Darultawhid

Gönderen Konu: TEVHİDİ ÖĞRENMEYE YENİ BAŞLAYANLARA BAZI UYARI VE TAVSİYELER  (Okunma sayısı 10388 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1939
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
TEVHİDİ ÖĞRENMEYE YENİ BAŞLAYANLARA BAZI UYARI VE TAVSİYELER

Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla,

Allahın izni ve yardımıyla bu risalemizde tevhidi öğrenmeye başlayan bir kimsenin neler yapması ve neler yapmaması gerektiği hususunda ilmimiz ve imkanımız nisbetinde bazı açıklamalarda bulunmak istiyoruz. Tevhidi öğrenmeye yeni başlayan birisinin neleri okuması, nereden başlaması gerektiği gibi konular hakkında sitemize sık sık sorular yöneltilmektedir. Biz de inşallah bu risalede gerek ilim adabıyla alakalı çeşitli eserlerden, gerekse de kişisel tecrübelerimizden hareketle önce kendi nefsimize, ondan sonra konuyla alakalı soru yöneltenlere ve diğer insanlara birtakım nasihatlerde bulunmak istiyoruz.

Evvela bütün amellerde ilk şart olan ihlas ve niyet, amellerin başı olan tevhid ve imanın geçerli ve makbul olabilmesi için de öncelikli şarttır. Bir kimse zahirde tevhidi yerine getirip şirkten ve müşriklerden beri olsa bile kişi bunu Allah rızası için samimi olarak yapmıyorsa o kimse münafıktır. Sahih hadiste de söylendiği gibi “Ameller, niyetlere göredir ve herkese niyet ettiği şey vardır”  (Buhari, Bed’ul Vahy: 1) Fakat günümüzde insanlardaki en büyük hastalıklardan birisi hatta en önemlisi ihlas eksikliğidir. Zahirde tevhide yönelmiş gibi görünen bir çok kimsede ihlassızlık ve samimiyetsizlik göze çarpmaktadır. Günümüzde birçok kimsenin tevhid akidesini –hatta onun ötesinde herhangi bir akideyi- kabul etmesinde maalesef Allah rızasından ziyade eş, dost ve akrabasını taklid etme, çevre edinme isteği, şöhret, liderlik gibi arzular, maddi ve manevi çıkarlar, psikolojik bunalımlar, manevi tatmin arzusu, maceraperestlik vb dünyevi gayeler rol oynamaktadır. Bu bahsettiğimiz durum azınlığın değil bilakis çoğunluğun durumudur. Halbuki gerçek bir muvahhid, Allah katında kendisini kurtaracak olan dinin İbrahim (as)’ın hanif tevhid dini olduğuna inandığından dolayı; Allahın rızasını elde edip gazabından kurtulmak için İslamı benimser. Münafık ise sayısız din ve mezhep arasında neden tevhid akidesini benimsediğini bilmez, şek ve şüphe içersinde bocalar durur. Sahih hadiste beyan edildiği gibi kabirde meleklerin sorgusuna muhatap olduğunda “Bilmiyorum, insanlar bir şeyler söylüyorlardı; ben de onların dediklerini tekrar ediyordum” der. Bundan dolayı da önce kabirde, sonra ahirette ebediyen azap görür. Kötü akibetten Allaha sığınırız. Günümüzde kendisini tevhide nisbet eden çoğu kimsenin tevhid adına batıl akideleri benimsemesinin arkasında çoğu zaman bu samimiyetsizlik yatmaktadır. Zira samimi, ihlaslı olan bir kimse araştırmadan, tahkik etmeden bir görüşe sahip olmaz.

İşte bu sebebten dolayı tevhidi öğrenmeye ve amel etmeye azmetmiş olan ferdin yapacağı ilk iş ihlaslı ve samimi olmak ve de ilmi Allah rızası için öğrenmektir. Eğer ilmi, Allah rızası için değil de cedel için, tartışmada üstün gelmek için, şöhret ve liderlik için, başkalarıyla rekabet etmek için öğrenirse bu ilminden dünyada ve ahirette fayda görmez; bilakis zarar görür. Darimi’nin rivayet ettiğine göre Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
“Sadece dünya(lık şeyler) isteyerek bu ilmin peşine düşen, (öğrenen) hiç kimse yoktur ki kıyamet gününde Allah ona Cennet kokusunu yasaklamış olmasın.”

Yine Darimi’nin naklettiğine göre İbn Mes'ûd (ra) şöyle demiştir;

"İlmi şu üç şey için öğrenmeyiniz: Cahillerle çekişmeniz için, alimlerle mücâdele ve münâkaşa etmeniz için ve insanların alakalarını kendinize çekmeniz için. Sözünüzle Allah katında olanı isteyiniz. Çünkü o devam eder, baki kalır. Onun dışındakiler ise geçip gider.” (Sünen-i Darimi, Mukaddime: 27)

İlimlerin en şereflisi olan tevhidi halis bir niyetle öğrenen kişinin hedefi kuşkusuz ki dünyalık şeyler değil bilakis akidesini şirkten temizlemektir. Çünkü o kimse bilir ki şirk, Allah’ın asla bağışlamayacağı (Nisa: 48 ve 116), sahibi ebedi cehennemle tehdid edilen (Maide: 72), amellerin boşa gitmesine sebeb olan (Zümer: 65) bir günahtır. O yüzden aklı başında bir insanın öncelikli gayesi imanın ve küfrün ne olduğunu, kişinin ne ile müslüman olacağını ve nasıl kafir olacağını öğrenmek olmalıdır. Allah Rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem) Mekke’de 13 sene boyunca tevhide davet etmiş; ashabını da bu şekilde sıkı bir tevhid eğitiminden geçirmiştir. Mekke’de inen sureler tamamen tevhid ve akide ağırlıklıdır, ahkama dair konular hemen hemen hiç yoktur. Mekki surelerde değişik uslup ve yöntemlerle sürekli tevhidin hakikati ve şirkin batıllığı anlatılmaktadır. Muhacir ve Ensar bu şekilde yetişmiş ve onlar tevhidi öğrenmekten asla usanmamıştır. İlim talebesi de seviyesi ne olursa olsun, tevhid ilminden asla usanmamalıdır. Hiçbir zaman “ben artık tevhidi öğrendim, artık başka konulara geçmek lazım” diye düşünmemelidir. Tevhid ve akideye dair temeli aldıktan sonra başka ilim dallarına geçse bile  arada bir tevhidi müzakere etmeyi ihmal etmemelidir. Günümüzde birçok kişi tevhide dair temel kavram ve kaideleri henüz tam özümsemeden hemen güncel tartışmalara ve cedel ortamlarına dalmaktadır. Bu kimseler sağlam bir temele sahip olmadıkları için de çoğu zaman bu tartışmalardan sapık teoriler ihdas ederek çıkmaktadır. Birçok kişiye tevhid, şirk, tağut, küfür, nifak, ilah, rabb, ibadet, din gibi temel kavramları ya da La ilahe illallahın manası, şartları gibi temel meseleleri delilleriyle öğrenip üzerinde tefekkür etmek sıkıcı gelmektedir. Bu insanlara parti, okul, askerlik, mahkeme vb güncel meseleleri tartışmak, bu meselelerin teferruatına inip farklı cemaatlerin konuyla alakalı fikirlerini öğrenip mukayese etmek daha cazip gelmektedir. Halbuki tevhidi ve şirki sahih kaynaklardan delilleriyle öğrenen bir kimse bu meseleleri zaten çözer, bütün bu batıllardan beri olur ve Allahın izniyle kolay kolay şüpheye düşmez. Dinini tartışmalara alet edenler hakkında Ömer bin Abdulaziz (ra) şöyle demiştir:

“Vakıa şu ki, kim ilimsiz ibâdet etmeye kalkarsa bozacağı şeyler, düzelteceği şeylerden daha çok olur. Kim de dinini münâkaşaya hedef kılarsa (kanaatlerinin) değişmesi çok olur.”
Darimi bu eseri naklettikten sonra şöyle demiştir: "(Kanaatlerinin) değişmesi çok olur "un mânası, "Bir görüşten (diğer) bir görüşe geçer" demektir” (Darimi, Mukaddime: 29, no: 311)

Buraya kadar bahsettiğimiz konularla bağlantılı olan başka bir mesele de ilimde basamak basamak ilerlemektir. Yani ilim tahsilini basitten zora doğru yapmaktır. Bu, sadece İslami ilimlerde değil dünyevi ilimlerde dahi temel bir kaidedir. Yukarda temas ettiğimiz gibi, tevhid akidesinin temel kavramlarını henüz tam idrak edememiş bir kimsenin, bir anda güncel tartışmaların içine dalması ilim talebindeki tedrici (aşamalı) usule aykırıdır. Bu, tıpkı okumayı yeni öğrenmiş bir çocuğun eline bir fizik veya kimya kitabı vermeye benzer. Keza –birazdan bahsedeceğimiz gibi- tevhidle alakalı kısa, muhtasar risaleleri okuyup idrak etmemiş birisinin eline –mesela- Şeyhulislam İbn Teymiyye’nin eserlerini vermek doğru değildir. Okuyucu, ne kadar zeki olursa olsun; okuduğu kitap da ne kadar değerli olursa olsun, fark etmez. Temeli sağlam atılmamış bir bina dış görüntüsü güzel de olsa çökmeye mahkumdur.

