Darultawhid

Gönderen Konu: RAFİZİLER TARAFINDAN KULLANILAN HADİSLER VE SIHHAT DURUMLARI  (Okunma sayısı 3964 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1257
  • Değerlendirme Puanı: +15/-0
بسم الله الرحمن الرحيم  والصلاة والسلام على رسوله الأمين
Rafiziler Tarafından Kullanılan Hadisler ve Sıhhat Durumları

Şeyh'ul islam İbni Teymiyye şöyle der: "Alimler, nakiller ve rivayet zincirlerinde yer alan raviler açısından, Rafizilerin en yalancı grup olduğu ve onlar arasında yalanın çok eskiye dayandığı hususunda ittifak etmişlerdir. Bundan dolayı olacak ki, imamlar onları yalancı oldukları hakikati ile diğer (bidatçi)lerden ayrılmaları ile tanımlamışlardır.

İmam Malik'e bir keresinde Şia hakkında soruldu ve şöyle cevap verdi: Onlarla konuşma ne de onlardan (hadis) naklet, şüphesiz onlar yalancıdırlar.

İmam Şafii şöyle dedi: Ben Rafizilerden daha çok yalancı şahitlik edeni görmedim.

Yezid İbni Harun şöyle dedi: Bid'at ehlinden kendi bid'atine davet etmeyen herhangi birinden nakilde bulunabilirsin. Ancak Rafiziler hariç çünkü onlar yalancıdır.

Şerik el-Kadı şöyle söyledi: İlmi herkesten al ancak Rafiziler hariç, zira onlar hadis uydurur ve bunu kendilerine din edinirler.

Bu Şerik, Süfyan es-Sevri ve Ebu Hanife’nin akranı, Küfe kadısı Şerik ibni Abdullah el-Kadı’dır. O kendi ifadesi ile bir Şii’dir: Ben bir Şii’yim (demiştir). İşte bu, onun (Şiiler) hakkındaki şehadetidir.

Bu nakiller sahihtir, Ebu Abdullah İbni Batta tarafından, ondan ve başkalarından el-İbanet'ul Kübra (isimli kitabın)da nakledilmiştir." (Minhac'us Sünne el-Nebeviyye, 1/26-27)

İmam Şafii şöyle de demiştir: "Rafizi Şia dışında herkesten ilim (alıp) nakledebilirsin, çünkü onlar hadis uydurup bunu dinlerinden kabul ederler." (Minhac'us Sünne el-Nebeviyye, 1/38)

İbni Mübarek’in şöyle dediği rivayet olunmuştur: "Din ehl-i hadisden, kelamı alimce yapmak ve dini yükümlülüklerden kurnazca muafiyet ehl-i reyden, yalan da Rafizi Şiilerden elde edildi." (Zehebi, el-Munteka min Minhac'ul İ'tidal, 480)

İbni Kuteybe de şöyle demiştir: "Rafizilerin Ali (radiyallahu anh)’a olan sevgide aşırılıkları yüzünden (onların Ali’ye öncelik vermeleri) Ali (radiyallahu anh) ve sahabenin Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e öncelik vermelerine benzemiş; onların Ali (radiyallahu anh)’ın da peygamberle peygamberliği paylaştığı iddiaları ve imamlarına atfettikleri gaybi bilme (özelliği) ve bu sözleri ile gizli kalmış işleri; yalan ve aşırı cahillik ile aptallıktan ileri gelen küfürle birleşmiştir." (el-İhtilaf fi’l Lafz ve’r Red ale’l Cehmiye ve’l Müşebbihe, 47)

İbni Kayyım uydurma hadisleri tanıma yollarından biri olarak bahsettiği Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in ashabın hepsinin huzurunda açık bir şey yaptığı halde sahabelerin bunu gizlemede ittifak edip onu nakletmediklerini iddia etmek kaidesini örneklendirirken Şiiler tarafından iddia olunan iki hususa değinir ve Şiilerin Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Ali (radiyallahu anh)’ı kendisinden sonra halife tayin ettiğine dair zikrettikleri uydurma bir hadisi ele alırken sözlerine "gurupların en yalancısının iddia ettiği gibi" diyerek başlar ve sözüne "Allah yalancıya la'net etsin!" diyerek son verir. Ali (radiyallahu anh) için güneşin geri getirilmesine dair rivayeti ele alırken de sözlerine "yalancıların rivayetlerinden biri de şudur" diyerek başlar. (İbni Kayyım, el-Menar’ul Münif fi’s Sahih ve’z Zaif)

İbni Kayyım daha sonra, Ali (radiyallahu anh) hakkında uydurulan hadislerden bahsederken şöyle der: "Rafizilerin Ali (radiyallahu anh)’ın fazileti hakkında hadis uydurmalarına gelince; bunlar sayılamayacak kadar çoktur. Hafız Ebu Ya’la el-Halili ‘İrşad’ adlı kitabında der ki: Rafiziler, Ali (radiyallahu anh) ve ehl-i beyt hakkında üçyüzbin kadar hadis uydurmuşlardır. Bu doğru bir sözdür. Çünkü Rafizilerin yanında bununla ilgili araştırma yapacak olursan, durumun Ebu Ya’la’nın dediği gibi olduğunu elbette bulursun." (İbni Kayyım, el-Menar’ul Münif fi’s Sahih ve’z Zaif) 

Ali (radiyallahu anh)'a nisbet edilen ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) adına uydurulmuş birçok kitap bulunmaktadır. Ali'ye Vasiyetler, Nehcul Belağa ve Ali’nin Cenkleri ve benzerleri bu hususta zikredilebilir.

Molla Aliyy’ul Kari: "Ey Ali!.. Sen bana göre Musa'nın yanında Harun gibisin. Ancak benden sonra Peygamber yoktur." (Buhari; Müslim), sahih hadisi müstesna! (Ey Ali!..) kelimesiyle başlayan "Hz. Ali'ye Vasiyetler" nüshasının tamamının uydurma olduğunu söyler. "Bu uydurma hadis kitaplarından bir diğeri: Hz. Ali'ye Tavsiyeler (Vasaya Ali)'dir. Bu hadislerin hepsi uydurulmuştur. Fakat "Sen bana göre Harun'un Musa yanındaki mertebesindesin. Ancak benden sonra Peygamber yoktur", şeklindeki sahih hadis bundan müstesnadır. Sagani diyor ki: Bu nüshalardan biri: Başında "Ey Ali!.. Falanın üç alameti vardır", diye başlayan ve sonunda belirli vakitlerde cinsi birleşmeyi yasaklayan Hz. Ali'ye Tavsiyeler'dir. Bunların hepsi uydurulmuştur." (Sagani, Risalet'ul Mevzuat, 2) Bu tavsiyelerin sonunda; "Ey Ali!.. Bu tavsiyede sana ilklerin ve sonların ilmini verdim", ifadesi yer almaktadır. Bunu (Hammad ibni Amr en-Nasıbi) uydurmuştur. Süyuti, Leali’de şöyle demiştir: Hz. Ali'ye Tavsiyeler uydurmadır. Bunu uydurmakla suçlanan Hammad ibni Amr'dır. (Suyuti,  el-Leal'il Mesnua, 2/374-375) Aynı şekilde Abdullah ibni Ziyad ibni Sem'an'ın veya hocasının (Ali ibni Zeyd ibni Cüd'an) uydurduğu Hz. Ali'ye Tavsiyeler de böyledir." (el-Mesnu fi Ma'rifet'il Hadis'il Mevzu)

Zehebi'nin Mizan'da belirttiği gibi; Ali (radiyallahu anh) adına yalan ‘Tavsiyeler'i uyduranlardan biri de Muhammed ibni İbrahim es-Semerkandi'dir.

Nehcul Belağa ile alakalı olarak da; Zehebi, siyerinde Murtaza Ali ibni Hüseyin ibni Musa el-Musavi’nin biyografisinde onun Nehcul Belağa’yı uydurduğunu söyler. (Siyer Alam'in Nubela, 17/589) Şeyh’ul İslam İbni Teymiyye (Minhac'us Sünne el-Nebeviyye, 8/55) ve Hatib el-Bağdadi (Cami li Ahlak el-Ravi ve Edeb'us Semi, 2/161) de Nehcul Belağa isimli kitabın uydurma olduğunu belirtmektedirler.

Bundan sonra; Rafiziler tarafından kullanılan Hadisler ve sıhhat durumlarını ele alacağız, inşallah.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1257
  • Değerlendirme Puanı: +15/-0
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in: ‘Ben güneş, Ali ay, Hasan ve Hüseyin gündüz, Ümeyyeoğulları gecedir’ dediğine dair hadis: “Kur’an’da adım ve’ş Şemsi ve'd Duha "Güneşe ve kuşluk vaktindeki aydınlığına" (eş-Şems 91/1)dır. Ali’nin adı ve’l Kameri iza Telaha "Güneşi takip ettiğinde Ay’a" (eş-Şems 91/2)dır. Hasan ve Hüseyin’in adları ve’n Nehari iza Cellaha "Onu açığa çıkarttığında gündüze" (eş-Şems 91/3)dir. Ümeyyeoğullarının adı ve’l Leyli iza yeğşa "Onu örttüğünde geceye" (eş-Şems 91/4)dir.”

İbn’ul Cevzi mevzubahis rivayeti aktardıktan sonra Hatibi’nin bu nakle ilişkin yorumuna yer verir: "Hatib şöyle demiştir: Bu rivayet son derece zayıftır bilakis uydurmadır. Rivayet zincirinde bilinmeyen raviler vardır: Hevdi, Musa ibni İdris ve onun babası... (gibi)." (İbn’ul Cevzi, Mevzua, 1/370-371)

İmam Şevkani: "Bunu Hatib, es-Sabıku ve’l Lahik adlı kitabında İbni Abbas (radiyallahu anhuma ecmain)’den merfu olarak rivayet etmiştir. Bu hadis uydurmadır. Hatib ayrıca isnadında bilinmeyen raviler olduğunu söylemiştir. (Zehebi’nin) Mizan’da bu haberin yalan bir haber olduğu söylenir." (Fevaid'ul Mecmua fi Ahadis'il Mevzua, 362) demektedir.

Vallahu A'lem!..
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1257
  • Değerlendirme Puanı: +15/-0
Ali ibni Ebi Talib (radiyallahu anh)’ın: “Ben Abdullah’ım, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in kardeşiyim, ve Sıddık-ı Ekberim...” dediğine dair nakiller:

Abbad ibni Abdillah el-Esedi'den rivayet edildiğine göre Ali ibni Ebi Talib (radiyallahu anh)’ın şöyle dediğini işitmiştir: “Ben Abdullah'ım (Allah'ın kuluyum), Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in kardeşiyim, ve Sıddık-ı Ekberim. Benden sonra (Sıddık-ı Ekberlik sıfatına sahip olduğunu) ancak kezzab (çok yalancı) adamdan başka hiç kimse iddia etmez!. Ben bu ümmetten namaz kılanlardan yedi yıl önce namaz kıldım.”

