Darultawhid

Gönderen Konu: İTAAT ŞİRKİNDE İSTİHLAL (HELAL KILMA) ŞARTININ ARANMASI NE ANLAMA GELİR?  (Okunma sayısı 3043 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1978
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
Alıntı
İtaat şirki ile alakalı bir yazıdan (sitenizde var mı diye) bahsetmiştim.

Sitenizde bu konu hakkında buna rastladım:

13- İtaatte şirk nasıl olur, delilleriyle açıklayınız.

Aynı Yahudi ve Hristiyanların yaptığı gibi her kim Allah'ın haramlarını helal, helal kıldıklarını da haram ilan eden birisine itaat ederse onu ilah ve rabb edinmiş olur. Bunun delili şu ayeti kerimedir:

"(Yahudiler) Allah'ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını; Hırıstiyanlar da) rahiplerini ve Meryemoğlu Mesihi (İsa'yı) rabler edindiler. Oysa tek ilahtan başkasına ibadet etmemekle emrolunmuşlardı. O'ndan başka ibadete layık ilah yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden münezzehtir." (et-Tevbe 9/31)
Rasulullah (sallalahu aleyhi ve sellem) "Allah'ı bırakıp da bilginlerini, rahiplerini rabler edindiler." (et-Tevbe 9/31) ayetini okuyordu. Adiyy bin Hatem Rasulullah'a: "Onlar, onlara ibadet etmiyorlar ki" dedi. Rasulullah (sallalahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Bunlar Allah'ın helal kıldığını haram ve haram kıldığını da helal kılıyorlar, onlar da bunlara tabi oluyorlardı. İşte bu, onların onlara ibadetidir."

http://darultawhid.com/tr/forum/index.php?topic=266.0

Bu konuda şüphem yok elhamdulillah.

Ancak bazıları başka bir hadisle dayanarak, itaat şirki ancak istihlal şartı ile gerçekleşirse o zaman şirk olur diyorlar. Yani başka bir hadiste "onu helal saymadınız mı?" veya "onu haram saymadınız mı? Adiyy b Hatem: "Evet" diyerek, o hadisi delil alıyorlar. Bununla yetinmeyip Ibn Teymiyye'nin bu konu hakkında 2 durum sözkonusu olduğunu bir fetva getiriyorlar...

Buna karşılık nasıl cevap vermeliyiz? Ve onlara karşı tavrımız nedir? (Hükmü)

Helalı Haram ve Haramı Helal sınırı nedir? Misal, Fransa'da ve genellikle avrupada, peçeyi bazı yerlerde yasaklanmıştır (belediye, karakola vsl). Eğer bir kadın (kanundan dolayı veya karakola girdiğinde) peçeyi terk etmiş olsa, bu ameli şirk sayılır mı yoksa alimler bu konu hakkında ihtilaf ettikleri için günahkar mıdır? Kat'i olan şeylerde mi sadece şirk sözkonusu olur? Bunu açıklarmısınız...

Allah sizlerden razı olsun.

بسم الله الرحمن الرحيم
الحَمْدُ للهِ وَحْدَهُ، وَالصَّلاة وَالسَّلامُ على مَنْ لا نبيَّ بَعْدَهُ، وَبَعْدُ

Konuya girmeden önce meselenin candamarını teşkil eden Adiyy bin Hatem hadisinde geçen istihlal kavramıyla alakalı muhtelif rivayetleri zikretmek istiyoruz:

Taberi tefsirindeki 16631 no’lu rivayete göre Allah Rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:


أما إنهم لم يكونوا يعبدونهم، ولكن كانوا يحلّون لهم فيُحلُّون

“Şüphesiz, onlar haham ve rahiplerine ibadet etmiyorlardı fakat onlar bir şeyi onlara helal kıldığı zaman onlar da helal kılıyorlardı”

16633 no’lu rivayette ise Adiyy bin Hatem (ra) Tevbe: 31 ayeti okunduğunda şöyle demiştir:

قلت: يا رسول الله، إما إنهم لم يكونوا يصلون لهم! قال: صدقت، ولكن كانوا يُحلُّون لهم ما حرَّم الله فيستحلُّونه، ويحرّمون ما أحلّ الله لهم فيحرِّمونه
 
Dedim ki : Ey Allahın rasulu! Onlar, alim ve rahiplerine namaz kılmıyorlardı ki!

Bunun üzerine Allah Rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem) şu cevabı vermiştir: “Doğru söyledin! Fakat onlar Allahın haram kıldığı şeyleri onlara helal kıldığında onlar da onu helal kılıyorlardı; Allahın onlara helal kıldığı şeyleri haram kıldıklarında onlar da onu haram kılıyorlardı.”

16637 no’lu rivayette ise Ebu’l Buhteri şöyle demiştir:


انطلقوا إلى حلال الله فجعلوه حرامًا، وانطلقوا إلى حرام الله فجعلوه حلالا فأطاعوهم في ذلك. فجعل الله طاعتهم عبادتهم


“Allahın helal kıldığına bakıp onu haram kıldılar, Allahın haram kıldığına bakıp onu da helal kıldılar onlar ise bu hususta onlara itaat ettiler. Allah da onların bu itaatlerini ibadet olarak vasıflandırdı.”

