Darultawhid

Gönderen Konu: SELEFİN REDDİYE AMAÇLI YAZDIĞI ESERLER  (Okunma sayısı 9579 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 959
  • Değerlendirme Puanı: +15/-0
SELEFİN REDDİYE AMAÇLI YAZDIĞI ESERLER
« : 19.02.2016, 20:11 »
Kronolojik Sıraya Göre Selefin Reddiye Amaçlı Yazdığı Eserler*

1. GÜNÜMÜZE ULAŞMAYAN RED LİTERATÜRÜ

İsimlerine kaynak eserlerde rastlayıp günümüze ulaştığı bilinmeyen müstakil kitaplardan oluşan bir literatür de mevcuttur.

Aşağıda söz konusu eserlerin isimleri ve müellifleri, vefat tarihleri göz önünde bulundurularak listelenmiştir.

1. fi Tashih’in Nübüvve ve’r Red ale’l Berahime1 Şafii (ö. 204/820)
2. er-Red ala Ehl'il Ehva2 Şafii
3. es-Sünne3 Esed ibni Musa ibni İbrahim el-Emevi el-Hafız (ö. 212/827)
4. er-Red ala Ehl’il Ehva4 Asbağ ibni el-Ferec (ö. 225/840)
5. er-Red ale’l Cehmiyye5 Nu’aym ibni Hammad el-Huza’i (ö. 228/842)
6. er-Red ala Ebi Hanife6 Nu’aym ibni Hammad el-Huza’i
7. er-Red ale’l Cehmiyye7 Muhammed ibni Abdullah el-Cu'fi (ö. 229/843)
8. Kitab’us Sünne8 İbni Ebu Şeybe (ö. 235/849)
9. er-Red ale’l Cehmiyye9 Muhammed ibni Eslem et-Tusi (ö. 242/856)
10. Kitab’ul İman ve’r Red ale’l Kerramiyye10 Muhammed ibni Eslem et-Tusi
11. Kitab’ul İstikame fi’r Red ala Ehl’il Ehva ve’l Bid’a11 Hafız Huşeyş ibni Esram ibn'ul Esved (ö. 253/867)
12. Kitab’us Sünne12 Abdullah ibni Abd’ur Rahman ed-Darimi (ö. 255/869)
13. Kitab’us Sünne13 Fevzan Abdullah ibni Muhammed ibn'ul Muhacir (ö.256/869)
14. el-İman ve’r Red ala Ehl’iş Şirk14 Muhammed ibni Sahnun (ö. 256/869)
15. er-Red ala Ehl’il Bida15 Muhammed ibni Sahnun
17. er-Red ala Ehl’il Irak16 Muhammed ibni Sahnun
18. er-Red ale’l Bekriyye17 Muhammed ibni Sahnun
20. er-Red ala Ehl’il Irak18 Muhammed ibni Abdullah ibni Abd’ul Hakem (ö.268/881)
21. er-Red ala Bişr el-Merisi19 Muhammed ibni Abdullah ibni Abd’ul Hakem
22. Kitab’us Sünne20 Ebu Bekir Ahmed ibni Muhammed ibni Hani el-Esrem (ö.261/874 veya 273/886)
23. Kitab’us Sünne21 Hanbel ibni İshak eş-Şeybani (ö. 273/886)
24. Kitab’ur Red ala Ehl’il Kader22 Ebu Davud es-Sicistani (ö. 275/889)
25. Kitab’us Sünne23 Ebu Davud es-Sicistani
26. Kitab’us Sünne24 Ebu Yusuf Yakub ibni Süfyan el-Fesevi (ö. 277/890)
27. er-Red ale’l Mukallede25 Kasım ibni Muhammed ibni Kasım (ö. 277-278/890-891)
28. Kitab’ur Red ale’l Kerramiyye26 Osman ibni Sa’id ed-Darimi (ö. 280/893)
29. Kitab’us Sünne27 İbni Ebi’d Dünya (ö. 281/894)
30. er-Red ala Muhammed ibn'ul Hasen28 İsmail ibni İshak el-Kadi el-Cehdami (ö. 282/896)
32. er-Red ala Ebi Hanife29 İsmail ibni İshak el-Kadi el-Cehdami
33. er-Red ala Davud ez-Zahiri Erba’ine Haber Sabiteten mimma nefa Davud Sıhhateha30 İbni Ebu Asım (287/900)
34. Kitab’us Sünne31 Harb ibni İsmail es-Seyracani el-Kirmani (ö. 288/901)
36. er-Red ale’ş Şukukiyye32 Yahya ibni Ömer el-Kinani (ö. 289/902)
37. er-Red ale’l Mürcie33 Yahya ibni Ömer el-Kinani
38. es-Sünne34 Ebu Abdullah el-Hakem ibni Ma’bed el-Bağdadi el-Huzai (ö.295/907)
39. er-Red ale’l Cehmiyye35 Ebu Abdullah el-Hakem ibni Ma’bed el-Huzai
41. Kitab’us Sünne36 Ebu’l Huseyn Muhammed ibni Hamid ibn'us Seri (ö.299/911)
42. Kitab’us Sünne37 İbni Ebu Davud (ö. 316/928)
43. er-Red ale’l Cehmiyye38 İbni Ebu Hatim (ö. 327/938)
44. Kitab’us Sünne39 İbni Ebu Hatim
45. er-Red ala Muhammed ibn'ul Hasen40 İbn’ul Verrak el-Mervezi (ö.329/940)



Alıntı yapılan: dipnotlar
* EHL-İ HADİSİN RED LİTERATÜRÜ ismiyle yayınlanmış bir Yüksek Lisans Tezi'nden düzenleme yapılarak alıntılanmıştır.

1- Abd’ul Kahir Bağdadi, Usul’ud Din, 308; Bağdatlı İsmail Paşa, Hediyyet’ul Arifin, 2/9 (İsbat’un Nübüvve ve’r Red ale’l Berahime)

2- Abd’ul Kahir Bağdadi, Usul’ud Din, 308

3- Necm Abd’ur Rahman Halef, İstidrakat ala Tarihi Türas’il Arabi, 4/107; Muhammed Ebu Bekr ibni Ali vd., İstidrakat ala Tarihi Türas’il Arabi, 3/43; Bağdatlı İsmail Paşa, Hediyyet’ul Arifin, 1/203

4- İbni Ferhun, ed-Dibac’ul Müzheb, 1/300; Mehmet Ali Sönmez, “Asbağ b. Ferec”, DİA, 3/463

5- Ebu Hamid ibni Merzuk, Beraet’ul Eş’ariyyin min Akaid’il Muhalifin, 1/109-110; Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 10/599; Bağdatlı İsmail Paşa, Hediyyet’ul Arifin, 2/498

6- Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 10/599; Bağdatlı İsmail Paşa, Hediyyet’ul Arifin, 2/498

7- İbni Teymiyye, Mecma'ul Fetava, 5/24, 5/412-413

8- İbni Teymiyye, Mecma'ul Fetava, 5/24

Bağdatlı İsmail Paşa, İbni Ebu Şeybe’ye atfen Kitab’ur Red ala men Redde ala Ebi Hanife adlı eseri zikretmiştir. Bilindiği gibi İbni Ebu Şeybe’nin Musannef’inde “Ebu Hanife’ye Red” başlığı altında müstakil bir bölüm bulunmaktadır. Bu yüzden söz konusu eserin yanlış atfedilmiş veya yazılmış olma ihtimali yüksektir, bkz. Bağdatlı İsmail Paşa, Hediyyet’ul Arifin, 1/440

9- Ebu Hamid ibni Merzuk, Beraet’ul Eş’ariyyin min Akaid’il Muhalifin, 1/110; Muhammed Ebu Bekr ibni Ali vd., İstidrakat ala Tarihi Türas’il Arabi, 3/57; Zirikli, A’lam, 6/34; Raşit Küçük, “Muhammed b. Eslem”, DİA, 30/528

10- Zirikli, A’lam, 6/34; Raşit Küçük, “Muhammed b. Eslem”, DİA, 30/528

11- İbni Hacer, Tehzib’ut Tehzib, 3/142; Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 12/250; Bağdatlı İsmail Paşa, Hediyyet’ul Arifin, 1/345

12- Katib Çelebi, Keşf’uz Zünun, 2/1426, Necm Abd’ur Rahman Halef, İstidrakat ala Tarihi Türas’il Arabi, 4/144

13- İbni Ebu Ya’la, Tabakat’ul Hanabile, 1/196

14- İbni Ferhun, ed-Dibac’ul Müzheb, 2/171; Ali Bakkal, “İbn Sahnun”, DİA, 20/302

15- İbni Ferhun, ed-Dibac’ul Müzheb, 2/171; Ali Bakkal, “İbn Sahnun”, DİA, 20/301

16- İbni Ferhun, ed-Dibac’ul Müzheb, 2/171; Ali Bakkal, “İbn Sahnun”, DİA, 20/302

17- İbni Ferhun, ed-Dibac’ul Müzheb, 2/71; Ali Bakkal, “İbn Sahnun”, DİA, 20/302

18- İbni Ferhun, ed-Dibac’ulMüzheb, 2/164

19- İbni Ferhun, ed-Dibac’ul Müzheb, 2/165

20- İbni Teymiyye, Mecma'ul Fetava, 5/24

21- Kettani, Hadis Literatürü, 31; İbni Teymiyye, Mecma'ul Fetava, 5/412-413

22- İbni Hacer, Tehzib’ut Tehzib, 4/170

23- İbni Teymiyye, Mecma'ul Fetava, 5/24; Kettani, Hadis Literatürü, 31

24- Necm Abd’ur Rahman Halef, İstidrakat ala Tarihi Türas’il Arabi, 4/372; Zehebi, Siyeru A’lami’n Nubela, 13/183; Kettani, Hadis Literatürü, 34, dn.12

25- İbni Ferhun, ed-Dibac’ul Müzheb, 2/144

26- Muhammed Ebu Bekr ibni Ali vd., İstidrakat ala Tarihi Türas’il Arabi, 3/74

27- Necm Abd’ur Rahman Halef, İstidrakat ala Tarihi Türas’il Arabi, 4/412; Muhammed Ebu Bekr ibni Ali vd., İstidrakat ala Tarihi Türas’il Arabi, 3/75; Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 13/402; Kettani, Hadis Literatürü, 34, dn. 12

28- İbni Ferhun, ed-Dibac’ul Müzheb, 1/289; Alican Tatlı, “Cehdami”, DİA, 7/225.

Bu kişi fıkıhta İmamiyye Mezhebi’nin kurucusu olarak bilinen Muhammed ibni el-Hasen (ö. 290/903) olabileceği gibi Ebu Hanife’nin öğrencisi Muhammed ibn'ul Hasen eş-Şeybani (ö. 189/805) olması da mümkündür.

30- İbni Ferhun, ed-Dibac’ul Müzheb, 1/289; Alican Tatlı, “Cehdami”, DİA, 7/225

31- Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 13/431

32- İbni Teymiyye, Mecma'ul Fetava, 5/413; Bağdatlı İsmail Paşa, Hediyyet’ul Arifin, 1/264; Muhammed Ebu Bekr ibni Ali vd., İstidrakat ala Tarihi Türas’il Arabi, 3/79

33- İbni Ferhun, ed-Dibac’ul Müzheb, 2/355

34- İbni Ferhun, ed-Dibaca'ul Müzheb, 2/355

35- Necm Abd’ur Rahman Halef, İstidrakat ala Tarihi Türas’il Arabi, 4/420; Katib Çelebi, Keşf’uz Zünun, 2/1425; Bağdatlı İsmail Paşa, Hediyyet’ul Arifin, 1/333; Muhammed Ebu Bekr ibni Ali vd., İstidrakat ala Tarihi Türas’il Arabi, 3/82; Kettani, Hadis Literatürü, 34, dn. 12

36- İbni Teymiyye, Mecma'ul Fetava, 17/223

37- Katib Çelebi, Keşf’uz Zünun, 2/1426; Kettani, Hadis Literatürü, 33, dn. 12

38- Muhammed Ebu Bekr ibni Ali vd., İstidrakat ala Tarihi Türas’il Arabi, 3/99

39- İbni Ebu Ya’la, Tabakat’ul Hanabile, 2/55; Zirikli, A’lam, 3/324; İbni Teymiyye, Mecma'ul Fetava, 5/52, 5/413; Katib Çelebi, Keşf’uz Zünun, 1/838; Bağdatlı İsmail Paşa, Hediyyet’ul Arifin, 1/513; Kettani, Hadis Literatürü, 32

40- İbni Ebu Ya’la, Tabakat’ul Hanabile, 2/55; Zirikli, Zirikli, A’lam, 3/324
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 959
  • Değerlendirme Puanı: +15/-0
Ynt: Selefin Reddiye Amaçlı Yazdığı Eserler
« Yanıtla #1 : 20.02.2016, 22:13 »
2. GÜNÜMÜZE ULAŞAN RED LİTERATÜRÜ

Kitab’ul İman – Ebu Ubeyd Kasım ibni Sellam

Müellifin Hayatı

Ebu Ubeyd el-Kasım ibni Sellam1 Horosanlı olup Rum bir mevalinin çocuğu olarak 157/773 senesinde doğmuştur.2 Hadis ve fıkıh alanlarında alim kabul edilen Ebu Ubeyd’in, özellikle Arap dilinde otorite olduğu anlaşılmaktadır. İlk olarak ilim tahsil etmek için Basra’ya gitmiş, ardından Kufe, Merv, Samerra, Şam gibi yerleri dolaşmış3, ilmi birikimi belli bir seviyeye geldikten sonra yaklaşık onsekiz sene Tarsus valisi Sabit ibni Nasr zamanında Tarsus kadılığı yapmış, kadılıktan ayrıldıktan sonra tekrar Bağdat’a gelmiş4, burada Garib’ul Hadis dersleri vermesinin yanı sıra pek çok kitap telif etmiştir.5 Şerik, Süfyan ibni Uyeyne, Yezid ibni Harun, Yahya ibni Sa’id el-Kattan gibi alimlerden ilim tahsil eden Ebu Ubeyd’den Muhammed ibni Yahya el-Mervezi (ö. 252/866), el-Hasen ibni Mükrim (ö. 274/888) ve Ali ibni Abd’ul Aziz el-Beğavi (ö. 286/899) rivayet etmişlerdir.6

Çok yönlü bir alim olduğu ifade edilen Ebu Ubeydin 20den fazla telifi olup, bunlar Arap dili, Hadis, Fıkıh, akaid konularını ihtiva etmektedir.7 Ebu Davud (ö.275/889), Darekutni (ö. 385/995),

Ahmed ibni Hanbel ve İbni Kuteybe gibi alimler onun sika olduğunda hemfikirdirler.8 Bununla birlikte Kütüb-i Sitte içerisinde kendisinden nakil bulunmadığı, fakat Ebu Davud’un ondan alıntı yaptığı, İmam Buhari'nin de Halku Efal’il İbad’da ondan rivayet ettiği Zehebi tarafından kaydedilmektedir.9 Ebu Ubeyd hac için geldiği Mekkede sonradan ikamet etmeye karar vermiş ve 224/838 senesinde burada vefat etmiştir.10

Eserin Muhtevası

Ebu Ubeydin Kitab’ul İman ve Me’alimihi ve Sünenihi ve İstikmalihi ve Derecatihi adlı eseri ilk olarak 1966 yılında bir mecmua içerisinde neşredilmiş11, ardından 1983 yılında müstakil bir kitap olarak yayınlanmıştır.12 Kitabın bu baskısının başında müellifin hayatı yer almakta, ardından mahtut nüshasından örnekler gösterilmektedir. Asıl metin zikredildikten sonra eserin konularına göre ayrıntılı bir fihrist, akabinde eserde geçen hadislerin ve mevkuf nakillerin fihristleri yer almaktadır. Dipnotlarda muhakkik, nakillerin tahriç işleminin yanı sıra mahtut nüshada yanlış olan noktaları da belirtmiştir.

Eser genel olarak sekiz konuyu ihtiva eder. İlk olarak Ebu Ubeyd iman kavramını tartışmaya açmış, tanım olarak iman’ın kalp ile tasdik, dil ile ikrar ve amelden ibaret olduğu görüşünü savunarak bu konuda ayet, hadis ve sahabe kavlinden deliller getirmiştir.13

İkinci bölümde bir önceki bölümde yer alan tanımla yakından alakası bulunan imanda istisna konusu işlenmiştir. Ehl-i Hadis’in de mutabık olduğu gibi Ebu Ubeyd’in buradaki genel kabulü kişi mü’minim diyebileceği gibi, inşaallah mü’minim de diyebilir.14

İlk iki konuyla irtibatı bulunan bir diğer mevzu da imanın artıp eksilmesi meselesidir. Ebu Ubeyd, i’tikadının doğal bir uzantısı olarak imanın kişinin yapmış olduğu amel neticesinde artıp eksilebileceğini ifade etmiştir.15

Söz konusu bölümlerde ortaya koyduğu iman tanımına binaen Ebu Ubeyd, sırasıyla, imanın amel olmaksızın söz ile olmasını yeterli görenlere ve imanın yine amel olmaksızın kalp ile olabileceğini söyleyenlere ayrı başlıklar altında cevap vermiştir. Bir sonraki başlıkta ise alimlerin bu şekilde iman tanımı yapan kişilerle bir araya gelinmemesi gerektiğini ifade eden rivayetlerine yer vermiştir.16

Ebu Ubeyd küfür ve şirk ile itham edilen bazı kişilerin gerçek manada imandan ayrılmış olmayacaklarını, pek çok çeşidi bulunan bu günahların Allah’ıın birliğine karşı olmadıkça kişiyi dinden çıkarmayacağını uzun bir şekilde açıklamış ve bunu ayet, hadis ve sahabe kavilleriyle desteklemiştir.17

Son başlık altında ise Ebu Ubeyd, bir önceki mevzu ile bağlantılı olarak, büyük günah işleyen kişilerin şirk koştukları anlamında kafir olmadıklarını, nimetlere karşı nankörlük etmek manasında kafir sayılabileceğini, bunun ise dinden çıkma anlamında bir küfür olmadığını beyan etmektedir.18

Eserinin son sayfalarında Cehmiyye, Mu’tezile, İbadiyye, Sufriyye ve Fadliyye’nin iman hakkındaki görüşlerine yer verilmektedir.19 Bu son üç fırkanın Havaric fırkasından olduğunu Ebu Ubeyd ayrıca ifade etmektedir.20

Eserin Metodu

Ehl-i Hadis’iin ayet ve hadisleri herhangi bir yoruma tabi tutmadan olduğu gibi rivayet etme prensibini bu eserde tam anlamıyla görmek mümkün değildir. Zira genel olarak Ebu Ubeyd, iman kavramını bütün yönleriyle ele aldığı söz konusu eserinde delil olarak kullandığı ayet ve hadislerin öncesi ve sonrasında bunların nasıl anlaşıldığı ve anlaşılması gerektiğine yönelik izahları bulunmaktadır. (...)

Ebu Ubeyd’in konuya dair delilleri ayet, hadis, alimlerin kavilleri ve Arap dilinden teşekkül etmektedir.21 Buna eserin henüz başarında amelin imandan olduğuna dair açıklamasında tarihi bir vakıayı kullanması da eklenebilir. Ebu Ubeyd Mekke döneminde İslam’a giren insanlara herhangi bir yükümlülük verilmediğini belirtmekte, bunun çeşitli nedenlerini sıralamasının akabinde de Medine’ye hicret edildikten sonra pek çok şeyin yapılması veya yapılmamasıyla, inanan insanların mükellef tutulduklarını ifade etmektedir. Bunun da iman noktasından hareketle emirleri yapıp nehiylerden kaçınmanın mü’min olmanın gerektirdiği emir ve nehiyler olduğuna işaret etmektedir. Buradan imanın tedricen tekamüle erdiği sonucu çıkarılmaktadır. Bu durum, Ebu Ubeyd’e göre amelin imandan olduğunu gösteren en bariz delildir.22

Eserde yer alan tüm konular bir önceki başlık altında zikredildiği gibi birbiriyle bağlantılı ve hepsindeki ortak nokta amelin imandan bir cüz olmasıyla ilintilidir. İmanın artması ve eksilmesi, büyük günah işleyenlerin mümin olup olmayacağı meseleleri ameli imandan bir cüz olarak saymanın neticesine göre değişkenlik arz etmektedir. Ameli imandan sayan Haricilerin, günah işleyenlerin küfür içerisinde olduklarına inanmaları, ameli imandan sayıp terki durumunun küfrü gerektirmesi sebebiyledir. Ehl-i Hadis’in öncü simalarından sayılan Ebu Ubeyd ise bu duruma düşmemek için küfür ve iman kavramlarını tanımlama ihtiyacı hissetmekte, küfrün iki çeşit olduğuna ve yine imanın da farklı algılanabileceğine yönelik belki de mecburi olarak Arap konuşma dilindeki incelikleri kullanmaktadır. “Bir kimse şunu yaparsa bizden değildir”, “mü’min kötülük yapmaz”, “kişi şunu yaptığında bunu mü’min olarak yapmaz” gibi bazı hadislerin23 anlaşılması hususunda ortaya çıkan problemde, bir kişi iman ismini taşıyıp da mü’min olmadığı nasıl söylenir sorusuna şu şekilde cevap vermektedir: Buna şöyle denir: “bunun Arap dilinde bolca kullanıldığı inkar edilemez, işçi yaptığı işi düzgün bir şekilde yapmadığında o işi yapmamış olur. Görmez misin ki bir işçi işini iyi yapmadığında bir şey yapmadın veya yaptığı iş değildir derler. Burada kastettikleri işin iyi yapılmadığıdır, yoksa işin bizatihi kendisi değildir. Onlara göre o kişi isim olarak işçidir, fakat mükemmel anlamda işçi değildir…”

İmanı ortadan kaldıran günahlar da bu şekildedir. İmanın hakikatlerini ve vasıflarından olan dini hükümleri boşa çıkarır, bununla birlikte isimler önceden olduğu gibi devam eder, onlara mümin denir ve haklarında buna göre hüküm verilir.24

Ebu Ubeyd’in eserindeki bölümlerin her birinin bir gruba reddiye amacıyla yazıldığı söylenebilir. İlk başlık olan imanın derecelendirmesi kısmının altında imanın söz ve kalp ile olduğunu söyleyenleri ilim ehlinden saymakla25 birlikte onların görüşlerinin isabetli olmadığını açıklamaktadır. Burada genelde Mürcie’ye, özelde Ehl-i Rey’den kabul edilen Ebu Hanife’ye bir reddiye olması muhtemeldir. “İmandan istisna” bölümüyle bağlantılı olarak işlediği “imanda artma ve eksilmenin” ve “amelin imandan sayılmasını” öngören bölümlerin Mürcie’ye karşı bir reddiye olduğu söylenebilir. “Kalp ile tasdiki yeterli görenlere cevap” verdiği bölümün Cehmiyye’ye karşı olduğu aşikardır. “Günah işlemekle imandan çıkmış olmadığını” açıkladığı bölümün Haricilere, “büyük günah işleyenlerin durumunu” izah ettiği bölümün ise Mu’tezile ve tekrardan Haricilere bir reddiye olması muhtemeldir.

Eserde fırkaların isimleri değil, daha çok görüşleri ön plandadır. Ebu Ubeyd öncelikle görüşleri ortaya koymakta, ardından yanlış olduklarını çeşitli delillerle izah etmektedir. Bazı yerlerde birkaç karşıt görüş varsa bunları maddeler halinde zikredip, sırayla onlara cevaplar vermektedir.26 Kitabın genelinde kendini belli eden metot, Ebu Ubeyd’in söyleyeceği şeylere önceden zemin hazırlamasıdır. Bu zemini ayet ve hadislerle desteklemekte, sonrasında ise karşı tarafın görüşlerini çürütme cihetine gitmektedir.



Alıntı yapılan: dipnotlar
1- İbni Nedim, Fihrist, 112-113; İbni Sa„d, et-Tabakat, 7/355; el-Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 12/403-416; Zehebi, Siyeru A’lam’un Nubela, 10/490-509; İbni Hacer, Tehzib’ut Tehzib, 7/283-285; Zirikli, A’lam, 5/176; Zülfikar Tüccar, “Ebu Ubeyd, Kasım ibni Sellam”, DİA, 10/244-246
2- Zehebi, Siyeru A’lam’un Nubela, 10/491
3- Tüccar, “Ebu Ubeyd, Kasım ibni Sellam”, DİA, 10/244
4- el-Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 12/403
5- Zehebi, Siyeru A’lam’un Nubela, 10/492
6- el-Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 12/403
7- el-Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 12/405; Zehebi, Siyeru A’lam’un Nubela, 10/492-493

Kutlu, Ebu Ubeyd’in otuzüç eseri olduğunu tespit etmiştir. (İslam Düşüncesinde İlk Gelenekçiler, 207-208)
8- Zehebi, Siyeru A’lam’un Nubela, 10/504
9- Zehebi, Siyeru A’lam’un Nubela, 10/507
10- İbni Sa'd, et-Tabakat, 7/355; el-Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 12/416; Zehebi, Siyeru A’lam’un Nubela, 10/507
11- Söz konusu eserin ihtiva ettiği dört risale sırasıyla şunlardır; İbni Ebu Şeybe, el-İman; Ebu Ubeyd, el-İman; Ebu Hayseme, el-İlm; el-Hatib el-Bağdadi, İktiza’ul İlm'ul Amel. Çalışmamıza konu edindiğimiz eser 47-102 sayfaları arasında yer almaktadır.
12- Bu eser hakkında, Jerome Meric Pessagno 1973 yılında Yale Üniversitesi’nde Kitab’ul İman üzerine bir doktora tezi yapmıştır. Söz konusu çalışma bir giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde iman kavramını Kur’an’da ve iki teolojik hareket olan Havaric ve Mürcie’de nasıl göründüğünden karşılaştırmalı olarak bahsedilmektedir. İkinci bölüm tamamıyla Kitab’ul İman’ın tercümesinden meydana gelmektedir. Üçüncü bölüm ise tercüme edilen metin üzerinde yazarın yorumlarını ihtiva etmektedir.

Ayrıca Ebu Ubeyd’in eseri, Sönmez Kutlu tarafından Türkçeye tercüme edilmiştir.
13- Ebu Ubeyd, İman, 9-19
14- Ebu Ubeyd, İman, 20-23
15- Ebu Ubeyd, İman, 24-26
16- Ebu Ubeyd, İman, 27-35
17- Ebu Ubeyd, İman, 36-47
18- Ebu Ubeyd, İman, 48-51
19- Ebu Ubeyd, İman, 50
20- Ebu Ubeyd, İman, 50
21- Ebu Ubeyd, İman, 49
22- Ebu Ubeyd, İman, 10-11
23- Ebu Ubeyd, İman, 36-38
24- Ebu Ubeyd, İman, 41
25- Ebu Ubeyd, İman, 9-10
26- Ebu Ubeyd, İman, 24-25, 36-37, 39-41
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 959
  • Değerlendirme Puanı: +15/-0
Ynt: Selefin Reddiye Amaçlı Yazdığı Eserler
« Yanıtla #2 : 21.02.2016, 15:16 »

Müellifin Hayatı

Abd’ul Aziz ibni Yahya el-Kinani’nin1 doğum yeri Mekke olmakla birlikte doğum tarihi belli değildir. Süfyan es-Sevri (ö. 161/777), Abdullah ibni M’az es-San’ani (ö. 190/805), Mervan ibni Mu’aviye (ö. 193/811), Selim ibni Mesleme el-Mekki ve Hişam ibni Süleyman el-Mahzumi gibi alimlerden ilim tahsil etmiştir.2 İmam Şafii’den (ö. 204/820) fıkıh dersleri almış, kendisiyle birlikte Yemen’e gitmiştir. Yemen dönüşünde Me’mun’un hilafet yıllarında Halk’ul Kur’an meselesiyle alakalı olarak Kitab’ul Hide (Hayde) adlı eserinde belirttiği üzere insanların Bişr ibni Gıyas el-Merisi (ö. 218/833)’nin sözünü kabule zorlanmaları, buna muhalif görüşler ileri sürmenin yasaklanması kendisini rahatsız ettiği için Bağdad’a gelmiş ve burada Kur’an’ın mahluk olmadığını söylemenin resmen yasak olduğu mihne döneminde görüşünü açıkça dile getirmekten çekinmemiştir.3 Yine aynı eserinde Kur’an’ın mahluk olmadığı görüşünü ne şekilde insanlara anlatacağını ve Halife Me’mun’un karşısına katli emredilmeden önce nasıl çıkacağını düşünerek, Cuma günü namaz çıkışı görüşünü yüksek sesle halka açıkladığında herkesin bir tarafa hızla uzaklaştığını anlatmaktadır. Neticede kendisini Halife Me’mun’un karşısına çıkarıp münazara isteğinin kabul edilmesini sağlamıştır.4 Münazarada karşısında Bişr ibni Gıyas el-Merisi bulunmaktadır.5 Ona karşı münazarada üstün gelmesiyle insanlar kendisinden bunu kaleme almasını istemelerinden dolayı bu eseri yazdığını, fakat pek çok şeyi kitabında anlatmadığını ifade etmektedir.6 Kinani 240/854 yılında vefat etmiştir.7

Eserin Muhtevası

Kitab’ul Hide (Hayde)’nin elimizde bulunan baskısı8 1992 yılına aittir. Çalışmada esas aldığımız bu kitap farklı nüshalarından faydalanılarak neşredilmiş, dipnotlarında nüshalar arasındaki farklara işaret edilmiştir. Bu anlamda diğer nüshalarına nazaran daha tam bir eser görünümündedir.9

Abd’ul Aziz ibni Yahya el-Kinani’nin mezkur eserinin ismi konusunda farklılıklar vardır. Bu farklılıkların olmasından onu rivayet edenlerin isimlendirdikleri sonucu çıkarılabilir. Kimi yerde Risale fi reddi… şeklinde başlayan ismi geçerken, kimi yerde de Kitab’ul Hide veya kelimenin farklı okunmasından kaynaklanan ve o şekilde listelenen Kitab’ul Hıyede veya Kitab’ul Hayde ismiyle karşılaşılır. Fakat elimizdeki tahkikli baskının üçüncü bölümünde kitaba Hide isminin Kinani tarafından verildiği açıkça ifade edilmiştir.10 “Hide” isminin verilmesinde münazara içerisinde geçen bir diyalogdan esinlenilmiş olması muhtemeldir. Buna göre; Kinani ile Bişr bir mesele üzerinde tartışırken Kinani, Bişr’den istediği cevabı alamayınca onu sorudan kaçmakla (hide) itham etmektedir. Bu kelimenin manası ona sorulduğunda, Kur’an’da, Müslümanların sünnetinde ve Arap dilinde bu kelimeye rastlanabileceğini ifade ederek tümünü zikretmektedir.11 Bunlardan ortaya çıkan sonuç, “Hide”nin sorulan soruya, onunla alakası olmayan bir cevap vererek istenilen cevabı vermekten kaçınmaktır. Kinani’nin münazaradaki genel duruma bakarak eserine bu ismi vermiş olması ihtimal dahilindedir.

Kitabın Kinani’ye aidiyeti konusunda da kesinlik yoktur. Tabakat ve tarih kitaplarında Kinani’nin el-Hide kitabı olduğu söylenmekle birlikte12, Zehebi eserin Kinani’ye nispetinin doğru olmadığını, bu iddianın uydurulmuş olabileceğini ifade etmektedir.13 Muhakkik ise gerek Zehebi’nin gerekse Sübki’nin14 konuyla ilgili açıklamalarının hakikati göstermediğini, Kinani’ye nispetinin yanlışlığına dair bir izahat yapmadıklarını ifade ederek, onlardan daha önce yaşamış olan el-Hatib el-Bağdadi ile İbni Nedim’in, eseri Kinani’ye nispet ettiklerinden hareketle bu görüşün daha sağlam olabileceğini ifade eder. Nitekim ne Zehebi ne de Sübki, Bişr ile Kinani arasında geçen münazarayı yalanlamaktadır, her ikisi de bu hadisenin tarihi bir vakıa olduğunu kabul etmektedirler.15

Kitabın farklı nüshaları mevcuttur, bu nüshaların metinlerinde de büyük bir ihtimalle ravilerinden kaynaklanan farklılıklar vardır. Bu farklılıklar metnin anlam bütünlüğünü bozacak şekilde olmamakla birlikte, düşen kelime veya kelime gruplarına rastlamak mümkündür. Bu farklılıkların olmasına, münazaranın gerçekleştirilmesinden sonra Kinani’nin, insanların yoğun ısrarlarına karşın yazdıklarını birbirlerine nakletmeleri ve naklederken dönemin şartlarının da etkisiyle bir takım delilleri kendilerinden eklemiş olabileceği görüşü de gösterilebilir.16 Eserde genel olarak yukarıda da temas edildiği gibi Halife Me’mun’un huzurunda Kinani ile Bişr arasında geçen münazarayı, müellif ayrıntılı bir şekilde nakletmektedir. Eserin başından sonuna kadar en temel mesele “Halk’ul Kur’an” meselesidir. Bu bağlamda Allah’ın sıfatları da tartışma konusu edilmiştir, hatta Kinani bu münazara içinde Kur’an ayetlerinin nasıl anlaşılması gerektiğine dair tefsir niteliğinde muhtasar bir açıklama da yapmaktadır.17

Kitapta temel olarak üç problem ele alınmaktadır. Birinci problem Kur’an (varlık anlamında) şey midir, değil midir?18 İkinci problem Allah’ın ilmi meselesidir.19 Üçüncü problem ise ceale kelimesinin halaka kelimesiyle her zaman aynı manayı taşıyıp taşımadığıdır.20

Eserin son bölümünde “Halk’ul Kur’an” meselesi akli deliller ve Arap dili açısından ele alınmaktadır.21 Gözden geçirilen iki nüshada bulunmayan bir bölüm elimizdeki tahkikli nüshada mevcuttur. Bu bölüm “itizar” bölümü olarak isimlendirilmiştir.22 Söz konusu bölümün telif sebebi, Kinani ile Bişr arasındaki münazara sona erdikten sonra insanların yazıya geçirilen söz konusu kitabı elden ele dolaştırmaları ve Halife Memun’un yanında bulunanların da halifeyi Kinani’ye karşı doldurmalarıdır. Onlara göre Kinani halifeden bahsederken övgü ifadeleri kullanmamış, diğer insanlara nasıl hitap ediyorsa ona da o şekilde hitap etmiş ve onları nasıl yendiğini anlatmış. Bunun üzerine tekrar halifenin emriyle huzuruna getirilen Kinani, yanlış anlaşılmasının bir sebebi olarak bu bölümde özrünü beyan etmiştir.

