Darultawhid

Gönderen Konu: İMAM EBU'L HASEN EL-KERCİ'NİN İ’TİKADI  (Okunma sayısı 1890 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1148
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
بِسْمِ اَللَّهِ اَلرَّحْمَنِ اَلرَّحِيمِ
İmam Ebu'l Hasen el-Kerci'nin İ’tikadı

Şeyh'ul Harameyn Ebu'l Hasen Muhammed ibni Abd’il Melik el-Kerci (458H-532H)

Muhammed ibni Abd’il Melik ibni Muhammed ibni Ömer. Künyesi Ebu'l Hasen el-Kerci'dir. (İbni Kesir, el-Bidaye ve'n Nihaye, Hicretin Beşyüzotuzikinci Senesinde Vefat Eden Meşhur Şahsiyetler, 12/394-395) 458H yılında doğmuştur. (İbnu's Sem'ani, Şezerat'uz Zeheb, 4/100)

Takvalı, fakih bir imamdır. Müfti bir muhaddistir, edebiyatçıdır. Ömrünü ilim tahsiliyle ve ilmi yaymakla geçirdi. (İbnu's Sem'ani, Şezerat'uz Zeheb, 4/100)

Çeşitli beldelere gidip hadis dinledi. Fetva veren bir fıkıhçıydı. Ebu İshak'tan ve diğer Şafiiler’den fıkıh dersleri aldı. Fesahatli bir şairdi. (İbni Kesir, el-Bidaye ve'n Nihaye, Hicretin Beşyüzotuzikinci Senesinde Vefat Eden Meşhur Şahsiyetler, 12/394-395)

Şafii ulemasından olmasına karşın sabah namazında kunut duası okumadığı ve Şafiiler'in aksine Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sabah namazında kunut duasını terkettiği görüşünde olduğu naklolunmuştur. Bu hususta Abd’il Kafi es-Sübki, şunu nakleder:

Muhaddis fakihlerden Ebu’l Hasen Muhammed ibni Abd’il Melik el-Kerci eş-Şafii’nin (ö. 532H) sabah namazında kunut duası okumadığı nakledilir. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sabah namazında kunut duasını terkettiği bilgisinin sahih olduğu kanaatini serdeder. Rivayete göre şöyle bir rüya gördüğünü anlatır: Bir gece rüyamda Ebu İshak eş-Şirazi’yi (ö. 476H) gördüm. Ona selam verdim ve elini öpmek istedim. Ancak yüzünü çevirip elini öptürmedi. Bunun üzerine: Muhterem efendim! Ben sizin hizmetçiniz sayılırım. Derslerimde sizin eseriniz olan el-Mühezzeb’i okuturum, dedim. Bana: Niçin sabah namazında kunut duası okumayı terkettin? dedi. Ben de: İmam Şafii: Eğer Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den sahih olarak bir hadis gelirse benim görüşümü terkedin. Hadis neyi ifade ediyorsa benim görüşüm odur, der. Bu (sabah namazında kunut okunması) da Şafii’nin görüşlerinden biridir, dedim. Daha sonra onunla birlikte hadisin şerhini yapmaya başladım. Beni dinledi ve sonunda yüzüme gülümsedi. Bu olayı kendisinden İbnu’s Sem’ani, (ö. 562H) nakleder. Hocamız Hafız ed-Dimyati (ö. 705H) de Salat’ul Vusta konusunda bunu anlatmıştı. (Taki ed-Din Ali ibni Abd’il Kafi es-Subki, Ma’na Kavl’il İmam el-Muttalibi iza Sahha’l Hadis fehuve Mezhebi)

Şafii mezhebi’nin büyüklerinden olmasına karşın sabah namazında kunutu terk etmesi meşhurdur. (Şezerat’uz Zeheb, 4/100) İbni Kesir de buna değinir:

Sabah namazında kunut okumaz ve bu hususta şöyle derdi: Bununla ilgili sahih bir hadis varid olmuş değildir. İmamız Şafii derdi ki: Hadis sahih olursa işte benim mezhebim odur. Sözümün sahih hadisle çeliştiğini görürseniz benim sözümü duvara çarpın. (İbni Kesir, el-Bidaye ve'n Nihaye, Hicretin Beşyüzotuzikinci Senesinde Vefat Eden Meşhur Şahsiyetler, 12/394-395)

Hocamız ed-Dimyati, Muhammed ibni Abd’il Melik el-Kerci’yi zikredince: O, Ebu İshak eş-Şirazi’nin büyük talebelerindendir, demişti. Ancak oğlum Abd’ul Vehhab (ibni Ali es-Subki), Kerci’nin Şirazi’nin öğrencisi olmadığını bilakis öğrencilerinin öğrencisi olduğunu söyledi. Kerci derslerinde el-Muhezzeb’i okuturmuş. (Taki ed-Din Ali ibni Abd’il Kafi es-Subki, Ma’na Kavli’l İmam el-Muttalibi iza Sahha’l Hadis fehuve Mezhebi)