Buna yakın lafızlarla Hakim (Müstedrek), Nesai (el-Hasais, #4584) ayrıca (Sünen el-Kübra, #8395), Ebu Bekir eş-Şeybani (Ahadu ve Mesani, #178), İbni Mace (Sünen, #125), “(ben) Sıddık-ı Ekber'im” kaydı olmaksızın İbni Ebu Şeybe (Musannef, #32084), Müsned-i Cami (31/289 # 10326), İbni Ebi Asım (Sünen, #1125), ed-Dahhak (el-Ahadu ve’l Mesani, #178), Ebu Nu’aym el-İsfahani (Marifat’us Sahaba, #322) ve Salebi (Keşf ve’l Beyan, 6/209) kanalıyla rivayet edilmiştir.

Her ne kadar Hakim, Müstedrek’te nakili rivayet ederek "Sahihayn" şartlarına göre sahih olduğunu dile getirmişse ve İbni Hibban da Abbad ibni Abdillah el-Esedi el-Kufi’yi, "es-Sikat" isimli eserinde kaydetmişse de ulemanın ekserisi hadisin zayıf veyahut uydurma olduğunu dile getirmiş ve hadisi Abbad ibni Abdillah’ın uydurduğunu belirtmişlerdir.

Zehebi: “Bana öyle geliyor ki, bu sözler Ali (radiyallahu anh)’a bir yakıştırma ve uydurma gibidir.” (el-Mizan'ul İtidal, #4126) demektedir. İbni Kesir: “Bu rivayet her bakımdan münkerdir.” (el-Bidaye ve’n Nihaye, 3/26) der. İbn'ul Cevzi de hadisin uydurma olduğunu ifade eder. (el-Mevdua, 1/341) Şevkani de rivayeti mevzu hadisleri topladığı eserinde (el-Fevaid'ul Mecmua fi’l Ehadis'il Mevdua) zikreder. 

Rivayetin hemen hemen bütün zincirleri ‘el-Minhal İbni Amr, Abbad ibni Abdillah’dan o da Ali (radiyallahu anh)’dan rivayet etmiştir’ şeklindedir. Rivayet zincirinde yer alan Abbad ibni Abdillah hakkında ulemanın tutumu şu şekildedir:

Buhari onun hakkında şüphe olduğunu ve onun nakillerini rivayet etmekte tereddüd edildiğini dile getirir. (Hafız el-Mizzi, Tehzib'ul Kemal, 14/#3087) Ali İbni Medeni de onun zayıf olduğunu ifade eder. (Zehebi, Muğni fi Duafa, #3041; İbni Hacer, Tehzib'ut Tehzib, 5/#165; Şevkani, el-Fevaid'ul Mecmua fi’l Ehadis'il Mevdua) İbni Hazm onun muhaddisler tarafından tanınmayan biri olduğundan bahseder. (Tehzib'ut Tehzib) Zehebi de onu zayıf ravilerden sayar. (el-Takib) Yine Zehebi bir başka yerde Ali İbni Medeni’den naklederek onun zayıf olduğuna hükmeder. (Muğni fi Duafa, #3041) İbn'ul Cevzi rivayete yer verdikten sonra: “Bu uydurmadır ve bunun sorumlusu Abbad ibni Abdillah’dır.” (el-Mevdua, 1/341) der. Şevkani de: “Nesai tarafından el-Hasais’de rivayet olunmuştur. İsnadında Abbad ibni Abdillah el-Esedi vardır. O bu hadisi uydurmakla itham olunmuştur.” (el-Fevaid'ul Mecmua fi’l Ehadis'il Mevdua, Ali’nin –menkıbeleri- Bahsi, #43) demektedir.

İbni Ebu Şeybe, “(ben) Sıddık-ı Ekber'im” kaydı olmaksızın (Musannef, #32084) Zeyd İbni Vehb el-Cuheni yoluyla nakleder.

Vallahu A'lem!..
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1257
  • Değerlendirme Puanı: +15/-0
Güneşin Ali (radiyallahu anh) için iki defa iade edilmesine dair hadisler. (Esrar'il Merfu'a, 121; Acluni, Keşf'ul Hafa, 1/161; Tahavi, Müşkil'ul Asar, 2/8-14, 4/388; Taberani, Kebir, 7/26; Kurtubi, 15/97; Beyheki, Delail; Ukayli, 3/327, #348; Kadı İyaz, eş-Şifa bi Ta'rif Hukuk'il Mustafa, 548-549; Heysemi, Mecma'uz Zevaid, 8/297; Kastalani; Suyuti; Sehavi)

Alimlerden bu hadisi peygamber efendimizin bir mucizesi olarak değerlendirip hadisi sahih kabul edenler olduğu gibi, hadisin rivayet zinciri ve anlattığı hususun doğru olmadığı gibi gerekçelerle reddedenler de bulunmaktadır:

Molla Aliyy'ul Kari şöyle der: "Dülabi (Ebu Bişr Muhammed ibni Ahmed ibni Hammad ed-Dülabi)'nin Hüseyin ibni Ali'den rivayetine göre; Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in başı Ali (radiyallahu anh)'ın kucağında idi. O sırada Rasulullah'a vahiy geliyordu. (Güneş batmak üzereydi.) Vahiy sona erip Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) açılınca Ali (radiyallahu anh)'a: İkindi namazını kıldın mı? diye sordu. Ali (radiyallahu anh): Hayır, dedi. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem): Allah'ım! Sen gayet iyi biliyorsun ki, o Sen'in taatinde ve Rasulü'nün taatinde idi. Onun için güneşi iade et, buyurdu. Allah da onun için güneşi iade etti. Bunun üzerine Ali (radiyallahu anh) ikindi namazını kıldı. Sonra da güneş battı."

Alimler: Bu hadis uydurmadır. Güneş hiç kimse için tekrar iade edilmemiştir. Sadece Yuşa ibni Nun (aleyhi selam) için güneşin batması bir süre ertelenmiştir, demişlerdir, er-Riyad'un Nadıra fi Menakıb'il Aşera kitabında böyle denilmiştir. (el-Muhib et-Taberi, er-Riyad’un Nadıra fi Menakıb'il Aşera, 2/236) Ancak bu hadis, Şifa'da Tahavi rivayetiyle (sahihtir, denilerek) nakledilmiştir. Biz bunun yorumunu Şifa Serhi’nde geniş bir şekilde açıkladık." (Aliyy’ul Kari, el-Masnu fi Ma'rifet'il Hadis'il Mevzu)

Şevkani de bu rivayeti uydurma hadisleri ele aldığı eserinde değerlendirmeye tutmuş ve bu konuda ulemanın farklı görüşlerine yer vermiştir: "el-Cevzekani bunu Esma binti Umeys’den rivayet eder. Sonra haberin muzdarip münker olduğunu söyledi. İbn’ul Cevzi dedi ki: Bu hadis uydurmadır. İsnadında Fudeyl ibni Merzuk vardır. İbni Hibban onun uydurma hadisler rivayet ettiğini söyler ve ibni Şahin ise, ondan başkalarının yoluyla rivayet eder. İsnadında Ahmed ibni Muhammed ibni Ukde vardır. O Rafızinin birisidir, yalan söylemekle suçlanmıştır. İbni Merdeveyh ise bu haberi Ebu Hureyre’den merfu olarak rivayet etmiştir. İsnadında Davud ibni Ferahic vardır. O zayıf bir ravidir.

el-Leali’de (Suyuti): Fudayl güvenilir doğru birisidir der. Müslim Sahih’inde ondan gelen hadisi zikreder. Dört Sünen sahibi de ondan hadis rivayet etmişlerdir.

İbni Ukde hadis hafızlarının büyüklerindendir. Darakutni onun hadis uydurduğunu söyleyenlerin sözlerini yalanlamıştır. Alimlerin bazıları onu güçlü bulurken, diğer bazıları da onu zayıf bulmuşlardır.

Davud ibni Ferahic ise hakkında ihtilaf olan birisidir. Bazıları onun güvenilir olduğunu söylemişlerdir. Tahavi, el-Müşkil’ul Asar da bunu iki yoldan rivayet etmiştir. O iki yol da sabittir. O iki yolun da ravileri güvenilirdir.

Taberani bunu rivayet etmiştir. Suyuti bunun rivayet yollarını zikretmiştir. Bu konuda bir de cüz yazmıştır." (Şevkani, el-Fevaid el-Mecmua fi’l Ahadis'il Mevzua)

Hadisi, peygamber efendimizin bir mucizesini anlattığını söyleyerek sahih kabul edenler arasında şu alimlerin isimlerini ve görüşlerini zikredebiliriz:

İmam Tahavi bu konuda varid olmuş hadislerden sahih kabul ettiği iki tanesini aktarır ve devamında şöyle der: "Şimdi biz isnaddaki Muhammed ibni Musa'nın kim olduğunu bilmeye ihtiyacımız var. Baktık anladık ki, o Muhammed ibni Musa el-Medeni olup el-Fıtri künyesi ile ma'ruf olup rivayeti övülen biridir. Birde Avn ibni Mahmud'u bilmeye ihtiyacımız vardı. Baktık ki, o da Avn ibni Muhammed ibni Ali olup Ali ibni Ebi Talib (radiyallahu anh)'ın torunudur. Bu hadisi Esma'dan nakleden Avn'ın annesi de Ca'fer ibni Ebi Talib (radiyallahu anh)'ın oğlu Muhammed’in kızıdır." (Müşkil'ul Asar, 2/8-14)

Tahavi burada Yuşa (aleyhi selam)’a dair sahihde geçen rivayetlere yer verir ve güneşin geri dönderilmesi hakkındaki hadislerin Yuşa (aleyhi selam) ile alakalı hadislerle çelişmediğini dile getirir. Hakim ve Beyheki de bu rivayetleri nakledenlerdendir. (Delail'un Nübüvve), Kadı İyaz, Allah'ın; Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem) eliyle ortaya koyduğu delil ve mucizelerle ilgili dördüncü babında, Ayın yarılması ve Güneşin batışının ertelenmesi faslında peygamber efendimiz için güneşin hapsedilmesi olayına ilişkin Tahavi’den naklederek kitabına aldığı mevzubahis hadisin bu iki rivayet yoluyla sahih olduğunu ifade etmekte ve şöyle demektedir: "Denildiki bu iki hadis sabittir ve ravileri de sikadır." (eş-Şifa bi Ta'rif Hukuk'il Mustafa, 548-549) Heysemi (Mecma’uz Zevaid, 8/297) Hafız el-Iraki, bu hadisin tariklerini derlemiş ve sahih olduğuna hükmetmiştir. (Tarh'ut Tesrib, 7/247)

İbni Hacer, ganimetlere dair babda Yuşa ibni Nun (aleyhi selam) hakkındaki 3124 numaralı hadisin şerhinde bu rivayetlere yer vermiş ve  şu açıklamalarda bulunmuştur: "Kadı İyaz şöyle demiştir: Hadiste geçen Allah'ın Nebisi Yuşa ibni Nun (aleyhi selam) için Güneşin hapsedilmesi konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bir görüşe göre biraz önceki duruma iade edilmiştir. Bir görüşe göre durdurulmuştur. Bir başka görüşe göre güneşin hareketi yavaşlatılmıştır. Üç görüş de ihtimal dahilindedir. İbni Battal ve başkalarına göre üçüncü görüş tercihe daha layık olan görüştür...Tahavi, ve Mu'cem’il Kebir sahibi Taberani, Hakim ve Delail sahibi Beyheki, Esma binti Umeys (radiyallanu anha)'dan şu hadisi rivayet etmişlerdir:

"Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Ali (radiyallahu anh)'ın dizinde uyuyup da Ali ikindi namazını geçirince güneş iade edildi. Ali (radiyallahu anh) namazını kıldıktan sonra battı."

