Darultawhid

Gönderen Konu: er-Rıhle fi Taleb’il Hadis/Hatib'ul Bağdadi  (Okunma sayısı 3446 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1249
  • Değerlendirme Puanı: +15/-0
er-Rıhle fi Taleb’il Hadis (Hadis Talebi-Öğrenimi İçin Yapılan Seyahatler)*

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in hadisleri, Kur'an-ı Kerim'den sonra, İslam'ın ikinci ana kaynağını teşkil eder. Bu büyük fonksiyonu sebebiyle, alimler, azami gayreti göstererek, hadisleri ve isnadlarını tesbit için olanca güçlerini seferber etmişlerdir. Her türlü zorluğa göğüs gererek, çok uzak mesafelere bile ilmi seyahatler; Rıhlet'ul İlm yapmışlardır. Bu seyahatlerin tek gayesi, hadis öğrenmek, hadislerin, hatta tek bir hadisin senedini araştırmaktır. Böylelikle, Allah'ın emrine uyulmuş, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in müslümanları teşvik ettiği ilmi araştırma tahakkuk etmiş olmaktadır.

Allah (celle celaluhu) şöyle buyurmaktadır:


وَمَا كَانَ الْمُؤْمِنُونَ لِيَنفِرُواْ كَآفَّةً فَلَوْلاَ نَفَرَ مِن كُلِّ فِرْقَةٍ مِّنْهُمْ طَآئِفَةٌ لِّيَتَفَقَّهُواْ فِي الدِّينِ وَلِيُنذِرُواْ قَوْمَهُمْ إِذَا رَجَعُواْ إِلَيْهِمْ لَعَلَّهُمْ يَحْذَرُونَ

"Mü'minlerin tümünün öne fırlayıp çıkmaları gerekmez. Öyleyse onlardan her bir topluluktan bir grup, çıktığında (bir grup da), dinde derin bir kavrayış edinmek (tafakkuhta bulunmak) ve kavimleri kendilerine geri döndüğünde onları uyarmak için (geride kalabilir). Umulur ki onlar da kaçınıp-sakınırlar." (et-Tevbe 9/122)

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de şöyle buyurmaktadır:


وَمَنْ سَلَكَ طَرِيقًا يَلْتَمِسُ فِيهِ عِلْمًا سَهَّلَ اللَّهُ لَهُ بِهِ طَرِيقًا إِلَى الْجَنَّةِ

"İlim öğrenmek arzusuyla bir yola çıkan kimseye, Allah, cennete giden yolu kolaylaştırır." (Müslim, #2699)

Hadis öğreniminde seyahat, muhaddislerin yolunun gereklerinden biri ve onların tahsilindeki metodlarındandı; Menhec. Nitekim, İbn’us Salah şunları söyler: "Hadis talebesi, kendi beldesi ve çevresindeki hadislerin öğrenimini tamamlayınca başka beldelerdeki alimlere yolculuk yapmalıdır." (İbn’us Salah, Ulum’ul Hadis, 222)

Yahya ibni Ma'in, dört sınıf insanın tam olgunluğa erdiklerine kani olmadığını söyler ve bunları şöyle sıralar: Dağ bekçisi, kadinin münadisi, muhaddisin çocuğu, kendi beldesinin hadislerini yazıp, hadis öğrenimi için seyahate çıkmamış olan kimse. (İbn’us Salah, Ulum’ul Hadis, 223)

Hadislerin senedlerine göz atan bir kimse, ilim için yapılan seyahatlerin rolünü net olarak görebilir. Herhangi bir hadisin senedini ele alıp, seneddeki ravilerin biyografilerini incelediğimizde, çok kere birden çok beldeye nisbet edildiklerini görürüz. Hadis öğrenimi için yapılan seyahatler, onları bir araya getirmiş ve aralarındaki uzaklığı yakınlaştırmıştır. Hatta, bir hadisin senedinde bir nesil peş peşe gelmiş olabilir.

Hadisçiler nezdinde, ilim yolunda yapılan seyahatlerin bir takım önemli hedef ve maksatları vardır. Biz onların en mühimlerine işaret etmek istiyoruz.

Hadis Tahsili

Hadis öğrenimi, özellikle İslam'ın ilk asırlarında, ilmi seyahatlerin temel sebebini teşkil etmektedir. Sahabe, tabiun ve onları takip eden nesillerin seyahatleri bu cümledendir.

Şöyle ki, onlardan bazılarının hadislerin tamamını bildiklerini söylememiz mümkün olsa da, sahabeler, İslam coğrafyasının çeşitli beldelerine dağılmışlardı. Onların her birinin  Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'den aldığı bir hadis, bir ilim vardı. Üstelik halifeler onları birer İslam davetçisi ve öğretici olarak çeşitli memleket ve beldelere gönderiyorlardı. Mesela, Abdullah ibni Mes'ud (radiyallahu anh) Irak'a, Ebu'd Derda (radiyallahu anh) Şam'a bu maksatla gönderilmişlerdi...

Daha sonra, sahabelerin öğrendikleri hadis ve bildikleri ilimler, tabiun tabakasındaki talebeleri arasında gelişip yayılmış ve onların arasında dağılmıştır. Bundan dolayı alimler, Sünnet-i Nebeviye’ye ait ilmi tam manasıyla elde etmek için, hadisi, en iyi bilenlerin bizzat kendilerinden öğrenmeye ihtiyaç duymuşlardır. Müslümanlar, bu hususta insanlığa ilim tarihinde yüksek bir misal teşkil etmişler ve hedefe ulaşmışlardır. Bir tek hadis için bile yorucu seyahatler yapılmıştır. el-Hatib'ul Bağdadi'nin "er-Rıhle fı Taleb'il Hadis" adını taşıyan eseri, bu konuda açık bir delildir.

