Darultawhid

Gönderen Konu: TEVHİD KAVRAMI VE TEVHİDİN KISIMLARI  (Okunma sayısı 5325 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1977
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
TEVHİD KAVRAMI VE TEVHİDİN KISIMLARI
« : 23.09.2015, 18:08 »
Şeyh Süleyman bin Abdillah (rh.a) "Teysir'ul Aziz'il Hamid" adlı eserinin giriş kısmında diyor ki:

"Tevhid" vahhade-yuvahhidu-tevhid'den masdardır. (Allah'ı) birlemek, bir saymak manasına gelir. "Tevhid" İslam dinine verilen isimdir. Zira İslam dini Allah'ın mülkünde ve fiillerinde bir olup ortağı olmadığına (rububiyet tevhidi), zatında ve sıfatlarında bir olup benzeri olmadığına (isim ve sıfat tevhidi) ve de ilahlığında ve kulluk noktasında bir olup eşi, dengi olmadığı (uluhiyet tevhidi) esasına dayalıdır. Rasul ve nebilerin Allah katından getirmiş oldukları tevhid işte bu şekilde üç kısma ayrılır. Tevhidin bu üç çeşidi de birbirini gerektirir ve de biri diğerinden ayrılmaz. Bunlardan birisini yerine getirip diğerini yerine getirmeyen bir kimse kabul ettiği kısmı da hakkıyla yerine getirmiş sayılmaz.

1- Rububiyet ve mülk (hükümranlık) tevhidi:

Allahu teala'nın her şeyin Rabbi, Maliki, Halıkı (yaratıcısı), Razıkı (rızıklandırıcısı) olduğunu; yaşatan ve öldürenin, fayda ve zarar verenin, sıkıntı anında dualara icabet edenin yalnızca O olduğunu; kainattaki bütün işlerin Ona ait olduğunu, hayrın bütünüyle onun elinde olduğunu, dilediği her şeye kadir olduğunu, bu hususlarda hiçbir ortağı olmadığını kabul etmektir. Kadere iman da rububiyet tevhidine dahildir. Tevhidin bu çeşidi kulun İslam'a girmiş sayılması için yeterli değildir. Bilakis Allah'ı rabbliği hususunda birlemekle (rububiyet tevhidi) ile beraber bunun gereği olan ilahlık hususundaki tevhidi de yerine getirmesi gerekir. Zira Allahu teala müşriklerin dahi Allah'ın rububiyet hususunda tek olduğunu kabul ettiklerini haber vermektedir. Allahu teala şöyle buyuruyor:


{قُلْ مَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَاءِ وَالأَرْضِ أَمَّنْ يَمْلِكُ السَّمْعَ وَالأَبْصَارَ وَمَنْ يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَمَنْ يُدَبِّرُ الأَمْرَ فَسَيَقُولُونَ اللَّهُ فَقُلْ أَفَلا تَتَّقُونَ}

De ki: “Size gökten ve yerden rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir? Ölüden diriyi çıkaran ve diriden ölüyü çıkaran kimdir? İşleri yerli yerince yöneten kimdir?” Onlar: “Allah” diyeceklerdir. Öyleyse de ki: “Peki siz yine de korkup-sakınmayacak mısınız?” (Yunus: 31)

{وَلَئِنْ سَأَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَهُمْ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ فَأَنَّى يُؤْفَكُونَ}

Andolsun ki onlara: “Kendilerini kim yarattı?” diye soracak olsan, elbette: “Allah.” diyeceklerdir. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorlar? (Zuhruf: 87)

{وَلَئِنْ سَأَلْتَهُمْ مَنْ نَزَّلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَحْيَا بِهِ الْأَرْضَ مِنْ بَعْدِ مَوْتِهَا لَيَقُولُنَّ اللَّهُ قُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ}


Andolsun ki onlara: "Gökten su indirip onunla ölümünün ardından yeryüzünü canlandıran kimdir?" diye sorsan, mutlaka, "Allah" derler. De ki: hamd da Allah'a mahsustur. Fakat onların çoğu düşünmezler. (Ankebut: 63)

{أَمَّنْ يُجِيبُ الْمُضْطَرَّ إِذَا دَعَاهُ وَيَكْشِفُ السُّوءَ وَيَجْعَلُكُمْ خُلَفَاءَ الأَرْضِ أَإِلَهٌ مَعَ اللَّهِ قَلِيلاً مَا تَذَكَّرُونَ}

(Onlar mı hayırlı) yoksa darda kalana kendine yalvardığı zaman karşılık veren ve (başındaki) sıkıntıyı gideren, sizi yeryüzünün hakimleri kılan mı? Allah'tan başka bir ilah mı var! Ne kadar da kıt düşünüyorsunuz! (Neml: 62)
Dolayısıyla onlar, bütün bu sayılan fiilerin Allah'a has olduğunu biliyorlardı, fakat buna rağmen müslüman sayılmıyorlardı. Bilakis Allahu teala onlar hakkında şöyle buyuruyor:


{وَمَا يُؤْمِنُ أَكْثَرُهُمْ بِاللَّهِ إِلاَّ وَهُمْ مُشْرِكُونَ}

Onların çoğu şirk koşmaksızın Allah’a iman etmezler. (Yusuf: 106)

Mücahid (rh.a) bu ayet hakkında şöyle demektedir: "Onların Allah'a olan imanları, Allah bizi yarattı, bizi rızıklandırıyor ve öldürüyor şeklindeki sözleridir. İşte bu, ibadet hususunda başkalarını Allah'a ortak koşarak yapılan bir imandır." Bu eseri, İbnu Cerir et-Taberi ve İbnu Ebi Hatim rivayet etmiştir. İbnu Abbas, Ata ve Dahhak'tan bunun benzeri nakledilmiştir.

Kafirlerin Allah'ı tanıdıkları ve rububiyetini, mülkünü ve kahrını, galebesini bildikleri bu surette iyice açığa çıkmıştır. Onlar, aynı zamanda Allah'a ibadet ederler ve hacc, sadaka, kurban, adak ve zorluk anlarında yapılan dua gibi bazı ibadet çeşitlerini Allah'a has kılarlardı. Ayrıca, onlar İbrahim (as)'ın dini üzere olduklarını iddia ediyorlardı. Bunun üzerine Allahu teala şu ayetini indirdi:


{مَا كَانَ إِبْرَاهِيمُ يَهُودِيّاً وَلا نَصْرَانِيّاً وَلَكِنْ كَانَ حَنِيفاً مُسْلِماً وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ}

İbrahim yahudi olmadı, hristiyan da değildi. Fakat hanif bir müslümandı; müşriklerden değildi!.. (Ali İmran: 67)

(Müşriklerden) bazıları öldükten sonra dirilmeye ve hesap gününe, bazıları da kadere inanırlardı. (Cahiliye dönemi şairlerinden) Züheyr şöyle diyor:

يُؤَخَّرْ فَيُوضَعْ فِي كِتَابٍ فَيُدَّخَرْ ... لِيَوْمِ الْحِسَابِ أو يعجل فينقم

"Ertelenir, bir kitaba konulur ve saklanır/Hesap gününe yahut da âcil olarak intikam alınır."

Antere ise şöyle demektedir:


يا عبل أين من المنية مهرب / إن كان ربي في السماء قضاها

Ey büyük insan! Kaderden kaçış var mıdır? Gökteki Rabbim eğer ki hükmettiyse…

Onların şiirlerinde bu gibi şeylere raslanabilir. Allah hakkında akleden herkesin o müşriklerin  Allah'ı bilip kabul ettikleri halde kanını dökmeyi, kadınlarını esir etmeyi, mallarını mübah kılmayı gerekli kılan sebebin ne olduğu üzerinde düşünüp araştırması icab eder. Bu sebeb, "La ilahe illallah"ın manasını teşkil eden ibadet tevhidi hususunda şirk koşmalarından başka bir şey değildir.

2- İsim ve Sıfat tevhidi: Bu, Allah'ın her şeyi bildiğini, her şeye kadir olduğunu, Hayy (diri) ve Kayyum (kendi zatıyla kaim olup hiçbir şeye muhtaç olmayan) olup, onu asla uyku veya uyuklama tutmayacağını, sürekli yürürlükte olan bir meşiet (dileme) ve üstün bir hikmet sahibi olduğunu,  Semi (işiten) ve Basir (gören), Rauf (şefkatli) ve Rahim (merhametli) olduğunu, Arşa istiva ettiğini, mülkün sahibi olduğunu, Haşr suresinin 23. Ayetinde beyan edildiği gibi:

"Melik, Kuddûs, Selam, Mü’min, Müheymin, Azîz, Cebbar, Mütekebbir Allah’tır. (O, mülkün sahibidir, eksiklikten münezzehtir, selâmet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır.) Allah, şirk koştukları şeylerden yücedir."

Daha bunun gibi nice Esma'ul Husna'sı (güzel isimleri) ve de Sifat'ul Ulya'sı (yüce sıfatları) mevcuttur.

Esma ve Sıfat tevhidi de aynı şekilde kulun İslam'a girmiş olması için kafi değildir. Bilakis bunun yanında bunun lazımı, gereği olan rabblik ve ilahlık hususundaki tevhidi de yerine getirmesi gerekir. Kafirler genelde isim ve sıfat tevhidi cinsinden bazı hususları kabul ediyorlardı. Bazıları isim ve sıfat tevhidinin bir kısmını cehaletten veya inaddan ötürü inkar etse de bu böyledir. Mesela; biz Yemame'nin Rahmanından (Müseyleme'den) başka bir Rahman bilmiyoruz, diyenler gibi. Allahu teala bunlar hakkında şu ayeti indirmiştir:


" (Rad: 30)  "Onlar Rahman'ı inkâr ediyorlar
{وَهُمْ يَكْفُرُونَ بِالرَّحْمَنِ}

Hafız İbnu Kesir (rh.a) diyor ki: Zahir olan şudur ki; onların bunu inkar edişleri ancak bilerek, inad yoluyla ve küfürlerinde ısrar ederek yapılan bir inkardır. Zira bazı cahiliye şiirlerinde Allahu teala'nın Rahman olarak isimlendirildiği vakidir. Şair şöyle der:

"Rahmanın dilediği şey mutlaka yerine gelir." [/b]وما يشأ الرحمن يعقد ويطلق

Bir başkası da şöyle demiştir:

"Rahman olan Rabbim onun sağ tarafını kesmedi mi…"
  أَلَا قَضَبَ الرَّحْمَنُ رَبِّي يَمِينَهَا

Bunların ikisi de cahiliye dönemine ait şiirlerdir. Zuheyr ise şöyle demiştir:

فَلَا تَكْتُمُنَّ اللَّهَ مَا فِي نُفُوسِكُمْ ... لِيَخْفَى فَمَهْمَا يُكْتَمِ اللَّهُ يَعْلَمِ

«İçinizdekileri, gizli kalsın diye Allah'tan sakın gizlemeyin. Zîrâ Allah'tan ne gizlenirse onu mutlaka bilir.»