16641’de ise İbn Abbas’ın şöyle dediğini nakletmiştir:


لم يأمروهم أن يسجُدوا لهم، ولكن أمروهم بمعصية الله، فأطاعوهم، فسمَّاهم الله بذلك أربابًا

“Onlara kendilerine secde etmelerini emretmediler. Lakin onlara Allaha isyan olan şeyleri emrettiler onlar da onlara itaat etti. Allah da bundan dolayı onları Rabbler olarak isimlendirdi”

Buna benzer rivayetler Huzeyfe, İbn Abbas ve seleften bir cemaatten nakledilmiştir. Dileyenler Taberi tefsirinden ilgili yere bakabilir.

Beyheki ise “Medhal” adlı eserinde hadisin bu kısmını Huzeyfe (ra)’dan mevkuf olarak yani kendi sözü olarak şu şekilde rivayet etmiştir:


كَانُوا إِذَا أَحَلُّوا لَهُمْ شَيْئًا اسْتَعْمَلُوهُ , وَإِنْ حَرَّمُوا عَلَيْهِمْ شَيْئًا حَرَّمُوهُ

“Onlara bir şeyi helal kıldıklarında onunla amel ederlerdi, haram kıldıklarında ise haram kılarlardı” (el-Medhal, no: 259)

Şimdi bütün bu rivayetlerin hepsi aynı manaya delalet etmektedir ve rivayetler arasında bir çelişki mevzu bahis değildir. Bu rivayetleri fasit bir şekilde yorumlayarak istihlal ibaresi geçenleri sadece itikadi anlamda helal kılmakla sınırlayan öte yandan onların masiyet hususunda alimlere itaat ettiğinden bahseden rivayetleri ise herhangi bir teşriyi kabul etmedikleri halde mücerred itaatten dolayı kafir oldular şeklinde yorumlayanlar isabet etmemişlerdir. Bu rivayetleri böyle tefsir etmek hadislerin birbiriyle çeliştiğini veya selefin hadislere muhalefet ettiğini ileri sürmek olur ki böyle bir şey muhaldir. Şu halde bütün bu rivayetlerin hepsini cem ederek bunların delalet ettiği ortak manayı bulmak gerekir ki bu da alimlerin işidir. Şimdi bu hususta alimlerin görüşlerini zikretmek istiyoruz.

Yüce Allah şöyle buyurmuştur:


اتَّخَذُوا أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللَّهِ وَالْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَمَا أُمِرُوا إِلَّا لِيَعْبُدُوا إِلَهًا وَاحِدًا لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ


"Onlar hahamlarını ve rahiplerini Allah'tan ayrı rabler edindiler. Meryemoğlu Mesih'i de. Halbuki kendilerine yalnız tek ilah olan Allah'a ibadet etmeleri emredilmişti. O'ndan başka ibadete layık ilah yoktur. O, onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir." (et-Tevbe 9/31)

Şeyhu’l-İslam İbni Teymiyye bu ayetin açıklamasını yaparken şunları zikretmektedir:

“İşte şanı Yüce Allah'ın haram kıldıklarını helal, helal kıldıklarını da haram kılmak hususunda haham ve rahiplerine itaat edip onları "rab" edinenler iki türlü olurlar.

1- Birinci Tür:

Bunlar Şanı Yüce Allah'ın dinini değiştirdiklerini bildikleri halde, onlara uyarlar ve arkalarından giderler.

Allah'ın haram kıldığını helal, helal kıldığını da haram olarak kabul ederler ve bunu başkanlarına uyarak yaparlar. Bununla birlikte bu başkanlarının da peygamberlerin dinine muhalefet ettiklerini bilirler. İşte bu bir küfürdür.

Allah ve Rasulü, bunu "şirk" olarak değerlendirmişlerdir. Onlar isterse ibadetlerini bu gibi kimselere yönelerek yapmasınlar, önlerinde secde etmesinler.

Buna göre, dine aykırı olduğunu bilerek bu konularda başkasına uyuyor ve onun bu söylediklerinin Allah'ın ve Rasulünün söylediklerinin dışında olduğunu inanarak kabul ediyorsa, o da onlar gibi müşrik bir kimse olur.

2- İkincisi ise:

Onların helali haram, haramı da helal kıldıkları konusunda iman ve inançları sabit olmakla birlikte Allah'a masiyet (isyan) hususunda bu lider ve başkanlarına itaat ederler. Tıpkı müslüman bir kimsenin, suç olduğuna inanarak bir günahı yapması gibi. Bu gibi kimselerin hükmü de, bunlara benzer günahkar kimselerin hükmü gibidir.

