Darultawhid

Gönderen Konu: Muhammed Bin Abdulvehhab kendi hocalarını tekfir etmiş midir?  (Okunma sayısı 1955 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1910
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Alıntı
Bu alimin "Benim şeyhlerimin hiçbiri,La İlahe illAllah'ın manası bilemedi." dediği söyleniyor. Bu doğru mudur?

Bismillahirrahmanirrahim,

Birazdan inşallah Şeyh’in konuyla ilgili kendi sözünü nakledeceğiz. Ancak ondan önce şunu belirtmek istiyoruz ki bu soruyu soran kişi veya kişiler neden günümüzde insanları kuşatan ve bizzat ebedi hayatlarını tehdid eden o kadar itikadi problemin arasında bilhassa Şeyh Muhammed bin Abdulvehhab’ın bir sözüne kafayı takmıştır, bunun sorgulanması gerekir. Yani Şeyh Muhammed kendi geçmişini ve hocalarını tekfir etse ne değişir, etmese ne değişir bu zevat açısından? Bunu tesbit ederek ne elde edilecektir? Şunu herkes bilsin ki bu tevhid akidesi Muhammed bin Abdulvehhab (rh.a)’ın ihdas ettiği bir akide değildir. Bilakis bu tevhid, tüm rasullerin ve de bizim peygamberimiz Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ortak davetidir. Biz de bu tevhidi İbn Teymiyye’den, Muhammed bin Abdulvehhab’tan veya başka bir alimden değil bizzat Kitap ve Sünnetten öğrenmişiz. Bu imamlar ise sadece tevhid akidesiyle alakalı Kitap ve Sünnet nasslarını insanlara aktaran birer davetçilerdir o kadar! Şu halde birileri bu imamları karalayarak tevhid akidesini çürütebileceklerini zannediyorlarsa yanılıyorlar! Bu akideyi çürütmek istiyorsanız bu akideye davet eden imamların şahıslarıyla uğraşmayı bırakın da bizzat bu akidenin dayandığı Kitap, Sünnet ve selefin icmasından açık delilleri çürütün eğer gücünüz yetiyorsa!  Yok bunu yapamıyorsanız  o zaman inadı bırakıp hakk akideye teslim olun! Lakin şurası da vardır ki bu tevhid davetçisi alimlerin şahsına yapılan ithamların da her birisi birbirinden çürük ve zayıf ithamlardır ve örümcek ağından daha zayıftır, bu da bilinsin!

Şimdi Şeyh Muhammed bin Abdulvehhab Uyeyne’de bulunduğu sıralarda Riyad ve Menfuhe ahalisine gönderdiği mektubunda konuyla ilgili şöyle demektedir:


قاموا يجادلون ويلبسون على الناس، ويقولون: كيف تكفّرون المسلمين؟ كيف تسبون الأموات؟ آل فلان أهل ضيف، آل فلان أهل كذا وكذا؛ ومرادهم بهذا: لئلا يتبين معنى "لا إله إلا الله"، ويتبين أن الاعتقاد في الصالحين النفع والضر ودعاءهم كفر ينقل عن الملة؛ فيقولون الناس لهم: إنكم قبل ذلك جهال لأي شيء لم تأمرونا بهذا.وأنا أخبركم عن نفسي، والله الذي لا إله إلا هو،لقد طلبت العلم، واعتقدَ من عرفني أن لي معرفة، وأنا ذلك الوقت لا أعرف معنى "لا إله إلا الله"، ولا أعرف دين الإسلام قبل هذا الخير الذي مَنَّ الله به، وكذلك مشايخي، ما منهم رجل عرف ذلك. فمن زعم من علماء العارض أنه عرف معنى "لا اله إلا الله"، أو عرف معنى الإسلام قبل هذا الوقت، أو زعم عن مشايخه أن أحداً عرف ذلك ، فقد كذب وافترى، ولبس على الناس، ومدح نفسه بما ليس فيه.


