Darultawhid

Gönderen Konu: MÜCTEHİD İBNİ CERİR ET-TABERİ'NİN İ’TİKADI  (Okunma sayısı 4378 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 930
  • Değerlendirme Puanı: +15/-0
اعْتِقَادُ أَبِي جَعْفَرٍ مُحَمَّدِ بْنِ جَرِيرٍ الطَّبَرِيِّ
İmam Ebu Ca'fer Muhammed ibni Cerir et-Taberi’nin İ’tikadı

Ebu Ca'fer Muhammed İbni Cerir ibni Yezid el-Amuli et-Taberi sonraları el-Bağdadi (H224-310)

İran’da tarihi bir bölge olan Taberistan'ın Amul şehrinde H224 (838) yılında doğmuştur. el-Amuli, et-Taberi ve daha sonra Bağdat’a yerleştiği içinde el-Bağdadi nisbetleriyle anılır. İbni Hacer ve başkaları hiç evlenmediğini bildirmiştir. (İbni Hacer, Lisan'ul Mizan, 5/102) Hiç evlenmemesine rağmen geleneklere göre Ebu Ca'fer künyesini alarak bununla meşhur oldu. Çok çalışkan, zühd ve takva sahibi bir kimse olarak bilinirdi.

Müctehid bir imam, büyük bir muhaddis, fıkıh ilminin inceliklerine vakıf bir fakih ve değerli bir tarihçidir. Yedi yaşında hafız olmuş, sekiz yaşında imam olmuş ve dokuz yaşında hadis ezberlemeye başlamıştır. İlim elde etmek için daha oniki yaşında seferlere çıkmış ve ölene kadar aralarında Rey, Basra, Kufe, Vasıt, Medine, Suriye ve Mısır, Bağdat'ın bulunduğu birçok yerlere gitmiştir. (İbni Hacer, Lisan'ul Mizan, 5/102)

Hanefi, Şafii ve Maliki fıkhını öğrenmiş ve bir süre Şafii Mezhebi'ne uymuştur. Daha sonraları hiçbir mezhebi taklid etmemiş aksine delillere bağlı olarak yaşamış, onu takip edenler Ceririye (Taberiyye) Mezhebi olarak anılmış, ancak daha sonraları takipçisi olmadığından bu mezheb ortadan kalkmıştır. Mezhebinin özelliklerini "Latif'ül Kavi" isimli eserinde beyan etmiş ayrıca "el-Basit" ve "İhtilaf'ul Fukaha" adlı eserlerinde, İmam Malik, Ebu Hanife, Şafii, Süfyan'us Sevri, Evzai, Ebu Yusuf, Muhammed ibn'ul Hasen, Ebu Sevr İbrahim ibni Halid el-Kelbi gibi hepsi müctehid alimlerin görüşlerini birbirleriyle mukayese ederek, delilleriyle birlikte zikretmiş ve kendisinin tercih ettiği hükmü de belirtmiştir. (bkz. Taberi Tefsiri giriş kısmı)

Taberi hadis sahasında da zamanının önde gelen alimleri arasına girmiştir. Öyle ki Zehebi onu altıncı mertebedeki muhaddislerden sayarken Nevevi "Tehzib’ul Esma ve’l Lügat" adlı eserinde Taberi’yi, Tirmizi ve Nesai'nin mertebelerinde zikretmiştir. (Taberi Tefsiri giriş kısmı) "Tehzib'ul Asar" isimli eserinde izlediği yolla yaptığı hadis şerhi açısından ondan sonra gelen insanlar Taberi’nin şerh ettiği şekliyle tek bir hadisi dahi şerh edemedi. (İbni Asakir, Tarih-i İbn-i Asakir, 18/351; detayı için bkz: Taberi Tefsiri giriş kısmı)

Mücahid'in oğlu Ebubekir, teravih namazı kılmak için mescide giderken Taberi’nin, er-Rahman Suresi’ni okuduğunu işitmiş ve onun hakkında: "Allah Te'alanın; bu sureyi, bundan daha güzel okuyan birini yarattığını sanmıyorum." demiştir. (Taberi Tefsiri giriş kısmı; Hatib'ul Bağdadi, Tarihu Bağdad, 2/162)

