Darultawhid

Gönderen Konu: GÜNÜMÜZ HALKLARI MÜRTED Mİ ASLİ KAFİR Mİ?  (Okunma sayısı 4343 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1909
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Alıntı
Selamu Aleykum. In sa Allah hepiniz iyisiniz...Biraz once Irak Sam devletinden bu yaziyi okudum ve belki de sizi ilgilendirir diye gondermek istedim cunku bu yazida seyh ibn Teymiyenin Nusayri'lere okadar kufurden sonra murted demesi ve Bagdadi ve Avanesi galiba bunu Delil alarak v.s.Şialara, rafizilere-sebihalara murted diyorlar.Okuduktan sonra eger Munasib gorurseniz ister Sitenizde acik olarak bir aciklama yaparsiniz ister benim Email adresime kisaca bir aciklamanizi yazarsiniz in sa Allah.

Islam Devletinin (!) Resmi Aciklamasi !!

"Mürted kime denir?

Mürted; İslam'ı sabit olduktan sonra bir kimsenin şeriatın küfür dediği inanç, söz veya fiillerinden birini işleyerek dinden dönüp kâfir olmasına verilen ıstılahın adıdır. İçinizden dininden dönüp kâfir olarak ölen olursa, bunların işleri dünya ve ahirette boşa gitmiş olur. İşte cehennemlikler onlardır, onlar
orada temellidirler. (Bakara 217) Bu ıstılah, asıl itibariyle İslam’ı sabit olduktan sonra İslam dininden çıkanlara kullanılır. İslam âlimleri bu kavramı, kendisini İslam’a nispet ettikten sonra küfür işleyenlere de kullanmışlardır. Örneğin ibni teymiyye (rehimehullah) kendisine sorulan bir soruda bu kavramı usayrilere
kullanmıştır. İbni teymiyye’ye (rehimehullah); Nusayri mezhebine tabi olan ve daha sonra üzerinde birleştikleri onların bir kısmının ilah, bir kısmının peygamber ve diğer bir kısmının ise mehdi olduğunu iddia ettiği, insanları buna secdeyi emrettiği ve bu şekilde küfürlerini ilan edip, sahabelere söven ve imamın itaatinden çıkıp savaşmak isteyen bir taife hakkında onlarla savaşmak vacip midir? Zürriyetleri ve malları ganimet alınır mı? Diye soruldu. Şeyhul İslam şu şekilde cevap verdi:

Allah’a hamd olsun. Onlara güç yetirilene ve İslam şeraitine teslim olana kadar savaşmak vaciptir. Çünkü Nusayriler bu bahsettikleri deccala tabi olmadan bile insanların en kâfirleridirler. Bu deccala tabi olduktan sonrasını sen hesap et. Riddet açısından insanların en pis mürtedleridirler. Onlardan savaşanlar öldürülür ve malları ganimet alınır…. Nusayriler, kendi hallerini gizlemezler. Bilakis onlar bütün insanlar tarafından halleri bilinmektedir. Beş vakit namaz kılmaz, ramazan orucunu tutmaz, hacca gitmez, zekât vermez ve bunların farz olduğuna da inanmazlar. Aynı zamanda içkiyi ve diğer haramları helal sayar ve Ali r.a ilah olarak görürler. (Mecmuul fetava cilt:28 sh:553-554)

Görüldüğü gibi İbn-i Teymiyye (rehimehullah) nusayrilerin saymış olduğu bu küfürlerine rağmen onlara asli kâfir dememiş bilakis bunları mürtedlerden saymıştır.

Aynı zamanda bu kavram, İslam âlimleri tarafından mürtedlerin çocuklarına ve onların torunları da kullanılmıştır. "Hanefi ve şafilere göre; Anne babasının Müslümanlığında hamile olan veya her ikisinden birinin Müslüman olduğu sırada hamile olan çocuk da Müslümandır. Çünkü anne babası daha sonra mürted olsa bile hamileliğin başlangıcı Müslüman oldukları dönemine denk gelmiştir. Ancak her kim anne babası mürted olduktan sonra annesi ona hamile kalır ve doğar ise işte orada ihtilaf vardır. Hanefiler, Malikiler, Hanbelîlerde esas olan görüşe ve Şafilerden de zahir olan görüşe göre anne babasına tabi olarak mürted hükmü alır. Buluğ çağına geldiği zaman tövbeye çağrılır. Hanbelîlerden ve Şafilerden bir görüşe göre ise asli kâfir olarak ikrar edilir ve cizye alınır. " (El-Mevsuat el-Fikhiyye El-Kuveytiyye clt.22 Sh.198)