"(…) Kalktılar, tartışmaya ve insanları aldatmaya çalıştılar ve dediler ki: Müslümanları nasıl tekfir edersiniz, ölülere nasıl söversiniz, halbuki şu aile şu kadar misafirperverdir, bu aile böyledir, şöyledir… Bununla “La ilahe illallah”ın gerçek manasının ortaya çıkmamasını ve de Salihlerden fayda ve zarar geleceğine itikad ederek onlara dua etmenin İslam milletinden çıkartan bir küfür olduğunun ortaya çıkmamasını amaçlamaktadırlar.  Ta ki insanlar onlara “Siz bundan önce cahilmişsiniz, öyle değilse bize bunları daha önce neden emretmediniz” demesinler! Şimdi ben bizzat kendi nefsimden haber vererek diyorum ki –kendisinden  başka ilah olmayan Allaha yemin olsun ki- ben ilim talebinde bulunmuşum ve öyle ki beni tanıyan herkes bende bilgi olduğuna inanır, fakat buna rağmen ben o vakitlerde, yani Allah’ın ihsan ettiği bu hayırdan önce “La ilahe illallah”ın manasını bilmezdim, bundan önce İslam dinini de bilmezdim! Hocalarım da böyleydi; onlardan da bunu bilen hiç kimse yoktu. (Şeyhin memleketi olan) “Arıd” bölgesi alimlerinden her kim bu vakitten önce “La ilahe illallah”ın manasını veya İslamın manasını bildiğini iddia ederse veyahut da hocalarından herhangi birisinin bunu bildiğini ileri sürerse o kimse yalan söylemiş ve iftira etmiştir; insanları kandırmış ve de kendisinde olmayan bir özellikle kendisini methetmiştir.” (Ed-Durar’us Seniyye, 10/51 ve ayrıca er-Rasail’uş Şahsiyye 28. Mektup, Mecmuu Muellafat’uşŞeyh, 7/187)

İşte Şeyhin etrafında gürültü kopardıkları sözleri bunlardır. Şeyh (rh.a) insanları davet ettiği tevhid akidesinin ne kadar garib kaldığını ve kendisinin buna davet etmesinin ardında hiçbir başka niyet olmadığını açıklama sadedinde Allah kendisine hidayet etmeden önce kendisinin dahi bu tevhidi bilmediğini, keza hocalarının da bundan habersiz olduğunu söylemektedir. Şimdi bunda –hikmet sahipleri için- şaşılacak, hayret edilecek, tepki gösterecek, kınayacak ne vardır ki bazı kimseler bu sözleri dillerine dolamaktadırlar? Bu Şeyh’in kendi nefsi hakkında yaptığı bir itiraftır ki bunu geçmişte ve günümüzde alim geçinen mağrur, mütekebbirlerden hiç kimse kolay kolay başaramaz! Halbuki biz bilmekteyiz ki ne bunlar ne de şeyhleri tevhidi bilmezler! Bunun ötesinde biz de aynı Şeyh’in söylediği gibi söylüyor ve diyoruz ki : Evet bizler de aynı şekilde ilim ve din talebinde bulunmamıza rağmen Allah bize hidayet etmeden önce tevhidin manasını bilmezdik; keza bizim hocalarımız da davetçilerimiz de bunu bilmezlerdi; her kim günümüzde ezelden beri tevhidi bildiğini iddia ederse o kimse de yalancıdır.  Kendisinin de hocalarının da eskiden beri tevhid üzere olduğunu iddia eden her kim varsa bu kimseye sorulacak çok basit birkaç soru bile onun yalancı olduğunu göstermeye yetecektir Allahın izniyle!