Derim ki: Onların Rahman sıfatı haricinde isim ve sıfat tevhidinden herhangi bir şeyi inkar ettikleri bilinmemektedir.  Eğer onlar tevhidin bu türünü inkar etselerdi tıpkı ilahiyet (ibadet) tevhidi hakkında verdikleri cevabın aynısını peygamber (as)'a verirlerdi. Zira onlar şöyle demişlerdi:


{أَجَعَلَ الآلِهَةَ إِلَهاً وَاحِداً إِنَّ هَذَا لَشَيْءٌ عُجابٌ}


"İlahları tek bir ilah mı yaptı? Doğrusu bu şaşılacak bir şeydir" (Sad: 5)
Özellikle Mekki sureler tevhidin bu çeşidi ile doludur.

3- İlahlık tevhidi: (Allah'ı tek ilah ve mabud olarak tanımak)

توحيد الإلهية
Tevhidin bu çeşidi sevgi, korku, reca (ümit), tevekkül, rağbet (arzu), rahbet (korku), dua gibi ibadetleri sadece Allah'a yönelterek teellühü (ilah edinmeyi, ibadeti) Allah'a has kılma esasına dayanır. Bu esas üzerine de zahiri (görünen) ve batıni (görünmeyen) bütün ibadetleri tek olan ve ortağı bulunmayan Allah'a has kılmak ve bu ibadetlerden hiç birisini Allah'tan başkasına –bırakın bir başkasını mukarreb bir melek veya gönderilmiş bir peygambere  dahi-  yöneltmemek  prensibleri bina edilmiştir. Tevhidin bu çeşidi Allahu teala'nın şu ayetlerinde anlatılan şeydir:
{إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ}

"Biz yalnız sana ibadet ederiz, yalnız senden yardım isteriz" (Fatiha: 4)

{وَلِلَّهِ غَيْبُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَإِلَيْهِ يُرْجَعُ الْأَمْرُ كُلُّهُ فَاعْبُدْهُ وَتَوَكَّلْ عَلَيْهِ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ }


Göklerin ve yerin gaybı Allah’ındır, bütün işler O’na döndürülür; öyleyse O’na ibadet et ve O’na tevekkül et. Rabbin yaptıklarınızdan asla gafil değildir. (Hud: 123)

{فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِيَ اللَّهُ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ}

Eğer yüz çevirirlerse de ki: “Bana Allah yeter. O’ndan başka ilah yoktur. Ben ancak O’na tevekkül et-tim ve büyük Arş’ın Rabbi O’dur.” (Tevbe: 129)

{رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَاعْبُدْهُ وَاصْطَبِرْ لِعِبَادَتِهِ هَلْ تَعْلمُ لَهُ سَمِيّاً}

(O) göklerin, yerin ve ikisi arasındaki şeylerin Rabbidir. Şu halde O'na kulluk et; O'na kulluk etmek için sabırlı ve metânetli ol. O'nun bir adaşı (benzeri) olduğunu biliyor musun? (Asla benzeri yoktur). (Meryem: 65)

وَمَا اخْتَلَفْتُمْ فِيهِ مِنْ شَيْءٍ فَحُكْمُهُ إِلَى اللَّهِ ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبِّي عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَإِلَيْهِ أُنِيبُ


Herhangi bir şey hakkında ihtilafa düşerseniz, onun hakkında hüküm vermek Allah’ındır. İşte Rabbim olan Allah. Ben O’na tevekkül ettim ve yalnızca O’na dönüp-yönelirim. (Şura: 10)

{وَتَوَكَّلْ عَلَى الْحَيِّ الَّذِي لا يَمُوتُ وَسَبِّحْ بِحَمْدِهِ وَكَفَى بِهِ بِذُنُوبِ عِبَادِهِ خَبِيراً}


Ölümsüz ve daima diri olan Allah'a güvenip dayan. O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarını O'nun bilmesi yeter. (Furkan: 58)


{وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ}

Ve sana yakîn gelinceye kadar Rabbine ibadet et! (Hicr: 99)

Tevhidin bu çeşidi (uluhiyet tevhidi) dinin başı ve sonudur, batını (içi) ve zahiridir (dışıdır). Rasullerin davetinin başlangıcı da sonu da odur. O, "la ilahe illallah" (Allah'tan başka ilah yoktur) kelimesinin manasıdır. Zira ilah; sevgi, korku, yüceltme ve tazim ile ve de diğer ibadet çeşitleri vasıtasıyla kendisine ibadet edilen, ilah edinilen me'luh (ma'bud) demektir. Mahlukat bu tevhid için yaratıldı, rasuller bunun için gönderildi, kitaplar bunun için indirildi. Bu (uluhiyet tevhidi) sebebi ile insanlar mü'min ve kafir olarak ve de saadete ermiş cennet ehli ve bedbaht olmuş cehennem ehli olarak ayrıldı. Allahu teala şöyle buyuruyor:


"Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki korunasınız." (Bakara: 21)

Kur'an'da verilen ilk emir bu ayette (yer alan ibadette tevhid emri)dir.

Andolsun ki, Nuh'u kavmine gönderdik ve o: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka bir ilah yoktur. Hâla sakınmaz mısınız? dedi. (Mü'minun: 23)

Görüldüğü üzere bu, şirkin ortaya çıkmasından sonra gönderilen ilk rasulun davet ettiği şeydir.

Hud (as) ise kavmine şöyle demiştir:

 "Allah'a ibadet edin, sizin Ondan başka ilahınız yoktur" (A'raf: 65)

Salih (as) da kavmine şöyle demişti:

"Allah'a ibadet edin, sizin Ondan başka ilahınız yoktur" (Hud: 61)

Şuayb (as) ise kavmine şöyle dedi:

"Allah'a ibadet edin, sizin Ondan başka ilahınız yoktur" (A'raf: 85)

İbrahim (as) ise kavmine şöyle demişti:

Muhakkak ki ben hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim ve ben müşriklerden değilim. (En'am: 79)

Allahu teala şöyle buyuruyor:

Senden önce hiçbir resûl göndermedik ki ona: "Benden başka İlâh yoktur; şu halde bana kulluk edin" diye vahyetmiş olmayalım. (Enbiya: 25)

Senden önce gönderdiğimiz rasullerimizden sor: “Biz Rahman’ın dışında ibadet edilecek bir takım ilahlar kıldık mı?”  (Zuhruf: 45)

Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. (Zariyat: 56)

Hirakl Ebu Süfyan'a Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) hakkında soru sorduğu esnada şunu da söylemişti: O size ne anlatıyor? Ebu Süfyan şöyle dedi:

"Tek olan Allah'a ibadet edin, Ona hiçbir şeyi ortak koşmayın ve de atalarınızın söyleyegeldikleri şeyleri terkedin"

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Muaz (ra)'a şöyle demiştir:

"Sen ehli kitaptan olan bir kavme gidiyorsun. Onları ilk çağırdığın şey Allah'tan başka ilah olmadığına (la ilahe illallah'a) şehadet etmek olsun."

Bir rivayette ise "Allah'ı birlemeye" şeklindedir.

[Müellifin nakletmiş olduğu şekilde bir lafza raslayamadım. Buhari'nin nakletmiş olduğu lafızlardan birisi şöyledir:

"Sen ehli kitap olan bir kavme ayak basacaksın. Onları ilk çağırdığın şey Allah'ı birlemek olsun"

Tevhidin bu nev'i mükellef kimsenin üzerine vacib olan ilk şeydir. Allah'ın Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i  kendisiyle gönderdiği Kitap ve Hikmet'in manalarını bilmeyen (kelamcı ve filozoflardan) bazı kimselerin iddia ettiği gibi mükellef üzerine vacib olan ilk şey (Allah'ın varlığını akıl yoluyla bulmak amacıyla tefekkür edip) düşünmek, düşünmeye yönelmek veya Allah hakkında şüphe etmek değildir.

Bu (ibadette tevhid), vaciblerin en başta geleni ve de sonuncusudur. Kendisi vasıtasıyla İslam'a girilen ilk şeydir. Dünyadan kendisiyle çıkılan son şeydir. Zira Allah rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

"Kimin son sözü "la ilahe illallah" olursa cennete girer"

"Ben insanlarla Allah'tan başka ilah olmadığına ve de Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in Onun rasulu olduğuna şehadet edene kadar savaşmakla emrolundum."  Hadis, muttefekun aleyh'tir. (Yani Buhari ve Müslim'in ortaklaşa rivayet ettikleri bir hadistir.)

 Kur'an işte bu tevhidi gayet fasih, anlaşılır bir şekilde açıklamış; onunla başlayıp onunla sona ermiştir. Bu hususta misaller vermiştir. Öyle ki Kur'an'da ibadet tevhidinden bahsetmeyen bir sure yoktur. Tevhidin bu çeşidine başka isimler de verilmiştir:
 
1- İlahiyet (İlahlık) tevhidi: Zira bu tevhid, teellühü yani ilah edinmeyi, ibadeti Allah'a has kılma esasına mebnidir. Bu ise muhabbetin, sevginin en şiddetlisinin sadece Allah'a ait kılınması manasına gelir. Bu da ibadetin Allah'a has kılınmasını gerektirir.
2- Bu sayılan sebeblerden dolayı ibadet tevhidi ismini de alır.
3- İrade (talep ve istek) tevhidi:  Zira bu tevhid, ameller vasıtasıyla Allah'ın vechini, rızasını talep etme esasına dayalıdır.
4- Kasd (yöneliş ve arzuda) tevhid: Zira tevhidin bu çeşidi kasdı, yönelişi Allah'a has kılmak esasına dayanır, bu ise ibadeti sadece Allah'a has kılmayı gerektirir.
5- Amelde tevhid: Zira bu tevhid, yapılan amelleri tek olan Allah'a has kılma esasına dayalıdır.