Bu nakilden de anlaşıldığı gibi dört mezhep İmamı bu kavramı mürtedlerin çocuklarına da kullanmışlardır. Buluğ çağına geldikleri zaman tövbeye çağırılacağını bunu kabul etmeyenlerin mürtedin cezasıyla cezalandırılacağını beyan etmişlerdir. Görüldüğü gibi hiç İslam’a girmediği halde sırf anne babası mürted olduğu için mezhep imamları çocuğa da bu ismi vermiş ve tövbe etmemesi halinde mürtedin cezasıyla cezalandırılacağını söylemişlerdir. Bu konuda İmam Gazali şunları söyler:

Dedi ki: " Mürted hak dine iltizam ettikten sonra sonra ondan çıkan mürteddir ve inkârcıdır. İşte bunlar hak dine hiç iltizam etmediler.(Kendini İslam'a nispet eden sapık ve zındık taifelerden bahsediyor.) bilakis onlar bu akide üzere doğdular. O zaman asli kâfirliğe ulaşırlar mı?

Deriz ki dinlerini tamamen terk edip ondan sıyrılanların durumu açıktır. Ancak bu batıl akide üzere doğan ve bu batılı babalarından işitenler mürtedlerin çocuklarıdır. Onların babaları ve babalarının babaları bu dinden çıkmış oldukları ve ayrıldıklarını farz etmeliyiz. O akide hiç şüphe yok ki bir kitaba ve nebiye dayanmıyor Yahudi ve Hıristiyanlar gibi. Bilakis o sapık ve zındık bazı fırkaların yakın zamanda bulaştıkları küfürlere ulaşmıştır. Zındığın hükmü de aynı şekildedir. Mürtedin hükmünün aslı noktasında şüphesiz hiçbir sorun yoktur. İçtihada şu noktada kalmıştır ki mürtedlerin çocuklarının hükmü nedir? Onlar
hakkında denildi ki onlar riddet hükmünde tıpkı zimmet ehli kâfirlerin ve savaşılan kâfirlerin çocukları gibi anne babalarına tabi olurlar. Buluğa ulaştıkları zaman onlardan İslam talep edilir. Yoksa öldürülürler. Onlardan cizyeye razı olunmaz cariye alınmaz. Denildi ki başka bir görüşte onlar asli kâfirlerdir. Küfür üzere doğdu iseler ve babalarının küfür izleri üzere yürüdü iseler onlardan cizye alınır ve cariye edinilir. " (Fedaihu El-Batiniyye clt.1 Sh.156)

Burada açıkça görüldüğü gibi uzun senelerdir babaları mürted olan rafizi kâfirlerin çocukları bir kısım ulemaya göre babalarına tabi olarak tıpkı yahudinin oğlunun yahudi hükmü alıp ona göre muamele edilmesi gibi ona da mürted hükmü verilir. Bu konunun fazla uzamaması için mevcut olan başka nakilleri burada zikretmiyor ve bu kadar nakille iktifa ediyoruz. İşte bu konuda iki nokta özellikle mulahaza edilmelidir.

Birincisi, bu mesele içtihadi konulardandır.

İkincisi, bir şey içtihad ise umumu ilgilendiren konularda halifenin içtihadı insanların içtihadının önündedir. Dolayısı ile rafizilere veya başka küfür taifelerine mürted ismi vermenin adı mürcielik veya akidesizlik değildir. Aynı zamanda bu kâfir taifelerin asli kâfir olduğu görüşünü benimsemek de haricilik değildir.
Ancak bu görüşü aldıktan sonra bu görüşe muhalefet edenleri kâfir diye isimlendirmek ise işte o hariciliğin başladığı yerdir.