Hatib'ul Bağdadi şöyle demiştir: "İbni Cerir büyük ilim adamlarından birisiydi. Sözü gereğince hüküm verilir, onun görüşüne başvurulurdu. Öyle ilimleri kendi şahsında toplamıştı ki, çağdaşları arasında hiç kimse bu kadar bilgiyi onunla aynı düzeyde bilemiyordu. Kur’an’ı çok iyi bilen birisiydi. Kur’an’ın manalarını çok iyi bilirdi, hükümlerinde fakihti. Sünnetleri ve rivayet yollarını çok iyi bilirdi. Sahihiyle, illetlisiyle, nasihiyle mensuhuyla sünneti bildiği gibi, ashabın ve tabiinin; ahkama, helal ve harama dair sözlerini de iyi bilirdi. (…) Ben lügat alimi Ali ibni Ubeydullah’ı şunu naklederken dinledim: Muhammed ibni Cerir (et-Taberi), kırk yıl süreyle, kırk yılın her bir gününde kırkar varak (sahife) yazmaya devam etti. Üstad Ebu Hamid el-İsferayini de der ki: Bir kimse İbni Cerir’in tefsirini elde etmek için Çin’e kadar yolculuk etse dahi bu büyük birşey sayılmaz!" (Zehebi, el-Uluvv li’l Aliyy’il Azim; Ebu'l Felah İbn'ul İmad, Şezerat'uz Zeheb fi Ahbari men Zeheb, 2/260; İbni Kesir, el-Bidaye ve'n Nihaye, Hicretin Üçyüzonuncu Senesi; Hatib, Tarih-i Bağdat, 2/163)

İmamlar imamı İbni Huzeyme şöyle demiştir: "Yeryüzünde Muhammed ibni Cerir’den daha alim birisini bilmiyorum." (İbni Kesir, el-Bidaye ve'n Nihaye, Hicretin Üçyüzonuncu Senesi; Ebu'l Felah İbn'ul İmad, Şezerat'uz Zeheb fi Ahbari men Zeheb, 2/ 260; Zehebi, el-Uluvv li’l Aliyy’il Azim)

İbni Kesir şöyle demiştir: "İbadette, zahidlikte, takvada ve hakkı yerine getirmede hiçbir kınayıcının kınamasına aldırış etmezdi. Güzel sesli olup Kur’an’ı Kerim'i usulünce okurdu. Ayrıca kıraat ilminde mükemmel bilgisi vardı. Büyük ve salih kimselerdendi." (İbni Kesir, el-Bidaye ve'n Nihaye, Hicretin Üçyüzonuncu Senesi)

Devlet adamları tarafından gönderilen hediye ve yardımları reddetmiş, devlet görevinde bulunması için yapılan teklifleri de tekrar tekrar reddetmiştir. (İbni Asakir, Tarih-i İbn-i Asakir, 18/356)

Fıkıh, hadis, tarih, lügat, gramer, tefsir ve kıraat ilimlerinde otorite olmuş ve bu ilimlerde çok değerli eserler vermiştir. Cahiliye devri şiiri ve Arap dili edebiyatı, meani ve ayrıca matematik ve tıb gibi beşeri ilimlerde de kendini yetiştirmiştir. Ömrünün sonuna kadar tasnif ve telifle meşgul olmuş ve çok sayıda talebe yetiştirmiştir.

Tefsir ilminin kurucusu sayılmış tefsiri, ilk ve en büyük tefsir olarak kabul görmüştür. Rivayet tefsirlerinin anası olarak nitelenen bu muazzam tefsir ile şöhret bulmuştur. Tefsirinde, ilk dönem fakihlerinin ayetlerden çıkardığı birçok fıkhi hüküm bulunmaktadır. Yine şöhret bulduğu bir başka eseri de dünya ve medeniyetler tarihine dair eseridir ki bu eser de kendi alanında yazılmış ilk eserdir ve klasik eserler arasına girmiştir. Bu eseriyle doğuda ve batıda haklı bir şöhrete ulaşmış ve "Tarih'in Babası" ünvanını almıştır. İbn'ul Cevzi, onun dünyada kendisinden sonra en çok eser bırakan zat olduğunu belirtir. (İbn'ul Cevzi, el-Muntazam, 13/216)

Yazdığı eserlerin birçoğu kaybolmuş ve zamanımıza kadar ulaşamamıştır. İmam Taberi'nin eserlerinden bazıları şunlardır:

Cami'ul Beyan an-Te'vili Ayet’il Kur'an (Tefsir'ut Taberi),
Tarih'ur Rusül ve'l Muluk ve'l Hulefa (Tarih'ul Umem ve'l Mülük),
İhtilaf'ul Fukaha (İhtilafu Ulema'il Emsar fi Ahkami Şerai'il İslam),
Usul'ul Fıkıh,
Kitab'ul Kıraat ve Tenzil'ul Kur'an,
Kitabu Şerh'us Sünen,
Sarih'us Sünne
Beşarat'ul Mustafa,
Tarih'ur Rical min'es Sahabeti ve't Tabi'in,
Tehzib'ul Asar,
Kitab'ul Hafif,
Kitab'ul Basit.