Bu hadis, son derece üstün bir mucizedir. İbn'ul Cevzi, Ali (radiyallahu anh) için güneşin iade edilmesi hadisini uydurma hadisler arasında zikretmekle; aynı şekilde İbni Teymiyye de bu hadisin uydurma olduğunu iddia ederek Rafizilere red için yazdığı kitabında bunu zikretmekle hata etmişlerdir." (Feth'ul Bari, 6/155) Kastalani (el-Mevahib'ul Ledünniyye, 5/113-118), Suyuti İbni Hacer’e tabi olarak (el-Leal’il Mesnua, 1/336-341), Sehavi (el-Makasıd'ul Hasene, 226), İbni Arrak (Tenziht’iş Şeriat'il Merfua, 1/378-382), Aliyy'ul Kari ise şöyle demiştir: "Hafız Deluci'nin İbn’ul Cevzi'ye uyarak; "Bu hadisin sahih olduğu kanaatine varılsa bile, bu durum Ali (radiyallahu anh) hakkında bir fazilet olmakla birlikte güneşin iade edilmesi, güneşin batması sebebiyle ikindi namazının vakti çıktığı için, bu namazın eda olarak yerine getirildiği manasını ifade etmez", şeklindeki görüşü, karinenin özel bir duruma ait olması sebebiyle reddedilmiştir. Ayrıca bu konuda şu şekilde yorum yapılabilir: Esma'nın; Güneş battı, şeklindeki ifadesi güneş göz önünden kayboldu, ya da neredeyse tamamen batıyordu, veya bir kısmı batmıştı, demektir. Yahut güneşin iade edilmesi, onun hareket etmemesi, aynı durumda kalması, zamanın dürülmesi olayının aksine güneşin hareketinin yavaşlaması sebebiyle seyir zamanının uzaması anlamında olabilir." (Şerh'uş Şifa, 1/589-590) ve Acluni (Keşf'ul Hafa, 1/516) bu kanaattedir.

Hadisleri uydurma kabul eden alimler arasında İmam Ahmed, Ali ibn'ul Medini (Sübki, Tabakat’uş Şafîıyye el-Kübra, 2/150), İbn'ul Cevzi: "Bu hadis uydurmadır. İsnadında Fudeyl ibni Merzuk vardır. İbni Hibban onun uydurma hadisler rivayet ettiğini söyler ve ibni Şahin ise, ondan başkalarının yoluyla rivayet eder. İsnadında Ahmed ibni Muhammed ibni Ukde vardır. O Rafızinin birisidir, yalan söylemekle suçlanmıştır. İbni Merdeveyh ise bu haberi Ebu Hureyre’den merfu olarak rivayet etmiştir. İsnadında Davud ibni Ferahic vardır. O zayıf bir ravidir." (Mevzuat, 1/355-357), İbni Kayyım bu nakillere ilişkin şunları söylemektedir: "Yine yalancıların: "İnsanların gözü önünde, ikindiden sonra güneş Ali'nin hatırına geri döndürüldü." diye rivayet ettikleri de bu kabil uydurmalardandır. Bu olay tam olarak meşhurda olmamıştır. Bunu ancak Esma bint Umeys bilmektedir." (el-Menar’ul Münif fi’s Sahih ve’z Zaif, 57), Zehebi (İbni Arrak, Tenzih'uş Şeriat el-Merfua, 1/379-380), ve İbni Kesir (el-Bidaye ve’n Nihaye, 1/323) hadisin sadece Şia arasında tutulmuş olmasına dikkat çekerler. Bunlardan başka Zürkani, (Şerh'ul Mevahib'il Ledünniyye, 5/117) de burada zikredilebilir.

Şeyh’ul İslam, meseleyi rivayet, dirayet, usul, fıkıh ve mezahib yönünden inceler, ve bu nakillerin mevzu olduğuna hükmeder. İbni Teymiyye'nin güneşin Ali (radiyallahu anh)'a iki defa geri döndü diyen Rafızi'lere ve ayrıca Ehl-i Sünnet'ten olup da bu konudaki rivayeti sahih kabul eden ulemaya cevabı şöyledir: “Rafızi, (Minhac'ul Kerame adlı eserinde) derki: Dokuzuncusu güneşin Ali için iki defa geri dönmesidir. Birisi Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında, ikincisi de Efendimizden sonra.

Birincisine gelince: Cabir ve Ebu Sa’id el-Hudri rivayet ederlerki; "Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'e birgün Cebrail Allah katından gelmiş onunla söyleşiyordu. Kendisini vahiy bürüyünce Emir'ul Mü'minin Ali uyluğuna yaslanıp gün batıncaya kadar başını oradan kaldırmadı. Ali (radiyallahu anh) ikindiyi ima ile kıldı. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) uyanınca ona: İkindiyi ayakta kılman için Allah'tan güneşin sana geri gelmesini iste dedi. Bunun üzerine oda dua edince güneş geri geldi. Ali'de namazı ayağa kalkarak kıldı.

İkincisi: Ali (radiyallahu anh) Babil'de Fırat nehrine geçmek istediğinde arkadaşlarından çoğu bineklerini kullanmıştı. Kendisi arkadaşlarından bir bölüğü arasında ikindiyi kıldıysada çoğu namazı kılamamıştı. Bu konuda Ali ile konuştular. Ali'de güneşin geri gelmesi için Allah'a yalvardı, güneşde geri getirildi.

Bu konuda Himyeri şöyle bir beyt inşad etti:

Akşam yaklaşıpda ikindi vaktini kaçırdığında güneş ona geri çevrildi.
Hatta güneşin nuru ikindi vaktinde göründü sonrada yıldızların burcuna yükselip gitti (battı).
Babil'de de diğer bir kere daha ona geri getirildi.
Hiç bir yaratığa akşam vakti geri getirilmedi.

Cevaben şöyle denir: Ali (radiyallahu anh)'ın fazileti ve Allah'ın velilerinden olduğu, Allah katındaki yüce mertebesi Allah katında hamd olsun ilmi yakinin bize ifade ettiği kesin yollarla bellidir. Bunun yanında artık ne yalanı nede doğruluğu bilinmeyen şeylere ihtiyaç yoktur. Güneşin Ali (radiyallahu anh)'a geri dönderilmesi hadisini Tahavi, Kadı İyaz ve diğerleri bahsedip bunu Efendimiz'in mu'cizlerinden saymışlardır. Lakin hadis ilminin muhakkik otoriteler bilirlerki bu hadis yalan olup uydurulmadır.

Nitekim İbn'ul Cevzi bunu "Mevzuat" adlı kitabında bahsedip Ebu Ca'fer Ukayli'nin "ez-Zuafa" adlı eserinden Ubeydullah ibni Musa, Fudayl ibni Merzuk, İbrahim ibni Hasen, Fatıma binti Hüseyin, Esma binti Umeys senediyle şöyle nakleder: Esma derki; Rasulullah'a vahiy geliyordu, başı da Ali'nin kucağında idi. Ali (radiyallahu anh) gün batana kadar namazını kılamadı. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) ona "(namazını) kıldın mı ya Ali?" buyurdu. "Hayır" deyince Efendimiz "Allah'ım! O senin ve Peygamberinin itaatında idi Güneşi ona geri çevir!" dedi. Esma derki: Güneşin battığını görmüştüm. Sonra battıktan sonra yeniden doğduğunu gördüm dedi. Ebu'l Ferec İbn'ul Cevzi derki; Şüphesiz, bu, hadis uydurmadır. Bunun ravileri bu hadisi muzdarip olarak rivayet etmişlerdir. Sa'id ibni Mes'ud bunu Ubeydullah ibni Musa, Füdayl ibni Merzuk, Abd’ur Rahman ibni Ubeyd, Abdullah ibni Dinar, Ali ibni Hüseyin, Fatıma binti Hüseyin, Esma isnldıyla nakleder. Fudayl ibni Merzuk'u Yahya ibni Ma'in zayıf sayar. İbni Hibban'da "uydurmaları nakleder ve sikalar üzerine hatalar isnad ederdi" der. Bu hadisin medarı, "Ubeydullah ibni Musa'nın Merzuk'tan nakli" şeklindedir.

Derimki: Ma'rufturki Sa'id ibni Mes’ud, bu hadisi Ubeydullah ibni Musa, Füdayl ibni Merzuk, İbrahim ibni Hasen, Fatıma binti Hüseyin, Esma, isnadı ile verirken, Muhammed ibni Merzuk'ta Hüseyin el-Aşkar, Ali ibni Asım, Abd’ur Rahman ibni Ubeyd, Abdullah ibni Dinar, Ali ibni Hüseyin, Fatıma binti Ali, Esma senediyle naklediyorki, ileride gelecektir.

İbn'ul Cevzi yine derki: Bu hadisi İbni Şahin'de, Ahmed ibni Muhammed ibni Sa'id el-Hemedani, Ahmed ibni Yahya es-Sufi, Abd’ur Rahman ibni Şerik, babası Şerik, Urve ibni Abdullah ibni Kays isnadıyla şöyle nakleder. Urve derki: Fatıma binti Ali'nin yanına girdim bana Ali ibni Ebu Talib .... diyerek güneşin döndürülme hadisesini anlattı.

İbnu'l Cevzi derki: Bu batıl bir hadistir. Abd’ur Rahman bin Şerik'in hadisine gelince; Ebu Hatem, onun hadisleri vahidir deyip "Ben bu hadisi sadece İbni Ukde sebebiyle itham ediyorum. Çünkü Rafızi biri olup Ashab'ın kötülüklerini sayar dökerdi" der. Ebu Ahmed İbni Adiy'de, Ebu Bekir bin Ebu Talib'i; İbni Ukde hadise karşı mütedeyyin değildi. Küfe'de bir çok meşayihi yalana teşvik eder, onlara (eski) bir hadis nüshası uydurur ve onu (icazet gibi) rivayet etmelerini emrederdi. Biz onun bu nüshalarının kaç tanesini açıkladık. Darakutni'ye bu adam sorulduğunda "Alçak herifin biri" dedi der.

Ebu’l Ferec derki: Bu hadisi Hafız İbni Merdeveyh'te bu hadisi Davud ibni Ferahic yoluyla Ebu Hüreyre'den nakleder. Bu Davud Şu'be tarafındanda belirtildiği gibi zayıftır. Derimki; Ondan sonraki raviler içinde kendisi hüccet olacak sağlam biri yoktur.