Demek ki mürted kavramı ilk ve genel olarak bilinen anlamından farklı olarak da İslam âlimleri tarafından kullanılmıştır. Ulemanın kitaplarına göz atıldığında görülecektir ki İslam âlimleri, kendisini İslam’a nispet edip küfür ameli işleyen taifelere bu kavramı kullanmışlardır. Ancak bu ıstılah bazı haricilerin son dönemde kendi bidatlarını bazı müslümanların avamından ilim ehli olmayan cahillere süslemeleri için güzel bir kılıf haline gelmiştir. Özellikle bu ıstılahın manasını anlamayan müslümanlara bu ıstılahtan yola çıkarak bazı meseleleri bidat ehli insanların zihinlerini de karıştırmıştır. Özellikle İslam devletinin hariciler hakkında hazırlamış olduğu video da yakalanmış bazı kimselerin özellikle üzerinde durdukları konulardan biri de bu mürted ıstılahıdır. Orada müslümanların halifesi Ebu Bekir Bağdadi'nin rafizilere mürted hükmü verdiğini ve rafizilerin şirkleri sebebi ile hiçbir zaman bu dine girmediklerini ve bu yüzden mürted olarak isimlendirilemeyeceklerini ifade ediyorlar. Tabi buraya kadar masum bir fikir gibi görülen bu sözler, haricilerin önceden beri süre gelen ahlakları gereği Allah'ın ve resulünün asıl demediğine asıl diyerek bu nazari ve içtihadi meseleyi akide meselesi haline getirmişler ve müslümanların yöneticilerini ve müslümanları haksız yere tekfir etmeye kadar götürmüştür. Oysaki anlamadıkları ve cahil oldukları yer mürted ıstılahının keyfiyetinden var olan ihtilafın çok eski bir ihtilaf olduğunu bilmemeleridir. Bu gibi Müslümanların genelini ilgilendiren içtihadi konularda, halifenin içtihadına tabi olunur ve ona muhalefet edilmez. Ancak Allah dilediğini azdırdı ve dilediğini hidayet etti. Çünkü o dilediğini yapan ve yaptığından sorgulanmayandır."



Bismillahirrahmanirrahim,

Konstantiniyye dergisinde yayınlanan bu yazının sahibi görünüşte davasını çok sağlam temellere dayamış gibi gözükse de dikkatli araştırıldığında ne kadar temelsiz olduğu ortaya çıkacaktır. Zira yazdığı şeyler vakıadan ve gerçeklerden kopuktur. Elbette ki alimler yeri geldiğinde kendisini İslama nisbet eden birtakım taifelerden mürted olarak bahsetmiştir. Keza yukardaki nakillerde geçtiği üzere ataları mürted olan kişilerin mürted statüsünde sayılıp sayılmayacağı gibi konular alimler nezdinde tartışılmıştır. Bu tip gruplarla alakalı mürted lafzı bazen kullanılır bazen kullanılmaz, bir kişi küfre iman ismini vermeden, kafir olan bir topluluğun o halini müslüman olarak vasıflandırmadan bu kimselere mürted ismini verse velev ki isimlendirmede hata etmiş de olsa bundan dolayı tekfir edilemeyeceği aşikardır. Lakin bu yazı sahibinin gözden kaçırdığı daha doğrusu gözlerden kaçırmaya çalıştığı bir şey vardır ki o da malum grubu günümüz kafirlerine “mürted” demeye sevkeden usulleridir. Bunların ve diğer cihad ettiğini iddia eden grupların kendisini İslama nisbet eden kafir toplulukları "mürted" olarak vasfetmesi fasit bir usulden kaynaklanmaktadır. Şöyle ki; bunların iddiasına göre kelime-i şehadet getiren herkesin zahiren müslüman olduğuna hükmedilir. Sonradan küfür işlediği ortaya çıkarsa tekfir edilir. Yani onlara göre İslam ülkeleri denilen coğrafyada yaşayan halklar aslen müslümandır hatta yaşadığımız çağda bu halklarda aslolanın küfür olduğu görüşünü -ki hak olan budur- şiddetle reddederler. Onların bu husustaki açıklamaları maruf ve meşhurdur. Dolayısıyla bunlara göre aslen müslüman olan unsurların içinden kafirlere destek olmak, batıl ideolojileri benimsemek suretiyle küfre girenler de haliyle mürted sayılmaktadır. Rafiziler ve Nusayriler gibi birtakım fırkaları tümüyle tekfir etmeleri bu fırkalara has bir durumdur. Aşağıda geleceği üzere bu fırka bilhassa Sünni halkları kafir olarak görmemekte, aslen müslüman muamelesi yapmaktadır ve haliyle de bunların içinden örneğin Kürtlerden, Türklerden vs laikliği, demokrasiyi ya da sosyalizmi benimseyenlere sadece bir ıstılah olarak değil bizzat hakiki anlamda yani daha önceden müslümanken dinden dönen kişi anlamında mürted demektedirler ve de öncesini müslüman saymaktadırlar zira bu kimse daha önceleri kelime-i şehadet getirdiği için iddialarına göre müslümandı, sonradan irtidad etti. Bu ise batıldır zira bu halklar değil asrımızda belki yüzyıllardır şirk içinde yaşamaktadır ve hakiki anlamda mürted sayılmaları hiç bir mezhebe göre sözkonusu değildir. Bunların ataları asırlardır kabirlere ve ölülere ibadet etmekteyken şimdiki evlatları ise laiklik demokrasi gibi çağdaş şirk dinlerine iltihak etmişlerdir, küfür yönünden değişen bir şey yoktur, bu coğrafyada İslamın ismi Kuranın resminden başka bir şey bulunmaz şu halde ortada tevhid olmadığı halde neye dayanarak bu halklar asli müslüman ilan edilmektedir?