Şimdi bu insanlara ne oluyor ki sanki Şeyh’in asrında yaşıyorlarmış gibi ve Şeyh’in kendi hayatını ve hocalarının ahvalini sanki ondan daha iyi biliyorlarmış gibi asırlar sonra çıkıp Şeyh’in kendi hakkındaki şehadetini yalanlamaya kalkmaktadırlar? Birisi çıkıp ben eskiden tevhidi bilmiyordum diyor, onu hiç tanımayan birisi ise hiçbir bilgiye dayanmadan “Olur mu sen tevhidi biliyordun” diye ona itiraz ediyor! Bu öyle bir şeydir ki bununla ancak cahiller ve dinden sapmış olan kişiler aldatılır. Zerre kadar dinden haberi olan birisi sırf bir kimsenin kendi geçmişini ve ders aldığı hocalarını tekfir etmesine dayanarak onun sapık olduğuna hükmetmez. Ancak bu kimsenin sözünü tahkik eder ve gerçekten sağlam kaynaklardan bu sözün abartılı bir iddia olduğuna kanaat getirirse o zaman sözkonusu kişiyi kınama hakkına sahip olur. Aksi takdirde içinde tekfirden bahseden her sözden ürpermek ancak irca ehlinin vasfıdır; tıpkı Allahın sıfatlarından bahsederken ürpermenin Cehmi’lerin vasfı olduğu gibi! Biz o dönemin şartlarını tarihi kaynaklardan tetkik ettiğimizde şunu görmekteyiz ki bilhassa Muhammed bin Abdulvehhab’ın hayatından bahseden kaynaklarda o dönemki Necd ahalisinin ve genel olarak Arap yarımadasının halinden bahsedilirken yarımadayı din konusunda büyük bir cehalet ve vurdumduymazlığın kapladığı, insanların kabirlerden meded umma gibi açık şirklere saplandıkları, bedevilerin çoğunun namazı terk ettiği, şer’i hadd cezalarının uygulanmadığı, her türlü zulmun, fitne ve kargaşanın kol gezdiği ve ulema kesiminin bu durum karşısında sessiz kaldığı gibi hususlar gerek Şeyhi seven gerekse sevmeyen her yazarın ortaklaşa tesbit ettiği hususlardır. Hatta Şeyh “Siyer”inde ve başka eserlerinde bedevilerden bir kısmının ölümden sonra dirilmeyi inkar ettiğini, ihtilaflarında şeriatı hakem kılmayı reddederek örf ve adetleri hakem kıldıklarını, şeriatla alay ettiklerini ve bir kısım alim geçinenlerin bu kişileri dahi tekfir etmekten kaçındıklarını haber vermektedir. Benzeri hususları Şevkani de Yemen bölgesi hakkında “ed-Durr’un Nadid” adlı eserinde ve başka yerlerde nakletmektedir. Arap yarımadası böyleyse cehaletin daha çok yaygın olduğu Türk, Acem vs halkların durumunu varın siz tasavvur edin… Dinden yüz çevirmenin yaygınlaştığı sözkonusu çöküş asrında tevhid akidesine dair bilginin ortadan kalkmış olmasında şaşılacak hiçbir şey yoktur. Bilakis şaşılacak şey sabah akşam şu hadisleri okudukları halde hala ahirzamanda müslümanım diyen insanların birçoğunun kafir olduğu gerçeğini kabullenemeyen kimselerin halidir:
Ebu Hureyre (ra)’dan rivayet edildiğine göre Allah Rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır:


بَادِرُوا بِالْأَعْمَالِ فِتَنًا كَقِطَعِ اللَّيْلِ الْمُظْلِمِ، يُصْبِحُ الرَّجُلُ مُؤْمِنًا وَيُمْسِي كَافِرًا، أَوْ يُمْسِي مُؤْمِنًا وَيُصْبِحُ كَافِرًا، يَبِيعُ دِينَهُ بِعَرَضٍ مِنَ الدُّنْيَا

«Karanlık gecenin (zifiri) karanlıklarına benzeyen fitneler zuhur etmeden amellere koşun; (zira o fitneler zuhur ettiği vakit) kişi mü'mîn olarak sabahlayacak; kâfir olarak akşamlayacak yahud mü'min olarak akşamlayacak kâfir olarak sabahlayacak, dinini bir dünya metâı mukabilinde satacaktır.»(  Muslim, İman: 51, Tirmizi, Fiten no: 2195, Ebu Davud, Melahim: 1)
 
İmam Ahmed b. Hanbel’in Ebû Hüreyre'den rivayet ettiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

