Darultawhid

Gönderen Konu: ALLÂH’A İBÂDETİN GENEL ESÂSI  (Okunma sayısı 2143 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1114
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
ALLÂH’A İBÂDETİN GENEL ESÂSI
« : 06.11.2015, 21:30 »


ALLÂH’A İBÂDETİN GENEL ESÂSI

Şeyh'ul İslâm Muhammed bin Abd'il Vehhâb Rahimehullâh

Muellefât’uş Şeyh, 1/379-381; ed-Durar’us Seniyye, 1/155-158

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın adıyla,

Denilse ki: “Bir olan Allâh’a ibâdetin genel esâsı (veya ta’rîfi) nedir?” Derim ki: “Allâh’ın emirlerine uymak, nehyettiklerinden kaçınmak sûretiyle ona itâ’at etmektir.”

Denilse ki: “Allâhu Teâlâ’dan başkasına yapılması asla câiz olmayan ibâdet çeşitleri nelerdir?” Derim ki:

“Du’â, isti’âne (yardım istemek), istigâse (medet ummak), kurban kesmek, nezr (adak adamak), havf (korkmak), recâ (ümit etmek), tevekkül, inâbe (yönelmek), muhabbet (sevgi), haşyet (bilerek korkmak), rağbet (arzulamak) ve rahbet (çekinerek korkmak), te’ellüh (ilah edinmek, ibâdet etmek), rukû, secde, huşû’ (itâ’at ederek sakınmak), tezellül (huzurunda alçalmak), ta’zîm (yüceltmek) bunun çeşitlerindendir ki bunlar ilahlığın özelliklerinden (ilaha has) olan ibâdetlerdir.

Du’â’nın (bir ibâdet çeşidi oluşunun) delîli Allâhu Teâlâ’nın şu kavlidir:

“Mescidler yalnız Allâh’ındır. O hâlde Allâh ile birlikte hiçbir kimseye du’â (ibâdet) etmeyin.” (el-Cinn 72/18)

Ve yine Allâhu Teâlâ’nın şu kavlidir:

“Gerçek du’â, ancak O’na yapılır. O’ndan başka du’â ettikleri ise onlara hiçbir şekilde icâbet edemezler (karşılık veremezler)…” (er-Ra’d 13/14)

Allâhu Teâlâ’nın şu kavline kadar:

“… Oysa (uzanıp suyu avuçlamadıkça) su onun ağzına gelmez. İşte kâfirlerin du’âsı, böyle boşa gitmektedir.” (er-Ra’d 13/14)1

İsti’âne’nin (yardım istemenin, bir ibâdet çeşidi oluşunun) delîli Allâhu Teâlâ’nın şu kavlidir:

“Yalnız Sana ibâdet ederiz ve yalnız Sen’den yardım dileriz.” (el-Fâtiha 1/4)

İstigâse’nin (medet ummanın, bir ibâdet çeşidi oluşunun) delîli Allâhu Teâlâ’nın şu kavlidir:

“Siz Rabbinizden yardım bekliyordunuz. O da hemen du’ânıza icâbet etti…” (el-Enfâl 8/9)

Zebh’in (kurban kesmenin, bir ibâdet çeşidi oluşunun) delîli Allâhu Teâlâ’nın şu kavlidir:

“De ki: Namazım, kestiğim kurban, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allâh içindir. O’nun hiçbir ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben Müslümanların ilkiyim.” (el-En'âm 6/162-163)

Nezr’in (adak adamanın, bir ibâdet çeşidi oluşunun) delîli Allâhu Teâlâ’nın şu kavlidir:

“Onlar adaklarını yerine getirirler ve şerri yaygınlaşmış olan (o) günden korkarlar.” (el-İnsân 76/7)

Havf’ın (korkmanın, bir ibâdet çeşidi oluşunun) delîli Allâhu Teâlâ’nın şu kavlidir:

“İşte bu şeytân, ancak kendi dostlarıyla korkutur. Eğer îmân eden kimselerseniz, onlardan (kâfirlerden) değil, Ben’den korkun.” (Âl-i İmrân 3/175)

Recâ’nın (ümit etmenin, bir ibâdet çeşidi oluşunun) delîli Allâhu Teâlâ’nın şu kavlidir:

“…Kim Rabbine kavuşmayı ümit ediyorsa sâlih amel işlesin ve Rabbine ibâdette hiç kimseyi ortak koşmasın.” (el-Kehf 18/110)

Tevekkül’ün (bir ibâdet çeşidi oluşunun) delîli Allâhu Teâlâ’nın şu kavlidir:

“…Eğer gerçekten imân ediyorsanız, yalnız Allâh’a tevekkül edin.” (el-Mâ’ide 5/23)

İnâbe’nin (yönelmenin, bir ibâdet çeşidi oluşunun) delîli Allâhu Teâlâ’nın şu kavlidir:

“Rabbinize yönelin ve O’na teslîm olun…” (ez-Zümer 39/54)

Muhabbet’in (sevginin, bir ibâdet çeşidi oluşunun) delîli Allâhu Teâlâ’nın şu kavlidir:

“İnsanlar içinde, Allâh’tan başkasını niddler (eşler, denkler ve ortaklar) edinenler vardır ki onlar, bunları Allâh’ı sever gibi severler. Îmân edenlerin ise Allâh’a olan sevgileri daha güçlüdür…” (el-Bakara 2/165)

Haşyet’in (bilerek korkmanın, bir ibâdet çeşidi oluşunun) delîli Allâhu Teâlâ’nın şu kavlidir:

“…O hâlde insanlardan korkmayın, Ben’den korkun…” (el-Mâ’ide 5/44)

Rağbet’in (arzulamanın, bir ibâdet çeşidi oluşunun) ve Rahbet’in (çekinerek korkmanın, bir ibâdet çeşidi oluşunun) delîli Allâhu Teâlâ’nın şu kavlidir:

“Şüphesiz onlar hayırlı işler yapmaya koşarlar, rağbet ederek (arzulayarak) ve rahbet ile (çekinerek korkarak) Bize du’â ederlerdi. Ve onlar Bize karşı huşû duyarlardı (itâ’at ederek sakınırlardı).” (el-Enbiyâ 21/90)

Te’ellüh’ün (ilah edinme ve ibâdet etmenin, bir ibâdet çeşidi oluşunun) delîli Allâhu Teâlâ’nın şu kavlidir:

“İlahınız bir tek ilahtır, O’ndan başka -ibâdete lâyık, hak- ilah yoktur. O Rahmân’dır, Rahîm’dir.” (el-Bakara 2/163)

Rukû ve secdenin (ibâdet çeşidi olmalarının) delili, Allâhu Teâlâ’nın şu kavlidir:

“Ey îmân edenler! Rukû edin, secde edin, Rabbinize ibâdet edin, hayır işleyin; umulur ki kurtuluşa erersiniz.” (el-Hacc 22/77)

Huşû’nun (itâ’at ederek sakınmanın, bir ibâdet çeşidi oluşunun) delîli Allâhu Teâlâ’nın şu kavlidir:

“Kitâb ehlinden öyleleri vardır ki Allâh’a inanırlar, size indirilene ve kendilerine indirilene, Allâh’a karşı huşû içinde (itâ’at ederek sakınarak) inanırlar. Onlar, Allâh’ın âyetlerini az bir bedele satmazlar…” (Âl-i İmrân 3/199) İşte bu ve benzeri âyetler...

Bu ibâdet çeşitlerinden herhangi birisini Allâhu Teâlâ’dan başkasına her kim yöneltirse Allâh’tan başkasını O’na (ibâdette) ortak koşmuş olur.