Eserin Metodu

Münazara kitap haline getirilirken bir konu tasnifine tabi tutulmamış, aksine başından sonuna orada geçen her bir hadise sırasıyla nakledilmiştir. Bu durumda Kinani’nin münazaradaki metodunun ne olduğunun sorgulanmasını gerekmektedir. Münazaranın başında Abd’ul Aziz ibni Yahya el-Kinani, Halife Me’mun’a herhangi bir te’vil ve tefsir olmamasını, sadece Kur’an ayetleriyle ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Sünneti’yle tartışılmasını, onları da herhangi bir yoruma tabi tutmadan nakledilmesini şart koşmaktadır. Bunu da: Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e ve sizden olan Ulu’l Emr’e (idarecilere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız onu Allah’a ve Rasule götürün; bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.23 ayetine dayanarak söylemektedir, dolayısıyla tartışmada ne tefsir ne de te’vil olacaktır.24

Bununla Kinani hakikate ulaşmada kat’i delillere sadık kalmak gerektiğine işaret etmektedir. Dini bir konuda tartışırken en önemli deliller tabii olarak o dinin en kat’i delilleri olan Kur’an ayetleri ve Rasulullah’ın sözleridir. Bunlara ilave edilecek bir bilgi kişiye ait olan ve başkalarını kendine bağlayıcı kılmayan bilgilerdir. Fakat bu durum zikredilen delilleri anlamadan serdetmek manasını ortaya çıkarmaz, aksine onların daha iyi anlaşıldığının bir göstergesi olduğuna işaret eder.

Her ne kadar Kinani ayetlerin yanında hadislere de dayanacağını münazara başında belirtmiş ise de sadece eserde bir hadisin geçtiği tespit edilebilmiştir, bu hadis de; ‘Şüphesiz Allah’ın doksan dokuz ismi vardır, kim bunları sayarsa Cennet’e girer’25 hadisidir. Hadisleri de Kur’an ayetleri gibi olmadığından dolayı kullanmamaktadır. Zira bir yerde ne te’vil ve tefsir, ne de hadis kullanılacağını söylemektedir.26

Ehl-i Hadis’in vasıflarından biri olan “Kur’an ve Sünnet’te olmayan şeylerden kaçınma” prensibi Kinani’nin münazarasında da kendini göstermektedir. Kinani, Kur’an ve Sünnet’te olmayan meseleler (farazi meseleler) hakkında konuşmanın bir anlamı olmadığı görüşündedir. Bununla ilgili açık bir şekilde farazi meselelere dair görüşünü görebileceğimiz örnek aşağıda gelmektedir:

Bişr bana dedi ki: “Sana Allah’ın ilmi konusunda tartışan iki kişi gelseydi ve boşama üzerine yeminleşip biri Allah’ın ilminin Allah olduğuna, diğeri Allah’ın ilminin O'nun dışında olduğuna yemin etse ve senden yeminleri konusunda fetva isteseler cevabın ne olurdu?” “Sorularına cevap vermez, o ikisini bilgisizlikleriyle bırakır ve cevap vermeden oradan ayrılırdım” dedim. Bişr ise: “Eğer bildiğini iddia ediyorsan cevap vermen ve o ikisini yeminlerinden çıkarman gerekir, yoksa sen ve o ikisi cahillikte eşitsiniz demektir” dedi. Bunun üzerine Abd’ul Aziz Bişr’e: “Veya Allah’ın Kitabı’nda ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Sünneti’nde bulamadığım mesele hakkında bana soru soran herkese cevap vermeliyim öyle mi? Soran cahillik etmiş, yemin eden ahmaklık etmiştir”diye karşılık verdi. Bişr ise: “Sorusuna cevap vermen ve onları yeminlerinden çıkarman gerekir, her bir meselenin cevabı vardır” dedi. Abd’ul Aziz bu söz üzerine: “bunu Allah’ın Kitabın’dan veya Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Sünneti’nden veya ilim ehlinin kavlinden mi söylüyorsun?” deyince Bişr: “bu tüm halkın şüphe duymaksızın söylediği şeydir” diye karşılık verdi. Abd’ul Aziz ise: “bu cahillerin sözüdür, alimlerin tamamı bu konuda sana muhalefet ediyor ve seni eleştiriyorlar” dedi. “Bu diyenin cahilliğidir” demesinin akabinde şöyle devam etti: “Sonra Me’mun’a yöneldim: Ey mü’minlerim emiri, Bişr’in ne dediğini duydunuz mu? Bana bir mesele soran, fetva isteyen ve yemininden çıkarılmak istenen kişiye Kur’an’da ve Sünnet’te bulamadığım halde cevap vermem gerekiyormuş” dedim.27

Bu tartışmanın devamında Kinani Bişr’in sorusuna benzer pek çok mesele ortaya koyup, bunlara cevap vermenin yersiz olduğunu anlatmaya çalışmıştır.28 Kinani’nin münazarada başvurduğu bir metot da muhalifinin delil olarak getirdiği şeyi ona karşı kullanmasıdır. Hıfzının çok iyi olduğu, münazara sırasında konuyla alakalı pek çok ayeti delil olarak sunmasından anlaşılan Kinani, Bişr el-Merisi’ye karşı ilk mesele olan Kur’an’ın şey olup olmadığı konusunda ona şu şekilde argüman geliştirmektedir:

…Şöyle dedim: “Ey Bişr sen iddia etmiyor musun: Herşeyin yaratıcısıdır29 lafzı dışında bir şey olmaz, çünkü külli kelimesi hiç birşeyi dışarıda bırakmayacak şekilde kapsar, herşey ona dahildir?” Bişr: “Öyle söyledim ve o şekilde söylüyorum. Aynı şekilde o [Kur’an] da yaratılanlar arasındadır, senin konuşmanı uzatmanla ve hezeyanınla bundan [görüşümden] dönecek değilim” dedi. Ben de: “Ey Mü’minlerin emiri, buna şahid olun” deyince, Me’mun: “ben buna şahidim, ne istiyorsan konuş” diye mukabele etti.

Abd’ul Aziz şöyle devam etti: “Sonra ona döndüm: Ey Bişr, Allah (azze ve celle): ‘seni nefsim için seçtim’30 buyurmaktadır. Yine başka bir yerde ‘Allah sizi kendisine (nefs) karşı uyarır’31 buyurmaktadır. Başka bir ayette ’O, merhamet etmeyi nefsine farz kıldı, elbette varlığında şüphe olmayan Kıyamet Günü’nde sizi bir araya getirecektir’32 buyurmaktadır. Başka bir ayette ‘Allah kendi üzerine (nefs) rahmeti yazdı, sizden kim cahillikle bir kabahat işler, ardından da tevbe ederse...’33 buyurmaktadır. Ve yine şöyle demektedir ki ‘Sen benim içimdekini bilirsin ben Sen’in zatındakini (nefs) bilmem, şüphesiz ki yalnızca Sen gaybları bilirsin.’34 Bunlar gibi Kitabı’nın pek çok yerinde Allah nefs olduğunu haber vermektedir. Ey Bişr bütün bu haberlerde bize aktarıldığı gibi Allah nefs midir?” Bişr “evet” dedi. Bunun üzerine: “Ey Mü’minlerin emiri şahid olun, Allah’ın nefsi olduğunu ikrar etti” dedim. Mem’un da “Evet, ne söylediğini duydum ve şahit oldum” dedi. Abd’ul Aziz, Bişr’e: “Allah buyuruyor ki: ‘Her nefis ölümü tadacaktır.’35 Diyebilir misin ki alemlerin rabbinin nefsi de ölümü tadacak olan bu nefislerin içine dahildir?” diye soru yöneltince, Me’mun en yüksek sesiyle, korkutucu bir sesle “maazallah, maazallah, maazallah” diye bağırdı. Ben de sesimi yükselterek: “öyleyse maazallah tıpkı nefsinin ölecek olan nefislere dahil olması gibi Allah’ın kelamı yaratılmış olan şeylerin içine dahil olsun. Onun kelamı, ölümlü nefislerin onun nefsinin dışında olması gibi, yaratılmış olan şeylerin dışındadır” dedim.36


 

Alıntı yapılan: dipnotlar
* Kendisinden alıntıda bulunduğumuz akademisyenin de kısmen değindiği iki husus da daha açıklayıcı bilgiler vermek adına şu bilgileri okuyucu ile paylaşmak istiyoruz.

İlk olarak eserin Kinani’ye aidiyeti kanaati pekişmekle beraber bu mevzu ile alakalı tartışmanın detayları için şu eserlere başvurulabilinir:

İbni Nedim,  el-Fihrist, 236; Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 10/449; Zehebi, Mizan’ul İ’tidal fi Nakd’ir Rical, 3/353; Taceddin es-Subki, Tabakat’uş Şafiiyyet’il Kübra, 2/145; Ömer Rıza Kehhale, Mu’cem’ul Müellifin, 4/263; İmad İsmail Halil en-Neimi, “Diraset’ün fi Kitab’il Haydeti li İmam Abd’ul Aziz el-Kinani” el-Müerrih’ul Arabi Dergisi, Bağdad 1988, Sayı. 36, s. 182; Cemil Saliba, Kitab’ul Hayde, Mukaddime, 23

Bilgi vermeyi uygun gördüğümüz bir diğer husus da kitabın orijinal ismi olan “el-Hayde ve’ntisar’il Menhec es-Selefi” yahut “el-Hayde ve'l İ'tizar fi'l Redd ala men Kale bi Halk'ul Kur'an” sözünde geçen ‘Hayde’, ‘Hıde’ vb., şekillerde okunan kelimeye ve kelimenin manasına yöneliktir. EL-HAYDE BAĞLAMINDA HALKU’L-KUR’AN TARTIŞMALARI, başlıklı bir makalede isim mevzusu şu şekilde ifade edilmiştir:

“...Tartışmanın seyrinin bu noktadan itibaren “şey” kavramından,  Allah’ın ilmi meselesine yöneldiğini görmekteyiz. Böylelikle tartışmada dikkat çeken ikinci temel nokta olarak  Allah’ın ilmi meselesi karşımıza çıkmaktadır. Bu konu çerçevesinde Kinani’nin, muhatabına Allah’ın ilminin mahluk olup-olmadığı sorusunu yönelttiğini görüyoruz. Bu soruya karşılık Bişr, sorudaki zorluğu gördüğü için olsa gerek, Allah’ın cahil olmadığı şeklinde bir ifade ile cevap vermeyi tercih ediyor. (Kinani, el-Hayde, 27, 29) Kinani’ye göre, sorulan sorunun cevabı, sorulan kişinin aleyhine dönecek şekilde olduğunda o kişi soruya cevap vermek yerine, konuyu başka bir alana taşırsa, başka bir deyişle cevabı saptırırsa buna ‘hayde’ denir. Bişr’in soru karşısında yaptığı da bundan başka bir şey değildir. Bişr, sonucu gördüğü için buna kendini mecbur hissetmiştir. Çünkü Kinani’ye göre Bişr, “Allah’ın ilmi mahluktur” derse, O’nu mahlukatına benzeteceği için küfre girer, “mahluk değildir” derse, bu defa da daha önceden beri savuna geldiği düşüncelerle çelişkiye düşer. (Kinani, el-Hayde, 30) Bu nedenle Bişr, direkt cevap vermekten kaçınarak Allah’ın cahil olmadığını ifade etmiştir. (Kinani, el-Hayde, 27, 29) Kinani’ye göre, sorunun direk cevabı bu olmamakla birlikte, aslında cehaletin nefyedilmesi, ilmin ispat edilmesi olarak değerlendirilebilir. (Kinani, el-Hayde, 30) Nitekim ona göre, Allah’ın ilmi, mahluk değildir. Aynı şekilde Allah’ın kelamı da bütün mahlukatın dışında olup, mahlukata dahil değildir. (Kinani, el-Hayde, 30)”

İlginç bir anekdot olarak aynı makalede Bişr el-Merisi’nin sorusuna kaçamak cevap vermek için soruyla karşılık veren Kinani’nin de daha sonra hayde yaptığı tespitine yer verilmiştir.

Kinani'e ait bu kitapda yer verilen bilgiler doğrultusunda, Bişr el-Merisi’nin münazarayı kaybettiği ve Kinani’nin Me’mun’un takdirini kazandığı ortaya çıkmıştır. Kinani’nin münazarayı kazanması, Bişr el-Merisi’nin münazarayı kaybetmesi ve Kinani’nin Me’mun’un takdirini kazanmış olmasına rağmen, Halk’ul Kur’an ve Mihne siyasetinin devam etmiş olması da ilginç bir o kadar da karmaşıktır. Kinani (rahimehullah) ayrıldıktan sonra Bişr'in bir şekilde Abdullah Me'mun'u ikna etmiş olması muhtemeldir vallahu A'lim!..

1- el-Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 10/449-450; İbni Nedim, Fihrist, 1/275; Sübki, Tabakatu’ş-Şafiiyyeti’l-Kübra, 2/144-145; İbni Hacer, Tehzib’ut Tehzib, 6/323; Zirikli, A’lam, 5/176; Mehmet Erdoğan, “Kinani, Abdülaziz b. Yahya”, DİA, 26/32
2- el-Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 10/449
3- Kinani, Kitab’ul Hide, 3, 5 [147-148]; el-Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 10/449-450; İbni Hacer, Tehzib’ut Tehzib, 6/363 – 364
4- Kinani, Kitab’ul Hide, 5-8 [148-152]
5- Tabakat kitaplarında da bu hadisenin gerçekliği rivayet edilmektedir; bkz. İbni Hacer, Tehzib’ut Tehzib, 6/324; Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 11/170
6- Kinani, Kitab’ul Hide, 147-148 [232]
7- Mehmet Erdoğan, “Kinani, Abdülaziz b. Yahya”, DİA, 26/32
8- Daru Sadr, Beyrut, 1992, 2. bsk
9- Başka bir tahkikli nüsha, Abd’ul Aziz ibni Yahya ibni Abd’ul Aziz el-Kinani, Kitab’ul Hayde ve’l İ’tizar fi’r Reddi ala men kale bi Halk’il Kur’an, Mektebet’ul Ulum ve’l Hikem: Medine, 2001

Süleymaniye Kütüphanesi’nde farklı isimler altında birkaç nüshası bulunmaktadır, bunlar bölümleri ve demirbaş numaraları ile şöyledir:

Kitabu’l-Hıyede, Bağdatlı Vehbi, 002102, yazma (s.181 -236);
Risale fi reddi kavli Bişr el-Merisi fi Halk’il Kur’an, Fatih, 003139, yazma (s. 157-168);
el-Hıyede, İzmirli İsmail Hakkı, 000885, (s. 146 - 234); Kitabu’l-Hıyede, Mihrişah Sultan, 000335, yazma (s.161-192);
Münazaratü Abd’ul Aziz ma’a Bişr el-Merisi fi Halk’il Kur’an, Yeni Cami, 001190, yazma (s.327-379)

Eserle ilgili Türkçe çalışmalar da vardır. Muammer Esen’in Kelamullah Tartışmaları ve Hayde adlı çalışmasının baş tarafında giriş mahiyetinde ilgili dönem “Kelamullah” tartışmaları ekseninde ele alınmış ve akabinde eserin tamamının tercümesine yer verilmiştir. Fakat burada hangi nüshanın veya baskının esas alındığına dair bir bilgi yoktur. Muhtemelen Süleymaniye Kütüphanesi, İzmirli İsmail Hakkı bölümünde matbu halde bulunan nüsha esas alınmıştır. Bu yüzden esas aldığımız baskıda bulunan üçüncü bölüm, yani “İ’tizar bölümü” bu tercüme içerisinde yer almamıştır. Bunun dışında Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde birbirinin devamı niteliğinde iki adet lisans tezi bulunmaktadır (001162-001163). Bu tezlerde de eser “el-Hide” olarak isimlendirilmiştir. Eser hakkında bir de Arapça makale vardır. Ammad İsmail Halil en-Nuaymi tarafından yazılan makale Müerrih’ul Arabi dergisinin 1988 tarihli 36. sayısında 181-193 sayfaları arasında yayınlanmıştır.

10- Kinani, Kitab’ul Hide, 150
11- Kinani, Kitab’ul Hide, 52-54 [179-182]
12- İbni Kesir, el-Bidaye ve’n Nihaye, 10/337; İbni Hacer, Tehzib’ut Tehzib, 6/364; el-Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 10/449; İbni Teymiyye, Mecma'ul Fetava, 5/24
13- Zehebi, Mizan’ul İ’tidal, 2/639
14- Sübki, Tabakat’uş Şafiiyyet’il Kübra, 2/5
15- Kinani, Kitab’ul Hide, (naşrin mukaddimesi), 17-18
16- Kinani, Kitab’ul Hide, (naşrin mukaddimesi), 19-20
17- Kitab’ul Hide, (Umum-husus meselesi) 72-82 ve (mufassal [dinleyen kişnin, kelime haber verildiğinde başka bir kelimeyle açıklanmasına ihtiyaç duymaksızın anlaması 102] ve (muvassal [muhatabın karşısındaki kişiye kastettiği manayı, kelimeden sonraki bir kelimeyle açıklamadan anlayamaması 103] ayırımı; 101-122 [196-198 (24-27)]
18- Kinani, Kitab’ul Hide, 28-52 [164-182 (10-18)]
19- Kinani, Kitab’ul Hide, 55-82 [182-198 (18-27)]
20- Kinani, Kitab’ul Hide, 82-101 [198-224 (28-35)]
21- Kinani, Kitab’ul Hide, 125-140 [225-233 (43-46)]
22- Kinani, Kitab’ul Hide, 146-226
23- en-Nisa 4/59
24- Kinani, Kitab’ul Hide, 25-26
25- Kinani, Kitab’ul Hide, 32; Buhari, Tevhid, #12, Şurut, #18; Tirmizi, Da’avat, #83; Ahmed ibni Hanbel, 2/258, 267, 314, 427, 499, 503, 516; Hakim, Müstedrek, “İman”, #42
26- Kinani, Kitab’ul Hide, 27
Süleymaniye deki baskısında hadis kelimesi geçmemektedir. Ayrıca Muammer Esen’in tercümesinde de bu kelime mevcut değildir, bkz. Kelamullah Tartışmaları ve el-Hayde, 54
27- Kinani, Kitab’ul Hide, 63-64
28- Kinani, Kitab’ul Hide, 64-66 [189-193]
29- el-En’am 6/102; er-Ra’d 13/16; ez-Zümer 39/62; el-Mü’min 40/62
30- Ta-Ha 20/41
31- el-Al-i İmran 3/30
32- el-En’am 6/12
33- el-En’am 6/54
34- el-Ma’ide 5/116
35- el-Enbiya 21/35; el-Ankebut 29/57
36- Kinani, Kitab’ul Hide, 70-72
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 959
  • Değerlendirme Puanı: +15/-0
Ynt: Selefin Reddiye Amaçlı Yazdığı Eserler
« Yanıtla #3 : 22.02.2016, 02:43 »

Müellifin Hayatı

Ahmed ibni Muhammed ibni Hanbel hicri 164/780 yılında Bağdat’ta doğmuştur.1 Kur’an hıfzını tamamlayıp Bağdatlı bazı alimlerden gramer dersleri aldıktan sonra onbeş yaşında hadis dersi almaya başlamıştır. Hadis ve fıkıh hocaları arasında Hüşeym ibni Beşir (ö. 183/799), Süfyan ibni Uyeyne (ö. 198/813-814), Yahya ibni Sa’id el-Kattan (ö. 198/813-814), Abd’ur Rahman ibni Mehdi (ö. 198/813-814), İmam Şafii (ö. 204/820) ve Abd’ur Rezzak ibni Hemmam (ö. 211/826-827) gibi alimler bulunmaktadır. İmam Şafii’den fıkıh ve usul-i fıkh öğrenmiştir, en çok rivayet aldığı hocası ise Veki ibni Cerrah (ö. 197/812)’tır.2

Kendisinden rivayet eden öğrencileri arasında meşhur olanları Yahya ibni Ma’in (ö. 233/847), Ali ibn'ul Medini (ö. 234/848-849), Müslim ibni Haccac (ö. 261/875), Ebu Zür’a er-Razi (ö. 264/878), Ebu Davud es-Sicistani (ö. 275/889), Tirmizi (ö. 279/892), ve Nesai (ö. 303/915)’dir. Ahmed ibni Hanbel hadis öğrenimi için Kufe, Basra, Mekke, Medine, Dımaşk, Yemen, Halep ve Cezire'ye seyahat etmiştir.3

Döneminin Bağdat’taki en önemli üç muhaddisinden biri sayılan4 Ahmed ibni Hanbel’in yedi yüz bin hadis ezberlediği, İmam Şafii’nin zaman zaman kendisine bazı meseleler hakkında hadis rivayeti almaya geldiği nakledilmektedir.5 Hadisçiliğinin yanında fıkıhta da otorite kabul edilen Ahmed ibni Hanbel’in kendisine nispet edilen bir mezhebi de vardır, görüşlerini her ne kadar kendisi bir arada telif etmiş olmasa da, öğrencilerinden Ebu Bekir el-Hallal bir araya getirerek bu mezhebin oluşturulmasına büyük bir katkı sağlamıştır.6

Ahmed ibni Hanbel "Mihne" hadisesinde Kur’an’ın mahluk olmadığı sözünden dolayı dönemin halifesi Me’mun tarafından hapsedilmiş ve işkencelere maruz kalmış, fakat görüşünden geri adım atmamıştır.7 Ali ibn'ul Medini, onu Ebu Bekir (radiyallahu anh) ile kıyaslayarak dönemlerinde çıkan önemli hadiselerin karşısında sebatla durmaları sayesinde dinin ayakta kaldığına işaret etmektedir.8

Ahmed ibni Hanbel 241/855 senesinin Rebi’ul Ahir ayında yetmişyedi yaşında vefat etmiştir.9

Eserin Muhtevası

Farklı baskıları mevcut olmakla birlikte10 çalışmada esas aldığımız baskısı 2005 yılında er-Red ale'z Zenadıka ve'l Cehmiyye fima Şekket fihi min Müteşabih'il Kur’an ve te-Evvelethu ala gayri Te'vilihi11 adıyla çıkmıştır.

Kitabın ilk kısmı muhakkik Acmi’nin araştırmasına ayrılmıştır. Burada Acmi, Ahmed ibni Hanbel’in kısa hal tercemesine, Zenadıka ve Cehmiyye ibarelerinin açıklanmasına ve Cehmiyye hakkında Ehl-i Sünnet alimlerinin çalışmalarına temas etmiştir. Araştırmasının ikinci kısmı ise söz konusu kitabın ismi, müellifine nispeti ve kitabın ana mevzuları ile kitabı tahkikte nelerin esas alındığına hasredilmiştir.

Ahmed ibni Hanbel’in reddiyesi iki bölümde incelenebilir; ilk bölümde Zenadıka’nın inkarlarına, ikinci bölümde Cehmiyye’nin iddialarına cevaplar yer almaktadır. Bu cevapların içeriğine geçmeden önce zındıklıkla o dönemde neyin kastedildiğini kısaca belirtmek gerekmektedir. Zındık kelimesi Müslümanlar arasında ikinci yüzyıldan itibaren Kur’an’da ismi geçmeyen ve dinlerinin ne olduğu bilinmeyen Irak’taki yerli halk için kullanılırken aynı zamanda İslami düşüncesi, ahlaki davranışları, siyasi tutumu ve inancı açısından şüpheli görünen Müslümanlar için de kullanılmıştır.12 Kelime Farsça olup ahirete inanmayan ve tevhid inancı olmayanlar için kullanılan bu kelimeyi Arapların genel anlamıyla dehriler ve mülhidler için kullandıkları kaydedilmektedir.13 İbni Teymiyye de zındık kelimesinin Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanındaki münafıkları ifade ettiğini, onların Müslüman görünüp kendilerini gizlediklerini belirtmektedir.14 Bu eserde de İslam toplumunda kargaşa çıkarmak isteyen, Müslümanların en önemli ve birinci kaynağını teşkil eden ve vahiy ürünü olan Kur’an’ın içinde birbirine zıt ayetler bulunmamasına karşılık, ayetler arasında tenakuz olduğunu ileri sürenlere zındık denmiştir. Cehmiyye ile ilgili gerekli açıklama bir önceki bölümde yapılmıştır.

Birinci kısımda zenadıkanın birbirine zıt olduğunu ileri sürdüğü ayetler ele alınmış ve söz konusu ayetler arasında çelişki bulunmadığı Ahmed ibni Hanbel tarafından ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ancak bu bölümde bir konu bütünlüğü yoktur. Bu meseleler içerisinde Adem (aleyhi selam)’ın yaratılış safhası ile ilgili farklı ayetlerde15 geçen değişik lafızların Ku’an’daki tenakuza işaret ettiğine dair itirazlar; Rablerine bakacaklardır16 mealindeki ayetle, gözler onu göremez, o gözleri görür17 ayetinin birbiriyle çeliştiğine yönelik şüpheler gibi aşağıda bir kaçının tercümesine de yer verdiğimiz şekliyle Kur’an’da yirmi iki adet tenakuz olduğuna yönelik iddialara cevaplar bulunmaktadır.

Cehmiyye’ye vermiş olduğu cevap kısmına gelince, burada Ahmed ibni Hanbel çeşitli başlıklar altında konuları belirlemiş ve her birine cevap vermiştir.

Başta Cehm ibni Safvan’ın kim olduğu ve görüşlerini neye dayandırdığı ifade edilmiş, daha sonra Allah’ın sıfatları ve Halk’ul Kur’an meselesi tartışılmıştır. Cehm ibni Safvan’a tabi olanların Allah’ın ne dünyada ne de ahirette görülebileceği, O’nun iki zıt vasıfla vasıflandırılamayacağı, O’nun bir mekanda olmadığı, akılla idrak edilemeyeceği gibi bazı görüşlere sahip oldukları beyan edilmiştir.18 Cehm ibni Safvan’ın, Kur’an’ın mahluk olduğuna delil olarak Zuhruf Suresi’nin 3. ayetini19 göstermesine karşılık Ahmed ibni Hanbel, Arap diline müracaat ederek bu kelimenin yaratmak manasına delalet edecek herhangi bir karine bulunmadığını beyan ederek cevaplamıştır.20 Allah’ın görülmesinin mümkün olmadığını, bizzat En’am 103. ayette21 bunun kesin bir dille ifade edildiğinin Cehm tarafından belirtilmesi üzerine Ahmed ibni Hanbel, ayetin dünyadakiler için geçerli olduğunu, ahirette ise Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in hadisinde22 müjdelediği üzere Cennet ehlinin O’nu görebileceğini ifade etmiştir.23 Musa (aleyhi selam)’ın Allah ile konuştuğunu gösteren ayetlerde24 geçen kelam hakkında Cehm’in yaratılmış kelam olduğu yorumunu yapmasına mukabil Ahmed ibni Hanbel, mükevven (yaratılmış) olanın “Ben Allah’ım”25 demesinin sakıncalarını ortaya koyarak böyle bir şeyin muhal olduğunu izah etmiştir.26 Allah’ın arşın üzerinde olduğuna yönelik ayetler27 Cehm tarafından yorumlanmış, bunun üzerine Ahmed ibni Hanbel, çeşitli ayetleri kullanarak farklı bir yorum getirmiştir. Ona göre Allah, çeşitli pisliklerin olduğu mekanda olmaktan münezzehtir, bu tür mekanlarda Allah’ın olduğunu söylemek, şeytanların ve günahkarların mekanıyla O’nu aynı kefeye koymak demektir. Ahmed ibni Hanbel karşı argüman olarak kullanılan ayetlerde geçen “O Allah, yerde ve göktedir”28 ayetini, onlara malik olma anlamında yorumlamıştır.29 Kur’an’ın mahluk olarak indirildiğine Cehm’in bir hadisi30 delil olarak kullanması üzerine Ahmed ibni Hanbel, buradaki Kur’an’ın gelme hadisesini, ondan elde edilen sevabın gelmesi olarak anlamış ve o şekilde bir yorum getirmiştir.31 Son başlık altında ise Cennet ve Cehennem’in ebedi olmadıklarına yönelik Cehm ibni Safvan’ın akli bir takım delillerine Ahmed ibni Hanbel, konuyla ilgili gördüğü ayetlerle cevap vermiş ve onların ebedi olduklarını ispata çalışmıştır.32

Eserin Metodu

Ahmed ibni Hanbel’in bu eserinde senedli bilgiler yer almamakta, bir hadis kitabından ziyade risale şeklinde olup, diyalog halinde meselelerin tartışıldığı akaidi bir eser niteliğinde soru ve cevaplardan oluşmaktadır. Yukarıda da ifade edildiği gibi eser iki bölüm olup ilk bölümü Ahmed ibni Hanbel’in “Zenadıka” olarak isimlendirdiği kişilerin iddialarına cevaplarını içermektedir. Burada doğrudan bir muhatap olmayıp, genel ifadeler kullanılmıştır. Bu durumdan Ahmed ibni Hanbel’in zındık olarak nitelediği belli bir grubun bu görüşleri serdetmesinden ziyade, eserde zikredilen meseleleri ortaya atan kişilere zındık dediği sonucu çıkarılabilir. Zira ayetler arasında tenakuz olduğu ileri sürülen meseleler, haklarında fazla düşünülmemiş ve Kur’an da birbirine zıtmış gibi görünen ayetlerden ibarettir. Her bir meseleyi burada ele almak çalışmanın bağlamından bizleri uzaklaştıracağı için birkaç örnekle iktifa edeceğiz.

Allah bir ayetinde ‘Sizi Sekar’a (Cehennem) götüren nedir dediğinde, biz namaz kılanlardan değildik derler’33 buyururken, bir başka ayette ise ‘namaz kılanlara yazıklar olsun’34 demektedir. Daha sonra şöyle dediler: “Allah namaz kılan bir kavmi kötülemekte ve yazıklar olsun namaz kılanlara demekte, Cehennem’e giren bir kavim hakkında ise, çünkü onlar namaz kılmazlardı demektedir.” Bundan dolayı Kur’an’dan şüphe duydular ve onda çelişkili ifadeler olduğunu iddia ettiler.

Ahmed ibni Hanbel şöyle dedi: Allah, namaz kılanlara yazıklar olsun sözüyle münafıkları kastetmiştir, çünkü onlar namazlarına vakit geçene kadar aldırış etmezler, kıldıklarında da gösteriş yaparlar.35 Yani onları gördüklerinde namaz kılarlar, görmediklerinde ise namaz kılmazlar. Allah, sizi Cehennem’e götüren nedir dediğinde, biz namaz kılanlardan  değildik  derler’ buyurmakla da muhvahhid mü’minleri kastetmektedir. Zenadıka’nın hakkında şüpheye düştüğü durum budur.”36

Yukarıdaki tavır zenadıkanın Kur’an’da tenakuz olduğu iddialarına cevap verirken Ahmed ibni Hanbel’in nasıl bir yol izlediğinin en bariz örneklerinden birini teşkil eder. İlk olarak karşı tarafın iddialarına yer verip, sonra bunların nasıl anlaşılması gerektiğine dair yorumları yer almaktadır. Genelde karşı tarafın iddialarının sonunda ‘bundan dolayı Kur’an’da şüphe ettiler’, ‘Zenadıka bundan dolayı şüpheye düştü’, ‘Kur’an’da tenakuz olduğunu iddia ettiler’ gibi ibareler yer almakta, kendi açıklamasından sonra ise ‘Bu, Zenadıka’nın hakkında şüpheye düştüğü durumun tefsiridir ُ ifadesini kullanmaktadır.

Aşağıda verilecek olan örnek, Ahmed ibni Hanbel’e tenakuz olduğu yönünde sunulan ayetlerin tevilleri için baktığımız İbni Kesir, Taberi ve Kurtubi tefsirlerinde izahına rastlamadığımız yorumları barındırmaktadır. Ahmed ibni Hanbel’in bu açıklamaları da onu müfessir yönünü ön plana çıkarmaktadır, fakat bu açıklamalara nereden vakıf olduğu tespit edilememiştir.

‘Doğunun ve batının rabbi’37 ve ‘iki doğunun ve iki batının rabbi’38 ve ‘doğuların ve batıların rabbi’39 ayetlerine gelince; Kur’an’dan şüphe ettiler ve “Nasıl bu muhkem kelamdan olur?” dediler.