İlim öğrenme usuluyle alakalı değinilecek başka bir önemli mesele de ilmi sahih kaynaklardan elde etmektir. Bu, bilhassa insanın ebedi hayatını ilgilendiren tevhid ilmini öğrenirken daha çok dikkat edilmesi gereken bir husustur. İlim talebesi, ebedi hayatını mahvetmemek için tevhidi ve akideyi öğrenmeye Ehli Sünnet ve’l cemaat akidesine ve selef menhecine bağlı alimlerin eserleriyle başlamalı ve onlarla devam etmelidir. Eşari ve Maturidi kelamcılarının, tasavvufçu ve felsefecilerin kitaplarından sakınmalıdır. Bilhassa da günümüz yazarlarının kitaplarından uzak durmalıdır. Çünkü fitnelerin açığa çıktığı, insanların dinden büsbütün uzaklaştığı çağımızda bu ortamdan etkilenmeyen çok az kimse vardır. Hakkı arayan kişi, bu hususta kimsenin taşıdığı gösterişli ünvanlara, kullandıkları çarpıcı sloganlara, hapse girip çıkmasına, hatta davası uğrunda can vermesine aldırış etmemelidir. Bu özellikler batıl beşeri ideoloji mensuplarında dahi bulunmaktadır. Hakkın ölçüsü bu değildir. Selef akidesine sahip geçmiş alimlerin eserlerinden başkasını okumamalıdır. Batıl fırkalara ait eserleri, ancak ilimde belli bir seviye kat eden kimseler, sadece mukayese amacıyla incelerler. Hatta çok gerekli değilse o zaman bile okunmaz. Çünkü bidatçilerin ve mülhidlerin sözlerini dinlemek, okumak insanın kalbini karartır, kişiyi şüphelere sevk eder.

Yine bu babta zikredilmesi gereken önemli bir kaide de ilmin ehil olan kişilerden öğrenilmesidir. Bu hususta Tâbiînden Muhammed bin Sîrîn (radiyallahu anh) şöyle demiştir: “Şüphesiz ki, bu ilim dindir. Öyleyse dininizi kimlerden aldığınıza dikkat edin! Eskiden isnâd sorulmazdı. Fitne ortaya çıkınca; ‘bize râvîlerinizin adlarını söyleyin’ demeye başladılar. Şimdi Ehl-i Sünnet’e dikkat ediliyor ve onların hadisleri kabul ediliyor. Ehl-i bid’ate bakılıyor, onların hadisleri kabul edilmiyor.” (Sahihi Müslim, Mukaddime 5)

İmam Mâlik de şunları beyan eder: “Bu ilim dindir. Dolayısıyla dininizi kimden aldığınıza dikkat edin! Vallahi ben, şu direklerin yanında, Rasûlullah şöyle buyurdu, diyen yetmiş kişiye yetiştim. Fakat onlardan hiçbir şey alamadım. Halbuki bu zevâtın her biri, kendisine beytü’l-mal güvenilecek kadar emin insanlardı. Onlardan hadis almayışımın sebebi, hadis ilmine ehil olmamalarındandır.” (İbn Abdilberr, el-İntika, s. 46; Kâdî İyâz, Tertib’ul Medarik, 1/123)

Aslında ilim, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’dan bugüne kadar hoca-talebe ilişkisi içersinde ağızdan ağza nakledilmiştir. Ancak, günümüzde alimlerin ortadan kalkmasından dolayı birçok kişi ilmi kitaplardan öğrenmek zorunda kalmıştır. Yoksa asıl itibariyle ilim, kitaplardan öğrenilmez; bunun getirdiği birçok zararlar mevcuttur. İlerde tavsiye edeceğimiz kitapların hepsi, ehil bir hocanın dizinin dibinde okunması gereken eserlerdir. Alimler, her devirde az veya çok bulunmakla beraber yaşadığımız dönem alimlerin çok az olduğu bir devirdir. O yüzden ilmi kitaplardan elde etmek zorunda kalmış olan kimseler, gerçek rabbani alimlerle tanışana kadar bu durumlarının tehlikesinin farkında olarak yola devam etmeliler ve son derece temkinli hareket etmelilerdir. Bilhassa da yolun başında olan ve hakla batılı ayırd edebilecek temel ilimlere sahip olmayan kimseler, “hak kimden gelirse kabul edilir” vb parlak sloganlara, kendisiyle batıl kasdedilen birtakım hak sözlerin zahirine kapılarak kafir-müslüman, Sünni-bidatçi, alim-cahil demeden herkesin sözüne kulak vermek, önüne gelen her kitabı okumak gibi yanlışlara kapılmamalıdır. Durum onların dediği gibi olsaydı, selef alimleri ilmi kimden aldığınıza dikkat edin demezlerdi.

İlim tahsilinde takip edilecek usulle alakalı daha birçok şey söylenebilir ama şimdilik bu kadarıyla yetiniyoruz. Bundan sonra inşallah önem sırasına göre çeşitli ilim dallarında okunması gereken kitaplardan  bahsedeceğiz ve çeşitli tenbihlerde bulunacağız. Bunu yaparken her ilmi Başlangıç seviyesi ve de orta ve üst seviye şeklinde –durumuna göre- iki veya üç aşamaya ayıracağız. Başlangıç seviyesindeki bir talebenin her ilimle alakalı başlangıç kitaplarını okuması gerekirken, üst seviyelere atlamaması icab eder. Bu hususa dikkat çektikten sonra önem sırasına göre hangi ilim dalında nelerin okunması gerektiğini anlatmaya başlayacağız biiznillah.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1939
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
1.MERHALE: TEVHİD VE ŞİRKE DAİR ESERLER

İslamı öğrenmek isteyen bir kimsenin kuşkusuz ilk yapması gereken şey Allah’ı kendine has isim, sıfat ve fiillerde birlemek ve ibadeti Ona has kılmak manasına gelen tevhidi ve bunun zıddı olan şirki tanımasıdır. Çünkü Allah’ın nasıl birleneceğini ve şirkten nasıl uzaklaşılacağını, tağutun ne şekilde reddedileceğini bilmeyen bir insan muvahhid ve müslüman olamaz. O yüzden, bilhassa insanların en çok hataya düştüğü uluhiyet tevhidi yani ibadetin Allah’a has kılınması ile alakalı yazılmış eserleri iyice anlayarak, üzerinde fıkh ederek, tefekkür ederek okumalı ve mümkünse hıfzetmeli yani ezberlemelidir. Tevhidi bu şekilde gerek akli gerekse de nakli delillerle iyice pekiştirdikten sonra yani sağlam bir temel atarak diğer konulara geçmelidir. Çünkü tevhid temellerin temelidir, asılların aslıdır.

Başlangıç seviyesi: Bu hususta bizim başlangıç seviyesinde olan kişilere tavsiye edeceğimiz eserler, Şeyh Muhammed bin Abdilvehhab’ın tevhidle alakalı kaleme almış olduğu kısa risalelerdir. Bu risalelerin en önemlilerini “Tevhid Risaleleri Külliyatı” adlı çalışmada bir araya getirmiş bulunuyoruz. Bu kitabın girişinde de belirttiğimiz gibi:

“Bu kitap Şeyh’ul İslâm, Müceddid Muhammed bin Abdilvehhâb Rahimehullâh’ın tevhîd akîdesini özet olarak anlatan son derece önemli yirmi iki adet risâ-lesini ve torunu Şeyh Abdurrahmân bin Hasen Rahimehullâh’ın La ilahe illallâh’ın şartları hakkındaki bir risâlesini ihtivâ etmektedir. Kısacası, elinizdeki bu çalışma, tevhîd akîdesi ve dînin asılları hakkında 23 adet risâleden oluşan bir mecmûa yani derlemedir.