Babil'de ikinci kere güneşin geri çevrilişine gelince: Şüphesiz bu da yalandır. Humeyri'nin şiirinde bu konuya delil olacak bir şey yoktur. Çünkü o bu hadisede bulumamış (daha sonra yaşamış biri olup), yalanda eski olduğu için onu duyunca hemen bu şiiri düzüvermiştir. Aşırı uçlar daima övme ve yerme konularında doğruluğu gerçekleçmemiş şeyleri şiirleştiriverirler, bilhassa Humeyri'de aşırılığıyla ma'ruf bir herifti.

Sahihaynda tahric edildiğine göre Ebu Hüreyre, Efendimiz'den şöyle nakleder: “Peygamberler'den birisi harbe gidiyordu. Kavmi'ne, "bir kadınla nikahlanıp da henüz gerdeğe girmemiş ama girmeye niyet eden kimse, ev yapıpta çatısını örtmeyen, koyun ve deve alıpta (guzlama veya boduklama) yavrularının doğumunu bekleyen kimse arkama düşüp gelmesin" dedi ve sefere çıktı. Varacağı beldeye iyice yaklaşınca ancak (vakitte) ikindi namazını kılabilmişti. Güneş'e, "sende me'mursun bende me'murum. Allah'ım! Onu bana bir miktar hapset" diye dua etti. Güneş Allah'ın ona yardım edeceği vakte kadar hapsoldu.

Eğer, "Bu ümmet İsrailoğullarından daha faziletlidir. Güneş İsrailoğullarından Yuşa Peygamber için geri döndürüldüğüne göre bu ümmetin faziletlilerine geri dönmesine mani nedir? denilirse, şöyle denilir:

Yuşa (aleyhi selam)'a güneş geri gelmedi, batışı durutuldu, ve Yuşa'ya gündüz uzatıldı. Bu insanlar tarafından çok kere fark edilmez. Çünkü gündüzün uzama ve kısalma hissedilmez. Biz onun Yuşa (aleyhi selam) için durutuluşunu ancak Efendimiz'in verdiği haberle bilebiliyoruz. Hem Allah isterse elbette yapacağına göre bunun uzatılmasında bir engel yok. Ama Yuşa (aleyhi selam)’ın buna ihtiyacı vardı. Zira güneş battıktan sonra harbetmesi ona haram idi. Çünkü Allah İsrailoğullarına cumartesi günü ve gecesinde amel etmeyi haram kılmıştı. Muhammed ümmetinin ise buna ihtiyacı olmadığı gibi böyle bir durumdan yararlanmalarıda söz konusu olamaz. Çünkü ikindiyi geçiren kimse ifrat ederek geçirmişse günahı ancak tevbe ile düşer. Tevbe ilede güneşin dönme ihtiyacı duyulmaz. Uykudaki yada unutmuş olan gibi ifrat etmeden geçirene ise akşamdan sonra o namazı kılmasında kınanacak bir durum olamaz. Üstelik güneşin batmış olmasıyla ikindi için konulan vakit geçmiş olup ondan sonra namazını kılan kişi şer'i vakit içerisinde kılmış olur, güneşin dönüp gelmesi durumu değiştirmez. Allah'ın "Rabbi'nin hamdini güneş doğmadan ve batmandan önce yap." (Ta-Ha 20/130) ayeti bilinen gurubu kapsamına alır. Kul işte bu ğurubdan önce namaz kılmaya mecburdur, tekrar doğup batması durumu değiştirmez. Zira güneşin batmasıyla ilgili olan hüküm bu ğurub ile gerçekleşmiş oluyor. Artık bu ğurub oldumu oruçlu orucu açar. Bundan sonra güneş geri gelse bile bu orucunu ibtal etmez. Bununla beraber böyle bir durum hiç bir kimse için olmamış ve olmayacaktırda. Bunu "olsa" diye takdir etmek olmayacak bir şeyin olduğunu kabul etmek gibidir. İşte bu yüzden furua dalan alimlerin sözlerinde bu tür mes'elelere dair bir izaha rastlanmaz.

Hem Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) Hendek harbi günü ikindiyi geçirmiş ve onu kaza olarak bir çok ashabıyla beraber kılmış ama güneşin geri getirilmesini istememişti. Sahih hadiste geçtiğine göre Efendimiz Hendek'ten sonra, (ashabını) Beni Kureyza üzerine gönderdiğinde: "Beni Kureyza'ya varmadan önce hiç kimse namaz kılmayacak buyurdu. Yolda namaz vakti girdiğinde bir kısmı; Peygamber bu emriyle bizim namazı geçirmemizi murad etmedi deyip onu yolda kıldılar. Bir kısmı ise; Biz onu ancak Beni Kureyza'da kılacağız dediler. İki gurub birbirine sert davranmadı. İşte yolculukta Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ile beraber bulunan insanlar ikindiyi güneşin batışından sonra kılmışlardı. Ali (radiyallahu anh), Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'den daha faziletli değildir. O (sallallahu aleyhi ve sellem) ve beraberindeki ashabı gurubdan sonra kıldıklarına göre Ali (radiyallahu anh) ile arkadaşlarına da bu vakitte kılmaları gerekirdi. Yok, eğer gurubdan sonra kılınan ikindi namazı yeterli olmaz veya eksik olurda güneşin geri döndürülmesine ihtiyaç duyulursa, Rasulullah bu işe daha layık olurdu. Eğer gurub sonrasıda olsa kafi gelip tam namaz oluyorsa o zaman güneşin getirilmesine hacet yoktur.

Hem böyle bir hadise fevkalade harika bir şey olup insan himmetinin ve da'vetçilerin nakletme arzusunu coşturan bir şeydir. Onu bir veya iki (kişi) dışında kimse nakletmediğine göre nakilcilerin yalanı anlaşılır. Ayın yarılması geceleyin, insanların uykuda olduğu bir zamanda idi. Bununla beraber, olayı sahabe-i kiram bir çok yönüyle nakletti. Bu haberi Sahih, sünen ve Mesanid kitabları çeşitli yollarıyla rivayet etti. Bu hususta, olduğu iddia edilen güneşin geri gönderilme hadisesine ne oluyorki, meşhur olmuyor, böyle bir olay nakledilmiyor, güneş battıktan sonra geri döndürüldü diye bir şey asla bilinmiyor. Gerçi bir çok felsefeci, tabiatçı ve bir kaç kelam alimi ayın yarılma hadisesine inkar ederlerse de burası onlara cevap verecek yer değildir. Ancak maksat, bu çok muazzam bir astronmi mucizesidir. İnsanların çoğu böyle bir şeyin olabileceğini inkar ederler. Eğer güneş geri getirilseydi onun görünmesi ve anlatılması kendisinden daha küçük şeylerin anlatılmasından daha muazzam olurdu. Ya böyle bir hadisin meşhur bir senedi olmazsa durum ne olur. Böyle bir durum ise bunun yalan olduğunu böyle bir şeyin cereyan etmediğine kesin bir bilgi oluşmasını gerektirir.

Eğer güneş bulutla kapanıp sonra açılmış ise bu mu'tad bir olaydır. Belki onlar gün battı sandı da, sonra bulut sıyrılıp ayrılıp. Eğer olay böyle olmuş ise, bu durumda Allah (celle celaluhu) onu daha namaz kılacak kadar vakit kalmış olduğunu açıklamış oluyorki bu çok insanın başına gelir.

Bu hadis hakkında bir eserde yazlımış ve bütün tarikleri orada toplamıştır. Bunu Ebu’l Kasım Abdullah ibni Abdullah ibni Ahmed el-Hakkani yazmış ve "Meselettin fi’t Tashih-i Redd’uş Şems ve Terğib’in Nevası bi’ş Şems" adını vermiştir. Ebu’l Kasım derki; Bu hadis, Esma binti Umeys el-Hasamiyye, Ali ibni Ebu Talib, ve Ebu Hüreyre tariki ile Efendimiz'den naklediyor. Sonra Ebu'l Kasım Esma hadisini, Muhammed ibni İsmail ibni Ebu Füdeyle, Muhammed ibni Musa el-Kutari, Avn ibni Muhammed, annesi olan Ummü Ca'fer, ninesi Esma binti Umey isnadı ile Efendimizi (sallallahu aleyhi ve sellem) öğleyi kılıp Ali'yi bir ihtiyaç görmeye yolladı. Ali (radiyallahu anh) geri döndüğünde Efendimiz ikindiyi kılmıştı. Başını Ali'nin göğsüne yasladı ve gün batana kadar kımıldamadı. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): Alah’ım! Kulun Ali nefsini Peygamberi için hapsetti. Ona güneşin doğuşunu geri getir" dedi. Esma derki: Güneş doğup ışıkları dağları düştü. Ali (radiyallahu anh) kalkıp abdest. aldı, ikindiyi kıldı. Sonra gün battı. Ebu’l Kasım derki:

Buradaki Ümmü Ca'fer, Muhammed ibni Ca'fer ibni Ebi Talib'in annesidir. Ondan nakleden ise oğlu Avn ibni Muhamrned ibni Ali olup babası Muhammed ibni Hanefiyye diye ma'ruftu. Ondan rivayet edende; Muhammed ibni Musa el-Medihi'dir, ve el-Kutari diye tanınır. Rivayeti beğenilen sika biridir. Bundan nakledende Muhammed ibni İsmail ibni Ebu Füdeyk el-Medeni olup sika birisidir ve bu hadisi ondan biri gurub insan rivayet etmiştir. Onlardan birisi rivayetini bahsettiğim Ahmed ibni Velid el-Antaki olup ondan aralarında Ahmed ibni Umeyr ibni Havsa’nın da bulunduğu bir gurup bunu rivayet ettiler.

Ebu’l Kasım bunun tarikiyle hadisin senedini verirki orada şöyle denilmektedir: Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) öğleyi Sohba denen yerde kıldı, ardından bir ihtiyacını görmesi için Ali'yi gönderdi. Ali (radiyallahu anh) döndüğünde ikindiyi kılmıştı. Başını Ali'nin göğsüne yasladı ve gün batana dek kıpırdamadı. Efendimiz (uyanınca) "Allah'ım! Kulun Ali kendini Peygamber'i için hapsetti. Güneş doğuşunu geri getir." diye dua etti. Esma derki: Güneş doğup dağlara ışığı düştü yere ışığı geldi. Ali (radiyallahu anh) da kalkıp abdest aldı ve ikindiyi kıldı. Bu hadise Hayber Gazvesi’nde Sohba denen yerde oldu.

Ebu’l Kasım derki: Bunu rivayet edenlerden biri de Ahmed ibni Salih el-Mısri olup İbni Ebi Füdeyk'ten nakleder. Bu rivayeti Ebu Ca'fer Tahavi kendi eserlerinden Tefsir-i Müteşabih'il Ahbar (Müşkil'ul Asar)’ında onun tarikiyle nakleder.