Nitekim sahih hadiste Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

"İtaat ancak maruftadır."; "Müslüman, günahla emrolunmadığı sürece, sevsin yahut sevmesin, her hususta dinlemek ve itaat etmekle yükümlüdür."; "Yaratıcıya isyanı gerektirecek hususlarda hiçbir yaratılmışa itaat yoktur."; "Size bir günahı emreden kimseye itaat etmeyiniz."
 
Diğer taraftan haramı helal, helali da haram kılan kimse, eğer amacı Allah'ın Rasulüne uymak olan müctehid, fakat bizzat hakkı tesbit edememiş, buna rağmen elinden geldiğince Allah'tan korkup takva göstermiş bir kimse ise, Yüce Allah onu, hatası dolayısıyla sorumlu tutmayacaktır. Aksine, bununla Rabbine itaat etmiş olduğu içtihadı dolayısıyla, ona ecir verecektir.

Fakat Rasulün getirdiklerine göre hata olduğunu bildiği halde, bu yanlışta o müctehide uyan ve Rasulün sözünü bir kenara bırakan kimse Yüce Allah tarafından yerilen "şirk" içine düşmüş olur. Hele hele bu konuda nefsi arzularına uymuş, dili ve eliyle buna destek olmuşsa, ayrıca bunu Rasulün yoluna aykırı olduğunu bilerek yapıyorsa, bu kişinin cezalandırılmasını gerektiren bir "şirk" olur. Bu bakımdan bilginler, bir kimsenin bildiği gerçeğe aykırı olan hiçbir konuda başkasını taklid etmesinin caiz olmadığı üzerinde görüş birliğine varmışlardır.

(…) Eğer bir müctehide uyan kişi, gerçeği ayrıntılı bir biçimde bilmekten acizse ve taklit konusunda kendisinin durumunda olanların gösterebilecekleri gayreti (içtihadı) göstermişse, yaptığı hatadan dolayı sorumlu tutulmaz. Kıble konusunda olduğu gibi... Fakat, sırf nefsi arzularından dolayı benzerlerinden daha aşağıda olan bir kişiyi taklit eder ve onun haklı olduğunu bilmeksizin eliyle, diliyle onu destekleyecek olursa, böyle bir kişi cahiliye halkından olur.

Onun uyduğu kimse isabet etse bile, onun bu ameli salih bir amel olmaz, hatalı olursa, günahkar olur. Tıpkı Kur'an-ı Kerim'in açıklanmasında sırf kendi görüşünü söyleyen kimsenin durumunda olduğu gibi. Bu kişi görüşünde isabet ederse, hata etmiş olur. Hata edecek olursa, ateşteki yerine hazırlanmalıdır. Bu gibi kimseler, zekat vermeyen, dinara, dirheme, güzel elbiselere tapınan kimseler gibi, haklarında tehditlerin bulunduğu kimselerdir. Çünkü böyle birisi, eğer malı, kendisini Allah'a ibadet ve itaat etmekten alıkoyacak kadar seviyorsa, ona ibadet etmiş olur. Bunların durumu da böyledir. Bu işte küçük bir şirk bulunur ve buna göre de onlar tehdit altındadırlar. Hadis-i şerifte:

"Riyanın hafifi dahi bir şirktir." buyurulmuştur.”


İbn Teymiyye'den alıntı burada sona erdi. (Bkz. İbni Teymiye Kulliyatı, 7/61 vd)

Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Üzerine Allah'ın adı anılmayanlardan yemeyin. Çünkü o, elbette bir fısktır. Gerçekten şeytanlar sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına vahiyde bulunurlar. Eğer onlara itaat ederseniz, elbette siz de müşrikler olursunuz." (el-En’am 6/121)

Kurtubi bu ayeti kerime hakkında şu izahları yapmaktadır:

"Eğer onlara itaat ederseniz: " yani, meyteyi helal kabul etmek hususunda onlara uyarsanız, "elbette siz de müşrikler olursunuz." Ayet-i kerime şuna delildir: Kim Allah'ın haram kıldığı herhangi bir şeyi helal kabul edecek olursa, bununla müşrik olur. Şanı yüce Allah ise meyteyi açık nass ile haram kılmıştır. Başka herhangi bir kimsenin koyduğu bir hüküm ile meyte helal kabul edilecek olursa, kabul eden şirk koşmuş olur.

İbnü'l-Arabi der ki: Mü'min bir kimse itikadı ilgilendiren hususlarda müşrik bir kimseye itaat edecek olursa bu itaati sebebiyle o da müşrik olur. Fakat fiilen ona itaat etmekle birlikte onun inancı tevhid üzere sağlıklı bir şekilde devam ediyor ve tasdikini sürdürüyorsa asi olur. Bunu böylece belleyiniz."


Enam suresindeki ayetle alakalı alimlerin açıklamaları bunlardır. Esasında ayetin nüzul sebebi de bu zikredilenlere işaret etmektedir. Zira müşrikler Müslümanların arasında “Neden kendi öldürdüğünüzü yiyorsunuz da Allahın öldürdüğünü yemiyorsunuz” diyerek ölü hayvanların da mübah olacağı şeklinde bir fitne yaymaya kalktılar. Ayeti kerime de eğer onlara itaat ederseniz yani onların bu sözünü kabul ederseniz müşriklerden olursunuz buyurdu. Yani kafirler Allahın haramını bu şekilde helal kıldıkları zaman onların yaptığı bu batıl teşriyi onaylarsanız demektir. Yoksa teşri şirki olmaksızın mücerred itaatin ve leş yemenin küfür olacağını söylememektedir.