Zehebi onun Şafii fakihlerinin büyüklerinden olduğunu ifade eder. (Zehebi, Muhtasar el-Uluvv li’l Aliyy’il Azim, #344)

Birçok eseri vardır. Mesela büyük imamların itikadına dair el-Fusul adlı eseri vardır. Bu eserinde Selefilerin i'tikada dair mezhep ve görüşlerini anlatır. Garip ve güzel birçok şeyler nakleder. Ayrıca fikha dair bir kitabı ve tefsiri de vardır. (İbni Kesir, el-Bidaye ve'n Nihaye, Hicretin Beşyüzotuzikinci Senesinde Vefat Eden Meşhur Şahsiyetler, 12/394-395)

Fıkha dair bir muhtasarı vardır. Adı ez-Zerai fi İlmu'ş Şerai'dir. (İbnu's Sem'ani, Şezerat'uz Zeheb, 4/100)

Zehebi, Ebu’l Hasen el-Kerci’nin ikiyüz beyitten uzun olan kasidesinden onun Ashab’ul Hadis inancı üzere olduğuna dair şunu nakleder: Büyük ilim adamı Şeyh’ul İslam Herevi’nin arkadaşı Ebu’l Hasen meşhur akidesinin başında şöyle diyor:

Hadis Ashabı’nın akidesi pek yüksek yerlere çıkarılmıştır.
Allah’ın dinine mensup olanları en yüksek mertebelere
Onların akidelerine göre şüphesi ilah zatıyla
Arşı üzerindedir. Bununla birlikte gaybları da bilir. Rabbin istivası akıl ile kavranılır.
Ama keyfiyyeti hakkında yaşlıların bilgisizliği gibi bilgisiz kalınır. (Zehebi, Muhtasar el-Uluvv li’l Aliyy’il Azim, #344)

Edebiyatçı kimliğiyle de bilinmektedir. Muhammed ibni Abd’il Melik güzel suretli, geçimi hoş bir kimseydi. Hoş sohbetli şiirlerinden biri şudur:

Evi benden uzaklaştı. Lakin güzelliğinin hayali kalbimde duruyor.
Gönül onunla dopdolu olduktan sonra
Etraftaki mekanlarda onun bulunmayışı bana zarar vermez. (İbni Kesir, el-Bidaye ve'n Nihaye, Hicretin Beşyüzotuzikinci Senesinde Vefat Eden Meşhur Şahsiyetler, 12/394-395)

Muhammed ibni Abd’il Melik 532H senensinde doksan yaşına yaklaşmış iken vefat etti. (İbni Kesir, el-Bidaye ve'n Nihaye, Hicretin Beşyüzotuzikinci Senesinde Vefat Eden Meşhur Şahsiyetler, 12/394-395; Zehebi, Muhtasar el-Uluvv li’l Aliyy’il Azim, #344) Semani de, 532H yılının Şaban ayında vefat ettiğini bildirir. (İbnu's Sem'ani, Şezerat'uz Zeheb, 4/100)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1148
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: İMAM EBU'L HASEN EL-KERCİ'NİN İ’TİKADI
« Yanıtla #1 : 14.11.2015, 04:22 »
İmam Ebu'l Hasen el-Kerci'nin İ’tikadı*

Şeyh'ul İslam İbni Teymiyye, İmam el-Kerci’nin görüş ve itikadını; "el-Fusul fi'l Usul ani'l Eimmet'il Fuhul İlzamen li Zev'il Bidai ve'l Fudul" isimli eserinden uzun uzadıya nakletmiştir:

"Şeyh'ul Harameyn Ebu'l Hasen Muhammed ibni Abd’il Melik el-Kerci bu nakilleri aktaranlardan biridir. Şafii mezhebine mensup imamlardan biri olan bu zat, "el-Fusul fi'l Usul ani'l Eimmet'il Fuhul İlzamen li Zev'il Bidai ve'l Fudul" isimli eserinde; Şafii, Malik, Sevri, Ahmed ibni Hanbel, Buhari, Süfyan ibni Uyeyne, Abdullah ibn'ul Mübarek, Leys ibni Sa'd ve İshak ibni Rahuye'nin görüş ve itikadlarını nakletmiştir.

Söz konusu bu alimleri tanıtırken de İslam düşüncesindeki önem ve mertebelerine dikkat çekerek bunlarla yetinmesinin sebebini, onların peşlerinden gidilebilecek önderler olmaları ve doğuda da, batıda da görüşlerine başvurulan kimseler olmalarıyla açıklamaktadır. Çünkü onlar önder ve imam olma şartlarını başkalarından daha çok taşımaktadırlar.
 