Birisi de Hasen ibni Davud olup oda İbni Ebi Füdeyk'ten nakleder. (Ebu’l Kasım isnadı nakleder) hadisin lafzı şudur: "Efendimiz öğleyi Hayber arazisindeki Sohba'da kılıp, ardından Ali (radiyallahu anh)’ı bir ihtiyacını görmeye yolladı. Döndüğünde Efendimiz ikindiyi kılmıştı. Rasulullah başını Ali'nin göğsüne koyup gün batana dek kımıldatmadı. Uyandığında: "Ya Ali! İkindiyi kıldın mı?" buyurdu. "Hayır" demesi üzerine... Ebu'l Kasım devamla derki: Bunu Esmadan birde Şehit Hüseyin (ibni Ali ibni Ebi Talib)'in kızı Fatıma nakleder. Bunu Ebu Ca'fer el-Hadrami, Muhammed ibni Merzuk, Hüseyin el-Eşkar, Füdayl ibni Merzuk, İbrahim ibni Hasen, Fatıma Esma ibni Umeys, Esma derki; Cebrail (aleyhi selam) Efendimize ikindiyi kıldıktan sonra gelmişti. Tam bilemiyorum hangisiydi, başını yada yanağını Ali'nin kucağına koymuş, Ali (radiyallahu anh) da gün batana kadar namazını kılamamıştı......

Musannif Ebu’l Kasım derki: Fudayl ibni Merzuk'tan bunu aralarında Ubeydullah ibni Musa'nında bulunduğu bir cema’at rivayet etti. Tahavi hadisi onun tarikıyla rivayet ediyorki, lafzı şöyledir: Rasulullah'a vahiy geliyordu. Başı Ali'nin kucağında idi. Gün batana dek ikindiyi kılamadı....

Yine bunu Ammar ibni  Matar, Fudayl ibni Merzuk isnadıyla "Zuafa" adlı eserin sahibi Ebu Ca'fer el-Ukayli'den nakleder.

Derimki: İşte bu hadisin lafzı öncekini nakzediyor. Orada şöyledir: Efendimiz başı Ali'nin göğsünde ikindiden akşama kadar uyudu. Bu hadise Hayber Gazvesi sırası Sohba'da oldu. İkincisine göre ise, Efendimiz uyanık olup kendine Cibril vahiy getiriyordu. Başı gün batana dek Ali'nin göğsünde kalmıştı. İşte bu tenakuz bu hadisin mahfuz olmadığını gösterir. Çünkü şu beriki "Efendimiz bu vakitte uykudaydı" diye açıklarken diğeri ise "uyanıktı, kendine vahiy geliyordu" diyor. Her ikiside batıldır. Çünkü ikindiden sonraki uyku mekruh olup yasaklanmıştır. Efendimiz'in gözleri uyur kalbi uyumazdı. (Buhari; Ebu Davud; Ahmed, Müsned; Abd’ur Rezzak; İbni Huzeyme; İbni Hibban; Ebu Nu’aym, Hilye)...

Bu durumda Ali (radiyallahu anh) namazı nasıl geçirmiş olur? Hem böyle namaz geçirme ya caiz cinsten olur yada olmaz. Eğer caiz cinstense gurub sonrası kılınca Ali'ye günah olmaz. Ali (radiyallahu anh), Efendimiz'den daha üstün değildir. Efendimiz Hendek günü gün batana kadar ikindiyi kılamamış, batınca kılmıştı da güneş kendisine geri çevrilmedi. Hem Süleyman (aleyhi selam)'a güneş yine ona da geri getirilmedi. Hem Efendimiz beraberinde Ali (radiyallahu anh) ve diğer ashabıda olduğu halde sabah namazından gün doğana kadar uyuya kalmışlar, güneş kendilerine geri gelmemiştir. Eğer namazı kaçırmak haramlardan ise ikindiyi geçirmek büyük günahlardandır. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem); “İkindiyi kaçıran sanki ailesini ve malını yitirmiş gibidir.” (Müslim; Nesai; İbni Ebi Şeybe; Ahmed, Müsned; Darimi; Beyheki; Şafii, Müsned; Ebu Hanife, Müsned; Tahavi, Müşkil) buyuruyor.

Efendimiz onun Kur'andaki "orta namaz" olduğunu biliyordu. Sahihayn'da Efendimiz'den rivayet edildiğine göre şöyle buyurmuştu: “Bizi orta namazdan (ikindiden) alıkoydular hatta gün battı. Allah karınlarını ve evlerini ateş doldursun.” (Müslim; Nesai; Ahmed, Müsned; Beyheki; Taberani; Abd’ur Rezzak; İbni Ebi Şeybe; İbni Huzeyme; Ebu Avane; İbni Abd’il Berr, et-Temhid) Bu hadise Hendek'te idi. Hayber, Hendek'ten sonradır. Ali ise böyle bir günah-ı kebiri işlemeyecek kadar  uludur, Cebrail (aleyhi selam) ve Allah'ın Peygamberi (sallallahu aleyhi ve sellem) de onun namazı kılmayışını ikrar etmekten beridirler. Kim böyle bir şey yaparsa, bu onun menakıbından değil ayıplarından sayılır. Allah, Ali'yi bundan beri kılmıştır. Hem namaz geçmiş olsaydı, güneşin tekrar geri gelmesi ile o borç üzerinden düşmezdi. Hem bu hadise Hayberdeki Beriyye'de askerin önünde olacak, müslümanlar bin dörtyüzden fazla olacak ve askerde olayı görecek ha! Bu tür bir hadise insan arzusunun nakletmeye tam arzu gösterdiği bir hadisedir. O zaman bunu bir yada iki kişinin nakledip ötekilerin susması imkansızdır. Eğer Sahabe bunu nakletseydi elbette ilim ehli bunun benzerini naklettikleri gibi derhal bunu da naklederlerdi. Yoksa onu kendileri meçhul olup zabt ve adaletleri bilinmeyenler nakletmezdi. Bu hadisin bütün tariklerinde isnadı sabit olupda ravilerinin adalet ve zabt durumları belli olabilecek tek bir isnad dahi yoktur. Onun senedinin muttesıl olduğu bilinmiyor. Halbuki Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Hayber senesinde: "Sancağı Allah ve Rasülü'nü seven, Allah ve Rasülü'de kendisini seven birine vereceğim.” (Buhari; Müslim; Tirmizi; İbni Mace; Ahmed, Müsned; Beyhaki;; Delail; Taberani) buyurmuş bunu bir çok sahabe rivayet etmişlerdir. Onların bu rivayetleri Sahih, Sünen ve Müsnedlerde yer almıştır. Bu hadis ise Hadis kitablarında yer almadığı gibi hadis ehli de Sünen ve Müsned yazarları da onu kitaplarına almadıkları gibi onu bırakmaya ve yüz çevirmeye ittifak ettiler. Gerçek olmuş olsaydı en büyük en meşhur zahiri bir mu'cize sayılacak olan böyle azim bir olay nasıl olurda sahih ve mesanid yazarları onu rivayet etmez, müslüman alimlerin hadis hafızlarının hiç biri bunu nasıl rivayet etmez ve nasıl mu'temed hadis kitaplarında nasıl ma'ruf olmazdı.

Birinci isnadı ele alalım: Onu el-Kutari, Avn annesi, Esma binti Umeys yoluyla rivayet ediyor. Avn ve annesi hıfz ve adaletleri bilinen kimselerden olmadığı gibi ilim nakleden kimseler olarak da tanınmıyorlar. Onların hadisleri en basit meselede bile hüccet kabul edilmezken böyle bir hadisede nasıl kabul edilir. Hem bu hadiste bu kadının Esma'dan işittiği diye bir şey yoktur. Belki de onu Esma'dan hikaye eden birinden duydu da nakletti. Bu yazar (Ebu’l Kasım) İbni Ebu Füdeyk'in onu sika saydığını ve Kutari hakkında da sika olduğunu bahseder. Ama bu ikisinden sonrakilerin sika olduğunu söylemesi imkansızdır. Onların sadece soylarını bahsetmiştir. Oysa sırf nesebini bilmekle o kimsenin hafız ve sika olması gerekmez.

Bu hadisin ikinci isnadını ele alalım: Bunun medarı (dönüp dolanıp geldiği yer) Fudayl ibni Merzuk'tur. O yalan kasdı olmasa bile sika kimselere hatalı hadisler isnad etmekte ma'ruftur. Onun hakkında İbni Hibban: "Sikalara hata isnad eder ve Atiyye'den uydurma haberler rivayet eder." Ebu Hatim er-Razi de: "O hüccet olamaz" derken, bir  keresinde Yahya ibni Ma’in de "O  zayıftır" diyor. Bu görüşlere, Ahmed ibni Hanbel'in: "Onu ancak hayırlı biri olarak bilirim" demesi ile, Süfyan'ın ve bir keresindede Yahya'nın: "O sikadır" demesi ters düşmez. Çünkü o yalan söyleme maksadıyla rivayet eden kimselerden değildi. Fakat çok hata ederdi. İmam Müslim'in başkalanın onun yaptığı rivayetlere tabi olarak ondan rivayet etmesi, onun tek başına yaptığı rivayetlerin nakledimesini gerektirmez. Üstelik onun İbrahim'den, İbrahim’in de Fatıma'dan, Fatıma’nın da Esma'dan bizzat hadis dinledikleri bilinmiyor. Bu hadisin kesinleşebilmesi için buradaki ravilerin her birinin adaletli, zabtı güvenli ve herbirinin diğerinden kesinlikle işitmiş olması gerekir. Oysa böyle bir şey bilinmemektedir. Buradaki ravi İbrahim, Sıhah ve Sünen gibi güvenilir hadis yazarları tarafından hadisleri rivayet edilmediği gibi bu kitaplarda adı bile geçmemektedir. Fatıma binti Hüseyin ise böyle olmayıp onun herkesçe bilinip nakledilen hadisleri vardır. Artık, böyle bir hadis (bir konunun belirlenmesi için) nasıl hüccet olabilir. İşte bu sebeple hadis alimlerinden hiç biri güvenilir hadis kitaplarında onu rivayet etmemişlerdi. Bir kişinin babasının yüce değerli bir zat olması kendisinin de Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'den rivayet ettiği şeyler hususunda Efendimiz üzerine güvenli bir alim sayılması gerekmez.