İbni Teymiyye ve Kurtubi'nin açıklamalarından anlaşılacağı üzere günah işleme hususunda Allah'tan başkasına itaat etmek haramı helal kılmak veya böyle teşride bulunan bir kimseyi tasdik etmek gibi itikadı sarsacak bir küfür mahiyetindeyse bu büyük şirk olan bir itaattir. Bu şekilde olmadığı takdirde –velev ki haramı emreden kişi şeytan gibi bir tağut ve kafir olsun- masiyetle emreden kimseye uymak yine itaatte şirk olarak isimlendirilir ancak bu küçük şirk kapsamındadır ve böyle bir kimse kafir olmaz. Yalnız burada şu hususa dikkat etmek gerekir ki buradaki itikaddan kasıd mücerred inanç değildir. Kişi kalben Allahın hükmünün doğru olduğunu kabul etse bile kafirlerin ortaya attığı küfür kanunlarını tasdik eden, bunlara rıza gösteren kişide hakiki anlamda itikad ve iman yok demektir. Çünkü gerçekten iman etmiş olsaydı bu, İslam şeriatından başka hükümlere bağlanmasına engel olacaktı.

Bu husus günümüzde cehaletin yaygınlaşmasından ötürü insanların büyük çoğunluğunun ifrat ve tefrite düşmekten kurtulamadığı bir meseledir. Bu, aynı zamanda imanı anlamamaktan ve iman etmemekten kaynaklanır. Zira iman, kalble tasdik dille ikrar ve azalarla ameldir. İmanın zıddı olan küfür de aynı şekilde itikadda gerçekleşebileceği gibi bazen dilde, bazen de amelde kendisini gösterir. Teşri yani haram ve helal kılma meselesi de böyledir. Kişinin kalbindeki itikadı değiştirmediği takdirde Allahın hükmüne muhalif teşride bulunan kimseleri zahirde eliyle ve diliyle tasdik etmesinin imanına zarar vermeyeceğini söyleyenler ancak Mürci’e ve Cehmiyye'nin aşırı gidenlerinden olup: "İman sadece bir şeyin doğruluğunu mücerred kabulden ibarettir!" diyenlerinden yolundadırlar. Keza kişinin Allah’ın hükmüne muhalif bir teşriyi kalble, dille veya elle tasdik etmediği halde sırf haramda başkalarına itaat etmesinden dolayı şirke gireceğini söyleyenler de: "Günah işleyen kimse dinden çıkmıştır!" diyen Hariciler’in yoluna girmiştir.

Böylece anlaşılmaktadır ki günah işlemeyi emreden herhangi birisine itaat, sırf sözkonusu günahı bu tağutun emriyle yapması açısından küfür olmaz. Zira böyle olsa günah işleyen herkesin kafir olması gerekir. Çünkü günah işleyen kişi bunu ancak şeytanın emrine itaat ederek yapar, şeytan ise tağutların başıdır. Ancak kişi sözkonusu günahı işlediği zaman bu, tağutun sözkonusu teşrisini kabul etmek ve onaylamaktan başka bir anlama gelmiyorsa işte o zaman küfür olur. Şu halde bizler salt tağutların haram olan emirlerine itaat ettiği için bir kimseyi tekfir edemeyiz. Bu kişi Müslümanların diğer günahkarları gibi çeşitli dünyevi beklentilerden dolayı bu dayatmalara boyun eğmiş olabilir. Mücerred itaat kişinin haramı helal saydığı anlamına gelmez. Çünkü sözkonusu haramı işlemesinin bundan başka bir çok sebebleri olabilir.  Fakat bu kimse kalbiyle, diliyle veya ameliyle tağutun bu teşrisini, kanununu kabul etme anlamına gelecek bir harekette bulunursa o zaman küfrüne hükmedilir. Bu hususta kafirlerin emrettiği şey ister kadının başını açması gibi haramlığında icma edilmiş bir fiil olsun, isterse de peçe gibi ihtilaf edilmiş bir fiil olsun fark etmez. Açık haramlar da olsa kişi bunu helalleştirmediği müddetçe kafir olmaz. Haramda itaatin mutlak anlamda şirk olduğunu iddia eden kimseler hükümlerin dayandığı illetleri fıkhetmedikleri halde sırf nasslardan kendi kıt akıllarıyla çıkarım yapan kişilerdir. Bunların çoğu imanın ve küfrün ne olduğunu bilmediklerinden dolayı böyle ifrat ve tefrit tarzı görüşlere saplanmaktadırlar. Halbuki yukardaki nakillerden de anlaşılacağı üzere hiçbir alim Adiyy bin Hatem hadisinden yola çıkarak haramı emreden birisine itaatin mutlak anlamda küfür olacağını söylememişler ve bilakis bunu ancak küfrü tasdik sözkonusu olduğu zaman tekfir etmişlerdir. Bunun mutlak küfür olduğunu söyleyenler ise ne nasslardan ne de selefin icmasından bir dayanağı olmayan batıl bir söz söylemiş olurlar. Bu kimselerin Adiyy hadisini delil almaları da geçersizdir. Çünkü hadiste ehli kitabın küfre girme illeti olarak haramı helal saymaları veya sayanlara bu hususta muvafakat etmeleri gösterilmiştir. Bu hadisleri sırf masiyette itaatin küfür olduğu şeklinde anlamak ise Ehli sünnetin büyük günah işleyenlerin helal saymadığı müddetçe kafir olmayacakları şeklindeki genel kaidesine zıttır.