Nakilleri başkalarından daha iyi hıfzetmiş, basiret, zeka, Kur'an ve Sünnet'i tanıma, icma, rivayet senedi ve ravileri bilme, Arab dili ve kullanışına vukufiyet, tarih, nasih-mensuh gibi konularla sahih ve sahih olmayan rivayetleri tanıma; kısacası hem nakil, hem de akıl yönünden başkalarından üstün oldukları gibi güvenilirlik ve dine bağlılıkta kararlılık ve dayanıklılık yönünden de başkalarından üstündürler.

el-Kerci yine şöyle demektedir: "Bunlardan herhangi birinin yukarıda saymış olduğumuz konuların birinde bir eksiği söz konusu olduğunda, Sahabe ve Tabiin dönemine yakınlığı o eksiğini gidermektedir. İşte bu anlamıyla adı geçen alimler başkalarından farklıdırlar. Başkaları, imamlık seviyesinde olsalar bile özet olarak sıraladığımız şartların bir kısmını haiz değiller. Söz konusu şartları özet olarak sıraladık, çünkü onları, ayrıntılı bir biçimde ele almanın yeri burası değildir."

Ayrıca şöyle demektedir: "Belirtmemiz gereken üçüncü bir vecih de şudur: Onlardan yapılan nakillerde, fıkıh konularında bir müctehidin mezhebini takip etmekle birlikte akide konusunda ona muhalefet eden kimsenin aleyhine delil vardır. Çünkü bu durumda olan kişi, mezhebini kabul ettiği müctehidi akide açısından ya sapıklığa, ya bid'ate, ya da tekfire nisbet etmiş olmalı ki, bu konuda onu kabul etmiyor. Akide konusunda ona muhalefet etmekle birlikte fıkıh konusunda mezhebine tabi olmak şeri’at açısından da, insan fıtratı açısından da cidden yadırganacak bir durumdur. Her kim: "Ben, fıkıh yönünden Şafii, itikad yönünden de Eş'ari'yim" derse, cevap olarak ona deriz ki: Bu, zıdları cemetmektir, hatta irtidattır. Çünkü Şafii itikad yönünden Eş'ari değildi. Yine her kim: "Ben fıkıhta Hanbeli, i'tikatta Mu'teziliyim" derse, ona deriz ki: O halde sen, ileri sürdüğün bu görüş sebebiyle sapıtmışsın. Çünkü İmam Ahmed i'tikad ve ictihadda Mu'tezili değildi."

Yine şöyle demektedir: "Malikilerden bir kısmı kendilerini Eş'arilerin görüşlerine kaptırdılar. Allah'a yemin ederim ki, o büyük alimlerin mezhebini kendisine rehber edinmiş biri için, bu utanılacak bir durumdur, vebal ve felaketle sonuçlanacak bir sapmadır. O büyük alimlerin görüşlerini; Cehmiyye, Mu'tezile, Kaderiyye, Vakıfiyye gibi fırkaları ve Lafziyye görüşünde olanları tekfir edişlerini nakletmiştik".

el-Kerci "Lafz" mes'elesini enine boyuna anlatır ve nihayet anlattığını şu sözlerle düğümler: "Zikrettiğimiz imamların dışındakilerin mezheblerine intisap eden yoktur. Bu nedenle görüşlerini nakletme ihtiyacını duymadık."

Yine şöyle demektedir: "Eğer biri çıkıp: "Mezhebi yaygınlaşan Şafii, Malik, Sevri ve Ahmed gibi hadis ehlinden, mezhebinin bağlıları bulunan imamların görüşlerini nakletmekle yetinseydiniz ya. Çünkü Evzai, Leys vesairenin mezheblerine intisap eden kimseler görmüyoruz" derse cevap olarak deriz ki: Çünkü -bu alimler dışında- andığımız imamlar, genelde görüşlerin sahipleridir. Zira onlar, kendi çağlarında önder idiler. Sonra diğer görüşleri, muteber imamların görüşlerinin kapsamına girmiştir. Mesela İbni Uyeyne kendi çağında önder idi. Ne var ki benimsediği görüşleri bir eser halinde te'lif edip yazmamıştır. Eser te'lif edenler; Şafii, Ahmed ve İshak gibi talebeleridir. Böylece onun görüşleri, bu talebelerinin görüşlerinin kapsamına girmiştir. el-Leys bin Sa'd'a gelince, talebeleri görüşlerini derlememişlerdir. Şafii: "Ona talebe nasip olmamıştır" demektedir. Ama görüşleri ya İmam Malik'in ya da Sevri'nin görüşleriye uyuşmakta (bir mes'elede İmam Malik'in görüşüyle uyuşuyorsa, başka bir mes'elede Sevri'nin görüşüyle uyuşmaktadır). Böylece onun mezhebi, mezheblerinin kapsamına dahil olmaktadır. Evzai'ye gelince, mes'elelerin çoğunda onun görüşü ya Malik'in, ya Sevri'nin ya da Şafii'nin görüşüyle uyuşmaktadır. Böylece görüşleri, onların görüşlerinin kapsamına girmektedir. Aynı şekilde İshak'ın görüşleri de Ahmed'in görüşlerinin kapsamında sayılır."