“Tevhîd Risâleleri Külliyatı” ismini verdiğimiz bu çalışmada Şeyh’ul İslâm Muhammed bin Abdilvehhâb Rahimehullâh’ın tevhîdle alâkalı kısa, öz, sistematik ve anlaşılır olan, ezberi kolay, hâlihazırda yaygın olarak tevhîd ilmini talime yeni başlayanlara okutulmakta olan bütün risâlelerine yer vermeye çalıştık. Uzun metinleri ve konusu ilmen daha ağır olan risâleleri koymadık. Kısacası bu çalışma, tevhîd ilmini talime yeni başlayanlara yönelik tevhîd akîdesine dair bir ders kitabı şeklinde tasarlanmıştır.

(...)

Bu risâleler, müellifinin kullandığı basit ve anlaşılır dille beraber ihtivâ ettiği derinlikten dolayı İslâm’ı öğrenmek ve amel etmek iste-yen herkesin okuması hatta ezberlemesi gereken metinlerdir. Bil-hassa “Tevhîd Akîdesi”ni yeni öğrenmeye başlayanlar için bu kitap-ta yer alan risâlelerdeki bilgiler hayâtî öneme hâizdir ve bu risâle-ler, âdetâ tevhîd ilmi için bir giriş ve temel mesabesindedir. Yani akîdeyle alâkalı daha tafsîlâtlı kitaplara geçmeden önce bu risâleler vâsıtasıyla temel atılması gerekir. Zîrâ -bilindiği üzere- her ilim dalında olduğu gibi -ilimlerin en şereflisi olan- tevhîd ilmi de kolaydan zora doğru basamak basamak ilerleyerek tahsîl edilir."

Bu çalışmadaki belli başlı risaleler şunlardır:

- er-Risalet'ul Mufide (Faydalı Risale): Tevhid, Şirk, Küfür ve Nifak kavramlarını izah eder.
- Ma'na't Tagut ve Ruusu Envaihi (Tağutun Manası ve Başlıca Çeşitleri)
- el-Usul'us Selase veya Selaset'ul Usul (Üç Esas): Kişiye kabirde sorulacak olan Rabb, din ve peygamber kavramları hakkında malumat içeren bir risale.
- el-Kavaid'ul Erbaa (Dört Kaide): Müminlerle müşrikler arasındaki farkı belirleyen dört kaideden bahseder.
- Asl'u Din'il İslam (İslam Dininin Aslı)
- Nevakiz'ul İslam (İslamı Bozan Şeyler)
- La ilahe illallah'ın Şartları

Ve diğerleri...

Başlangıç seviyesinde bu risaleler okunup iyice anlaşıldıktan sonra yardımcı kitap olarak yine Şeyh Muhammed’in “Keşf’uş Şubehat (Şüphelerin Giderilmesi)”, “Mesail’ul Cahiliyye (Cahiliye toplumunun özellikleri)” adlı eserleri ve diğer kısa risaleleri okunabilir. Allaha hamdolsun, Şeyh’in tevhidle alakalı risalelelerin büyük çoğunluğu Türkçe’ye çevrilmiştir ve bunların büyük bir kısmı da sitemizin “Tevhid Risaleleri” başlıklı bölümünde mevcuttur. Yine başlangıç seviyesinde İbnu Receb el-Hanbeli’nin “Kelimet’ul İhlas” adlı eseri tevhidin değerinin ve önemini anlatması bakımından teşvik edici nitelikte okunabilir. Önceki tarihlerde Türkçe’de neşredilmiş olan Abdurrahman bin Hasen’in Kaside-i Bürde’ye Reddiye ve Ebu Batin Abdullah bin Abdurrahman’ın “Tevhid-3” adı altında neşredilmiş olan risalelerini bulabilenlerin de okuması tavsiye edilir. Necd alimleri haricinde Yemen ulemasından San’ani’nin Tathir’ul İ’tikad adlı eseri de bu hususta faydalı olacak eserlerdendir. Bu arada sözkonusu eserlerde raslanabilecek müşkil ibareler hakkında acele hüküm vermemeli, alimlerin kapalı sözleri, açık sözlerine ve hepsinden önemlisi dinin aslı olan tevhide müracaat edilerek anlaşılmaya çalışılmalıdır.

Bunların yanı sıra hatta belki daha fazla Kur’an’daki tevhid ile alakalı ayetler okunarak üzerinde tefekkür edilmeli, İbn Kesir gibi muteber tefsirlerden bu ayetlerin muhtevası ile alakalı bilgi edinilmelidir. Bilhassa En’am, A’raf, Yunus, Hud ve sonrasında yer alan Mekki surelerde şirkin batıllığını ve tevhidin isbatını içeren ayetler üzerinde tefekkür etmeli; bu şer’i ayetlerden hareketle kainattaki Allahın varlığına ve birliğine, kudretine delalet eden kevni ayetler üzerinde düşünmeli, göklerin ve yerin yaratılışına, insanın hangi safhalardan geçerek yaratıldığına ve benzeri kevni delillere bakarak kişi akidesini güçlendirmeye çalışmalıdır. Ayrıca sık sık ahireti ve ölümü hatırlamalı, kişinin şirke bulaştığı takdirde Allahın gazabına ve azabına uğrayacağı hususu bir an bile hatırdan çıkarılmamalıdır.

Orta seviye: Tevhidle alakalı bu temel bilgileri edinmiş olan okuyucu, ikinci safhada Muhammed bin Abdilvehhab (rh.a)’ın “Kitab’ut Tevhid” adlı eserine müracaat ederek tevhidin delillerine daha tafsilatlı vakıf olmaya başlamalıdır. Kitab’ut Tevhid’i okurken mutlaka bu eserin şerhleri olan Feth’ul Mecid, Kurrat’ul Uyun, Teysir’ul Aziz’il Hamid gibi kitapları da beraberinde okumalıdır. Bu şerhlerden ilk ikisi –tercümesi çok iyi olmasa da- Türkçe’de mevcuttur. Sitemizde “Kitab’ut Tevhid ve Şerhleri” başlıklı bölümde imkan oldukça bu eserlerden tercüme ettiğimiz veya tercümesini düzelttiğimiz kısımları yayınlayacağız inşaallah. Yine bu kapsamda İbn’ul Kayyim’in Medaric’us Salikin adlı eserinin baş taraflarında tevbe ile alakalı bölüm ve bilhassa küfür, şirk ve nifak kavramlarını anlattığı kısım okunabilir.

Üst seviye: Buraya kadar genelde Muhammed bin Abdilvehhab ve diğer Necd alimlerinin eserlerini tavsiye ettik. Zira bu alimlerin eserleri uslup olarak daha anlaşılır ve basit bir dille yazılmıştır. İbn Teymiyye ve diğer geçmiş alimlerin eserleri ise biraz daha üst seviyeye hitap etmektedir. Tevhidi altyapıya ve genel İslami kültüre ulaşmış bir okuyucu bu noktadan itibaren Şeyhulislam İbn Teymiyye ve İbn Kayyım’ın eserlerini okumaya başlayabilir. İbn Teymiyye’nin tevhidle doğrudan alakalı iki kitabı göze çarpmaktadır. Bunlar Türkçede “İbn Teymiye Külliyatı” ismiyle neşredilen “Mecmu’ul Feteva”nın ilk iki cildidir. Birinci cild daha çok tevessül ve istigase gibi konularla alakalı olup uluhiyet tevhidini anlatmaktadır. İkinci cild ise vahdeti vücud akidesine reddiye mahiyetindedir ve bir nevi Rububiyet tevhidiyle alakalı görülebilir. Bunların yanı sıra Şeyhulislam’ın “Kulluk”, “İhlas Suresinin tefsiri”, “Furkan” gibi risalelerinde de tevhidle alakalı meselelerin tafsilatına ve bu hususta batıl ehline yaptığı reddiyelere ulaşılabilir.
Buraya kadar sadece kişinin kıble ehlinden bir muvahhid olabilmesi için gereken bilgileri ihtiva eden ve daha çok tevhidle alakalı eserleri zikrettik. Genel manada ehli sünnet akidesini anlatan eserleri ise ayrı bir başlık altında zikredeceğiz inşallah.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1939
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
2. MERHALE: Ehli sünnet akidesine dair okunacak metinler hakkında

Bismillahirrahmanirrahim,

Tevhid akidesine ve cahil kalındığı takdirde insanı küfre düşürecek olan dinin asıllarına dair temel ilimler elde edildikten sonra, hatta tevhidle beraber öğrenilecek en mühim mesele ehli sünnetin akidesini ve selefin menhecini öğrenmektir. Öyle ki selefin akidevi meselelerde takip ettiği yolu hakkıyla öğrenip fıkhetmeyen bir kimse dinin asıllarını çok zor muhafaza eder. Nitekim tarihi süreçte de böyle olmuştur. Selef menhecinden uzaklaşıldıkça insanlar küfre yaklaşmış ve nihayet son asırlara doğru açık küfürlere girecek hale gelmişlerdir. Daha önce başka bir yazımızda da ifade ettiğimiz gibi:

“Bazı kimseler uluhiyet tevhidi hatta daha dar çerçevede hakimiyet tevhidi haricindeki bütün konuları gereksiz görürler ve de bu bahsedeceğimiz selef akaidine dair meseleler ve tartışmaların geçmişte kaldığını, bunları gündeme getirmenin faydası olmayacağını ileri sürerler. Halbuki bunlar Ehli sünnet akadinin bizzat kendisidir, kişi ancak bunlarla ateşten kurtulabilir, üstelik dinin aslı olan tevhidi dahi muhafaza etmesi selef menhecine bağlı olmasıyla mümkün olabilir. Selefin metodunu kavramamış olan birisinin dinin aslını koruması dahi çok zordur. Bir kişi ilahı yaratıcı olarak, imanı sadece kalple tasdik olarak tanımlayan; Allahı ne yukarda ne aşağıda adeta varlığı imkansız bir şey olarak tasavvur eden yerilmiş kelam ehliyle hesaplaşmadıkça tevhidi, şirki, imanı, küfrü nasıl hakkıyla idrak edecektir? Günümüzdeki insanların bu kavramları idrak edememelerinin sebeblerinden bir tanesi de geçmişte kelam ehlinin ektiği bu tür batıllar değil midir? Şu halde kelamcıların din anlayışını deşifre etmek asla gereksiz bir şey veya ihtilafları kaşımak, geçmiş alimlere tan etmek vs olarak değerlendirilemez. Bilakis akidenin sağlam zeminlere oturması için bu, belki en başta yapılacak bir iştir diyor ve konunun tafsilatına geçmek istiyoruz.” http://darultawhid.com/tr/forum/index.php?topic=896.0

Şu halde tevhidi elde etmiş olan ilim talebesinin bu tevhidini muhafaza etmek ve de fırka-i Naciye/kurtulan fırka mensubu olmak için yapacağı en önemli vazife Ehli sünnet itikadını öğrenmektir. Zira bu, Allah rasulü ve ashabının akidesidir ve Allah Rasülü (sallallahu aleyhi ve sellem) bu akideyi benimsemeyenlerin ateş ehli olacağını haber vermiştir ve şöyle buyurmuştur:

Ebu Davud (rh.a) ilgili hadisi şu şekilde rivayet etmektedir:

4596 - حدَّثنا وهبُ بنُ بقيَّة، عن خالدٍ، عن محمَّد بن عمرو، عن أبي سلمة عن أبي هريرة، قال: قال رسولُ الله - صلَّى الله عليه وسلم -: "افترقَتِ اليهودُ على إحدى أو اثنتين وسبعين فرقةً، وتفرَّقت النَّصارى على إحدى أو اثنتين وسبعين فرقةً، وتَفتَرِقُ أمَّتي على ثلاث وسبعين فرقةً"

“Bize Vehb bin Bakiyye, Halid’den o da Muhammed bin Amr’dan, o da Ebu Amr’dan, Ebu Hureyre (ra)’ın şöyle dediğini haber verdiler:
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Yahudiler 71 yahut 72 fırkaya ayrıldılar, Hristiyanlar ise 72 yahut 73 fırkaya ayrıldılar. Benim ümmetim ise 73 fırkaya ayrılacaktır.” (Ebu Davud no: 4596, Sünnet: 1)
Tirmizi ise hadisi şu ziyadeyle rivayet etmiştir:

كُلُّهُمْ فِي النَّارِ إِلَّا مِلَّةً وَاحِدَةً»، قَالُوا: وَمَنْ هِيَ يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ قَالَ: مَا أَنَا عَلَيْهِ وَأَصْحَابِي»

“Bunların hepsi ateştedir, ancak bir topluluk hariç. “Bunlar kimdir ey Allahın Rasulu” diye sordular O da şöyle cevap verdi: “Benim ve ashabımın yolu üzere olanlardır” (Tirmizi no: 2641’de rivayet etmiş ve “Bu müfesser (açıklayıcı) bir hadistir ve de garibtir, biz bunu sadece bu yoldan bilmekteyiz “ demiştir.)

Böylece Ehli sünnet akidesini öğrenmenin ehemmiyeti ortaya çıkmaktadır. Ancak şunu da belirtelim ki kendisine Ehli sünnet diyen herkes ehli sünnet olmadığı gibi, ehli sünnet akidesi ünvanıyla neşredilen her kitap da ehli sünnet akidesini yansıtmamaktadır. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi ehli sünnet adı altında Eşari, Maturidi, Mürcii ve Kuburi (kabirperest),Gulat-ı Sofiyye (Aşırı Tasavvufçu) akidelerini yaymaya çalışan kitaplara karşı dikkatli olunmalıdır. Bunun yolu Allah Rasülü ve ashabının yolunu iyi bilmekten geçer. Bu ismi geçen yollar selefin zamanında olmadığı için batıllıkları da böylece ortaya çıkar. Ayrıca daha önce ifade ettiğimiz gibi muasırların kitaplarından da sakınılmalıdır, ancak kuşkusuz muasır kitaplardan da faydalı olanları mevcuttur. Bunlara da yeri geldiğinde temas edilecektir inşallah.

Bu mukaddimeden sonra Ehli sünnet akidesiyle alakalı okunması gereken kitapların listesini takdim edeceğiz inşallah. Bütün ilimlerde olduğu gibi Ehli sünnet akidesine dair ilim de kolaydan zora doğru basamak basamak ilerletilmelidir ve muhtasar, kısa metinlerden başlayıp daha hacimli kitaplara doğru gidilmelidir. Buna riayet edilmeyip en tepeden başlandığı takdirde talebe fayda yerine zarar elde eder ve akideyi belki de büsbütün kaybetmekle karşı karşıya kalabilir. Şimdi Ehli sünnet akide metinlerini bu şekilde basamaklara göre sıralamak istiyoruz. Bunu yaparken daha ziyade Türkçe’ye tercüme edilmiş eserleri zikretmeye çalışacağız inşallah.

1. Basamak (başlangıç seviyesi): Mübtedi yani başlangıç seviyesindeki bir talebe akideye dair yazılmış muhtasar risaleleri okumakla işe başlamalıdır. Bu babta Türkçe’de neşredilmiş iki eser dikkatimizi çekmektedir. Bunlardan birincisi İmam Ahmed bin Hanbel’in “Usul’us Sunne” adlı risalesi ve de M. El-Humeyyis’in derlemiş olduğu selef imamlarının kısa akide metinlerini ihtiva eden “Selef İmamlarının Akidesi” adlı eserdir. Yine sitemizin selef-i salihin akidesi bölümünde yer alan risaleler de başlangıç seviyesinde okunabilir. http://darultawhid.com/tr/forum/index.php?board=61.0 Bu risalelerin birçoğu delil zikretmeden selef akidesini özlü olarak anlatan kısa eserlerdir. Yapabilenlerin bu metinlerden bir veya birkaç tanesini Arapçasından veya hiç olmazsa Türkçesinden ezberlemesi tavsiye edilir. İmam Berbehari’nin “Şerh’us Sunne” adlı eseri de biraz daha uzun olmakla beraber muhtasar akide metinleri arasında sayılabilir. Bu eserin tercümesine de bu verdiğimiz adresten ulaşılabilir, bunu inşallah ilerde kitap olarak basmak da nasib olur. Muhtasar akide metinlerinden sayılmakla beraber İbn Kudame el Makdisi (rh.a)’ın Lum’at’ul İtikad adlı eseri ve de Şeyhulislam İbn Teymiye’nin Akidet’ul Vasitiyye adlı risalesi diğerlerine nazaran daha çok delil yani ayet ve hadis ihtiva etmektedir. Bilhassa Vasitiyye akidesindeki ayet ve hadis metinlerinin ezber yapılması faydalı olur.