Mesela; kafir bir topluluk Müslümanları içki içmeye davet etse onlar da bu hususta onlara itaat etseler günahkar olmakla beraber sırf bundan dolayı kafir olmazlar. Bu hususta kafirlerin içkiyi helal addetmeleri müslümanı bağlamaz. Ancak ne zaman ki kafirler içkinin helal olduğuna dair teşride bulunup müslümana da gel iç bir sakıncası olmaz derler ve müslüman da onların bu sözünü tasdik ederse o zaman küfre girer. Yani burada esas illet teşriyi kabul edip etmemesidir. Zaten Adiyy bin Hatem hadisine bakıldığı zaman kitap ehlinin alimlerin yaptığı teşriyi kabul ettikleri görülmektedir yoksa teşriyi kabul etmeden yapılan mücerred itaat küfür olmaz. Bahsettiğiniz muayyen meselelerde (örneğin peçe, başörtüsü yasağı vb) de aynı şekilde kanunu kabul etme sözkonusu ise küfürdür. Ancak kişi korkudan veya başka sebeblerden dolayı salt kafirlere itaat ettiği için kafir olmaz. Bu durum kişiye ve vakıaya göre de değişkenlik arzedebilir o yüzden muayyen meseleler üzerinde çok fazla yorum yapmak istemeyiz ancak dediğimiz gibi işin usulü bellidir. Bir meselede şirk sözkonusu olması için orada Allaha has olan bir şeyin Allahtan başkasına verilmiş olması gerekir. Muayyen bir vakıa hakkında bu şahıs kafirlerin bu emrine uyarak haram ve helal belirleme yetkisini onlara vermiş olmaktadır diye net olarak söylenebiliyorsa yani mesele açıksa ancak o zaman dinden çıkaran bir itaat şirkinden bahsedilebilir. Aksi takdirde meselede açıklık olmadığı halde şahsın amelini yorumlayarak bu adamın bu fiili helal saymaktan başka bir anlama gelmez şeklindeki şahsi bir yoruma dayanarak tekfire yeltenmek Ehli sünnetin usulü değildir. Bu tip meselelerde şu hususların mutlaka göz önünde bulundurulması gerekir: Ehli sünnet nezdinde mukarrer bir kaidedir ki mezhebin lazımı yani gerektirdiği şeyler mezhebin kendisi değildir! (Lazım’ul mezheb leyse bi mezheb) Kişi ancak kendi mezhebinden sorumludur. Mezhebinin neticesinden, mealinden, varacağı noktadan sorumlu değildir. O yüzden bir kişiye senin fiilin şunu gerektiriyor, senin fiilinin neticesi şudur, senin sözün aslında şu anlama gelir diyerek küfür isnad edilemez hatta herhangi bir görüş isnad edilemez.

Meselenin usul yönünden izahına gelince; itaat ve teşri şirkinin ancak istihlal yani helal sayma durumunda sözkonusu olacağı ifadesi genel hüküm olarak doğrudur. Yukarda zikredilen Adiyy bin Hatem hadisi de kitap ehlinin itaat şirkine düşmesinin sebebi olarak alim ve rahiplerinin haram kıldığını haram, helal kıldıklarını da helal saymalarını göstermektedir. Başka rivayetlerde de onlar haramı helal, helali haram kıldıklarında onlara itaat ediyorlardı denmektedir ki bu da aynı manadadır yani kitap ehli, reislerinin yaptıkları batıl teşrileri kabul ettikleri için kafir oluyorlardı. Zaten teşri adı üzerinde şeriat koymak, haram ve helal belirlemek demektir ki bu anlamda zaten istihlal yani helal kılma olmaksızın bir teşri (kanun koyma) şirkinden bahsedilemez. Aynı şekilde bu teşriyi yani haramın helal, helalin haram kılınmasını kabul etmeden yapılan bir itaat şirkinden de bahsedilemez. Aslında burada gerek kanunu koyanın, gerekse itaat edenin yaptığı şirk aynı şeydir yani istihlaldir, haramı helal kılmaktır. Birisi haramı helal kılmakta, diğeri ise bunu tasdik edip buna rıza göstermektedir. Küfre rıza küfür olduğundan dolayı kanunu yapan kafir olduğu gibi bu kanunu kabul eden de kafir olmaktadır. Ancak burada helal veya haram kılmaktan ne anlaşılması gerektiği hususu üzerinde durmak icab etmektedir. Bunun için de öncelikle işin en temeline inerek iman ve küfrün aslının ne olduğunu iyi anlamak ve de Ehli sünnetin iman tanımını hakkıyla fıkh etmek gerekir.