el-Kerci, bu anlattıklarının kaynağını da şöyle anlatır: "Şayet onların görüşlerinin bu alimlerin görüşleri kapsamına girdiğine dair bu ayrıntılı bilgiyi nereden aldın denecek olursa, derim ki: Alimlerin ihtilaf ettikleri ve ittifak ettiklerini içeren; ahkamın ve büyük alimlerin görüşlerini ve delillerini açıklama hususunda mezheblerin divanı ve onları mükemmel bir şekilde anlatan değerli alim Ebu Hamid el-İsferayini'nin "Ta'lika"sından aldım."

Yine şöyle demektedir: "Ebu Zur'a ve Ebu Hatim'in namaz ve ahkamla ilgili okuduğum ve duyduğum görüşleri, Ahmed'in görüşlerine muvafıktır ve görüşlerinin kapsamına girmektedir. Kaldı ki bu husus ilim ehlince meşhurdur. Buhari'ye gelince, onun tercih ettiği görüşleri olduğuna şahit olmadım. Ancak Hafız Muhammed ibni Tahir'den duyduğuma göre bazı ictihadları olmuştur ve bunlar da Ahmed'le İshak'ın görüşlerine uygundur. İşte bu sebeblerledir ki adlarını zikrettiğimiz kimselerin görüşlerini nakletmekle yetindik. Çünkü genelde görüş sahipleri onlardır, imamet şartlarını haiz oldukları için de rehber edinilme ehliyetine sahiptirler. Diğerleri, her ne kadar büyük imamlar iseler de, onların yolundan gitmişler ve onların seviyesinde değiller.

Her imamı ayrı ayrı başlıklar altında anlattıktan sonra "Onikinci Bölüm" başlığı altında imamların görüşlerinin özetlerini vererek şöyle diyor: "Bu imamlardan yapılan nakilleri inceleyip onlara nisbetle sahih olanları tesbit edince, akaidle ilgili görüşlerini yukarıda anlattığım şekliyle bir tasnife tabi tutarak fasıllara" ayırdım. Her fasılda, imametlerine şahit ve onlara ittibaya bir çağrı olsun, bir de görüşlerine uymanın vacib, onlara muhalefet etmenin ise haram olduğunu ortaya koysun diye iyiliklerinden bir kısmını zikrettim. Çünkü çağımızda akaid konularında bu imamlara tabi olmak, sahabe ve tabiinden bize ulaşan icmaya tabi olmakla eş değerdedir. Hiçbir müslüman onlara muhalefet edemez ve bu hususta mazur sayılamaz. Çünkü doğru, söylediklerinin dışında değildir. Onlar, yol göstericilerdir; bu ümmetin mezheblerinin erleridir. Ümmetin ileri gelenleri ve önder alimleridir. Din ve diyanet, sıdk ve emanet ehli müctehidlerdir. Bu sebeble ümmet onları fer'i mes'elelerde de rehber edinmiş, kendileri ile Allah arasında onları vesile ittihaz edinmiştir. Nihayet onların mezhebi doğuda ve batıda yayılmıştır. Aynı şekilde akaid konusunda da onların rehber edinilmesi ve görüşlerine uyulması gerekir. Bilgilerin üstünlüğü, imamet şartlarını haiz olmaları ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’le ashabının çağına yakın olmaları sebebiyle kesin olarak biliyoruz ki, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ondan sonra ashabının inançla ilgili görüşleri konusunu başkalarından daha iyi biliyorlardı. Nitekim bu hususları kitabımızın baş taraflarında anlattık."

el-Kerci yine şöyle demektedir: "Sonra, -bazı kardeşlerimin isteği doğrultusunda- andığım alimlerin görüşlerinin özetini ve bizzat kendilerinin sözlerinden bazısını aktarmak istedim. Çünkü sözleri daha kolay ezberlenir türdendir ve Kur'an'ın ihtiva ettiği mananın özüdür. Kendisine tevekkül edilenden yardım dileyerek diyorum ki: Sözlerinden naklettiklerimiz iki başlık altında toplanır:

Sünnet'in ve onun faziletinin açıklanması,
 
Bid'at ve bid'at ehlinden uzak durmak.

Bilesin ki "Sünnet", Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in yolu ve onu uygulamaktır. "Sünnet"; "söz, amel ve i'tikad" olmak üzere üç kısımdır.