Rivayetin Sabitliğini ve Sahihliğini Garanti Etmek

Ebu Eyyub (radiyallahu anh), Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'den duyduğu bir tek hadisi kendisi ile, Mısır'da ikamet etmekte olan Ukbe ibni Amir (radiyallahu anh)'dan başka duyan sahabe kalmamış olması sebebiyle, rivayetin sıhhatini tesbit etmek için, Medine'den Mısır'a yolculuk yapmıştır. (er-Rıhle, #34-38)

Şu'be ibn'ul Haccac da, abdestin fazileti ve abdestten sonraki dua hadisinin senedini tedkik için yorucu bir yolculuğa çıkmıştır. Kendisi bu hadisi Ebu İshak es-Sebii'den "bu hadis müdellestir" diye işitmiş, senedin hakikati ona açıklanmamıştı. Şu'be, hadiste tedlis yapanları (müdellis) araştırmada son derece hassas idi. O, bu yorucu yolculuğun neticesinde müessif sonuca ulaşmış, seneddeki ravilerden birinin ta'n edilmiş olduğu için sened zincirinden düşürüldüğünü görmüştü. Bunun üzerine şu sözü söylemekten kendini alamadı: "Bu hadis, benim hayatımı bitirip mahvetti, sahih olsaydı, bana ehlimden, malımdan ve bütün dünyadan daha sevimli olacaktı." (er-Rıhle, #59-60)1

Muhaddisin önceden aldığı hadisin isnadı ile, seyahatleri neticesinde elde ettiği aynı hadisin isnadının bir ve beraber olması, yada rivayet edilen metnin sığasında veya manasında ittifak bulunması, rivayet ettiği hadise mana yönünden uygun olan başka hadisler işitip alması da2, rivayetin sübutunu ve sıhhatini garanti etmek; Tesebbüt anlamı taşır. Böylece, muhaddisin itmi'nana ulaşması yanında, hadis de takviye edilmiş olur. Neticede, şayet hadiste önceden sıhhatini şüpheye düşüren bir za'f varsa3, böylelikle delil kabul edilmeye layık bir dereceye yükselir, hadis sahih ise sıhhati daha da kuvvet kazanmış olur. Rivayetlerin ve isnadların araştırılması, bazı kere de, daha önce sahih olduğu farzedilen bir hadisin amelden düşüren kusurlarının bulunduğunu ortaya çıkarır.

Ulüvv'ül İsnad’ı (Senette Üstün İsnadı) Araştırmak

Ulüvv, yani senedin üstünlüğü, muttasıl olmasının yanında, hadisin senedindeki vasıtaların adedinin azlığından ibarettir.

Ali isnad, muhaddisin bir hadisi, hayatta olan bir hadis üstadından rivayette bulunan bir raviden duyup, müteakiben muhaddisin o üstada gidip hadisi bizzat kendisinden dinlemesi ile meydana gelir. Böylelikle seneddeki nakil vasıtalarının sayısı azalır.

İsnadın "ali" olmasının en büyük faydası, senedi birtakım karışıklıklardan ve kusurlardan uzak hale getirmesidir. Çünkü senedin ricalinden her birinin, nakil esnasında kendi cihetinden birtakım hatalara düşmesi ihtimal dahilindedir. Vasıtalar azalınca hata ihtimali de azalmış olur. Böylece isnadın ali olması hadis için bir kuvvet olmaktadır. (Ulum'ul Hadis, 231; Menhec, 355)

Bu sebeplerden dolayı, muhaddisler ali isnada büyük bir ehemmiyet vermişlerdir, bu konuda eserler telif etmişler, onu elde edebilmek için güçlüklere göğüs germişler, ali isnad peşinde uzak diyarlara yolculuk yapmışlardır. Hatta onlar, zamanlarındaki bir muhaddisten alınan bir hadisi işitir işitmez, onu bizzat o kişinin ağzından duymak için yolculuk yapmışlardır.

Hafız Ebu'l Fadl el-Makdisi (Muhammed ibni Tahir) şöyle der: "Hadis ehli, ali isnadı taleb ve onu üstün tutmada icma etmişlerdir. Aksi takdirde nazil ile yetinir ve onlardan hiçbiri seyahate çıkmazdı."

Ahmed ibni Hanbel, "Ali isnadı taleb etmek, seleften kalan bir sünnettir" demektedir.

Yahya ibni Ma'in'e, ölüm döşeğinde, "canın ne istiyor" denildiğinde,"hali (boş ve tenha) bir ev, ali bir isnad" cevabını vermiştir." (Ulum’ul Hadis, 231)

Ahmed ibni Hanbel'e: "Kişi, ali isnadı taleb uğrunda seyahat eder mi? denildi, o da: Evet, Allah'a yemin ederim ki öncelikle yapar. Alkame ve el-Esved'e Ömer'den hadis ulaşırdı da, onlar Ömer'e gidip o hadisi bizzat ondan dinleyene kadar hadisin sıhhatine kanaat getirmezlerdi." (Ulum’ul Hadis, 223)

Ebu’l Aliye şunları söyler: "Biz Basra'da, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ashabından naklen rivayetler duyardık ta, buna razı olmayarak, binitimize binip Medine'ye kadar gider, o rivayetleri bizzat kendilerinden dinlerdik..." (er-Rıhle, #21)

Zikredilenler dışında da pek çok misaller vardır.