Ehli sünnet zahir batın uyumuna inanır ve batındaki iyi veya kötü hallerin mutlaka zahire yansıyacağını kabul eder. İmanın da küfrün de asli mahalli kalbtir. Kalbteki küfür bazen dilde, bazen de amelde kendisini gösterir. Küfürden kasıd ise sadece yalanlama (tekzib) manasında değildir. Ehli sünnete göre kalb, hakkı tasdik etmekle beraber inkiyad (boyun eğme), teslimiyet, bağlılık, muhabbet (sevgi), dostluk ve hakkın düşmanlarına karşı düşmanlık gibi kalb amellerini gerçekleştirmemişse o kalbe iman girmemiş demektir. Bu, büyük bir esastır. Bu hususta Cehmiye ve Gulatı mürcie, İslam ehline muhalefet etmişler ve okun avı deldiği gibi dinden çıkmışlardır. Zira onlara göre iman, sırf tasdikten ibarettir. Dolayısıyla küfür de sadece tekzibdir. (Yalanlamadır) Bunlara göre bir kimse kalben Allahı ve Rasulunu tasdik ettikten sonra Allaha ve Rasulune sövse de, düşmanlık etse de, İslam düşmanlarına yardım da etse kafir sayılmaz. Ehli sünnete göre ise bu ameller imanla birlikte bulunmaz, bu amelleri işleyen bir kimsenin kalbinde iman yoktur. İman ise mücerred tasdikten farklı bir şeydir.

İbni Teymiyye (rh.a) bu hususta şöyle diyor:

“İman veya nifağın aslı kalptedir. Sözde ve amellerde zahir olan ise onun alameti, delili ve  göstergesidir. Bu sebeble bir kimsede iman ve nifak zahiren gözükürse hüküm buna göre sabit olur. “(Essarimul Meslul s: 34)

Başka bir yerde ise şöyle demektedir:

Rasulullah (s.a.s) şöyle dedi:

“Cesedde öyle bir et parçası vardır ki o iyi olursa bütün ceset iyi olur, o bozulursa bütün vücut bozulur, işte o et parçası kalptir.” (Buhari)
Bu hadis gösteriyor ki; kalbin iyi olması, cesedin iyi olmasını gerektirir. Eğer cesed salih değilse, kalb de salih değil demektir. Mü’minin kalbi ise salihtir. O halde iman ettiğini söylemesine rağmen onunla amel etmeyen kimsenin kalbi kesinlikle mü’min değildir. Çünkü cesed, kalbe tabidir ve kalbe yerleşen birşey muhakkak cesedde kendisini ortaya kor.”
(Fetvalar c: 14 s: 120-121)

Öyleyse haramı helal saymanın asıl mahalli de kalptir. Kişi kalben bir haramın haramlığına iman etmediği zaman bu bozuk itikadı mutlaka sözlerine ve amellerine de yansır. Ancak bazı sapık fırkaların dediğinin aksine kişinin birşeyin haramlığını sadece diliyle itiraf etmesi veya bu hususta bilgiye sahip olması, ona iman ettiğini göstermez. Ehli sünnet bu sebeble İmanı kalble tasdik dil ile ikrar azalarla amel olarak tarif etmiştir.  İmanın zıddı olan Haramı helal kılma olayı da diğer küfür çeşitlerinde olduğu gibi ya kalble ya dille ya da fiille gerçekleşir. Ancak, bilhassa  kişinin açık beyanının olmadığı durumlarda yapılan amellere küfür hükmü verebilmek için bu amellerin kalbteki küfürden kaynaklandığının kesin olarak tesbit edilmesi gerekir. Öyle ki bu ameli az bir ihtimal de olsa bir müminin işlemeyeceği ortaya çıkmış olmalıdır.

Bu girişten sonra haramı helal kılmanın çeşitlerini şu şekilde misallendirebiliriz:

a)Kalble helal kılmak: Mesela içkinin helal olduğuna kalben inanmak gibi. Bunun küfür olduğunda kendisini İslama nisbet eden hiç bir fırka arasında ihtilaf mevcut değildir. İhtilaf bundan sonraki iki madde hakkındadır.

b)Dille helal saymak: Haram olan bir şey hakkında bu helaldir, demek. Veya onun helal olduğunu iddia eder tarzda bir ifade kullanmak. Kıble ehli arasında –velev ki kalben aksine inansa bile- haramı diliyle helal saymanın küfür oluşu hakkında da bir ihtilaf yoktur. Yazılı ifadeler de bu kapsamdadır. Ancak Mürcie ve Cehmiye’den olup kıble ehli sayılmayan yani tekfir edilen bazı fırkalar kişinin kalben doğruluğuna itikad etmediği müddetçe diliyle küfür söz söylemesinin küfür olmayacağını iddia ettiklerinden dolayı haramı helal kılıcı nitelikte sözler sarf edenlerin –kalben helal saymıyorlarsa Allah katında müslüman olduğunu iddia etmişlerdir.
 