Sözkonusu şahsın alimlerden yaptığı nakillere gelince; yukarda da işaret ettiğimiz gibi alimlerin sözleri Nusayriler, Rafıziler, Batıniler gibi İslama bağlılık iddia eden küfür taifelerine hakiki anlamda mürted dedikleri anlamına gelmez. Gazali’nin sözlerinden de anlaşılacağı üzere bu taifeler hiçbir zaman hak dine bağlanmış değildir ve İslama girip de sonradan ayrılmaları sözkonusu değildir. Ancak ihtilaf bu mürtedlerin çocukları hakkındadır. Onlar ise mürted sayılsa bile bu hakiki anlamda değil hükmen mürted olmaları manasındadır. Bu iddiacının savunduğu fırka ise günümüz kafirlerini bizzat aslen müslüman olan sonradan kafir olan hakiki mürtedler saymaktadır. Hatta günümüz kafirlerinde aslolanın küfür olduğunu söyleyenleri ise Harici olarak vasfetmektedirler. Şeyhulislam İbn Teymiye’nin Nusayrilere mürted demesi de aynı şekilde bunların İslama bağlılık iddia ettikleri halde kafir olmalarına nisbeten söylenmiş bir sözdür. Yoksa hakiki anlamda yani Müslümanken kafir olan manasında değildir. Bu fırka ise mürted ıstılahını bizzat hakiki anlamda kullanırlar çünkü onlar günümüz halklarını asli müslüman olarak kabul etmektedirler. Bu hususta aynı Konstantiniyye dergisinde yayınladıkları devletlerinin akidesini beyan eden metinde şu ifadelere yer vermektedirler:

"19.Kim iki şahadet kelimesini söyler, İslam'ı izhar eder ve insanı dinden çıkaran herhangi bir unsura da bulaşmazsa, biz ona Müslüman muamelesi yaparız. Gizlediklerini Allah’a havale ederiz. Çünkü kim dinin şiarlarını açığa vurursa, dinin hükümleri o kişinin üzerine icra edilir. İnsanların durumları zahirlerine göredir. Gizli hallerin velisi Allah azze ve celledir.
20.Bizim yanımızda Rafızî Şiiler; şirk, riddet ve fesat taifesidir.
21.Bir memlekette küfrün şiarları yüceltiliyorsa ve yönetim, İslami hükümlerin yerine küfür hükümlerine göre yapılıyorsa, o diyar küfür diyarıdır. Bu, o diyarda yaşayanları tekfir etmeyi gerektirmez. Aşırıların; “İnsanlarda asıl olan mutlak küfürdür” dediği gibi demiyoruz. Bilakis, her insan kendi haline göre hüküm alır. Onlardan Müslüman ve kâfir olanlar vardır."