Allahu teala şöyle buyuruyor:

"Dini Allah'a has kılarak Ona ibadet edin" (Zümer: 2)

"De ki: Ben dini Ona has kılarak Allaha ibadet etmekle emrolundum ve ayrıca ben müslümanların ilki olmakla emrolundum." (Zümer: 11-12)

"De ki: Siz Onun haricinde kime ibadet ederseniz edin, ben dini Ona has kılarak Allaha ibadet ederim." (Zümer: 14-15)

"Allah, çekişip duran birçok ortakların sahip olduğu bir adam (köle) ile yalnız bir kişiye bağlı olan bir adamı misal olarak verir. Bu ikisi eşit midir? Hamd Allah'a mahsustur. Fakat onların çoğu bilmezler." (Zümer: 29)

De ki: Öyleyse bana söyler misiniz? Allah bana bir zarar vermek isterse, Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, O'nun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut Allah, bana bir rahmet dilerse, onlar O'nun bu rahmetini önleyebilirler mi?  (Zümer: 38)

"Yoksa onlar Allah'tan başkasını şefaatçılar mı edindiler? De ki: Onlar hiçbir şeye güç yetiremezler ve akıl erdiremezlerse de mi (Şefaatçı edineceksiniz)?
De ki: Bütün şefâat Allah'ındır. Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Sonra O'na döndürüleceksiniz." (Zümer: 43-44)

Size azap gelip çatmadan önce Rabbinize dönün, O'na teslim olun, sonra size yardım edilmez. (Zümer: 54)

De ki: Ey cahiller! Bana Allah'tan başkasına kulluk etmemi mi emrediyorsunuz?
 (Resûlüm!) Şüphesiz sana da senden öncekilere de şöyle vahyolunmuştur ki: Andolsun (bilfarz) Allah'a ortak koşarsan, işlerin mutlaka boşa gider ve hüsranda kalanlardan olursun!
Hayır! Yalnız Allah'a kulluk et ve şükredenlerden ol. (Zümer: 64-66)

Zümer suresinin sonuna kadar bu şekilde devam etmektedir. Bütün bu sureler tevhide çağırmakta, tevhidi emretmekte, tevhid hakkındaki şüphe ve itirazlara cevap vermektedir. Ve de Allah'ın tevhid ehline hazırladığı kalıcı nimetlerden ve de tevhide muhalefet edenler için hazırladığı can yakıcı azabtan bahsetmektedir. Kur'an'daki bütün sureler hatta bütün ayetler bu tevhide (yani Allah'ı ibadet hususunda birlemeye) çağırmakta, ona şahidlik etmekte ve onu içermektedir. Zira Kur'an ya Allahu teala'dan, Onun isim ve sıfatlarından ve de fiillerinden bahseder ki buna Rububiyet tevhidi ve Sıfat tevhidi isimleri verilir. Ki bunlar Uluhiyet tevhidini gerektirmekte ve onu içermektedirler. Veyahut da ortağı olmaksızın yalnızca Ona kulluk etmeye, Ondan başka ibadet edilenleri terketmeye çağırır; ya da çeşitli ibadet şekillerini emreder ve muhalif davranışları nehyeder ki buna da İlahlıkta ve ibadette tevhid ismi verilir. Bu da tevhidin sayılan diğer iki çeşidini gerektirir ve bu ikisini içerir.

Ayrıca Allah'ı tevhid edip Ona itaat edenlere yapacağı ikramdan, dünyada başlarına gelecek olaylardan, ahiretteki ikramdan haber verir. Bu tevhidin mükafatıdır. Veya müşriklerle ilgili şeylerden, dünyada bunlara karşı verilecek cezalardan, ahirette kendilerini nasıl bir azabın beklediğinden haber verir. Bu da tevhid dairesinin dışına çıkanların göreceği cezadır.

Bu uluhiyet tevhidi, Allah'ın kendisinden başka bir din kabul etmeyeceği İslam'ın hakikatidir. Zira Allah Rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

"İslam beş temel üzerine kurulmuştur. Allah'tan başka ilah olmadığına ve de Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in Onun kulu ve elçisi olduğuna şehadet etmek, namazı kılmak, zekatı vermek, Beytullahı haccetmek ve de oruç tutmak."

Bu hadisi Buhari ve Müslim rivayet etmişlerdir. Bu hadiste İslam'ın bu beş esas üzerine kurulduğunu haber vermektedir ki bütün bunlar birer ameldir.

 Bu da İslam'ın emredilen fiilleri yapıp, nehyedilen işleri de terketmek suretiyle ve bütün bunları sadece Allah'a has kılarak tek olan Allah'a ortaksız olarak ibadet etmek olduğuna delil teşkil eder.



Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1977
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
Ynt: TEVHİD KAVRAMI VE TEVHİDİN KISIMLARI
« Yanıtla #1 : 23.09.2015, 18:29 »
Şeyh Muhammed bin Abdilvehhab (rh.a) ise "er-Risalet'ul Mufide" adlı eserinin girişinde şöyle demektedir:

Allah'a hamdolsun O bize yeter. Seçtiği kullarına da selam olsun. Allah seni doğruya iletsin, bilesin ki Allah (celle celaluhu) insanları ve cinleri kendisine ibadet etsinler ve kendisine hiçbir şeyi ortak koşmasınlar diye yaratmıştır.

Allah (celle celaluhu) şöyle buyuruyor:


{وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْأِنْسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ}


"Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım." (Zariyat: 51/56)

İbadet, Tevhid'in ta kendisidir. Çünkü rasullerle ümmetleri arasındaki çekişme hep bu noktada olmuştur.

Allah (celle celaluhu) şöyle buyuruyor:


{وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَسُولاً أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ}

"Andolsun ki biz her kavme "Allah'a ibadet edin ve Tağuttan sakının" diye (emretmeleri için) bir rasul gönderdik." (Nahl: 16/36)

  Tevhid'in Çeşitleri:

  1 - Rububiyyet Tevhidi
  2 - Uluhiyyet Tevhidi
  3 - İsim ve sıfat Tevhidi

   Şimdi Tevhid'in bu üç türünü ele alıp sırasıyla inceleyelim:

1 - Rububiyyet Tevhidi

Yüce Allah'ı rububiyetinde (yani rabb olması, yaratması, yetiştirmesi ve imkan vermesi bakımından) birlemekdir. Rasulullah (s.a.v dönemindeki müşrikler tevhidin bu türünü kabul ediyorlardı. Fakat tevhidin bu çeşidini kabul etmeleri, onların İslam'a girmeleri için yeterli değildi. İşte bu yüzden Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), döneminin müşrikleriyle savaşmış, onların canlarını ve mallarını helal kabul etmiştir. Tevhidin bu türü, Allah'ı fiillerinde birlemektir.

Bunun delili yüce Allah'ın şu ayetleridir:


{قُلْ مَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ أَمَّنْ يَمْلِكُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَمَنْ يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَمَنْ يُدَبِّرُ الْأَمْرَ فَسَيَقُولُونَ اللَّهُ فَقُلْ أَفَلا تَتَّقُون}


"De ki: "Size gökten ve yerden rızık veren kimdir? Ya da kulak ve gözlere sahip bulunan kimdir? Ölüden diriyi çıkaran ve diriden ölüyü çıkaran, her türlü işi düzene koyan kimdir? "Allah'tır" diyecekler. "Öyle ise (ona karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?" de." (Yunus: 10/31)


{قُلْ لِمَنِ الْأَرْضُ وَمَنْ فِيهَا إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ أَفَلا تَذَكَّرُونَ قُلْ مَنْ رَبُّ السَّمَاوَاتِ السَّبْعِ وَرَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ أَفَلا تَتَّقُونَ قُلْ مَنْ بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ يُجِيرُ وَلا يُجَارُ عَلَيْهِ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ فَأَنَّى تُسْحَرُونَ}


"(Ey Muhammed) De ki: "Eğer biliyorsanız söyleyin bakalım yeryüzü ve onda bulunanlar kimindir? "Allah'ındır" diyecekler. "Öyleyse hiç düşünmez misiniz?" de. "Yedi kat göklerin Rabbi ve yüce Arş'ın Rabbi kimdir?" diye sor. "Allah'tır", diyecekler. "Şu halde siz Allah'tan korkmaz mısınız?" de. "Eğer biliyorsanız söyleyin, her şeyin mülkiyet ve yönetimi elinde olan, her şeyi koruyup kollayan, fakat kendisi korunmayan (buna muhtaç olmayan) kimdir?" diye sor. "Bunların hepsi Allah'ındır", diye cevap verecekler. "Öyleyse nasıl aldanıyorsunuz?" de. (Müminun: 23/84-89)

Bu husustaki ayetler oldukça fazladır. Burada özetlenemeyecek kadar çok, zikredilmesi gerekmeyecek kadar meşhurdur.

2 - Uluhiyyet Tevhidi

Geçmişte ve günümüzde ki çekişme daha çok tevhidin bu türünde cereyan etmiştir. Bu, kulların yaptıkları fiillerde; yani dua, nezr (adak adama), nahr (kurban kesme), reca (ümit etme), havf (korkma), tevekkül, , rağbet (arzulama), rahbet (çekinerek korkma), inabe (yönelme) gibi ibadetlerde yüce Allah'ı birlemeleri anlamındaki tevhiddir. (Allah'ı ibadete layık yegane ilah olarak tanırken, ibadet hususunda bir başkasını asla ona ortak koşmamaktır.) (Mesela) Duanın (ibadet olduğunun) delili şudur:


{وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونِي أَسْتَجِبْ لَكُمْ إِنَّ الَّذِينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِي سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ}

"Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadet etmeyi kibirlerine yediremeyenler aşağılanarak cehenneme gireceklerdir." (Mü'min: 60)

Bu ibadet çeşitlerinin her birisi hakkında Kur'an'da delil mevcuttur.

İbadetin aslı: Allah’a ihlasla (yani hiç bir şeyi ortak koşmadan) ibadet etmektir.Yalnızca Rasulullah'a tabi olup başka kimselere tabi olmayı reddetmektir.
Allah (celle celaluhu) şöyle buyuruyor:

{وَأَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلَّهِ فَلا تَدْعُو مَعَ اللَّهِ أَحَداً}

"Şüphesiz mescidler yalnız Allah'ındır. O halde Allah ile birlikte hiçbir kimseye dua (ibadet) etmeyin." (Cin: 72/18)

{قُلْ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعًا الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ يُحْيِي وَيُمِيتُ فَآمِنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ النَّبِيِّ الْأُمِّيِّ الَّذِي يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَكَلِمَاتِهِ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ}

De ki: “Ey insanlar, ben Allah’ın hepinize gön-derdiği rasulüyüm.” Göklerin ve yerin mülkü yalnız O’nundur, O’ndan başka ilah yoktur. Dirilten ve öldüren O’dur. O halde Allah’a ve ümmi nebi olan Rasulü’ne iman edin ki o da Allah’a ve O’nun sözlerine iman etmektedir. Ona uyun ki hidayete eresiniz. (A'raf: 158)

{وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا نُوحِي إِلَيْهِ أَنَّهُ لا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدُونِ}

"Senden önce hiçbir rasul göndermedik ki ona "Benden başka ibadete layık ilah yoktur; şu halde yalnız bana kulluk edin" diye vahyetmiş olmayalım." (Enbiya: 21/25)

{لَهُ دَعْوَةُ الْحَقِّ وَالَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ لَا يَسْتَجِيبُونَ لَهُمْ بِشَيْءٍ إِلَّا كَبَاسِطِ كَفَّيْهِ إِلَى الْمَاءِ لِيَبْلُغَ فَاهُ وَمَا هُوَ بِبَالِغِهِ وَمَا دُعَاءُ الْكَافِرِينَ إِلَّا فِي ضَلَالٍ}

"Gerçek dua (ibadet), ancak O'na yapılır. O'ndan başka dua (ibadet) ettikleri ise, kendilerinin hiçbir isteğini yerine getiremezler. Onların durumu tıpkı ağzına gelsin diye suya avuçlarını uzatan kimseye benzer. Oysa (uzanıp suyu avuçlamadıkça) su onun ağzına gelmez. İşte kafirlerin duası, böyle boşa gitmektedir." (Rad: 13/14)

{ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ وَأَنَّ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ هُوَ الْبَاطِلُ وَأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ }

"Keza, hak yalnız Allah'tır. O'nun dışında dua etmekte olduklarıysa batıldır. Doğrusu Allah, yücedir, büyüktür." (Hac: 22/62)

Bu husustaki ayetler bilinmektedir. Allahu teala (rasule itaat hususunda da) şöyle buyurmaktadır:


{وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا}

"Rasul size neyi verdiyse onu alın, neyi de yasak ettiyse ondan da sakının." (Haşr: 59/7)

{قُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللَّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ}

"De ki: 'Eğer Allah'ı seviyorsanız bana itaat edin ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah muhakkak ki Gafur'dur, Rahim'dir." (Al-i İmran: 3/31)

3 – İsim, Sıfat Ve Zat Tevhidi

İsim, Sıfat Ve Zat Tevhidi: Allah'ı zatında, isim ve sıfatlarında bir olarak tanımaktır.