2.Basamak: (orta seviye): Muhtasar akide metinlerini iyice fıkhederek okumuş olan bir kimsenin artık yavaş yavaş akidenin delillerine ve de muhaliflere verilen cevaplara özet şekilde de olsa vakıf olması, muhtasar metinlerde anlatılan hususların tafsilatını öğrenmesi gerekir. Bunun için yukarda zikredilen akide metinlerinin şerhlerine müracaat etmesi tavsiye edilir. Bu risalelere yapılan şerhlerin birçoğu muasırdır, bu şerhlerin de bir kısmı sözlü iken bir kısmı yazılıdır. Türkçede daha ziyade Vasitiyye akidesinin şerhleri mevcuttur. Kitap olarak neşredilmiş olan üç şerh: Abdurrahman es-Sa’di, İbn Useymin ve Halil Herras’ın şerhleridir. Vasitiyye’yi sesli olarak şerhedenler de mevcuttur. İhtiyatlı olmak kaydıyla bunlardan istifade edilebilir. Bu seviyede okunacak eserlerin en faydalısı ise gördüğümüz kadarıyla İbn Ebi’l İzz (rh.a)’ın Tahavi akidesi şerhidir, bu eseri her ilim talebesinin mutlaka okumasını tavsiye ederiz. Selef-i salihin akidesiyle alakalı yazılmış muasır eserler arasında en faydalılarından bir tanesi ise –Allah hidayet etsin- Abdullah el-Eseri (Yolcu)’nun “el-Veciz” adlı kitabıdır. Yine Hikemi’nin “A’lam’us Sunnet’il Menşura” isimli sorulu cevaplı akide kitabı da bu babta tavsiye edilebilecek kitaplardandır.

3. Basamak (ileri seviye): Selef-i salihin akidesine ve delillerine genel hatlarıyla muttali olmuş olan talebenin artık akidenin daha tafsilatlı delillerine, muhaliflere yapılan daha tafsilatlı reddiyelere ve akidenin içerisindeki iman, kader, isim sıfat tevhidi vb müstakil bablara kamil anlamda vakıf olması icab eder. Bu hususta öncelikle Şeyhulislam İbn Teymiye (rh.a)’ın –Türkçeye İbn Teymiyye külliyatı olarak tercüme edilen- Mecmu’ul Fetava’nın ilk 8 cildini tavsiye edeceğiz. Şeyhulislam bu 8 cilt içerisinde yer alan risalelerinde Ehli sünnet itikadını hakkıyla ortaya koymuş, muhaliflerini susturacak cevapları vermiş, meseleleri tahkik etmiş, yanlış anlaşılmaları düzeltmiştir. O yüzden akidenin tafsilatıyla öğrenileceği temel kaynak bu zikrettiğimiz eserdir desek yanılmış olmayız inşallah. Aşağıda zikredeceğimiz eserlere geçmeden önce Feteva’nın akide bölümünün muhakkak okunması gerekir. Aksi takdirde bu husustaki tartışmalara ve cevaplara vakıf olmadan, İslam ümmeti arasında akidevi meselelerin ne şekilde müzakere edildiğini anlamadan; ehline hitaben yazılmış, fazla açıklama ihtiva etmeyen asar/rivayet temelli akide kitaplarına dalan bir kişi ifrat ve tefrit görüşlere sapabilir ve de zaten çoğu konuyu hakkıyla anlayamaz. Akidevi eğitim metoduna vakıf olmayan ya da sapık bir menhece sahip olan birtakım kişilerin bu tarz üst seviyenin de üstünde yer alan asar kitaplarına avamı yönlendirmeleri asla itibar edilmemesi gereken vahim bir hatadır. Bu konularda gerekli temele sahip olan birisi ise artık hadis alimlerinin tasnif ettiği “Sünnet”, “İman”, “Tevhid”, “Şeriat”, “İbane” vb başlıklar altındaki eserleri okumaya başlayabilir. Mütekaddim Ehli sünnet uleması Ehli sünnet akidesinin tafsili delillerini, ayet, hadis ve selefin asarından nakillerle isbat etmek amacıyla “es-Sünne” veya benzeri başlıklarda kitaplar tasnif etmişlerdir. Bu kitaplara dair ayrıntılı bilgi için şu adrese müracaat edebilirsiniz: http://darultawhid.com/tr/forum/index.php?topic=686.0 Sünne tarzı eserlerden Lalekai’nin kitabı yakın zamanda Türkçe’ye çevrilmiştir. Bu husustaki yazımıza müracaat ediniz: http://darultawhid.com/tr/forum/index.php?topic=1276.0 Ayrıca Türkçe’de de neşredilmiş olan meşhur hadis mecmuaları olan Ebu Davud ve İbn Mace’de de “Kitab’us Sunne” başlıklı bölümler yer almakta ve buralarda genel olarak Ehli sünnetin muhtelif hususlardaki menhecine delil teşkil eden rivayetler yer almaktadır.

Buraya kadar Allahın izni ve keremiyle akideyle alakalı genel muhtevalı bazı eserlere dikkat çektik. Yazının bundan sonraki bölümünde ise inşallah akidenin içerisindeki daha müstakil başlıklarla alakalı örneğin vela-bera, tekfir, iman, isim ve sıfat tevhidi vb konulardaki eserlerden bahsedeceğiz inşallah.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1939
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
“İMAN” MESELESİ HAKKINDAKİ ESERLER

Bismillahirrahmanirrahim,

Yukarda bahsedilen Ehli sünnet akidesi ve selef menhecine dair eserleri anlayarak okumuş olan bir kimsenin bundan sonraki merhalede akidenin konularını delilleriyle birlikte daha tafsilatlı olarak ele alan ve bilhassa da muhaliflere reddiye ihtiva eden eserlere yönelmesi gerekir. Ehli sünnet akidesine dair genel bilgiler ihtiva eden kitaplarda bulunan ve çoğu zaman özet geçilen meseleler ancak bu şekilde kâmil manasıyla idrak edilebilir. Bu meselelerden en başta geleni ise “iman” konusudur. Burada “iman” konusu derken kasdımız Ehli sünnetin iman anlayışı, bilhassa iman amel münasebeti hakkındaki görüşleri ve Havaric, Mürcie, Mutezile vesair muhaliflerin bu husustaki batıl kanaatlerinin reddi ve de bu hususlara dair yazılmış eserlerdir. –Aşağıda zikredeceğimiz- İman konusu etrafında yazılmış kitapların mütaalası, bilhassa iman küfür meseleleri etrafında saptırma ve tahrifatın iyice artmış olduğu günümüzde gayet ehemmiyet arzetmektedir.

İman konusunda Ehli sünnet âlimlerinin telif etmiş olduğu birbirinden kıymetli kitaplar mevcuttur. Bunlar arasında ise bizim gördüğümüz kadarıyla mutlaka okunması gereken iki tane mühim eser vardır ki ikisi de Şeyhulislam İbnu Teymiyye rahimehullah’a aittir.

Birincisi; Mecmu’ul Fetava’nın 7.cildidir ki bu, Feteva’nın “İman” bahsine ayrılmış olan bölümüdür. Elhamdulillah Türkçe’de de mevcuttur.

İkincisi ise Şeyhülislam'ın es-Sarim’ul Meslul adlı eseridir. Bu kitap her ne kadar Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e dil uzatanların hükmünü fıkhi açıdan ele alan bir çalışma olsa da bu vesileyle imanın ve küfrün mahiyeti, Ehli sünnetin iman tanımı, bilhassa Cehmiye ve Mürcie gibi sapık fırkaların imana ve dolayısıyla küfre getirmiş oldukları batıl tanımların reddi gibi konulara da girmiş ve de günümüzdeki birçok tartışmaya ışık tutacak izahlarda bulunmuştur. Feteva 7. Cilt de böyledir. Türkçeye de tercümeleri yapılmış olan bu iki kitabı hakkıyla idrak ederek anlayan ve ihtiva ettiği hakikatleri kabul eden birisi, günümüzde ikrah durumu dışında dahi küfür söz ve fiillerinin imanla bir arada olabileceğini iddia eden hiçbir sapık fırkanın tuzağına kolay kolay düşmez. Bu iki kıymetli kitap, birazdan isimlerini zikredeceğimiz mütekaddim alimlere ait rivayet usulüyle yazılmış eserlerin de anlaşılması için anahtar mahiyetindedir. Zira bu iki kitapta iman kavramı ve etrafındaki çeşitli tartışmalar hakkında belki başka kitaplarda bulunmayan tafsilatlı izahlar ve yine muhaliflere yönelik geniş reddiyeler mevcuttur.