Rivayet edilen zikir ve tesbihat kavli sünnete; namaz, oruç ve zekatın kurallarıyla, iyi davranışlar ve ahlaki kurallarla benzeri hususlar da fiili sünnete girer.

Bu iki kısım sünnetin bir kısmı; mutlaka uyulması gereken, bir kısmı da; uyulması hoş karşılanan hususlardır. Onlara uymakla kişi ecir ve sevab kazanır.

Üçüncü kısım olan; itikadi sünnet olup imanla ilgilidir ve temel kurallardan biridir.

Allah'ın yardımını dileyerek dağınık bir şekilde olup onlardan naklettiklerimin özetini zikrediyorum ve nakil yoluyla bana ulaşmayıp akaidle ilgili kitablarda derlenenleri de ona ilave ediyorum.

Ayrıca gücüm yettiğince özetleyerek bir düzen içerisinde görüşlerini, sunmaya çalışacağım ki, ezberlemek isteyene kolaylık olsun.

Bu ölçüler çerçevesinde diyorum ki: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sünnetine uymak isteyen şunu bilsin ki; "akaidle ilgili sünnet" üç çeşittir:
 
Allah'ın isim, zat ve sıfatlarıyla ilgili olanlar,

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in mucizeleri ve ashabıyla ilgili olanlar,
 
Müslümanlar ve onların dünya ve ahiretleriyle ilgili olanlar.
 
Birinci çeşit: Allah'ın kadim ve gayr-i mahluk isim ve sıfatlarının bulunduğuna inanmalıyız. Nitekim Kur'an onları zikretmiş, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in onları ashabına haber verdiği güvenilir raviler tarafından nakledilmiştir. Güvenilir eleştirmenler, bu rivayetlerin sahih olduklarını belirtmiştir ve Kur'an da onların doğruluğuna delalet etmektedir.

Buna göre Allah (öncesi olmayan) Evvel, (sonrası olmayan) Ahir, (ortağı bulunmayan) Ahad, (varlığının öncesi olmayan) Kadim, (hiçbir şeye ihtiyacı olmadığı halde her şeyin kendisine muhtaç olduğu) Samed, (keremi bol) Kerim, (her şeyi bilen) Alim, (her suçluya cezasını verecek güçte olduğu halde onlara yumuşak davranan) Halim, (pek yüksek) Aliyy, (her şeyin büyüklüğüne şahitlik ettiği) Azim, (dilediği kulunun sanını yücelten ve pek yüce olan) Rafi ve (şanı büyük) Mecid'dir. Şiddetli çarpması vardır. Mahlukatı hiç yoktan ve örneksiz olarak ilk baştan yaratan ve onları yok ettikten sonra tekrar diriltendir. Dilediğini yapandır. (Pek güçlü) Kaviyy, (istediğini, istediği gibi yapmaya muktedir) Kadir'dir. (istemediği şeyin meydana gelmesine engel olan) Mani ve (dilediğine yardım eden, onu başarıya ulaştıran) Nasir'dir.


لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ

"Zatına benzer hiçbir şey yoktur. O işiten, görendir." (eş-Şura 42/11)

Vesair isimleriyle; Nefs, Vech, Ayn, Kıdem, Yed, İlm, Nazar, Sem, Basar, İrade, Meşiet, Rıza, Gazab, Mahabbet, Dahk (gülme), Ucb, İstihya, Gayret, Kerahet, Sahat (hoşlanmama), Kabz, Bast, Kurb, Dünuvv, Fevkiyet, Uluvv, Kelam, Selam, Kavl, Nida, Tecelli, Lika, Nüzul, Suud, İstiva gibi sıfatlarla Allah'ın gökte oluşu, Arş'ının üzerinde ve yaratılmışlarının dışında oluşu.

İmam Malik: "Allah göktedir, ilmi ise her yerdedir." demiştir.

Abdullah ibn'ul Mübarek: "Rabbimizi yedi göğünün fevkinde, Arş'ının üzerinde ve yaratılmışlarının dışında biliriz. -Yeri işaret ederek- Cehmiye'nin dediği gibi O, buradadır, demeyiz." demiştir.

Süfyan es-Sevri; 'Nerede olursanız O, sizinle beraberdir' ayetinin tefsirinde: "O'nun ilmi sizinle beraberdir." demiştir.

İmam Şafii: "O, kendi göğünde, Arşı'nın üzerindedir, yaratıklarına dilediği şekilde yakın olur." demiştir.

İmam Ahmed de: "O, Arş'ı üzerine istiva etmiştir ve her yeri bilmektedir." demiştir.

O, her gece dilediği şekilde dünya göğüne iner. Kıyamet günü dilediği şekilde iner. Kürsünün üzerine çıkar. Arş ve Kürsü ile onlar hakkında varid olan ayet ve haberlere iman edilir. Güzel söz O'na çıkar. Meleklerle ruh O'na yükselir. Adem'i elleriyle yaratmıştır. Kalem, Adn cennetini ve Tuba ağacını elleriyle yaratmıştır. Tevrat'ı da elleriyle yazmıştır ve iki eli de sağ eldir.
 
