeye cesaret edemedi.”38

b- Ali (radiyallahu anh) Ramazan ayında içinde kandiller yanan mescide uğradığında, “Allah, Ömer (radiyallahu anh)’ın kabrini, onun (Teravih Namazını cemaat ile kıldırmaya başlayarak) bizim Mescidlerimizi aydınlattığı gibi aydınlatsın.” diye dua ederdi.39
 
c- Ali (radiyallahu anh), “Ömer (radiyallahu anh) doğru iş yapan biridir. Onun yaptığını ben değiştirmem.”40

d- Ali (radiyallahu anh), Kufe’ye girdiğinde, kendisine saraya yerleşmesini söyleyenlere, “Ömer (radiyallahu anh)’ın attığı bir düğümü ben çözmem. Ömer (radiyallahu anh), bundan hoşlanmazdı. Benim de ona ihtiyacım yok.” şeklinde cevap verir.41

Ali (radiyallahu anh)’ın, Ömer (radiyallahu anh)’ın vefatından sonra söylemiş olduğu bu sözler, onun hakkında ne düşündüğünün en açık ifadeleridir. Bu tür sözleri takiyye ile açıklamak oldukça zordur. Çünkü bunlar Ebu Bekr (radiyallahu anh) ve Ömer (radiyallahu anh)’ın vefatlarından sonra dile getirilmiştir ve takiyye için de ortada herhangi bir sebep kalmamıştır.

Sonuç

Şia’nın, gizlenen ve çiğnenen vasiyet (nass), gasıp idareciler, ashabın irtidatı, bunlara bağlı olarak beda ve ricat gibi fikirleri çerçevesinde, Ali (radiyallahu anh)’ın ilk iki halife ile ilişkilerini takiyye ile açıklamak mümkün değildir. Şii tarih yorumu, olaylara parçacı yaklaşması, tarihi inanca uyarlamaya çalışması, sorunu kısmi algılayarak bağlantısız çözüm önerileri getirmesi gibi nedenlerden dolayı söz konusu dönemde Ali (radiyallahu anh)’ın bu türden davranışlarını “takiyye” ile açıklama yoluna gitmiştir.

Ancak, yukarıda da zikrettiğimiz münasebet örneklerinden de anlaşılacağı üzere, Ali (radiyallahu anh), ne ilk halifeye, ne de onun vasiyetiyle gelen ikinci halifeye karşı tutumunda herhangi bir yapmacıklık veya olduğundan farklılık arz eden bir görünüm sergilememiştir. Devamlı samimi olmuş, hak bildiği hususları değil taviz vermek, zarar görme endişesine dahi kapılmadan açıklamıştır. İlk iki halifeye herhangi bir zorlama olmadan yol göstermiş olması, onlardan görev alması, kızını vermesi, övücü, sözler söylemiş olması, Ali (radiyallahu anh)’ın takiyye yapmadığının tarihi kanıtlarıdır. Aynı şekilde Ali (radiyallahu anh)’ın herhangi bir zorlama veya onlardan çekinme durumuyla karşılaşmadığını, yine onları sert denilebilecek üslupla uyarmış olmasından çıkarmak mümkündür.

Ali (radiyallahu anh)’ın davranışlarında takiyye yaptığı tezini yıkan bir başka tarihi gerçeklik ise; münasebetlerdeki sıcaklık ve sürekliliktir. Ali (radiyallahu anh) bilhassa Ömer (radiyallahu anh)’ın yanından ayrılmamakta, ona yardımcı olmakta, övmekte, onunla şakalaşmaktadır. Şartlar muvacehesinde ve sınırlı seviyedeki münasebetlere izin veren takiyye ile bu durumun izahı da haliyle mümkün değildir.



Alıntı yapılan: dipnotlar
* Şia’nın Takiyye İnancı Çerçevesinde Hz. Ali’nin İlk İki Halife İle Münasebetleri isimli bir makaleden cuzi bir tasarrufla alıntılanmıştır.

1- İbni Sa’d, et-Tabakat’ul Kübra, 3/199-200; Ya’kubi, Tarih’ul Ya’kubi, 2/136; Taberi, Tarih’ul Ümem ve’l Müluk (Tarih’ut Taberi), 2/618-621; İbni Hıbban, es-Siret’un Nebeviyye, 453-454; İbn’ul Esir, Üsd’ül Ğabe fi Ma’rifet’is Sahabe, 4/69; İbni Kesir, el-Bidaye ve’n Nihaye, 7/18

2- İbni Sa’d, et-Tabakat’ul Kübra, 3/200

3- Halife seçimleri konusunda özel bir çalışma için bkz., Mehmet Azimli, “Hulefa-i Raşidin Döneminde Halife Seçimleri”, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, VII/1, (2007), 35-59