Allah (celle celaluhu) şöyle buyuruyor:

{قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ اللَّهُ الصَّمَدُ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُواً أَحَدٌ}

"De ki o Allah bir tektir. Allah Samed'dir (hiç bir şeye muhtaç değildir fakat her şey ona muhtaçtır). O, doğurmamış ve doğurulmamıştır. Hiç bir şey O'na eş (ya da denk) değildir." (İhlas: 112/1-4)

{وَلِلَّهِ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى فَادْعُوهُ بِهَا وَذَرُوا الَّذِينَ يُلْحِدُونَ فِي أَسْمَائِهِ سَيُجْزَوْنَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ}

"En güzel isimler (El-Esmau'l-Hüsna) Allah'ındır. O halde O'na güzel isimlerle dua edin. Onun isimleri hakkında eğri yola (ilhâda) sapanları bırakın. Onlar, yapmakta olduklarının cezasını göreceklerdir." (Araf: 7/180)


{لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ}

"O'nun benzeri hiç bir şey yoktur. Muhakkak ki O işitendir, görendir." (Şura: 42/11)

Şeyhulislam Müceddid Muhammed bin Abdilvehhab (rh.a) Rububiyet tevhidi, Uluhiyet tevhidi ve Sıfat tevhidi hakkında sorulan bir soruya şöyle cevap vermiştir:

Rububiyet tevhidi, kafirlerin de kabul etmiş olduğu tevhiddir. Allahu teala şöyle buyuruyor:

{قُلْ مَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ أَمَّنْ يَمْلِكُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَمَنْ يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَمَنْ يُدَبِّرُ الْأَمْرَ فَسَيَقُولُونَ اللَّهُ فَقُلْ أَفَلا تَتَّقُون}

"De ki: "Size gökten ve yerden rızık veren kimdir? Ya da kulak ve gözlere sahip bulunan kimdir? Ölüden diriyi çıkaran ve diriden ölüyü çıkaran, her türlü işi düzene koyan kimdir? "Allah'tır" diyecekler. "Öyle ise (ona karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?" de." (Yunus: 10/31)

Uluhiyet tevhidine gelince; ibadetleri mahlukattan ayrı olarak sadece Allah'a has kılmaktır. Zira "ilah" kelimesi Arab’ın kelamında ibadet için yönelinen varlık manasına gelir. O müşrikler şöyle diyorlardı: "Allah ilahlar ilahıdır. (en yüce ilahtır)" Fakat bununla beraber Onun yanında salihler, melekler ve benzeri başka ilahlar ediniyorlardı. Ve diyorlardı ki: Allah bundan razıdır ve bunlar da Onun katında bize şefaat edecektir.

Sen bu hakikati iyice öğrendiğin zaman dinin ne kadar garip kalmış olduğunu da iyice anlamış olursun. Allahu teala müşriklere karşı onların kanaatlerinin batıllığını isbat etmek gayesiyle onların rububiyet tevhidini kabul etmelerini delil getirmiştir. Zira kainattaki işleri düzenleyen sadece Allah olup Onun haricindekiler zerre ağırlığında bir şeye dahi sahip değilken ve de onlar bunu da kabul ettikleri halde, nasıl olur da bir yandan Allah'a dua (ibadet) edip, Onunla beraber bir başkasına dua ederler?

Sıfat tevhidine gelince; sıfatları kabul etmeksizin ne rububiyet tevhidi ne de uluhiyet tevhidi düzgün olmaz. Fakat şurası da var ki  kafirler, sıfatları inkar edenlerden daha akıllıdır. Allahu a'lem.


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1977
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
Ynt: TEVHİD KAVRAMI VE TEVHİDİN KISIMLARI
« Yanıtla #2 : 23.09.2015, 18:35 »
Feth'ul Mecid adlı eserde şöyle denilmektedir:

Tevhid'in şu şekilde iki çeşit olduğu da söylenebilir:

1.  Marifet (tanıma) ve ispat anlamında tevhid:

Bu, Allah'ın (celle celaluhu) Rububiyeti (Rab olması), isim ve sıfatları konusundaki tevhididir.

2.  Talep ve kast anlamında tevhid:


Bu da Allah'ın (celle celaluhu) ilahlığında tek olması ve kulluğun O'na has olması anlamındaki tevhiddir.

Süleyman bin Abdillah diyor ki: Bu şekilde taksimatı Şeyhulislam İbn Teymiyye ve İbn Kayyım zikretmiş; başkaları da bu manada şeyler söylemişlerdir.

Feth'ul Mecid müellifinin naklettiğine göre İbn Kayyım (rh.a) şöyle demektedir:

"Rasullerin davet ettiği ve kitapların kendisi için indiği tevhid ikiye ayrılır:
 
Biri marifet (tanıma) ve ispat noktasındaki tevhid, diğeri de talep ve kast manasındaki tevhiddir.

1.  Marifet ve ispat konusundaki tevhid; Yüce Rabbin zatının hakikatinin, sıfatlarının, fiillerinin, isimlerinin, kitapları vasıtasıyla konuşmasının ve de dilediği kimselerle konuşmasının ispatını ve kabulünü kapsar. Aynı zamanda tüm kaza, kader ve hikmetlerinin bilinmesi, tanınması, varlığının kabulünü de içerir. Bu konuda Kur'an'da oldukça net açıklamalar mevcuttur. Nitekim bunu Hadid, Ta-Ha, Secde ve Al-i İmran surelerinin başında, Haşr Suresinin sonunda ve İhlas Suresinin tamamında, ayrıca daha bir çok surede görmek mümkündür.

2.  Talep ve kast noktasındaki tevhid; ki bu, ilah oluş ve kulluk anlamındaki tevhiddir. Kafirun Suresinin tamamı bu tevhidle ilgilidir.

Ayrıca:

{قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا إِلَى كَلِمَةٍ سَوَاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ أَلا نَعْبُدَ إِلا اللَّهَ وَلا نُشْرِكَ بِهِ شَيْئاً وَلا يَتَّخِذَ بَعْضُنَا بَعْضاً أَرْبَاباً مِنْ دُونِ اللَّهِ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُولُوا اشْهَدُوا بِأَنَّا مُسْلِمُونَ}

"De ki: 'Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızda müşterek bir söze gelin: Yalnız Allah'a kulluk edelim, O'na hiçbir şeyi eş koşmayalım,Allah'ı bırakıp birbirimizi rab edinmeyelim.' Eğer yüz çevirirlerse, 'Şahit olun ki biz müslümanız!' deyin."
(Al-i İmran: 3/64)

Ayeti, Secde Suresinin ve Araf suresinin başı ve sonu, Mümin Suresinin başı, sonu ve ortası, Enam suresinin tamamı ve de Kuran surelerinin büyük çoğunluğu hatta hepsi tevhidin bu iki türünü kapsar ve buna şahitlik yapıp buna davet eder.

Kur'an yüce Allah'ın (celle celaluhu) güzel isimlerinden, fiillerinden ve sözlerinden haber verir ki, buna "İlme ve habere dayalı tevhid" denir.  (et-Tevhid'ul İlmi ve'l Haberi)

Bir tek Allah'a (celle celaluhu) ibadete çağırır, Allah'tan (celle celaluhu) başka ibadet edilen tüm şeyleri terketmeyi emreder. Buna da "İsteğe bağlı ve tercih yapılabilir tevhid" denir. (et-Tevhid'ul İradi ve't Talebi)

Ya da emir ve yasaklar içerir ve Allah'a (celle celaluhu) itaati gerekli kılar. Bunlar da tevhidin gerekleri ve onu kemale erdiren şeylerdir.

Ayrıca tevhid ehline ikramdan, dünyada başlarına gelecek olaylardan, ahiretteki ikramdan haber verir. Bu tevhidin mükafatıdır veya müşriklerle ilgili şeylerden, dünyada bunlara karşı yapılacaklardan, ahirette kendilerini nasıl bir azabın beklediğinden haber verir. Bu da tevhid dairesinin dışına çıkanların göreceği cezadır.

Kur'an baştan sona tevhid, tevhidin gerekleri, tevhidi yaşayanların mükafatları ile dopdolu olduğu gibi şirk ve müşriklerle ilgili konular, bunların ahiretteki cezalarıyla ilgili hükümlerle de doludur." İbn Kayyım'ın sözleri burada sona erdi. (Medaric’us Salikin, 3/417)

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1977
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
Ynt: TEVHİD KAVRAMI VE TEVHİDİN KISIMLARI
« Yanıtla #3 : 23.09.2015, 18:36 »
Şeyhülislam İbni Teymiyye (r.h.) ise şöyle demektedir:

"Rasullerin getirip haber verdikleri tevhid, Allah (celle celaluhu)'ın ilahlık hususunda tek olduğunu kabul etmeyi ihtiva eder. Bu da O'nun tek olduğuna, kendisinden başka ibadete layık ilah olmadığına şehadet ederek, sadece O'na kulluk edilip, yalnız O'na tevekkülde bulunularak, O'ndan başkası için dostluk yapılmayıp, yalnız O'nun rızası için düşmanlık gösterilerek ve de bütün ameller yalnızca O'nun için yapılarak gerçekleşir.

İşte bu, aynı zamanda Allah (celle celaluhu)'ın kendi zatı için haber verdiği isim ve sıfatların ispatını, kabulunü de ihtiva eder.