İbni Ömer (radiyallahu anhuma ecmain) şöyle demiştir: "Allah dört şeyi elleriyle yaratmıştır: Adem'i, Arş'ı, Kalem'i ve Adn cennetini. Diğer yaratıklara ise "ol" demiş ve onlar da olmuşlardır."
 
Allah, vahiy yoluyla dilediği şekilde konuşur.

Aişe (radıyallahu anha) şöyle demiştir: "Allah'ın benim hakkımda metlüv bir vahiy indireceğini tasavvur etmiyor ve kendimi buna layık görmüyordum."

Kur'an, bütün yönleriyle indirilmiştir ve yaratılmış (mahluk) değildir. Yaratılmış bir tek harfi yoktur. Allah'tan başlamış ve O'na dönecektir.

Abdullah ibn'ul Mübarek şöyle demiştir: "Kur'an'ın bir harfini bile inkar eden, küfre girmiştir. Biri, Kur'an'dan tek bir "lam" harfi için "bunun Kur'an'dan olduğuna inanmıyorum" diyecek olsa kafir olur. Peygamberlere indirilen yüz sahife -ve dört kitabtır- Allah'ın kelamı yaratılmış değildir.

Ahmed (ibni Hanbel) şöyle demiştir: "Levh-i Mahfuz'da olan, Mushaf'ta olan, nasıl okunur ve nasıl vasfedilirse edilsin insanların tilaveti, Allah'ın kelamıdır ve O'nun kelamı yaratılmış değildir."

Buhari şöyle demiştir: "Mushaf'taki Kur'an'dır ve kişilerin göğüslerindeki (ezberleri) Kur'an'dır. Bundan başkasını söyleyenin tevbe etmesi istenir, değilse yolu, küfür yoludur."

Şafii, delillere dayanılarak itikad edilecek şeyleri zikreder ve şöyle der: Allah'ın isim ve sıfatları vardır. Kur'an onları bize getirmiş, ve Peygamber de onları ümmetine haber vermiştir. Allah'ın yaratıklarından hiç kimse, delile karşı koyamaz. -Şafii, bir takım açıklamalarda bulunduktan sonra sözü şuraya getirmektedir:- Mesela Yüce Allah, her şeyi duyup işittiğini bize haber vermektedir.


بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِ

"Hayır, Allah'ın iki eli de açıktır." (el-Ma’ide 5/64) sözüyle iki elinin bulunduğunu;

وَالسَّماوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمِينِهِ

"Gökler de sağ elinde durulmuştur." (ez-Zümer 39/67) sözüyle sağ elinin bulunduğunu;

هَالِكٌ إِلَّا وَجْهَهُ

"O'nun yüzünden başka her şey helak olacaktır." (el-Kasas 28/88) ve

وَيَبْقَى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ

"Yalnız Rabbinin, celal ve ikram, sahibi yüzü baki kalacaktır." (er-Rahman 55/27) sözüyle yüzünün olduğunu;

"Rab ayağını (Cehennemin) üzerine koyuncaya kadar..." sözüyle de ayağının bulunduğunu bize haber veriyor. (Buhari; Müslim)

Allah, mü'min kuluna güler. Çünkü Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Allah yolunda ölen hakkında şöyle buyurmuştur: "Allah, gülerek onu karşılıyor." (Nesai; Ahmed, Müsned)

Yine Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in haber verdiği gibi her gece Allah dünya göğüne iner. Allah, bir gözü kör değildir.

Nitekim Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Deccal’den bahsederken (şöyle buyurur): "Onun bir gözü kördür. Oysa Rabbinizin bir gözü kör değildir." (Buhari; Müslim; Ebu Davud; Tirmizi)

Mü'minler, mehtaplı gecede dolunayı gördükleri gibi Kıyamet Günü Rablerini gözleriyle görürler.

Yine Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şu hadiste belirttiği gibi Allah'ın parmağı vardır: "Hiçbir kalb yoktur ki Rahman'ın parmaklarından ikisi arasında olmasın." (İbni Mace; Ahmed, Müsned)

Şafii'nin naklettiği bu hadisler dışında daha nice hadis var ki Sıhah ve Müsned'lerde rivayet edilmiş, ümmet tarafından güzel karşılanmış ve tasdik edilmişlerdir. Bu hadislerden bir kısmı şöyledir:

"Allah'tan daha gayret (namus konusunda hassasiyet gösterme) sahibi kimse yoktur." (Buhari);

"Sa'd'ın bu gayretine şaşıyor musunuz? Allah'a yemin ederim ki ben, ondan daha gayretliyim ve Allah da muhakkak benden daha gayret sahibidir." (Buhari; Müslim; Darimi);