Ravilerin Hallerini Araştırmak

Ravinin, hadisi aynen işitip aldığı gibi naklettiğini bilmek, bu ilmin medarı olan ana gayedir. Bu sebeple, olanca gayret sarfedilmiş, tenkid kaideleri vaz' edilmiştir. Hiç şüphesiz, ravilerin halleri ve haberleri sonuna kadar incelenmiş ve onların makbulü ile merdudu birbirinden ayrılmıştır. Biz, "Menhec'un Nakd" isimli eserimizde şöyle demiştik: "Münekkid imamların, ravilerin adaleti, hıfzı, uyanık davranışları konusundaki incelemeleri, ilim için seyahatleri ve meşakkatler, yalancı ve zayıf ravilerden sakındırmaları yönünde gayretleri olmasaydı, İslam'ın işleri karışır, zındıklar her yeri istila eder, deccaller ortaya çıkardı." (Menhec, 84)

Bu konunun ehemmiyetine, ravileri çeşitli yönleriyle ele alıp inceleyen ve onların hallerinden bahseden ilimlerin sayılarının otuza ulaşması, yeterli delil teşkil etmektedir. (Menhec, 66-173)

Yahya ibni Ma'in'in, Ebu Nu'aym el-Fadl ibni Dükeyn'in hıfzını ve teyakkuzunu imtihan etme çabası ve nihayet onun bu hususlarda çok üstün bir dereceye ulaşmış olduğuna şehadet etmesi, bu konuya yönelik seyahatlerin misallerindendir. (Müstedrek ale'r Rıhle, #106)

Şayet insanlar ve ilim talebeleri, bu asırda da, teliflerle meşgul olup, yayılan fikirlerin kaynağı olan müelliflere dikkat etse ve selefin yaptığı gibi onların hallerini araştırsalar, kitap sahibi pek çok kişinin okunmaya değer olmadıklarını anlar, böylece birçok zararlardan da korunmuş olurlardı.4 Bunun sonucu olarak da rahata düşkünlük ve yayıncıların ticari propagandalarını kolaylaştırıcı uydurma şöhret yerine aldatıcı unvanlarla kazanılmamış bir kuvvet ortaya çıkardı. Zira alimler ile görüşmek için yapılan seyahatler, onların gizli kalmış yanlarının açığa çıkmasına sebep olmaktaydı.

Hadislerin Tenkidi ve İlletleri Konusunda Ulema’nın Müzakeresi

Hadis kritiği ve hadislerin illetlerini bilme ilmi, keskin bir kavrayış ile sened ve rivayetleri derinliğine incelemeye ihtiyaç hissettiren büyük bir ilimdir. Bu sebepledir ki, ulema, bu sahada mütehassıs olmak ve ilmi meleke kazanmak için seyahat etmek, müzakerede bulunmak ve sahasının önde gelen ihtisas sahihi alimleri ile buluşmak gereğine inanırlar.

el-Hatib'ul Bağdadi, "el-Kifaye" isimli eserinde şöyle demektedir: "Şayet muttasıl ile mürselin hükmü bir olsaydı, hadis yazanlar seyahate çıkmaz, çeşitli ülke ve şehirlerde bulunan alimler ile buluşmak ve onlardan hadis duyabilmek için yolculukların meşakkatlerine katlanmazlardı." (el-Hatib'ul Bağdadi, el-Kifaye fi İlm'ir Rivaye, 402-403)

Süfyan ibni Uyeyne Mekke'de ikamet etmekte idi. Ali ibn'ul Medini, kendisi ile hadis müzakeresinde bulunmak üzere Irak'tan Medine'ye kadar yolculuk yapardı. İbni Uyeyne der ki: Ali ibn'ul Medini'ye olan aşırı muhabbetim sebebiyle beni ayıplıyorlar. Allah'a yemin ederim ki, kesinlikle, onun benden öğrendiğinden daha çoğunu ben ondan öğreniyorum. Yahyha el-Kattan da: "Ben Ali'den, onun benden öğrendiklerinden daha çoğunu öğrenmekteyim" der.

İmam Ahmed ibni Hanbel, her gece yüz rekat veya daha fazla nafile namaz kılardı. Yahya ibni Ma'in kendisini ziyarete gittiğinde ise, az miktarda nafile namazla yetinir, Yahya ile hadis müzakeresine otururdu. Bu konuda oğlu kendisine bir söz yönelttiğinde: "Oğulcuğum, kılınamayan nafile namaz sonra da kılınabilir, fakat bu gencin yanındaki ilim gittiği zaman onu bir daha elde etmek mümkün değildir" derdi.

Hadislerin illetleri konusunda, Tirmizi'nin İmam el-Buhari'den elde ettiği bilgiler, ilim için seyahatin mükemmel neticelerindendir. İşte onun "el-İlel'ul Kebir" kitabı bu hususta en büyük şahittir. Zira Tirmizi, kitabındaki hadislerin ekserisinde İmam el-Buhari'den pek çok nakil yapmaktadır. Tirmizi, "el-Cami" olarak da isimlendirilen "es-Sünen"in sonunda, bu karşılıklı bilgi alışverişini kendi açıklamasıyla ortaya koymuştur: "Bu kitapaki (el-Cami) hadislerde, seneddeki kişiler (rical) ve tarihle alakalı olarak zikredilen illetler, benim tarih kitaplarından5 elde ettiğim bilgilerdir. Bunların pek çoğunu ise, Muhammed ibni İsmail (yani el-Buhari) ile karşılıklı münazara etmişimdir... "(Itr, el-İmam’ut Tirmizi, 17-18/267) demektedir.