4- İbn’ul Esir, Üsd’ül Ğabe fi Ma’rifet’is Sahabe, 4/70; Muhibb’ut Taberi, er-Riyad’un Nadra fi Menakıb’il Aşera, 2/66; Suyuti, Tarih’ul Hulefa, 78

5- İbni Sa’d, et-Tabakat’ul Kübra, 3/274; Beyheki, es-Sünen’ul Kübra, 8/149; Suyuti, Tarih’ul Hulefa, 78

6- Taberi, Tarih’ul Ümem ve’l Müluk (Tarih’ut Taberi), 3/3; İbni Kesir, el-Bidaye ve’n Nihaye, 8/35

7- İbni Kesir, el-Bidaye ve’n Nihaye, 8/55

8- İbni Sa’d, et-Tabakat’ul Kübra, 2/350; İbni Kesir, el-Bidaye ve’n Nihaye, 7/225; Abd’ul Vehhab Neccar, el-Hulefa’ur Raşidun, 25

9- İbni Sa’d, et-Tabakat’ul Kübra, 2/339; İbn’ul Esir, Üsd’ül Ğabe fi Ma’rifet’is Sahabe,  4/23; İbni Hacer el-Askalani, el-İsabe fi Temyiz’is Sahabe, 2/509; Heytemi, es-Sevaik fi’r Reddi ala Ehl’il Bida’ ve’z Zenedika, 110

Aynı şekilde hukuki işlerde Ali (radiyallahu anh)’ın konumuna işaret olarak, “Kaza işlerimizde en iyimiz Ali (radiyallahu anh)’dır.” [İbni Sa’d, et-Tabakat’ul Kübra, 2/339-340; Muhibb’ut Taberi, er-Riyad’un Nadra fi Menakıb’il Aşera, 2/198; Suyuti, Tarih’ul Hulefa, 160; Muhammed Rıza, İmam Ali ibni Ebi Talib, 18] şeklindeki sözünü de burada zikretmek gerekir.
 
10- Abd’ul Vehhab Neccar, el-Hulefa’ur Raşidun, 343

11- Muhammed Emin Ğalib Tavil, Tarih’ul Aleviyyin, 88

12- Dineveri, el-Ahbar’ut Tıval, 133-135; Taberi, Tarih’ul Ümem ve’l Müluk (Tarih’ut Taberi), 3/209-212; İbni Hıbban, es-Siret’un Nebeviyye, 483-485; Şerif Radi, Nehc’ül Belağa, 2/320-321; İbni Kesir, el-Bidaye ve’n Nihaye, 7/106-107

13- Şerif Radi, Nehc’ül Belağa, 2/309

14- Taberi, Tarih’ul Ümem ve’l Müluk (Tarih’ut Taberi), 3/158; İbni Kesir, el-Bidaye ve’n Nihaye, 7/76

15- İbni Sa’d, et-Tabakat’ul Kübra, 2/339; 3/307; Suyuti, Tarih'ul Hulefa, 132; Muhammed Rıza, İmam Ali ibni Ebi Talib, 38

16- Ya’kubi, Tarih’ul Ya’kubi, 2/151; Taberi, Tarih’ul Ümem ve’l Müluk (Tarih’ut Taberi), 3/160

Ali (radiyallahu anh) ile Ömer (radiyallahu anh)’ın görüşlerinin birleştiği bir diğer husus ise; Kadisiyye ve Dımeşk’in fethinden sonra gelen mallar hususunda olmuştur. Taberi, Tarih’ul Ümem ve’l Müluk (Tarih’ut Taberi), 3/112

17- Taberi, Tarih’ul Ümem ve’l Müluk (Tarih’ut Taberi), 3/130; Muhammed Rıza, İmam Ali ibni Ebi Talib, 39-40

Başka bir yerde de, artan bir ganimetin dağıtılıp dağıtılmaması konusunda yine Ali (radiyallahu anh)’ın Ömer (radiyallahu anh)’ı uyardığı görülmektedir. Ali el-Muttaki Hindi, Kenz’ul Ummal, 4/39

18- Ya’kubi, Tarih’ul Ya’kubi, 2/145; Sehavi, el-İ’lan bi’t Tevbih li-men Zemm’et Tarih, 142

19- Buti, Fıkh’us Siret’in Nebeviyye Maa Mucez li-Tarih’il Hilafet’ir Raşide, 528

20- İhsan İlahi Zahir, Şia’nın Kur’an İmamet ve Takiyye Anlayışı, 185

21- Suyuti, Tarih’ul Hulefa, 102

22- İbni Sa’d, et-Tabakat’ul Kübra, 2/262

23- İbni Sa’d, et-Tabakat’ul Kübra, 2/350; Ya’kubi, Tarih’ul Ya’kubi, 2/161; İbni Kesir, el-Bidaye ve’n Nihaye, 7/225; Abd’ul Vehhab Neccar, el-Hulefa’ur Raşidun, 225