Hayatının son dönemlerinde –diğer birçok alimin de tecrübe ettiği- fitne İmam Taberi'ye de isabet etmiş, Şii olduğu yönünde bilgiler yayılmaya başlamış ve bu sebeple İmam Taberi çetin bir imtihandan geçmiştir. Kaynaklarda, İmam Taberi’nin vefat etmesi üzerine gelecek tepkilerden endişe edilerek gece, gizlice defnedildiği bilgisine yer verilmektedir. Ona karşı yapılan bu tepki selinin sebeplerinden birisi de onun İmam Ahmed ibni Hanbel'i muhaddisler sınıfından sayarak fakihler sınıfına dahil etmemesidir. Kaynaklarda, kendisine büyük saygı ve sevgi beslediği Ehli Sünnet'in İmam'ı, İmam Ahmed ile görüşmeye gittiğini ancak vardığında İmam'ın vefat ettiğini öğrendiği zikredilmektedir. Şüphe yok ki, Allah bazı kullarının ahiretteki mertebelerini yükseltmeyi takdir eder ve bundan dolayı o zatlar yeryüzünde başkalarına musallat olmayan afetler ile imtihan olurlar. Bundan dolayıdır ki, en büyük afetler ile imtihan olunanlar peygamberler olmuştur. Ridde Savaşlarında Ebu Bekir (radiyallahu anh), Kerbela'da Hüseyin (radiyallahu anh), Ka'be'de Abdullah ibn'uz Zubeyr (radiyallahu anh), mihnede Ahmed ibni Hanbel (rahimehullah) öncesinde ve sonrasında daha birçokları çok çetin imtihana tabi tutulmuştur. İmam Lalika’i’nin naklettiği İmam Taberi’nin akidesini anlatan metin1 okunduğunda, bu fitnelerden canı yanmış bir kimsenin sözleri olduğu gayet açık biçimde görülecektir. Allah, bütün bunları onun günahlarına keffaret kılsın!..

Zehebi’nin bildirdiğine göre H310 (922) yılında yaklaşık 90 yaşında (Zehebi, el-Uluvv li’l Aliyy’il Azim), Bağdat'ta vefat etmiştir. İbni Kesir de şöyle demiştir: "İbni Cerir et-Taberi, H310 senenin Şevval ayının bitimine iki gün kala, pazar akşamı, seksenbeş ya da seksenaltı yaşında iken vefat etti." (İbni Kesir, el-Bidaye ve'n Nihaye, Hicretin Üçyüzonuncu Senesi)




Alıntı yapılan: dipnotlar
1- İmam Lalika’i ve başkalarından alıntılayarak çevirdiğimiz bu metinler, ibni Cerir et-Taberi’nin Sarih'us Sünne isimli eserinde bulunmaktadır. Allah'ın dilemesi ve izni ile; ibni Cerir et-Taberi’nin İ'tikad'a dair, Sarih'us Sünne isimli bu kısa risalesinin tamamını da çevirerek neşretmek bizlere nasip olur ve "Selef-i Salihin Akidesi" başlığı altında yer verdiğimiz diğer birçok değerli risale arasında yer almış olur. Takdir ve Tevfik Allah'tandır.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 930
  • Değerlendirme Puanı: +15/-0
Ynt: MÜCTEHİD İBNİ CERİR ET-TABERİ'NİN İ’TİKADI
« Yanıtla #1 : 25.12.2015, 22:16 »
اعْتِقَادُ أَبِي جَعْفَرٍ مُحَمَّدِ بْنِ جَرِيرٍ الطَّبَرِيِّ
İmam Ebu Ca'fer Muhammed ibni Cerir et-Taberi’nin İ’tikadı

بسم الله الرحمن الرحيم

İmam el-Lalika’i, Müctehid İmam İbni Cerir el-Taberi’nin i'tikadına dair -Taberi'nin 'Sarih'us Sünne' isimli eserinde dağınık olarak tespit ettiğimiz- şu görüşlere yer verir:

خْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ أَحْمَدَ قِرَاءَةً عَلَيْهِ , قَالَ: أَخْبَرَنَا الْقَاضِي أَبُو بَكْرٍ أَحْمَدُ بْنُ كَامِلٍ قَالَ: قَالَ أَبُو جَعْفَرٍ مُحَمَّدُ بْنُ جَرِيرٍ

"Bize Ubeydullah ibni Muhammed ibni Ahmed -ona okunmak suretiyle- haber verdi dedi ki: Bize kadı Ebu Bekir Ahmed ibni Kamil haber verdi dedi ki:

Ebu Ca'fer ibni Muhammed ibni Cerir dedi ki:


فَأَوَّلُ مَا نَبْدَأُ فِيهِ الْقَوْلَ مِنْ ذَلِكَ كَلَامُ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَتَنْزِيلُهُ؛ إِذْ كَانَ مِنْ مَعَانِي تَوْحِيدِهِ. فَالصَّوَابُ مِنَ الْقَوْلِ فِي ذَلِكَ عِنْدَنَا

Bu hususta öncelikle söz konusu edip başlayacağımız şey Aziz ve Celil olan Allah'ın Kelamı ve onun indirdiği buyruklarıdır. Çünkü bu da; O'nun tevhidinin ihtiva ettiği anlamlar içerisindedir. Buna dair bize göre doğru olan söz şudur:

أَنَّهُ كَلَامُ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ غَيْرُ مَخْلُوقٍ كَيْفَ كُتِبَ , وَكَيْفَ تُلِيَ , وَفِي أَيِّ مَوْضِعٍ قُرِئَ , فِي السَّمَاءِ وُجِدَ أَوْ فِي الْأَرْضِ حَيْثُ حُفِظَ , فِي اللَّوْحِ الْمَحْفُوظِ كَانَ مَكْتُوبًا أَوْ فِي أَلْوَاحِ صِبْيَانِ الْكَتَاتِيبِ مَرْسُومًا , فِي حَجَرٍ نُقِشَ أَوْ فِي وَرَقٍ خُطَّ , فِي الْقَلْبِ حُفِظَ أَوْ بِاللِّسَانِ لُفِظَ

Kur'an; Aziz ve Celil olan Allah'ın Kelamı olup, her ne şekilde yazılırsa ve her ne şekilde okunursa okunsun, nerede okunursa; semada ya da yerde bulunsun farketmez, ister Levh-i Mahfuz'da hıfz edilsin, ister ilk mekteb çocuklarının ellerindeki tahta tabletlerde yazılı bulunsun, taşa nakşedilsin yahut bir kağıtta yazılı olsun, kalpte hıfzedilsin yahut dilde telaffuz edilsin yaratılmamıştır.

فَمَنْ قَالَ غَيْرَ ذَلِكَ أَوِ ادَّعَى أَنَّ قُرْآنًا فِي الْأَرْضِ أَوْ فِي السَّمَاءِ سِوَى الْقُرْآنِ الَّذِي نَتْلُوهُ بِأَلْسِنَتِنَا وَنْكَتُبُهُ فِي مَصَاحِفِنَا , أَوِ اعْتَقَدَ غَيْرَ ذَلِكَ بِقَلْبِهِ أَوْ أَضْمَرَهُ فِي نَفْسِهِ أَوْ قَالَ بِلِسَانِهِ دَايِنًا بِهِ؛ فَهُوَ بِاللَّهِ كَافِرٌ حَلَالُ الدَّمِ وَبَرِيءٌ مِنَ اللَّهِ , وَاللَّهُ بَرِيءٌ مِنْهُ؛ لِقَوْلِ اللَّهِ جَلَّ ثَنَاؤُهُ:

Kim bundan (burada söylenenlerden) başkasını söyler yahut yerde ya da semada bizim dillerimizle okuduğumuz, mushaflarımızda yazdığımız Kur'an'ın dışında bir Kur'an olduğunu iddia ederse ya da bunun dışında kalbi ile bir inanç besler yahut içinde saklarsa ya da dilinde bunu söyleyip, bunu din olarak kabul ederse o kimse Allah'ı inkar eden bir kafirdir, kanı helaldir. O, Allah'tan beridir, Allah da ondan uzaktır. Çünkü Allah Celle Senauhu şöyle buyurmuştur:

بَلْ هُوَ قُرْآنٌ مَجِيدٌ فِي لَوْحٍ مَحْفُوظٍ

"Daha doğrusu o çok şerefli bir Kur'an'dır. Levh-i Mahfuz'dadır." (el-Buruc 85/21-22)

وَقَالَ وَقَوْلُهُ الْحَقُّ:

Yine Allah hak buyruğunda şöyle buyurmaktadır:

وَإِنْ أَحَدٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ اسْتَجَارَكَ فَأَجِرْهُ حَتَّى يَسْمَعَ كَلَامَ اللَّهِ

"Eğer müşriklerden biri senden eman dilerse ona eman ver; ta ki Allah'ın Kelamı'nı dinlesin." (et-Tevbe 9/6)