‘iki doğunun ve iki batının rabbi’ ayeti gece ve gündüzün eşit olduğu güne işaret eder. Allah o günün doğduğu ve battığı yere yemin etmiştir. [İbni Kesir, Feth’ul Kadir ve Taberi Tefsirleri’nde bu ayet güneşin doğduğu ve battığı yerin yani kısaca doğunun ve batının rabbi olarak açıklanmıştır.] ‘Doğunun ve batının rabbi’ ayetinde senenin en uzun gününe ve en kısa gününe' işaret eder. Allah bu ikisinin doğduğu ve battığı yere işaret etmiştir. [İbni Kesir, Rahman Suresi’nin tefsirinde bu üç ayete de değinmiştir. Bu ayeti yaz ve kışın doğuşu (başlaması) ve yaz ve kışın batışı (bitişi) olarak anlamıştır. Taberi de aynı manayı vermektedir.] ‘doğuların ve batıların rabbi’ ayetinde ise, senenin doğularına ve batılarına [yani senenin günlerine] işaret etmektedir. [İbni Kesir, semayı ve yeryüzünü yaratan, onlara doğu ve batı kılan, doğusunda görünen ve batısında kaybolan yıldızlarla süsleyendir şeklinde izah etmiştir.] Bu zenadıkanın hakkında şüpheye düştüğü durumun tefsiridir.40

Cehmiyye’nin iddialarına cevaplarını içeren ikinci bölümde ise yine soru-cevap metoduyla hareket etmektedir. Farklı olan tarafı ise daha çok akaidle ilgili konuların tartışılması ve getirilen delillerin içerisinde ayet ve hadislerin yanı sıra akli deliller ve Arap diliyle alakalı olanların yer almasıdır.

Bir münazara anlayışıyla kaleme alınan eser, cedel mantığıyla hazırlanmıştır. Önce karşı tarafın delilleri değerlendirilmekte, daha sonra ya ileri sürülen delillerdeki mantıkla karşı argümanlar getirilmekte ve muhatabın onaylaması sağlanmakta ya da muhatabın argümanları etkisiz hale getirilip karşı bir takım akli argümanlarla iddia güçlendirilmektedir.

Bu tartışmada cehmi görüşe sahip olanlarla bir diyalog içerisinde problem ele alınmaktadır. Ahmed ibni Hanbel “biz” çoğul sigasını kullanarak cevaplar vermekte, karşı tarafa ise “onlar” sigasıyla işaret etmektedir. Buradan anlaşıldığı kadarıyla Ehl-i Hadis ve Ehl-i Bidat karşı karşıya getirilmekte, bunun içerisine Cehmiyye’nin yanı sıra kendisinin ifade ettiği üzere bazı Hanefi ve Mu’tezili alimleri41 de dahil etmektedir. Diğer bir üslup tarzı olarak Ahmed ibni Hanbel karşısında bir muhatap varmış gibi konuşup, ona bir takım öğütler verircesine “Cehm böyle derse, o zaman sen de böyle de” gibi suni diyaloglar kurmuştur.

Cehmiyye’nin Allah’ın ne dünyada ne de ahirette görülebileceği iddialarına942 karşılık, ki burada ‘Gözler O’nu göremez, halbuki O gözleri görür’43 ayetini delil olarak kullanıp “Rablerine bakarlar”44 ayetindeki bakmanın beklemek manasına geldiğini ileri sürerler45, Ahmed ibni Hanbel “sizler Rabbinizi gökyüzünde dolunayı gördüğünüz gibi göreceksiniz”46 hadisini karşı delil olarak kullanmakta ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i zikrettikleri ayetin manasını bilmemekle itham ettiklerini ifade etmektedir.47 Bundan sonra Cennet ehlinin Allah’ı göreceğine dair iki hadis daha vermektedir. Bu hadisleri senedli olarak vermesine rağmen, birini doğrudan Süfyan’dan diğerini ise Sabit el-Bünani’den nakletmektedir.48 İkinci olarak kullandığı hadisin isnadı Müsned’inde tam olarak yer almaktadır.49 Delil olarak kullandığı diğer rivayet ise tabiun kavli olup Amir ibni Sa’d’a aittir.50

Ahmed ibni Hanbel’in akli deliline örnek olarak ise Allah’ı vasıflandırmanın onun tek bir ilah olmasına engel olmayacağına yönelik verdiği cevap gösterilebilir. Hurma ağacını tasvir ederek, onun bir gövdesi, lifi, yaprağı ve meyvesinin var olmasıyla birlikte tek bir ismi olduğunu, onun da bütün sıfatlarıyla beraber hurma ismini taşıdığından hareketle Allah Tea’la’nın da bütün sıfatlarıyla birlikte tek olduğunu ispata çalışmaktadır.51

Delil getirirken Ahmed ibni Hanbel’in Arap diline de müracaat ettiği görülür. Bunun en açık örneğini “Kelamullah” meselesinde, bir ayette geçen el-halak ve el-emr kelimesini açıklarken görmekteyiz. “Allah, Kur’an için “benim” demediği gibi, “benden ayrı” bir şeydir de dememiştir”52 ifadesinden sonra Ahmed ibni Hanbel, Allah’ın yarattıkları ile söyledikleri arasını ayırdığını söylemektedir. el-A’raf suresi 7/54. ayette geçen ‘yaratmak da emretmek de yalnız O’na aittir’ halaka kelimesine tüm mahlukat dahildir, daha sonra emr kelimesi gelmektedir ki, o da Allah’ın kavlidir. Bu açıklamadan sonra Allah’ın emrinin onun kavli olduğuna işaret eden ayetleri53 delil olarak sunmaktadır. Ayetlerin delil olarak sunulmasından sonra asıl meseleye dönen Ahmed ibni Hanbel, Allah’ın bir şeyi iki veya daha fazla isimle bir arada söylediğinde onları birlikte zikrettiğini (mürsel), birbirinden ayrı veya zıt şeylerden bahsediyorsa aralarını ayırdığını (munfasıl) beyan etmektedir. Mürsel olarak zikrettiğine örnek Yusuf 12/78. ayeti ve Haşr 59/23-24 ayetlerini delil göstermekte; munfasıla örnek olarak ise Tahrim 66/5. ayete ve Fatır 35/19-21. ayetlere işaret etmektedir. Varmak istediği sonuç ise el-A’raf 7/54. ayette geçen “Yaratmak da emretmek de O’na mahsustur” kavlinde halaka ve emr kelimelerinin aralarında ‘vav’ harfinin bulunması, onların ayrı şeyler olduğunun delaletidir. Bu da Allah’ın kelamının mahluk olmadığına, kelamı ile yarattıkları arasını ayırdığına işaret eder.54

 

Alıntı yapılan: dipnotlar
1- el-Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 4/412-423; İbni Ebu Ya’la, Tabakat’ul Hanabile, 1/4-20; İbni Hacer, Tehzib’ut Tehzib, 1/62-65; Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 11/177-358; İbni Sa’d, et-Tabakat, 9/358; Zirikli, A’lam, 1/203; M. Yaşar Kandemir, “Ahmed ibni Hanbel”, DİA, 2/71-80
2- M. Yaşar Kandemir, “Ahmed ibni Hanbel”, DİA, 2/75
3- M. Yaşar Kandemir, “Ahmed ibni Hanbel”, DİA, 2/75
4- İbni Ebu Ya’la, Tabakat’ul Hanabile, 1/5
5- İbni Ebu Ya’la, Tabakat’ul Hanabile, 1/6
6- Şükrü Özen, “Ebu Bekir el-Hallal”, DİA, 15/382; Ziyauddin Ahmed, “Ebu Bekir el-Hallal: Ahmed ibni Hanbel’in Öğretilerinin Derleyicisi”, 305-314
7- M. Yaşar Kandemir, “Ahmed ibni Hanbel”, DİA, 2/76
8- İbni Ebu Ya’la, Tabakat’ul Hanabile, 1/13
9- İbni Ebu Ya’la, Tabakat’ul Hanabile, 1/16
10- Eserin bir nüshası Riyad’daki Adwa al-Sharia dergisinde 8/201-260 arasında hicri 1397’de yayınlanmıştır.

Ayrıca Süleymaniye Kütüphanesi, Hacı Mahmud Efendi bölümünde, 000022 demirbaş numarasında er-Reddü ale’l Cehmiyye adıyla Delhi’de Matbaa-i Faruki tarafından neşredilen baskısı bulunmaktadır.

Yine farklı bir nüsha Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kütüphanesi’nde, er-Red ale’l Cehmiyye ve’z Zenadıka (Riyad, Dar’ul Va’y, 1977, genel, 010857) adıyla yer almaktadır.
11- Garas li’n Neşr, Kuveyt, 2005
12- Melhelm Chokr, İslam’ın Hicri İkinci Asrında Zındıklık ve Zındıklar, 25-26
13- İbni Manzur, Lisan’ul Arab, 10/147, m. zenadika
14- İbni Teymiyye, Mecma'ul Fetava, 7/471
15- el-Fatır 35/11; es-Saffat 37/11; el-Mü’minun 23/12; el-Hicr 15/21; er-Rahman 55/14
16- el-Kıyamet 75/23
17- el-En’am 6/103
18- Ahmed ibni Hanbel, er-Redd ale’z Zenadıka ve’l Cehmiyye, 207-20
19- Muhakkak ki biz onu Arapça bir Kur’an kıldık.
20- Ahmed ibni Hanbel, er-Redd ale’z Zenadıka ve’l Cehmiyye, 215-220
21- "Gözler onu idrak edemez ama O, gözleri idrak eder."
22- "Rabbinizi dolunayı gördüğünüz gibi göreceksiniz." (Buhari, Mevakit’us Salat, #16, Tevhid, #24; Müslim, Mesacid, #211-212; İbni Mace, “Mukaddime”, #13; Ahmed ibni Hanbel, 4/360, 365
23- Ahmed ibni Hanbel, er-Redd ale’z Zenadıka ve’l Cehmiyye, 259-264
24- en-Nisa 4/164; el-A’raf 7/143-144
25- Ta-Ha 20/12, 14; el-Kasas 28/30
26- Ahmed ibni Hanbel, er-Redd ale’z Zenadıka ve’l Cehmiyye, 265-285
27- Ta-Ha 20/5; el-Furkan 25/59

Cehm, bu ayetlerin el-En’am suresi 6/3. ayetle birlikte anlaşılması gerektiği kanaatindedir, ona göre Allah için herhangi bir mekan yoktur, O, her yerdedir. (Ahmed ibni Hanbel, er-Redd ale’z Zenadıka ve’l Cehmiyye, 288)
28- el-En’am 6/3
29- Ahmed ibni Hanbel, er-Redd ale’z Zenadıka ve’l Cehmiyye, 287-295
30- Kitapta geçen hadis mealen şu şekildedir: “Kur’an solgun bir genç suretinde gelir, sahibine giderek “beni tanıyor musun?” der. O da “sen kimsin?” diye sorunca, ben gündüzünü susatan ve geceni uykusuz geçirten Kur’an’ım diye cevap verir. Sonra o kimseyle Allah’a varır ve der ki: Ey Rabbim…”. (Darimi, “Fedail’ul Kur’an”, #15; İbni Mace, “Edeb”, #52; Ahmed ibni Hanbel, Müsned, 5/352)
31- Ahmed ibni Hanbel, er-Redd ale’z Zenadıka ve’l Cehmiyye, 320-322
32- Ahmed ibni Hanbel, er-Redd ale’z Zenadıka ve’l Cehmiyye, 325-329
33- el-Müdessir 74/42-43
34- el-Ma’un 107/4
35- el-Ma’un 107/5-6
36- Ahmed ibni Hanbel, er-Redd ale’z Zenadıka ve’l Cehmiyye, 178
37- eş-Şuara 26/28
38- er-Rahman 55/17.
39- el-Mearic 70/40.
40- Ahmed ibni Hanbel, er-Redd ale’z Zenadıka ve’l Cehmiyye, 181
41- Ahmed ibni Hanbel, er-Redd ale’z Zenadıka ve’l Cehmiyye, 207
42- Ahmed ibni Hanbel, er-Redd ale’z Zenadıka ve’l Cehmiyye, 260
43- el-En'am 6/103.
44- el-Kıyamet 75/23.
45- Ahmed ibni Hanbel, er-Redd ale’z Zenadıka ve’l Cehmiyye, 259-260
46- Buhari, Mevakit’us Salat, #26; Müslim, Mesacid, #211.
47- Ahmed ibni Hanbel, er-Redd ale’z Zenadıka ve’l Cehmiyye, 261
48- Ahmed ibni Hanbel, er-Redd ale’z Zenadıka ve’l Cehmiyye, 263
Birinci hadiste ilk ravi Amir ibni Sa’d’dır.
49- Ahmed ibni Hanbel, Müsned, 4/332; ayrıca bu hadis Müslim’de de aynı tarikle bulunmaktadır; bkz. Müslim, İman, #266
50- Ziyade kelimesine İbni Sa’d’ın mana vermesiyle birlikte, aynı tarikle bir başka rivayette bu hadisi Ebu Bekir (radiyallahu anh)’dan rivayet ettiği görünmektedir. Yine başka bir tarikte Amir ibni Sa’d ile Ebu Bekir (radiyallahu anh) arasında bir ravi Sa’d ibni Nimran –Amir’in babası- da bulunmaktadır. Bu konuyla alakalı geniş bilgi için bkz. Baltacı, “Ziyade Kelimesinin Ru’yetullah Olarak Anlaşılması”, 293-304
51- Ahmed ibni Hanbel, er-Redd ale’z Zenadıka ve’l Cehmiyye, 262-263
52- Ahmed ibni Hanbel, er-Redd ale’z Zenadıka ve’l Cehmiyye, 223-224
53- ed-Duhan 44/3-4, er-Rum 30/4, et-Talak 65/5, el-Huud 11/40.
54- Ahmed ibni Hanbel, er-Redd ale’z Zenadıka ve’l Cehmiyye, 224-227
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 959
  • Değerlendirme Puanı: +15/-0
Ynt: Selefin Reddiye Amaçlı Yazdığı Eserler
« Yanıtla #4 : 23.02.2016, 02:21 »
Halku ef‘Ali’l İbad – İmam Buhari

Müellifin Hayatı

Ebu Abdullah el-Cu’fi el-Buhari Muhammed ibni İsmail1 194/810 senesinin Şevval ayında dünyaya gelmiştir. Dedesi Muğire’nin bir Mecusi iken el-Yeman el-Cu’fi sayesinde Müslüman olmasıyla ona bu isim nispet edilmiştir.2 Buhari’nin küçük yaşlardan itibaren ilimle uğraştığı bilinmektedir. Henüz on yaşında ilim tahsiline başladığı ve bu yaştan sonra bazı hocaların nakil sırasındaki hatalarını düzelttiği rivayet edilir.3 On altı yaşında Abdullah ibni Mübarek ve Veki ibni Cerrah’ın kitaplarını ezberlediğini söyleyen Buhari4, “Şunların kelamını da öğrendim” ifadesini eklemiştir. Bununla da Buhari, İbni Hacer’e göre Ehl-i Rey’i kastetmiştir.5

On sekiz yaşında sahabe ve tabiunun hüküm ve sözlerini tasnif etmeye başlayan Buhari6, Nişabur, Rey, Bağdat, Basra, Kufe, Mekke, Medine, Mısır ve Şam gibi pek çok yere ilim tahsil etmeye gitmiştir.7 Hocaları arasında Muhammed ibni Yusuf el-Firyabi (ö. 212/827), Mekki ibni İbrahim el-Belhi (ö. 215/830), Abdullah ibni Mesleme el-Ka’nebi (ö. 221/835), Ahmed ibni Hanbel, Yahya ibni Ma’in (ö. 233/848) gibi isimler vardır. Ondan hadis rivayetinde bulunan ve ilim tahsil edenlerin sayısı burada zikredilmeyecek kadar çoktur.8

Buhari, en önemli eserlerinden olan el-Camiu’s-Sahih’i 600.000 hadis arasından seçerek onaltı yılda meydana getirdiğini9, kitabında yer verdiği her bir hadis için boy abdesti alıp iki rekat namaz kıldığını bizzat ifade etmektedir.10 Pek çok eser telif etmiş olan Buhari’nin söz konusu literatür içerisine giren eseri Halku ef’ali’l İbad ve’r Red ale’l- Cehmiyye ve Ashab’it Ta’til adlı kitabıdır. Ehl-i Hadis alimleri prensip olarak her ne kadar Kur’an’daki lafızların kadim olup olmaması meselesinin tartışılmasına hoş bakmasa da, akaide dair eser verenler arasında bu anlayışın biraz dışına çıkıldığı gözükmektedir. Zira Buhari diğer dini konularda olduğu gibi akaid alanında da Kur’an ve Sünnet çerçevesinde konuşulabileceğini ve müteşabih olan ayetlerin ancak hadislerle anlaşılabileceğini belirtmektedir.11

Buhari, Semerkant’a yakın bir mesafede olan Hartenk köyünde 256/870 senesinde altmışiki yaşında vefat etmiştir.12

Eserin Muhtevası

Kitabın birkaç farklı tahkikli nüshası bulunmaktadır.13 Çalışmada esas alınacak nüsha iki cilt halinde 2005 yılında neşredilmiştir.14 İlk cildi tamamen muhakkikin çalışmasına ayrılmış olup, burada Buhari’nin hayatı ve ilmi kişiliği ele alınmakta, ardından bu eserin Buhari’ye nispetinin teyidi, eserdeki metodu ve çeşitli mahtut nüshalarının karşılaştırılması yer almaktadır. Bunların akabinde kitapta işlenen akaid konularına dair meseleler ele alınıp işlenmektedir.15

İkinci cilt ise Buhari’nin söz konusu eserine tahsis edilmiştir. Bu cildin sonunda da geniş bir fihrist çalışması bulunmaktadır. İlk cildinde olduğu gibi sırasıyla ayetlere, hadislere, alimlerin sözlerine, özel isimlere, fırkalara, yer isimlerine, garib kelimelere ve kaynaklara göre fihristlendirme yapılmıştır. Eserin sonunda ise birinci ciltte de verdiği gibi muhakkikin çalışması olan birinci cildin konularına göre fihrist tekrarlanmakta, bunun yanı sıra ikinci cilt olan Halku ef’ali’l İbad’ın, konularına göre fihristi yer almaktadır.

Buhari eserinde, genel olarak kulun fiillerinin mahluk olduğu görüşünü ispata çalışmaktadır. Çeşitli başlıklar altında pek çok ayet ve hadisin kullanıldığı kitapta, sahabe ve tabiun kavillerine de itimat edildiği, bunların delil olarak sunulduğu gözükmektedir.

Eserde söz konusu mevzu çerçevesinde ilk olarak Allah’ın kelamı olan Kur’an’ın mahluk olarak vasıflandırılamayacağı, bunu yapanların daha çok Cehmiyye’ye mensup kişiler olduğu beyan edilmektedir. Buhari, Kur’an’ı mahluk olarak niteleyenlere karşı muasır alimlerin kafir16, zındık17, müşrik18 ve dinden çıkmış19 şeklindeki ithamlarını nakletmekte, akabinde de onun “kelamullah” olduğuna dair hadislerden20 ve sahabe kavillerinden21 deliller getirmektedir. Bu delillerin yanı sıra Arap dili ve kıyasa da müracaat ettiği görülmektedir.22

Buhari, İbni Kuteybe’nin Kur’an’ın mahluk olduğu fikrini Cehm ibni Safvan’ın Cad ibni Dirhem’den almış olduğu sözünü23 naklettikten sonra, Cehmiyye’nin Hristiyanlık ve Yahudilikten daha şerli olduğu24, Cehm ibni Safvan’ın, Ahmet ibni Hanbel’in er-Redd Ale'z Zenadika ve'l Cehmiyye’sinde tafsilatlı bir şekilde ele aldığı gibi, Sümenilerle olan münazarasından sonra şüpheye düştüğü ve kırk gün boyunca namaz kılmadığını rivayet etmektedir.25 Ayrıca Cehm ibni Safvan ile ona nispet edilen Cehmiyye’nin Kur’an’ın mahluk olması iddiasındaki gerçek sebebin Allah’ın arşın üzerinde olmadığı, hatta daha da ileriye giderek Allah’ın varlığını inkar olduğu ifade edilmektedir.26 Cehm ibni Safvan’ın ilmi açıdan güvenilir biri olmadığı, bilgisinin yetersiz olduğu şu rivayetle ifade edilmektedir; “Abd’ul Aziz ibni Ebu Seleme şöyle dedi: Cehm’in sözü, manası olmayan bir sıfat, temeli olmayan bir yapıdır, asla o, ilim ehlinden sayılamaz. Nitekim Cehm’e cima gerçekleşmeden önce karısından boşanan adam hakkında sorulduğunda ‘kadının iddet beklemesi gerekir’ cevabını vermiştir. Cehaletiyle Allah’ın Kitabı'na muhalefet etmiştir. Halbuki Allah (subhanehu) buyuruyor ki: ‘…onların üzerinde sizin sayacağınız bir iddet hakkı yoktur…’27.28

Cehmi olarak nitelenenler arasında Kur’an’ı mahluk olarak nitelediği söylenen Müsenna el-Enmati29, Mu'tezili alimlerden Ebu Bekir el-Esam30 ve Bişr el-Merisi (ö. 218/833)31, Basra’da yaşadığı bilinen İbni Haluye32 zikredilmekte, bununla birlikte Ehl-i Rey’den sayılan Ebu Hanife’nin öğrencilerinden Muhammed eş-Şeybani’nin33 de muhalefet edilenlerin arasında ismi geçmektedir.

Eserde genel olarak Cehmiyye’ye bir reddiye söz konusu olmakla birlikte, bazı yerlerde Kaderiyye, Mu’tezile, Haruriyye ve Rafizilerden bahsedilmekte, onlar da Cehmiyye ile kıyaslanmakta, hatta bunların arasında en şerlisinin Cehmiyye olduğu zikredilmektedir.34 Bunun yanı sıra Ehl-i Kitab’a kısa bir bölüm ayrılmakta, onların kitaplarını elleriyle yazdıkları ve tahrif ettikleri ifade edilmektedir.35

Eserde genel olarak iki mesele ele alınmıştır: Bunlardan birincisi, yukarıda da ifade edildiği gibi, Kur’an’ın mahluk olup olmadığı meselesidir. Sonrasında ise kulların fillerinin mahluk olması tartışılmaktadır. Bu bağlamda Buhari çok geniş bir perspektiften meseleye bakarak, konunun uzamasını söz konusu etmeksizin, hem Cebriye, Cehmiyye ve Mu’tezile’ye karşı Ehl-i Hadis’in genel kabulü olan “kul fiilinin haliki değildir” akidesini savunmuş, hem de Kur’an’ı okumanın, seslerin, mushafa yazılmasının Allah’ın kelamından farklı olduğunu, bütün bunların mahluk olduğunu tafsilatlı bir şekilde açıklama yoluna gitmiştir.

Buhari, kulun fiillerinin yaratılmış olduğuna dair hadis36 ve sahabe kavline37 yer vermekte, akabinde ise tebliğ vazifesiyle memur olan peygamberin tebliğ ettiği şeyin Allah’ın kelamı olmasıyla birlikte, tebliğ icrasının fiiliyattan olduğunu ifade etmektedir. Kulun fiillerine giren hususları ise detaylı bir şekilde ele almakta, bunların fiiliyattan olmasına delalet eden hususları zikretmekte ve Allah’ın kelamının bunlardan ayrı bir şey olduğunu açıklamaktadır. İman ve cihadın38, namaz eda edilirken yapılan kıraatın39, Kur’an’ı eksik veya ziyadeli okumanın40 kulun ameli olduğu, dolayısıyla fiillerle gerçekleştirilen amelin mahluk olduğunu söylemektedir.

Bunların yanı sıra yukarıda ifade edildiği üzere kıraatın, yazımının mahluk olduğunu söylemenin bir tezahürü olarak mushafın satılmasına41, üzerinde Allah lafzının bulunduğu gümüş para veya yüzükle ihtiyacın giderilmesi veya cinsel ilişkide bulunulmasında bir mahzur olmadığı42 yönünde görüş beyan edilmiştir. Ayrıca istiazede sadece Allah’ın adının zikredilip mahlukattan olan kulların, cinlerin ve meleklerin adının zikredilmemesinin, Allah’ın kelamı dışındaki şeylerin mahluk olduğuna, kelamının mahluk olmadığına delil olduğu zikredilmiştir.43

Son olarak ise kafirlerin, müşriklerin ve putperestlerin Allah’a cehennemde nida ettikleri ayetleri44 serdettikten sonra, Hammad ibni Zeyd’in Kur’an’a mahluk diyenlerin kafir olduğu45 sözünü naklederek, bir anlamda Cehmiyye ve onun görüşlerine tabi olanların söz konusu ayetlerdeki kişiler arasında olacaklarına işaret etmektedir.

Eserin Metodu

Buhari’nin her şeyden önce Ehl-i Hadis’in, prensiplerini nakiller çerçevesinde oluşturma metodunu, söz konusu eserinde uyguladığını belirtmek gerekmektedir. Kitabın isminden de anlaşılacağı üzere akaid konularından biri olan kulun fiillerinin yaratılması problemini, hem Cehmiyye’ye hem de bir diğer aşırı uçta yer alan ve zahiri olarak nitelenenlere karşı telif ettiği söylenebilir. Zira hem Cehmiyye’nin aksine kulun fiilleriyle Allah’ın fiillerinin bir olmadığını ispat yoluna gitmiş, hem de kulun Kur’an’daki kıraatinin mahluk olmadığını söyleyenlere itiraz etmiştir. Kitabın genelinde konuya kendi yorumlarıyla pek müdahil olmayan Buhari, bu itiraz ve iddialarını ilgili başlığın altında zikrettiği ayet, hadis, sahabe ve alimlerin kavilleriyle ifade etmektedir.

Buhari bir konuyu/iddiayı ele alırken öncelikle delillerini sıralamakta, söz konusu delillerin ardından, her zaman olmamakla birlikte, kısa bir açıklama yapmaktadır. Örneğin kulun Kur’an’ı kıraatinin mahluk olduğunu ileri sürdüğü mevzuda, ilk olarak namazda kıraat ile ilgili ayet ve hadisleri zikretmektedir. Bununla ilgili olarak imamın arkasında kıraat meselesine değinmekte, “Fatiha’sız namaz olmaz hadislerini” bu meseleye bağlayarak imamın arkasında da olsa Fatiha’nın okunması gerektiği sonucunu çıkarmaktadır. Bütün bunları kulun kıraatinin Allah’ın kelamından farklı olduğunu beyan için zikretmektedir. Son olarak kendisi bir çıkarımda bulunmakta, kıraatin tilavet olduğunu, tilavetin ise tilavet olunan şeyden farklı olduğunu izah etmektedir. Tilavet kulun fiili olarak yaptığı şeylerdendir, dolayısıyla kulun fiillerinin mahluk olduğundan hareketle kulun kıraatinin de mahluk olduğu sonucu çıkarılmaktadır.46

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Buhari’nin konuyla ilgili çok fazla açıklaması bulunmamaktadır. Bununla birlikte kendine has bazı kullanımları vardır, mesela nadiren olmakla birlikte bazı konuların sonunda ‘beyan edilirse’ ibaresini kullanarak anlaşılması gereken nihai sözü zikretmektedir. Soru–cevap tarzında işlediği veya konuyu geliştirdiği kısımlarda karşı tarafın muhtemel itirazlarını  diyerek vermekte, bunu ‘derse’ diyerek cevaplandırmaktadır. Buna benzer bir durum olarak da her iki kavli, yani hem muhtemel itirazı hem de cevabı, tek bir cümle de zikretmesi, bu durum için ‘denilirki’ ibaresini kullanması gösterilebilir.

Eser içerisinde dikkat çeken özelliklerden birisi, rivayet edilen nakillerin varsa farklı senedlerinin o rivayetin hemen arkasından metni olmaksızın sadece senediyle zikredilmesidir. Senedin sonunda  ‘örneğin’ veya ‘misli, benzeri’ gibi kelimeler kullanılmaktadır.47

Buna benzer bir diğer metot olarak senedi farklı olmakla birlikte metinde de farklılıklar varsa sened ve metin birlikte verilerek ardı ardına nakillerin sıralanması gösterilebilir.48 Buhari, sahabe ve tabiundan çokça rivayette bulunmuş, onların görüşlerini itikadi noktada delil olarak kabul etmiştir. Nitekim alimlerin Kur’an’ın mahluk olmadığı, bilakis Allah’ın kelamı olduğuna yönelik lafızlarını delil olarak zikretmiş, alimlere muhalefet edenlerin bir anlamda dine muhalefet ettiklerini göstermek istemiştir.

Allah’ın kelamının mahlukattan ayrı olduğuna yönelik kıyas yoluyla çıkarımlarını Ehl-i Hadis olarak nitelenen alimlerin eserlerinde aynı örneklerle görmek mümkündür: ‘Allah her şeyin yaratıcısıdır’49, ‘nitekim O, bir şeyin olmasını istediğine ona ol der, o şey de hemen oluverir.’50 Bu ayetlerle, Allah’ın ilk yarattığı şeyi, sözüyle yarattığı haberi verilmektedir. Bu durum da “her şeyi yaratandır” ayetindeki “şey” kelimesine tekabül eder. Bundan da Allah’ın kelamının mahlukattan önce var olduğu sonucu çıkarılır.51

Buhari’nin Arap diline de müracaat ettiğinden bahsetmiştik. Burada eser içerisindeki örnekleri zikretmek yerine Buhari’nin hata yapanların nerede hata yaptıklarını gösteren bir tespitine yer vermek daha uygun olacaktır. Buhari’ye göre gerek ameli gerekse itikadi noktalarda yanlış anlamadan ve dilin yanlış kullanımından kaynaklanan hatalar mevcuttur. Aşağıda aradaki örneklemeleri çıkararak bunu açıklayan uzun bir metne yer vereceğiz:

608. Bazıları diyor ki: İnsanların çokça hata yapmaları şu sebeplerdendir: mecazı hakikatten, fiili mefulden, vasfı sıfattan ayırt edemiyorlar, yalanın niye yalan olduğunu, doğrunun da neden doğru olduğunu anlamıyorlar.

609. (Ebu Abdullah bunu şu şekilde açıklamaktadır): Mecazın hakikatten ayırımına gelince; Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in bir at için söylediği cümlesinde olduğu gibi, insanlar arasında mecazi olarak kullanılan bu ibarenin gerçek manası “yürüyüşü güzel”dir. Aynı şekilde birinin “” ibaresinden kasıt “Allah bizi biliyor” demektir, bu gerçek manasıdır. Yine bir örnek olarak  tabirinin manası “su akıyor”dur, gerçek manası işte budur. Buna benzer dilde pek çok örnek vardır.
…
615. (Ebu Abdullah devamında şöyle demektedir): Fiilin mef’ulden ayırımına gelince; fiil, bir şeyin ortaya çıkmasıdır. Mef’ul ise o olaydır. “Göklerin ve yerin yaratılışı”52 ayetinde olduğu gibi, gökler ve yer O’nun mef’ulüdür. Allah’ın dışındaki her şey O’nun sıfatlarıyla kaimdir ki, o da mef’uldür. Göklerin yaratılması ise O’un fiilidir. Çünkü göğün bir failin fiili olmaksızın kendi kendini yaratması mümkün değildir. Bu yüzden gök, fiilinin durumundan dolayı O’na nispet edilir. O’nun fiili de rububiyyetindendir. Nitekim  ayetindeki  kelimesi O’nun sıfatındandır, mevsufun bih’tir. Bundan dolayı göklerin rabbi, eşyanın rabbi demiştir. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de “O her şeyin rabbi ve melikidir” buyurmuştur.
…
621. (Ebu Abdullah şöyle demektedir): Halk dilinde aralarında bir ihtilaf olmaksızın [cümle] fiil, fail ve mefulden müteşekkildir. Fiil O’nun sıfatıdır, mef’ul ise O'ndan gayrıdır. [Bu durum] şu sözünde de açıktır ki: “Ben onları ne göklerin ve yerin yaratılışına ne de kendilerinin yaratılışına şahit tuttum.”53 Göklerin yaratılışı yerine göklerin kendi kendini yaratması ibaresini kullanmamıştır, göklerin fiilini göklerden ayrı tutmuştur. Aynı şekilde “kendilerinin yaratılışına da [şahit tutmadım]” cümlesinde de benzer bir durum vardır. Fiili ve nefs kelimesinin arasını ayırmıştır, fiilini mahluk olarak tasvir etmemiştir.

622. (Ebu Abdullah şu şekilde devam etmektedir): Vasfın sıfattan ayırımına gelince; vasf söyleyen kişinin sözüdür. Mesela biri “Şu adam uzundur, ağırdır, güzeldir, sinirlidir” sözündeki uzunluk, güzellik, sinirlilik, ağır olma gibi bütün hepsi adamın sıfatıdır. Söyleyen kişinin sözü ise vasıftır. Aynı şekilde biri Allah Rahim’dir, Allah Alim’dir, Allah Kadir’dir dediğinde, bu sözü hem vasıftır hem de ibadettir. Rahmet, ilim, kudret, kibriya ve kuvvet ise Allah’ın sıfatlarıdır.

623. Yalanın doğrudan ayırımına gelince; kişinin burada olmadığı halde “falanca buradadır” sözü yalandır. Eğer o kişi burada olsaydı, o zaman doğru olurdu. Cümle tektir, mananın durumuna göre de yalan veya doğru olmaktadır.
…
624. Ebu Abdullah [bir sonuca giderek] demektedir ki: İnsanlar fail, mef’ul ve fiil konusunda ihtilaf etmişlerdir. Kaderiyye: “Fiillerin tümü insanlardan kaynaklanmaktadır, (Allah’tan değil)” demiştir. Cebriye “fiillerin tümü Allah’tandır” derken, Cehmiyye “fiil ve mef’ul birdir, bundan dolayı  mahluktur” demektedir. İlim ehli ise “yaratma Allah’ın fiilidir. Bizim fiillerimiz Allah’ın ‘sözünüzü ister gizleyin, ister açığa çıkarın, Şüphesiz ki O, kalplerin içindekini bilmektedir, hiç yaratan bilmez mi?’54 sözünden dolayı yaratılmıştır. Buradaki sır ve açığa vurma kavil cihetindendir” demektedir. Allah’ın fiili O’nun sıfatıdır, meful ise onun dışında olup mahlukattandır. İtikadi meselelerdeki ihtilafların lafızlardan kaynaklandığını, bunların doğru anlaşıldığı takdirde ihtilafların ortadan kalkacağı anlayışını Buhari’de olduğu gibi diğer alimlerde de görmek mümkündür. Her ne kadar bu anlayış doğrudan dile getirilmese de Buhari ve İbni Kuteybe gibi alimler tarafından açık bir şekilde ifade edilmiştir.