"Allah'tan çok kendisinin övülmesini seven yoktur. Allah'tan çok gayret sahibi olan da yoktur. Bu sebebledir ki O, gizli ve açık kötülükleri yasaklamıştır." (Buhari; Müslim; Tirmizi),

"Allah'ın eli doludur." (Buhari; Müslim);

"Diğer elinde mizan vardır ve o mizan bir aşağı iner, bir yukarı kalkar." (Buhari);

"Kıyamet Günü Allah, yerleri kabzeder ve gökler sağ elindedir. Sonra şöyle buyurur: Hükümdar benim." (Buhari; Müslim; İbni Mace);

"Allah'ın avuçlarıyla üç avuç…" (İbni Mace),

"Allah, Adem (aleyhisselam)'ı yarattığında sırtını sağ eliyle sıvazladı" (Buhari; Malik, Muvatta),

Ebu Rezzin hadisinde şöyle denilmektedir: "Dedim ki: Ya Rasulullah, Rabbimizle karşılaştığımızda Rabbimiz bize ne yapacak? Şöyle cevap verdi: "Her yanınız kendisince görülür olarak O'na arzedileceksiniz, O'na hiçbir şey gizli kalmaz. Rabbin eliyle sudan bir avuç alacak ve size doğru saçacak. Hayatıma yemin ederim ki o sudan her birinizin yüzüne damla düşecektir." (Ahmed, Müsned);

"Cehennem'den çıkardığı avuç, asla hayır işlemeyen topluluktur ve onlar kömüre dönüşmüşlerdir. (Allah) onları, hayat nehri denilen nehirlerden birine atar…" (Buhari; Müslim),

"Rabbimi en güzel suret üzere gördüm…" (Kaynaklarda bulunamadı. Benzeri hadisler için bkz. Keşf'ul Hafa, 1/436),

"Adem'i kendi sureti üzere yarattı…" (Buhari; Müslim),

"Sizden biriniz Rabbine o kadar yaklaşır ki, dağarcığını üzerine kor…" (Buhari; Müslim; İbni Mace),

"Çabalayarak Rabbinle konuş.",

"Sizden hiç kimse yok ki, arada bir tercüman olmadığı halde Rabbi onunla konuşmasın.";

"Rabbimiz, Kıyamet Günü gülüyor olarak bize tecelli edecektir.",

Buhari'nin Mi'rac hadisinde şöyle denilmektedir: "Sonra izzet sahibi Allah'a yaklaştı. O kadar yaklaştı ki arada iki yay kadar, yahut daha az bir mesafe kaldı." (Buhari)

Yine hadislerde şöyle buyurulmaktadır:

"Allah bir kitab yazdı ve o kitab O'nun yanında Arş'ın üzerindedir. (İşte o kitabta) rahmetim, gazabımı geçmiştir (yazılıdır)…" (Buhari; Müslim),

"(İnsanların) Cehennem'e atılmasına devam edilir ve Cehennem: Daha daha var mı, der. Nihayet izzet sahibi (Allah), ayağını üzerine kor ve Cehennem büzüşerek: Yeter, yeter, der!" (Buhari; Müslim),

"Allah, kendisini tanıdıkları surette onlara gelir ve: Ben Rabbinizim, buyurur. Onlar da: Evet Rabbimizsin derler…" (Müslim; Ahmedl, Müsned),

"Allah kulları toplar ve uzak olanın da, yakın olanın da duyacağı bir sesle: Hükümdar Benim, hesaba çeken Benim buyurur!" (Buhari)

Bu gibi konularda, ister bizi ürkütmüş olsun, ister olmasın; ister ulaşmamış olsun daha nice hadis vardır. Hem bu hadislerde, hem de sıfatlarla ilgili ayetlerde anlatılanların hepsine iman ederiz. Onları tahrif etmeden, nasıllığı üzerinde durmadan kabul ederiz. Onları akıllara hamletmediğimiz gibi yaratılmışların sıfatlarına da benzetmeyiz. Onlar hakkında fikir yürütme yönüne gitmez ve onlara ne ilavede bulunur, ne de onlardan eksiltme yaparız. Aksine onlara iman eder, her hususta önderlerimiz olan selef-i salihinin yaptığı gibi ilmini alimine bırakırız.

İshak'ın da şöyle dediğini rivayet etmiştik: "Allah'ın kendisini, ya da Peygamberin O'nu vasıfladığı hiçbir sıfatı ne sözümüzle ne de kalbimizle reddederiz. Müslüman, Allah'ın kendisini vasıflandırdığı her sıfatın hem gereğine göre davranır, hem de kalben ona inanır. Ayrıca gönderilmiş Peygamber de olsa, mukarreb (yakınlaştırılmış) melek de olsa ancak Allah'ın o sıfatı, kendisine tanıttığı isimle bilir ve tanıttığı şekilde anlar. İnsanoğlunun o sıfatları idrak etmesine gelince, hiç kimse idrak edemez..."