فَأَخْبَرَنَا جَلَّ ثَنَاؤُهُ أَنَّهُ فِي اللَّوْحِ الْمَحْفُوظِ مَكْتُوبٌ , وَأَنَّهُ مِنْ لِسَانِ مُحَمَّدٍ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَسْمُوعٌ , وَهُوَ قُرْآنٌ وَاحِدٌ مِنْ مُحَمَّدٍ مَسْمُوعٌ , وَفِي اللَّوْحِ الْمَحْفُوظِ مَكْتُوبٌ , وَكَذَلِكَ فِي الصُّدُورِ مَحْفُوظٌ , وَبِأَلْسُنِ الشُّيُوخِ وَالشُّبَّانِ مَتْلُوٌّ

Böylelikle Allah Celle Senauhu bizlere onun Levh-i Mahfuz'da yazılı olduğunu ve Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in dilinden işitilmiş olduğunu haber vermektedir. Her ikisi de; Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'den dinlenirken de Levh-i Mahfuz'da yazılı haliyle de, aynı Kur'andır. Aynı şekilde o kalblerde hıfzedilmiştir, yaşlıların ve gençlerin dilleriyle de okunmaktadır.

فَمَنْ رَوَى عَنَّا , أَوْ حَكَى عَنَّا , أَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا , أَوِ ادَّعَى عَلَيْنَا أَنَّا قُلْنَا غَيْرَ ذَلِكَ , فَعَلَيْهِ لَعْنَةُ اللَّهِ وَغَضَبُهُ , وَلَعْنَةُ اللَّاعِنِينَ وَالْمَلَائِكَةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ , لَا يَقْبَلُ اللَّهُ مِنْهُ صَرْفًا وَلَا عَدْلًا , وَهَتَكَ سِتْرَهُ وَفَضَحَهُ عَلَى رُءُوسِ الْأَشْهَادِ

Bizim başka bir iddiada bulunduğumuzu bizden rivayet eden yahut nakleden, ya da bizim hakkımızda bunu uyduran yahut iddiada bulunan bir kimseye Allah'ın laneti ve gazabı olsun. Lanet edenlerin, meleklerin ve bütün insanların laneti olsun. Zalimlere ileri sürecekleri mazeretlerinin fayda sağlamayacağı, onlara lanet edileceği ve kötü yurda atılacakları o günde Allah onun hiçbir amelini, hiçbir harcamasını kabul etmesin, gizliliklerini açığa çıkartıp herkesin gözü önünde onu rezil ve rüsvay etsin.

يَوْمَ لَا يَنْفَعُ الظَّالِمِينَ مَعْذِرَتُهُمْ وَلَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوءُ الدَّارِ

"Zalimlere kendi mazeretlerinin hiç bir yarar sağlamayacağı gün; lanet de onlarındır, yurdun en kötüsü de." (Mü'min/Ğafir 40/52)

وَأَمَّا الصَّوَابُ مِنَ الْقَوْلِ لَدَيْنَا فِي رُؤْيَةِ الْمُؤْمِنِينَ رَبَّهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَهُوَ دِينُنَا الَّذِي نَدِينُ اللَّهَ بِهِ وَأَدْرَكْنَا عَلَيْهِ أَهْلَ السُّنَّةِ وَالْجَمَاعَةِ , فَهُوَ أَنَّ أَهْلَ الْجَنَّةِ يَرَوْنَهُ عَلَى مَا صَحَّتْ بِهِ الْأَخْبَارُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ.

Kıyamet Günü'nde Ru'yet; mü'minlerin Rablerini göreceği hususunda bizce doğru kabul edilen ve dinimizin bir gereği olarak inanıp, Allah'ın bize din kıldığı ve Ehl-i Sünnet ve'l Cema'atin kabul ettiğini de gördüğümüz kanaat şudur:

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'den bu hususta sahih olan haberler gereğince, Cennet ehli O'nu (Allah'ı) göreceklerdir.


وَالصَّوَابُ لَدَيْنَا فِي الْقَوْلِ فِيمَا اخْتُلِفَ فِيهِ مِنْ أَفْعَالِ الْعِبَادِ وَحَسَنَاتِهِمْ وَسَيِّئَاتِهِمْ أَنَّ جَمِيعَ ذَلِكَ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ , وَاللَّهُ مُقَدِّرُهُ وَمُدَبِّرُهُ , لَا يَكُونُ شَيْءٌ إِلَّا بِإِرَادَتِهِ , وَلَا يَحْدُثُ شَيْءٌ إِلَّا بِمَشِيئَتِهِ , لَهُ الْخَلْقُ وَالْأَمْرُ

Kulların fiilleri; iyilikleri ve kötülükleri hususunda ihtilafa düşülen konuda bizce doğru olan da şudur:

Bütün bunlar Allah'tandır. Onları takdir eden, tedbir eden Allah'tır. O'nun iradesi olmadan hiçbir şey olmaz. O'nun meşieti (dilemesi) olmadan hiçbir şey meydana gelmez. Yaratmak da, emretmek de O'nundur.