Alıntı yapılan: dipnotlar
1- el-Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 2/4; Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 12/391; Sübki, Tabakat’üş Şafiiiyyet’il Kübra, 2/212-241; Mustafa Azami, “Buhari”, DİA, 6/368-372; Zirikli, A’lam, 6/34.
2- el-Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 2/6; Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 12/392
3- Henüz on bir yaşında iken derslerine katıldığı hocası Dahili’nin hadis rivayet ettiği sırada senedden bir ravinin ismini unutması sonucu onun hatasını düzelttiği rivayet edilir. (el-Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 2/7; Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 12/393)
4- el-Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 2/7; Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 12/393
5- İbni Hacer, “Mukaddimet’ül Feth’ül Bari”, 479
6- el-Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 2/7
7- Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 12/394-395
8- el-Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 2/4-5
9- Mustafa Azami, “Buhari”, DİA, 6/371
10- el-Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 2/9
11- Yusuf Şevki Yavuz, “Buhari”, DİA, 6/372
12- Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 12/468
13- Müesseset’ür Risale tarafından Beyru’ta 1984 yılında yayınlanmış baskısının yanında, Daru İbni Kayyim yayınlarından Demmam’da çıkmış tek ciltlik bir baskısı daha bulunmaktadır.

Ayrıca Süleymaniye Kütüphanesinde, Reis’ül Küttab Mustafa Efendi bölümünde 000139 numaralı kısımda Halku ef’Ali-İbad ismiyle mahtut (yazma) nüshası bulunmaktadır. Bir de Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi’nde Konya İl Halk Kütüphanesi koleksiyonunda 42 Kon 3859/4 numaralı yerde Halku efalil-İbad adıyla yazma nüshası kayıtlı haldedir. Bu eser aynı zamanda Türkçe’ye tercüme edilmiştir. Türkçe-Arapça karşılaştırmalı olarak İlahi Kelamın Müdafaası adıyla 1992 yılında neşredilmiştir. Ayrıca bu kitabın mevzu edildiği bir de tebliğ bulunmaktadır. 1987 yılında uluslar arası bir Buhari sempozyumunda sunulan tebliğler Erciyes Üniversitesi tarafından 1996 yılında Büyük Türk İslam Bilgini Buhari adıyla kitaplaştırılmıştır. Çalışmada kullandığımız kitap ile ilgili tebliğ Yusuf Şevki Yavuz tarafından “Buhari’nin Halku Ef’ali’l İbad’ı ve Ehl-i Sünnet Kelamı İçerisindeki Yeri” başlığı altında 247-252 sayfaları arasında yer almaktadır. Bunların yanı sıra eser, Akaid’us Selef içerisinde 115-219 sayfaları arasında neşredilmiştir. Söz konusu eser hakkında yayınlanmamış bir de yüksek lisans tezi bulunmaktadır: Buhari’nin “Halku ef’ali’l İbad” Adlı Eserinin Hadis İlmi Açısından Tetkiki, İstanbul, 2006
14- Daru Atlasi’l-Hadra, Riyad, 2005
15- Bu meseleler, Cehmiyye ve alimlerin onlara karşı uyarısı; kitapta ele alınan Allah’ın sıfatları, kulun fiillerinin haliki olup-olmaması ve Kur’an’daki lafız problemleridir.
16- Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #9, 11, 16, 25-26, 30-31… vb.
17- Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #5
18- Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #2
19- Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #33
20- Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #87, 100-101
21- Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #94-95, 98-99
22- Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #38, 116-117

Ayrıca Buhari muhacir, ensar ve tabiunun Kur’an’ın kelamullah olduğunda ittifak ettiklerini belirtmiş (bkz. Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #216) ve ilim ehlinin de bu konuda aksine bir görüş belirtmediğini beyan ederek onları sınıflandırmıştır (bkz. Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #222).
23- Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #4
24- Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #18
25- Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #19
26- Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #10, 69
27- el-Ahzab 33/49
28- Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #20
29- Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #56
30- Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #75
31- Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #41, 75
32- Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #55
33- Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #63
34-Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #83
35- Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #426–429
36- Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #124, 142
37- Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #127–132
38- Bununla ilgili sadece hadis rivayet edilmekte, iman ve cihad tabirlerinin yanı sıra hacc-ı mebrur, Rasulullah’ın tasdiki, kitabın tasdiki ve Kur’an’ın okunmasının da dahil olduğu farklı nakiller sıralanmaktadır, bkz. Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #153–174
39- Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #539
40- Buhari, Halku ef’ali’l İbad, # 543-544
41- Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #245, 247, 149, 251-252, 350
42- Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #494, üzerinde Allah lafzı olan dirhemle tuvalete gitmemeyi yeğlemekle birlikte (bkz. Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #501), bunun haram olmadığı ifade edilmiştir (bkz. Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #502)
43- Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #453-455, 459, 568, 469
44- Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #638-640, ez-Zuhruf 43/77, el-Mü’minun 23/107
45- Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #642
46- Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #528–559
47- Kitabın genelinde bu tür rivayetlere rastlamak mümkündür, bazı örnekleri için bkz. Buhari, Halku ef’ali’l İbad, 264-272, #286-294, #343-347, #442-446, #459-467 vb.
48- Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #405-417, #580-582
49- ez-Zümer 39/62; el-Mü’min 40/62
50- en-Nahl 16/40
51- Buhari, Halku ef’ali’l İbad, #38, #116
52- el-Kehf 18/51
53- el-Kehf 18/51
54- el-Mülk 67/13-14
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 959
  • Değerlendirme Puanı: +15/-0
Ynt: Selefin Reddiye Amaçlı Yazdığı Eserler
« Yanıtla #5 : 24.02.2016, 04:15 »
el-İhtilaf fi’l-Lafz – İbni Kuteybe

Müellifin Hayatı

Hicri 213 yılında dünyaya gelen Abdullah ibni Müslim ibni Kuteybe ed-Dineveri’nin1 nerede doğduğu konusunda ihtilaf vardır. İbni Nedim’e göre Kufe’de, Bağdadi’ye göre ise Bağdat’ta doğmuştur. Çağdaş araştırmacılar İbni Nedim’in tarih olarak daha yakın olmasını göz önünde bulundurarak2 veya babasının sonradan Kufe’ye yerleştiği ve İbni Kuteybe’nin de küçük yaşlarda Bağdat’a geldiği, bir daha Kufe’ye gitmediği tarihi bilgisinden hareketle Kufe’de doğduğu kanaatine sahip olmuşlardır.3 Babası Mervli olan İbni Kuteybe Bağdat’ta bir süre kalmıştır, fakat Dinever’de ikamet ettiğinden dolayı Dineveri nispesiyle de anılmaktadır.4

İshak ibni Rahuye (ö. 238/852), Muhammed ibni Ziyad ibni Abdullah ez-Ziyadi (ö.245/859), Ziyad ibni Yahya el-Hassani (ö. 254/868) ve Ebu Hatim es-Sicistani (ö.255/868-869) gibi alimlerden hadis tahsil etmiş, kendisinden oğlu Ahmed ibni Abdullah (ö. 322/933), Ubeydullah es-Sükkeri (ö. 323/935), Ubeydullah ibni Ahmed ibni Bekr ve Abdullah ibni Ca’fer ibni Dürüstüveyh en-Nahvi (ö. 347/958) hadis rivayetinde bulunmuşlardır.5 Bunların yanında Meşhur Mu’tezili Cahız’dan dersler almış, daha sonraları yoğun kelami tartışmaların yaşandığı bir ortamda olması onu kelam ilmine yöneltmiş Mu’tezililer’in sohbetlerinden ayrılıp, muhaddislerin ilim halkasına dahil olmuştur.6

Beyheki, Darekutni, gibi alimler ve selefi düşüncenin en büyük düşmanlarından Zahid el-Kevseri İbni Kuteybe’nin Kerramiyye’nin7 görüşünü benimsediğini veya Müşebbihe olduğunu ileri sürmüşlerdir.8 [Zehebi bu iddianın doğru olmadığını söylemiştir.]* Fakat İbni Kuteybe’nin Müşebbihe ve Cehmiyye’ye karşı bir reddiyesi bulunması yukarıdaki iddiaların geçersizliğini ortaya koyar mahiyettedir. Ayrıca bazı alimler onun Müşebbihe ve kelamcılara karşı yönelttiği tenkitleri aşırı bulmaları da yukarıdaki iddianın çok da isabetli olmadığını göstermektedir. Nitekim İbni Kuteybe ders aldığı zamanlarda Cahız ile tartışmalara girmiş, görüşlerinden dolayı onu eleştirmişhatta bu tenkitlerini Cahız’ı tekfir derecesine kadar götürmüştür.9

Yavuz, İbni Kuteybe’nin Mu’tezile kelamcılarına yönelttiği eleştirileri üç başlık altında toplamıştır. Bunlar; dini meseleleri rey ve kıyasla çözmeye çalışmaları, dini hayatlarında gevşek bir tutum sergilemeleri ve haber-i vahidlerin verdiği bilgileri akaid alanında önemsememeleridir.10

İbni Kuteybe 276/889 senesinin Receb ayında vefat etmiştir.11 Zehebi, İbni Kuteybe’nin hadisleri iyi bilmediğini, bununla birlikte meşhur büyük alimlerden biri olduğunu kaydetmiştir.12 Kasım ibni Esbağ, İbni Kuteybe ile birlikte olduğu bir sırada yanlarına gelen bir grubun ısrarla İbni Kuteybe’den hadis rivayet etmesini istemelerine rağmen, İbni Kuteybe’nin onlara Bağdat’ta 800 muhaddisin bulunduğunu, onların yanında hadis rivayet etmeyeceğini söylediğini nakletmektedir.13 Bu durum İbni Kuteybe’nin ne kadar tevazu sahibi olduğunu ve Zehebi’nin kendisi hakkındaki sözünü destekler mahiyette hadis rivayet etmeye kendisini ehil görmediğini göstermektedir.*

Eserin Muhtevası

Tam adı el-İhtilaf fi’l Lafz ve’r Red ale’l Cehmiyye ve’l Müşebbihe14 olan eser ilk olarak Kahire’de 1349/1930 yılında basılmıştır.15 Başta Kevseri, İbni Kuteybe’nin kullandığı üsluba ve genel ilmine dair farklı bakış açılarıyla bir girizgah yapmıştır. Kitabın asıl metninin yer aldığı kısımda Kevseri, muhtasar olmayan açıklamalarda bulunmuş, kimi zaman da müellifi bazı düşüncelerinden dolayı eleştirmiştir. Eserin sonunda Kevseri’nin dipnotlarını da kapsayan bir konu fihristi yer almaktadır. Akabinde ise kitapta geçen özel isimlerin ve kitap isimlerinin fihristi bulunmaktadır.

İbni Kuteybe, zamanındaki karışıklıkların temelinde yatan sebepleri, tarihi arka planını ve fırkalaşmadaki temel problemleri açıklığa kavuşturarak, temelde yapılan yanlışlıkların Buhari’nin de katıldığı üzere dil problemi olduğu kanaatine sahip olmuştur. Muasırı olduğu alimlerin veya ilim taliplerinin, ilmi bir üstünlük aracı olarak kullanma temayülü olduğunu, bu yüzden Allah’ın elde edilen ilimden bir fayda nasip etmediği sonucunu çıkarmaktadır.16 Zamanındaki alimlerin ne ayetlerde, ne de hadislerde bulunan mevzular hakkında münazara ettiklerini, hatta bunlardan dolayı birbirlerini tekfir ettiklerini ifade ederek fırkalaşmanın bu tür münakaşalardan çıktığını ileri sürmektedir.17

Bunlardan hareketle İbni Kuteybe insanları üç gruba ayırır: birinci türdeki insan kendiliğinden bir görüşe sahip olmaz, bir grubun söylediği şeyleri kendisine şiar edinir, söylediklerinden geri adım atmaz veya pişmanlık duymaz. Bu türdeki insanlar araştırma yoluyla başka bir görüşe sahip olmazlar, çünkü onlar hali hazırdaki görüşlerine araştırma yaparak ulaşmamışlardır. İkinci türdeki insan ise başkanlık arzusu, kendisine itaat eden grubun ona verdiği bir gururu vardır. Sözlerinden dönmez, zira hatasını ikrar etmiş, cehaletini itiraf etmiş olur. Üçüncü türden olan insan ise doğru yolu bulmak üzere yola çıkan, gururunun kendisini yanıltmasına izin vermeyen insandır.18

Buraya kadar genel bir tablo çizdikten sonra İbni Kuteybe kıyas yoluna başvurmanın sakıncalarını dile getirmekte, bu bağlamda Kaderiyye’nin ayet ve hadisleri kıyas yoluyla te'vil ettiklerini, bunda hem hataya düştüklerini hem de zorlama bir yorum ortaya çıkardıklarını ifade etmektedir. Te'vil ettikleri ayetlerden bazılarını ele almakta, yorumlarına yer vermekte, sonrasında ise daha çok Arap diliyle yanlışlıklarını belirtmektedir. Ele aldığı ayetlerdeki temel problem külli – cüz’i irade meselesidir.19

İbni Kuteybe satır aralarında bazen Arap diline dair bazı kaideler de zikretmektedir. Bunlardan bir tanesi; bazen kelimenin zahiri umum ifade etse de, mana itibariyle husus ifade edebileceğidir. Verdiği örnek ise Musa (aleyhi selam)’ın “ben ilk mü’minlerdenim” sözü ile Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in “ben ilk Müslümanlardanım” sözüdür. Bu ifadelerin tüm zamanları kapsayan lafızlar olmadığı, kendi zamanlarını kastettiklerini beyan etmektedir.20

Cehmiyye’nin bu tür kulun fiilleri hususunda onların haliki olduğu gibi bir düşünceyle bir uçta, buna mukabil olarak Cebriyye’nin kulun tüm fiillerini külli ve cüz’i iradeyi hesaba katmaksızın Allah’a nispet ederek diğer bir uçta yer aldığını ifade etmektedir.21

Buraya kadar anlattıklarına binaen kader mevzusunda konuşmanın, güneş ışınlarına bakmak gibi olduğuna teşbihle açıklamalarda bulunduktan sonra muattıla olarak nitelediği Mu’tezile’ye bazı konularda cevaplar vermektedir. Çeşitli itikadi konuları muhtevi olan bu bölümde Allah’ın sıfatları noktasında Mu’tezile’nin anlayışını eleştirmek suretiyle ruyetullah, arşa istiva, Allah’a ayetlerde izafe edilen bazı fiiller tartışma konusu edilmiştir.22 Burada verdiği cevaplarla Ehl-i Hadis’in temel itikadi esaslarına uymuştur. Ehl-i Hadis çizgisinde olduğunu şu sözleriyle ifade etmektedir: Bu tür haberlerdeki mutedil kavil şudur ki; onların sika nakillerle doğru olduğuna inanırız, ru’yet ve tecelliye, sevindiğine, gökyüzüne indiğine, arşa istiva ettiğine, nefsi ve iki eli olduğuna herhangi bir keyfiyet veya sınır belirlemeksizin veya bir şeye kıyas etmeksizin inanırız. İnşallah bu kavil ve akit ile yarın kurtuluş yolunda olmayı umarız.23

Ali (radiyallahu anh)’ı peygamber seviyesine çıkaran Rafizilerin yanlış ve uç bir yolda olduğunu ifade edip, buna mukabil olarak onu dinden çıkaracak kadar ileriye giden Haricileri de eleştirdikten sonra24 geniş bir şekilde ele aldığı Halk’ul Kur’an meselesine giriş yapmaktadır. İbni Kuteybe Kur’an’ı okuma konusunda Ehl-i Hadisi’n tek bir noktada buluşmadıklarını, bir kısmının Kur’an’ı okumayı “amel”e hamlederek mahluk olduğunu, diğer bir kısmının ise Kur’an lafzıyla aynı olmasından ve bazı ayet ve Arap dilindeki kullanımlardan hareketle mahluk olmadığını ileri sürdüklerini söylemektedir.25 Bu inançların dışında herhangi bir şey söylemeyen Vakıfe’yi de eleştiri konusu edindikten sonra her iki tarafın kendine göre haklı olduklarını, fakat burada tek bir doğrunun olduğunu izah yoluna gitmektedir. Genel olarak Kur’an’ı okumanın, okuma anlamında “amel”, okunan şey anlamında “Kur’an” olarak iki manayı ihtiva ettiğini belirtmektedir.26 Kitabet, kıraat, hıfz ve istima ile Kur’an’ın kaim olduğunu, bütün bu amellerin mahluk, bu amellerle kaim olan Kur’an’ın ise gayr-ı mahluk olduğu sonucuna varmaktadır. Buradan hareketle kıraatin Kur’an ile amel olduğunu, mahluk olup-olmaması hususunda iki manayı ihtiva etmesi dolayısıyla bir anlamıyla mahluk, bir anlamıyla gayr-ı mahluk olduğunu ileri sürmektedir.27

İbni Kuteybe bir anlamda kıraatin mahluk olup olmaması hususunda ihtilaf eden Ehl-i Hadis’i ortak bir noktada buluşturma, her iki görüşün de haklı taraflarını ortaya koyma çabası içerisine girmektedir. Son olarak imanın ve insanın ruhunun yaratılması tartışılmakta, imanın da, ruhun da mahluk olduğunu ifade etmektedir.28

Eserin Metodu

(...) Söz konusu eserin girişinde Müslümanlar arasında yaşanan itikadi ihtilafların arka planındaki nedenlerin açıklandığı kısmı bir kenara bırakacak olursak, kitabın genelinde Cehmiyye ve Mu’tezile’nin iddialarına mukabil olarak Arap diline ve az da olsa kıyasa göre cevap verildiği görülmektedir. Eserin son kısmında Ehl-i Hadis’in kelamullah lafzındaki ihtilaflarını giderme hususunda da çoğu zaman bu delillere göre hareket etmektedir.

Açıkça kendini belli eden metotlarından biri, muhatabın iddialarına yorumlarıyla birlikte yer vermesinin ardından delillerini çürütme yoluna gitmekte, bunu da çoğunlukla muhatabın Arap dilinin inceliklerini bilmemesine hamletmektedir.29 Karşı tarafa tatminkar bilgi vermek amacıyla mevzuyu örneklerle, şiirlerle zenginleştirmektedir. Buradaki şiirlerin, örneklerin verilmesindeki temel neden Arapların aralarındaki kullanımlarına da işaret etmektir. Her ne kadar karşı taraftan da şiir yoluyla Arap diline müracaat söz konusu ise de, bu tür delilleri kendi prensipleri çerçevesinde anladıkları ve ona göre yorumlar getirdikleri İbni Kuteybe tarafından ortaya konmaktadır.30

İbni Kuteybe’nin delillerini serdetmede çoğunlukla Arap dilini kullandığından bahsetmiştik. Aşağıda onun metodu hakkında bilgi verebilecek iki tür örnek vermekle iktifa edeceğiz. Bu örneklerden ilki Cehmiyye’ye yönelik olarak ayetleri te’vilde karşı tarafın nasıl bir yol izlediği, buna mukabil İbni Kuteybe’nin cevabını teşkil etmektedir:

‘Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini İslam’a açar, kimi de saptırmak isterse kalbini daraltır, sıkar’31 ayeti hakkında konuştular ve dalalet ve hidayetteki iradeyi Allah’a değil de kula hamlettiler, çok kötü bir yanlışa ve çok hileli bir kelama gittiler. Buradaki iradenin kula hamledilmesi caiz değildir. Zira Allah lafzı ona yakındır ve kurraların icmaıyla merfudur. Onlardan biri Allah lafzını nasbetmiş olsaydı caiz olmamakla birlikte kastettiği manaya daha yakın olurdu. Çünkü bu durumda men harfini damme yapar ve manası Allah’tan hidayete ermeyi isterse Allah onun kalbini İslam’a açar olur. Sonra men harf-i ceri hazfedilir, sıla harfi konduğunda Allah lafzı nasbedilir. Şu örnekte olduğu gibi “kim bir kavmin mallarını çalarsa [bileği] kesilir”. Buradaki mana “kavimden mallarını çalarsa”dır. Bu durum da ancak Arapların sınırlı sayıda kullandıkları kelimeler için caizdir. Bunun dışında başka bir şeye onu hamletmez veya kıyas etmeyiz.32

Aşağıda vereceğimiz ikinci örnek İbni Kuteybe’nin Arap dilinin yanı sıra cedel mantığı üzere meseleyi tartıştığı görülmektedir, karşısında Mu’tezile olmasının da, bunda etkisi olduğu söylenebilir:

Diğerleri ise kelam metodunda derinleştiler ve yaratanı herhangi bir şeye teşbih etmeyi kabul etmeyerek tevhidi tashih etmek istediklerini iddia ettiler. Ardından hilm, kudret, celal, afuvv ve bunlara benzer sıfatları yok sayıp, biz O Halim’dir diyoruz, hilm’dir demiyoruz, aynı şekilde O kadirdir, kudret değildir; alimdir, ilm değildir. Sanki insanların “senin affını istiyoruz” demesindeki ve “hilmiyle affeder kudretiyle cezalandırır” demelerindeki icmaı duymamışlar. Kadir, kudret sahibi; afuvv, af sahibi; celil, celal sahibi; alim, ilm sahibi demektir. Eğer bunların mecaz olduklarını iddia ederlerse, onlara “kişinin Allah sana mağfiret etsin, seni affetsin ve seni bağışlasın sözü hakkında ne diyorsunuz, mecaz mıdır, hakikat mi?” diye sorulur. Eğer mecaz olduğunu söylerlerse, hakikatte Allah kimseye mağfiret etmez, kimseyi affetmez ve kimseyi bağışlamaz demek olur ki bunu asla söylemezler. Eğer hakikat olduğunu söylerlerse kök fiilde vacip olan şey, mastarda da vacip olur. Çünkü biz  deriz ki birinin hakikat diğerinin mecaz olması imkan dahilinde değildir.33

Son olarak eserde sık rastlanmamakla birlikte, aşağıda geleceği üzere bir meseleye İbni Kuteybe’nin istihza ile cevap vermesi, muhataplarına karşı sergilediği tavrı göstermesi açısından önem arz etmektedir. Bu örnekte görüşlerine uymayan ayetlerin bir takım yollarla te'vil edilmelerine bir anlamda İbni Kuteybe’den tepki gelmekte, bu tür te'villerin mümkün olmadığını ispat cihetine gitmektedir:

Allah’ı mahlukun dostu olması yönündeki iddialardan tenzih ettiler. Çünkü "el-halleti, sadakattir" dediler. ‘Allah İbrahim’i dost edindi’34 ayeti hakkında da “kendisine muhtaç etti” dediler. "el-halleti" kelimesindeki ilk harfi nasbettiler. Buna delil olarak da Züheyr’in beytini getirdiler:

Bir halil ihtiyaç zamanı gelirse ona,
Malım yok değil, haram da değil der

Yani [buradaki halil] fakir derler. Bu akıl ve bu bakış açısı ne kötüdür. Onlara hayret ki alimlerin tümünün "el-halleti" kelimesinin İbrahim (aleyhi selam) için olanı dammeyle olduğu icmasını duymadılar mı ki Musa (aleyhi selam) kelimullah, İbrahim (aleyhi selam) halilullah, İsa (aleyhi selam) ise ruhullahtır? Eğer halilullahın manası Allah’a muhtaç olma olsaydı, İbrahim (aleyhi selam)’ın bu kavildeki fazileti ne olacak, zaten bütün insanlar Allah’a muhtaçtır, ne kadar hayret vericiler. Nasıl oldu da Musa (aleyhi selam)’ın kelimullah olması "el-kelam" den gelmekte ve cerihullah manasındadır veya bir başka manadadır demediler. Onları ancak Allah’ın “seni risaletimle ve sözlerimle insanların başına seçtim”35 ayeti engellemiştir, bunu yapmak onlara zor gelmiştir…36




Alıntı yapılan: dipnotlar
* tarafımızdan eklenmiştir.
1- İbni Nedim, Fihrist, 121-122; el-Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 10/170-171; Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 13/296-302; Zirikli, A’lam, 4/137; Hüseyin Yazıcı, “İbn Kuteybe”, DİA, 20/145-149
2- Hüseyin Yazıcı, “İbn Kuteybe”, DİA, 20/145
3- Hüseyin Varol, “İbn Kuteybe ve Eserleri”,141
4- el-Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 10/170
5- el-Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 10/170; Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 13/297
6- Hüseyin Yazıcı, “İbn Kuteybe”, DİA, 20/145
7- Kerramiyye’nin bilinen özelliği, onların Allah’ın sıfatları konusunda aşırıya giderek teşbih ve tecsime varan yorumlar yapmalarıdır.
8- Zehebi, Siyeru A’lam'in Nubela, 13/298'de ; Hüseyin Yavuz, “İbn Kuteybe”, DİA, 20/151
9- Hüseyin Yazıcı, “İbn Kuteybe”, DİA, 20/146
10- Hüseyin Yavuz, “İbn Kuteybe”, DİA, 20/151
11- el-Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 10/171; Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 13/300
12- Zehebi, A’lam’in Nubela, 13/300.
13- Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 13/301–302

* İbni Kuteybe (rahimehullah), kelamdan tevbe etmiş ve bundan tamamıyla arınmak gayesiyle hadis dahi nakletmemiş ve kendisine bizlere İshak ibni Ravaheyh’den naklet diyenlere, ben hadis nakletmiyorum, Bağdad’da sekizyüz muhaddis vardır ve onlardan her biri(nin ilmi) benim şeyhim (İshak ibni Ravaheyh) gibidir. Bundan dolayı ben hiç birşey nakletmiyorum demiştir. (Zehebi, Siyeru A’lam’un Nubela, 13/301-302)

Bu nakil ile ortaya koyulan durum İbni Kuteybe’nin ne kadar tevazu sahibi olduğunu göstermektedir. Ancak şurası çok acıdır ki; onun tevazu adına zikretmiş olduğu sözleri, aleyhine kullanılmaya çalışılmış onun cahil, sapkın, işinin ehli olmayan biri olduğu ileri sürülmüştür. Oysa bu ithamlara kalemiyle karşılık vermiş Te'vil'ul Muhtelif'il Hadis isimli eserinde; çeşitli gerekçelerle tenkit edilen ve aralarında tenakuz bulunduğu iddia edilen hadisler hakkında muhaliflerine, kendisine büyük bir zafer kazandıracak cevaplar vermiştir.

14- Bu eserin aynı zamanda Mısır baskısı da bulunmaktadır. Dar’ul Kütüb’il İlmiyye’den 1985 yılında çıkmış baskısının yanı sıra Akaid’us Selef içerisinde 221-252 sayfaları arasında da neşredilmiştir. Ayrıca bütün bunlardan başka Hüseyin Yazıcı’nın belirttiği üzere Beyrut 1990 ve Riyad 1991 iki neşri daha vardır. (Yazıcı, “İbn Kuteybe”, DİA, 20/148) Leiden 1960 da bu eser neşredilmiştir. (Yavuz, “el-İhtilaf fi’l Lafz”, DİA, 21/569)
15- Mektebet’ül Kudsi, Kahire, 1349
16- İbni Kuteybe, el-İhtilaf fi’l Lafz, 7
17- İbni Kuteybe, el-İhtilaf fi’l Lafz, 10
18- İbni Kuteybe, el-İhtilaf fi’l Lafz, 12
19- İbni Kuteybe, el-İhtilaf fi’l Lafz, 12-18
20- İbni Kuteybe, el-İhtilaf fi’l Lafz, 18
21- İbni Kuteybe, el-İhtilaf fi’l Lafz, 19-20
22- İbni Kuteybe, el-İhtilaf fi’l Lafz, 23-44
23- İbni Kuteybe, el-İhtilaf fi’l Lafz, 46-47
24- İbni Kuteybe, el-İhtilaf fi’l Lafz, 47
25- İbni Kuteybe, el-İhtilaf fi’l Lafz, 52-53
26- İbni Kuteybe, el-İhtilaf fi’l Lafz, 63
27- İbni Kuteybe, el-İhtilaf fi’l Lafz, 65
28- İbni Kuteybe, el-İhtilaf fi’l Lafz, 67-70
29- Buna örnek olarak kulun iradesiyle ilgili çıkarımlarda bulunulan ayetlere getirilen yorumlar gösterilebilir, bkz. İbni Kuteybe, el-İhtilaf fi’l Lafz, 15-19
30- Bu durumun bazı örnekleri için bkz. İbni Kuteybe, el-İhtilaf fi’l Lafz, 32-33, 40
31- el-En’am 6/125
32- İbni Kuteybe, el-İhtilaf fi’l Lafz, 16
33- İbni Kuteybe, el-İhtilaf fi’l Lafz, 23
34- en-Nisa 4/125
35- el-A’raf 7/144
36- İbni Kuteybe, el-İhtilaf fi’l Lafz, 40
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 959
  • Değerlendirme Puanı: +15/-0
Ynt: Selefin Reddiye Amaçlı Yazdığı Eserler
« Yanıtla #6 : 25.02.2016, 02:23 »
Te’vilu Muhtelif’il Hadis – İbni Kuteybe

Eserin Muhtevası

Hadislerde ortaya çıkıp birbiriyle ihtilaflı gözüken meselelerin ele alındığı ve özellikle söz konusu ihtilafların gündeme getirilerek hadislere güvenilemeyeceği iddiasında bulunanlara reddiye amacı taşıyan Te’vilu Muhtelif’il Hadis adlı eserin esas aldığımız baskısı1 1988 yılında neşredilmiştir.2

Eserin giriş kısmında naşirin mukaddimesi yer almakta, müellifin yaşadığı dönem ve kitabın önemi belirtilerek İbni Kuteybe’nin eserine giriş yapılmaktadır. Eserin sonunda metin içinde zikredilen ayetlerin, hadislerin, şahısların ve fırka isimlerinin fihristleri yer almakta, son olarak söz konusu eserin muhtevasına göre bir fihrist verilmektedir.

Kitap genel anlamda iki başlık altında incelenebilir. İlk bölümde İbni Kuteybe bir durum değerlendirmesi yaparak Ehl-i Hadis’i ve diğerleri olarak gösterilen kelamcılar ile Ebu Hanife özelinde Ehl-i Rey’i ele almaktadır. Kelamcıların hadisçilere yönelttikleri eleştirileri sıralamakta, ki söz konusu kelamcılar arasında Ubeydullah ibni el-Hasen (ö. 168/784), Sümame (ö. 213/828), Nazzam (ö. 231/845), Ebu’l Hüzeyl el-Allaf (ö.235/849-50), Bekr-i Ammi ve Muhammed ibni Cehm el-Bermeki zikredilmektedir, ardından bu eleştirilere cevaplar vermektedir.

Eserde fıkıhta devrinin otoritesi kabul edilen3 Ebu Hanife ve kelamcılar arasında en iyi delil getirdiği ifade edilen4 Cahız bir takım görüşlerinden dolayı tenkit edilmektedir. Ebu Hanife’nin eleştirildiği temel noktalardan biri, hakkında hadis bulunan meselelerde reyiyle hüküm vermesidir. Bu, Ehl-i Hadis’in Ebu Hanife’ye yönelttiği en temel tenkit noktasıdır. Burada Ebu Hanife’yi eleştiren reddiyelerde rastlayamadığımız bir diğer tenkit noktası onun, hakkında ayet olan bir hükümde ayeti görmezden gelip ictihad etmesidir. İbni Kuteybe’ye göre Ebu Hanife maktulün velisinin ya kısas isteyebileceği ya da katili affetmesi gerektiğini ifade etmiştir. Ayette ise “affettiği takdirde güzel bir şekilde diyetini isteyebileceği”5 ifade edilmektedir. Bu durumu İbni Kuteybe en büyük muhalefet olarak nitelemektedir.6

Cahız’ın ise delil getirmede ve dili kullanmada oldukça yetkin olduğu İbni Kuteybe tarafından belirtilmektedir. Ancak İbni Kuteybe Cahız’ın duruma göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i övdüğünü, fakat ardından onunla aynı yerde geçmesi bile hoş karşılanmayacak olan isimleri yan yana zikrettiğini, hadislerle alay ettiğini bununla beraber onun ümmetin en yalancısı ve en çok hadis uyduranı olduğunu belirtmektedir.7

İbni Kuteybe, Ehl-i Hadis’i ise öncelikle yaptıkları işlerden dolayı takdir etmekte, fakat bazı hataları olduğuna da dikkat çekmektedir. Örneğin yazdıkları hadisleri anlamaya çalışmadıkları, bir hadisin sahih bir veya iki senedi yeterli iken on veya yirmi isnad bulmaya çalışmalarının eleştirilebileceğini kaydetmiştir. Bununla birlikte Kaderiyye, Cehmiyye ve Rafiziyye gibi fırkalarla Ehl-i Hadis’in bir arada düşünülemeyeceğinin de altını çizmektedir.8

Bu kısım içerisinde İbni Kuteybe Havaric, Mürcie, Kaderiyye ve Rafizilerin görüşlerini mesned edindikleri hadisleri ve Ehl-i Hadis’in içinde teşbih unsurları olan nakilleri rivayet ettikleri ithamlarına yer vermektedir. Ehl-i Rey ve kelamcılardan yukarıda zikredilen kişilerin iddiaları zikredildikten sonra her birine cevap vermektedir. Bazı fırkalar tarafından kendi görüşleri ışığında tefsir edilen ayetleri onların yorumuyla verdikten sonra doğrusunun nasıl olması gerektiğini izah etmektedir.