24- Muhammed Seblini, Ali ibni Ebi Talib ve’l İslam, 77

25- “Ömer (radiyallahu anh) bir gün ashabın yanına çıktı ve “Bugün yaptığım bir iş hakkında bana fetva verin. Yanıma bir cariyem girdi. Güzelliği çok hoşuma gitti ve oruçlu olduğum halde, onunla ilişkiye girdim.” dedi. Topluluk bu işi büyüttü. Ömer (radiyallahu anh) susmakta olan Ali (radiyallahu anh)’a, “Bu konuda sen ne diyorsun ey İbni Ebi Talib?” deyince o, “Yapmış olduğun iş helal bir şeydir. Bir günlük orucunun yerine de bir gün oruç tutman gerekir.” dedi. Ömer (radiyallahu anh), “Sen fetvada en hayırlısısın.” dedi.” (İbni Sa’d, et-Tabakat’ul Kübra, 2/339)

26- “Ali (radiyallahu anh), “Seksen sopa vurulmasını uygun görüyorum. Çünkü insan içince sarhoş olur, sarhoş olunca saçmalar, saçmalayınca da iftira atar, Müfterinin cezası da seksen sopadır” dedi. Ömer (radiyallahu anh) bunu kabul ederek, içki haddi için seksen sopayı uyguladı.” (Malik ibni Enes, Muvatta, Eşribe 2; İbni Hıbban, es-Siret'un Nebeviyye, 460; Darakutni, Sünen, 3/166; Beyheki, es-Sünen’ul Kübra,  7/321)

Ali (radiyallahu anh), daha sonra Ömer (radiyallahu anh)’ın bu uygulamasının sünnet olduğunu bildirmiştir. Müslim, Sahih, Hudud 38 (1702); Ebu Davud, Sünen, Hudud 36 (#4480-4481)

27- Beyheki, es-Sünen’ul Kübra, 10/343

28- Amidi, el-İmametu min Ebkar’il Efkar fi Usul’ud Din, 192

29- Beyheki, es-Sünen’ul Kübra, 7/239

Ali (radiyallahu anh)’ın Ömer (radiyallahu anh)’ı uyardığı bir diğer hadise için bkz., Ali el-Muttaki Hindi, Kenz’ul Ummal, 7/300

30- Ebu Davud, Sünen, Harac 20 (#2983-2984); Beyheki, es-Sünen’ul Kübra, 7/343-344

31- Ya’kubi, Tarih’ul Ya’kubi, 2/208; Muhibb’ut Taberi, er-Riyad’un Nadra fi Menakıb’il Aşera, 2/197; Ali el-Muttaki Hindi, Kenz’ul Ummal, 7/219

32- Muhibb’ut Taberi, er-Riyad’un Nadra fi Menakıb’il Aşera, 2/196

33- Ebu Lu’lu’nun Ömer (radiyallahu anh)’ı tehdit ettiği sırada, Ali (radiyallahu anh)’ın da orda olması ve Ömer (radiyallahu anh)’ı uyarması konusunda bkz., İbni Sa’d, et-Tabakat’ul Kübra, 3/347; İbn’ul Esir, Üsd’ül Ğabe fi Ma’rifet’is Sahabe, 4/76

Sadaka develerinin kaydında Ali (radiyallahu anh)’ın da bulunması konusunda bkz., Taberi, Tarih’ul Ümem ve’l Müluk (Tarih’ut Taberi), 3/271; İbn’ul Esir, Üsd’ül Ğabe fi Ma’rifet’is Sahabe, 4/92

34- Esir edilen Hürmüz ve arkadaşlarının İslamiyet’i kabul etmeyince, birbirlerinden ayrı tutulmasını önermesi gibi bkz., İbni Sa’d, et-Tabakat’ul Kübra, 5/90

35- İbni Sa’d, et-Tabakat’ul Kübra, 2/20; Ya’kubi, Tarih’ul Ya’kubi, 2/213; İbni Hıbban, es-Siret’un Nebeviyye, 553; Muhammed Rıza, İmam Ali ibni Ebi Talib, 9