Allah (celle celaluhu) şöyle buyuruyor:

{وَإِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ لا إِلَهَ إِلا هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ}

"İlahınız tek ilahtır. O'ndan başka ibadete layık ilah yoktur. Rahmandır, Rahimdir."
(Bakara: 2/163)

{وَقَالَ اللَّهُ لا تَتَّخِذُوا إِلَهَيْنِ اثْنَيْنِ إِنَّمَا هُوَ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَإِيَّايَ فَارْهَبُونِ}

"... İki ilah edinmeyin! O ancak tek ilahtır. O halde yalnız benden korkun."
(Nahl: 16/51)

{وَمَنْ يَدْعُ مَعَ اللَّهِ إِلَهاً آخَرَ لا بُرْهَانَ لَهُ بِهِ فَإِنَّمَا حِسَابُهُ عِنْدَ رَبِّهِ إِنَّهُ لا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ}

"Her kim Allah ile birlikte başka bir ilaha kulluk ederse, -ki bunun için hiçbir delil yoktur- o kimsenin hesabı ancak Rabbinin katındadır. Kafirler kesinlikle kurtuluşa eremezler."
(Mü'minun: 23/117)

{وَاسْأَلْ مَنْ أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رُسُلِنَا أَجَعَلْنَا مِنْ دُونِ الرَّحْمَنِ آلِهَةً يُعْبَدُونَ}

"Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize sor! Rahman'dan başka kulluk edilecek ilahlar kılmış mıyız?"
(Zuhruf: 43/45)

Allah (celle celaluhu), gönderdiği tüm nebilerin, insanları eşi ve ortağı olmayan tek Allah'a (celle celaluhu) kulluk etmeye davet ettiklerini bildiriyor.

Allah (celle celaluhu) şöyle buyuruyor:

{قَدْ كَانَتْ لَكُمْ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ فِي إِبْرَاهِيمَ وَالَّذِينَ مَعَهُ إِذْ قَالُوا لِقَوْمِهِمْ إِنَّا بُرَآءُ مِنْكُمْ وَمِمَّا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ كَفَرْنَا بِكُمْ وَبَدَا بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةُ وَالْبَغْضَاءُ أَبَداً حَتَّى تُؤْمِنُوا بِاللَّهِ وَحْدَهُ}

"İbrahim ve onunla beraber olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine demişlerdi ki: "Biz sizden ve sizin Allah'tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi reddettik. Bir tek Allah'a iman etmenize kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir."
(Mümtehine: 60/4)

Müşriklerden haber verirken de şöyle buyuruyor:

{إِنَّهُمْ كَانُوا إِذَا قِيلَ لَهُمْ لا إِلَهَ إِلا اللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُو آلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍ}

"Çünkü onlara: 'Allah'dan başka ibadete layık ilah yoktur' denildiği zaman büyüklük taslarlar: 'Deli bir şair için ilahlarımızı mı bırakacağız?' derlerdi."
(Saffat: 37/35-36)

Kur'an-ı Kerim'de buna benzer daha pek çok ayet vardır.

Tevhidin amacı,kelamcı ve tasavvufçuların zannettiği gibi, sadece Allah'ın (celle celaluhu) şu varlık alemini yarattığına inanmak ve bu şekilde soyut anlamda Allah'ı (celle celaluhu) Rablığında tevhid etmek değildir. Bu şekilde inananlar, yalnızca bunu delile dayalı olarak kabul ettiklerinde, artık tevhidin son noktasını kabul ettiklerini sanırlar. Bunlar sadece işin bu noktasına şahit olup bunda derinleşmekle, tevhidin son noktasına ulaştıklarını zannederler.

Bir kimse sadece Allah'ın (celle celaluhu) layık olduğu sıfatları ikrar edip, O'nu tenzih etmekle ve de Onun herşeyi  tek başına yarattığını kabul etmekle muvahhid olmaz.

Muvahhid sayılabilmesi için, Allah'dan (celle celaluhu) başka ibadete layık ilah olmadığına ve O'nun bu hususta tek olduğuna şahitlik etmesi, aynı zamanda Allah'ın ibadete layık tek ilah olduğunu kabul edip Ona ortaksız olarak (celle celaluhu) kulluk etmeyi yerine getirmesi gerekir.

İlah; "me'luh" ve "ma'bud" anlamındadır ve "kulluk / İbadet edilmeye layık olan" demektir. İlah "yaratmaya ve icat etmeye kadir olan" manasına gelmez.  Şayet ilah kelimesi --sıfatiyye kelamcılarının yaptığı ve de Ebu Hasan el-Eş'ari ve ona tabi olanlardan naklettikleri gibi- "yaratmaya ve icat etmeye kadir olan" manasında alınır, bu mananın, ilah vasfının en has manası olduğuna inanılırsa, ve de bunun ispatı ve kabulü tevhidin nihai noktası olarak ele alınırsa rasullerin gönderiliş amacı ve tevhidin gerçeğini  bilememiş olurlar.

Bilindiği gibi Arap müşrikleri her şeyi yaratanın Allah (celle celaluhu) olduğunu kabul etmelerine rağmen müşriktiler.

Allah (celle celaluhu) şöyle buyuruyor:

{وَمَا يُؤْمِنُ أَكْثَرُهُمْ بِاللَّهِ إِلا وَهُمْ مُشْرِكُونَ}

"Onları çoğu, ortak koşmadan Allah'a iman etmezler."
(Yusuf: 12/106)

Bu hususta seleften bazıları şöyle demişlerdir:

"Onlara "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorarsan "Allah" derler. Fakat yine de Allah'tan (celle celaluhu) başkasına ibadet ederler." 

Allah (celle celaluhu) şöyle buyuruyor:

{قُلْ لِمَنِ الْأَرْضُ وَمَنْ فِيهَا إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ أَفَلا تَذَكَّرُونَ قُلْ مَنْ رَبُّ السَّمَاوَاتِ السَّبْعِ وَرَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ أَفَلا تَتَّقُونَ قُلْ مَنْ بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ يُجِيرُ وَلا يُجَارُ عَلَيْهِ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ فَأَنَّى تُسْحَرُونَ}

"De ki: 'Eğer biliyorsanız (söyleyin bakalım). Yeryüzü ve onda bulunanlar kime aittir?' 'Allah'a aittir' diyecekler. 'Öyleyse siz hiç düşünüp taşınmaz mısınız?' de. 'Yedi göğün Rabbi ve O yüce arşın Rabbi kimdir?' de. 'Allah'tır' diyecekler. 'Öyle ise (O'na karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?' de. "Eğer biliyorsanız (söyleyin), her şeyin mülkiyet ve yönetimi elinde olan, her şeyi koruyup kollayan, fakat kendisi korunmayan (buna muhtaç olmayan) kimdir?" diye sor. '(Her-şeyin yönetimi) Allah'ındır' diyecekler. De ki: "Öyle ise nasıl olup da aldanıyorsunuz?"
(Mü'minun: 23/84-89)

Öyleyse her şeyi yaratanın ve her şeyin Rabbinin Allah (celle celaluhu) olduğunu ikrar eden herkes, Onun dışındaki herşeyi bırakıp Allah'a (celle celaluhu) kulluk ediyor, Ona dua ediyor, O'ndan korkuyor ve umut ediyor, Onun yolunda dostluk ve düşmanlık yapıyor, rasullerine itaat ediyor, Allah'ın (celle celaluhu) emrettikleri ile emrediyor ve insanları Allah'ın (celle celaluhu) yasaklarından sakındırıyor anlamına gelmez.

Müşrikler, her şeyi yaratanın Allah (celle celaluhu) olduğunu ikrar etmelerine rağmen ortak koştukları şeylerin kendileri için şefaatçi olacağını kabul etmeleri sebebiyle Allah'a (celle celaluhu) ortak koşuyorlardı.

Allah (celle celaluhu) şöyle buyuruyor:

{أَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ شُفَعَاءَ قُلْ أَوَلَوْ كَانُوا لا يَمْلِكُونَ شَيْئاً وَلا يَعْقِلُون قُلْ لِلَّهِ الشَّفَاعَةُ جَمِيعاً لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ}

"Yoksa onlar Allah'dan başkasını şefaatçi mi edindiler?De ki: 'Onlar hiçbir şeye güç yetiremez ve akıl erdiremezlerse de mi (şefaatçi edineceksiniz)?' De ki: "Bütün şefaat Allah'ındır. Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur..."
(Zümer: 39/43-44).

{وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لا يَضُرُّهُمْ وَلا يَنْفَعُهُمْ وَيَقُولُونَ هَؤُلاءِ شُفَعَاؤُنَا عِنْدَ اللَّهِ قُلْ أَتُنَبِّئُونَ اللَّهَ بِمَا لا يَعْلَمُ فِي السَّمَاوَاتِ وَلا فِي الأَرْضِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ}

"Onlar Allah'ı bırakıp kendilerine hiçbir fayda ve zarar veremeyecek şeylere tapıyorlar ve 'Bunlar, Allah katında bizim şefaatçilerimizdir' diyorlar. De ki: 'Siz göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi Allah'a haber veriyorsunuz?'Haşa! O, onların ortak koştukları şeylerden uzak ve yücedir."
(Yunus: 10/18).

{وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادَى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُمْ مَا خَوَّلْنَاكُمْ وَرَاءَ ظُهُورِكُمْ وَمَا نَرَى مَعَكُمْ شُفَعَاءَكُمُ الَّذِينَ زَعَمْتُمْ أَنَّهُمْ فِيكُمْ شُرَكَاءُ لَقَدْ تَقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنْكُمْ مَا كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ}

"Andolsun ki ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geleceksiniz ve dünyada size verdiğimiz şeyleri arkanızda bırakacaksınız. Ortaklarımız sandığınız şefaatçilerimizi de yanınızda göremeyeceksiniz. Andolsun ki aranız açılmış ve ilah sandığınız şeyler sizden kaybolup gitmiştir."
(En'am: 6/94)

{وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَتَّخِذُ مِنْ دُونِ اللَّهِ أَنْدَاداً يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللَّهِ}

"İnsanlardan bazıları Allah'tan başkasını ilah edinirler de onları Allah'ı sever gibi severler..."
(Bakara: 2/165)

Bunun içindir ki, bunların peşinden gidenlerin kimisi güneşe, kimisi aya, kimileri de yıldızlara secde ve dua ederek müşriklerin yaptığı gibi yapıyorlar. Bunlar için oruç tutup bunlara ibadet ediyorlar.

Bu kişiler sadece, ortak koştuklarının kendi işlerini düzenlediğine onları idare ettiğine inanmaları halinde şirke gireceklerini, bunları sebeb ve vasıta kılmanın ise şirk olmadığını zannediyorlar. Halbuki bunların şirk olduğu İslam dininden zaruri olarak bilinen bir meseledir." Şeyhulislam İbn Teymiye'nin sözleri burada sona erdi. (Der’u Tearuz’il Akli ve’n Nakl, 1/224-228)

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1977
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
Ynt: TEVHİD KAVRAMI VE TEVHİDİN KISIMLARI
« Yanıtla #4 : 10.04.2016, 21:13 »
Tahavi akidesi şarihi İbnu Ebi'il İzz (rh.a) tevhid hakkında şu açıklamaları yapmaktadır:

Tevhid işin başı ve sonudur. Bundan kastımız ise ulûhiyyet tevhidinin gereklerinin yerine getilmesidir. Tevhid üç türü ihtivâ etmektedir:

1- Sıfatlara dair açıklamalar
2- Rubûbiyyet tevhidi herşeyi yaratanın yalnızca Allah olduğunun açıklanmasıni içerir.
3- Ulûhiyyet tevhidi Yüce Allah’ın, O’na hiçbir şeyi ortak koşmaksızın tek kendisinin ibadet olunma hakkına sahip olmasını kapsar.