İkinci bölüm ise kelamcıların Kur’an’a, hadise ve akla muhalefet ettiğini iddia ettikleri hadislerin İbni Kuteybe tarafından ele alınıp müzakere edilmesinden ibarettir. Bu bölüm altında yüzdokuz mesele ele alınmakta ve her birine ayrı ayrı değinilmektedir. Burada konuların tamamını zikretmek, çalışmanın sınırlarını aşacağından meseleler tek tek ele alınmayacaktır. Ancak şu kadarını ifade edebiliriz ki, aralarında tenakuz olduğu iddia edilen meseleler içerisinde hadislerin birbirlerine karşı içerdikleri zıt anlamların yanı sıra, hadislerin ayetlere, akla, herkesçe aşikar olan durumlara da muhalefet ettiğine dair problemler ele alınmaktadır. Bütün bu yüzdokuz iddiayı sınıflandırma cihetine gittiğimizde karşımıza şöyle bir tablo çıkmaktadır:

- Hadisin Kur’an’a muhalefeti9
- Hadisin başka bir hadise muhalefeti10
- Hadisin ümmetin icmaına muhalefeti11
- Hadisin akla muhalefeti12
- Hadisin Kur’an’a, hadise ve akla muhalefeti13
- Hadisin akla ve hadise muhalefeti14
- Hadisin kendi içerisinde ihtilaf15
- Hadisin kıyasa muhalefeti16
- Hadisin Kur’an ve icmaya muhalefeti17
- Hadisin Kur’an ve akla muhalefeti18

Bu maddelerin dışında, muhaliflerin içinde teşbih unsurlarının olduğunu iddia ettikleri hadisler de bulunmaktadır.19

İddiaların içinde fıkhi (varise vasiyet, borçlunun cenaze namazı, evlenilmesi haram olan kişiler, şüf’a hakkı vb.,) ve itikadi (ru’yetullah, Halku’l-Kur’an, Allah’ın sıfatları, Mesih’in nüzulü vb.,) meselelerin yanı sıra hadis tenkidi (nesh açısından veya icmanın rivayete üstünlüğü) açısından değerlendirmeler de mevcuttur.

Söz konusu bölüm içerisinde İbni Kuteybe’nin amaçlarından birisi, belki de en önemlisi, muhaddislerin hadisleri rivayette dikkatli olmadıkları, anlamını bilmeden hadis rivayet ettikleri, Şia ve Havaric gibi bazı fırkaların temel görüşlerine delil olarak kullandıkları hadisleri sahih kabul ettikleri ve teşbih unsurları içeren nakillerde bulundukları şeklindeki ithamlara cevap vermektir. Genel olarak bu rivayetleri ele alırken hadisleri te’vil yoluna giderek ihtilaf olmadığını izah etmesinin yanı sıra İbni Kuteybe Tevrat20, İncil21 ve nadir de olsa Aristo’dan alıntılar22 yaparak muhtevayı zenginleştirmiştir.

Eserin Metodu

İbni Kuteybe, Arap dilinin yanlış kullanımından veya yanlış anlaşılmasından kaynaklanan hataları düzeltmeye çalışırken yine Arap diline müracaat etmektedir. Eserin başlarında kelamcıların tefsirlerinden örnekler vererek hangi noktalarda hata yaptıklarını açıklamaktadır:

Onlardan (kelamcılardan) bir grup Allah’ın “kadın ona istek duydu, o da kadına istek duydu”23 ayeti hakkında kadın zinaya yöneldi, o da kadından kaçmaya yöneldi veya ona vurmaya yöneldi manasını vermişlerdir. Allah (ayetin devamında) “eğer rabbinin delilini görmeseydi” buyurmaktadır, bunun için de (o kadından kaçmak veya ona vurmak istedi, Rabbinin delilini gördüğünde onun yanında kaldı) te’vilini yapmışlardır. Arap dilinde şunu demek caiz değildir: ‘ben falancaya meylettim, o da bana meyletti’ sözünde sen kastediyorsun ki fiilinin iki manası vardır, yani sen onun ihanetine meylediyorsun, o senin ikramına meylediyor. Bu söz ancak hum fiilinin manası bir olursa caiz olur.24

Birbiriyle çelişkili gözüken ve bundan dolayı reddedilen hadisleri te’vil yoluna giderken İbni Kuteybe çeşitli yöntemler kullanmaktadır. Bazen hadis olarak zikredilmesine rağmen gerçekte uydurma olan rivayetleri de ele almakta, buna rağmen akla muhalif olmadığı yönünde açıklama cihetine gitmektedir.25

Burada İbni Kuteybe’nin tenakuz olduğu ileri sürülen hadisleri te’vilde nasıl bir yöntem üzere olduğuna örneklerle temas edilecektir. Bu yöntemlerden biri hadisler arasında nesh ilişkisi kurmasıdır; bu duruma “Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in borcunu ödemediği halde ölmüş birinin namazını kılmadığı” rivayetine karşılık, “Kim bir mal bırakırsa, o mal ailesinindir, kim de bir borç bırakırsa o da benim üzerimedir” buyurması örnek olarak gösterilebilir. İslam’ın yayılmaya başladığı ilk yıllarda, fetihlerin olmayışından ganimet mallarının olmadığı, sonradan bunların Beyt’ül Mal’dan karşılandığı İbni Kuteybe tarafından ifade edilmiştir.26

Bazen bu tenakuzları Arap diline müracaat ederek te’vil etmiştir. “Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kaim olarak su içmekten nehyettiği” hadisinin yanı sıra “o kaim olduğu halde su içerdi” hadislerine İbni Kuteybe ilk hadisteki “kaim” kelimesinin yürümek manasına geldiğini, Arap dilinde bu tür kullanımlar olduğunu, ikinci hadisteki “kaim” kelimesinin ise yürümeksizin kişinin olduğu yerde içmesi anlamına geldiğini ifade etmektedir.27

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den benzer bir durum için farklı rivayetlerde bulunulduğu iddialarına karşı bu hadislerin sahih olduklarını ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in bunları yapmasındaki amacının, yapılmasında bir beis olmadığını göstermek olduğunu söyleyerek açıklama yoluna gitmiştir. Örneğin Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in cünüb iken yatmadan önce abdest aldığı ve sonra uyuduğu, başka bir hadiste ise cünüb olmasına rağmen suya bile dokunmaksızın uyuduğu rivayetlerini bu şekilde açıklama cihetine gitmektedir.28

Kimi zaman da muhalif olarak ileri sürülen hadislerin sahih olmakla birlikte zaruretten dolayı meydana geldiği yönünde izahları bulunmaktadır. Örneğin “Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ayakta hiçbir zaman bevletmediği” hadisine karşılık, Huzeyfe (radiyallahu anh)’dan “onun ayakta bevlettiği” rivayetlerindeki ikinci olarak zikredilen hadisi bu şekilde te’vil etmiştir.29

İbni Kuteybe bazı rivayetler arasında umum-husus ilişkisi kurarak tearuzu gidermektedir. Buna örnek olarak şu iki hadis verilebilir: “Sütten kestikten sonra emzirme yoktur” hadisine muhalif olarak Sehle binti Süheyl hadisi getirilmektedir. Buna göre Sehle Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e kocası Ebu Huzeyfe’nin Salim’in30 eve girip çıkmasından rahatsızlık duyduğunu söylemektedir. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de onu emzirmesini buyurmaktadır. Sehle ise onun büyük bir adam olduğu söyleyince Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) gülerek; “ben onun büyük bir adam olduğunu bilmiyor muyum” diye cevap verir. İbni Kuteybe buradaki emzirmenin sütünden vermesi anlamında geldiğini, ayrıca bu durumun Salim’e has bir durum olduğunu beyan etmektedir.31

İbni Kuteybe, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından konulan bazı hükümlerin sonradan Allah’ın ona vahyetmesiyle sınırlarının belirlendiğini ifade etmektedir. Şu örnekte bu açıkça görülmektedir: Hırsızın elinin kesilmesi hususunda henüz Allah tarafından bir ölçü gönderilmeden önce bir ip dahi çalsa eli kesilir hükmü konmuşken, sonradan ancak çeyrek dinar değerinde bir hırsızlıkta elin kesilmesine hükmedilmiştir. Böylelikle ip çalan kişinin eli kesilir hadisi, ancak çeyrek dinar oranında hırsızlık yapanın elinin kesilmesine hükmedilmesi hadisiyle sınırlandırılmıştır.32

Bazı durumlarda ihtilaflı gözüken hadislerden birinin Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e has bir durum olduğu söylenerek açıklanmaktadır. Örneğin Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in oruçlu iken hanımını öpmesi rivayetine karşılık, karısını öpen kimse hakkında sorulduğunda “orucu bozulmuştur” cevabını verdiği rivayetini bu şekilde te’vil etmektedir.33

Son olarak İbni Kuteybe’nin yukarıda zikredilen yöntemlerden biraz daha farklı bir yolu benimsediğinden bahsedilebilir. Örneğin Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in abdest alırken sarığını meshettiği ile ilgili sahih rivayetler olmasına ve bunun aksini gösteren rivayetlerin bulunmamasına rağmen, bu konudaki amelin farklı olmasını şu şekilde izah etmektedir: Hadis rivayetlerinde isnadı sağlam da olsa metninde karışıklık olma ihtimalinin yüksek olduğu, bunun yanı sıra icmanın daha kesin bir hüküm ifade etmektedir.34

Bunların yanında İbni Kuteybe hadis tenkidi de yapmakta, kimi zaman ravinin yanlış anlamış veya anlamamış olabileceğini ifade ederek, kimi zaman daha sahih bir rivayet getirerek durumu açıklığa kavuşturmaya çalışmaktadır. İbni Kuteybe’nin eleştirileri sadece Ehl-i Rey ve kelamcılarla sınırlı kalmamakta, herhangi bir te’vil/tefsir olmaksızın hadis rivayet edilmesini de tenkit etmektedir.35 Bu noktada da Ehl-i Hadis eleştiri konusu olmaktadır.

İbni Kuteybe’nin hadisleri te’vil ettiği bölümde temayüz eden bazı ifade kalıpları mevcuttur. Dedilerki rivayet ettiler şundan..., diyerek karşı tarafın eleştirdiği rivayetler zikredilip, karşısında ayet, hadis veya akla muhalefet olarak zikredilen deliller ortaya konmaktadır. Bunların sonunda da çoğunlukla ‘ve dediler ki bu tenakuz ve ihtilaftır’ veya ‘bunda tenakuz ve ihtilaf vardır’ ibaresi kullanılmaktadır. Ardından İbni Kuteybe ’biz diyoruz ki’ ibaresini kullanarak cevap vermektedir. İki tarafın da çoğul sigasıyla ifade edilmesi, kelamcılar ile Ehl-i Hadis’in görüşlerine işaret etmesi açısından önem arz etmektedir.




Alıntı yapılan: dipnotlar
1- Müesseset’ül Kütüb’il İlmiyye, Beyrut, 1988
2- Muhtelif’ul Hadis, Süleymaniye Ktp., Esad Efendi Böl., yazma 000161;
Te’vil’ül Muhtelif’il Hadis, Süleymaniye Ktp., Koca Ragıp Paşa Böl., yazma, 000261;
yazma nüshalarının yanı sıra çeşitli baskıları mevcuttur:

Mektebet’ül Külliyyat’il Ezher, Kahire, 1966;
Matbaatü Kürdistan’il İlmiyye, Kahire, 1326;
Daru’l-Kütüb’il İlmiyye, Beyrut;
el-Mektebet’ül İslami, Beyrut, 1999;
Dar’ul Hadis, Kahire, 2006;
Müesseset’ür Risale, Beyrut, 2004;
Daru İbn Affan, Kahire, 2006

Kitap hakkında yazılmış bir de makale vardır, bkz. Gerard Lecomte, “İslam’da İhtilafın Tekamülüne Bir Örnek”, 3-37
3- İbni Kuteybe, Te’vilu Muhtelif’il Hadis, 69
4- Te’vilu Muhtelif’il Hadis, 57
5- el-Bakara 2/178
6- Te’vilu Muhtelif’il Hadis, 56
7- Te’vilu Muhtelif’il Hadis, 57-58
8- Te’vilu Muhtelif’il Hadis, 69-70
9- Te’vilu Muhtelif’il Hadis, #1, 5, 15, 16, 43, 44, 44 (2), 47, 76, 91
10- Te’vilu Muhtelif’il Hadis, #2, 3, 4, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 18, 20, 27, 29, 30, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 40, 41, 42, 45, 64, 65, 70, 71, 72, 73, 74, 81, 87, 88, 89, 90, 92, 96, 99, 100, 101, 102, 104, 105
11- Te’vilu Muhtelif’il Hadis, 5(2), 80
12- Te’vilu Muhtelif’il Hadis, #6, 7, 8, 25, 39, 46, 66, 69, 75, 77, 78, 83, 85, 86, 95, 98, 103, 106, 107
13- Te’vilu Muhtelif’il Hadis, #17
14- Te’vilu Muhtelif’il Hadis, #19, 31
15- Te’vilu Muhtelif’il Hadis, #21, 22, 23, 24, 49, 82
16- Te’vilu Muhtelif’il Hadis, #26
17- Te’vilu Muhtelif’il Hadis, #48, 63, 84, 97
18- Te’vilu Muhtelif’il Hadis, #50, 51, 93, 94
19- Te’vilu Muhtelif’il Hadis, #52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 84.
20- Te’vilu Muhtelif’il Hadis, 100, 144, 178
21- Te’vilu Muhtelif’il Hadis, 105, 137, 140, 172-173
22- Te’vilu Muhtelif’il Hadis, 150, 151, 206
23- Yusuf 12/24
24- İbni Kuteybe, Te’vilu Muhtelif’il Hadis, 62
25- Bir rivayete göre Musa (aleyhi selam) ve Ebu Bekir (radiyallau anh) kaderi olarak nitelendirilmiştir, bkz. İbni Kuteybe, Te’vilu Muhtelif’il Hadis, 153.

Başka bir rivayette maymunların zina eden bir maymunu recmettiği nakledilmektedir, bkz. İbni Kuteybe, Te’vilu Muhtelif’il Hadis, 163-164.

Yine Uc denen ve Musa (aleyhi selam) zamanında yaşayan bir devden bahseden rivayet de bulunmaktadır, bkz. İbni Kuteybe, Te’vilu Muhtelif’il Hadis, 176-179.

İbni Kuteybe bu tür rivayetleri hadis olarak kabul etmemesine rağmen akla muhalefet etmediği düşüncesinden dolayı ilk iki rivayeti te’vil etmiş, üçüncüsünü ise tenkit ederek, hadise fesat karışmasındaki üç sebebi burada zikretmiştir.
26- İbni Kuteybe, Te’vilu Muhtelif’il Hadis, 126-127
27- İbni Kuteybe, Te’vilu Muhtelif’il Hadis, 204-205
28- İbni Kuteybe, Te’vilu Muhtelif’il Hadis, 155-156
29- İbni Kuteybe, Te’vilu Muhtelif’il Hadis, 75-76
30- Salim, Ebu Huzeyfe (radiyallahu anh)’ın karısının azatlı kölesidir.
31- İbni Kuteybe, Te’vilu Muhtelif’il Hadis, 189-191
32- İbni Kuteybe, Te’vilu Muhtelif’il Hadis, 114-115
33- İbni Kuteybe, Te’vilu Muhtelif’il Hadis, 157
34- İbni Kuteybe, Te’vilu Muhtelif’il Hadis, 166-167

Bu durumda İbni Kuteybe’nin söz konusu görüşünden hareketle bir bölgedeki amelin, nakledilen rivayetlerden daha kesin bir hüküm ifade ettiğini söylemek mümkündür. Bununla birlikte aynı durum muhalifler için de geçerlidir. Dolayısıyla hadisleri ele almada böyle bir vakıayı göz önüne alarak hükümler vermelerini yadırgamamak gerekir.
35- İbni Kuteybe, Te’vilu Muhtelif’il Hadis, 180
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 959
  • Değerlendirme Puanı: +15/-0
Ynt: Selefin Reddiye Amaçlı Yazdığı Eserler
« Yanıtla #7 : 26.02.2016, 04:43 »
er-Red ale’l Cehmiyye – Darimi

Müellifin Hayatı

Sicistanlı olup Temim Kabilesi’nin Darim koluna mensup olduğundan Darimi nisbesiyle anılan Osman ibni Sa’id’in1 doğum tarihi kesin olarak bilinmemekte, fakat 200/815 senesinden önce doğduğu tahmin edilmektedir.2

Darimi ilim tahsili için Hicaz, Şam, Humus, Basra, Kufe, Mısır, Cezire ve Horasan’a seyahat edip3 Müsedded ibni Müserhed (ö. 228/842), Ahmed ibni Hanbel, Yahya ibni Ma’in, Ali ibni el-Medini (ö. 234/848) gibi dönemin ünlü alimlerinden hadis tahsil etmiştir. Kendisinden Muhammed ibni İbrahim es-Sarram, Müemmel ibni Hüseyin, Muhammed ibni Yusuf el-Herevi (ö. 230/845) gibi alimlerin yanı sıra Herat ve Nişabur ehlinden de pek çok alim hadis rivayet etmiştir.4 Şafii mezhebine mensup alimler arasında zikredilen Darimi, fıkıh ilmini İmam Şafii'nin öğrencilerinden olan Ebu Yakub el-Büveyti’den (ö. 231/845) tahsil etmiştir.5

Günümüze ulaşmamakla birlikte hacimli bir eser olduğu rivayet edilen Müsned’te rivayetlerini bir araya getiren Darimi’nin6 biri Cehmiyye’ye ve diğeri Mu’tezili alimlerden olan Bişr ibni Ğıyas el-Merisi’ye olmak üzere iki adet müstakil reddiyesi bulunmaktadır.

Hadis rivayetinde güvenilirlik bakımından Muhammed ibni Yahya (ö. 253/867) ve Yakub el-Fesevi (ö. 277-280/890-892) gibi muhaddisler arasında zikredilen Darimi7, Kur’an’ın mahluk olduğunu söyleyenlerden hadis rivayet etmekten kaçındığını belirtmektedir.8 Ayrıca adına nispetle anılan Kerramiyye Mezhebi'nin kurucusu olan Muhammed ibni Kerram’ın Herat’tan sürgün edilmesinde rol oynayan Darimi’nin siyasi anlamda bir etkisinden de söz edilmektedir.9 Darimi Herat’ta 280/893 yılında vefat etmiştir.10

Eserin Muhtevası

Eserin çalışmamızda esas alınan baskısı11 1995 yılında “er-Red ale’l Cehmiyye” adıyla neşredilmiştir.12 Kitabın ilk sayfalarında naşirin mukaddimeleri ve Ebu Sa’id ed-Darimi’nin hayatı yer almaktadır. Son sayfalarında ise eserde zikredilen ayet, hadis ve şahıs fihristlerinin yanı sıra eserin neşrinde kullanılan kaynakçaya yer verilmiştir.

Darimi’nin söz konusu eseri temel olarak beş konuyu muhtevi olup her birine aşağıda kısaca temas edilecektir. Bilindiği gibi Ehl-i Hadis ile kelamcılar arasındaki akaid ile ilgili tartışmalar her iki tarafın da anlayış farklılıklarından ortaya çıkmıştır.

Darimi’nin mezkur eserinde ilk olarak geniş bir şekilde ele aldığı konu, bu anlayış farkından dolayı problem haline gelmiş olan arşa iman meselesidir. Bu bağlamda Allah’a bir mekan atfetme problemi üzerinde de durulmaktadır.13 Öncelikle arşın semada olduğu, sonrasında Allah’ın onun üzerinde olduğuna inanmanın, imanın gerekliliklerinden olduğu savunulmuştur. Konuyla bağlantılı olarak Darimi Allah’ın perde arkasından konuşmasını14, ayetlerde15 belirtilen ve hadislerde de varid olan günlerde nüzulünü16, O’nun bir mekanı ve bir sınırı olduğunu belirtmek için delil olarak getirmiştir. Her ne kadar Allah’a bir sınır atfetmek tecsim gibi görünse de Darimi bu hataya düşmek istemeksizin zaman zaman bu sınırların insanlar tarafından bilinemeyeceğini, keyfiyetinin sorgulanamayacağını ifade etmektedir.17

İkinci olarak ele alınan husus “ru’yetullah” meselesidir. Ehl-i Hadis’in bu konudaki görüşüne paralel olarak Darimi de Allah’ın Kıyamet Günü mü’minler tarafından görüleceğini, kafirlerin ise Allah’ı göremeyeceğini belirtmekte, fakat buradaki görmenin keyfiyetinin bilinemeyeceğini ifade etmektedir.18

Üçüncü mevzu “ilmullah” ya da kader meselesidir. Cehmiyye’nin Allah’ın bir şeyi gerçekleşmesinden önce değil, vaki olduktan sonra bildiğini iddia etmesine karşılık Darimi, Allah’ın ilminin herşeyi kuşattığını, yaratmadan önce de o şeyden haberdar olduğunu çeşitli delillerle izah etmiştir.19

Son olarak Darimi, yaşadığı dönemde en fazla tartışılan mevzu olan kelamullah meselesini ele almaktadır.20 Bilindiği gibi Ehl-i Hadis, kelamullahın mahluk olmadığına “ol” emrinden21 sonra mahlukatın meydana gelmesini delil olarak getirmektedir.22 Bu durum onlara göre Allah’ın kelamının mahlukattan önce olduğuna işaret eden en bariz delildir. Darimi bu delilin yanı sıra Cehmiyye’nin iddia ettiği üzere Allah’ın Musa (aleyhi selam) ile bizzat konuşmasının23 mahluk olan kelamdan olması durumunda, söz konusu ayetlerde bu durumun zikredilmesinin bir anlamı olmadığını ifade etmiştir.

Bunun yanı sıra Darimi, yine ileri sürdükleri üzere kelamullahın mahluk olarak nitelenmesi halinde insanların kelamı ile Allah’ın kelamının arasında bir fark olmadığı manasına yol açacağını belirtmektedir.24

Darimi kelamullahın mahluk olmadığına deliller getirdikten sonra Kur’an’ın Allah kelamı olması hasebiyle mahluk olmadığı sonucuna varmaktadır.25 Bu eserden önce incelediğimiz reddiyelerde bulunmayan bir benzetmeyle Kur’an’ın mahluk olmadığına ayetlerden deliller getirmektedir. Söz konusu ayette bilindiği gibi Velid ibni Muğire Kur’an ayetlerinin beşer sözü olduğunu iddia etmiş, bunun üzerinde Müddessir Suresi’nin 18-26. ayetleri nazil olmuştur. Darimi’ye göre Cehm ibni Safvan ile Velid ibni Muğire arasında bu açıdan bir fark yoktur, zira Cehm de Kur’an’ın mahluk olduğunu söylemektedir.26

Ehl-i Hadis’in Kur’an’ın mahluk olduğunu söyleyenleri tenkit ettiği kadar Vakıfe’yi de eleştirmesi söz konusu eserde de kendini göstermektedir. İbni Kuteybe’nin iki taraftan birinin doğru olması gerektiği kabulündeki gibi27 Kur’an ya mahluktur ya da değildir sonucuna varmakta, bunlardan birinin bid’at olduğunu söylemek için Kur’an’ın mahluk olup olmadığını bilmek gerektiğini ifade etmektedir.28

Darimi eserinin son kısmında Cehmiyye’yi tekfir etmesinin nedenlerini açıklamaktadır. Ona göre Kur’an’da Velid ibni Muğire’nin tekfir edilmesi Cehmiyye’nin de tekfir edilebileceğini göstermektedir. Dolayısıyla Cehmiyye Kur’an’ın mahluk olduğunu söyleyerek nassa muhalefet etmiştir.29 Diğer bir sebep olarak Allah’ın sıfatlarını inkar etmeleri zikredilmiştir. Bunların haricinde onların tekfir edilmelerini gerektiren başka bir sebep Allah’ın nerede olduğunu bilmemeleri, O’nun her yerde olduğunu söylemeleridir.30 Ayrıca burada delil olarak alimlerin cehmi görüşleri benimseyenlerin kafir olduklarına yönelik sözleri kullanılmaktadır.31 Cehmiyye’nin tekfir edilmesiyle bağlantılı olarak onlardan tevbe istenmesi veya öldürülmeleri gerektiği sonucuna varılan pek çok rivayet de zikredilmektedir.32

Eserin Metodu

Darimi söz konusu eserinde Cehmiyye’nin Allah’ın sıfatlarını inkar etmelerinden kaynaklanan sorunları ortaya çıkarmayı ve Ehl-i Hadis’in prensipleri üzere meselelere yaklaşarak çözümler sunmayı amaçlamıştır. Darimi’nin, meselelerin hallinde eserin genelinde kendini gösteren bir yöntemi mevcuttur. Söz konusu yöntem konu başlığı altında mevzu ile ilgili ayet veya hadislerin zikredilmesi, ardından karşı çıkanların iddiaları, sonrasında bazı ayetlerin tefsiri ile hadislere yer verilmesi şeklinde kendini göstermektedir. Son olarak varsa alimlerin konu hakkındaki görüşleri delil olarak getirilip Darimi’nin açıklamasıyla nihayete erdirilmektedir. Örneğin ilmullah başlığı altında hadislerle bir giriş yapılmakta33, sonra karşı tarafın Allah’ın vaki olmasından önce bir şeyi bilemeyeceği iddiası ortaya konmakta34, akabinde ise konuyla ilgili ayet ve hadisler getirildikten sonra35 Darimi nihai sözü söylemekte ve bunu inkar edenlerin küfre girdiklerini ifade etmektedir.36

Darimi’nin ele aldığı konuyla ilgili ayet ve hadisleri zikretmeye önem verdiği görülmektedir. Her bir konu altında öncelikle bunlara yer vermekte, sonrasında sahabe ve müteakip alimlerin kavilleri zikredilmektedir. Bununla da delil olarak sahabe ve tabiun kavline verdiği önem ön plana çıkmaktadır. Nitekim kimi yerde bunu açıkça zikretmekte,37 Cehmiyye’nin ise hadis ve sahabe kavline itibar etmediğini ifade etmekte, fakat kendi görüşlerine uyan bir nakil bulmaları halinde de bunu zikretmekten geri durmamalarını eleştirmektedir.38

Darimi delil olarak ayet, hadis, sahabe ve tabiun kavlinin yanı sıra akli bir takım çıkarımlarda da bulunmaktadır. Örneğin Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in bir cariyeye Allah’ın nerede olduğunu sormasından39 hareketle Darimi, her yerde olan ve belli bir mekanı olmayan şey için nerede sorusunun sorulamayacağını, ancak bir mekanda olan için bu sorunun mümkün olacağını ifade etmektedir.40 Bunun yanı sıra Darimi Allah’ın sıfatları ile ilgili ayet ve hadislerin olduğu gibi kabul edilmesi gerektiğini ifade ederek41 Allah’a atfedilen sınırlamanın insanlar tarafından bilinemeyeceği ni belirtmektedir.42

Darimi’nin eserinde dikkat çeken bir başka husus rivayetlerin bir bütün halinde verilmesinden ziyade konuyla ilgili kısmının başlık altında zikredilmesidir (takti).

Müellif tekrarlardan da kaçınmamakta, aynı hadisi alakalı gördüğü birkaç konuda zikretmektedir.43 Bir hadisin metni aynı olmakla birlikte farklı senedleri varsa sadece sened kısmını verip onları veya diyerek serdetmektedir.44 Eğer metinde farklılıklar varsa sadece farklı olan kısımlarını zikretmekte45 veya mana itibariyle aynı olmakla birlikte farklı bir şekilde anlatılan nakiller varsa bunları ardı ardına sıralamaktadır.46



Alıntı yapılan: dipnotlar
1- Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 13/319-326; Sübki, Tabakat’uş Şafi’iyye, 2/302-306; Zirikli, A’lam, 4/205-206; Abdullah Aydınlı, “Ebu Said ed-Darimi”, DİA, 8/495-496
2- Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 13/319; Abdullah Aydınlı, “Ebu Said ed-Darimi”, DİA, 8/495
3- Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 13/326; Abdullah Aydınlı, “Ebu Said ed-Darimi”, DİA, 8/495
4- Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 13/320-321
5- Abdullah Aydınlı, “Ebu Said ed-Darimi”, DİA, 8/495
6- Abdullah Aydınlı, “Ebu Said ed-Darimi”, DİA, 8/496
7- Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 13/321
8- Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 13/322
9- Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 13/322-23; Abdullah Aydınlı, “Ebu Said ed-Darimi”, DİA, 8/495
10- Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 13/326
11- Daru ibni’l Esir, Kuveyt, 1995, 2. bsk.
12- Süleymaniye Kütüphanesi, Köprülü Fazıl Ahmet PaŞa Böl., 000850, 67-109 sayfaları arasında yazma nüshası bulunmaktadır. Eserin tespit edilebilen matbu baskıları ise şunlardır:

C. W. K. Gleerup, Lund, 1960;
Dar’ul Keyan, Riyad, 2006
13- Arşa iman, arşa istiva ve Allah’ın nüzulü meselelerini tek bir şeyi açıklamak için ele almaktadır, o da Allah’ın şey olduğu ve keyfiyetinin insanlar tarafından bilinmesi mümkün olmayan bir sınırı olduğu gerçeğidir, bkz. Darimi, er-Red ale’l Cehmiyye, 32-101
14- eş-Şura 42/51
15- el-Fecr 89/22; el-Furkan 25/25
16- Darimi, er-Red ale’l Cehmiyye, 90-92
17- Darimi, er-Red ale’l Cehmiyye, 93-94, 98
18- Darimi, er-Red ale’l Cehmiyye, 102-129
19- Darimi, er-Red ale’l Cehmiyye, 130-154
20- Darimi, er-Red ale’l Cehmiyye, 155-183
21- en-Nahl 16/40
22- Darimi, er-Red ale’l Cehmiyye, 181
23- en-Nisa 4/164
24- Darimi, er-Red ale’l Cehmiyye, 182
25- Darimi, er-Red ale’l Cehmiyye, 184-192
26- Darimi, er-Red ale’l Cehmiyye, 184
27- İbni Kuteybe, el-İhtilaf fi’l Lafz, 55
28- Darimi, er-Red ale’l Cehmiyye, 193-197
29- Darimi, er-Red ale’l Cehmiyye, 198-199
30- Darimi, er-Red ale’l Cehmiyye, 202
31- Darimi, er-Red ale’l Cehmiyye, 204-206
32- Darimi, er-Red ale’l Cehmiyye, 207-214
33- Darimi, er-Red ale’l Cehmiyye,130
34- Darimi, er-Red ale’l Cehmiyye, 131
35- Darimi, er-Red ale’l Cehmiyye, 132-153
36- Darimi, er-Red ale’l Cehmiyye, 153-154
37- Darimi, er-Red ale’l Cehmiyye, 95-97, 126-127
38- Darimi, er-Red ale’l Cehmiyye, 128
39- Mu’aviye ibni Hakem Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e gidip: “Ey Allah’ın Rasulü, benim koyunları güden bir cariyem var. Ona gittim, sürüden bir koyunu bulamadım. Ona sorduğumda kurdun yediğini söyledi. Üzüldüm, ben de bir adem oğluyum, yüzüne vurdum. Bir köle azat etmem gerekiyor, onu azad edeyim mi? Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) cariyeye: Allah nerede? diye sordu. Cariye: Semada, karşılığını verdi. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): Ben kimim? diye sorunca da: sen Allah’ın Rasulü’sün, cevabını verdi. Bunun üzerine Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): Onu azad et, buyurdu.” bkz. Darimi, er-Red ale’l Cehmiyye, 46
40- Darimi, er-Red ale’l Cehmiyye, 47
41- Darimi, er-Red ale’l Cehmiyye, 98
42- Darimi, er-Red ale’l Cehmiyye, 67, 93
43- İhticab Babı altında zikredilen hadis, kelamullah bahsi altında da geçmekte, bkz. Darimi, er-Red ale’l Cehmiyye, 71, 161;

Arşa istiva bahsinde geçen İbn’ul Mübarek’in lafzı, Allah’ın Cennet ehline nüzulü bahsinde de tekrarlanmaktadır bkz. Darimi, er-Red ale’l Cehmiyye, 47, 98
44- Darimi, er-Red ale’l Cehmiyye, 45-46, 68, 141 vb.
45- Darimi, er-Red ale’l Cehmiyye, 175
46- Darimi, er-Red ale’l Cehmiyye, 90-91, 152-153, 162-164 vb.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 959
  • Değerlendirme Puanı: +15/-0
Ynt: Selefin Reddiye Amaçlı Yazdığı Eserler
« Yanıtla #8 : 27.02.2016, 02:55 »
Nakzu Osman ibni Sa‘id (Darimi) ale’l Merisi – Darimi

Eserin Muhtevası

Eserin farklı isim altında bir baskısı1 daha bulunmakla birlikte esas aldığımız baskıda muhakkik, yazma nüshalarından ve İbni Teymiyye’nin eserinde verdiği bilgiden hareketle Nakzu Osman ibni Sa’id ed-Darimi ale’l Merisi el-Cehmi el-anid fi ma’fterahu ale’llahi fi’t Tevhid2 adında karar kılmıştır.

Eserin ilk sayfalarında müellifin hayatı, kitabın önemi, müellife yöneltilen ithamlar gibi konulara dair muhakkikin çalışması yer almaktadır. Eserin son sayfalarında ise kitapta geçen hadis ve konulara göre fihrist bulunmaktadır.

Darimi söz konusu eserinde her ne kadar Bişr ibni Ğıyas el-Merisi'yi kendisine muhatap seçmiş gibi görünse de, aslında onun görüşlerini benimseyenleri eleştirmeyi amaçlamıştır. Bu yüzden daha önce yazdığını söylediği ve burada da bahsedilen er-Red ale’l-Cehmiyye kitabından muhteva itibariyle pek bir fark yoktur. Temel olarak aynı konuları seçmiş, sadece ikinci kitabında muhatabını doğrudan belirlemiştir. Burada muhteva itibariyle tek bir farktan söz edilebilir. Bu fark bir önceki eserinde yer vermediği, bizim de diğer mezkur eserlerde rastlamadığımız bir mevzu olan “hadislerin Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ilk üç halife zamanında yazılmadığı” iddiasını tartışma konusu edinmiş olmasıdır.