وَالصَّوَابُ لَدَيْنَا مِنَ الْقَوْلِ أَنَّ الْإِيمَانَ قَوْلٌ وَعَمَلٌ , يَزِيدُ وَيَنْقُصُ , وَبِهِ الْخَبَرُ عَنْ جَمَاعَةٍ مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ , وَعَلَيْهِ مَضَى أَهْلُ الدِّينِ وَالْفَضْلِ.

Bizce doğru olan görüş şudur: İman söz ve ameldir. Artar ve eksilir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabından belli bir topluluktan gelen haberler bunu ifade ettiği gibi din ve fazilet ehli de bunu böylece kabul etmişlerdir.

وَالْقَوْلُ فِي أَلْفَاظِ الْعِبَادِ بِالْقُرْآنِ فَلَا أَثَرَ فِيهِ أَعْلَمُهُ عَنْ صَحَابِيٍّ مَضَى , وَلَا عَنْ تَابِعِيٍّ قَفَى إِلَّا عَمَّنْ فِي قَوْلِهِ الشِّفَاءُ وَالْغِنَا رَحْمَةُ اللَّهُ عَلَيْهِ وَرِضْوَانُهُ وَفِي اتِّبَاعِهِ الرُّشْدُ وَالْهُدَى , وَمَنْ يَقُومُ لَدَيْنَا مَقَامَ الْأَئِمَّةِ الْأُولَى أَبُو عَبْدِ اللَّهِ أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ حَنْبَلٍ.

Kulların Kur'an'ı telaffuz etmelerine gelince: Bu hususta geçmiş bir sahabiden yahut izinden gidilen bir tabiiden bildiğim bir Asar (rivayet) yoktur. Bu konuda sadece sözünde şifa ve yeterlilik bulunan kimseden -Allah'ın rahmeti ve rızası onun üzerine olsun- gelmiş bir söz biliyorum. Ona tabi olmakta rüşd ve hidayet bulunmuş olur ve bize göre onun sözü ilk Eimme'nin (imamların) sözü konumundadır. Bu kişi de Ebu Abdullah Ahmed ibni Muhammed ibni Hanbel'dir.

فَإِنَّ أَبَا إِسْمَاعِيلَ التِّرْمِذِيَّ حَدَّثَنِي قَالَ: سَمِعْتُ أَبَا عَبْدِ اللَّهِ أَحْمَدَ بْنَ مُحَمَّدِ بْنِ حَنْبَلٍ يَقُولُ: اللَّفْظِيَّةُ جَهْمِيَّةٌ لِقَوْلِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ: {حَتَّى يَسْمَعَ كَلَامَ اللَّهِ} [التوبة: 6] مِمَّنْ يَسْمَعُ

Eba İsmail et-Tirmizi bana anlattı ve dedi ki: Ben Ebu Abdullah Ahmed ibni Muhammed ibni Hanbel'i şöyle derken dinledim: 

"Lafziyye diye bilinen, Kur'an'ın okunan lafızları mahluktur, diyen kimse Cehmiyyedendir. Çünkü Aziz ve Celil olan Allah:

حَتَّى يَسْمَعَ كَلَامَ اللَّهِ

"Ta ki Allah'ın Kelamı'nı dinlesin." (et-Tevbe 9/6) diye buyurmuştur. Peki bunu kimden dinleyecektir?2

وَأَمَّا الْقَوْلُ فِي الِاسْمِ أَهُوَ الْمُسَمَّى أَوْ غَيْرُ الْمُسَمَّى فَإِنَّهُ مِنَ الْحَمَاقَاتِ الْحَادِثَةِ الَّتِي لَا أَثَرَ فِيهَا فَيُتَّبَعَ وَلَا قَوْلَ مِنْ إِمَامٍ فَيُسْتَمَعَ , وَالْخَوْضُ فِيهِ شَيْنٌ , وَالصَّمْتُ عَنْهُ زَيْنٌ , وَحَسْبُ امْرِئٍ مِنَ الْعِلْمِ بِهِ وَالْقَوْلِ فِيهِ أَنْ يَنْتَهِيَ إِلَى قَوْلِ الصَّادِقِ عَزَّ وَجَلَّ وَهُوَ قَوْلُهُ

İsim müsemmanın kendisi midir, yoksa başkası mıdır? hususu ile ilgili görüşe gelince; böyle bir ayırım sonradan ortaya çıkmış ahmaklıklardandır. Bu hususta uyulacak bir Asar ve kulak kabartılacak bir imamdan gelmiş bir söz yoktur. Buna dalmak çirkin bir iştir. Bu hususta söz söylememek güzeldir. Bu hususta kişiye bilgi olarak ve söylenecek söz olarak da Aziz ve Celil olan Allah'ın doğrunun ta kendisi olan şu sözüne başvurmak yeter:

قُلِ ادْعُوا اللَّهَ أَوِ ادْعُوا الرَّحْمَنَ أَيًّا مَا تَدْعُو فَلَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى

وَقَوْلُهُ

"De ki: (İster) ‘Allah’, diye çağırın, (ister) ‘Rahman' diye çağırın, ne ile çağırırsanız; sonunda ‘Esma’ul Hüsna (en güzel isimler)’ O'nundur." (el-İsra 17/110)

ve şu kavli:


وَلِلَّهِ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى فَادْعُوهُ بِهَا

وَيَعْلَمُ أَنَّ رَبَّهُ هُوَ الَّذِي


"Esma’ul Hüsna (en güzel isimler) Allah’ındır. O halde bu isimlerle O'na dua edin!.." (el-A’raf 7/180)

ve (kişi) bilmelidir ki Rabbi O'dur ki:


عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى لَهُ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرَى

"arşa istiva etmiştir. Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve nemli toprağın altında olanların tümü O'nundur." (Ta-Ha 20/5-6)

فَمَنْ تَجَاوَزَ ذَلِكَ فَقَدْ خَابَ وَخَسِرَ. فَلْيُبَلِّغِ الشَّاهِدُ مِنْكُمْ أَيُّهَا النَّاسُ مَنْ بَعُدَ مِنَّا فَنَأَى , أَوْ قَرُبَ

Kim bundan ilerisini söylerse o kimse zarar etmiş, hüsrana uğramış olur.

Sizden ey insanlar; hazır olanlar, uzak ya da yakın olsun bizden sonrakilere şunu tebliğ etsin:


فَدَنَا أَنَّ الدِّينَ الَّذِي نَدِينُ بِهِ فِي الْأَشْيَاءِ الَّتِي ذَكَرْنَاهَا مَا بَيَّنَّاهُ لَكُمْ عَلَى مَا وَصَفْنَاهُ , فَمَنْ رَوَى خِلَافَ ذَلِكَ أَوْ أَضَافَ إِلَيْنَا سِوَاهُ أَوْ نَحَلَنَا فِي ذَلِكَ قَوْلًا غَيْرَهُ فَهُوَ كَاذِبٌ , فَهُوَ مُفْتَرٍ مُعْتَدٍ مُتَخَرِّصٌ , يَبُوءُ بِإِثْمِ اللَّهِ وَسَخَطِهِ , وَعَلَيْهِ غَضَبُ اللَّهِ وَلَعْنَتُهُ فِي الدَّارَيْنِ , وَحَقٌّ عَلَى اللَّهِ أَنْ يُورِدَهُ الْمَوْرِدَ الَّذِي وَعَدَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ضُرَبَاءَهُ , وَأَنْ يُحِلَّهُ الْمَحَلَّ الَّذِي أَخْبَرَ نَبِيُّ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنَّ اللَّهَ يُحِلُّهُ أَمْثَالَهُ

Sözünü ettiğimiz hususlarda bizim din olarak benimsediğimiz husus size belirttiğimiz şekilde zikrettiklerimizdir. Kim bundan farklı bir şey rivayet eder ya da bunun dışında bize bir şey izafe eder yahutta bu hususta bize başka bir söz isnad ederse o kişi yalancı, müfteri (iftiracı), haddi aşan, olmadık şeyleri söyleyen birisidir. Allah'tan günah ve gazaba uğrar. Allah'ın gazabı, laneti, her iki yurtta (dünyada da, ahirette de) ona olsun. Allah böyle bir kimseyi Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in benzerlerini tehdit ettiği yerlere götürsün, Nebi sallallahu aleyhi ve sellemin benzerini uğratacağını haber verdiği yere yıksın." (el-Lalika’i, Şerh'u Usul’i İ'tikadi Ehl'is Sünneti ve'l Cema'at, 1/207-209)

İmam Lalika’i aynı eserinin başka bir yerinde aynı raviden (Ahmed ibni Kamil) şunu nakletmiştir:


سمعت أبا جعفر محمد بن جرير الطبري ما لا أحصى يقول من قال القرآن مخلوق معتقدا له فهو كافر حلال الدم والمال لا يرثه ورثته من المسلمين يستتاب فإن تاب وإلا ضربت عنقه فقلت له عمن لا يرثه ورثته من المسلمين قال عن يحيى القطان وعبد الرحمن بن مهدي قيل للقاضي ابن كامل فلمن يكون ماله قال فيئا للمسلمين