İman konusu etrafında hadis ehli âlimlerce yazılmış, rivayet esaslı kitaplara gelince; bu konuda telif edilmiş birçok eser mevcuttur. Bu hususta ayrıntılı bilgi için şu adrese müracaat edilebilir: http://darultawhid.com/tr/forum/index.php?topic=697.0 Bu kitaplardan bildiğimiz kadarıyla Ebu Ubeyd Kasım bin Sellam’ın İman kitabı Türkçeye çevrilmiştir. Ayrıca yakın zamanda İmam Ahmed bin Hanbel’in Hallal tarafından nakledilen “Kitab’ul İman” adlı eseri Neda yayınları tarafından Türkçe’de yayınlanmıştır. Bunun dışında hadis imamlarının iman konusu ve Mürcie fırkasına reddiye başlığı altında telif ettikleri eserleri ihtiva eden bir derlemenin aynı yayınevi tarafından neşredileceği ilan edilmiştir. Bunun dışında Buhari ve Müslim başta olmak üzere hadis kitaplarının “İman” başlıklı bölümlerinde selefin iman anlayışını aksettiren çeşitli hadis ve rivayetlere yer verilmiştir. Ayrıca, yukarda bahsettiğimiz Ehli sünnet itikadına dair kitapların imanla alakalı bölümlerinde de konuyla alakalı malumata ulaşılabilir.

Muteber âlimlere ait bu kitapların yanında, muasırlardan Abdullah bin Abdilhamid el Eseri’nin İman adlı eserine müracaat edilebilir. -Allah kendisine hidayet etsin- bu zat Guraba Yayınlarının sahibi olan Abdullah Yolcu’nun kendisidir ve bu kitapta Ehli sünnete ait bu zikri geçen kaynaklar ve başkalarından imanla alakalı neredeyse bütün meseleleri derlemiştir. Kitabın özelliği sistematik olması, konuyla alakalı selef ve halefe ait birçok nakli ihtiva etmesi ve de dolayısıyla bu konular hakkında bilgi edinmek isteyen birisinin kolayca ilgili malumata ulaşabileceği bir mahiyette olmasıdır. Bundan dolayı, -içindeki bazı tehlikelerle beraber- bu kitabı da en azından ehli için tavsiye etmek istedik. Kitaptaki batıllar ise bellidir, bunlar Abdullah Yolcu’nun kendi sözleridir veya düştüğü dipnotlardaki birtakım şahsi görüşleridir. Bunların ise bizzat kitapta nakledilen selefin görüşlerine muhalif olduğu, düşünen herkes için açıktır. Zira bu şahıs, iman küfür meselelerinde Ehli sünnetin kanaatini açıklayıp Cehmiye gibi batıl fırkaların kanaatlerini reddettikten ve ikrah dışında küfür işleyen birisinin kâfir olacağını tasdik ettikten sonra –kendisinin de küfür olduğunu kabul ettiği- beşeri kanunlarla hükmetme, bunlara muhakeme olma gibi fiillerin günümüzde –hiçbiri ikrah seviyesine ulaşmayan- bazı maslahatlardan dolayı caiz olacağını sayıklamıştır ki yazmış olduğu kitap kendisine bu hususta reddiye teşkil etmektedir! Kısacası bütün bu batılları ayıklayabilecek olan kişi için sözkonusu “İman” isimli kitap da faydalı olabilir. Vallahu a’lem.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1939
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Vela-Bera (Dostluk-Düşmanlık) Meselesi Hakkındaki Eserler:

Ehli sünnetin iman anlayışını ve muhalif fırkaların iman anlayışından farkını iyice anlayan bir kimsenin mutlaka tevhidden sonraki en önemli mesele sayılan, hatta tevhidle beraber, onun ayrılmaz bir parçası olan vela-bera konusunu Ehli sünnetin usulüne göre öğrenmesi gerekir. Ehli sünnetin iman anlayışını mücmel de olsa idrak edememiş olan birisinin aşağıda zikredeceğimiz vela-bera akidesi hakkındaki kitaplara dalması ise yerine göre faydadan çok zarar getirebilir ve de ifrat veya tefrit tarzında uç fikirlere sahip olmasına vesile olabilir. Zira dostluk düşmanlık meselesi imanla doğrudan bağlantılıdır ve kişinin iman anlayışı düzgünse, vela-bera anlayışı da düzgün olacaktır. Keza imana bakış açısı sakatsa, vela-beraya bakış açısı da aynı oranda bozuk olacaktır.

Türkçede bulunabilecek olan ve de mevzuyu selefin fehmi doğrultusunda izah eden vela-bera konulu kitap ve risaleler –tesbit edebildiğimiz kadarıyla- şunlardır:

-İslam Dininin Aslı Risalesi ve Şerhi: Bu, Şeyh Muhammed bin Abdilvehhab rahimehullah’ın kısa fakat son derece mühim “Aslu Dinil İslam ve Kaidetuhu” diye başlayan risalesine torunu Şeyh Abdurrahman bin Hasen –Allah cümlesine rahmet eylesin- tarafından yazılmış, aynı şekilde veciz ve mühim bir risaledir. Bilhassa günümüzde sıkça tartışma konusu olan dinin aslı nedir, İslam dininin aslı yani olmazsa olmaz esasları hangi unsurlardan oluşmaktadır, gibi konuları muhtasar bir şekilde izah etmekte ve de devrimizde birçok kimsenin imanın asılları arasından çıkartmaya çalıştığı vela-bera ve buna bağlı olarak müşriklerin tekfirinin İslam’ın asılları arasında yer aldığını veciz bir şekilde ortaya koymaktadır. Vela-bera akidesi hakkındaki tafsilatlı eserlere geçmeden önce bu kitapçıkla bir temel atılması zaruridir. Bu kitap Türkçe’de –Allah hidayet etsin- Hüseyin Cinisli isimli –birazdan hakkında konuşacağımız- şahıs tarafından müstakil bir risale olarak basıldığı gibi Durer’us Seniyye tercümesinin 2.cild 288 ve 301. Sahifeleri arasında da mevcuttur. Şeyh Muhammed’in İslam Dininin Aslı Risalesinin metnine ise tarafımızdan hazırlanan “Tevhid Risaleleri Külliyatı” isimli mecmuanın 209 ve 213. Sahifeleri arasından ulaşılabilir.

-Bu risaleden sonra yine Şeyh Muhammed bin Abdilvehhab rahimehullah’ın torunlarından olan Şeyh Süleyman bin Abdillah –Allah cümlesine rahmet eylesin- tarafından kaleme alınan iki mühim risale okunmalıdır. Bunlardan birincisi “ed-Delail fi Hukmi Muvalat’i Ehl’il İşrak” yani “Şirk Ehlini Veli Edinme Hakkında Deliller” başlıklı muhtasar risaledir. Bu kitapçık vela-bera akidesine delalet eden 20 ayet ve 1 hadisten oluşan 21 adet delilin kısa izahlarından müteşekkildir. İkincisi ise “Evseku Ura’l İman” yani “İmanın En Sağlam Kulpu” başlıklı risale olup bu da aynı şekilde vela-bera konusu hakkındaki ayetleri, birtakım hadisleri, selef kavillerini açıklayan, bu meseleyle alakalı muhtelif konulara değinen muhtasar bir risaledir. Bu risaleler, o dönem Osmanlı devletinin Mısır valisi olan Kavalalı Mehmed Ali Paşa –lanetullahi aleyh- tarafından yönetilen Türk ordusunun Necd bölgesini istila etmesi akabinde bu orduyla dostluk ilişkileri geliştiren kimselere karşı ikaz amacıyla telif edilmiştir. Ehlince malum olduğu üzere, Necdi ulema o dönemki Türk devleti ve tabilerini tekfir etmekteydiler. Günümüzde gizlenmeye veya inkâr edilmeye çalışılsa da bu, Necd davetine ait risaleleri yüzeysel olarak dahi inceleyen birisinin çok zorlanmadan karşılaşacağı bir hakikattir. Bu iki risale daha önceki yıllarda “Tevhid Yayınları” adlı bir yayınevi tarafından Vela-2 ismiyle neşredilmiş ancak bu tercümede tahrifat derecesine varan vahim hatalar yapılmıştı. Geçtiğimiz yıllarda “Hüseyin Cinisli” isimli Suud kraliyeti zihniyetine bağlı bir şahsiyet, bunlardan ed-Delail risalesini “Şirk ve Küfür Ehlini Veli Edinmenin Hükmü” adı altında düzgün sayılacak bir tercümeyle neşretmiş ve “Tevhid Yayınları”nın daha önceki tercümesinde yer alan tahrifatları da kitabın başında yazdığı mukaddimede dile getirmiştir. Lakin bu şahıs, her ne kadar “Tevhid Yayınları” gibi bizzat kitabın tercümesinde tahrifat yapmasa da kitabın başında yaptığı mukaddimelerle farklı bir tahrife imza atmış, hatta bir nevi neşrettiği kitaba reddiyede bulunarak kitabın verdiği mesajı çaktırmadan etkisiz hale getirmeye çalışmıştır. Çünkü Şeyh Süleyman, kitapta başından sonuna kadar ikrah hali olmadan kâfirlerin dinini onaylayan bir kimsenin –velev ki bunu küfre itikad etmeksizin yapsa dahi- kâfir olacağı konusunu delillendirmeye çalıştığı halde Cinisli, yazdığı sözde mukaddimede günümüzde bu hususta cehalet yaygın olduğu gerekçesiyle, inanmaksızın küfür söz ve fiil işleyen kimselerin hüccet ikamesinden önce tekfir edilemeyeceğini iddia etmiştir. O, böylece ikrah olmaksızın küfür işleyen birisinin kalbinde tasdik varsa kafir olmayabileceğini savunan halis Cehmiyye akidesini onaylamış, hem de mesele hakkında, ne tercümesini sunduğu eserde ne başka Rabbani bir alimin eserinde değinilmeyen muhdes, uydurma bir tafsilat getirmiştir. İşte bu sebeble sözkonusu kitabı tam manasıyla tavsiye edemiyoruz. Kitabı okumak isteyenler de kitabın başındaki bu sözde mukaddimelere karşı dikkatli olarak okusunlar. Sözkonusu ed-Delail risalesi Neda Yayinları tarafından basılan Tevhid Risaleleri-3 adlı çalışmanın içerisinde de yer almaktadır, oradan da okunabilir.