Aynı şekilde Malik, Evzai, Süfyan, Leys ve Ahmed İbni Hanbel'in de görüşlerini nakletmiş ve onların Rü'yet ve Nüzul ile ilgili hadisler hakkında, 'rivayet edildikleri gibi onları kabul edin.' dediklerini belirtmiştir.

Yine -Ebu Hanife'nin talebesi- Muhammed bin el-Hasan'ın, Allah'ın dünya göğüne ineceğine dair hadislerle benzerleri hakkında: 'Bu hadisleri güvenilir raviler nakletmişlerdir. Biz de onları rivayet eder, onlara inanır ve onları tefsir etmeyiz.' dediği rivayet edilmiştir."

el-Kerci (rahmetullahi aleyh)'in sözü burada son buldu."



Alıntı yapılan: dipnotlar
* İbni Teymiyye, Külliyat, 4/164-172
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1810
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: İMAM EBU'L HASEN EL-KERCİ'NİN İ’TİKADI
« Yanıtla #2 : 18.12.2019, 22:51 »
İbn Teymiye’nin naklettiğine göre Ebu’l Hasen el-Kerci, “el-Fusul” adlı eserinde, İmam İbnu Huzeyme'nin ‘Allah Âdem’i kendi sureti üzere yarattı’ hadisini 'Adem suretinde yarattı' şeklinde tevil etmesini şöyle değerlendirmektedir:

فأما تأويل من لم يتابعه عليه الأئمة فغير مقبول وإن صدر ذلك التأويل عن إمام معروف غير مجهول نحو ما ينسب إلى أبي بكر محمد بن خزيمة تأويل الحديث خلق الله آدم على صورته فإنه يفسر ذلك بذلك التأويل ولم يتابعه
عليه من قبله من أهل الحديث لما روينا عن أحمد رحمه الله تعالى ولم يتابعه أيضاً من بعده حتى رأيت في كتاب الفقهاء للعبادي الفقيه أنه ذكر الفقهاء وذكر عن كل واحد منهم مسألة تفرد بها فذكر الإمام ابن خزيمة وأنه تفرد بتأويل هذا الحديث خلق الله آدم على صورته على أني سمعت عدة من المشايخ رووا أن ذلك التأويل مزور مربوط على ابن خزيمة وإفك افتُرى عليه فهذا وأمثال ذلك من التأويل لا نقيله ولا يُلتفت إليه بل نوافق ونتابع ما اتفق الجمهور عليه

“İmamların kendisine tabi olmadıkları kimselerin teviline gelince, bu makbul değildir. İsterse bu, meçhul olmayan, tanınmış bir imamdan gelmiş olsun… Tıpkı, Ebubekr Muhammed bin Huzeyme’ye nisbet edilen ‘Allah Âdem’i kendi sureti üzere yarattı’ hadisinin tevili gibi… Zira o, bunu bu teville açıklamış ve Ahmed’den –rahimehullahu Teala- bize nakledilen rivayette söz konusu olduğu üzere, kendisinden önceki hadis imamlarından hiç kimse ona tabi olmamış, keza kendisinden sonra da ona tabi olunmamıştır. Öyle ki ben, fakih el-Abbadi’nin ‘Kitab’ul Fukaha’sında fakihleri zikrettiğini ve her birinden tek kaldıkları bir meseleyi zikrettiğini, İmam İbnu Huzeyme’yi de zikrettiğini ve onun bu hadisi tevil etme hususunda tek kaldığını zikrettiğini gördüm. Ben de birçok meşayihten bu tevilin İbn Huzeyme’ye yalan olarak atfedilmiş, iftira ile nisbet edilmiş olduğunu rivayet ettiklerini işitmişimdir. İşte biz, bu ve benzeri tevilleri kabul etmeyiz. Bunlara iltifat edilmez, bilakis biz cumhurun üzerinde ittifak ettiği şeylere muvafakat edip tabi oluruz.” (Nakleden İbn Teymiye, Beyanu Telbis’il Cehmiyye, 6/404-405)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
70 Yanıt
17103 Gösterim
Son İleti 24.01.2020, 01:58
Gönderen: Uhey
0 Yanıt
1813 Gösterim
Son İleti 04.08.2015, 19:59
Gönderen: AbdulAzim
0 Yanıt
2394 Gösterim
Son İleti 31.08.2015, 14:37
Gönderen: Uhey
2 Yanıt
2669 Gösterim
Son İleti 09.11.2015, 02:04
Gönderen: Uhey
1 Yanıt
3842 Gösterim
Son İleti 25.12.2015, 22:16
Gönderen: Uhey