"Yaklaşan bir şerden ötürü Arapların vay haline! Karanlık gecenin (zifiri karanlık) parçaları gibi fitneler ortaya çıkacaktır. O zamanda adam mümin olarak sabahlar; kâfir olarak akşamlar. O gün dinine tutunan kimse, ateş közü (ya da diken) tutmuş gibi olur."  (Ahmed b. Hanbel, 2/390, 391. Ayrıca bk: Tirmizî, Fiten 73)

Hakim’in Müstedrek’inde Abdullah bin Amr (ra)’dan rivayet edildiğine göre Allah rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:


يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَجْتَمِعُونَ فِي الْمَسَاجِدِ لَيْسَ فِيهِمْ مُؤْمِنٌ


“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki mescidlerde toplanırlar da içlerinde bir tane mümin bulunmaz.”(Hakim, Müstedrek no: 8365’de rivayet etmiş ve sahih olduğunu beyan etmiştir, Zehebi de ona muvafakat etmiştir.)
 
Ve daha buna benzer nice hadisler… Sizler güya ümmeti tekfir ediyor diye Şeyh Muhammed’i kınıyorsunuz ama bakın sizin bugün hala arkasından gözyaşı döktüğünüz Osmanlı devletinin en parlak dönemlerinde Şeyhulislamlık yapmış olan Ebussuud (rh.a), kendi devrindeki ahalinin durumu hakkında neler demektedir?

“522. Mes’ele: Zeyd "fî-zamâninâ ümmî taifesi elfâz-ı küfrün cümlesin ve ne idüğü bilmezler, elbette telâffuzundan hâlî değillerdir. Ol ecilden veledleri hâşâ veled-i zinadır. Fiilleri dahi delâlet eder" deyu hükm eylese, ana ne lâzım olur?

Elcevap: Gaybete hüküm değildir, kıyasla söylemiş. Sözü gayr-i vâki' idüğü dahi muhakkak değildir.”
(Nakleden M. Ertuğrul Düzdağ, Şeyhülislam Ebussuüd Efendi Fetvaları Işığında 16. Asır Türk Hayatı, Enderun Kitabevi, İstanbul 1972: 117.)

Günümüz Türkçesiyle şöyle demektedir:

“Zeyd, zamanımızda avam tabakası elfazı küfrü ve bu küfür sözlerinin ne olduğunu bilmezler ve elbette bu sözleri söylemekten de uzak değillerdir. Bundan dolayı bunların çocukları veled-i zinadır. Yaptıkları fiilleri buna delalet eder” diye hükmetse ona ne gerekir?
Cevab: Bu, gayba dayalı bir hüküm değildir, kıyas yoluyla söylenmiştir. Bu söylediği şeyin gerçekleşmemiş olduğu dahi kesin değildir!”


İşte sizin en çok değer verdiğiniz alimlerden Ebussuud’un Şeyh Muhammed’den yaklaşık 150-200 sene önce zamanının halkıyla alakalı yaptığı tesbit! Halkın geneli küfre girmiştir diyen kişinin sözünün kesin olarak yalanlanamayacağını söylüyor. Şeriat ve hilafetle yönetilen bir devletin kadısı böyle derken, günümüzde laik demokratik sistemleri kabul ederek açık küfürlere bulaşan halkların kafir olup olmadığı tartışılmaktadır ki işte büyük sapma budur!

Kaldı ki hicri 12. Asırda (miladi 18. Yüzyılda) yaşayan Şeyh bu sözleri Allah Rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem)’in övgüsüne mazhar olan selef asrı için mi söylemektedir ki bundan dolayı sapık ilan edilsin? Bilakis Allah Rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından yerilen halef döneminde hatta dalalet ve cehalette halefin ilk zamanlarını dahi geride bırakmış olan bir asrın fertleri için söylemektedir. Sahih'de İmran bin Husayn Radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:


 «خَيْرُ أُمَّتِي قَرْنِي، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ، - قَالَ عِمْرَانُ فَلاَ أَدْرِي: أَذَكَرَ بَعْدَ قَرْنِهِ قَرْنَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا - ثُمَّ إِنَّ بَعْدَكُمْ قَوْمًا يَشْهَدُونَ وَلاَ يُسْتَشْهَدُونَ وَيَخُونُونَ وَلاَ يُؤْتَمَنُونَ، وَيَنْذُرُونَ وَلاَ يَفُونَ، وَيَظْهَرُ فِيهِمُ السِّمَنُ
» 
   