Esma binti Umeys önce Ca'fer (radiyallahu anh)'ın hanımı idi. O ölünce Ebu Bekr (radiyallahu anh)’ın, o da vefat edince Ali (radiyallahu anh)'ın eşi olmuştu. Esma'nın bunların her birinden çocukları dünyaya geldi. Bu çocukların hepsi de Ali (radiyallahu anh)'ı severlerdi. İşte bu çocukların hiç birisi, Esma (radiyallahu anha)’dan bu hadisi nakletmemiştir. Ali (radiyallahu anh)'ın bakımında büyüyen Ebu Bekr (radiyallahu anh)’ın Esma'dan doğma oğlu Muhammed bile Ali (radiyallahu anh)'a olan sevgisiyle meşhur iken bu haberi annesinden nakletmiyor. Hem Esma (radiyallahu anha) Ca'ferin hanımı olup onunla beraber Habeşistan'a hicret etmişti. Geriye Ca'fer'le beraber ancak Hayber'in Fethi’nden sonra dönmüşlerdi. Bu kıssa ise Esma'nın Hayber'de olduğundan bahsetmektedir. Eğer bu hadise doğru ise o zaman olayın Hayber Fethi sonrası olması gerek. Hayber'deki gazvede Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte bin dört yüz kişilik Hudeybiye musalehasında bulunanlarda vardı. Oradaki asker sayısı Ca'fer ve beraberinde Habeşistan'dan gelen Ebu Musa el-Eş'ari (radiyallahu anh) ve, arkadaşları gibi ashab ile dahada çoğalmıştı. Hem gemide Ca'ferle beraber gelenlerin sayısı da Hayber Seferi’ne katılanlarla artmıştı. İşte orada bulunanlardan hiç kimse bunu rivayet etmedi. İşte bütün bunlar, kesinlikle bu haberin düzme bir yalan olduğunu Fudayl ve ondan sonraki ravilerin böyle bir şeyi rivayet etmiş olmaları sebebiyle ta'n etmek gerektiğini ortaya koyar. Onlar bunu rivayet etmişlerdir. Yoksa hadisin onlara kesintisiz ulaşmasında şüphe vardır. Çünkü Fudayl'dan bu hadisi nakleden ilk ravi Hüseyin ibni Hasen el-Eşkar el-Kufi olup, Buhari onun hakkında: "Onda pek çok münker hadis var" Nesai de: "Darakutni o kavi biri değildi, el-Ezdi, zayıf, es-Sa'di, Hüseyin el-Eşkar (şianın) aşırılarından olup hayırlı kimselere söğüp sayardı, İbni Adiy'de, "münker hadisleri naklederdi. Bana göre bu hadisin (za'f) belası ondandır. Ondan rivayet olunan bütün hadisler onun yüzünden münker sayılamaz. (Bazende ondan rivayet edenlerden dolayı inkara uğruyor.) Çünkü Küfeli bir takım zayıf raviler ondan aldıkları rivayetlere hile yapıyorlardı." diyor.

Hadisin üçüncü tarikına gelince: Onda da Fudayl'dan hadisi Ammar ibni Matar diye biri nakleder. Ukayli: "O sikalardan münker şeyler nakleder", Razi: "O yalan söylerdi. Hadisleri batıldır. İbni Adiy: "Onun hadisleri terk olmuştur" demektedirler. Bu haberin birinci rivayeti olan Abdullah ibni Musa el-Anesi hadisinde, bir tarikta (an'ane ile) "Füday’dan" diyerek bir diğerinde ise "(Haddesena) bize Füdayl anlattıki" diyerek naklediyor. İşte ravi "bana anlattıki" dediği kesinlikle sabit olmadığına göre bunu dinlememiş olma durumu söz konusudur. Çünkü bu zat Şia mezhebi da'vetçilerinden olup Şia'ya ait bütün hadisleri toplamakta çok hırslıydı. Bu konudaki hadisleri yalancılardan rivayet eder ve bu hali ile şöhret bulmuş biriydi. Gerçi onun hakkında "sikadır, yalan söylemez" deniyorsa da, yalan kasdı taşıyıp taşımadığını Allah bilir ama hiç şüphesiz yalancılığıyla şöhrete eren yalancılardan rivayette bulunurdu. Buhari ondan hadis rivayetini, onun haricinde birinin rivayeti ile hadis sahih olmadıkça kabul etmezdi. Ahmed ibni Hanbel de ondan hiç bir şey rivayet etmedi.

Musannif Ebu’l Kasım: "Onun Fatıma'dan rivayet ettiği bunun dışındada rivayetleri vardır" deyip, sonrada öyle karanlık bir tarihten rivayet ederki, hadis-i şerif illeti bilgisi taşıyan herkese yalan olduğu aşikare belli olur. Onu Ebu'l Hafs el-Kettani, Muhammed ibni Ömer el-Kadi (el-Ciani), Muhammed ibni İbrahim ibni Ca'fer el-Askeri (kitabının orijinalinden) Ahmed ibni Muhammed ibni Yezid ibni Süleym, Hanef ibni Salim, Abd’ur Rezzak, Süfyan-ı Sevri, Eş'as ibni Ebuş Şa'sa, annesi, Esma binti Umeys isnadıyla şöyle rivayet eder: "Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) Ali'ye güneş geri gelinceye kadar dua etti" işte böyle bir haberin nakli ancak adalet ve zabız tam olarak bilinen birinden yapılabilir, yoksa durumu meçhul kimselerden değil. Hele hadis alimleri Süfyan-ı Sevri'nin ve Abd’ur Rezzak'ın kesinlikle böyle bir nakilleri olmadığını bilirlerken nasıl bunu naklederler. Sevri'nin ve Abd’ur Rezzak'ın rivayeti olan hadisleri hadis alimleri çok iyi bilir. Hem onların rivayetlerini tam bilen talebeleri de vardır. İşte bu hadisi Halef ibni Salim de rivayet etmemiştir. Bu talebelerin bir an böyle bir şey rivayet ettiklerini kabul etsek bile ravi Ümmü Eş'as rivayet ile hiç bir şey yapılamayacak meçhul biridir. Yazar burada Muhammed ibni Merzuk, Hüseyin el-Eşkar, Ali ibni Haşim, Abd’ur Rahman ibni Abdullah ibni Dinar, Ali ibni Hüseyin Fatima binti Ali, Esma binti Umeys isnadıyla aynı hadisi ikinci bir yolla rivayet ederse de bu Hüseyin el-Eşkar hakkında hadis alimlerinin hükümleri az ilerde geçmişti. Bu hadisin senedindekilerin hepsi sika ve hadiste muttesıl bir isnada sahib olsa bile bunun rivayeti ile hiç bir şey gerçekleşemez. Birde böyle bir şey söz konusu olmadan nasıl olur. Ali ibni Haşim ibni el-Berid hakkında Buhari: "O ve babası şiilikte çok aşırıydılar". İbni Hibban ise: "Aşırı bir Şii idi. Meşhur kimselerden münker haberler naklederdi" demektedirler. Onun rivayet ettiği diğer bazı hadisleri başka bir isnad ile sahih olarak bilince kendi kitablarında rivayet etmiş olmaları onun tek kaldığı yerlerdede kesin olmasını gerektirmiyor. Hayretki bu yazar hadisin bu rivayeti ile ondan sonrakini Fatıma binti Hüseyn'in rivayeti kabul ediyor. Bu kadın ravi ise (Hüseyin'in değil) Ali'nin kızı Fatıma’dır.

Yine bu yazar Fatıma'dan üçüncü bir rivayet daha yaparki isnadı, Abd’ur Rahman bini Şerik, babası, Urve ibni Abdullah, Fatıma binti Ali, Esma binti Umeys, Ali ibni Ebu Talib şeklinde olup Efendimiz merfu olarak şöyle anlatılır: “Efendimize vahi gelmişti. Ali  (radiyallahu anh) da elbisesiyle onu buruyordu. Bu hal devam ediyorduki güneş döndü, (battı yahut batayazdı da deniyor) Nihayet Peygamber'den bu hal gidince 'Ya Ali! Namaz kıldın mı?" diye sordu. "Hayır" demesi üzerinede; "Allah'ım! Ali'ye güneşi geri getiriver" diye dua edince güneş geri döndü. Hatta (ışıkları) mescidin ortasına kadar geldi.” Görüldüğü gibi bu hadise Medine'de cereyan etmiş oluyor. Öbür hadislerde ise Hayber'de olduğu ve güneşin dağlara düştüğü yer alıyordu. Ravi Abd’ur Rahman ibni Şerik hakkında Ebu Hatem'i Razi: "O vahiy'ul hadis"tir, derken diğer otoriteler bu adamı zayıf saymaktadır.

Yazar yine bu haberi, dördüncü bir yolla, Muhammed ibnin Ömer el-Kadi el-Ciani, Ali ibni Abbas ibni Velid ibni Abbad er-Ravacini, Ali ibni Haşim, Sabah ibni Abdullah ibni Hüseyin Ebu Ca'fer, Hüseyin el-Maktul, Fatıma, Esma binti Umeys yoluyla şöyle anlatır: Hayber günü Ali (radiyallahu anh) ganimet taksimiyle öyle meşgul idiki (farkına varmadan) güneş battı, yahut batayazdı. Rasülullah "Namazı kıdın mı?" deyince o "Hayır" dedi. Bunun üzerine Efendimiz Allah'a dua etti de güneş geriye doğru yükselip hatta gökyüzünü ortaladı. Ali (radiyallahu anh) da namazını kıldı. Gün tekrar batarken tıpkı demir kesen testere gibi bir cızırtı çıkardığı işitildi.” İşte hadisin bu dördüncü lafzı diğer üç çelişkili rivayetlere aykırıdır. Böylece kesinlikle bu hadisi adaletli zabtı sağlam biri tarafından rivayet edilmediği aksine bizzat bu metinlerin kendisi birisi tarafından yazılıp uydurulma olduğu, bir diğer ravinin buna benzetme yaparak onun hadisine benzer şekilde bir hadis uydurduğunu ve kıssanın aynı hadise olduğunu ortaya koyuyor.

Hem bu son rivayette, Ali (radiyallahu anh)'ın Rasülü Ekrem ile değil ganimet taksimi ile meşgul olduğu yer almaktadır. Halbuki Ali (radiyallahu anh) asla Hayber ganimetini taksim etmemişti. Üstelik taksimle meşgul olup namazı kaçırması asla caiz değildir. Çünkü Hayber'in fethi yedinci yılda olmuş olup Hendek'ten ve hicri altıncı yıldaki Hudeybiye'den sonra olmuştur. Bu ilim otoriteleri katında mütevatır bir olaydır. Hendek ise bundan önce ya dört yada beşinci yılda idi. İşte Allah: "Namazları ve orta namazı (devam ederek) muhafaza edin!" (el-Bakara 2/238 ) ayetini orada inzal buyurarak Hendek harbi esnasında izin verilmiş olan te'hirli kılmayı da neshetmiştir. Üstelik o zamanki tehir bir çok alime göre harp sebebiyle idi. Namazın te'hiri harb için caiz olmaya devam etmektedir, o mensuh değildir diyen Ebu Hanife ve iki rivayetten birinde İmam Ahmed de te'hiri sadece harb için kabul ediyorlar. Alimler namazın ganimet taksimi için geçirilmesinin caiz olmadığı hususunda ihtilaf etmiş değildirler. Çünkü taksim geçmez namaz ise geçer. Hem bu haberde "Güneşin Mescid ortasına kadar yansıdığı" yer alıyorki pek açık bir yalandır. Çünkü böyle bir olay gerçek olsaydı herkes tarafından anlatılan dünyanın en büyük garabetinden bir olay sayılırdı. Hem bıçkı sesi gibi bir ses işitildiğide yer oluyorki, o da açık bir yalan. Çünkü böyle bir şeyin gereği yoktur. Hem güneş batarken gökteki cisimlerden böyle azametli bir ses yapacak bir cisme sürtünmezki dördüncü kat gökten (o günkü astronomiye göre güneş dördüncü kat gökte idi) ta yere sesi ulaşsın. Hem bu ses olayı doğru olsaydı o da alemin harika şeylerinden olacağı için bundan çok daha küçük olan Hayber'de ve diğer yerlerde cereyan etmiş hadisleri anlatan ashab bunuda anlatırdı.