Buna İŞİD'in resmi sözcüsü Adnani’nin şu sözleri de şahittir:


ان القول بأن اصل الناس كفر لاهو من بدع خوارج العصر وان الدولة بريئة من هذا القول وان من اعتقادها ومنهجها وما تدين الله به ‏ان عموم اهل السنة في العراق والشام مسلمون لانكفر احد منهم الا من ثبتت لدينا ردته بادلة شرعية قطعية الدلالة قطعية الثبوت ‏‏ومن وجدناه من جنود الدولة يقول بهذه البدعة علمناه وبينا له فان لم يرجع عزرناه فان لم يرتدع طردناه من صفوفنا وتبرأنا منه ‏وقد فعلنا هذا مرات كثيرة مع مهاجرين وانصار

“İnsanların asıl itibariyle ‘kafir’ olduğu yönündeki inanç ancak asrın haricilerinin çıkardığı bir bidattır. Devlet bu düşünceden beridir. Devletin inancının ve yolunun gereği ve de Allahın dini olarak kabul ettiği şey; Irak ve Şam’daki Sünnilerin genelini Müslüman olarak kabul etmektir. Onlardan hiç birisini kat’i delalet ve kat’i sübut niteliği taşıyan şer’i bir delille riddeti (dinden döndüğü) ispatlanmadıkça tekfir etmeyiz. Devletin askerleri arasında bu bidatla gelen olduğu takdirde kendisine öğretip açıklarız, yolundan dönmezse onu tazir ederiz, daha da dinlemezse de saflarımızdan kovarız ve bunu gerek muhacir gerek de ensardan olan kişilerle beraber çok kez yaşadık.”

Bunu malum fırkanın kadılarından Ebu Humam el-Eseri, Devletlerine yönelik Haricilik suçlamasını reddetmek amacıyla kaleme aldığı “Tebsir’ul Mehacic” adlı risalesinin 9. Sayfasında nakletmiştir. (1. Baskı 1435/2013)

Görüldüğü üzere ister Irak Şam bölgesinde olsun isterse diğer İslama nisbet edilen diyarlarda olsun kelime-i şehadet getiren herkese küfür izhar etmediği müddetçe asli müslüman muamelesi yaptıklarını ve küfür diyarlarında yaşayan herkese asli kafir muamelesi yapanları da bidatçi olarak gördüklerini ortaya koymaktadırlar. Bundan dolayı da bu kelime-i şehadet getirenlerden sonradan küfür izhar eden kişiler de haliyle mürted olarak adlandırılmaktadır. Böyle bir usul batıl ve küfür olup asla lafzi bir ihtilaf olarak değerlendirilemez. Çünkü bu kimseler halklara ve kişilere müslüman hükmü vermede şirkten beri olmalarını değil sadece dille telaffuz ettikleri "La ilahe illallah" kelimesini esas almaktadırlar. Halbuki bir kimse ancak şirkten tevbe ettiği zaman İslama girmiş sayılır, kelime-i şehadet gibi alametler ise ancak bu şirkten tevbe ettiğine delil olursa itibar edilir aksi takdirde günümüzdeki gibi insanların telaffuz ettiği sıradan bir söz haline döndüyse sırf buna dayanarak müslüman hükmü verilemez. Böylece şirkten tevbe edip etmediğine bakmaksızın sırf alametlere dayanarak müslüman hükmü veren kimselerin, bir insanın nasıl İslama gireceğinden ve iman küfür sınırlarından habersiz olduğu ve dolayısıyla tevhidi bilmedikleri ortaya çıkmaktadır. Aslında günümüzde bir çok davetçi olduğunu ileri süren kimse dahi bir insanın nasıl müslüman olacağından habersizdirler ve o yüzden şirkten tevbe etmek haricinde namaz, ezan, şehadet gibi şeylere bakılıp bakılmayacağını tartışıp durmaktadırlar.

İşte sözkonusu yazının sahibi bu vakıayı ve sözkonusu taifenin sahip olduğu bu anlayışı görmezden gelerek meseleyi kamufle etmeye çalışmaktadır. Bu kişi dürüst olsaydı öncelikle günümüzde insanlara hangi esas ve alamete binaen müslüman hükmü verileceği konusunu tartışmaya açması ve o konudaki akidelerini açıkça ortaya koyması gerekirdi. Kısacası malum fırkanın günümüzde kendisini İslama nisbet ettiği halde küfür üzere olan halkları mürted olarak vasfetmesi batıldır ve de bu halklarda aslolanın İslam olduğu gibi batıl bir usulden kaynaklanmaktadır. Doğrusu ise günümüz halklarının mürted değil asli kafirler olduğudur. Zira bu insanların kendileri ve babaları küfür üzere doğmuş ve asla İslama girmemişlerdir. Bu hususta Şeyh Muhammed bin Abdulvehhab’ın öğrencisi Hamd bin Nasır bin Mamer şöyle demiştir:


[ كفار أهل زماننا هل هم مرتدون؟ ]

وسئل: عن قول الفقهاء، إن المرتد لا يرث ولا يورث، فكفار أهل زماننا هل هم مرتدون؟ أم حكمهم حكم عبدة الأوثان، وأنهم مشركون؟
فأجاب: أما من دخل في دين الإسلام ثم ارتد، فهؤلاء مرتدون، وأمرهم عندك واضح; وأما من لم يدخل في دين الإسلام، بل أدركته الدعوة الإسلامية، وهو على كفره، كعبدة الأوثان، فحكمه حكم الكافر الأصلي، لأنا لا نقول الأصل إسلامهم، والكفر طارئ عليهم.

بل نقول: الذين نشؤوا بين الكفار، وأدركوا آباءهم على الشرك بالله، هم كآبائهم، كما دل عليه الحديث الصحيح في قوله:"فأبواه يهودانه، أو ينصرانه، أو يمجسانه" . فإن كان دين آبائهم الشرك بالله، فنشأ هؤلاء واستمروا عليه، فلا نقول الأصل الإسلام والكفر طارئ، بل نقول: هم الكفار الأصليون، ولا يلزمنا على هذا تكفير من مات في الجاهلية قبل ظهور الدين، فإنا لا نكفر الناس بالعموم، كما أنا لا نكفر اليوم بالعموم.

 بل نقول: من كان من أهل الجاهلية، عاملا بالإسلام، تاركا للشرك، فهو مسلم، وأما من كان يعبد الأوثان، ومات على ذلك قبل ظهور هذا الدين، فهذا ظاهره الكفر، وإن كان يحتمل أنه لم تقم عليه الحجة الرسالية، لجهله وعدم من ينبهه، لأنا نحكم على الظاهر، وأما الحكم على الباطن فذلك إلى الله، والله تعالى لا يعذب أحدا إلا بعد قيام الحجة عليه، كما قال تعالى: {وَمَا كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّى نَبْعَثَ رَسُولاً} .

وأما من مات منهم مجهول الحال، فهذا لا نتعرض له، ولا نحكم بكفره ولا بإسلامه، وليس ذلك مما كلفنا به،{تِلْكَ أُمَّةٌ قَدْ خَلَتْ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَلَكُمْ مَا كَسَبْتُمْ وَلا تُسْأَلونَ عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ} 2.فمن كان منهم مسلما أدخله الله الجنة، ومن كان كافرا أدخله الله النار، ومن كان منهم لم تبلغه الدعوة، فأمره إلى الله؛ وقد علمت الخلاف في أهل الفترات، ومن لم تبلغهم الحجة الرسالية.

GÜNÜMÜZ KAFİRLERİ MÜRTED MİDİR?

"Fukahanın, Mürtetten miras alınmaz ve mirasçı olunmaz sözü ve günümüzde ki kafirler mürted mi? Yoksa onların hükmü putlara ibadet edenlerin hükmü gibi midir ve onlar müşrik midir" şeklindeki bir soruya verdiği cevapta şöyle demiştir:

“Her kim İslam’a girer ve sonra irtidat ederse işte onlar mürtetlerdir. Onların durumu senin nezdinde açıktır.  İslam dinine girmemiş ve kendisine davet ulaştığı halde küfrü üzere devam eden -Putlara ibadet edenler gibi- kimselere gelince, bu kimseler hakkında ki hüküm bunların Asli Kafirler olduğudur.  Bizler Bu gibi kimseler için, Bunlar aslen İslam üzereydiler, sonradan küfre giriverdiler diyemeyiz.

Bilakis biz deriz ki: Bu kimseler kafirlerin arasında yetiştiler ve bunların babaları Şirk üzere Allah’a ulaştılar. Bu kimseler tıpkı babaları gibidir. Tıpkı Sahih hadiste Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kavlinin delalet ettiği gibi. “Ebeveyni onu ya Yahudi ya hristiyan yada Mecusi yapar.”