«Ümmetimin en hayırlısı benim çağımdır. Sonra onların ardından gelenler. Onlardan sonra daha sonra gelenlerdir. -İmran Radıyallahu anh, kendi çağından sonra iki nesil mi üç nesil mi zikretti bilemiyorum, der- Onlardan sonra şahitliği istenmediği halde şahitlik yapan, hıyanet eden ve kendisine güvenilmeyen; adak adayan, fakat yerine getirmeyen ve aralarında şişmanlık (yeme-içme düşkünlüğü) baş gösteren bir toplum gelecektir.» (Buhari, 3650)

Şeyhin bundan dolayı sapıklığa nisbet edilmesi ancak ümmetin tamamını küfre nisbet edip yeryüzünde hiçbir müslüman kalmadığını söylerse mümkün olur ki o asla böyle bir şeyden bahsetmemiştir. Belirli bir bölgenin ya da insanların çoğunluğunun dinden irtidat etmiş olması dünyada hiç müslüman kalmadığı anlamına gelmez. Bu imkansızdır, zira Allah Rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetinden bir topluluğun kıyamete kadar hak üzere olmaya devam edeceğini haber vermektedir. Zira Allah Rasulu Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmaktadır:


«لاَ يَزَالُ مِنْ أُمَّتِي أُمَّةٌ قَائِمَةٌ بِأَمْرِ اللَّهِ، لاَ يَضُرُّهُمْ مَنْ خَذَلَهُمْ، وَلاَ مَنْ خَالَفَهُمْ، حَتَّى يَأْتِيَهُمْ أَمْرُ اللَّهِ وَهُمْ عَلَى ذَلِكَ»

 «Ümmetimden Allah’ın emrini ayakta tutan bir topluluk hep var olacaktır. Ne onları terk edip gidenler, ne de onlara muhalefet edenler Allah’ın emri gelinceye kadar onlara bir zarar veremeyecekler ve onlar bu hal üzere kalacaklardır.» (Buhari, 3641)

Bundan dolayıdır ki Şeyh, başka bir yerde yeryüzündeki herkesi tekfir ettiği iftirasını atanlara şöyle cevap vermiştir:


أما القول : أنا نكفر بالعموم ؟ فذلك من بهتان الأعداء، الذين يصدون به عن هذا الدين ؛ ونقول : ( سبحانك هذا بهتان عظيم ) [النور:16

"Bizim genel olarak (herkesi) Tekfir ettiğimiz yönündeki söz insanları Din’den uzaklaştırmak isteyen düşmanlarımızın yalanlarındandır. Biz deriz ki:
"(Rabbimiz) Seni tenzih ederiz! Bu büyük bir Bühtandır!" (en-Nur 24/16)"
(ed-Durer es-Seniyye, 1/100)
 
Keza başka bir yerde de şöyle demiştir: "İ’tikad ediyoruz ki Sünnet’e tabi olan Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmeti Dalalet üzere birleşmezler." (Şahsi Risaleler, 5/115)

Şu halde Şeyh’in bu sözü hevalara ve insanların alışkanlıklarına değil de bizzat Şeriatın hakemliğine götürüldüğünde bu sözde şeriata muhalif herhangi bir şey yoktur, bilakis kendi yaşadığı vakıanın ikrarı sözkonusudur. Bilakis bir kimsenin kendisi hakkında bu tarz bir şehadette bulunmasını garipseyenler imanın ve küfrün ne olduğunu bilmeyen, tevbe mefhumundan haberi olmayan Mürcii zihniyetli sapmış yozlaşmış kişilerdir. Allah bunlara hidayet versin ve aksi takdirde şerlerinden bizleri muhafaza eylesin. Amin.


Alıntı
Peki şeyhin hocalarını tekfir etmesi, onlardan ilim öğrenmediği anlamına gelir mi? Şeyh nasları neye dayanarak manalandırmıştır? Kendi başına hiçbir alimden faydalanmadan kendi başına mı naslardan hüküm çıkarmıştır?