Bu bölüm kendisinden ayrıca bahsedilmeyi gerektirecek bazı hususiyetler taşımaktadır. Zira konuları ve işleniş tarzı ile diğer kitabından pek farklı olmamakla birlikte, ikinci eserinde muhtevayı daha geniş tutmuş, bazı delilleri daha ayrıntılı zikretmiştir. Burada şu soru da akla gelebilir: Müellif hadislerin yazımı ile ilgili kısmı ayrı bir risale şeklinde telif etmek yerine benzer bir kitabı neden tekrar yazma ihtiyacı hissetmiştir? Darimi’yi büyük bir ihtimalle söz konusu eseri telife yönlendiren sebep, çoğunluğu Merisi ve kendisinden az da olsa nakil yapıldığı anlaşılan İbni Selci’nin görüşlerinden müteşekkil akaid konularını içeren bir kitabın telif edilmiş olmasıdır. Bir önceki eseri daha genel bir reddiye niteliği taşımakla birlikte cehmi görüşlere sahip birisi tarafından söz konusu bir kitabın telif edilmiş olması, ayrı bir kitapta ona cevap vermeyi gerektirmiş olabilir. Darimi reddiye yazdığı bu kitabın isminden veya kitabın müellifinden bahsetmemekte, onu bir takım sıfatlarla zikretmektedir.

Darimi’nin bu eserini diğerinden ayıran bir diğer özelliği üslubudur. Bölümün tam adı “Hadis talebine teşvik, hadislerin Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında yazılmadığını söyleyenlere red, sahabe, Ehl-i Hadis, Ehl-i Sünnet’in savunması ve onların diğerlerine üstünlüğü” şeklindedir.

Kendisine reddiye yazılan kitabın müellifinden, ismi zikredilmediğinden Darimi’nin de benimsediği şekliyle “muarız” diye bahsedilecektir. Muarız, Ebu Hanife’nin öğrencilerinden olan Ebu Yusuf’tan yaptığı nakilde hadislerin yazımının Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ilk üç halife zamanında vuku bulmadığını, Osman (radiyallahu anh)’ın öldürülmesinin ardından sorunlu pek çok hadis rivayetinin ortaya çıktığını iddia etmiştir.3 Darimi ise Ali (radiyallahu anh)’ın Osman (radiyallahu anh)’a gönderdiği risalesini4, Ebu Hureyre (radiyallahu anh)’ın Abdullah ibni Amr (radiyallahu anh)’ın hadis yazdığına delalet eden rivayetini5, Ebu Bekir (radiyallahu anh)’ın zekat hakkındaki risalesini6 ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in çeşitli vesilelerle bir takım kavimlere feraiz ve sünen ile ilgili mektuplarını7 karşı delil olarak sunmuştur. Muarız, muksirundan olan Ebu Hureyre (radiyallahu anh)’ın rivayetlerine güven olmayacağını Ömer (radiyallahu anh)’ın onun hakkındaki yalancılıkla ithamından hareketle beyan etmiş8, Darimi ise bunun doğru olmadığını belirtip bir sahabinin başka bir sahabiyi tan etmesinin bir anlamda mümkün olmadığını anlatmaya çalışmıştır.9 Bununla da Darimi, hem hadislerin yazılması ile ilgili rivayetlerin doğruluğunu hem de Ebu Hureyre (radiyallahu anh)’ın güvenilirliğini ispatlama cihetine gitmiştir. Muarız, hadislerin sonradan yazıldığına delil olması için Mu’aviye (radiyallahu anh)’ın Beyt’ul Hikme adlı bir yeri olduğunu, kişinin bulduğu hadisi buraya attığını, sonrasında o hadisin rivayet edildiğini nakletmiştir.10 Darimi böyle bir rivayete hiçbir yerde rastlamadığını, bunun büyük bir ihtimalle uydurma olduğunu ileri sürmüştür.11

Muarızın hadislere güvenilemeyeceği tezine uygun olarak yine muksirundan olan Abdullah ibni Amr ibni As (radiyallahu anh)’ın Yermük Savaşı’nda Ehl-i Kitab’a ait olan iki nüshanın eline geçtiğini ve bunu hadis olarak rivayet ettiğini, insanların ise “bize bunlardan rivayet etme” diyerek onu uyardığını iddia etmektedir.12 Darimi ise naklin doğru olsa bile kendi içinde sorunları bulunduğunu, zira eğer bu nüshadan rivayet ediyorsa zaten bunların hadis olmadığının aşikar olduğunu ifade etmiştir.13

Muarızın bir başka ilginç iddiası ise, kişinin Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den gelen sahih olsun olmasın tüm hadislerin hüccet olduğu fikrini yalanlarsa ve bunun için karısını boşamaya yemin etmişse karısının boş olacağı, bununla birlikte eğer Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den gelen bir sahih hadisi yalanlarsa ve yine karısını boşama üzerine yemin ederse karısının boş olmayacağı şeklindedir. Bu durum da muarıza göre hadisleri savunmak için ortaya atılmış gülünç bir yöntemdir.14 Darimi bu iddiayı reddetmektedir, zira hiçbir alimin “Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) kesinlikle bunu demiştir” diye bir iddiası bulunmadığı gibi, karısını boşama üzerine bir yemin de etmeyeceğini, bunun muhal olduğunu kaydetmiştir.15

Muarız durumu daha ileriye götürerek Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den rivayet edilen hiçbir hadise güvenilmeyeceğini, hepsinin münker olduklarını dolayısıyla onlardan hüküm istinbat edilemeyeceğini dile getirmiştir.16 Süfyan es-Sevri,17 Abdullah ibni Mübarek18 ve Şu’be’nin19 bu meyanda anlaşılabilecek sözlerini kendisine mesned seçmiş, ardından münker hadise örnek olarak Hammad ibni Seleme’den Allah’ın varlığı ile ilgili bir rivayete20 yer vermiştir. Darimi öncelikle hüküm çıkarılamayacağını söylediği hadisleri bir başka yerde muarızın delil olarak kullanmasını kendi içinde bir çelişki olarak değerlendirmiş21, söz konusu alimlerin sözlerinin ise yanlış anlaşıldığını, onların hadisleri ve hadis ilmini değil kendilerini eleştirdiklerini, aksi takdirde herhangi bir rivayet nakletmeyeceklerini veya kitap tasnif etmeyeceklerini ifade etmiştir.22 Son olarak Hammad ibni Seleme’ye isnad edilen rivayetin aslının olmadığını, muarızın bunu nereden çıkardığını ise bilmediğini belirtmiştir.23

Muarız, Bişr’in taklit hususunda Kitab, Sünnet ve İcma’yı bilen bir alim için taklidin haram olduğu, bilmeyenler için ise mubah olduğu fikrini serdetmiştir. Darimi öncelikle Bişr’in bu soruya muhatap kılınmasını eleştirmekte, ardından ise alimin güç yetirebildiği takdirde ictihad edebileceğini, çaresiz kaldığı durumlarda ise kendi reyinden ziyade selefin reyini kullanmasının daha hayırlı olacağını ifade etmektedir.24

Buradan itibaren Darimi muarız tarafından iddia edilen bir takım ayet ve hadisler hakkındaki beyanlarını cevaplamaktadır. İlk olarak Nahl suresi 40. ayeti, ki bu ayet Ehl-i Hadis’in Allah’ın kelamının mahluk olmadığına delil olarak en sık kullandığı ayetlerdendir, yaratmanın Allah’ın kane emriyle olmayıp iradesiyle yaratmanın meydana geldiği yönünde tefsir ederek Allah’ın kelamının yaratma fiilinden önce olmadığını ileri sürmüşlerdir. Darimi aksi bir delil getirmek yerine, ayetin manasının açık olduğunu, Bişr ve ashabının bunu kabul etmeyişlerinin nedeninin ise Allah’ın konuşması hakkındaki inançlarına zıt bir görüş serdetmiş olacaklarından söz konusu ayetin manasını inkar ettiklerini ifade etmekle yetinmiştir.25 Diğer iki ayet ise Nisa 171’de geçen İsa (aleyhi selam) için “ruhullah” ve “kelimetühü” ibareleri ile Fecr 22’de Allah’ın gelmesi hakkındaki değerlendirmelerden müteşekkildir.

Hadislere gelince, öncesinde muarız zenadıkanın on iki bin hadis vaz ettiğini, dolayısıyla şu anki hadislerin içerisinde çokça uydurma rivayet olduğunu öne sürmektedir. Bu ifadenin ardından Muarız, mevzu olarak ileri sürdüğü rivayetler içerisinde gördüğü bazı hadisler nakletmektedir. “İman Yemenli’dir, hikmet de Yemenli’dir”26, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Allah’ın semi ve basir olduğunu işaretlerle anlattığı hadis27 ve son olarak “Kur’an’dan daha faziletli birşey ile Allah’a yaklaşılamayacağı”28 hadislerini Darimi değerlendirmeye tabi tutmaktadır.

Darimi, Cehmiyye’nin Allah’ın kelamının mahluk olduğunu düşünmelerini, Yahudilerin Üzeyir’i Allah’ın oğlu olarak ve Hıristiyanların İsa’yı ilah olarak görmeleriyle denk olduğunu ifade ederek eserini nihayete erdirmektedir.29

Eserin Metodu

Darimi’nin söz konusu eserinin bir önceki eserinden ayrılan temel özelliğinin üslubu olduğunu söylemiştik. Bunun nedeni olarak diğer kitabında daha genel anlamda i’tikadi meseleleri ele alırken, burada belli bir muhatabı karşısına alması gösterilebilir. Üslubunda dikkat çeken en bariz özellik ise daha sert ve kesin ifadeler kullanmasıdır. Muhatabını muarız olarak vasıflandırmasının yanı sıra cahil, kibirli, geveze, şaşkın gibi sıfatlarla da anmaktadır. Konuları değerlendirmede muhatabını tahkir etmesi de eserinin genelinde görünen bir durumdur.

Diğer kitabından farklı olan bir başka yönü ise delilleri ele alış tarzıdır. Söz konusu eserini tamamen bir başka esere cevap olarak telif ettiğinden, delilleri serdetme yöntemi de değişmektedir. Örneğin önemli gördüğü bir hadisin önce metnini cevap olarak zikretmekte, sonrasında bu naklin güvenilirliğini ortaya koymak istercesine senedlerini zikretmektedir.30 Eğer zikrettiği hadisin isnadları arasında metin farklılıkları varsa onları ihtisar etmeksizin ardı ardına sıralamaktadır.31 Darimi her iki durumda da isnada verdiği önemi vurgulamış olmaktadır. Aynı zamanda muhatabın karşı delil olarak veya eleştirmek maksadıyla ifade ettiği nakilleri de ravileri açısından değerlendirmektedir.32

Eserde adı geçip de Cehmi olarak nitelenenlerin arasında Ebu Hanife’nin öğrencilerinden Ebu Yusuf da zikredilmektedir. Darimi, kendisinden görüşlerinin mesned olarak kabul edilmesi açısından Cehmiyye’nin önderi olduğunu ifade etmektedir.33 Her ne kadar muhakkik buradaki önder kelimesinden kastın “fıkıhta imam” olduğunu söylese de34, Darimi’nin kitabındaki genel anlayıştan “muarızın görüşlerini kendisine dayandırdığı kişi” olarak anlaşılması da mümkündür.

Ehl-i Hadis’in, Cehmiyye’nin Kur’an’ın mahluk olduğuna delil olarak getirdiği bir ayeti35 Arap dili açısından ele alması bahsi geçen reddiyelerde sıkça rastladığımız bir husustur. Darimi’nin Bişre ve onun görüşlerine reddiye olarak yazdığı söz konusu eserinde de bu tür bir tevili görmek mümkündür. 36



Alıntı yapılan: dipnotlar
1- Darimi, Redd’ul İmam ed-Darimi Osman ibni Sa’id ala Bişr el-Merisi, Dar’ul Kütüb’il İlmiyye, Beyrut, t.y.

Bunun yanı sıra Akaidu’s-Selef içerisinde 357-565 sayfaları arasında bulunmaktadır.

Ayrıca Süleymaniye Kütüphanesi’nde bir yazma nüshası mevcuttur (Nakd ala Bişr’il Mürisi el-Cehmi el-anid fi ma iftera ale'lla, yazım yeri Dımaşk, Köprülü Fazıl Ahmed Paşa Bölümü, Demirbaş no: 850)
2- Edva’us Selef, Riyad, 1999
3- Darimi, en-Nakz ale’l Merisi, 344
4- Darimi, en-Nakz ale’l Merisi, 345-346
5- Darimi, en-Nakz ale’l Merisi, 346-347
6- Darimi, en-Nakz ale’l Merisi, 347-348
7- Darimi, en-Nakz ale’l Merisi, 348-349
8- Darimi, en-Nakz ale’l Merisi, 351
9- Darimi, en-Nakz ale’l Merisi, 351-363
10- Darimi, en-Nakz ale’l Merisi, 364
11- Darimi, en-Nakz ale’l Merisi, 365
12- Darimi, en-Nakz ale’l Merisi, 366-367
13- Darimi, en-Nakz ale’l Merisi, 367- 368
14- Darimi, en-Nakz ale’l Merisi, 374
15- Darimi, en-Nakz ale’l Merisi, 375
16- Darimi, en-Nakz ale’l Merisi, 375-376
17- “Bu hadis ölümün hazırlığından değildir”, bkz Darimi, en-Nakz ale’l Merisi, 380
18- “Allah’ım hadis yolculuğumdan dolayı beni affet”, bkz. Darimi, en-Nakz ale’l Merisi, 381
19- “Bu hadis Allah’ı zikirden ve namazdan alıkoyuyor, siz …”, bkz. Darimi, en-Nakz ale’l Merisi, 380
20- Hammad ibni Seleme Ebu Hureyre (radiyallahu anh)’dan rivayet ettiğine göre; Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e Allah’ın neyden (yaratıldığını) soruldu. [Rasulullah] “Yer veya gökten değil, akan bir sudan yaratılmıştır, bir at yarattı, onu koşturdu, sonra at terledi, işte kendini bu terden yaratmıştır” cevabını verdi. bkz. Darimi, en-Nakz ale’l Merisi, 386
21- Darimi, en-Nakz ale’l Merisi, 376
22- Darimi, en-Nakz ale’l Merisi, 381-382
23- Darimi, en-Nakz ale’l Merisi, 387
24- Darimi, en-Nakz ale’l Merisi, 389-393
25- Darimi, en-Nakz ale’l Merisi, 394-395
26- Darimi, en-Nakz ale’l Merisi, 401-405
27- Darimi, en-Nakz ale’l Merisi, 406
28- Darimi, en-Nakz ale’l Merisi, 407-408
29- Darimi, en-Nakz ale’l Merisi, 408
30- Darimi, en-Nakz ale’l Merisi, 25-26, 57 vb.
31- Darimi, en-Nakz ale’l Merisi, 43-45, 47-48, 210-211 vb.
32- Darimi, en-Nakz ale’l Merisi, 30, 205-207, 248-249
33- Darimi, en-Nakz ale’l Merisi, 17
 
Ebu Yusuf’un yanı sıra İbni Ebu Duad, Abd’ur Rahman, Şu’ayb, Gassan ve İbni Rabah’ın da isimlerini zikretmektedir.
34- Darimi, en-Nakz ale’l Merisi, 17, dn. 1
35- ez-Zuhruf 43/3
36- Darimi, en-Nakz ale’l Merisi, 327-328
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 959
  • Değerlendirme Puanı: +15/-0
Ynt: Selefin Reddiye Amaçlı Yazdığı Eserler
« Yanıtla #9 : 28.02.2016, 02:18 »
Risale fi enne'l Kur’an Gayru Mahluk – Harbi

Müellifin Hayatı

Ebu İshak künyeli İbrahim ibni İshak el-Harbi1 198/813 senesinde dünyaya gelmiştir.2 Merv asıllı olan Harbi pek çok ilim dalında döneminin sayılı alimleri arasında yerini almıştır. Hem Hanbeli hem de Şafii tabakatında ismine rastlanmaktadır. Bununla birlikte Şafii tabakatının müellifi olan Sübki onun Hanbeliler arasında zikredilmesinin daha isabetli olduğu görüşündedir.3

İlim tahsili için Bağdat’ta ikamet etmiş, dönemin meşhur alimlerinden olan Ahmed ibni Hanbel, Abdullah ibni Salih el-İcli, Ebu Ubeyd Kasım ibni Sellam gibi alimlerden ilim tahsil etmiştir. Kendisinden İsmail ibni İshak el-Kadi, Abdullah ibni Ahmed ibni Hanbel, Berbehari gibi alimler hadis rivayet etmişlerdir.4 Meşhur dil alimi Sa’leb’den de uzun bir süre dil eğitimi aldığı kaydedilir.5

Hadis ve fıkıhta devrinin otoritelerinden biri kabul edilen Harbi, Ahmed ibni Hanbel ile fıkıh, hadis ve zühd hususlarında onunla mukayese edilecek kadar dikkat çekmiş ilmi bir şahsiyete sahiptir.6

Pek çok kitap telif ettiği söylenen Harbi’nin günümüze gelen eserleri arasında en geniş hacme sahip olan Garib’ul Hadis’in yanı sıra İkram’ud Dayf ve Menasık’ul Hac adlı eserleri bulunmaktadır. Ayrıca, çalışmamızla ilgisi olduğunu düşündüğümüz Kur’an’ın mahluk olmadığına dair risalesi de zikredilebilir.7

Harbi Bağdat’ta 285/898 senesinin Zilhicce ayında 87 yaşında vefat etmiştir.8

Eserin Muhtevası

Harbi bu küçük risalesinde Kur’an’ın mahluk olduğunu söyleyenlere cevap niteliğinde bazı nakilleri bir araya getirmiştir. İçerisinde sadece onbir adet nakil bulunmaktadır. Söz konusu nakillerin içerisinde hadis bulunmazken delil olarak sunulan birkaç ayet yer almaktadır. Çoğunluğu ise Ahmed ibni Hanbel’in oğullarından Salih ibni Ahmed’in babasından yaptığı nakillerden oluşmaktadır.

Bununla birlikte eserde Harbi’ye ait sadece bir nakilden söz edilebilir, o da Ahmed ibni Hanbel’i öldükten sonra rüyasında gördüğünü, Allah’ın onu “Kur’an mahluk değildir” sözünden dolayı ödüllendirdiğini söylediği nakildir. Senedli olarak nakledilen bu rivayetin dışında üç rivayet daha vardır. Bu rivayetler Salih ibni Ahmed ibni Hanbel’in babasından yaptığı nakiller olup Harbi ile bir ilgisi bulunmamaktadır. Zira bu rivayetlerin senedinde bulunan en sondaki ravinin Harbi’den bir asır sonra yaşamış olması rivayetin başka bir raviye ait olduğunu göstermektedir.

Diğer rivayetler heva ehlinden uzak durmayı gerektirmekle ilgili Ahmed ibni Hanbel’in tabiundan Mu’aviye ibni Kurre, Ebu Kılabe, Muhammed ibni Sirin, Eyyub ibni Ebu Temime, İbni Tavus, İbrahim en-Nehai ve Hasan el-Basri’den senedleri zikredilmeksizin yaptığı nakillerden müteşekkildir.

Eserin Metodu

Yukarıda temas edildiği üzere risale Kur’an’a mahluk diyenler hakkında tabiundan olan alimlerin sözlerinden müteşekkildir. Buradaki nakiller farklı isnadlarla hadis kitaplarında da zikredilmiştir.

Eser her ne kadar Harbi’ye nispet edilmiş olsa da ondan sadece bir rivayetin olması, diğer senedli rivayetlerin içinde yeri olmaması bu nüshaya temkinli yaklaşılmasını gerektirmektedir. Muhakkik Harbi’nin risalesinin ardından kitap içerisinde Ahmed ibni Hanbel’e ait olduğu rivayet edilen bir risaleyi neşretmiştir. Söz konusu mektubu Ahmed ibni Hanbel, Halife Mütevekkil’in kendisinden Kur’an hakkındaki fikirlerini öğrenmek istemesi üzerine kaleme almıştır. Bu mektup içerisinde bir önceki risalede tabiundan nakledilen rivayetleri aynıyla görmek mümkündür.

Muhakkik aynı konuda olduğu düşüncesiyle bu mektubu burada neşrettiğini söylemektedir. İki risale arasında dikkat çeken bir husus Ahmed ibni Hanbel ile ilgili rivayetlerin ya oğlu Salih ibni Ahmed’den ya da Ebu Ca’fer’den yapılmış olmasıdır. Mektubu rivayet eden de Salih ibni Ahmed’dir. Mektupta senedsiz olarak tabiundan zikredilen rivayetlerle Harbi’nin risalesindeki rivayetler aynı sırayla zikredilmekte, sadece söz konusu rivayetler arasında bulunan iki rivayet Harbi’nin nüshasında bulunmamaktadır. Buradan da şu netice çıkarılabilir ki, Harbi ya bu rivayetleri buradan alıp doğrudan nakletti, yahut da başka biri tarafından Harbi’nin ilk rivayetiyle birlikte Ahmed ibni Hanbel’in rivayetleri bir araya getirilip müstensihin yanılması sonucu risale Harbi’ye atfedildi. Bir diğer dikkat çekici husus ise muhakkikin buna değinmemiş olmasıdır. Sadece tabiundan zikredilen rivayetlerin başlangıcında dipnotta Ahmed ibni Hanbel’den yapılan bu nakillerin söz konusu halifeye gönderilen mektupta da geleceğini ifade etmekle yetinmektedir.9




Alıntı yapılan: dipnotlar
1- el-Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 6/27-40; Sübki, Tabakatü’ş Şafi’iyye, 2/256-257; Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 13/356-372; İbni Ebu Ya’la, Tabakat’ul Hanabile, 1/86-93, Zirikli, A’lam, 1/32
2- Sübki, Tabakatü’ş Şafi’iyye, 2/256; el-Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 6/27; Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 13/356
3- Sübki, Tabakatü’ş Şafi’iyye, 2/257
4- el-Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 6/27-28; Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 13/356
5- M. YaŞar Kandemir, “Harbi”, DİA, 16/114
6- Sübki, Tabakatü’ş Şafi’iyye, 2/257; İbni Ebu Ya’la, Tabakat’ul Hanabile, 1/89
7- M. YaŞar Kandemir, “Harbi”, DİA, 16/115
8- Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 13/370; el-Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 6/40
9- Harbi, Risale fi enne’l Kur’an Mahluk, 38, dn. 2
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 959
  • Değerlendirme Puanı: +15/-0
Ynt: Selefin Reddiye Amaçlı Yazdığı Eserler
« Yanıtla #10 : 01.03.2016, 05:06 »

Müellifin Hayatı

206/821 senesinin Şevval ayında dünyaya gelen Ebu Bekir İbni Ebu Asım, dedesi Ebu Asım’a nispetle meşhur olup adı Ahmed ibni Amr’dır.1

İlim tahsili için Kufe, Basra, Bağdat, Dımeşk, Mısır, Hicaz gibi döneminin ilim merkezlerine seyahat edip Ebu’l Velid et-Tayalisi (ö. 227/841), Ebu Bekir ibni Ebu Şeybe (ö. 234/850) ve İmam Buhari gibi alimlerden hadis rivayet etmiştir.2 Kendisinden kızı Ümmü Dahhak Atike, Ahmed ibni Bündar eş-Şa’ar, Ebu Bekir el-Kabbab (ö. 370/980) gibi alimler ilim tahsil etmişlerdir.3 İbni Ebu Asım, hadis ilminde otorite kabul edilmesinin yanı sıra zahid bir kişi olarak da bilinirdi.4 Ahmed ibni Hanbel, İbni Ebu Asım için Basra’da ondan daha iyi bir fakih bulunmadığını söylemiştir. 5

Fıkıhta Zahiri Mezhebi’ne mensup olduğu kaydedilen İbni Ebu Asım’ın söz konusu mezhebin kurucusu olarak bilinen Davud ez-Zahiri’ye, onun sahih bulmadığı hadisleri bir araya getirip reddiye yazması her görüşünü benimsemediğini de göstermektedir.6 Pek çok telifi olduğu kaydedilmekle birlikte günümüze gelen kitapları arasında Müsned, el-Ahad ve’l Mesail ve Diyat’ının yanı sıra Kitab’us Sünne’si yer almaktadır.7

Ahmed ibni Hanbel’in oğullarından Salih’in (ö. 266/879) vefatından sonra kadılığa başlamış, yaklaşık on üç sene bu görevde kalmıştır.8 Kadılığı bırakmasının ardından hadis ilmiyle daha çok meşgul olan İbni Ebu Asım, 287/900 senesinin Rabi’ul Ahir ayında İsfehan’da vefat etmiştir.9

Eserin Muhtevası

İbni Ebu Asım’ın geniş bir muhtevaya sahip olan Kitab’us Sünne’sinin esas aldığımız baskısı 1998 yılında neşredilmiştir.10 Söz konusu eserin girişinde naşirin, eseri tahkik etme sebebini belirttiği mukaddimesi bulunmaktadır. İki cilt halinde neşredilmiş eserin ikinci cildinin sonunda eserde geçen ayetlere, hadis ve asarın baş harflerine, ardından söz konusu nakillerin sahabe ve tabiun isimlerine göre fihristleri bulunmaktadır. Sonrasında ise bab başlıklarını ve bu başlıkların altındaki hadisleri ihtiva eden kapsamlı bir konu fihristi yer almaktadır.

Eserin ihtiva ettiği konular, müellifin yaşadığı dönemde telif edilen “Sünne” türü eserlerdeki konularla benzeşmektedir. Benzeştiği diğer bir yönü, tartışmaları diyalog içinde vermeksizin ele alması, muhalif görüşleri zikretmekten ziyade, itikadi görüşlerini belirli konu başlıkları altında serdetmesidir. Araştırma konusu edilen diğer “Sünne”lerden ayrılan özelliği ise söz konusu eserde sahabenin faziletine daha çok vurgu yapılması, son kısmının -ki söz konusu bölüm kitabın yaklaşık dörtte birlik kısmına tekabül eder- buna ayrılmasıdır. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den sonra yerine geçen dört halifenin hilafetini meşru bir zemine koymak maksadıyla ayrı bölümler açması ve Aşere-i Mübeşşere’den olanları müstakil başlıklar altında zikretmesi sahabeye verdiği önemi ayrıca göstermektedir.

İbni Ebu Asım, eserine “doğru yolda olan” gruba işaret ederek giriş yapmaktadır. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den nakledilen: “Ümmetin yetmiş üç fırkaya ayrılacağı”11 hadisi zikredilmekte, ardından heva ehli ele alınmakta12, sonrasında ise Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ve Sahabe’nin Sünneti’ne bağlılık vurgulanarak13 Ehl-i Sünnet ve’l Cema’at ibaresinin temeli atılmaya çalışılmaktadır. Diğer fırkalar tamamen Bid’at Ehli olarak kabul edilmekte, onlarla bir arada bulunmak dahi hoş  karşılanmamaktadır.14 Yine müellif, onlarla i’tikadi konularda tartışmanın yersiz olduğu görüşündedir.15

Kader mevzuunu teferruatlı bir şekilde ele alan İbni Ebu Asım, kadere iman ile konuya giriş yapmakta16, ardından pek çok örnekle muhtevayı zenginleştirmektedir. Adem (aleyhi selam) ile Musa (aleyhi selam)’ın kaderle ilgili tartışması17, Ömer (radiyallahu anh)’ın kader hakkındaki sorusu18, Hızır (aleyhi selam)’ın öldürdüğü çocuğun19, cennet ve cehennemliklerin anne karnında belli olmasının20 örnek olarak getirilmesi ve Deccal bahsinin21 de bu meyanda açılıp ileride olacak bir şeyin şimdiden haber verilmesi, Allah’ın vaki olmasından önce de olaylar hakkında bilgi sahibi olduğuna delil olarak getirilmektedir.

Bütün bunların zikredilmesinin yanı sıra İbni Ebu Asım, kader hakkında konuşmanın Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından hoş görülmediğine dair rivayetlere de yer vererek konu hakkında akli bir takım çıkarımlarda bulunulmasında bir fayda olmayacağını vurgulamak istemektedir.22

Eserde ru’yetullah meselesi de irdelenmekte, ayetlerden ve hadislerden delillerle23 Ehl-i Hadis’in akidesi pekiştirilmektedir. Burada kullanılan temel argümanlar ahirette “Allah’ın, bulutsuz bir havada kamerin (dolunayın) görülmesi gibi görüneceği” hadisi24 ile ayette geçen “ziyade”25 kelimesinin görme manasına geldiği yönündeki tefsirlerden26 ibarettir.

Müellifin yaşadığı dönemde en çok tartışılan meseleler arasında Allah’ın sıfatları konusu gelmektedir. Burada her iki tarafın savunduğu temel ilke Allah’a eş koşmamaktır. Fakat bu durumu savunurken ortaya koydukları argümanlar kendi içlerinde bir mantığı olmakla birlikte dış görünümleri itibariyle birbirine zıt görüşleri içermektedir. Dolayısıyla fırkalar, kendi görüşüne sahip olmayanları eleştiride tekfire kadar varmaktadır. İbni Ebu Asım’ın sıfatlar hususundaki temel görüşü Allah’ı, kendini vasıflandırdığı şekliyle vasıflandırabileceğimizdir. Bununla birlikte müellife göre söz konusu sıfatların keyfiyeti, insanlar tarafından bilinemez.27 İbni Ebu Asım’ın itikadi meseleler içerisinde son olarak ele aldığı konu “Şefa’at”tir. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ümmetinin yarısının cennete girmesini değil de şefa’ati seçmesinin nedeni28, şefa’atinin kimleri kapsayıp kimleri kapsamadığı29 bu bölüm içerisinde incelenmiştir.

Eserin ilk kısmını i’tikadi meselelere ayıran İbni Ebu Asım’ın, buraya kadar ele aldığı mevzularla doğrudan bir atıf olmaksızın Cehmiyye ve Mu’tezile’ye reddiye yazdığı söylenebilir. İkinci kısmı olarak zikredilebilecek bölümde ise Hariciler, Mürcie ve Rafizilere müstakil başlıklar açılmış, onlar aleyhinde Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den varid olan hadisler, söz konusu başlıklar altında zikredilmiştir. Fırkalar hakkındaki dikkat çeken hususlar şu şekilde özetlenebilir: Hariciler başlığı altında, söz konusu fırkanın ayırıcı vasıflarının Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından haber verildiği bir rivayete yer verilmiştir.30

Mürcie başlığı altında öncelikle onların şefa’ate nail olamayacakları31 nakledilmekte ve ardından görüşlerinin aksine imanın artıp eksilmesi32, va’d ve va’id mevzuları33 işlenmektedir. Rafiziler başlığı altında ise Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den böyle bir grubun ortaya çıkacağı ile ilgili rivayetlerin34 yanı sıra, sahabeye kötü söz söyleme35, yöneticiye itaat36 ve  hilafetin Kureyşiliği37 bahisleri açılmıştır.

Hilafetin Kureyşiliğine dair bahsin ardından İbni Ebu Asım, ilk dört halifenin hilafetlerini tespit için müstakil başlıklar açmış ve bu başlıklar altında onların halifeliklerine delalet eden hususları zikretmiştir. 38 Sahabenin faziletlerine dair Aşere-i Mübeşşere’yi maddeler halinde serdetmesinin39 yanı sıra genel olarak sahabenin faziletlerini de içeren bir bölüm40 açmıştır. Son olarak ise Kureyş ve Beni Haşim’in diğer bölge ve nesillere üstünlüğünü anlatan nakiller41 bulunmaktadır.

İbni Ebu Asım’ın eserinin son birkaç sayfasında tüm i’tikadi görüşlerini içine alan bir de metin42 mevcuttur. Söz konusu yazı içerisinde, eserdeki tüm konuları içine alacak şekilde maddelendirmeye gidilmesi Ehl-i Hadis’in görüşlerini bir arada göstermesi açısından güzel bir örnek teşkil etmektedir.

Eserin Metodu

İbni Ebu Asım’ın söz konusu eserinde dikkat çeken en önemli husus, birkaçı dışında tüm rivayetlerin merfu olarak nakledilmesidir. Bu durum eserin delil değerini artırmakla birlikte bazı mevzu ve isnadında ciddi zayıflıklar olan hadislere yer verilmiş olması, muhtevanın bir bütün olarak değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Hadisler benzer metinleri ihtiva ediyorsa mislihi43, nahvehu44, misli zalike45, aslihi46 ibareleriyle sadece isnadı verilmek suretiyle sıralanmakta, ancak konunun gerektirdiği yerlerde isnadı farklı benzer metinleri ardı ardına dizmektedir.47 Eğer metinde farklılıklar varsa İbni Ebu Asım, bu metinleri senedleriyle birlikte tekrar zikretmektedir.48 Hadislerin söz konusu şekilde senedini bildirerek argümanlarının sıhhatini göstermesinin yanı sıra İbni Ebu Asım, nadiren de olsa, rivayet eden sahabenin, konunun önemini belirtmesi açısından, fakat konuyu fazla uzatmamak için, isimlerini vermekle yetinmektedir.

İsnadında problem olan hadisler için bir genelleme yapılacak olursa bunların daha çok bid’at ve bid’at ehli ile ilgili rivayetler olduğu söylenebilir.49 Öncelikle, hadisin bir veya iki senediyle yetinmeyip daha çok isnad getirme arzusu söz konusu problemi ortaya çıkaran etkenlerdendir. Metnin ve senedin sahih kabul edildiği rivayetlerin ardından sahih olmayan nakillerin zikredilmesi, zamanla metinde de bir takım değişikliklerin meydana gelmesine sebep olmuştur. Özellikle fırkalar hakkında Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den rivayet edilen hadislerin bu tür değişimler neticesinde özel olarak söz konusu fırkaların aleyhine bir durum sergilemesi bunun bir göstergesi olabilir.