Bu öyle bir isnad ki bunu doğru sözlü olması mümkün olan sika kimseler bile rivayet etselerdi yine bununla bir şey isbat edilmiş olmazdı. Çünkü ravi Ali ibni Haşim ibn’ul Berid aşırı bir şia olup herkesten kendi maksadına uygun şeyleri rivayet eder, hevasını takviye edecek şeyleri anlatır, buradaki Sabah gibi kimselerden aktarırdı. Bu Sabah kimliği bilinmeyen biridir. Şia'nın bu tabakadan Sabah ibni Sehl ibn’ul Kufi diye birisi vardır ki, Husayn ibni Abd’ur Rahman olan rivayette bulunur. Buhari, Ebu Zür'a ve Ebu Hatem: "O Münker'ul Hadis"tir derler. Darakutni: "O zayıftır" derken, İbni Hibban da: "Münker haberleri meşhur insanlara yakıştırarak nakleden biri olup onun haberleri hüccet olamaz" diyor. Şia'nın birde, Sabah ibni Muhammed ibni Ebu Hazim el-Beceli el-Ahmesi el-Kafi diye biri daha vardır ki, Mürre el-Hemedani'den nakleder. İbni Hibban ona: "Sikalardan uydurma hadis nakleden biriydi" diyor. Yine Sabah diye bir şahıs daha var ki : Razi ona "Meçhul" diyor. Yine Sabah ibni Mücalid diye biri daha var ki, Bakiyye ondan nakleder. İbni Adiy: "tanınmayan birisi, Bakiyye'nin meçhul şeyhlerinden biri" diyor. Hüseyin el-Maktul’a gelince, bununla Hüseyin ibni Ali (radiyallahu anhuma ecmain)'i kasd ediyorlarsa, o öyle değerli bir zattır ki, bu adamlardan biri aracılığıyla Esma binti Umeys'ten nakledecek basit biri değildir. Fatıma'nın onun bacısı veya kızı olması farketmez. Çünkü bu olay doğru olsaydı, elbette bu haberi onlardan nakleden o olurdu. Onu babasından, diğerlerinden ve babasının eşi Esma'dan işiten ancak o olurdu. Onun dışında biri bu haberi onun kızı yada bacısı aracılığıyla babasının hanımı Esma'dan nakletmiyor. Ama gerçekte bu adam Hüseyin ibni Ali (radiyallahu anhuma ecmain) değil başka birisi yada Ebu Ca'fer lakaplı Abdullah ibni Hasen’dir. Onun da emsalleri gibi örnek bir durumu vardır. Hadis ancak adaleti zabtı, sikalığı ile tanınan ve hadis otoritelerince bilinen biri tarafından rivayet edilmekle gerçek olur. Ravinin sadece soy ve sopunu bilmek bir şey ifade etmez. Kim olursa olsun değişmez. Babaları her ne kadar bu müslümanların en hayırlıları olsalar da sahabe ve tabiin çocuklarından hadisi hüccet kabul edilmeyenler vardır. Bu her ne kadar Ali ibni Haşim rivayeti ise de, ondan rivayet eden Abbad ibni Ya'kub er-Ravacini olup İbni Hibban: "O Rafızi rafiziliğe da'vetçi, meşhurlardan münker rivayetler yapan biri olup terkedilmeyi hak etmiştir." der. İbni Adiy: "O Ehli Beytin fazileti, diğerlerinin ayıpları hakkında münker rivayetler yapan biri" derken, Buhari ve diğerleri de: "Ondan sıhhati bilinmeyen hadisler rivayet olundu." Yoksa Kasım el-Muttarız'in ondan rivayet ettiği "Ali (radiyallahu anh) denizleri kazdı. Hasan da oraya suları akıttı." şeklindeki rivayetler tenkidi tam hak ettiği yerlerdir.

Yazar Ebu Kasım devamla: Bu hadisi Esma'dan bunlardan başkaları da rivayet etmiştir diyerek, Ebu'l Abbas ibni Ukde yoluyla bu haberi tekrarlar. O hafızasının iyiliğine rağmen Şia'nın yalanlarını toplardı. İbni Adiy: "Bağdad meşayihini gördüm. Ona övgüyü küçülterek kullanırlar ve o hadise itikad etmezdi. Küfe'de bir takım adamları yalana teşvik eder, bir nüsha adı verir ve onu rivayet etmelerini emrederdi" der. Darakutni de: "İbni Ukde kötü biriydi. İbni Ukde şöyle diyordu: Bize Yahya ibni Zekeriyya, Ya'kub ibni Ma'bed isnadıyla derki, Amr ibni Sabit bize anlatti ki; Abdullah ibni Hasen ibni Hasen ibni Ali'ye güneşin Ali (radiyallahu anh)'a geri döndüğü hadisi bu sizce sabit mi? diye sordumda bana Allah kitabında Ali (radiyallahu anh) hakkında güneşin geri getirilmesinden daha büyük bir şey indirmedi, dedi. Ben de Allah beni sana feda kılsın. Doğru söyledin. Fakat ben senden duymak istedim, dedim. O devamla dediki: Bana babam Hasen, Esma binti Umeys'ten şöyle dediğini aktardı: Bir gün Ali (radiyallahu anh) ikindiyi Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile kılayım arzusuyla hareket etmişti. Peygamber'e namazdan dönmüş kendine vahiy gelmiş halde rastladı. Ali (radiyallahu anh) hemen onu sırtını bağrına yasladı. Böylece dayalı olarak Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ayrılana kadar durdu. Rasulu Ekrem ayılınca: "ikindiyi kıldın mı Ali?" dedi. O da: "Sana geldiğimde vahiy geliyordu. Bu saate kadar seni göğsüme yasladım" deyince Efendimiz kıbleye dönerek -ki güneş batmış idi-: "Allah'ım! Ali sana itaat halinde idi. Güneşi ona geri dönder" diye niyaz etti. Esma derki: Güneş değirmen sesi gibi ses çıkararak geri dönüp ta ikindi vakti durduğu yere kadar geldi. Ali (radiyallahu anh) da kalkıp ikindiyi kıldı. Namazı bitirince güneş değirmen sesi çıkararak eski yerine döndü. Gün batınca derhal hava karardı ve yıldızlar göründü.” Derimki bu hadis beşinci tariktir ve çelişkili önceki geçenlere aykırı bir haberdir. Dikkat eden bunun yalan olduğunu iyice artırır. Çünkü "İkindideki yerine geldi" diyor. Öncekinde "günün ortasına geldi", bir diğerinde "dağ başlarında göründü" diyordu. Burada Efendimiz'in dalını göğsüne yasladığı, ötekinde "başı kucağında" şeklinde idi. Bunu asla Abdullah ibni Hasen rivayet etmemiştir. O böyle bir yalanı rivayet edecek adam değildir. Babası Hasan da Esma'dan "Allah kitabında Ali (radiyallahu anh) hakkında güneşi geri getirmesinden daha büyük bir şey indirmedi" rivayetini yapmamıştır. İşte, eğer bu hadisin Abdullah'tan rivayet eden Amr ibni Sabit tarafından rivayeti kesin ise bunu uyduran odur. Çünkü o yalanla tanınırdı. İbni Hibban: "O sikalardan uydurmalar aktarırdı" derken bir rivayette Yahya: "hiç bir şey değildir" bir keresinde de “sika değildir, güvenilmez" demiş, Nesai de: "hadisleri terk olunmuştur" demektedir.

Yazar Ebu’l Kasım derki: Ebu Hüreyre rivayetine gelelim: Bize Akil ibni Hasen el-Askeri, Ebu Muhammed Salih ibni Ebu'l Feth eş-Şinasi, Ahmed ibni Amr ibni Havsa, İbrahim ibni Sa’id el-Cevheri, Yahya ibni Yezid ibni Abd'ul Melik en-Nevfeli, babası, Davud ibni Ferahic, Umara ibni Ferv yolu ile bu hadisi Ebu Hüreyre'den nakletti. Yazar "Ben bunu uzun bir hadisten kısalttım" diyor. Cevaben derimki: Bu karanlık bir isnad olup bununla ilim ehli nazarında bir şey isbat edilmez. Üstelik bir çok yönden yalanı ortadadır. Her ne kadar Şu'be ve Nesai tarafından zayıf sayılan Davud ibni Ferahic varsa da zaten senedin ona dayandığı bile meçhuldur. Çünkü rivayette Yezid ibni Abd'ul Melik en-Nevfeli diye biri var ki bu haberi zaten Davud ve Umare'den nakleden odur. Buhari "bu zaten hadisleri yok sayılabilir, deyip cidden zayıftır" derken, Nesai "Metruk", Darakutni: "Münker'il hadistir.", İmam Ahmed: "Onda çok münker hadisler var", yine Darakutni: "zayıf biridir. Her ne kadar bunu ondan İbrahim ibni Sa’id el-Cevheri nakletse de haberin belası bu heriftendir." demektedirler. Gerçi bu haberi ancak İbrahim ibni Sa’id el-Cevheri isbat etmiştir, yok o değilse İbni Havsa etmiştir, dense de durum aynıdır. Çünkü bu ikisi bilinen, hadisleri tanınan ve alimlerin kendilerinden rivayetleri olan insanlardır. Buna binaen İbni Havsa birinci tariktan rivayet ettiğinde kendine kadar gelen isnad ma'ruf bir isnad oluyor ki onu alimlerin bildiği bir isnad ile rivayet etmiştir. Ancak afet ondan sonrakilerdedir. Bu rivayetin belası ise İbni Havsa tarafındandır. Çünkü o ma'ruf değil. Bir an bunun sabit olduğu düşünülse bile bela kendinden sonrakindedir. İbn'ul Cevzi'nin anlatışına göre İbni Merdeveyh bunu Davud ibni Ferahic yoluyla nakleder, ve za'fini açıklar. Bununla beraber hadisin kendine kadar gelen isnadı bile tenkid edilmiştir.