Bismillahirrahmanirrahim,

Sizden önce de bir çok değişik ortamlarda bu konu gündeme getirilmiş ve Şeyhin hakkında ve hatta onun şahsında bizzat tevhid akidesine yönelik karalama kampanyasına malzeme yapılmıştır. Dolayısıyla yukarda yazdıklarımız hem bu çevrelere hem de sizin sorunuza cevap mahiyetindedir. Ancak şurası da var ki art niyetli olmasanız da bu konu üzerinde çok fazla durulacak bir mesele değildir. Tevhid davetçilerinin şahsi siretlerini incelemekten ziyade onların kendisine davet ettiği hakikat olan ve bizzat rasullerin ortak daveti olan tevhid üzerinde durmak gerekir. Nitekim Şeyh de hayatını bu işe vakfetmiştir ve tevhid haricindeki meselelere çok fazla girmemiştir. Tevhid, içtihad gerektiren ve uzmanlık isteyen bir saha değildir, bilakis o, kendisi olmadan kişinin İslama giremeyeceği bir temeldir. Şeyhin zamanında, tıpkı günümüzde olduğu bizzat bu esas ortadan kalkmış ve insanlar ebedi hayatlarını kaybetme tehlikesiyle yüzyüze kalmışlardı. Şeyh Muhammed (rh.a) da bundan dolayı tek başına kıyam etmiş ve insanları şirkten nehyetmiştir. Şu halde dinin zaruri esaslarını insanlara tebliğ edebilmesi için mutlaka hocalarının muvahhid Müslümanlar olması ve tevhid hususunda da şeyhlerinden icazet alması gerekmez. Elbette ki tevhid ilimlerini de ehil kişilerden icazetle okumak imkanı varsa bu daha güzeldir. Ancak böyle bir imkan yoksa icazetli birisi çıkana kadar susup insanların şirk üzere yaşamasına sessiz kalmak olacak bir iş değildir. Zaruret durumları, normal şartlar gibi değerlendirilemez.

Bütün bunları Şeyhin tevhid akidesini aldığı hiçbir hoca olmadığı varsayımına dayanarak söylüyoruz. Şeyhin sözünün zahiri her ne kadar bunu gerektirse de bunun istisnaları olup olmadığını bilmiyoruz. Şeyh bunu daha çok Arız bölgesi alimleri için söylemiştir. Halbuki onun muhtelif diyarlardan ilim aldığı çokça hocaları olmuştur. Ayrıntısı için şu adresteki yazıya müracaat edebilirsiniz: http://darultawhid.com/tr/forum/index.php?topic=604.0 Sözkonusu yazıda da göreceğiniz gibi Şeyh (rh.a) İslami ilimleri kabul görmüş yöntemlerle icazet yoluyla sağlam bir biçimde edinmişti. Hatta kadılık makamına getirilmişti ki mezheplerin bir çoğunda nisbi müçtehid de olsa içtihad derecesine ulaşmayan birisi kadı olarak tayin edilemez. Şurasını unutmamak gerekir ki Şeyh, Hanbeli mezhebine bağlı bir muhitte yetişmiştir. Şeyhin yaşadığı çevrede bilhassa İbn Kayyım ve İbn Teymiye gibi alimlerin eserleri yaygın olarak okunuyordu. Hatta Şeyhe reddiye yapan muarızları bu alimlerin bazı kavillerine dayanarak Şeyhin davetine itirazda bulunmuşlardır. Anladığımız kadarıyla o dönemler tevhid akidesinin bilinmemesinden ziyade, yaşanmaması sözkonusu idi. Nitekim Şeyh de bazı yerlerde muhaliflerinin “biz bunu İbn Abdilvehhab’tan önce de biliyorduk” diye itirafta bulunduklarını zikreder.