Ehl-i Hadis’in, kader hakkında muhaliflerine hitaben Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den konuşmayı kerih gören rivayetlerin yanı sıra kendilerinin bu tür açıklamalar getirmesi tenkit edilmektedir. Fakat dönemin şartları esas alınacak olursa, bu mevzuların sadece hadislerin ışığında çözüme kavuşturulmaya çalışılması ve akıl yürütmekten çekinmeleri, haklılık paylarını artırmaktadır. İbni Ebu Asım da böyle bir problem içerisine girmekte, hadislerin rivayet edilmesinin ardından bölüm sonlarında, rivayet edilen hadislere uymak gerektiğinin altını çizmektedir.50

İbni Ebu Asım, bazı bölümlerin sonlarında söz konusu bölüm içerisinde serdedilen rivayetleri te’vile tabi tutmadan anlamak ve tasdik etmek gerektiğini vurgulamaktadır. Bu anlayışın sadece o bölümlerle değil, tüm nakillerle ilgisi olduğu kitabın genelinden ve Ehl-i Hadis alimlerinin genel yaklaşımından çıkarılabilir. Zira Ehl-i Hadis Allah’ın sıfatları, kader, kabir azabı vb., meselelerde aklın yetersiz kalacağı, bunların ancak bize bildirildiği kadarıyla bilinebileceği kanaatindedir.



Alıntı yapılan: dipnotlar
1- Ebu’ş Şeyh, Tabakat’ul Muhaddisin bi Isbehan, 3/380-385; Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 13/430-439; Zirikli, A’lam, 1/189; Raşit Küçük, “İbni Ebu Asım”, DİA, 19/422-423
2- Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 13/436-437; Raşit Küçük, “İbni Ebu Asım”, DİA, 19/422
3- Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 13/437
4- Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 13/431-432
5- Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 13/432
6- Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 13/431
7- Eserleri hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Raşit Küçük, “İbni Ebu Asım”, DİA, 19/422-423
8- Ebu’ş Şeyh, Tabakat’ul Muhaddisin bi Isbehan, 3/380; Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 13/433
9- Ebu’ş Şeyh, Tabakat’ul Muhaddisin bi Isbehan, 3/380; Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 13/435
10- Dar’us Sumay’i, Riyad, 1998, 2 cilt. Çalışmamızda esas alınan baskısının yanı sıra farklı bir baskısı da mevcuttur, el-Mektebet’ul İslamiyye, Beyrut, 1980, 3 cilt
11- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 1, #1, 2, 45, 63
12- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 1, #3, 4, 7, 9, 13 vb
13- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 1, #23, 24, 54, 60, 61, 80 vb
14- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 1, #339
15- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 1, #105
16- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 1, #124-142
17- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 1, #143
18- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 1, #176
19- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 1, #200
20- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 1, #181
21- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 1, #399-400
22- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 1 #355, 415
23- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 1, #437, 441, 643
24- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 1, #452
25- Yunus 10/26
26- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 1,#483
27- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 1/521 İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 1, #499-795
28- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 1, #839
29- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 1, #852, 854, 867
30- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 2, #946
 
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Haricilerin reisini önceden tavsif etmesi ve onun Ali (radiyallahu anh)’ın hilafeti zamanındaki çıkan olaylarda Nehrevan’da yakalanması, bkz. İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 2/634-635
31- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 2, #979-985
32- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 2, #987-992
33- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 2, #993-1011
34- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 2, #1012
35- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 2, #1022-1026
36- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 2, #1049-1054
37- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 2, #1143-1163
38- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 2, #1164-1223
39- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 2, #1257-1506
40- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 2, #1522-1535
41- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 2, #1536-1602
42- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 2/1027-1032
43- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 1, #55-57, 66-67, 279-282 vb
44- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 1, #5-6, 21-22, 244-245 vb
45- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 1, #167-168 vb
46- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 1, #366-367
47- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 1, #61-62, 118-119, 214-217 vb.
48- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 1, #1-2, 9-10, 90-91, 312-314; İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 2, #1273-1275 vb.
49- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 1, #35-43
Fırkalar ile ilgili gelen rivayetlerde de bu problemi görmek mümkündür, bkz. İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 2, #622-738
50- İbni Ebu Asım, Kitab’us Sünne, 1, #521, 525, 575, 591, 600, 608, 611-612
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 959
  • Değerlendirme Puanı: +15/-0
Ynt: Selefin Reddiye Amaçlı Yazdığı Eserler
« Yanıtla #11 : 02.03.2016, 03:17 »

Müellifin Hayatı

Ahmed ibni Hanbel’in oğlu olan Abdullah’ın künyesi Ebu Abd’ur Rahman’dır.1 Bağdat’ta 213/828 senesinin Cemaziy’el Evvel ayında doğmuştur.2 Babasından en fazla rivayet alan kişi olarak bilinen Abdullah3, “gale ebi” şeklinde yaptığı nakilleri en az iki veya üç kere işittiğini nakletmektedir.4

Abdullah başta babası Ahmed ibni Hanbel olmak üzere, İbrahim ibni el-Haccac es-Sami (ö. 231/845), Yahya ibni Ma’in (ö. 233/847), Ebu Bekir ibni Ebu Şeybe (ö. 235/849) gibi pek çok alimden rivayette bulunmuştur. Kendisinden hadis rivayet edenler arasında Nesai (ö. 303/915), Mehamili (ö. 330/941), Taberani (ö. 360/971) gibi alimler yer almaktadır.5

Ahmed ibni Hanbel’in eseri olan Müsned’in tertip ve tasnifini Abdullah yapmış, fıkıhla ilgili bazı görüşlerini “Mesail” adı altında toplamış ve bunlara babasına sorarak aldığı cevaplar ile konuyla irtibatlı başka hocalarından yaptığı nakilleri ekleyerek genişletmiş, bu külliyatın günümüze kadar ulaşmasında büyük katkısı olmuştur.

Kendisine atfedilen Kitab’us Sünne adlı eser de, babasından bizzat aldığı nakillerin yanı sıra o konuyla alakalı diğer alimlerin rivayetlerini eklemesi neticesinde ortaya çıkardığı bir derlemedir. Bu eser özellikle Cehmiyye, Mürcie ve Haricilerin görüşlerine bir reddiye niteliği taşıması bakımından önemlidir.

Ahmet ibni Hanbel, oğlu Abdullah’ın ilminden övgüyle bahsetmiş ve diğer alimler de hadis alanında güvenilir olduğu hususunda görüş birliği etmişlerdir.6

Abdullah 290/903 senesinin Cemaziy’el Ahir ayında babası gibi yetmiş yedi yaşında vefat etmiştir.7

Eserin Muhtevası

Tahkikli nüshanın8 esas alındığı bu eserin baskılarının arasında mahtut nüshalarından9 kaynaklanan farklılıklar mevcuttur.10 Mezkur baskıda muhakkikin başta eser üzerine apmış olduğu çalışma yer almaktadır. Yaklaşık yüz sayfalık bir çalışmanın ardından esere giriş yapılmaktadır. İkinci cildine bir konu başlığında giriş yapılmayıp, gelişi güzel bir şekilde ayırım yapılmıştır. İkinci cildin sonunda sırasıyla ayetlere, hadislere, kitapta geçen eserlere, garib kelimelere, şahıs isimlerine, çalışmada kullanılan kaynaklara ve kitabın konusuna göre fihristler bulunmaktadır.

Muhtevasına geçmeden önce bu baskıyı diğerlerinden ayıran önemli bir noktayı belirtmek gerekmektedir. Bu tahkikde 1553 rivayet bulunurken, diğer tahkikinde 1481 rivayet bulunmaktadır. Bunun ilk sebebi olarak ilkinde metni verilmeyen bir senedi farklı bir rivayet olarak gösterilmesine karşılık, diğerinin ortak metinle birlikte söz konusu senedin aynı madde içinde serdedilmesi gösterilebilir. Fakat bu kadar büyük bir farkın olmasındaki ana sebep Ebu Hanife hakkındaki rivayetlerin ikinci nüshada bulunmamasıdır. İlkinde bu rivayetlerin bazı yazma nüshalarında da bulunmadığını, buna sebep olarak ise bu kısmın ya bazı mutaassıp Hanefi müstensihler tarafından konulmamış ya da Hanbeli müstensihler tarafından konulmasına gerek duyulmadığından yer almamış olabileceğini ifade edilmektedir.11

Eserde konular dağınık bir halde işlenmiştir. Bunun yanı sıra bazı başlıkların altında o konuyla alakası olmayan rivayetler de yer alabilmektedir. Bu durum ya müstensihlerden kaynaklanan bir durumdur ya da müellifin tasnif konusunda çok titiz davranmadığının bir göstergesidir. Kitapta ele alınan konular genel olarak şu şekilde özetlenebilir:

Cehmiyye’ye bir başlık altında olmasa da reddiye bulunmakla birlikte, kitabın değişik yerlerinde onların ardında namaz kılınamayacağına12, Kur’an’ı mahluk saymalarından dolayı küfürle itham edildiklerine13 ve bundan dolayı ölüm cezasına çarptırılmaları gerektiğine14 dair pek çok rivayete rastlamak mümkündür. Hatta Cehm ibni Safvan hakkında onun ömrünün sonlarında namaz kılmayı bıraktığı yönünde bir nakil de mevcuttur. 15 Hammad ibni Zeyd (ö. 179/795), Abdullah ibni Mübarek (ö. 181/797), Mu’temir ibni Süleyman (ö. 187/803), Abdullah ibni İdris (ö. 192/807), Veki ibni Cerrah (ö.197/812), Süfyan ibni Uyeyne (ö. 198/814), Abd’ur Rahman ibni Mehdi (ö. 198/814), Yezid ibni Harun (ö. 217/832) ve diğer bazı alimlerin Cehmiyye hakkındaki görüşleri arka arkaya zikredilmiştir.16

Yukarıda da ifade edildiği üzere Ebu Hanife’yi ta’n eden pek çok alimden rivayette bulunulmaktadır. Söz konusu nakilde bulunanlar arasında Süfyan es-Sevri (ö. 161/778), Malik ibni Enes (ö. 179/795), Hammad ibni Zeyd, Abdullah ibni Mübarek ve Süfyan ibni Uyeyne gibi alimler bulunmaktadır.17 Bu rivayetlere göre Ebu Hanife hakkında şu kanaatlere varılmaktadır: Ebu Hanife cehmi bir anlayışa sahiptir ve Cehm ibni Safvan’ın görüşlerini benimsemiştir. Kur’an’ın mahluk olduğunu bizzat ifade etmiştir, bundan dolayı gıyabında küfürle itham edildiği pek çok rivayete rastlamak mümkündür. Zalim yöneticiye karşı isyana kalkmak Ebu Hanife’ye göre gereklidir, fakat bu görüşü Hammad ibni Ebu Süleyman (ö. 120/738), Evza’i (ö. 157/774) gibi yukarıda ismi geçen alimlerden bir kısmı tarafından tasvip edilmemiştir. Aynı zamanda Mürcii olduğu da ifade edilen Ebu Hanife’nin, Sevri’den nakledilen rivayetlere göre defalarca küfründen dolayı tevbe ettiği belirtilmiş18, hatta bir rivayette Arap olmaması dahi bir eleştiri konusu olmuştur.19

Bunların dışında Allah’ın kıyamette görülebileceği, O’nun ilminin her şeyi kuşattığı, Allah Te’ala’nın kürsiye oturduğu, yeryüzüne indiği gibi bazı meseleler ayet, hadis ve sahabe kavlinden delillerle işlenmiştir. Kabir azabı, ahiret ahvali, kişinin yüzüne vurmanın sakıncaları da kitabın farklı bölümlerinde yer alan konulardan bir kısmını teşkil eder.

İmanın artması-eksilmesi bağlamında Mürcie redde konu olmuştur. Buna karşı çeşitli deliller getirilmiştir. Redde konu olup da başlıklarda adı geçmeyen diğer fırkalar arasında Kaderiyye, Şia, Havaric, Rafiziler ve Vakıfe20 yer almaktadır. Redde konu olan isimler arasında Ebu Hanife, ilk defa kader konusunda konuşan ve kulun fiillerinde tam irade sahibi olduğunu iddia eden Ma’bed el-Cüheni, bu görüşlerin yayılmasında büyük katkısı bulunan Gaylan ed-Dımeşki, Mu’tezilenin ikinci kurucusu olarak kabul edilen Amr ibni Ubeyd, Cehmiyye’nin kurucusu sayılan Cehm ibni Safvan, Mu’tezile’nin Bağdat ekolünün kurucusu Bişr el-Merisi ve kendisine Mukatiliye fırkası nispet edilen ve tecsime varan yorumları olduğu iddia edilen Mukatil ibni Süleyman yer almaktadır.

Zikre değer bir başka mevzu ise kitap içerisinde Ahmed ibni Hanbel’in kendisinde bulunduğunu söylediği Fudayl ibni Iyaz’ın (ö. 187/803) görüşlerinin derlendiği bir kitabın burada zikredilmesidir.21 Kitabın son kısımlarında ise Ebu Bekir (radiyallahu anh), Ömer (radiyallahu anh), Osman (radiyallahu anh) ve Ali (radiyallahu anh)’dan övgüyle bahseden rivayetler yer almaktadır.

Eserin Metodu

Şayet müstensihlerden kaynaklanan bir durum yoksa Abdullah ibni Ahmed’in, birçoğunu babasından almış olduğu rivayetlerden derlediği bu eserinde konu tasnifine önem vermediği görülmektedir. Konuların yerleştirilmesinde bir düzen olmadığı gibi, konuların altında zikredilen rivayetler arasında da dağınıklık söz konusudur. Başlık altında verilen rivayetlerin en kat’i olanından aşağıya doğru bir sıralama yerine, aktarılan rivayetler gelişi güzel bir şekilde serdedilmiştir. Örneğin “İman ve Mürcie’ye reddiye” başlığı altında Ahmed ibni Hanbel’in “Biz imanın söz ve amelden ibaret olduğunu, onun artıp eksilebileceğini, kişi zina ettiğinde veya şarap içtiğinde imanının eksileceğini söylüyoruz”22 sözünden sonra bu görüşü hadis, sahabe ve tabiun kavli ile ardından muasırı olduğu alimlerin sözleriyle desteklemektedir. Başta böyle bir sıralama mevcut iken sonrasında tekrar sahabe kavline yer vermekte23, ardından bu konuda hadis24 zikretmektedir. Bu sıralamadaki serbestlik kitabın genelinde kendini göstermektedir.

Söz konusu duruma benzeyen bir diğer dikkat çekici unsur da, bazı rivayetlerin ilgili olmadığı başlıklar altında bulunmasıdır. Bu duruma örnek olarak en genel anlamıyla “Deccal” bahsini örnek olarak verebiliriz. Zira bu bahis içerisinde Deccal’ın vasıfları ile ilgili rivayetler yer alırken 1019. rivayetle birlikte kürsi, ru’yet, Cehmiyye’nin tekfiri ve arkasında namaz kılınma meselesi, Huruf-i Mukatta’a ile ilgili sahabenin tefsiri gibi pek çok konu 1232. rivayete kadar işlenmektedir. Bu rivayetle birlikte Deccal meselesine geri dönülmektedir. Bunun gibi konu başlığı altında yanlış yere konmuş olması muhtemel olan rivayetlere de rastlanmaktadır. Örneğin kürsi başlığı altında Mürcie, Cehmiyye ve Ehl-i Sünnet’in iman hakkındaki görüşlerine dair bir rivayet yer almakta25; yine aynı başlık altında Abdullah ibni Ahmed, babasının ru’yet ile ilgili hadisleri bir araya getirip naklettiğini ifade etmekte26; Mürcie babı altında Kaderi olan Ma’bed el-Cüheni’den bahsedilmekte27; Allah’ın Musa (aleyhi selam) ile konuşması ile ilgili rivayet, Ebu Hanife’ye ayrılan bölüm içerisinde zikredilmektedir.28

Tasnif metodundan kaynaklanan bir hata olarak gösterebileceğimiz bir diğer husus da eserin ilk kısmında geçen rivayetlerin kitabın ilerleyen kısmında öncesinden ve sonrasından bağımsız bir şekilde tekrarlanmasıdır.29 Bununla bağlantılı olarak kitabın başlarında bahsi geçen konuların sonradan farklı rivayetlerle tekrarlandığı da dikkat çeken bir diğer noktadır. Kürsi bahsi (#585, #1019), insanın yüzünün Rahman’ın suretinde yaratıldığı ile ilgili rivayetler (#496, #1024, #1052, #1068), Allah’ın görülebileceği ile ilgili rivayetler (#411, #1029), Cehmiyye’nin tekfiri ve arkasında namaz kılma meselesi (#3, #1216) söz konusu duruma örnek olarak gösterilebilir.

Abdullah ibni Ahmed’in, nakletmiş olduğu bir hadisi, başka bir sened veya benzer bir metin ile desteklemesi ya da bir hadis üzerinden sadece farklı senedlerine yer verip ardından metni zikretmesi de metodundan biridir. Birinci duruma kitabın genelinde mevcut olmakla birlikte ru’yet bahsi örnek gösterilebilir.30 İkinci duruma örnek olarak ise kitapta pek sık rastlanmamakla birlikte kelamullah meselesi ile ilgili rivayetlerden oluşan 550-554 arasındaki nakiller zikredilebilir.

Abdullah, Cehmiyye’ye müstakil olarak reddiyesi bulunan Ahmed ibni Hanbel’in el yazısı ile mahtut söz konusu fırkaya karşı kullanılabilecek ayetlerin bulunduğu risalesini herhangi bir tefsir/tevil olmaksızın nakletmiştir.31 Burada iki yüz kadar ayet bulunmaktadır. Bu durum Ahmed ibni Hanbel’in Cehmiyye ve onun görüşlerine yakın olan diğer fırkalara karşı hazırlıklı olduğunun bir göstergesidir.

Genel anlamda eserdeki hadis kullanımlarına gelince, aralarında sahih hadisler bulunduğu gibi, isnad ve metin açısından sorunlu hadislere de rastlamak mümkündür.

Sahabe ve tabiun kavline Ehl-i Hadis tarafından önem verilmiş, onların sözleri din olarak anlaşılmıştır. Zira Şerik’e Allah’ın Şaban ayında bir gece yarısı yeryüzüne indiği hadisi sorulup da bazılarının buna inanmadığı, bunu inkar ettikleri söylendiğinde; “bize bu hadisleri getiren kişiler; Kur’an’ı, beş vakit namazı, haccı, Ramazan orucunu getirenlerdir, biz Allah’ı ancak bu tür hadislerle tanırız” cevabını vermiştir.32 Aynı şekilde Ahmed ibni Hanbel de Allah’ın Musa (aleyhi selam) ile konuşmasının ses ile olmadığını iddia edenlere karşı, “bilakis Allah Musa’ya ses ile konuşmuştur, biz bu hadisleri bize geldiği şekliyle rivayet ederiz” demiştir.33

Eserin muhtevası kısmında da belirtildiği üzere bazı fırkaların belli başlı bölümler ile itikatlarının yanlışlığı ortaya konmuş, kurucuları ve önemli isimleri eleştirilmiş ve bazı rivayetlerle tekfir edilmiştir. Fakat bunların en ilginci Ebu Hanife aleyhine getirilen rivayetlerdir34 diyebiliriz. Yukarıda bu mevzuya kısaca temas ettiğimizden dolayı burada ne şekilde eleştirildiğine dair örnek vermekle yetineceğiz. “Müslümanlar arasında bu ümmete Ebu Hanife’den daha uğursuz biri gelmemiştir”35 ifadesi iki yüz kadar rivayet arasında birçok kez farklı lafızlarla birlikte geçmektedir.

Nakiller arasında Ebu Hanife ele alınmakla birlikte, onun hakkında hiçbir övgü ifadesi yer almamakta, bilakis takiyye yapmakla36, Kur’an’a mahluk demekle37, Mürcii olmakla38, Cehmi olmakla39 ve hatta dinden çıkmış olmakla40 itham edilmektedir.

Bunların dışında tespit ildiğimiz kadarıyla Ebu Hanife’ye izafe edilen dört adet garip rivayet bulunmaktadır. Bunlar;

“Eğer Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bana yetişseydi pek çok görüşümü alırdı.”41;

“Domuz etinin yenmesinde bir beis yoktur.”42;

“Ömer ibni Hattab (radiyallahu anh) hata etti, bunun üzerine ben de bir avuç çakıl taşı aldım ve onun yüzüne vurdum.”43;

“Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bana yetişseydi veya ben ona yetişseydim benden pek çok görüş alırdı, din reysiz olur mu?”44

Ebu Hanife’nin aleyhine getirilen rivayetlerin içinde ayrıca onun nasıl biri olduğunu gösterme niyetiyle rüya ile delil getirme de söz konusudur. Bu rivayete göre Sa’id el-Ezrak rüyasında Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den şefa’at istemekte, bu durum üçüncü kez tekrarlandığında Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), duasının sonunda Ebu Hanife’nin görüşüyle amel etmemesini tembihlemektedir.45

Abdullah, daha önce belirtildiği gibi rivayetlerin büyük bir kısmını babası Ahmed ibni Hanbel’den nakletmiştir. Bunları “haddisini/haddisina ebi”, “gale ebi” veya “semitu ebi” şeklinde rivayet etmekte, bazı rivayetleri babasına sorarak sealtu ebi şeklinde nakletmektedir. Kimi zaman da ravi hakkında babasından bilgi istediği görülmektedir.46




Alıntı yapılan: dipnotlar
*Tarafımızdan eklenmiştir.

1- Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 9/375-376; Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 13/516-526; İbni Hacer, Tehzib’ut Tehzib, 5/124-125; İbni Ebu Ya’la, Tabakat’ul Hanabile, 1/180-188; Zirikli, A’lam, 4/65; Selahaddin Polat, “Abdullah b. Ahmed ibni Hanbel”, DİA, 1/81
2- Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 13/517; İbni Ebu Ya’la, Tabakat’ul Hanabile, 1/180
3- Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 9/375; Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 13/521; İbni Hacer, Tehzib’ut Tehzib, 5/125
4- Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 9/375; İbni Hacer, Tehzib’ut Tehzib, 5/125
5- Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 9/375; İbni Hacer, Tehzib’ut Tehzib, 5/124
6- İbni Hacer, Tehzib’ut Tehzib, 5/125
7- Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 9/376; İbni Hacer, Tehzib’ut Tehzib, 5/125
8- Ramadiye li’n Neşr, Riyad, 1994, 2. bsk.
9- Kitabın altı farklı kütüphanede yazma nüshaları bulunmaktadır. Bu yazmalar hakkında geniş bilgi için bkz. Ebu Abd’ur Rahman Abdullah ibni Ahmed ibni Muhammed ibni Hanbel, Kitab’us Sünne, (naşirin mukaddimesi), 87- 98
10- Eserin üç ayrı tahkikli nüshası bulunmaktadır.

Beyru’tta, Dar’ul Kütüb’il İlmiyye’de 1985 yılında yayınlandıktan sonra tekrar 1993 yılında basılmıştır, tek mücelled, iki cilttir.

Diğeri çalışmada esas aldığımız nüsha, Demmam’da 1994 yılında iki cilt halinde ikinci kez basılmıştır.

Üçüncüsü ise Daru İbn Receb’de 2006 yılında basılmıştır, tek cilttir.

11- Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, 1/180, dn. 1
12- Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #1216-1221
13- Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #12-78 arasındaki rivayetlerin büyük çoğunluğu Cehmiyye’yi Kur’an’a mahluk demesinden dolayı tekfir eden rivayetlerden müteşekkildir.
14- Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #11, 42, 194, 206…
15- Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #517
16- Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, 109-132
 
Abdullah ibni Ahmed babasının Cehmiyye’nin görüŞlerine delil olarak yazdığı ayetleri de zikretmektedir. Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #1202
17- Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, 180-229
18- Buraya kadar Ebu Hanife hakkında serdedilen görüşler Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, 180-229 sayfaları arasındaki rivayetlere dayanılarak çıkarılmıştır.
19- Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #288, 284
20- Halk’ul Kur’an meselesinde Kur’an için mahluktur veya mahluk değildir diye yorum yapmayanlara bu isim verilmiştir. Bu durumlarından dolayı Ahmed ibni Hanbel onların Cehmiyye’den daha büyük bir sorun olduklarını ifade etmiştir, bkz. Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #225
21- Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #818
22- Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #599-600
23- Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #666
24- Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #678
25- Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #594
26- Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #679

bu nakil ru’yet babının hemen başındaki rivayette, mana itibariyle yakın bir metin içerisinde geçmektedir, bkz. Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #411
27- Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #830
28- Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #328
29- Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #585=1019; 1021=586 vb. pek çok yerde aynı rivayetlere rastlamak mümkündür.
30- Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #411-487
31- Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #1202
32- Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #508

Bir sonraki rivayette bu kavmin açıkça Mu’tezile olduğu belirtilmiş, cevap olarak da Şerik “biz dinimizi sahabe ve tabiundan aldık, onlar kimden aldılar” demiştir, bkz. Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #509
33- Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #533-534
34- Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #227-410
35- Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #249, 252, 255, 278, 287, 296, 312, 361
36- Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #238
37- Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #235-236, 241
38- Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #233, 305, 325, 348, 363, 368, 386, 408
39- Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #231-232, 237, 330
40- Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #254, 293
41- Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #318
42- Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #320
43- Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #391, 400, 410
44- Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #399
45- Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #366

Aynı şekilde Kur’an’ın mahluk olmadığına dair Muhammed ibni Mansur et-Tusi’nin rüyası da delil olarak sunulmuştur, bkz. Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #513
46- Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne, #27, 1164, 1166
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 959
  • Değerlendirme Puanı: +15/-0
Ynt: Selefin Reddiye Amaçlı Yazdığı Eserler
« Yanıtla #12 : 05.03.2016, 13:33 »

Müellifin Hayatı

Ebu Bekir el-Hallal adıyla meşhur olan Ahmed ibni Muhammed ibni Harun, 234/848 senesinde Bağdat’ta dünyaya gelmiştir.1 Hanbeli fukahasından olan el-Hallal, Ahmed ibni Hanbel’in görüşlerini bir araya getirme çabası içine girmiş, bu vesileyle birçok yere gidip Ahmed ibni Hanbel’in muasırlarından veya öğrencilerinden ilim tahsil etmiştir.2

Yakub ibni Süfyan el-Fesevi, Ebu Davud es-Sicistani ve Abdullah ibni Ahmed ibni Hanbel’den Ahmed ibni Hanbel’in görüşlerini öğrenmeye çalışmış3, bu vesile ile İran, Şam, Halep, Antakya ve Cezire’ye pek çok kez seyahat etmiştir.4 Kendisinden en çok istifade ettiği hocası ise Ahmed ibni Hanbel’in öğrencisi olan Ebu Bekir el-Merruzi idi.

el-Hallal’ın öğrencileri hakkında ise fazla bilgi olmamakla birlikte kaynaklarda Gulam Hallal (ö. 363/974), Muhammed ibni Muzaffer el-Hafız ve Hasen ibni Yusuf es-Sayrafi isimlerine rastlanmaktadır.5

Hanbeli Mezhebi’nde bu derleme faaliyetinden dolayı üstad kabul edilen el-Hallal, döneminde fıkhi meselelerin kendisine danışıldığı bir alim konumundaydı. Ondan önce böyle bir derleme girişiminde bulunulmaması da, bu alandaki otoritesini kuvvetlendirmişti.6

Hanbeli Mezhebi’nin günümüze gelmesindeki etkisi göz ardı edilemeyecek olan el-Hallal, Ahmed ibni Hanbel’in görüşlerini, fıkıh bablarına göre tertib ettiği el-Cami adlı eserinde bir araya getirmiştir. Bunun yanı sıra yine Ahmed ibni Hanbel’in akaide dair görüşlerini bir araya getirdiği Kitab’us Sünne’si yer almaktadır. Diğer eserleri arasında Kitab’ul İlel, Tabakat, Kitabu Ahlaki Ahmed gibi telifleri vardır.7 el-Hatib el-Bağdadi, el-Hallal’ın zamanını Ahmed ibni Hanbel’in görüşlerini toplamak için harcadığını ifade etmiştir. Bu yüzden kendisine Hanbeli Mezhebi’nin kurucusu unvanı da verilmektedir.

Geniş ilminin yanı sıra el-Hallal’ın, hadis rivayeti hususunda da çok titiz olduğu belirtilmektedir.8 311/923 senesinin Rabi’ul Evvel ayında vefat eden el-Hallal, hocası Ebu Bekir el-Merruzi’nin yanına defnedilmiştir.9

Eserin Muhtevası

el-Hallal’ın reddiye literatürü içerisinde değerlendirilebilecek olan Kitab’us  Sünne adlı eseri, ilk olarak 1989 yılında neşredilmiş, ardından eklemelerle 1994 yılında iki cilt halinde basılmıştır.10 Eserin birinci cildinin ilk sayfalarında naşirin, müellifin yaşadığı dönem ile ilgili siyasi, içtimai ve ilmi hayatını ele aldığı çalışmasının yanı sıra müellifin hayatı ve söz konusu eser ile ilgili kapsamlı bir araştırması yer almaktadır.

Eserin son kısmında ise eserde yer alan ayet, hadis, şahıs isimleri, yer isimleri gibi çeşitli fihristler bulunmaktadır. İkinci cilt ise ilk ciltte olduğu gibi bölümlere ayrılmış, fakat ilk ciltten farklı olarak sayfa numaraları her bölümde yeniden numaralandırılmıştır.

Muhteva kısmına geçmeden önce eserin ismi ve müstakil olup olmaması ile ilgili bir tartışmaya burada yer vermek gerekmektedir. el-Hallal’ın, Ahmed ibni Hanbel’in görüşlerini bir araya getirdiği ve yaklaşık yirmi cilt olduğu söylenen Kitab’ul Cami adlı eserinin, günümüze gelmemiş olsa da, ihtiva ettiği bazı konuların müstakil olarak neşredildiği öne sürülmektedir.11

Kitab’us Sünne adlı eserin de söz konusu el-Cami’nin bir bölümü olup olmadığı tartışılmıştır. Fuad Sezgin, el-Cami adlı eserle el-Müsned min Mesaili Ahmed ibni Hanbel adlı eseri aynı isim altında zikretmiş12, söz konusu yazmanın Ahmed ibni Hanbel’in bazı kitap, risale ve mesailini ihtiva ettiğini ifade etmiştir.13 el-Hallal’ın el-Müsned min Mesaili Ahmed ibni Hanbel adlı eseri üzerine doktora çalışması14 bulunan Ziyauddin Ahmed, İngiltere’de yazması bulunun söz konusu nüshanın, es-Sünne adlı eser olma ihtimalinin yüksek olduğunu belirtmektedir. Fakat söz konusu es-Sünne’nin bazı alimlerin iddia ettikleri üzere el-Cami’nin bir bölümü olduğu görüşüne temkinli yaklaşmaktadır.15 Ona göre muhaddislerin Buhari ve Müslim’de olduğu gibi “Cami” türü eserlerinin yanı sıra içerisinde alimlerin görüşlerine de yer verilen ve konularına göre tasnif edilen “Cami” türü eserlerin olması mümkündür ve söz konusu el-Cami’nin de bu tür bir eser olması uzak bir ihtimal değildir.16

Atiyye Zehrani’ye göre de, tabakat eserlerinde müstakil olarak Kitab’ul Cami ve Kitab’us Sünne adlı eserlerden bahsedilmesi, söz konusu iki eserin de müstakil eserler olduğunun göstergesidir. Ayrıca tabakatlarda es-Sünne’den yapılan alıntıların söz konusu mahtut nüsha ile birebir uyuşması, el-Müsned’le söz konusu “Sünne”nin aynı olduğunun da açık bir delilidir.17 Buna, el-Hallal’ın, söz konusu eser içerisinde kitabından Kitab’us Sünne olarak bahsetmesi ve “Makam-ı Mahmud” ile ilgili bölümü cema’atine okuduğunu söylemesi18 de Kitab’us Sünne ile söz konusu mahtut nüshanın aynı olabileceğine ayrıca delil olarak eklenebilir.

Burada şunu da ifade etmek gerekir ki elimizde tahkiki bulunan söz konusu eser, esas itibariyle yedi kısımdan oluşmaktadır. Fakat muhakkik bu yedi kısımdan beşini tahkik ederek neşretmiştir. Bu yüzden bu beş kısım üzerinden kitabı değerlendirmeye tabi tutacağız. Diğer bölümlerin hangi konuları ihtiva ettiği ise muhakkik tarafından belirtilmiştir. Biz de burada bunları zikretmekle iktifa edeceğiz.

el-Hallal’ın vaktini Ahmed ibni Hanbel’in öğretilerini toplamakla geçirdiğini yukarıda kaydetmiştik. Ahmed ibni Hanbel’in oğlu Abdullah’ın (Abdullah ibni Ahmed, Kitab’us Sünne) da böyle bir gayret içerisinde Kitab’us Sünne adlı eseri meydana getirdiği daha önce geçmişti. Burada bu iki Sünne’nin de aynı gayeye hizmet ettiğini ve hemen hemen aynı konuları muhtevi olduğunu söylemek mümkündür. Fakat Abdullah’ın eserinin konuları itibariyle daha eksik bir görünümde olduğu söylenebilir. Burada iki kitabı mukayese etmemizin nedeni, her iki müellifin kaynağının da aynı olmasındandır. el-Hallal, Abdullah’ın derlediği eserin muhtevasına ek olarak Haricilerden, hırsızlık ile ilgili diğer Sünneler’de de rastlamadığımız bazı hükümlerden19 –ki bunların Haricilerin altında zikredilmesi manidardır-, uzun uzadıya hilafet meselesinden, Abbasoğulları20 ve Mu’aviye (radiyallahu anh)’ın faziletinden21 ve Makam-ı Mahmud’dan22 bahsetmektedir. Söz konusu kitapta yer almayan bir husus ise Abdullah’ın eserinde tartışma konusu ettiği Ebu Hanife hakkında pek çok nakle yer vermesine rağmen, el-Hallal’ın tek bir rivayette dahi ondan bahsetmemesidir. Bu durum ya Ahmed ibni Hanbel’in öğrencilerinin Ebu Hanife hakkında besledikleri müspet kanaatlerden dolayı, onun aleyhinde konuşmak istememelerinden ya da el-Hallal’ın bu tür rivayetlere eserinde yer verme ihtiyacı hissetmeyip genel anlamda Mürcie’den bahsetmeyi uygun görmesinden kaynaklanmış olabilir. Bununla birlikte Ebu Hanife’nin nakiller içerisinde isminin geçmemesi, onun hakkındaki kanaatlerin zamanla değişmiş olabileceği ihtimalini de akla getirmektedir.