Bu kimselerin babalarının dini Allah’a şirk koşmaktı, Bunlarda bu hal üzere yetişip bunu devam ettirdiler. Bu kimseler için asıl olan İslam’dır küfür ise sonradan arız olan bir vasıftır diyemeyiz. Bilakis Onların Asli kafirler olduklarını söyleriz. Bu ise bize Cahiliyede, dinin zuhurundan önce ölen kimseyi tekfir etmeyi gerektirmez. Muhakkak biz insanları umum olarak tekfir etmeyiz, Tıpkı bugün Umum olarak tekfir etmeyeceğimiz gibi. Bilakis biz deriz ki; Her kim Cahiliye ehlinden olup, İslam’la Amel edip, şirki de terk etmişse bu kimse müslümandır. Dinin zuhurundan önce putlara ibadet edip bu hal üzere ölen kimseye gelince, bu Kimsenin zahiri kafir olduğudur. Bu kimse hakkında kendisine Risalet hüccetinin - cehaletini gidermek ve içinde bulunduğu halden onu uyandırmak hususunda- ulaşmadığı noktasında ihtimal olabilir. Fakat biz Zahire göre hükmederiz. Batini hükmüne gelince, Bu Allah’a aittir. Allah’u Teala, hüccet ikame etmeden kimseye azap etmez. Tıpkı Yüce Allah’ın şu kavlinde ki gibi “Biz Rasul göndermedikçe, azap edecek değiliz.” (İsra: 15)

Onlardan Hali Mechul (Ne hal üzere öldüğü belli olmayan) olarak ölen kimseye gelince, bu hususa biz müdahale edemeyiz ve onun ne küfrüne nede İslam’ına hükmetmeyiz. Biz Bununla mükellef tutulmamışızdır. “Onlar Bir Ümmetti gelip geçti, Onların yaptıklara onların sizin yaptıklarınızda sizindir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulmazsınız.” (Bakara: 134) Onlardan Kim Müslümansa, Allah Onu cennetine koyar. Kim de Kafir ise Allah onu ateşine koyar. Her kime de davet ulaşmadıysa, Onun işi Allah’a kalmıştır. Fetret Ehlinden kendisine risalet hücceti ulaşmayan kimseler hakkındaki ihtilafı ise bilmektesin."
(Ed-Durar’us Seniyye, 10/335-336)

Görüldüğü üzere bu husustaki akli ve nakli deliller göstermektedir ki kendilerini İslama nisbet etseler dahi kendileri ve ataları şirk üzere yetişmiş olan ve asla İslama girmemiş olan kafirler mürted değil asli kafirdirler ve o şekilde muamele görürler. Son asırlardaki Necd bölgesindeki tevhid daveti ortaya çıkıp yayılmadan önce ölenler hakkında da yine dünyevi hükümler açısından kafir muamelesi yapılır ancak onlardan gerçekten fetret ehli olanlar olsa bile bunun ilmi Allahın katındadır, bunu araştırmakla mükellef değiliz. Bunlardan Tevhidi sabit olmayan hiç kimseye müslüman muamelesi yapılmayacağı ise aşikardır. Şeyh Hamd bin Nasır bu sözleri sözde hilafet ve şeriat yönetiminin hüküm sürdüğü fakat kabirperestlik gibi birtakım şirk çeşitlerinin zuhur ettiği Osmanlı devletinin son dönemlerinde söylemiş ve görüldüğü üzere kendi dönemindeki müşriklere mürted muamelesi uygulanmayacağını bilakis bunların da atalarının da asli kafirler olduğunu beyan etmiştir. Günümüzdeki vakıa da aynıdır hatta günümüzde laik demokratik sistemlerde yaşayan halkların durumu daha şediddir. Şeyhin ne İslamına ne küfrüne hükmedemeyiz sözü ise Allah katındaki hükümle alakalıdır yoksa ibarenin başında bu kimselerin insanlar nezdinde zahiren küfür üzere muamele göreceklerini beyan etmişti. Vallahu a’lem.


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1909
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: GÜNÜMÜZ HALKLARI MÜRTED Mİ ASLİ KAFİR Mİ?
« Yanıtla #1 : 31.12.2019, 03:09 »
Hatırlatma...

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
1978 Gösterim
Son İleti 09.06.2015, 19:16
Gönderen: AbdulAzim
0 Yanıt
1683 Gösterim
Son İleti 21.01.2017, 22:12
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
2457 Gösterim
Son İleti 08.03.2018, 16:39
Gönderen: İbn Teymiyye
0 Yanıt
1889 Gösterim
Son İleti 23.05.2017, 18:22
Gönderen: Uhey
0 Yanıt
3365 Gösterim
Son İleti 29.12.2017, 00:57
Gönderen: Uhey