Sıfatların Tevhidi

Allah’ın sıfatlarının olduğunu kabul etmeyenler, sıfatları kabul etmeyip nefyetmeyi tevhidin kapsamı içerisinde kabul ederler. Cehm b. Safvân ve onun görüşlerini benimseyenler gibi. Bunlar derler ki: Allah’ın sıfatları olduğunu kabul etmek vacib (varlığı zorunlu olan Allah)’in birden çok olmasını gerektirir.
Bu ise zorunlu olarak tutarsız olduğu anlaşılan bir görüştür. Çünkü hiçbir sıfata sahip olmayan, bütün sıfatlardan soyutlanmış bir varlığın kabulü dış dünyada tasavvur olunamaz. Ama zihin bazen imkânsız olan birşeyi varsayabilir ve tasarlayabilir. Böyle bir iddia ta’tilin (Allah’ın sıfatsız olduğunu kabul etmenin) en ileri derecesidir.

Rubûbiyyet Tevhidi

Tevhidin ihtiva ettiği ikinci husus rubûbiyyet tevhididir. Herşeyi yaratanın O olduğunu, kâinatta sıfat ve fiilleri birbirine denk iki (ve daha fazla) yaratıcı bulunmadığını kabul etmek, buna örnektir. Nazar ve kelam ehlinin ve de tasavvufçuların çoğunun nezdinde tevhidin son noktası budur.

Âdemoğullarından bilinen herhangi bir kesimin, bu tevhidin aksine bir kanaate sahip olduğu bilinmemektedir. Aksine kalpler, fıtrî olarak O’nun varlığını diğer bütün mevcudatın varlığından daha ileri bir derecede ikrar ve itiraf edecek şekilde yaratılmıştır. Nitekim Yüce Allah’ın bize aktardığına göre peygamberler de böyle demişlerdir:

{قَالَتْ رُسُلُهُمْ أَفِي اللَّهِ شَكٌّ فَاطِرِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ}

 "Peygamberleri şöyle demişti: Gökleri ve yeri yaratan... Allah hakkında mı şüphe ediyorsunuz?"
  (İbrahim, 14/10)

Yaratıcının inkarını izhar etmek ve O’nu bilmezlikten gelmek noktasında bilinen en ünlü kişi Firavun’dur. Halbuki o içten içe O’nun yaratıcılığına kesinlikle inanıyordu. Nitekim Musa -Aleyhisselam- kendisine şöyle demişti:

{لَقَدْ عَلِمْتَ مَا أَنْزَلَ هَؤُلَاءِ إِلَّا رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ بَصَائِرَ}

 “Andolsun ki bunları birer ibret olmak üzere göklerin ve yerin Rabbinden başka kimsenin indirmediğini bilmişsindir."
(el-İsrâ, 17/102)

Yüce Allah bir başka yerde ondan ve kavminden şöylece söz etmektedir:

{وَجَحَدُوا بِهَا وَاسْتَيْقَنَتْهَا أَنْفُسُهُمْ ظُلْمًا وَعُلُوًّا}

“Kalpleri onlara inandığı halde zulümle büyüklenmeleri sebebiyle onları (bilerek) inkâr ettiler."
(en-Neml, 27/14)

Bundan dolayı Firavun bilen bir kimsenin bilmezden geldiğini ortaya koyan bir üslûp (tecahul-i arif) ile inkâr ve red maksadı ile: “Âlemlerin Rabbi dediğin nedir?" diye sorunca Musa -Aleyhisselam- kendisine şu cevabı vermiş:

{رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا إِنْ كُنْتُمْ مُوقِنِينَ} {قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُ أَلَا تَسْتَمِعُونَ} {قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ} {قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ الَّذِي أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ} {قَالَ رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَا إِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ}

 "Göklerle yerin ve onların arasında olanların Rabbidir. Eğer gerçekten inanan kimseler iseniz...
"(Firavun) etrafında bulunanlara: İşitmiyor musunuz? dedi.
"(Musa): O sizin de Rabbinizdir, sizden önceki atalarınızın da Rabbidir, dedi.
"(Firavun) Dedi ki: Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir.
"(Musa): Doğunun batının ve onların aralarında olanların Rabbidir, eğer akıl ederseniz, dedi."
(eş-Şuarâ, 26/24-28)

Sıfat ve fiilleri itibariyle birbirine denk, kainatın iki tane yaratıcısı vardır diye bir kanaat sahiplenmiş herhangi bir kesimin bulunduğuna dair bir şey bilinmemektedir. Mecusî’lerden (hayır ve şer ilâhlarının varlığına inanan) Seneviyye ile biri nur, diğeri karanlık olmak üzere iki esasın bulunduğunu kabul eden ve âlemin de bunlardan meydana geldiğini ileri süren Maniheist’ler dahi nurun karanlıktan hayırlı olduğunu, övülmeye değer ilâhın o olduğunu, karanlığın ise kötü ve yerilmiş olduğunu ittifakla kabul etmişlerdir.

Teslis’i (üçlü tanrıyı) kabul eden Hristiyanlara gelince; Bunlar âlemin biri diğerinden ayrı üç rabbi olduğunu ileri sürmemektedirler. Aksine onlar âlemin yaratıcısının bir olduğunu ittifakla kabul ediyorlar ve: "Baba, oğul ve ruhu’l-kudüs’ten ibaret olan bir tek ilâhın adı ile" derler.

Onların teslis’e dair görüşleri kendi içerisinde çelişkilidir, tutarsızdır. Hulûl (Allah’ın beşerin bedenine girdiğini kabul etmeye dair) görüşleri ise bundan da tutarsızdır. Bundan dolayı hem bunu anlamakta, hem de bunu yorumlayıp ifade etmekte birbirleriyle çelişkiye düşmüşlerdir. Onların hiçbirisi bunu aklın kabul edebileceği bir şekilde ifade edememektedir. Hemen hemen iki kişi dahi bu hususu aynı anlama gelen ifadelerle dile getirmezler. Çünkü onlar "zatı itibariyle birdir, uknûmları (unsurları) itibariyle üçtür" derler. Uknûm’ları da kimi zaman özelliklerle, kimi zaman sıfatlarla, kimi zaman da şahıslarla açıklarlar.
Yüce Allah kullarını, bu görüşleri iyice anlayıp, kavradıktan sonra tutarsızlıklarına hükmedebilecekleri bir şekilde yaratmıştır. Genel olarak onlar, birbirine her bakımdan denk iki yaratıcıyı kabul etmezler.

Burada anlatmak istediğimiz şudur: Kâinatın her bakımdan birbirine denk iki ayrı yaratıcısının olduğunu kabul eden dinî hiçbir kesim yoktur. Bununla birlikte kelâm, mantık ve felsefe ile uğraşan pek çok kimse bunu isbatlamak için çokça uğraşmışlardır. Hatta aralarından akıl yoluyla bunu isbatlamaktan âciz olduklarını itiraf edenler ve bunun ancak sem’ (vahiy) yoluyla algılanabileceğini iddia edenler dahi vardır.

Aklî ilimler ile uğraşanlar nezdinde meşhur olan bunun; "Temânû Delili" ile isbatlanmasıdır. Temanu’ Delili de şudur: Şâyet kainatın iki yaratıcısı bulunsa -mesela onlardan birisi bir cismi hareket ettirmek isterken diğeri durdurmak istese yahut birisi ona hayat vermek isterken öbürü öldürmek istemesi halinde olduğu gibi- biribirleriyle anlaşmazlığa düşecek olurlarsa, ya ikisinin de maksadı gerçekleşir yahut onlardan birisinin maksadı gerçekleşir ya da onlardan hiçbirisinin istediği olmaz.

Birincisi imkânsızdır, çünkü iki zıt şeyin bir arada bulunmasını gerektirir.

Üçüncüsü de imkânsızdır, çünkü o taktirde cisim hakkında hareketin de sükûnun da söz konusu olmaması gerekir, bu da imkânsızdır. Aynı şekilde her ikisinin de âciz olmasını gerektirir. Âciz bir varlık ise ilâh olamaz. Onlardan birisinin maksadı gerçekleşir, diğerininki gerçekleşmeyecek olursa o vakit maksadı gerçekleşen gücü yeten ilâh demektir, diğeri ise âcizdir ve ilâh olmaya elverişli değildir.

Bu ilkeye dair tamamlayıcı açıklamalar ilgili bahislerde ele alınmıştır.

Ulûhiyyet Tevhîdi, Rubûbiyyet Tevhîdini de Kapsar
 
Yine aklî ilimlerle uğraşanların pek çoğunun iddiasına göre Temânu’ Delili Yüce Allah’ın:

{لَوْ كَانَ فِيهِمَا آلِهَةٌ إِلَّا اللَّهُ لَفَسَدَتَا} "Eğer göklerle yerde Allah’tan başka ilâhlar olsaydı ikisinin de düzeni bozulup gitmişti" (el-Enbiyâ, 21/22) buyruğunda ifade edilmektedir. Çünkü onların kanaatine göre açıklayıp ispatladıkları rubûbiyyet tevhidi Kur’ân-ı Kerîm’in beyan ettiği, peygamberlerin de kendisine davet ettiği ulûhiyyet tevhidi ile aynı şeydir.

Oysa durum böyle değildir. Aksine peygamberlerin kendisine davet ettiği ve indirilen kitapların dile getirdiği tevhîd, rubûbiyyet tevhidini de ihtiva eden ulûhiyyet tevhididir. Bu ise ona hiçbir şeyi ortak koşmaksızın bir ve tek olarak Allah’a ibadet etmektir. Araplardan Allah’a ortak koşan müşrikler rubûbiyyet tevhidini kabul ediyorlardı. Gökleri ve yeri yaratanın bir ve tek olduğunu itiraf ediyorlardı.

Nitekim Yüce Allah onlara dair bize şöylece haber vermektedir:

{وَلَئِنْ سَأَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ}

"Andolsun onlara: Göklerle yeri kim yarattı, diye sorsan, onlar elbette; Allah diyeceklerdir."
(Lukman, 31/25)

{قُلْ لِمَنِ الْأَرْضُ وَمَنْ فِيهَا إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ} {سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ}

 "De ki: Yer ve oradakiler kimindir, eğer biliyorsanız (söyleyin.) Onlar: Allah’ındır, diyeceklerdir. Sen de ki: O halde siz iyice düşünüp, ibret almaz mısınız?"
(el-Mu’minun, 23/84-85) Kur’ân-ı Kerîm’de buna benzer buyruklar ise pek çoktur.