İlmi Yönden Güçlü Olmak

İnsanın içinde yaşadığı ortam ve çevreden tesirlendiği muhakkaktır. Bazan insana içinde bulunup yaşadığı alışkanlıkları da tahakküm edebilir. Başka bir ortama seyahat ettiği zaman, araştırılan yeni problemler veya üzerinde inceleme yaptığı geçmiş meseleler hakkında yeni görüşlere tesadüf eder. Böylece bakış ufku genişler, yeni problemler ve görüşleri araştırma gayretine girer. Çoğu kere bu durum, kendisini zamanla üzerinde ısrarla durduğu ve ayrılmadığı görüş ve ictihadlarını değiştirmeye sevk eder. Bu konuda Şafii fıkhı önemli bir delil teşkil eder. İmam eş-Şafii'nin iki mezhebi olduğu meşhur ve maruftur: Kadim (eski) mezhebi, cedid (yeni) mezhebi. Yeni mezheb, pek çok ana meselelerde eskisi ile bağdaşmaz. İmam eş-Şafii, Ebu Hanife'nin ashabından İmam Muhammed ibn'ul Hasen eş-Şeybani, diğerleri ve başka alimlerle bir araya gelme imkanı bulduğu Irak'a seyahatinden sonra yeni mezhebini benimsemiştir.

İbni Haldun, bu konuya muhtasar ve hususi bir fasılda yer vermiştir ki, biz onun metnini aynen nakletmeyi uygun bulduk: "İlimleri öğrenmek için seyahat ve ileri gelen üstadlarla buluşma, öğretimde kemali artırıcı bir unsurdur" başlığını koymuştur. (İbni Haldun, Mukaddime, 478)

Zira insanlar, bilgi ve anlayışlarını, düşünce ve meziyet olarak kazandıklarını bazan alimlerden duyup manasını kavrayarak bazan da doğrudan doğruya taklid ve beraber olma sonucu meleke kazanmak suretiyle elde ederler ki bu ikincisi daha kuvvetli ve daha kalıcı olmaktadır. Binaenaleyh bir takım köklü alışkanlıkların ve insan nefsinde yer eden prensiplerin meydana gelmesi, karşılaşılıp görüşülen üstadların çokluğu ile orantılıdır, diğer taraftan ilimlerin öğretiminde ıstılahlar öğrencilere karışık gelmektedir. Hatta onlardan pek çoğu, ıstılahları ilimden bir bölüm zannederler. Bu noktada öğreticilerin metodlarının farklılığı sebebiyle, yüz yüze görüşmeden bu inanç ve kanaatleri kendilerinden izale edilmiş olmaz. Bu sebeple ehli ile bir arada bulunma ve kendileri ile görüşülen üstadların sayı-çokluğu, kişiye, ıstılahlar konusunda görülen ihtilafları anlama ve istılahları  temyiz  etme   vasfını kazandırır. Böylece ilmi, ıstılahlardan soyutlar, onların, öğretim vasıtaları ve ilme ulaşmanın yolları olduğunu anlamış olur. Bu  ıstılahlar,  onun  ilmi kuvvetlerini derinlemesine bir anlayışa ve melekelerde sağlamlığa sevkeder. Başkaları ile münasebet, telkin, ilim alınan üstadların sayıca çokluğu ve çeşitliliği ile ilmi melekelerin takviyesi yanında, anlayışını tashih edip temyiz gücünü de kazandırır.

Bütün bunlar, Allah'ın, kendisine ilim ve hidayet yollarını müyesser kıldığı kimseler içindir. Hulasa, ilim öğrenme uğrunda ulema ile buluşmak ve ileri gelen kişilerle görüşmek suretiyle ilmi artırmak ve olgunluk kazanmak için seyahat zaruridir. Allah, dilediği kimseyi doğru yola ulaştırır.

Alimin Elde Ettiği İlmin Neşri

Bu cümleden olmak üzere, çoğu kere alim, ehil kişilerin bol olmayışı veya bu ilim ve ihtisas sahasına o belde ehlinin ihtimamının azlığı sebebiyle, onun olgunluğunu kaldıramayacak bir beldede mütehassıs olur. Birtakım meşhur olmuş görüşlerin daha geniş manada tartışıldığı veya daha çok ihtiyaç duyulan bir şehre seyahate çıkar. Böylece hem ilmi derecesini yükseltmiş, hem de başkalarını ilimden faydalandırmış olur. Şayet ilim için seyahat olmasaydı, onun rütbesi yükselmez, ihtisasının meyveleri de çoğalmazdı. Mesela Şeyh İzz ed-Din ibni Abd'is Selam, Şam'dan ayrılışında Kerk şehrine uğramış, orada kendisini şehrin idarecisi karşılayıp bu şehirde ikametini istemiştir. Şeyh ona: "Senin belden benim ilmimden küçük" diyerek Kahire'ye yönelmiştir.

Bazan alim veya edebiyatçının seyahati, ilmini veya edebi bilgisini ortaya koyma ve çeşitli ülkelerde onu yayma sebeplerinden biri olabilir.

Umumi Kültürü Geliştirmek

Bu da, adet, kültür, hikmet, örnek ve güzel sözlerden yeni olanlara kişinin nefsinin yatkınlığıyla alakalıdır. İnsan, bunların tesirinde kalır ve kendisine yeni bir şekil verir. Neticede, her seyahat ve karşılaşmadan bir fayda hasıl olur. Bir hikmeti, bir nükteyi hıfzeder veya kendisi için yepyeni ve güzel bir hadise meydana gelebilir. Böylece, ezberlediklerinden bahsetmek suretiyle insanları kendisine cezbetmeye yarayacak bir metot kazanmış olur. İnsanlarda, başkalarının haberlerine muttali olma, onların halleri ile ilgili olan, alışmadıkları birtakım hasletleri bilme arzusu vardır. Bu sebeple, seyyahlar vardıkları yerde baş köşeye oturtulur. Seyahat hatıraları, meşayihlerinin halleri ve üstadlarının haberleri ile de insanların alakalarını çekerler. İçtimai müşahadeleri, hikmetli latifeleri, dinledikleri ince nükteler ve karşılaştıkları şaşırtıcı olaylar da ilgi çekicidir.