İmama itaat ile ilgili şu husus da belirtilmelidir: Bilindiği gibi Ehl-i Hadis yöneticiye uymayı dini bir görev saymaktadır. Öyle ki yöneticiye isyan edenlerle savaşılması gerektiği kanaatindedirler. Ehl-i Hadis’in telif ettikleri eserlerinde bu tür rivayetlere sıkça rastlamak mümkündür. Fakat bu eserlerde söz konusu Sünne içerisinde olduğu gibi Mu’aviye (radiyallahu anh) ve Abbasoğullarından bahseden özel bablar zikredilmemiştir. Bu duruma kitapların telif edildiği dönemlerdeki siyasi değişikliklerin sebep olduğu söylenebilir. Fakat bunların ayrıca ifade edilmek istenmesine siyasi değişimin sağladığı müreffeh bir ortamın yanı sıra mezkur yöneticilerin aleyhinde çokça konuşulmuş olması ihtimali saiklerden biri olarak zikredilebilir. Haricilere yöneltilen ithamlar da böyle bir mevzu dahilinde işlenmiş, onlarla savaşılması gerektiği vurgulanmıştır.23

Zikre değer bir diğer mevzu ise eserde “Makam-ı Mahmud” konusunun bilinenden farklı olarak anlaşılıp serdedilmesidir. Söz konusu ibare Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den teheccüd namazı kılması istenmesine bağlı olarak nazil olan “Rabbin seni ileride övgüye layık bir makama getirecektir.”24 mealindeki ayette yer almaktadır. Bunun yanı sıra Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den nakledilen, ezan okunmasının ardından yapılmasını tavsiye ettiği dua içerisinde de bu tabir geçmektedir.25 Makam-ı Mahmud, alimler tarafından genel itibariyle Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Kıyamet Günü ümmete şefa’ati olarak anlaşılmıştır. Söz konusu durum hakkında bazı alimlerin Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Kıyamet Günü arşın üzerinde Allah’ın sağ yanında oturması şeklinde açıklamaları da mevcuttur.

Fakat kabul gören anlayış Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Kıyamet Günü şefa’at etme yetkisini gösteren bir makam olduğu yönündedir.26 el-Hallal ise yaygın kanaate dair bir nakilde bulunmaksızın tüm rivayetlerde Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Allah’ın yanında oturacağı bir mevki olarak söz konusu makama işaret etmektedir.27 Hatta tüm alimlerin bu yönde görüş bildirdikleri, bunun aksine bir kavil bulunmadığı, buna karşı çıkanların ise ancak cehmi olabilecekleri şeklinde beyanları bulunmaktadır.28

Rafiziler görüşleri itibariyle Yahudiler’e benzedikleri29, Kaderiyye Allah’ın bir şeyi vaki olmasından önce bilmediğini söyledikleri30, Mürcie ameli imandan bir cüz kabul etmedikleri31, Cehmiyye Kur’an’ı mahluk olarak addettikleri32 ve Vakıfe ise Kur’an hakkında mahluk olup olmadığına dair fikir beyan etmedikleri33 gerekçeleriyle bir takım ayet ve hadislerden delillerle ve alimlerin onlar hakkındaki beyanlarıyla söz konusu eserde redde muhatap olmuşlardır.

Neşredilmeyen iki kısmın konuları ise naşirin ifade ettiği kadarıyla şu şekildedir:

Altıncı bölüm Kur’an’a mahluk diyenlere bir cevap niteliğinde olup bunu söyleyenlerin tekfiri ve bu tekfirin nedenlerini ihtiva etmektedir. Yedinci bölüm ise Cehmiyye’nin bu konudaki görüşleri ve akabinde “Kur’an’daki lafzım mahluktur”34 diyenlere Ahmed ibni Hanbel’in getirdiği karşı argümanları ve Ebu Bekir el-Merruzi’nin Cehmiyye hakkındaki görüşlerini kapsamaktadır.35

Eserin Metodu

el-Hallal’ın, eseri telif amacının, Ahmed ibni Hanbel’in itikadi alandaki görüşlerini bir araya getirmek olduğu söylenebilir. Bu gaye ile ulaşabildiği tüm nakilleri, ilgili konu başlığı altında zikretmeye çalışmıştır. Ahmed ibni Hanbel’den nakledilen rivayetlerin büyük çoğunluğu Ebu Bekir el-Merruzi’den alınmıştır. Fakat el-Hallal, söz konusu eserini telifte Ahmed ibni Hanbel’den gelen rivayetlerle yetinmemiş, diğer alimlerin görüşlerini de metin içerisine serpiştirmiştir. Söz konusu duruma tüm konu başlıklarının altında rastlamak mümkündür. Bazı alimlerin görüşlerine başvurmasının sebebi olarak, o konuda Ahmed ibni Hanbel’den bir haberin bulunmaması da gösterilebilir. Buna örnek olarak Muhammed ibni İsmail el-Ahmesi (ö. 260/874), Veki ibni Cerrah (ö. 197/812) isnadlı nakillerin yer aldığı bölüm zikredilebilir.36 “İmama itaat ve tabi olanların onlara karşı vazifeleri”, “sabır ve vefa gösterme” ve “emirlik ve hakkında söylenenler” söz konusu nakillerin başlıklarını oluşturmaktadırlar.

Bu başlıkların altında Ahmed ibni Hanbel’den tek bir rivayet dahi bulunmamaktadır. Hal böyleyken kitabın ilerleyen sayfalarında söz konusu bölümlerin bir kısmında zikredilebilecek Ahmed ibni Hanbel’den gelen rivayetler bulunmaktadır. Burada müellifin, yukarıdaki isnad zincirini bozmama gayesinde olduğu da düşünülebilir.

Genel itibariyle Ahmed ibni Hanbel’den gelen rivayetler, ya onun bir soruya karşılık verdiği cevaplardan ya da konuyla alakalı ravinin ondan duyduğu nakillerden ibarettir. Bununla birlikte müellifin veya müstensihin nakilleri tertip hususunda çok titiz davranmadığı gözükmektedir.37 Tasnifte kimi zaman isabetsiz tercihlerin yapıldığı da görülmektedir, mesela Ebu Bekir (radiyallahu anh)’ın faziletiyle alakalı bir naklin Osman (radiyallahu anh)’ın faziletlerinden bahseden bir bab içerisinde zikredilmesi38 bu tür bir yanlışlıktır. Bir bab başlığında ise Haricilere nispet edilen: “Kişi Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından yapılması menedilen şeyleri yaptığında dinden çıkmış olur” görüşü Mürcie’ye atfedilmiştir.39 Bununla birlikte Mürcie, işlenen günahın imana bir zararı olmayacağı görüşündedir.

Nakiller içerisinde zaman zaman muhaliflerin ileri sürdüğü argümanların tenkit edildiği, delil olarak getirdikleri hadislerin ise rical açısından değerlendirmeye tabi tutulduğu görünmektedir. Bilindiği gibi Ehl-i Hadis, her şart altında imama itaati savunmakta, yöneticiye başkaldırıyı hiçbir şekilde mazur görmemektedir.40 Bu konuda Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den de pek çok nakil bulunmaktadır. el-Hallal, “Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den rivayet edilen zayıf hadislerin beyanı” başlığı altında kendi görüşüne muhalif bir hadisi ele almaktadır. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kölesi Sevban el-Haşimi (radiyallahu anh)’dan nakledilen rivayete göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) “Kureyş sizi iyi yönettiği müddetçe onlara itaat edin, iyi yönetmezler ise kılıçlarınızı boyunlarınızda taşıyın…” buyurmuştur. Öncelikle böyle bir rivayetin Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den daha önce duyulmadığı vurgulanmakta ve metnin farklı vecheleri getirilmekte, ardından da Sevban’dan doğrudan nakilde bulunduğu rivayet edilen Salim ibni Ebu Ca’d’ın, Sevban’a yetişmediği söylenmektedir.41 Bu şekilde hem metin hem sened itibariyle hadis sahih bulunmamaktadır. Doğrudan Ahmed ibni Hanbel’in de bazı rivayetlerdeki ricali ta’dil veya cerh ettiği vakidir.42

el-Hallal’ın hadisleri serdetmede konuyu zenginleştirmek için diğer alimlerin görüşlerine başvurduğunu daha önce zikretmiştik. Müellifin muhtevayı genişletmede bir diğer yöntemi ise zikredilen rivayetlerin farklı tariklerini, metinleri aynı olsa bile tümüyle serdetmesidir.  “nahvehu (örneği)”, “mislihi (benzeri)” gibi tabirlere eserde pek rastlanmamaktadır.




Alıntı yapılan: dipnotlar
1- İbni Ebu Ya’la, Tabakat’ul Hanabile, 2/12-13; el-Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 5/112; Zehebi, Siyeru A’lem’in Nubela, 14/297; Şükrü Özen, “Hallal, Ebu Bekir”, DİA, 15/382-383; Ziyauddin Ahmed, “Ebu Bekir el-Hallal: Ahmed ibni Hanbel’in Öğretilerinin Derleyicisi”, 305-314
2- İbni Ebu Ya’la, Tabakat’ul Hanabile, 2/12-13; Şükrü Özen, “Hallal, Ebu Bekir”, DİA, 15/382
3- Zehebi, Siyeru A’lem’in Nubela, 14/297; İbni Ebu Ya’la, Tabakat’ul Hanabile, 2/12-13
4- Zehebi, Siyeru A’lem’in Nubela, 14/297
5- İbni Ebu Ya’la, Tabakat’ul Hanabile, 2/12; el-Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 5/112
6- Zehebi, Siyeru A’lem’in Nubela, 14/298; el-Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 5/112
7- İbni Ebu Ya’la, Tabakat’ul Hanabile, 2/12
8- İbni Ebu Ya’la, Tabakat’ul Hanabile, 2/13; Ebu Bekir el-Hallal, Kitabu’s Sünne, (naşirin mukaddimesi), s. 35; Şükrü Özen, “Hallal, Ebu Bekir”, DİA, 15/382
9- İbni Ebu Ya’la, Tabakat’ul Hanabile, 2/15 (diğer kaynakların aksine ölüm tarihi olarak Rebi’ul Ahir yazıyor); el-Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, 5/113; Zehebi, Siyeru A’lem’in Nubela, 14/298
10- Dar’ur Raye, Riyad, 1989. İkinci baskısını ise aynı yayınevinde 1994 yılında yapmış, iki cilt halinde neşredilmiştir. İkinci cilt, ilk cildin devamı olup söz konusu cilt olduğu gibi neşredilmiştir. Fakat mahtut nüshanın yine de tamamı henüz neşredilmiş değildir.
11- Ziyauddin Ahmed, “Ebu Bekir el-Hallal: Ahmed ibni Hanbel’in Öğretilerinin Derleyicisi”, 312-313
12- Çalışmamızda esas aldığımız el-Hallal’ın Kitab’us Sünne adlı eserinin mahtut nüshasında yazılı olan ismi.
13- Fuad Sezgin, Tarihu Turas’il Arabi, I2/212
14- Ziauddin Ahmed, A Critical Edition of the First Volume of al-Musnad min Mesail Abi Abd Allah Ahmad ibni Muhammad ibni Hanbal, PhD, University of London, 1966
15- Ziyauddin Ahmed, “Ebu Bekir el-Hallal: Ahmed ibni Hanbel’in Öğretilerinin Derleyicisi”, 311-312
Müellif bu makaleyi yazdığı sırada Kitab’us Sünne henüz neşredilmemişti.
16- Ziyauddin Ahmed, “Ebu Bekir el-Hallal: Ahmed ibni Hanbel’in Öğretilerinin Derleyicisi”, 312
17- el-Hallal, Kitab’us Sünne, (naşirin mukaddimesi), 1/41-43
18- el-Hallal, Kitab’us Sünne, 1/224
19- el-Hallal, Kitab’us Sünne, 1/160-187
20- el-Hallal, Kitab’us Sünne, 1/89-94
21- el-Hallal, Kitab’us Sünne, 1/431-460
22- el-Hallal, Kitab’us Sünne, 1/209-269
23- el-Hallal, Kitab’us Sünne, 1/144-150
24- el-İsra 17/78-79
25- Buhari, Ezan, 8; Tefsir’ul Kur’an, 11
26- İlyas Üzüm, “Makam-ı Mahmud”, DİA, 27/413
27- el-Hallal, Kitab’us Sünne, 1/ #236-237 vd.
28- el-Hallal, Kitab’us Sünne, 1/ #214, 219
29- Şa’bi’nin kavline göre Yahudiler’in, imamın sadece Davud (aleyhi selam)’ın soyundan geldiğine inandıkları gibi Rafiziler de imamın Ali (radiyallahu ah)’ın soyundan gelmesini şart koşmaları benzeştikleri yönlerindendir. Diğer özellikleri ise şöyle sıralanabilir: Yahudiler, Mesih Deccal gelene kadar Allah yolunda cihad etmezler, Rafiziler de Mehdi gelene kadar cihad etmezler; Yahudiler ibadetlerini sallanarak yaparlar, Rafiziler de bu şekilde sallanırlar; Yahudiler üç talakı kabul etmezler, Rafiziler de bunu kabul etmezler… vb., bkz. el-Hallal, Kitab’us Sünne, 1/497-498
30- el-Hallal, Kitab’us Sünne, 1/529
31- el-Hallal, Kitab’us Sünne, 1/565-566
32- el-Hallal, Kitab’us Sünne, 2/ #1722
33- el-Hallal, Kitab’us Sünne, 2/ #1783
34- Lafziy bilkurani mahlukun
35- el-Hallal, Kitab’us Sünne, (naşirin mukaddimesi), 1/49
36- el-Hallal, Kitab’us Sünne, 1/97-126
37- Örneğin “Mürcii olanlarla evlenme” başlığı altında şefa’at, kabir azabı, şirk, namazı terk edenler ve daha pek çok konuyla alakalı rivayetler bir konu tasnifine tabi tutulmaksızın zikredilmişlerdir bkz. el-Hallal, Kitab’us Sünne, 2/55-56 vd.
38- el-Hallal, Kitab’us Sünne, 1/379
39- el-Hallal, Kitab’us Sünne, 1/576
40- Ahmed ibni Hanbel, kendisine gelip Halk’ul Kur’an ve diğer bazı tutumlarından dolayı razı olmadıkları emiri şikayet edenlere kalpleriyle buna karşı çıkmalarını, herhangi bir şekilde harekete geçip de hem kendilerinin hem de diğer müslümanların kanlarını dökmemelerini, sabretmelerini öğütlemektedir bkz. el-Hallal, Kitab’us Sünne, 1/133-134
41- el-Hallal, Kitab’us Sünne, 1/126-128
42- el-Hallal, Kitab’us Sünne, 1, #625-626, 628 vb.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 959
  • Değerlendirme Puanı: +15/-0
Ynt: Selefin Reddiye Amaçlı Yazdığı Eserler
« Yanıtla #13 : 09.03.2016, 18:54 »

Müellifin Hayatı

Baharatçı manasına gelen Berbehari nispesiyle tanınan ve Hanbeli imamlarından olan Ebu Muhammed el-Hasen ibni Ali ibni Halef el-Berbehari'nin1 ne zaman doğduğu kesin olarak bilinmemektedir. Bununla birlikte 77 veya 76 yaşında öldüğüne dair rivayetler dikkate alınacak olursa 252/866 veya 253/867 yılında doğduğu söylenebilir.2

Ahmed ibni Hanbel’in öğrencilerinden olan Ebu Bekir el-Mervezi ile Hanbeliler’in kendisinden çokça etkilendiği sufi Sehl et-Tusteri'nin ilim halkalarına katılmıştır.3 Mu’tezile’ye karşı selef akidesini savunan Berbehari’nin Bağdat’ta hararetli vaazlarıyla halk üzerinde etkili olduğu nakledilmektedir.4

Berbehari, Halife Kahirbillah zamanında (h. 319-322/m. 932-934) vezir İbni Mukle’nin hakkında yakalatma emri çıkarmasıyla (h. 321/m. 933) gizlenmiş, fakat pek çok öğrencisi Basra’ya sürülmüştür. Hilafetin el değiştirmesiyle gizlendiği yerden çıkarak Bağdat’a gelen Berbehari (h. 322/m. 934), eski şöhretini yakalayarak görüşlerini yayma imkanı bulmuştur. Daha sonra çıkan karışıklıklarda tekrar yakalatılmak istenen Berbehari, yeniden gizlenmiş ve gizlendiği yerde 329/940 senesinin Receb ayında vefat etmiştir.5

Ahmed Saim Kılavuz, Berbehari’nin günümüze gelen tek eseri olan Şerh'us Sünne’sinin, Ahmed Gulam Halil’in (ö. 275/888) Kitab’us Sünne’si üzerine yapılan bir çalışma mahiyetinde olduğunu belirtmektedir.6 Bu durum eserin muhtevasını ele aldığımız bölüm içerisinde değerlendirilecektir.

Eserin Muhtevası

Şerh’us Sünne adıyla matbu olan eserin7 müellife nispeti hususunda bazı tereddütler bulunmaktadır. Yukarıda da ifade edildiği üzere söz konusu eserin Gulam Halil’e atfedilen Kitab’us Sünne üzerine bir çalışma olduğu veya bizatihi o kitap olduğu yönünde bazı iddialar mevcuttur. Öncelikle şu husus belirtilmelidir ki, Berbehari’nin biyografisi hakkında bilgi veren tabakat eserlerinde söz konusu kitap ona nispet edilmiş olup Gulam Halil’den bahsedilmemiştir. Fakat eserin yazma nüshasında müstensih, kitabın Gulam Halil’in olduğunu kaydetmiş ve ona kadar gelen bir rivayet ağı zikretmiştir.8

Aynı zamanda Fuad Sezgin, Gulam Halil’e nispetle Berbehari’ye atfedilen söz konusu nüshanın kütüphane numarasını kaydetmiştir.9 Ahmet  Saim Kılavuz da muhtemelen buradan hareketle eserin Gulam Halil’in kitabı üzerine yapılmış bir çalışma olduğunu ifade etmiştir.10 İbni Ebu Ya’la ise Berbehari’nin hayatına yer verdiği Tabakat’ul Hanabile’de kitabın neredeyse tamamını zikretmiş, fakat Gulam Halil’den bahsetmemiştir.11 Muhakkik, Gulam Halil’in kezzab olarak nitelenmesi ve hadisçilerce itibar görmemesi durumuna, tabakat eserlerinde Berbehari’den yapılan alıntıların söz konusu eserde bulunmasını ekleyerek12 kitabın Berbehari’ye nispetinin daha kuvvetli olduğu sonucuna varmıştır.

Söz konusu eserin araştırma kısmında muhakkik, yukarıda da zikrettiğimiz eserin nispeti mevzusunun yanı sıra müellifin hayatı ve kitabın ehemmiyeti hususlarını işlemiştir. Kitabın son kısmında ise sırasıyla ayet, hadis, asar, şahıs isimleri, fırak, mesail gibi geniş bir fihrist çalışması yer almaktadır. Muhakkik, neşre esas aldığı yazmayı Tabakat’ul Hanabile’de zikri geçen kısımla mukayese ederek dipnotta farklılıklarını belirtmiştir.

Eser, akaid konularını ihtiva etmesi bakımından bu dönemde telif edilen “Sünne” türü eserler içerisinde mütalaa edilebilir. Ancak konuları işleyiş tarzı açısından mezkur literatürden bir noktada ayrılmaktadır. Sünneler’de ayet, hadis, sahabe ve tabiun kavline yoğun bir şekilde yer verilip, karşıt görüşlere temas edilmezken, Berbehari’nin mezkur eserinde akaid ile ilgili konular bir bütünlük içerisinde ele alınmaksızın ve delilleri zikredilmeksizin doğrudan kaydedilmektedir. Zaman zaman bu görüşleri ayet veya hadislerle desteklemesine rağmen, Berbehari’nin, eserin genelinden anlaşıldığı kadarıyla, doğrudan Cehmiyye’nin veya diğer mezheplerin delillerini çürütmeyi değil de muhatap aldığı kişiye selef akidesini öğretmeyi amaçladığı söylenebilir.

Eserde akaid konularının yanı sıra bazı fıkhi kaidelere de rastlamak mümkündür. Fakat konuların dağınık olması ve görüşlerin olduğu gibi aktarılması eserin muhtevası hakkında bilgi vermemizi zorlaştırmaktadır.

Eserin gidişatına bağlı kalmaksızın Berbehari’nin i’tikadi görüşleri şu şekilde özetlenebilir: Allah’ın başı ve sonu olmadığına13, ilminin her şeyi kuşattığına14, kabir ahvaline15, cennet ve cehennemin hak ve baki olduklarına16, miraç hadisesi17 gibi mevzulara iman etmenin gerekli olduğuna çeşitli yerlerde bazı ayrıntılarla birlikte vurgu yapmaktadır.

Kur’an’ın kelamullah olup mahluk olmadığını18, Allah’ın bizatihi Musa (aleyhi selam) ile konuştuğunu ifade etmiştir.19 İmam adil olsun zalim olsun itaat etmek gerektiğini ve imametin Kureyşiliğini beyan etmiş, sultana karşı ayaklanmanın doğru olmadığını kesin bir dille belirtmiştir. 20 İmanın söz ve amel olduğunu, dolayısıyla da artıp eksilebileceğini,21 bunun yanı sıra kişiye tam anlamıyla mü’min denemeyeceğini de eklemiştir.22 Allah’ın dünyada görülmeyeceğini ama ahirette mü’minlerin O’nu gözleriyle göreceklerini söylemiştir.23 İyiliği emretmenin ve kötülüğü nehyetmenin vacip olduğu, Allah’a isyan edene itaat edilmemesi gerektiği, bununla birlikte imama sadece tavsiye edilebileceği, ancak ona karşı ayaklanılmayacağı da vurgulanmaktadır.24 Bütün bunların yanı sıra sıkça sahabeye itimat edilmesi gerektiği vurgulanmakta, onlar sayesinde bu dinin kendilerine ulaştığını, eğer onların sözleri itibara alınmazsa iman etmiş olunmayacağını dile getirmektedir.25 Bu anlamda ümmetin en hayırlılarının Ebu Bekir (radiyallahu anh), Ömer (radiyallahu anh), Osman (radiyallahu anh) ve Ali (radiyallahu anh)’ın yanı sıra Aşere-i Mübeşşere ve diğer sahabiler olduklarını,26 Sıffin ve Cemel Vakaları’na karışanlar hakkında yorum yapılmaması gerektiğini ayrıca ifade etmektedir.27 Berbehari, çoğunlukla Cehmiyye’den bahsetmekle birlikte Rafiziler ve Haricilere de kısaca temas etmektedir. Bi’dat konusunda sıkça muhatabını uyarmakta, küçük büyük her bid’atin dalalet olduğuna, dalaletin ise haram olduğuna dikkat çekmektedir.28

Burada zikre değer bir başka husus ise Berbehari’nin Ehl-i Hadis’ten bazılarının hadis rivayeti konusundaki tutumunu eleştirmesidir. Ona göre ilim, çokça rivayet etmekte değil, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e ve Sünnet’e tabi olmaktadır. Gerçek İslam’ın yaşanması için de Osman (radiyallahu anh)’ın şehid edilmesinden önceki dönemin esas alınması gerekmektedir.29

Dinin bu anlamda taklid olduğunu, aklın Allah tarafından insanlara verildiğini ifade etmekte,30 bununla birlikte vahyin önünde bir engel olarak da kullanılmaması gerektiğinin altını çizmektedir.

Akaide dair meselelerin yanı sıra satır aralarında fıkhi bir takım hükümlere de değinmektedir. Bunların içinde mest üzerine meshetmek, yolculuk esnasında namaz31, zekat malları32, talak ve nikahın gerçekleşmesi hususunda genel kurallar33 vb. Mevcut olan hükümleri Berbehari delilsiz olarak serdetmekle yetinmektedir.

Eserin Metodu

Berbehari’nin i’tikadi ve bir takım fıkhi görüşlerini ihtiva eden söz konusu eserin belli bir metot takip edilerek düzenlendiği söylenemez. Müellifin burada selef akidesini tümüyle zikretme gayesinde olduğu gözükmektedir. Birkaç istisna dışında delillerin ortaya konmamasından hareketle, Şerh’us Sünne’nin halkın istifadesine sunulan bir kitap olduğunu söylemek mümkündür. Bu anlamda daha çok akaid meselelerini muhtevi ilmihal niteliğinde bir eser görünümündedir.

Ayet ve hadislerin kesinlikle tefsire tabi tutulmayıp olduğu gibi anlaşılması kanaatinde olan Berbehari, tam bir selefi anlayışı benimsemektedir. Her fırsatta Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) devri ile Osman (radiyallahu anh)’ın şehid edilmesine kadarki döneme dikkat çekip o dönemdeki uygulamaların kendileri için esas teşkil etmesi gerektiğini, o dönemden sonra ortaya çıkan şeylerin tümünün bid’at olduğunu ifade etmektedir.

Berbehari’nin, eserinde hedef olarak Cehmiyye’yi seçmesiyle birlikte, vakıfe olarak adlandırılan “Kur’an hakkında konuşmayanları” ve lafziyye olarak isimlendirilen “Kur’an’daki lafızlarının mahluk olduğunu” söyleyenleri de tenkit etmektedir. Bununla birlikte Berbehari, söz konusu iki fırkayı Cehmiyye’nin içerisinde değerlendirmektedir.

Buradan Berbehari’nin genel anlamda selefin akidesine muhalif olanları Cehmi olarak nitelediğini ifade etmek mümkündür. Kişilerin söylemlerine göre tasnif edilmesi ise eserde dikkat çeken bir diğer husustur:

Bir adamı “falanca Müşebbihe’dir, filanca teşbih hakkında konuşuyor” dediğini ve onu itham ettiğini duyarsan bil ki o Cehmi’dir. Başka bir adamı falan nasibidir34 dediğini işitirsen bil ki o Rafizi’dir. Bir başka adamı tevhid hakkında konuştuğunu ve bana tevhidi açıkla dediğini duyarsan bil ki o, Harici Mu’tezili’dir veya falan Mücbir’dir diyerek icbar hakkında konuştuğunu veya adalet hakkında konuştuğunu işitirsen bil ki o, kaderidir. Çünkü bu şeyler sonradan ortaya çıkmıştır, onları heva ehli ortaya çıkarmıştır.35

Berbehari görüşlerini diyalog içinde vermeksizin bir muhatap seçmiş, ona vardığı yargıların sınırlarını da hatırlatmak suretiyle nasihat eder gibi bir üslup benimsemiştir. Mesela “her kim Müslümanların imamlarından birine karşı ayaklanırsa o Harici’dir, Müslümanlar arasında ayrılığa sebep olmuş, asara muhalefet etmiştir, onun ölümü cahiliye ölümleri gibidir”36 cümlesinde hem nehyetme vardır, hem de bu iş yapıldığında yapılacak muameleyi göstermiş olmaktadır. Şart cümleleri kullanmakta, muhatabına tüm sınırları çizmek suretiyle yol göstermeye çalışmaktadır. Buna “Bir adamı asarı tan ettiğini, onu kabul etmediğini veya Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den gelen bir haberi inkar ettiğini duyduğun zaman onu İslam’ın aleyhine olmakla itham et, onun sözü ve mezhebi şerlidir, zira Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ashabını tan etmiştir…”37 sözü örnek olarak verilebilir.

Ayrıca sıklıkla “bil ki bu şöyledir” türü pek çok kullanıma rastlamak mümkündür: “Bil ki, Allah sana rahmet etsin, Rab hakkında konuşmak muhdestir, o da bid’at ve dalalettir. Rab hakkında konuşulmaz, ancak kendisini Kur’an’da vasıflandırdığı şekliyle konuşulabilir.”38

Berbehari’nin münazarada kesin bir dille cidal, husumet, gazab ve ayetlerin birbirlerine karşı kullanılmasına karşı çıkması da ayrıca belirtilmesi gereken bir husustur.39 Bunun yanı sıra tartışılamayacak meselelerin altını çizerek, kader konusunda ve insanın akıl erdiremeyeceği bazı ayet ve hadisler hakkında “bu niye böyledir?” ve “nasıldır?” denemeyeceğini de özellikle vurgulamaktadır. 40




Alıntı yapılan: dipnotlar
1- İbni Ebu Ya’la, Tabakat’ul Hanabile, 2/18-45; Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 15/90-93; Ahmed Saim Kılavuz, “Berbehari”, DİA, 5/476-477
2- Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 15/92; Ahmed Saim Kılavuz, “Berbehari”, DİA, 5/476
3- İbni Ebu Ya’la, Tabakat’ul Hanabile, 2/18
4- Ahmed Saim Kılavuz, “Berbehari”, DİA, 5/476
5- İbni Ebu Ya’la, Tabakat’ul Hanabile, 2/44; Zehebi, Siyeru A’lam’in Nubela, 15/91-92; Ahmed Saim Kılavuz, “Berbehari”, DİA, 5/476-477
6- Ahmed Saim Kılavuz, “Berbehari”, DİA, 5/477
7- Dar’us Selef, Dar’us Sami’i, Riyad, 2000
 
Berbehari’nin akaide dair görüşerini makale haline getiren Ahmed Saim Kılavuz’un bu görüşlerini ortaya koyarken tamamen söz konusu eserden yararlanması bu eserin muhtevasını göstermesi açısından önemlidir, bkz. Ahmet Saim Kılavuz, “Hasan b. Ali el-Berbehari, Hayatı ve İ’tikadi Görüşleri”, 111-120
8- Berbehari, Şerh’us Sünne, (naşirin mukaddimesi), 41-44
9- Fuad Sezgin, Tarihu Türas’il Arabi, I2/211
 
Ayrıca Berbehari’ye atfen kaydedilen Kitab’us Sünne için, kaynak olarak Tabakatu’l Hanabile’deki mezkur bölüme işaret edilmiştir, bkz. Tarihu Türas’il Arabi, 2/213
10- Ahmed Saim Kılavuz, “Berbehari”, DİA, 5/477
11- İbn Ebu Ya’la, Tabakat’ul Hanabile, 2/18-43
12- Berbehari, Şerh’us Sünne, (naşirin mukaddimesi), 42
13- Berbehari, Şerh’us Sünne, 64
14- Berbehari, Şerh’us Sünne, 64, 66-67, 76
15- Berbehari, Şerh’us Sünne, 83-84
16- Berbehari, Şerh’us Sünne, 66, 77
17- Berbehari, Şerh’us Sünne, 82-83
18- Berbehari, Şerh’us Sünne, 64
19- Berbehari, Şerh’us Sünne, 84
20- Berbehari, Şerh’us Sünne, 70-71, 107-108
21- Berbehari, Şerh’us Sünne, 67
22- Berbehari, Şerh’us Sünne, 73
23- Berbehari, Şerh’us Sünne, 65, 76, 86
24- Berbehari, Şerh’us Sünne, 85, 105
25- Berbehari, Şerh’us Sünne, 62-63, 81, 87
26- Berbehari, Şerh’us Sünne, 68
27- Berbehari, Şerh’us Sünne, 103
28- Berbehari, Şerh’us Sünne, 59, 76, 96, 127-129
29- Berbehari, Şerh’us Sünne, 97-98
30- Berbehari, Şerh’us Sünne, 84
31- Berbehari, Şerh’us Sünne, 72
32- Berbehari, Şerh’us Sünne, 87-88
33- Berbehari, Şerh’us Sünne, 77
34- Kelime olarak “kin ve düşmanlık besleyenler” manasına gelen nasibi, Şia’nın Ali (radiyallahu anh) taraftarlarına düşmanlık besleyenler için kullandıkları bir tabirdir, bkz. Mustafa Öz, “Nasibe”, DİA, 32/393
35- Berbehari, Şerh’us Sünne, 109-110
36- Berbehari, Şerh’us Sünne, 70
37- Berbehari, Şerh’us Sünne, 81
38- Berbehari, Şerh’us Sünne, 63
39- Berbehari, Şerh’us Sünne, 63, 120
40- Berbehari, Şerh’us Sünne, 75-76, 81-82
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 2065
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
Ynt: Selefin Reddiye Amaçlı Yazdığı Eserler
« Yanıtla #14 : 29.03.2021, 02:46 »
Hatırlatma...
Kendisi de bir kral olan Halife Memun Nadr bin Şumeyl (ra)'a şöyle demiştir:
يَا أَبَا الْحَسَنِ الْإِرْجَاءُ دِينُ الْمُلُوكِ
"Ey Ebu'l Hasen! İrca (Mürcielik) kralların dinidir!" (ed-Dulabi, el-Esma ve'l Kuna, no: 832; ayrıca Lalekai, es-Sunne, no: 2818)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
3316 Gösterim
Son İleti 05.08.2015, 17:08
Gönderen: Tevhid Ehli
9 Yanıt
7001 Gösterim
Son İleti 23.03.2016, 01:07
Gönderen: Uhey
3 Yanıt
2403 Gösterim
Son İleti 07.04.2021, 15:55
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
5916 Gösterim
Son İleti 19.05.2020, 18:58
Gönderen: Tevhid Ehli
15 Yanıt
5317 Gösterim
Son İleti 16.01.2021, 21:39
Gönderen: İbn Umer