-Yine Necdi davet alimlerinden birisi olan Şeyh Hamd bin Ali bin Atik rahimehullah’ın “Sebil’un Necat ve’l Fikak min Muvalat’il Mürteddin ve’l Etrak” yani “Mürtedleri ve Türkleri Veli Edinmekten Kurtulmanın Yolu” adlı eseri de vela- bera akidesine giriş için faydalı olabilecek kitaplardandır. Kitabın başlığından anlaşılacağı üzere bu da –Şeyh Süleyman’ın kitapları gibi- Türk devletini veli edinen kimselere karşı uyarı niteliğindeki bir eserdir. Anlaşılabilecek sebeplerden ötürü kitabın son dönemlerde yapılan baskılarında Türkler manasındaki Etrak ibaresi yerine Ehl’ul İşrak yani Şirk Ehli ibaresi konulmuştur. Kitabın Türkçe tercümelerinde de bu yola gidilmiştir. Daha önce Tevhid Yayınları tarafından Vela-1 ismiyle neşredilen kitap, sonraki yıllarda Neda yayınları tarafından “Kurtuluşun Anahtarı” ismiyle yayınlanmıştır. Bu risalede de aynı şekilde vela-bera akidesiyle alakalı muhtelif meseleler, bilhassa kâfirlere benzeme, hicret, mustazaflığın sınırı gibi mevzular şeri deliller ışığında kısaca izah edilmiştir. Bilhassa vela-bera meselesi hakkındaki şer’i delilleri ve muhtelif meseleleri bir arada görmek açısından buraya kadar ismi geçen risaleleri önemli buluyoruz. Rabbimiz bu risaleleri ve benzerlerini düzgün bir tercümeyle, tahkikli bir şekilde neşretmeyi bizlere nasip etsin âmin. Bu risalelerden hakkıyla istifade etmek isteyen kimselerin, bunlarda zikredilen ayetlerin açıklamalarına ve hadislerin izahlarına, muteber tefsirlerden ve şerh kitaplarından müracaat etmeleri de gayet faydalı bir çalışma olacaktır.

-İmam Zehebi rahimehullah’a ait “Teşebbüh el-Hasis bi Ehl'il Hamis fi’r Red et-Teşebbüh bi’l Müşrikin” isimli risale de vela-bera konulu muhtasar risalelerden bir tanesidir. Kitabın ismi Türkçe'ye; Hamis’i Kutlayanların Rezilce Taklidi ve Müşrikleri Taklid Etmeye Reddiye olarak çevrilebilir. Hamis, Hristiyanlara ait bir bayramdır. Zehebi rahimehullah, bu risalede kâfirlere ait bayramları kutlayanlara nasihatte bulunmuş ve bu amaçla da teşebbüh yani kâfirlere benzeme konusundaki delilleri ve de genel olarak onları veli edinmeyi nehyeden delilleri kısa açıklamalarla bir araya getirmiştir. Bu risaleyi bir kardeşimiz –Allah muvaffak kılsın- Türkçeye çevirmiştir. Şu adresten ulaşabilirsiniz: http://darultawhid.com/tr/forum/index.php?topic=11.0 Bu risale –Allah hidayet etsin- M. Emin Akın tarafından da tercüme edilmiştir ve matbu kitap olarak da temin edilebilir.

-Buraya kadar zikrettiğimiz risaleler, daha ziyade müşrikleri veli edinen ve onları tekfir etme hususunda gevşeklik gösteren kimselere karşı uyarı mahiyetinde olan ve de bu meselelerin temellerini, dayandığı delilleri izah eden risalelerdi. Bunlara dair ilmi elde eden ve vela-bera, tekfir gibi mevzularda tefrite/gevşekliğe düşenlerin hatasını anlayan bir kimsenin, bundan sonra mutlaka bu konulardaki ifrat/aşırılık tarzı düşüncelere de uyanık olması gerekir ki yukarda da işaret ettiğimiz gibi bu meseleleri Sünni-selefi kaynaklardan öğrenmemiş olan kimselerin bu hususlarda Rafizi, Harici ve Mutezililerin düştüğü türden aşırılıklara düşmesi kaçınılmazdır. Bu babta dikkatimi celb eden bir risale, Necd davetine mensup meşhur âlimlerden, Şeyh Abdullatif bin Abdirrahman bin Hasen bin Muhammed bin Abdilvehhab’a aittir. Durer’us Seniye tercümesi 1. Cild, 483-499. Sahifeleri arasında yer alan bu risalede Şeyh Abdullatif rahimehullah, günümüzde de bazı misallerine rastlanan ve kendilerince güya Necdi davet imamlarının risale ve fetvalarını dayanak alarak tekfirde ve müşriklerden beri olmanın ölçüsü hususunda aşırı giden birtakım cahil acemlere reddiyede bulunmaktadır. Öyle ki bu zikri geçen kimseler, sırf bazı müşrik yöneticilerle mektuplaşılması veya bazı müşriklerin küfrünün açıktan telaffuz edilmemesi gibi ihtimalli birtakım mevzulardan dolayı muvahhidleri tekfir etmişlerdir. Şeyh rahimehullah’ın bunlara verdiği cevaplarda Ehli sünnetin bu hususlarda gözettiği esaslara dair faydalı bilgiler bulunmaktadır. Bunun haricinde ed-Durer’us Seniyye’nin muhtelif cildlerinde Necdi ulemanın vela-bera hususunda faydalı açıklamalarını ihtiva eden birçok risale de bulunmaktadır.

-Bu risaleler vasıtasıyla vela-bera meselesi hakkında temel bilgilere sahip olan birisi, bu konu etrafındaki hükümleri tafsilatlı olarak inceleyen eserlere adım atmalıdır. Bu konuda yazılmış bildiğimiz en kapsamlı çalışma, Şeyhulislam İbnu Teymiye rahimehullah’ın “Sırat-ı Mustakim” adıyla tercüme edilen eseridir. Şeyh rahimehullah, burada teşebbüh yani kâfirlere benzeme konusunu tafsilatlı olarak ele almakta ve gerek bu hususta, gerekse genel manada müşriklerle ilişkiler hususundaki fıkhi hükümleri ayrıntılı olarak müzakere etmektedir. Kuşkusuz, İbnu Teymiyye rahimehullah’ın diğer eserlerinde olduğu gibi bu eseri de sistematik değildir, ancak gerekli gördüğü konulara girmiştir, bu sebeble vela-bera bahsindeki her mesele bu kitapta yer almayabilir. Talebesi İbn’ul Kayyim rahimehullah ise “Ahkamu Ehl’iz Zimme” adlı eserinde zimmilerin yani İslam devletindeki gayrı müslim tebaanın hükümlerini sistematik olarak incelemiş, bu minvalde onlarla olan sosyal münasebetlerin hükmünü de tafsilatlı olarak ele almıştır. Keza Hanbeli mezhebinin imamlarından el-Hallal rahimehullah’ın konuyla alakalı İmam Ahmed ve ashabının görüşlerini derlediği Ahkamu Ehlil Milel ve’r Ridde adlı eseri de bu konudaki kaynak eserlerden birisidir. Bu zikri geçen iki eser, biraz daha ilmi altyapıya sahip kimselere hitap etmekte olup Türkçe’de mevcut değildir. Esasında Sırat-ı Müstakim de ilmi altyapı isteyen bir kitaptır. Bunlar haricinde fıkıh kitaplarının çeşitli bölümlerinde, bilhassa cizye ahkâmıyla alakalı bablarda, bazen de cihad bablarında ve diğer bölümlerde kâfirlerle münasebetlerin ahkâmına ulaşılabilir. Muasırlardan Said el Kahtani –Allah hidayet etsin- vela meselesindeki bazı temel kaide ve meseleleri “İslam’da Dost ve Düşman” ismiyle tercüme edilen kitabında bir araya getirmiştir. Bu zat, -akidesi gereği- daha ziyade Yahudi, Hristiyan, ateist vb İslam iddiası olmayan kâfirleri hedef alan bir bakış açısıyla kitabı telif etmiş, ancak kitapta âlimlerden nakillerle vela-bera meselesi hakkında birçok faydalı hususa temas etmiştir. İhtiyatlı olmak kaydıyla bu kitaptan da istifade edilebilir.