Kısacası Şeyhin hocalarının akide olarak sağlam olmaması onun davetinin köksüz olduğunu göstermez ve hele Adem (as)’dan bu yana gelen tevhid akidesine hiç gölge düşürmez. Şeyh, müşrik ve zalim yöneticiler ve de avam tabakası tarafından susturulmuş olan ulema kesimi arasında ortaya çıkmış ve aslında herkesin bildiği fakat dile getirmeye cesaret edemediği tevhidi hakikatleri haykırmıştır, onun davetinin hulasası budur. Vallahu a’lem.


Alıntı

Şeyhin tevhidi öğrenmesi ve yayması için başka birine ihtiyacı yok dediniz. Peki önceki alimlerden yardım almadan naslardan kendi aklıyla mana çıkarmak yanlış değil midir? Şeyh böyle yaptı demiyorum ancak yazdığınız yazıdan bu anlamı çıkardım.

Bismillahirrahmanirrahim,

Bir alimin hocalarının kafir ya da bidatçi olması o alimin nasslara kafasına göre mana verdiği anlamına gelmez. Şeyhulislamın kitapları ortadadır. Bunların bir çoğu Türkçede de mevcuttur. O -Allahın izniyle- ne söylediyse Kitap ve Sünnetten selefin fehmine dayanarak getirdiği delilleri zikretmiştir. Mesela Kitabut tevhid adlı eserinde aynı geçmiş alimlerin usulunu takip ederek bab başlığıyla alakalı ayet ve hadisleri verdikten sonra çoğu zaman selef alimlerinin de sözkonusu nasslardan istidlal ettikleri görüşleri zikretmiştir. Bugüne kadar hiç bir muhalif bunun aksini ispat edememiş yani Şeyh'in kaynağını seleften almadığı hiç bir sözünü ortaya koyamamışlardır o yüzden onun akidesini çürütemeyenler şahsı ile alakalı böyle ucuz demagojilere başvururlar. Bu da yetmezse İngiliz ajanı vb daha pespaye iftiralara yeltenirler. Bunu yapanlar daha çok sahte tasavvuf zihniyetine sahip kişilerdir. Türkiyede bu işin bayraktarlığını günümüzde Cübbeli Ahmet, Ali Hoşafçı, Ebubekir Sifil gbi şahıslar üstlenmiştir. Bunlara sormak lazım; çok tazim ettiğiniz Şeyh-i Ekber dediğiniz Muhyiddin İbn Arabi; Hermetizm, Kabbala gibi kadim şeytani öğretilerin panteist anlayışını vahdeti vücud adı altında insanlara pazarlarken ve bununla alakası olmayan ayet ve hadisleri iddiasına delil getirirken Kurana ve Sünnete kafasına göre mana vermiş olmuyor da Şeyh Muhammed, Kitap, Sünnet ve selefin icmasında açık bir şekilde beyan edilen ve bunun ötesinde rasullerin ortak daveti olan tevhidi gündeme getirince ayetleri kafasına göre yorumlamış mı oluyor? Keza Halidi Bağdadi ve müridleri Hindistan yogasını rabıta adı altında bu coğrafyaya ithal edip bu nevzuhur adete delil uydururken hangi selefe dayanıyorlardı, imamları kimdi, onlardan önce bunu kim söylemişti? Siz asla batıl ehlinin bu yıpratma kampanyalarına itibar etmeyin. Şunu iyi bilin ki onlar bu ilmi usulleri sadece tevhid ehlini ilzam etmek için gündeme getirirler; kendi alim ve şeyhlerine sıra gelince o usullerin hepsi gündemden kalkar ve hatta onları şeriata göre sorgulamanıza bile fırsat vermezler. Fakat Alemlerin Rabbi bu batıl ehlinin iç yüzünü her zaman ortaya çıkarmaya kadirdir. Vesselam.




 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
2897 Gösterim
Son İleti 13.01.2016, 22:36
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
818 Gösterim
Son İleti 16.08.2018, 17:17
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
759 Gösterim
Son İleti 25.08.2018, 19:49
Gönderen: Teymullah
0 Yanıt
906 Gösterim
Son İleti 31.08.2018, 18:35
Gönderen: Teymullah
0 Yanıt
1399 Gösterim
Son İleti 31.08.2018, 21:21
Gönderen: Teymullah