Nefiste Fazilet ve Kemalatı Artırmak

Şüphe yok ki bu, seyahat edenlerin seyahatlerine sebep teşkil eden hedeflerden biridir. Seyyahlar, hallerini ve sıfatlarını örnek alacakları fazilet sahibi kimselere yönelirler.

İmam, alim, hafız ve zahid Ahmed ibni Ferh el-İşbili (Zehebi, Tezkirat'ul Huffaz, 1486), İmam en-Nevevi hakkında şunları söyler: "İmam Muhyiddin (en-Nevevi) üç mertebe geçirmiştir ki, her mertebe bir şahsa ait olsaydı, ilim yolcuları ona koşarlardı: İlim, zühd, emr-i bi'l ma’ruf ve nehy-i ani'l münker." (ez-Zehebi, Tezkirat'ul Huffaz, 1470-1486; Dirasat Tatbikiyye fi'l Hadis'in Nebeviyye, 376 vd.,)

Büyük imam Yahya ibni Yahya ibni Bükeyr et-Temimi (Zehebi, Tezkirat'ul Huffaz, 415), İmam Malik ibni Enes'den hadis dinleyip almak üzere yola çıkmış, bu gayeyi tahakkuk ettirdikten sonra Malik'in yanında kalmış ve: "O'nun şemailinden istifade etmek üzere kaldım" demiştir.

Ayrıca yolculukta insanın adet ve alışkanlıkları değişikliğe uğradığı gibi, yolculuğun insanın nefsinde kökleştirdiği güzel ahlaklarda kazanılır.

Mesela, çok kere yolcunun bedeni yorgunlukları ve dostlarından ayrılmanın nefsine verdiği elemler ona sabır ahlakını, insanları idare etme ve onlara karşı iyi davranma edebini kazandırır. Çünkü vatanından uzakta olan kimse bu edebe olan ihtiyacı, kendisinin hasebini ve toplum içindeki mevkiini bilen bir çevrede yaşayan kimseden daha şiddetle hisseder. Bu sonuncunun bilinip tanınması, dinlenilmesini kolaylaştırır.

Bu, büyüklerden faziletleri öğrenme usulü, ihtilaflar karşısında hoşgörülü olma yolunu açar. Böylece her kişi, başkasının hata ve bilgisizliğini veya ictihad ve görüşlerini mazur görür, muhalifini hakir görme veya onu bid'at çıkarma yada sapkınlıkla itham etmede acele davranmaz.

Samimi ve İçten Yeni Dostluklar Kazanmak

Samimi ve içten dostluk, insanın dünyada faydalandığı şeylerin en zevklilerindendir. Allah (celle celaluhu), insanların birbirini sevmesini, cennet ehlinin ni'metlerinden biri olarak zikreder:


وَنَزَعْنَا مَا فِي صُدُورِهِم مِّنْ غِلٍّ إِخْوَاناً عَلَى سُرُرٍ مُّتَقَابِلِينَ

"Onların göğüslerindeki kini çıkartıp attık, hepsi kardeşler olarak köşkler üzerinde karşı karşıya oturup sohbet ederler." (Hicr 15/47)

İlim için seyahat, kendileriyle tanışılan yeni dostlar kazanmanın önemli bir vesilesidir. Onlar vasıtasıyla beldenin halkı da tanınmış olur. Dost meclislerinde onların fazilet ve iyiliklerinden bahsedilir. Bu durum, milletlerin birbirlerini tanıma ve sevmelerine de sebep teşkil eder. Müslümanlar, birbirlerini sevme ve birbirleri ile yardımlaşma gayesi ve hedefine yönelmişlerdir. İslam beldelerinin hepsi, Müslüman'a açıktır. Dünya ona dar değildir. Geçim de zor değildir. Yeryüzünde İslam coğrafyasının hudutlarına sınır yoktur.

İlim için seyahatin meyvesini vermesi ve hedeflerinin tahakkuk etmesi için, riayet edilmesi gereken birtakım esaslar vardır. İlim öğrenmek isteyen talebe, hangi ilim uğrunda yola çıkacaktır? Bu konuda önemli birkaç noktayı özetleyeceğiz:

1. Kendi beldesinin alimlerinin hadis bilgisini,değişik bölgelere seyahatten önce almış olmak. Bu en kolay ve külfeti en az olandır. Aldığı hadislerin sabit ve sahihliği, tedvin ve zabtı, müşkillerinin halli konusundaki sorularını hadis talebesi kendi beldesinin alimlerine her an sorma imkanına sahiptir. İlim talibi bir kimse, kendi beldesinin alimlerini kesinlikle hafife almamalıdır. Komşusunun evindeki dirhemi, kendi evindeki dinardan hayırlı ve üstün görmek, bazı gafillerin vasıflarındandır. Talebe kendi beldesinin alimlerinden hadis almayı bitirince, seyahate karar verir ve yola koyulur. (Ulum'ul Hadis, 222; İbni Hacer, Şerh'un Nuhbe, 154; el-Adevi, Lakt'ud Dürer Haşiye; Aliyy’ül Kari, Şerh'uş Şerh, 266)

2. İlim için seyahate çıkılacak yerlerin seçimi isabetli olmalıdır. Bu da, kendisinden istifade edilip ilim alınacak alim ve fazıl kimselerin orada ikamet etmesine bağlıdır. Alimler buna önem verir ve bu konuda istişare yaparlar. el-Hatib'ul Bağdadi, hocası Ebu Bekr el-Berkani ile seyahat konusunda istişare etmiştir. Ahmed ibni Hanbel'e bir kişi: "Kimden hadis yazılmasını uygun bulursun? diye sormuş, o da: Ahmed ibni Yusuf'a git, çünkü o Şeyh'ul İslam'dır" demiştir. (er-Rıhle, #18)