36- Bu evliliğin nasıl ve ne şekilde olduğu hususunda bir çok rivayet gelmiştir. Rivayetlerdeki farklılıklar, Ali (radiyallahu anh)’ın, kızı Ümmü Gülsüm’ü Ömer (radiyallahu anh) ile evlendirmiş olması gerçeğini değiştirmemektedir. Ayrıca bunlar; Ali (radiyallahu anh)’ın Ümmü Gülsüm’ü Ca’fer (radiyallahu anh)’ın çocukları için tuttuğunu söylemesi veya yaşının küçüklüğünü ileri sürmüş olması gibi küçük ayrıntılardır. Ancak hiçbir rivayette Ali (radiyallahu anh)’ın, kızını vermemek için büyük uğraşlar serdettiği, direndiği söz konusu edilmemiştir. Rivayetler için bkz., İbni İshak, Siretu İbni İshak, 232-233; İbni Sa’d, et-Tabakat’ul Kübra, 8/463-464; Ya’kubi, Tarih’ul Ya’kubi, 2/150; Taberi, Tarih'ul Ümem ve’l Müluk (Tarih’ut Taberi), 3/168; İbni Hıbban, es-Siret’un Nebeviyye, 409, 476; İbni Kesir, el-Bidaye ve’n Nihaye, 7/81, 7/139; İbni Hacer el-Askalani, el-İsabe fi Temyiz’is Sahabe, 4/492.

Şii tarih yorumu, bu evliliği de takiyye ile açıklamaktadır. Buna göre söz konusu evlilik ancak tartışmalar, münazaralar ve tehditlerden sonra olmuştur. Ali (radiyallahu anh), zarar ve helakın onunla evlendirmeden doğacak zarar ve helaktan daha şiddetli olacağından korktu. Bunun için Abbas (radiyallahu anh), Ali (radiyallahu anh)’dan Ümmü Gülsüm’ün işini kendisine havale etmesini istedi. Ali (radiyallahu anh) da bu işi ona bıraktı. Abbas (radiyallahu anh) da onu, Ömer (radiyallahu anh) ile evlendirdi. Dolayısıyla bu Ali (radiyallahu anh)’ın ihtiyarı ve tercihiyle olmuş bir şey değildir. (Amidi, el-İmametu min Ebkar'il Efkar fi Usul’ud Din, 199)

Amidi, Şia’nın Ali (radiyallahu anh)’ın kızını Ömer (radiyallahu anh) ile korkudan ve takiyye icabı evlendirdi şeklindeki bu görüşlerinin kabul edilemez olduğunu belirttikten sonra, “Şia’ya göre Ömer (radiyallahu anh) kafir ve mürteddir. Kafirle birini evlendirmek takiyye icabı için de olsa caiz değildir. Şayet o kızını bir Yahudi veya Hıristiyan’la evlendirse takiyye icabı da olsa, bunun muvafakati caiz değildir. Malumdur ki, mürtedin durumu bir kitabiden daha şiddetlidir. Bir kitabi için caiz olmadığına göre, mürted bu hususa daha evladır. Abbas (radiyallahu anh)’ın evlilik için tevliyesine gelince, bu ancak Arapların arasında adet olan, babaların kızlarını evlendirmeye doğrudan karışmamalarından dolayıdır. Bu onun korkusundan böyle yaptığına delil olamaz.” (Amidi, el-İmametu min Ebkar’il Efkar fi Usul’ud Din, 219) diyerek, Şia’nın görüşünü reddeder.

37- İbni Hacer el-Askalani, el-İsabe fi Temyiz’is Sahabe, 4/352

38- İbn’ul Esir, Üsd’ül Ğabe fi Ma’rifet’is Sahabe, 4; Muhibb’ut Taberi, er-Riyad’un Nadra fi Menakıb’il Aşera, 1/198; Suyuti, Tarih’ul Hulefa, 108

39- İbn’ul Esir, Üsd’ül Ğabe fi Ma’rifet’is Sahabe, 4/72; Muhibb’ut Taberi, er-Riyad’un Nadra fi Menakıb’il Aşera, 1/215

40- Muhibb’ut Taberi, er-Riyad’un Nadra fi Menakıb’il Aşera, 1/64

41- Dineveri, el-Ahbar’ut Tıval, 154; Muhibb’ut Taberi, er-Riyad’un Nadra fi Menakıb’il Aşera, 2/77; Muhammed Rıza, İmam Ali ibni Ebi Talib, 132
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

darultawhid.com

  • Ziyaretçi
ÖMER (RADİYALLAHU ANH) - ALİ (RADİYALLAHU ANH) MÜNASEBETLERİ
 



 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
2 Yanıt
1883 Gösterim
Son İleti 08.12.2015, 22:46
Gönderen: darultawhid.com
1 Yanıt
2480 Gösterim
Son İleti 11.12.2015, 23:23
Gönderen: darultawhid.com
1 Yanıt
2184 Gösterim
Son İleti 11.12.2015, 23:21
Gönderen: darultawhid.com
1 Yanıt
2344 Gösterim
Son İleti 11.12.2015, 23:20
Gönderen: darultawhid.com
1 Yanıt
2721 Gösterim
Son İleti 08.12.2015, 22:44
Gönderen: darultawhid.com