Denilse ki: “Allâh’ın emrettiği en büyük emir nedir?” Denilir ki:

“Yukarıda açıkladığımız gibi Allâh’ı ibâdette tevhîd etmektir (birlemek; ibâdeti yalnızca Allâh’a yöneltmektir). Allâh’ın nehyettiği en büyük nehiy de Kendisi’ne şirk koşulmasıdır. Şirk, Allâh ile birlikte başka varlıklara du’â (ibâdet) etmek veya bunun dışındaki ibâdet çeşitleriyle söz konusu varlığa yönelmektir. Her kim, ibâdet çeşitlerinden herhangi birini Allâhu Teâlâ’dan başkasına yöneltirse; o kişi, yöneldiği varlığı rabb ve ilah edinmiştir ve başka bir varlığı Allâh’a ortak koşmuştur. Bunun dışındaki ibâdet çeşitleriyle söz konusu varlığa yönelmesi hâlinde de aynı şekildedir.2 Allâhu Teâlâ’nın nehyettiği ve müşrikleri kınadığı şirkin bu olduğuna delîl teşkil eden âyetler yukarıda geçmiştir.

Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Hiç şüphesiz Allâh, Kendisi’ne şirk koşulmasını bağışlamaz; bundan aşağısını dilediği kimse için bağışlar. Kim Allâh’a ortak koşarsa derin bir sapıklıkla sapmıştır.” (en-Nisâ 4/116)

Yine Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“…Kim Allâh’a şirk koşarsa muhakkak ki Allâh ona cenneti harâm kılar, onun varacağı yer ateştir. Zulmedenlerin yardımcıları da yoktur.” (el-Mâ’ide 5/72)

Vallâhu A’lem (Allâh en doğrusunu bilendir)!..3


Alıntı
Açıklamalar:

1- Âyetin tamamı şöyledir:


﴿لَهُ دَعْوَةُ الْحَقِّ وَالَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ لاَ يَسْتَجِيبُونَ لَهُمْ بِشَيْءٍ إِلاَّ كَبَاسِطِ كَفَّيْهِ إِلَى الْمَاءِ لِيَبْلُغَ فَاهُ وَمَا هُوَ بِبَالِغِهِ وَمَا دُعَاءُ الْكَافِرِينَ إِلاَّ فِي ضَلاَلٍ﴾ [الرعد: 14]

“Gerçek du’â, ancak O’na yapılır. O’ndan başka du’â ettikleri ise onlara hiçbir şekilde icâbet edemezler (karşılık veremezler). Onların durumu ancak ağzına gelsin diye suya avuçlarını uzatan kimse gibidir. Oysa (uzanıp suyu avuçlamadıkça) su onun ağzına gelmez. İşte kâfirlerin du’âsı, böyle boşa gitmektedir.” (er-Ra’d 13/14)

2- Müellefât’uş Şeyh’in muhakkiki bu son cümlenin tekrar edilmesinin müstensihlerden, yani risâleyi yazıya geçirenlerden kaynaklanan bir hata olabileceğine işâret etmiştir, zîrâ ifâdenin akışına uymamaktadır. Biz yine de metne sadık kalmak için bu ibâreyi aynen tercüme ettik.

3- Ed-Durar’us Seniyye’de risâle, el-Mâ’ide 5/72 âyetinin hemen ardından Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e salât ile sona ermektedir:


”وَصَلَّى اللهُ عَلَى مُحَمَّدٍ“.

“Allâh’ın salâtı Muhammed’in üzerine olsun (Âmîn)!..”
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
1778 Gösterim
Son İleti 09.06.2015, 17:52
Gönderen: İbn Teymiyye
0 Yanıt
4001 Gösterim
Son İleti 18.06.2015, 21:58
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
3198 Gösterim
Son İleti 16.03.2016, 17:51
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
1833 Gösterim
Son İleti 03.08.2016, 15:09
Gönderen: İbn Teymiyye
0 Yanıt
146 Gösterim
Son İleti 03.10.2019, 21:47
Gönderen: Sırât-ı Müstakîm