"Eba Ca’fer Muhammed İbnu Cerir et-Taberi’yi sayamayacağım kadar çok defalar şöyle derken işittim: Kur’an mahluktur diyen ve bu şekilde itikad eden kimse kafirdir, canı da malı da helaldir, Müslüman varisleri ona mirasçı olamaz. Tevbe etmediği takdirde boynu vurulur. Ben ona dedim ki: Müslüman varislerinin bu kişiye mirasçı olmayacağı hususu kimlerden naklediliyor? O da bunun Yahya el-Kattan ve Abd'ur Rahman ibni Mehdi’den nakledildiğini söyledi. Kadı İbni Kamil’e bu kimsenin malı ne olacak diye sorulduğunda bu malın Müslümanlara fey olarak verileceğini söyledi." (el-Lalika’i, Şerh'u Usul’i İ'tikadi Ehl'is Sünneti ve'l Cema'at, 2/354, #514)

Zehebi der ki: "İbni Cerir, ‘et-Tebsir fi Mealim'id Din’ adlı eserinde şöyle der: "İlmiyle Allah’ın sıfatlarına dair bir haberi idrak eden kimse hakkında söylenecekler:

Bu da Aziz ve Celil olan Allah’ın Semi ve Basir olduğunu haber vermesine benzer. O’nun:


بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِ

"Aksine O’nun iki eli açıktır!.." (el-Ma’ide 5/64) buyruğunda belirttiği üzere iki elinin bulunduğunu,

وَيَبْقَى وَجْهُ رَبِّكَ 

"Rabbinin vechi (yüzü) baki kalır!.." (er-Rahman 55/27) buyruğunda belirttiği gibi bir vechi (yüzü) olduğunu, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in:

فَيَضَعُ قَدَمَهُ عَلَيْهَا 

"Nihayet Rab ona ayağını koyar!.." (Müslim, #2846; Ahmed, Müsned) buyruğunda belirttiği gibi ayağının bulunduğunu, "Allah’ın huzuruna, Allah ona güldüğü halde çıkar!.." (Müslim) buyruğunda belirtildiği gibi güldüğünü, Rasulullah (sallalahu aleyhi ve sellem)’in bu konudaki haberi dolayısıyla O’nun dünya semasına indiğini (Buhari; Müslim), Rasulullah (sallalahu aleyhi ve sellem)’in buyruğunda geçen:

إنَّ الْقُلُوبَ بَيْنَ إصْبَعَيْنِ مِنْ أصَابِعِ الرَّحْمنِ

"Rahman’ın parmaklarından iki parmak arasında bulunmayan hiçbir kalp yoktur!.." (Tirmizi, #2141) buyruğunda haber verdiği üzere parmağının olduğunu haber vermesine benzer.

Belirttiğim bütün bu hususlar ve Allah’ın kendi zatını ve Rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem)’in O’nu vasfettiği benzeri hususları –ki bunların gerçek bilgileri, düşünce ve görüşlerle tespit edilemez- bilmediği için hiçbir kimseyi tekfir etmeyiz. Ancak bunlara dair bilgi ona ulaştıktan sonra (onları inkar etmesi) hali müstesna!.."

İbni Cerir’in bu sözlerini, Kadı Ebu Ya’la el-Hanbeli kendisine ait ‘İbtal’ut Te’vil’ adlı eserinde rivayet etmiştir." (Zehebi, el-Uluv li’l Aliyy’il Azim)




Alıntı yapılan: dipnotlar
2- Şeyh bunu: "Kendisine eman verilen müşrik, Kur’an’ı bir insanın ağzından dinlediği halde dinlediği şey Allahın Kelamı olarak vasfedilmiştir." manasında dile getirmektedir Allah'u A'lem!..
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi İbn Umer

  • Administrator
  • Full Member
  • *****
  • İleti: 189
  • Değerlendirme Puanı: +7/-0
Ynt: MÜCTEHİD İBNİ CERİR ET-TABERİ'NİN İ’TİKADI
« Yanıtla #2 : 22.11.2020, 23:12 »
Bismillahirrahmanirrahim
 MÜCTEHİD İBNİ CERİR ET-TABERİ'NİN İ’TİKADI


Bu değerli risaleyi PDF formatında aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.




 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
2144 Gösterim
Son İleti 25.06.2015, 10:41
Gönderen: Uhey
0 Yanıt
2142 Gösterim
Son İleti 04.08.2015, 19:59
Gönderen: AbdulAzim
1 Yanıt
3019 Gösterim
Son İleti 27.10.2015, 04:26
Gönderen: Uhey
2 Yanıt
3017 Gösterim
Son İleti 09.11.2015, 02:04
Gönderen: Uhey
1 Yanıt
2565 Gösterim
Son İleti 22.12.2015, 06:42
Gönderen: Uhey