Ma'mer der ki, bana Eyyub: "Eğer bir kimseye müteveccihen yolculuk yapacaksan İbni Tavus'a git, yoksa ticaretine devam et" dedi. (er-Rıhle, #19)

3. Talip, alınan ilmi materyalin, isnad ve metinlerden kendisinin bilmediklerini dinleyip almayı, çoğaltmayı, hocaları çoğaltmaya takdim eder. Hafız İbni Hacer, en-Nuhbe adlı eserinin şerhinde şöyle der: "İlim için seyahete çıkar ve seyahati sırasında kendi yanında olmayan rivayetleri elde  eder. Alacağı rivayetlerin çokluğuna önem vermesi, hocaların çokluğuna önem vermesinden daha evladır." (Şerh'un Nuhbe,154) Şerhin şerhinde de şöyle denilmektedir: "Hadis talibinin, alacağı hadisleri artırmaya olan gayreti şeyhleri, yani isnadları artırmak için gösterdiği gayretten daha çok olmalıdır. Zira esas gaye daha önemlidir ki o da, mücerred rivayet olmayıp dirayettir, ama dirayetin tashihi için rivayetin çokluğuna ihtiyaç duyulur." (Aliyy'ul Kari, 266)

4. İlimde, derinliğine bir araştırmaya güç yetirebilmek için tahkik ehli alimler ile müzakereye önem vermelidir. Bu da, ilmin müşkilleri için olan görüş veya çarelere kendisini ulaştıracak şeye hazırlanmakla olur. Onları tahkik ve anlayış ehline anlatır, kendisi için vaki olan müşkilleri onlara arz eder. Bununla, ilimdeki muktedirliğini ve derinlemesine bilgisini artıran yeni görüşler kazanır veya kendisine müşkil gelen hususları halledebilir. Bu, alimin kendisi ile mükemmelleşip yükseldiği önemli bir faidedir. Bu konuda  gevşek davranılmaması, durum gerektiriyorsa, bu hususları arzedeceği üstadlarını artırmayı arzu etmesi icab eder.
   
Tıpkı, bir araştırmacının anlaşılması zor olan meseleleri çözebilmek için, yazılı kaynaklara müracaat etmesi gibi. Canlı kaynak olan üstadlar, bizim karşılaştığımız müşkilleri halletmede kitaplardan daha mühimdirler. Çünkü onlar, hatıra gelen şeyleri derinliğine tedkik etme ve sonuna kadar münakaşaya muktedir olabilirler.

5. Yolculukta, umumi edeb kaidelerine riayet etmek gerekir. Bu edeb, bütün sefere çıkanlardan, özellikle ilim öğrenmek için seyahat edenlerden veya güzel hasletlerden birini elde etmek isteyenlerden beklenir. Bu gibi kimselerin edebe riayeti diğer insanlarınkinden daha önemlidir. Yolculuktaki adabın en mühimi ise, itaat, ibadetler ve Allah'ın zikrine devam etmek, malından da cömert davranmaktır. Sonra, yolculuğun ve yolun yorgunluklarına tahammül etmek, arkadaşlarına karşı sabırlı davranmak ve bunların dışında, burada zikretmek suretiyle sözü uzatmak istemediğimiz edeb ve sünnetlere riayet etmek gelir. (el-Hac ve'l Umre fi'l Fıkh'il İslami, 187-191) Biz, insanın nefsinde büyük bir te'sir icra edenleri te'kiden hatırlatmış olmaktayız ki, onlar nefsi süsler ve onu yükselten birtakım faziletler kazandırır. Hatta büyük zatlardan pek çoğu, bu hasletleri kazanmak üzere nefisleriyle mücahede için seyahat etmişlerdir.

Tarihçe

Müslümanlar, ilim ve hadis öğrenimi için, gerçekten çok erken bir tarihten itibaren ilmi seyahat yoluna girmişlerdir. Bunun başlangıç tarihi nübüvvet asrıdır.

el-Hatib'ul Bağdadi'nin "Kitab'ur Rıhle"si ve onda naklettiği sahih hadisler ile bizim onun üzerine yaptığımız ilave kısmı, bu konuda mühim birer vesikadır. Bu durum, ilim öğrenimi ve özellikle hadis öğrenimi için seyahatin büyük ehemmiyetine delil teşkil eder. Ayrıca, Allah'ın rızasını arzu ederek çok büyük meşakkatlere göğüs germek ve nefsini rahatsız etme pahasına hadis öğrenmeye çıkmak, büyük bir iman ve din kuvvetine delalet eder.

(...)

1. Sahabelerin Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e yolculuklarına işaret etmeliyiz. Mesela, İmam ibni Sa'lebe (radiyallahu anh) gibi. Onun hakkındaki inceleme, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile karşılaşmadan önce kendisinin müslüman olduğuna, fakat Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'den kendisine ulaşan sözleri bizzat ağzından dinlemek için ona geldiğine delalet etmektedir.

2. Raşid Halifeler asrının başlarından itibaren tabiunun seyahatleri sabit bulunmaktadır. Daha önce de zikrettiğimiz gibi Alkame ve el-Esved, Ömer (radiyallahu anh)'dan kendilerine nakledilen bir hadisi işittiklerinde, bununla yetinmeyerek, bizzat ona yolculuğa çıkıp kendisinden dinlemişlerdir. Bu, Emeviler devrinden önceki bir zamanda vuku bulan ve bir tek hadisin öğrenimi için seyahat yapıldığına delaleti zahir olan sahih bir haberdir. İmam, muhaddis ve büyük Hafız Ebu Amr İbn'us Salah, bu haberi ilim için seyahatin sünnet olduğuna ve bunun, hadis öğrenimindeki ehemmiyetine delil getirmektedir.