c)Amelle helal saymak: Ehli sünnete göre kalben helal saymasa ve diliyle bir haramın helal olduğunu ifade etmemiş olsa bile bazı amelleri yapmak haramı helal kılma manasına gelir. Mürcie ve Cehmiye’nin gulat (aşırı) fırkaları ve günümüzdeki benzerleri haricinde buna muhalefet eden olmamıştır. Fakat bunlar hangi amellerdir, işte asıl tartışma konusu budur. Günümüzde bir çokları bu meseleden dolayı ifrat ve tefrite düşmüş; kimisi gulatı mürcienin düşüncesini benimseyerek kalben itikad etmedikten sonra hiç bir zahiri amelin haramı helal sayma manasına gelmeyeceğini iddia etmiş-ki avamın ve müslümanım diyen tevhidden uzak kitlelerin çoğu bu düşüncededir-, bazı kimseler ise bir çok alakasız şeyi haramı meşrulaştırmak olarak değerlendirmiş, o kadar ki bunların nezdinde küfre girmeden haram işleme diye bir kavram nerdeyse imkansız hale gelmiştir. Bu kesim bu düşüncesiyle haricilere yaklaşmış ve açıkça dile getirmeseler bile fiilen büyük günah işleyenleri tekfir etme pozisyonuna gelmişlerdir. Haramda itaati mutlak şirk addedenler de aynı şekilde Haricilere yakın bir görüş dile getirmiş olmaktadırlar.

Haramı amel yoluyla helalleştirmenin misallerine gelecek olursak;

“(Haram ayların) yerlerini değiştirmek ancak küfürde bir artıştır. Bununla kafirler şaşırtılıp, saptırılır. Allah’ın haram kıldığına sayı bakımından uymak için, onu bir yıl helal, bir yıl haram kılıyorlar. Böylelikle Allah’ın haram kıldığını helal kılmış oluyorlar. Yaptıklarının kötülüğü kendilerine “çekici ve süslü” gösterilmiştir. Allah, inkarcı bir topluluğa hidayet vermez.” (Tevbe: 37)

     Haram ayların yerlerini değiştirmek, Allah (celle celaluhu)’ın izin vermediği yeni bir teşri koymaktır. Allah (celle celaluhu) bu yeni teşriye küfür ismini vermiştir. Bu ayete göre Allah (celle celaluhu)’ın şeriatine muhalif teşri yapan bir kimse kafir olur.

     İbni Hazm Tevbe: 37 ayetini zikrettikten sonra şöyle dedi:

     “Kur’an’ın indiği arapça dilinin gereği olarak, bir şeyin fazlası, o şeyin cinsinden olması gerekir. Bu (yani; ayet-teki: “(Haram ayların) yerlerini değiştirmek ancak inkarda bir artıştır” lafzı) ise haram ayların yerlerini değiştirmenin küfür olduğunu göstermektedir. Haram ayların yerlerini değiştirmek bir ameldir ve bu amel Allah (celle celaluhu)’ın haram kıldığını helal kılmaktır. Bu sebeble her kim Allah (celle celaluhu)’ın haram kıldığını bildiği bir meseleyi helal kılarsa, yaptığı bu fiille kafir olur.”        (El-Fasl İbni Hazm c. 3 s: 245)

     İbni Hazm’ın sözünden; büyük küfre girmenin sadece inançla değil, amelle de olabileceği anlaşılmaktadır. İşte bu sebeble, bir şeyi Allah (celle celaluhu)’ın haram kıldığını bildiği halde helal kılan kişi kafir olur. Bu kimsenin, o fiilin haram olduğuna inanması, onun küfrüne engel değildir.

Bu misalden açıkça anlaşılabileceği gibi Allahın açık bir haramını helal kılan bir kanun çıkartmak veya bu doğrultuda örf edinmek küfürdür. Normalde haram aylarda kan dökmek haram olmakla birlikte küfür değildir. Fakat haram ayların yerlerini değiştirmek suretiyle helalleştirme yapmak küfürdür. “Allahın indirdikleriyle hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir” (Maide: 44) ayetinin nüzul sebebi olan olay da buna misal verilebilir. Bu olayda yahudiler recm cezasını kaldırıp yerine başka bir kanun getirdikleri için tekfir edilmişlerdir. Halbuki ehli sünnetin nezdinde sadece hadd cezasını uygulamayı terkeden bir yönetici tekfir edilmez. Fakat yahudiler burada hadd cezasını terketmek suretiyle haram işlemişler ve üstüne bu haramı helalleştirmişler yani kendisine uyulan bir kanun haline getirmişlerdir. Bundan dolayı da kafir olmuşlardır. Keza oruç tutmamak haram olmakla birlikte küfür değildir. Fakat Amerikadaki zencilerden bazılarının yaptığı gibi ramazanı aralık ayına alıp kışın oruç tutsa kafir olur. Bu aynı müşriklerin yaptığı nesie uygulaması gibidir.