Tevhid akidesinin en hayati mevzularından birisi olan vela-bera (dostluk ve düşmanlık) meselesi hakkında yazılmış eserlerden bizim gözümüze çarpanlar bunlardır. Şu iyice bilinmelidir ki bu konuda zor olan şey, bu mesele hakkındaki ilme ulaşmak değil, bu ilimle amel etmektir. Geçmişte ve günümüzde müminle münafığın ayırd edildiği en büyük imtihan konusu bu mesele olmuştur. O yüzden bu mesele etrafındaki gayret ve hırsın gerek ilim gerekse amel bakımından artırılması ve de bu mevzunun sürekli gündemde tutulması hayati önem arz etmektedir. Vallahu a’lem.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1939
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Tekfir Meselesi Hakkındaki Kitaplar:

Vela-bera meselesiyle bağlantılı, hatta onun unsurlarından birisi olan tekfir meselesi de aynı şekilde Ehli sünnetin vasat menhecine göre öğrenilmesi ve tatbik edilmesi gereken hassas bir mevzudur. Bu konuda yukarda isimleri zikredilen eserlerin yanında, şu kitaplara müracaat edilebilir:

-Müfid’ul Mustefid fi Kufri Tarik’it Tevhid: Şeyh Muhammed bin Abdilvehhab rahimehullah, bu muhtasar eserini akidenin unutulmuş önemli bir rüknü olan müşriklerin tekfirinin vacipliğini hatırlatma amaçlı olarak kaleme almıştır. Şeyhin öz kardeşi Süleyman’a reddiye olduğu söylenen bu kitap, Türkçe’de muhtelif kişi ve kurumlar tarafından neşredilmiştir. Ancak bu risalenin de diğerleri gibi düzgün bir tercümeyle tahkikli bir neşri gerekmektedir. Rabbimizden dilediğimiz bunu da bizlere nasip etmesidir.

-El-İntisar: Şeyh Eba Butayn en-Necdi rahimehullah’ın bu mühim eseri bilhassa büyük şirkte cehaletin özür olduğunu ileri süren ve bu hususta kudret hadisi, Zatu Envat gibi delillere ya da İbn Teymiye gibi alimlere ait bazı kavillere sarılan kimselere reddiye içermekte ve bu yönüyle günümüzdeki tartışmalara da ışık tutmaktadır. –Allah muvaffak kılsın- Bir kardeşimizin tercüme ettiği bu kıymetli esere şu adresten ulaşmanız mümkündür: http://darultawhid.com/tr/forum/index.php?topic=19.0

-Muayyen Tekfirin Hükmü: İshak bin Abdirrahman Al’uş Şeyh tarafından kaleme alınan bu hacmi küçük, lakin kıymeti büyük risalede de bilhassa Muhammed bin Abdilvehhab rahimehullah’ın “Kevaz kubbesi” gibi bazı müteşabih kavillerinden hareketle dinin aslında cehaletin özür olduğunu savunanlara reddiyede bulunmakta ve hüccetin ulaşmasından kasdın ne olduğu, bununla hüccetin anlaşılması arasındaki fark izah edilmektedir. Kitaba şu adresten ulaşılabilir: http://darultawhid.com/tr/forum/index.php?topic=1076.0 İntisar’ı tercüme eden kardeş, bu risaleyi de tercüme etmiştir. İki kitap da matbu’dur ve Neda yayınlarından temin edilebilir.

-Bunlar haricinde Necdi alimlere ait tekfir konulu birçok risale mevcuttur ancak bunların birçoğu Türkçe’ye tercüme edilmemiştir. Durer’us Seniyye’nin muhtelif yerlerinde bunlara ulaşılabilir. Tekfir meselesi elbette ki daha önceki ulemanın da gündeminde olan bir konudur ancak tekfire dair bahisler, geçmiş alimlerin kitaplarında dağınık olarak bulunmaktadır. Bilhassa fıkıh kitaplarının mürted veya riddet bablarında tekfirle alakalı muhtelif meselelere ulaşılabilir. Keza, akaid kitaplarında tekfirle alakalı müstakil başlıklarda bilhassa Hariciler gibi bazı fırkalara cevap niteliğinde hususlar yer almaktadır. Maliki-Eşari ulemasından Kadı İyaz’ın eş-Şifa adlı eserinde bu konuyla alakalı, riddet sebebi olan küfür söz ve fiillerin incelendiği müstakil bir bab vardır. Keza, Hanefi-Maturidi alimlerinden Aliyy’ul Kari’nin Fıkh’ul Ekber şerhinin son bölümünde elfaz-ı küfürle alakalı tafsilatlı bilgi mevcuttur. Lakin bu baba ifrat ve tefrit türünden bazı bidatler dâhil olduğundan dolayı bilhassa halef ulemasının bu husustaki kitapları ihtiyatlı okunmalıdır. Bununla beraber ilmi altyapıya sahip bir kimse bu saydığımız eserleri mutlaka mütalaa etmelidir, bunlardan bigâne kalmak doğru olmaz.

-Günümüzde “Tekfir””Cehalet” gibi başlıklar altında muasırlara ait birçok kitap neşredilmiştir. Bu kitaplarda bazen faydalı konular da yer almakla beraber sapıklıktan hatta küfürden uzak olan bir kitap neredeyse yok gibidir. O yüzden tekfir konusu başta olmak üzere güncel akidevi meselelerle alakalı muasır kitaplardan hiç birini tavsiye edemiyoruz. Bunun tek istisnası Ebu Yusuf el Ferrac’ın “İslam Hukukunda Cehalet” ismiyle neşredilen kitabıdır. Türkçede –her nedense- aynı isimle basılan Arid’ul Cehl isimli kitapla karıştırılmamalıdır. Zira Arid’ul Cehl, cehaletin mazeret olmamasını, şirkle imanın bir arada bulunmayacağı gibi asıllara değil, bilakis ilmin yaygın olmasına bağlayan ve bu surette cehaletin özür olmadığını ispatlama adı altında tam tersini yapan bir kitaptır. Mutlaka okunacaksa sadece içindeki âlimlere ait nakiller alınıp gerisi atılmalıdır. Ferrac’ın kitabı ise bazı istisnai yerlerde ilmi açıdan zayıf kalmış ve ucu açık kelamlar etmiş olsa da genel olarak güzel bir kitaptır. Bilhassa İslam’ın hakikati ve şirkten beri olmadan gerçekleşmeyeceği gibi hususları gayet tafsilatlı şekilde anlatmaktadır. Birçok açıdan benzersiz olan bu kitabı ilim talep eden herkese tavsiye ediyoruz. Bu başlık altında zikrettiğimiz kitapların tamamı, belli bir altyapıya sahip olan kimselere hitap etmektedir o yüzden akideye dair temelleri iyice öğrenmemiş olan kimselerin tekfir konusuyla alakalı kitaplara dalmaları tavsiye edilmez. Burada en son zikretmiş olsak da ismi geçen Ferrac’a ait kitap, bu konulara başlangıç için diğer kitaplardan da önce okunabilir. Vallahu a’lem.

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
5726 Gösterim
Son İleti 05.01.2020, 02:34
Gönderen: Izhâr'ud Dîn
1 Yanıt
3869 Gösterim
Son İleti 02.07.2018, 02:01
Gönderen: İbn Teymiyye
0 Yanıt
2696 Gösterim
Son İleti 23.02.2017, 00:08
Gönderen: Abdulberr
10 Yanıt
4602 Gösterim
Son İleti 24.02.2019, 02:39
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
1436 Gösterim
Son İleti 16.03.2019, 14:52
Gönderen: Tevhid Ehli