Onlar putların kâinatı yaratmakta Allah’a ortak olduklarına inanmıyorlardı. Aksine onlar da Hint, Türk, Berber ve diğer ümmetlerin müşrikleri ile aynı durumda idiler. Kimi zaman bunların peygamber ve salihlerden iyi bir takım kimselerin heykelleri olduklarına inanırlar, onları şefaatçı kabul ederler ve Allah ile kendileri arasında aracı görürlerdi. İşte Arapların şirk koşmalarının esası buna dayanır. Yüce Allah Nuh kavminin söylediklerini bize şöylece nakletmektedir:

{وَقَالُوا لَا تَذَرُنَّ آلِهَتَكُمْ وَلَا تَذَرُنَّ وَدًّا وَلَا سُوَاعًا وَلَا يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسْرًا}

 "Ve: Tanrılarınızı sakın bırakmayın. Sakın Ved, Suva, Yeğûs, Ye’ûk ve Nesr’i terketmeyin, dediler."
(Nuh, 71/23)

Buharî’nin Sahih’inde, tefsir kitaplarında, peygamber kıssalarında ve diğerlerinde İbn Abbas’tan ve onun dışında selef’ten bir takım kimselerden şöyle dedikleri nakledilmiştir: Bunlar Nuh kavmi arasında salih bir takım kimselerin isimleridir. Bunlar öldükten sonra kabirlerinin başından ayrılmadılar, sonra onların suretlerini yaptılar. Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra onlara ibadet etmeye başladılar. Bizzat bu putlar sonunda Arap kabilelerine geçti. İbn Abbas bu kabileleri tek tek zikretmektedir.

Müslim’in Sahih’inde, Ebu’l-Heyyâc el-Esedî’den şöyle dediği sabittir: Ali b. Ebi Talib -Radıyallahu anh- bana dedi ki:

أَلَا أَبْعَثُكَ عَلَى مَا بَعَثَنِي رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ؟ «أَمَرَنِي أَنْ لَا أَدَعَ قَبْرًا مُشْرِفًا إِلَّا سَوَّيْتُهُ، وَلَا تِمْثَالًا إِلَّا طَمَسْتُهُ»

 Rasûlullah -Sallallahu aleyhi vesellem-’in beni gönderdiği şartlarla, seni de göndereyim mi? O bana: "Yükseltilmiş ne kadar kabir görürsen mutlaka onu dümdüz etmemi ve ne kadar heykel bulursam onu silmemi emretmişti."


Buharî ile Müslim’de, Peygamber -Sallallahu aleyhi vesellem-’in vefatı ile sonuçlanan hastalığında şöyle dediği kaydedilmektedir:

لَعَنَ اللَّهُ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى، اتَّخَذُوا قُبُورَ أَنْبِيَائِهِمْ مَسَاجِدَ

"Allah yahudilerle, hristiyanlara lanet etsin. (Çünkü) onlar peygamberlerinin kabirlerini mescid edindiler."
O bu sözleriyle yaptıklarından (ümmetini) sakındırıyordu. Âişe -Radıyallahu anha- dedi ki: Eğer bu olmasaydı, onun kabri açıkta bırakılırdı, fakat kabrinin mescid edinilmesini hoş karşılamadı(ğından bu yapılmadı.)

Yine Buharî ile Müslim’de kaydedildiğine göre; Hz. Peygamber’e vefatı ile sonuçlanan hastalığında Habeşistan’da bulunan bir kiliseden söz edildi. O kilisenin güzelliği ve içindeki resimlerden ona bahsedildi. Şöyle buyurdu:

إِنَّ أُولَئِكَ إِذَا مَاتَ فِيهِمُ الرَّجُلُ الصَّالِحُ بَنَوْا عَلَى قَبْرِهِ مَسْجِدًا، وَصَوَّرُوا فِيهِ تِلْكَ التَّصَاوِيرَ، أُولَئِكَ شِرَارُ الْخَلْقِ عِنْدَ اللَّهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

"Onlar öyle kimselerdir ki, aralarından salih bir kişi öldü mü kabri üzerinde bir mescit bina ederler ve o mescitte bu suretleri yaparlardı. Onlar Kıyamet gününde Allah’ın huzurunda mahlukatın en şerlileridirler."


Müslim’in Sahih’inde de yine Peygamber -Sallallahu aleyhi vesellem-in vefatından beş gün önce şöyle dediği nakledilmektedir:

إِنَّ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ كَانُوا يَتَّخِذُونَ قُبُورَ أَنْبِيَائِهِمْ وَصَالِحِيهِمْ مَسَاجِدَ، أَلَا فَلَا تَتَّخِذُوا الْقُبُورَ مَسَاجِدَ، فَإِنِّي أَنْهَاكُمْ عَنْ ذَلِكَ

"Sizden öncekiler peygamberlerinin ve aralarından salih olan kimselerin kabirlerini mescit edinirlerdi. Dikkat edin, sakın kabirleri mescit edinmeyiniz. Ben sizlere bunları yasaklıyorum."


Şirkin sebeblerinden birisi de yıldızlara ibadet etmek ve yıldızların tabiatlarına uygun düştüğü zan olunan özelliklere uygun olarak putlar edinmektir. İbrahim -Aleyhisselam- kavminin şirki -denildiğine göre- bu kabilden idi. Melekleri ve cinleri Allah’a ortak koşup, onlar adına putlar yapmak ta böyledir.
Bütün bunlar yaratıcının varlığını kabul ediyorlar. Kâinatın iki yaratıcısı bulunduğunu söylemiyorlardı, fakat bu aracıları şefaatçi edinmişlerdi. Nitekim Yüce Allah şu buyruğuyla onlar hakkında böylece haber vermektedir:

{وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءَ مَا نَعْبُدُهُمْ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَا إِلَى اللَّهِ زُلْفَى}

"Ondan başka veli (dost ve ilâh)ler edinenler: Biz bunlara ancak bizleri Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz (derler.)"
(ez-Zümer, 39/3)

Bir başka yerde de şöyle buyurmaktadır:

{وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْ وَيَقُولُونَ هَؤُلَاءِ شُفَعَاؤُنَا عِنْدَ اللَّهِ قُلْ أَتُنَبِّئُونَ اللَّهَ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِي السَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ}


"Onlar Allah’tan başka  kendilerine ne bir zarar ne de bir fayda vermeyecek olan şeylere taparlar. Bir de: Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir, derler. De ki: Siz Allah’a göklerde ve yerde bilmeyeceği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Haşa, O ortak tutmakta oldukları herşeyden münezzeh ve yücedir." (Yunus, 10/18)

Peygamberleri yalanlayan geçmiş ümmetler arasındaki müşriklerin durumu da böyledir. Nitekim yüce Allah bize Salih -Aleyhisselam-ın kıssası arasında Yüce Allah adına onu ve aile halkını öldüreceklerine dair yemin eden dokuz kişiden söz etmektedir.  Bu müfsit ve şirk koşanlar Yüce Allah adına peygamberlerini ve onun aile halkını öldürmeye yemin etmişlerdi. Bu da onların müşriklerin iman ettikleri şekilde Allah’a inanan kimseler olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Böylelikle istenen tevhidin aynı zamanda rubûbiyyet tevhidini de ihtivâ eden ulûhiyyet tevhidi olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır.

(...)

İbn Ebi'l İzz devamla şöyle diyor:

Kur’ân-ı Kerîm’in Ulûhiyyet Tevhid’ine Dair Açıklamaları

 Kur’ân-ı Kerîm, Tevhid’in bu türünün anlatılması, açıklanması, ona dair misaller verilmesi ile dopdoludur.

Kur’ân-ı Kerîm’in rubûbiyyet tevhid’ini beyan edip, Allah’tan başka yaratıcı olmadığını açıklaması buna bağlı olarak da O’ndan başka hiçbir kimseye ibadet edilmemesi gerektiğini vurgulaması bunlar arasındadır. Böylelikle o rubûbiyyet tevhid’ini ikincisine (yani Allah’tan başkasına ibadet etmemek demek olan ulûhiyyet tevhid’ine) delil olarak göstermektedir.  Zira onlar birincisini kabul ediyor, fakat ikincisi hakkında tartışıyorlardı. Bundan dolayı şanı yüce Allah’da onlara şunu açıklıyordu: "Sizler Allah’tan başka bir yaratıcı olmadığını bildiğinize ve kullara faydalı olan şeyleri ulaştıranın, onlara zarar verecek şeyleri kendilerinden uzaklaştırıp önleyenin O olduğunu, bu hususta O’nun hiçbir ortağının bulunmadığını bildiğinize göre; ne diye O’ndan başkasına ibadet ediyor ve O’nunla birlikte başka ilâhların varlığını kabul ediyorsunuz?" Yüce Allah’ın şu buyruklarında olduğu gibi:

{قُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ وَسَلَامٌ عَلَى عِبَادِهِ الَّذِينَ اصْطَفَى آللَّهُ خَيْرٌ أَمْ مَا يُشْرِكُونَ} {أَمَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَأَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَنْبَتْنَا بِهِ حَدَائِقَ ذَاتَ بَهْجَةٍ مَا كَانَ لَكُمْ أَنْ تُنْبِتُوا شَجَرَهَا أَإِلَهٌ مَعَ اللَّهِ بَلْ هُمْ قَوْمٌ يَعْدِلُونَ}

"Allah’a hamd olsun, seçtiği kullarına da selâm olsun, de. Allah mı hayırlıdır yoksa koştukları ortaklar mı? Göklerle yeri yaratan ve sizin için gökten bir su indiren mi? Onunla göz alıcı bahçeler bitirdik. Onların ağaçlarını bitirmek sizin için mümkün olmaz. Allah ile birlikte bir ilâh mı var? Hayır, onlar sapan bir topluluktur."
(en-Neml, 27/59-60)

Yüce Allah bu âyetlerin herbirisinin sonunda: "Allah ile birlikte bir ilâh mı var?" diye sormaktadır. Yani bunları Allah ile birlikte yapan bir başka ilâh daha mı var? Bu inkar anlamında bir sorudur. Böyle bir şeyin olmadığını ihtiva eder. Onlar da zaten bunları Allah’tan başka yapan bir kimsenin olmadığını kabul ediyorlardı. Böylelikle bunu onlara karşı bir delil olarak göstermiş oluyordu.

Şu aklî ilimlerle uğraşanların ve onlara uygun kanaat belirten sufilerin ileri sürdükleri rubûbiyyet tevhid’i, tevhid’in en ileri derecesi olarak kabul ediliyorsa şüphesiz ki bu peygamberlerin getirdiği ve indirilmiş kitaplarda yerini bulan uluhiyet tevhidinin içine dahildir. Şu husus bilinmeli ki yaratıcının isbatına dair deliller ile peygamberlerin doğruluğuna dair deliller gibi uluhiyet tevhidinin de pek çok delilleri vardır. Bir ilme insanların ihtiyacı ne kadar çok olursa, Allah’ın kullarına rahmetinin bir tecellisi olarak onun delilleri de daha bir açıktır.