Günümüzdeki parlementoların yaptığı içkiyi, zinayı, kumarı vs helal kılan teşriler de buna dahildir. Bütün bunlar Tevbe: 31. ayette bahsedilen haham ve papazların yaptığı batıl teşrilerden farksızdır. Bunların yaptığı rabblik taslama işi günümüzde parlementerlere geçmiştir.

İşte bu saydıklarımız haramı amel yoluyla helal saymanın sahih olan misalleridir. Bütün bunlarda kişi aslında sözkonusu fiillerin haramlığına iman etmemiş, zahiren ve batinen teslim olmamıştır. Velev ki mücerred tasdik anlamında bu fiiller haramdır dese bile bu hükme inkiyad ve iltizam etmemiş yani boyun eğmemiştir. Bundan dolayı da diliyle tasdik etmesine itibar edilmemiş ve tekfir edilmişlerdir. Bu mesele aslında hayli geniş izah isteyen bir konu olup burada hakkının verilerek açıklanması mümkün değildir. Şeyhulislam İbn Teymiye’nin bilhassa Külliyatın 7. Cildindeki açıklamalarına müracaat edilerek iman-amel münasebetleri ile alakalı tafsilatlı bilgi edinilebilir.

Netice olarak; itaat şirkinin ancak istihlal (helal sayma) yoluyla gerçekleştiği hususu doğru olmakla beraber Adiyy bin Hatem hadisinde de işaret edilen bu istihlali sadece itikad yoluyla helal kılmaya hasretmek Ehli sünnetin yolu değildir, irca ehlinin yoludur. Nitekim hadisin hiçbir lafzında helal olduğuna itikad ediyordunuz vs dememiştir. Helalleştiriyordunuz, helal kılıyordunuz, şeklinde genel bir tabir kullanılmıştır. Bu ise helal olduğuna itikad etmeyi içerdiği gibi, kalben inanmasa bile sözlü olarak helal kılmayı veya sadece amelen haramı helalleştirmeyi de içermektedir. Bu konularda Ehli sünnetin takip ettiği yolun dışına çıkmamak gerekir. İtaat şirkini istihlal şartına bağlayanların hükmüne gelince bu kimselerin bununla ne kasdettiğinin ortaya çıkarılması gerekir. Eğer bu kimseler Ehli sünnetin kabul ettiği şekilde helal kılmanın kalble, dille ve amelle gerçekleşebileceğini kabul ediyorlar ve istihlal derken bu helal kılma şekillerinin hepsini kasdediyorlar ve meseleyi sadece mücerred itikada hasretmiyorlarsa bu kimseler hak bir söz söylemiş olurlar. Yok bununla istihlalin sadece itikad yoluyla gerçekleşeceğini ileri sürüp kişi söz ve amelle helal kılsa bile tekfir edilemeyeceğini kasdediyorlarsa bu tamamen küfür ve dalalettir ve de irca ehlinin düşüncesini yansıtmaktadır. Mesela günümüzde açıkça haramı helal kılan teşrilerde bulunan kanun ehlinin bile kafir olmayacağını ileri sürenler gibi. Kısacası günümüzde itaat şirki istihlale bağlıdır diye bir kimse hakkında hüküm vermeden önce acele etmeyip tafsilata gidilmesi ve kasdının ortaya çıkarılması gerekmektedir. Peçe yasağı, başörtüsü yasağı gibi şeylere kabul etmediği halde dünyevi çıkarlardan dolayı itaat edenler ise bunun helal olduğunu tasdik edici bir söz ve fiilin içine girmedikleri müddetçe salt başlarını veya yüzlerini açtıkları için tekfir edilmezler. Yine bu hususta da muayyen şahısların durumu hakkında küfrü tasdik edip etmediklerini ortaya çıkarmak için tafsilata gitmek gerekir. Yani sorduğunuz meselelerde işin usulü izah ettiğimiz gibidir muayyen vakıalar da o usule göre değerlendirilip hüküm alır tabi bilhassa muayyen vakıalarda hüküm verme işini ehil kimselerin yapması gerekir, avamın bu tarz vakıalar üzerinde fikir beyan etmesi doğru bir iş olmaz. Vallahu a’lem.

Ahiru da’vana en’il hamdu lillahi Rabbil alemin.
 




 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
3507 Gösterim
Son İleti 29.06.2015, 03:03
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
2342 Gösterim
Son İleti 11.11.2015, 11:02
Gönderen: İbn Teymiyye
0 Yanıt
2093 Gösterim
Son İleti 17.03.2016, 19:44
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
1141 Gösterim
Son İleti 14.06.2018, 18:38
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
313 Gösterim
Son İleti 31.08.2020, 18:26
Gönderen: Tevhid Ehli