3. Emeviler öncesi dönemden beri Rıhle'nin vukuu (...) İslam'a hizmet yönünde dini ve ilmi bir müdafaa ve onun hükümlerini istihraç, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in hadislerini rivayette hata yapmaktan sakınmadan ibarettir.

(...)

5. Hadis öğrenimi yolunda seyahat eden ileri derecedeki alimler, sahabe asrı ve ondan sonraki asırlardan beri, siyasi tamahkarlıklardan veya bir mevki ve makam isteği ile arzularına ulaşmaktan çok uzak durmuşlardır. Belki de onlar dünyaya, onun metaına veya makam ve mevkilerine başlarını kaldırıp bakmaktan, insanların en uzak olanlarıdırlar. İşte, bir tek hadisi öğrenmek için yapılan seyahatlerle ilgili haberlerde onların isimleri vardır. (...) Bu durum, hadis öğrenme yolunda seyahat ile dünyayı tercih ettirenlerden hiçbir şeyle alakası bulunmadığına en beliğ delili teşkil eder.
 
(...)

6. Umumi olarak şer'i ilimlerin öğrenimi, hassaten de hadis öğrenimi büyük bir ibadet ve Allah'a yakınlık vesilesidir. Allah (celle celaluhu) ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), ilim öğrenmeye ve bunun için seyahate, bol ecir ve Allah katında birtakım derecelere yükselmeye teşvik etmişlerdir. Bilinen bir husustur ki, Müslümanlar dini maslahatlarına ve Rablerine yakın olmaya son derece düşkündürler. (...) Özellikle, Kur'an-ı Kerim ayetleri ve  Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in hadislerinde (Gazali, İhya, 3/285-326), riyadan son derece sakındıran ve mutlaka uzak kalınmasını isteyen pek çok nasslar vardır. Çünkü riya, amelleri boşa giderir, sahibini de Allah katında şiddetli azaba maruz bırakır.

Allah (celle celaluhu) şöyle buyurur:


فَمَن كَانَ يَرْجُو لِقَاء رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلاً صَالِحاً وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَداً

"Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa salih amel işlesin ve kullukta hiç kimseyi bir olan Rabbine ortak kılmasın." (el-Kehf 18/110)

Münafıkları tavsif ederken de şöyle buyurur:


وَإِذَا قَامُواْ إِلَى الصَّلاَةِ قَامُواْ كُسَالَى يُرَآؤُونَ النَّاسَ وَلاَ يَذْكُرُونَ اللّهَ إِلاَّ قَلِيلاً

"Onlar namaza kalktıklarında insanlara gösteriş yaparak tembel tembel kalkarlar." (en-Nisa 4/142)

Bir başka ayette şöyle buyurmaktadır:


فَوَيْلٌ لِّلْمُصَلِّينَ الَّذِينَ هُمْ عَن صَلَاتِهِمْ سَاهُونَ الَّذِينَ هُمْ يُرَاؤُونَ وَيَمْنَعُونَ الْمَاعُونَ

"Şu namaz kılanların vay haline ki, onlar namazlarından gafildirler, (kıldıkları namazın değerini bilmez, ona önem vermezler). Onlar gösteriş (için ibadet) yaparlar. En ufak bir yardımı esirgerler." (el-Maun 107/4-7)

Ebu Hureyre (radiyallahu anh), Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i şöyle buyururken işittim diyor:


إِنَّ أَوَّلَ النَّاسِ يُقْضَى يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَلَيْهِ رَجُلٌ اسْتُشْهِدَ فَأُتِيَ بِهِ فَعَرَّفَهُ نِعَمَهُ فَعَرَفَهَا قَالَ فَمَا عَمِلْتَ فِيهَا قَالَ قَاتَلْتُ فِيكَ حَتَّى اسْتُشْهِدْتُ ‏.‏ قَالَ كَذَبْتَ وَلَكِنَّكَ قَاتَلْتَ لأَنْ يُقَالَ جَرِيءٌ ‏.‏ فَقَدْ قِيلَ ‏.‏ ثُمَّ أُمِرَ بِهِ فَسُحِبَ عَلَى وَجْهِهِ حَتَّى أُلْقِيَ فِي النَّارِ وَرَجُلٌ تَعَلَّمَ الْعِلْمَ وَعَلَّمَهُ وَقَرَأَ الْقُرْآنَ فَأُتِيَ بِهِ فَعَرَّفَهُ نِعَمَهُ فَعَرَفَهَا قَالَ فَمَا عَمِلْتَ فِيهَا قَالَ تَعَلَّمْتُ الْعِلْمَ وَعَلَّمْتُهُ وَقَرَأْتُ فِيكَ الْقُرْآنَ ‏.‏ قَالَ كَذَبْتَ وَلَكِنَّكَ تَعَلَّمْتَ الْعِلْمَ لِيُقَالَ عَالِمٌ ‏.‏ وَقَرَأْتَ الْقُرْآنَ لِيُقَالَ هُوَ قَارِئٌ ‏.‏ فَقَدْ قِيلَ ثُمَّ أُمِرَ بِهِ فَسُحِبَ عَلَى وَجْهِهِ حَتَّى أُلْقِيَ فِي النَّارِ ‏.‏ وَرَجُلٌ وَسَّعَ اللَّهُ عَلَيْهِ وَأَعْطَاهُ مِنْ أَصْنَافِ الْمَالِ كُلِّهِ فَأُتِيَ بِهِ فَعَرَّفَهُ نِعَمَهُ فَعَرَفَهَا قَالَ فَمَا عَمِلْتَ فِيهَا قَالَ مَا تَرَكْتُ مِنْ سَبِيلٍ تُحِبُّ أَنْ يُنْفَقَ فِيهَا إِلاَّ أَنْفَقْتُ فِيهَا لَكَ قَالَ كَذَبْتَ وَلَكِنَّكَ فَعَلْتَ لِيُقَالَ هُوَ جَوَادٌ ‏.‏ فَقَدْ قِيلَ ثُمَّ أُمِرَ بِهِ فَسُحِبَ عَلَى وَجْهِهِ ثُمَّ أُلْقِيَ فِي النَّارِ