Yazar derki: Ebu Sa’id el-Hudri (radiyallahu anh) rivayeti: Bize Muhammed ibni İsmail el-Cürcani; kitabet yoluyla, Ebu Tahir Muhammed ibni Ali el-Vaiz, Muhammed ibni Ahmed ibni Mün'im, Kasım ibni Ca'fer ibni Muhammed ibni Abdillah, bunun babası Ömer'in şöyle dediğini haber verdi: Hüseyin ibni Ali ben Ebu Sa’id el-Hudri'yi: "Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yanına girmiştim. Ne göreyim başı Ali'nin kucağında, güneşte kaybolmuştu. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) uyanınca 'Ya Ali! İkindiyi kıldın mı?" buyurdu. "Hayır ya Rasulullah. Siz vahiy acısı çekerken başınızı kucağımdan indirmek hoşuma gitmedi" dedi. Rasulu Ekrem de: "Sana güneşi geri getirmesi için Allah'a dua edeceğim" buyurunca Ali (radiyallahu anh), "Sen dua et, ben amin diyeyim" dedi. Efendimiz de: 'Ya Rab! Ali senin ve Peygamberinin ittatında idi, güneşi on geri getir" buyurdu. (Ebu Sa’id devamla) Vallahi güneşin makara sesine benzer bir ses çıkardığını duydum ki güneş parlak şekilde geri geldi derken duydum.” Derimki bu isnad bir şey ortaya koyamaz. Bir kere ricalinin çoğu adalet, zabt ve nakli taşımadaki ilmi durumları belli değil. İlim kitaplarında adları yok. Bu haberin ricalinden (değil hepsi) içlerinden bir tanesi bile bunların seviyesinde olan haber kesin sayılmaz. Ya bir kaç tanesi aynı olan ve Amr ibni Sabit gibi yalanı ile ma'ruf birleri olursa ne olur. Hem bu haberde "Vahiy acısı" olduğu, gün doğarken makara sesi gibi bir ses çıkardığı yer alıyor ki bunlar aklen geçersizdir. Diğerleri bunu söylememiştir. Eğer bu haber Ebu Sa’id (radiyallahu anh) gibi Ali (radiyallahu anh)'ı seven birinde olsaydı elbette onu talebeleri naklederdi. Nitekim Ali (radiyallahu anh)'ın faziletine dair olan Ebu Sa’id hadisinde Efendimiz'in Haricilerden bahsettiğinde;

"Onları iki gruptan hakka daha yakını öldürecek" (Muslim, #165; Ahmed, Müsned, 3/32) buyurduğunu yine onun rivayeti ile Ammar (radiyallahu anh)’a; "Seni baği (isyankar) olan gurub öldürecek" (Müslim; Ahmed, Müsned; Beyheki; Taberani) buyurduğunu bildirmişlerdir. Ebu Sa’id (radiyallahu anh)'dan aktarılan bu hadisler Ali (radiyallahu anh) ve arkadaşlarının Mu’aviye (radiyallahu anh) ve arkadaşlarından daha haklı olduğunu ortaya koyuyor. Sahih olsa böyle bir haberi nasıl nakletmezlerdi? Hem böyle bir şey Hüseyin, kardeşi Ömer ve Ali tarafından anlatılmadı. Doğru olsaydı onlardan hadis nakledenler bunuda anlatırlardı. Çünkü bu büyük bir meseledir.

Yazar derki: Emir'ul Mü'minin Ali (radiyallahu anh)’ın rivayetine gelelim: Bize Ebu'l Abbas el-Ferğani, Ebu'l Fazıl Şeybani, Reca ibni Yahya es-Samani, aracılığıyla 240'ıncı yılda Samarradaki Harun ibni Müslim, Ubeydullah ibni Amr el-Eş'as, Davud ibn’ul Kemmid, amcası el-Müstehil ibni Zeyd, Ebu Zeyd ibni Sehleb isnadı ile Cüveyriye ibni Miskerin şöyle dediğini anlattı: "Ali (radiyallahu anh) ile sefere çıkmıştım. Bana ya Cüveyre! Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'e vahiy gelmişti. Başı da kucağımda idi..." diyerek bu haberi anlattı. Derimki: Bu, öncekilerdende zayıf bir isnad. Çünkü bunda adalet ve zabtı hiç bilinmeyen bir sürü meçhul adam var. Böyle bir haberi kendi başlarına anlatıyorlar. Eğer Ali (radiyallahu anh) böyle bir şeyi söyleseydi, Ali (radiyallahu anh)'ın ma'ruf ashabı bunu anlatırdı. Hem böyle bir senedde hali hiç bilinmeyen bir kadından yine halleri meçhul adamlar naklediyor. Bırak sıfatlarını, heriflerin kimlikleri bile belli değil. Bununla bir şey ortaya konmaz. Hem bu haberde buna göre daha iyi olan rivayete  aykırılık vardır. Bununla beraber hepsi yalandır. Çünkü müslümanlar Ali (radiyallahu anh)'ın faziletleri ve Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'in mucizelerinden buradakinden daha küçük şeyleri bile rivayet etmişlerdir. Bunu hadis otoritelerinden nakleden kimse yoktur.

Hadis alimlerinden Ali (radiyallahu anh)'ın faziletlerine dair eser yazan hadis alimleri vardır. Nitekim Ahmed ibni Hanbel, Ebu Nu’aym bu konuda kitap yazmışlar ve orada senedi zayıf bir çok hadisi rivayet ettikleri halde bunu anlatmamışlardır. Çünkü diğerlerinin aksine bunun yalanı yüzünden okunuyor. Hem Ali (radiyallahu anh)'ın faziletine dair topladığı hadisler arasında bir çok zayıf senedli hadisi de alan Tirmizi, Nesai, Ömer ibni Abd'il Berr de bunu nakletmemişlerdir. Üstelik Nesai’nin Ali (radiyallahu anh)'ın özelliklerini anlatan bir eseri de var. Ebu Ca'fer et-Tahavi'nin naklettiğine göre, Ali ibni Abd’ur Rahman, Ahmed ibni Salih el-Mısri'nin, "yolu ilim olan bir kimsenin Esma’nın güneşin geri döndürülmesi hadisini bellemekten geri durması uygun olmaz. Çünkü o Peygamberlik alametlerindendir." demiştir. Derimki Ahmed ibni Salih bunu birinci tarikten nakleder. Buraya onun yalan olduğuna delalet eden diğer lafız ve tariklerini almamış. Bu yolun ravileri Tahavi'ye göre yalancılığı bilinenler değil. Hali belli olmayanlardır. Bunun için haberin yalan olduğu ona görünmemiş. Tahavi'nin (genellikle) adeti hadis alimlerinin kritiği gibi kritik etmek değildir. Bunun için Şerhu Mean'il Asar adlı eserinde çeşitli derecedeki hadisleri nakleder ve ekseriyetle fıkhi kıyas cihetinden hüccet gördüklerini tercih eder, ekserisi de isnad yönünden sabit olmayan mecruh haberlerdir. Tahavi bunlara temas etmez. Onun bu konudaki bilgisi hadis illetini bilen alimler gibi değildir. Gerçi Tahavi çok hadis bilen fakih ve alim biri idi.

Musannif derki: Ebu Abdullah el-Basri anlatıyor: "Battıktan sonra güneşin geri gelmesi nakledilmesini gerektirecek derecede kuvvetli bir haldedir. Her ne kadar Ali (radiyallahu anh)'ın faziletine dair görünse de, aslında peygamberlik alametlerindendir. Ali (radiyallahu anh)'ın faziletlerinden bir çoğu peygamberlik alametleri konusunda olup diğerlerinden imtiyazlılık taşır." Derimki: İşte bu ifade bunun yalan olduğunun en belirgin delili. Çünkü ilim ehlinin hadis otoriteleri Ali (radiyallahu anh)'ın peygamberlik alametlerinden olmayan nice faziletlerini Sıhhah, Sünen ve Mesanid kitaplarında rivayet etmişler. Onu belki sika kimselerden nakletmişlerdir. Eğer bu da sikaların rivayet ettiklerinden olsaydı, anlatılması alimlerin en fazla rağbet edenler ve sıhhatine en hırslı insan olurlardı. Ama bunlardan hiçbiri bu hadisi ilim ehli, birilerini naklettiği bir sened ele geçiremedi. Yalanına çok delil varken zabt ve adaleti ile bilinenlerin nakline rastlamadılar.

Yazar derki: "Ebu'l Abbas ibni Ukde anlatıyor. Bize Ca'fer Muhammed ibni Amr, Süleyman ibni Abbad'ın Beşşar ibni Derra’ya şöyle derken duydum dediğini anlattı: “Ebu Hanife, Muhammed ibni Nu'man'a rastlayınca: Sen güneşin geri dönderilme hadisini kimden duydun? diye sordu. Muhammed de: Ey Sariye! Dağa hadisi kendisinden nakledilen adamdan başka birinden" diye cevap verdi. Bütün bunlar hadisi gerçek olduğu alametleridir. Derimki: Bu ilim ehlinin imamlarının da bu hadisin doğruluğunu tasdik etmediklerini göster. İşte Ebu Hanife meşhur imamlardan biri. O Ali (radiyallahu anh)’ı itham edenlerden değil. Çünkü o da Küfe’lidir. Orası Şia yatağıdır. Orada nice Şia'ya rastlamış ve Allah bilir Ali (radiyallahu anh)'ın faziletine dair neler neler duymuştur. O Ali (radiyallahu anh)'ı sever ve ona bağlılık izhar ederdi. Bununla beraber bu hadisi Muhammed ibni Nu'man üzerine inkar etmiştir. İmam Ebu Hanife kesinlikle Tahavi ve emsalinden daha bilgili ve daha fakih idi. Muhammed ibni Nu'man ona doğru bir cevap değil aksine: “Ey Sariye! Dağa; hadisini rivayet edenden başkasından” demekle yetinmiştir. Ona: "Hadi ordan bu yalan" denilir. Hangi şeyin yalanı doğruya delalet eder, gösterilsin. Eğer öyle bir şey olsaydı Ebu Hanife'de Ömer (radiyallahu anh), Ali (radiyallahu anh) ve diğerlerindeki kerametleri inkar etmiyordu. Ancak o bu hadisi bir çok delillerin yalan olduğunu gösterdiği için, şeriata aykırı olduğu için akla tersliği tabiin ve tebei tabiinin hadis alimleri tarafından terk edildiği için inkar etmiştir. Sahabe haberlerini nakledenler bunlardır. Ama bunu onlar değilde yalancılar meçhullar, adalet ve zabt durumları bilinmeyenler naklettiler. Bu gibi heriflerden böyle bir haber nasıl alınabilir. Diğer müslüman alimleri böyle bir haberin sahih olmasını isterler. Çünkü onda peygamberlik mu'cizeleriyle seven ve onun velayetine kendini bağlayanlar için Ali (radiyallahu anh)'ın fazileti söz konusudur. Ne yapsınlar ki yalanı doğrulamaya cevaz veremiyorlar ve onu din gayreti için red ediyorlar. Allah gerçekleri daha iyi bilir.” (Minhac’us Sünne, 4/185-195)

Vallahu A'lem!..
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1257
  • Değerlendirme Puanı: +15/-0
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
Rahmân ve Rahîm olan Allâh'ın Adıyla,

"Rafiziler Tarafından Kullanılan Hadisler ve Sıhhat Durumları"nı ele alan bu risaleyi PDF formatında aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.



Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
6075 Gösterim
Son İleti 27.08.2020, 00:53
Gönderen: Izhâr'ud Dîn
5 Yanıt
4550 Gösterim
Son İleti 27.08.2020, 06:12
Gönderen: İbn Umer