(…) İbnu Ebi'l İzz konuyla ilgili açıklamalarını şu şekilde noktalamaktadır:

Ulûhiyyet tevhidi rubûbiyyet tevhid’ini de ihtiva eder, ama aksi söz konusu değildir. Çünkü yaratmaya kadir olamayan âciz demektir. âciz varlığın ise ilâh olması uygun değildir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

{أَيُشْرِكُونَ مَا لَا يَخْلُقُ شَيْئًا وَهُمْ يُخْلَقُونَ}

"Kendileri yaratılmış oldukları halde hiçbir şey yaratmaya kudreti olmayanları mı eş koşuyorlar?"
(el-A’raf, 7/191)  Yine yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:

{أَفَمَنْ يَخْلُقُ كَمَنْ لَا يَخْلُقُ}"Yaratan, yaratmayan gibi olur mu hiç? Artık iyice düşünmeyecek misiniz?"
(en-Nahl, 16/17)
(…)
Tevhid Hakkında Yapılan Batıl Tarif ve Sınıflandırmalar

 Peygamberlerin risaletlerinde getirdikleri ve kitapların bildirdikleri tevhid’in, ulûhiyyet tevhidi olduğu -az önce işaret olunduğu üzere- bilindiğine göre; tevhid’i üç ayrı türe taksim edip, (tevhidin aslı olan) uluhiyet tevhidini avam’ın tevhid’i; hakikatlerle sabit olanı da ikinci tür ve havass’ın tevhid’i, kıdem ile kaim olan havass'ul havass’ın tevhid’ini üçüncü tür tevhid olarak kabul edenlerin; böyle bir kısımlara ayırmalarına iltifat edilmez.  Hiç şüphesiz tevhid bakımından insanların en mükemmelleri nebi’lerdir. Rasûller ise bu hususta onlardan da daha mükemmeldir. Rasûllerden ulu’l-azm diye bilinenleri ise tevhid bakımından onların en mükemmelleridir. Bunlar ise Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve Muhammed (Allah’ın salât ve selamı hepsine olsun) dir.

Tevhid bakımından bunların da en mükemmelleri iki halil Muhammed ve İbrahim (Allah’ın salât ve selamı ikisine olsun) dirler. Çünkü bu ikisinin ilim, marifet, hâl, insanları davet etmek ve cihad’ları itibari ile tevhid’in gereklerini yerine getirdikleri şekilde hiçbir kimse yerine getirebilmiş değildir. O halde rasûllerin ortaya koydukları, kendisine davet ettikleri diğer ümmetlerle uğrunda cihad ettikleri tevhid’den daha mükemmel ve daha ileri tevhid söz konusu değildir. Bundan dolayı Yüce Allah peygamberine bu hususta o rasûllere uymalarını emretmiştir. Nitekim Yüce Allah, İbrahim -Aleyhisselam-ın kavmi ile şirkin tutarsızlığı, buna karşılık tevhid’in doğruluğu ile ilgili tartışmasını ve onun soyundan gelen peygamberleri söz konusu ettikten sonra:

{أُولَئِكَ الَّذِينَ هَدَى اللَّهُ فَبِهُدَاهُمُ اقْتَدِهِ} "İşte bunlar Allah’ın hidayet ettiği kimselerdir. O halde sen de onların hidayetine uy." (el-En’âm, 6/90) diye buyurmaktadır. O halde Allah’ın Rasûlüne kendilerine uymasını emrettiği kimselerin tevhid’inden daha mükemmel bir tevhid söz konusu olamaz.

Peygamber -Sallallahu aleyhi vesellem- da ashab’ına sabahı ettikleri vakit şöyle dua etmelerini emrederdi;

أَصْبَحْنَا عَلَى فِطْرَةِ الْإِسْلَامِ، وَكَلِمَةِ الْإِخْلَاصِ، وَدِينِ نَبِيِّنَا مُحَمَّدٍ، وَمِلَّةِ أَبِينَا إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا مُسْلِمًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
"İslam fıtratı, ihlas kelimesi, Peygamberimiz Muhammed’in dini ve hanif bir müslüman olan ve asla müşriklerden olmamış atamız İbrahim’in şeriatı üzere sabahı ettik."
  demelerini öğretirdi.

İbrahim’in milleti (dini, şeriatı) tevhid’dir. Muhammed’in dini de onun Allah’tan getirdiği söz, amel ve itikaddir. İhlas kelimesi ise Allah’tan başka ilâh olmadığına şahidlik etmektir. İslam fıtratı ise Yüce Allah’ın kullarına emretmiş olduğu kendisini sevmeleri ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmaksızın O’na ibadet etmek, ubudiyyet ile zilletle boyun eğerek, emirlerine bağlı kalarak ve O’na yönelerek teslim olmak demektir.

İşte havass’ın da havass’ının tevhid’i budur. Kim bundan yüz çevirecek olursa beyinsizlerin de beyinsizidir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

{وَمَنْ يَرْغَبُ عَنْ مِلَّةِ إِبْرَاهِيمَ إِلَّا مَنْ سَفِهَ نَفْسَهُ وَلَقَدِ اصْطَفَيْنَاهُ فِي الدُّنْيَا وَإِنَّهُ فِي الْآخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحِينَ - إِذْ قَالَ لَهُ رَبُّهُ أَسْلِمْ قَالَ أَسْلَمْتُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ}

 "Kendini bilmezden başka kim İbrahim’in dininden yüz çevirebilir! Andolsun ki Biz onu dünyada beğenip, seçmişizdir. O âhirette de muhakkak salihlerdendir. Hani Rabbi ona: "Teslim ol" dediği zaman o da: Alemlerin Rabbine teslim oldum, demişti."
(el-Bakara, 2/130-131)

Kelâm’cıların Yöntemlerine Gerek Yoktur

Selim bir hissi ve kendisiyle ayırt etme gücüne sahip olacağı bir aklı bulunan bir kimsenin istidlâlde kelâmcıların normlarına, cedel’e, onların terimlerine ve yöntemlerine kesinlikle ihtiyaç duymaz. Hatta belki bunlar sebebiyle kendisini şaşkınlığa, sapıklığa, şüphe ve tereddüte ulaştıracak bir takım şüphe ve tereddütlere de düşebilir. Gerçek şu ki tevhid, bir kimsenin kalbi bu gibi olumsuzluklardan kurtulabildiği takdirde ancak kişiye faydalı olur. İşte Allah’ın huzuruna ancak kendisi ile varanların kurtulabileceği kalb-i selim de budur.

Şüphesiz havass’ın ve havass’ın da havass’ının tevhid’i olduğu iddia edilen ikinci ve üçüncü tür tevhid, kişiyi çoğu sûfî’lerin kendisine soyundukları yok oluşa (fena’ya) götürür. Bu da genelde ittihad (halik ile mahluk’un birliği) kanaatine ulaştıran çok tehlikeli bir yoldur.

İşte Yüce Allah’ın Rasûlüne indirmiş olduğu Allah’ın kelâmı budur. Allah Rasûlünün sünneti budur. Rasûlden sonra gelen en hayırlı neslin ve âriflerin önderleri olan imamların kanaatleri, görüşleri budur. Acaba onların sözlerinde görüş ve kanaatlerinde fena bulmaktan hiç sözedilmiş midir? Acaba onlardan herhangi birisi böyle bir taksim’e (tevhid’i avamın tevhidi havass'ın, seçkin zümrenin tevhidi gibi kısımlara ayırmaya) kalkışmış mıdır? Bunun ortaya çıkış sebebi Harici’lerin aşırıya kaçışlarını andıran dinde ileri derecede aşırıya kaçıştan başkası değildir. Hatta bu, hristiyanların dinlerindeki aşırıya gidişlerinde benzer. Yüce Allah ise dinde aşırıya gitmeyi yermiş ve bunu yasaklayarak şöyle buyurmuştur:

{يَاأَهْلَ الْكِتَابِ لَا تَغْلُوا فِي دِينِكُمْ وَلَا تَقُولُوا عَلَى اللَّهِ إِلَّا الْحَقَّ} "Ey kitap ehli! Dininizde aşırıya gitmeyin. Allah’a karşı hak olandan başkasını söylemeyin."
(en-Nisâ, 171)

{قُلْ يَاأَهْلَ الْكِتَابِ لَا تَغْلُوا فِي دِينِكُمْ غَيْرَ الْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعُوا أَهْوَاءَ قَوْمٍ قَدْ ضَلُّوا مِنْ قَبْلُ وَأَضَلُّوا كَثِيرًا وَضَلُّوا عَنْ سَوَاءِ السَّبِيلِ} "De ki: Ey Kitap ehli! Dininizde haksız yere haddi aşmayın. Bundan önce sapıklığa düşmüş, bir çok kimseyi saptırmış ve sonra da dümdüz yoldan sapagelmiş bir kavmin hevâ ve heveslerine uymayın." (el-Maide, 5/77)

Peygamber -Sallallahu aleyhi vesellem- de şöyle buyurmaktadır:

لَا تُشَدِّدُوا فَيُشَدِّدَ اللَّهُ عَلَيْكُمْ، فَإِنَّ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ شَدَّدُوا فَشَدَّدَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ، فَتِلْكَ بَقَايَاهُمْ فِي الصَّوَامِعِ وَالدِّيَارَاتِ، رَهْبَانِيَّةٌ ابْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَاهَا عَلَيْهِمْ

 "İşi zora koşmayın, Allah da aleyhinize olmak üzere işi zora koşar. Şüphesiz sizden öncekiler işi zora koştular, Allah da aleyhlerine olmak üzere işi sıkı tuttu. İşte onlardan arta kalanlar manastırlarda ve kiliselerdedirler. Bir de "Bizim kendilerine farz kılmaksızın, kendiliklerinden ortaya koydukları bir ruhbanlık."
(el-Hadid, 57/27) Hadisi Ebû Dâvûd rivayet etmiştir.

(Tahavi akidesi şarihinin sözleri burada bitti. Geniş bilgi için bkz. Tahavi akidesi şerhi terc., İbnu Ebi'il İzz, sf 30-45 arası, İst 1422/2002 )

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
2 Yanıt
3741 Gösterim
Son İleti 05.05.2016, 14:58
Gönderen: Tevhid Ehli
2 Yanıt
5736 Gösterim
Son İleti 07.05.2016, 00:46
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
5582 Gösterim
Son İleti 12.05.2016, 02:22
Gönderen: Tevhid Ehli
10 Yanıt
4686 Gösterim
Son İleti 24.02.2019, 02:39
Gönderen: Tevhid Ehli
20 Yanıt
4421 Gösterim
Son İleti 06.07.2018, 12:14
Gönderen: Tevhid Ehli