"Kıyamet Günü’nde, üzerine ilk hüküm verilecek kimse, şehid edilen bir adamdır. Bu adam getirilir ve Allah kendisine ni'metlerini tarif eder, o da o ni'metleri tanır. Bu nimetler için ne yaptın? denilir, o da: Sen’in için harbettim, nihayet şehit düştüm, der. Allah: Yalan söyledin, çünkü sen cesur denilmek için çarpıştın gerçekten de böyle denildi, buyurur. Sonra Allah onun için emir verir ve yüzüstü sürüklenip cehenneme atılır. İlim öğrenen, öğreten ve Kur'an okuyan bir adam getirilir. Allah ona da nimetlerini tarif eder ve o bu ni'metleri tanır: Bu nimetler için ne yaptın? der, adam: İlim öğrendim ve öğrettim. Sen’in rızan için Kur'an okudum, der. Allah: Yalan söyledin, fakat sen ilmi alim denilsin diye öğrendin, Kur'an'ı da o kari'dir denilsin diye okudun, şüphesiz denildi de, der. Sonra onun hakkında Allah emir verir ve yüzüstü sürüklenerek o da cehenneme atılır. Allah'ın, kendisine bolluk verdiği ve malın her çeşidini ihsan ettiği bir adam getirilir. Allah kendisine nimetlerini tarif eder. O da o ni'metleri tanır. Allah: Bu ni'metler için ne yaptın? der. Adam: İnfak edilmesini istediğin hiçbir yol bırakmayıp, Sen’in rızan için malı harcadım, der. Allah: Yalan söyledin, lakin o cömerttir desinler diye yaptın, gerçekten böyle de denildi, der. Sonra onun hakkında da emir verir, o da yüzüstü sürüklenip cehenneme atılır." (Müslim, #1905)

Cabir (radiyallahu anh)'dan nakledildiğine göre, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:


لاَ تَعَلَّمُوا الْعِلْمَ لِتُبَاهُوا بِهِ الْعُلَمَاءَ وَلاَ لِتُمَارُوا بِهِ السُّفَهَاءَ وَلاَ تَخَيَّرُوا بِهِ الْمَجَالِسَ فَمَنْ فَعَلَ ذَلِكَ فَالنَّارُ النَّارُ

"Alimlere karşı öğünmek, sefihler karşısında mücadele ve münakaşa etmek, meclislerde üstün ve seçkin görünmek için ilim öğrenmeyiniz. Kim böyle yaparsa onun yeri cehennemdir, cehennem." (İbni Mace, #254)

Ebu Hureyre (radiyallahu anh), Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu nakletmektedir:


مَنْ تَعَلَّمَ عِلْمًا مِمَّا يُبْتَغَى بِهِ وَجْهُ اللَّهِ لاَ يَتَعَلَّمُهُ إِلاَّ لِيُصِيبَ بِهِ عَرَضًا مِنَ الدُّنْيَا لَمْ يَجِدْ عَرْفَ الْجَنَّةِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

"Her kim, kendisi ile Allah'ın rızası ve hoşnutluğu aranılan bir ilmi, dünyalık bir mala kavuşmak için öğrenirse Kıyamet Günü'nde cennetin kokusunu bile duyamaz." (Ebu Davud, 3664; İbni Mace, #252)


Alıntı yapılan: dipnotlar
* Bu yazı el-Hatibu'l-Bağdadi'nin "er-Rıhle fi Talebil-Hadis" adlı eserinin muhakkik tarafından yazılan mukaddimesinin çevirisinden alıntılanmıştır. Çeviride yer alan, müsteşriklere yönelik bazı polemik içerikli bölümler lüzumsuz görüldüğünden tarafımızdan makaleden çıkarılmıştır.

1- Bu tabi, mutabi veya mutebat diye isimlendirilir.

2- Muhaddisler bunu da şahid diye isimlendirirler.

3- Bu Hasen li Ğayrihi'dir.

4- Bu sebeple biz; müslümanların ve ilim taliplerinin,müellifinin veraına (Allah korkusuna) güvenmedikleri kitaplar hakkında dinleri için ihtiyatlı davranmalarını vera ve ilimlerini bildikleri alimlerle münasebet kurmalarını uygun görüyoruz. Bu iş gerçekten önemlidir.

5- Buradaki tarihten maksat, rical tarihi yani biyografik eserlerdir.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
1817 Gösterim
Son İleti 15.11.2015, 02:03
Gönderen: Uhey
0 Yanıt
2233 Gösterim
Son İleti 16.11.2015, 01:33
Gönderen: Uhey
0 Yanıt
2427 Gösterim
Son İleti 30.03.2016, 15:41
Gönderen: Uhey
3 Yanıt
3142 Gösterim
Son İleti 09.04.2016, 17:26
Gönderen: Uhey
27 Yanıt
6887 Gösterim
Son İleti 04.10.2020, 00:55
Gönderen: Izhâr'ud Dîn