Darultawhid

Gönderen Konu: Sufiler Tarafından Kullanılan Hadisler ve Sıhhat Durumları  (Okunma sayısı 3923 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1114
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
بسم الله الرحمن الرحيم والصلاة والسلام على رسوله الأمين
Sufiler Tarafından Kullanılan Hadisler ve Sıhhat Durumları

Emma Ba'd (bundan sonra): Sufiler tarafından kullanılan hadisler ve sıhhat durumlarını ele alacağız inşallah. Hadisleri teker teker ele almadan önce, Şeyh’ul İslam İbni Teymiyye'nin toplu değerlendirmelerine yer vereceğiz ardından -fırsat buldukça-, Allah'ın yardımı ile nakiller ve ulemanın değerlendirmelerini aktaracağız inşallah.

Şeyh’ul İslam İbni Teymiyye'ye, sufiler tarafından kullanılan bazı hadislerin durumu sorulmuş o da nakilleri topluca ele alarak kısa açıklamalarda bulunmuştur. (Şeyh’ul İslam İbni Teymiyye, Risale fi Ahadis'il Mevzua; Feteva el-Kubra, 5/88-93)


Şeyh’ul İslam İbni Teymiyye'ye, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'den rivayet edilen:

ما وسعني لا سمائي ولا أرضي ولكن وسعني قلب عبدي المؤمن

"Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyurdu: Göklerim ve yerim Beni almadı. Ancak mü'min kulumun kalbine sığdım," hadisi hakkında soruldu.

Şeyh’ul İslam buna şu şekilde cevap verdi:

"Hamd Allah içindir. Bu söz İsrailiyat arasında zikredilmektedir. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'den herhangi bir isnad ile rivayet edilmemiştir. Anlamı şöyledir: Allah muhabbetini ve marifetini kulunun kalbine koyar.


القلب بيت الرب

"Kalp Rabbin evidir," şeklinde rivayet edilen hadis de önceki hadis gibidır (İsrailiyyattandır). Zira kalp, Allah Teala'ya imanın, marifetin ve muhabbetin evi (yeri)dir.

كنت كنزا لا أعرف فأحببت أن أعرف فخلقت خلقا فعرفتهم بي فبي عرفوني

"Bilinmeyen bir hazine idim, bilinmeyi istedim ve mahlukatı yarattım. Onlara kendimi bildirdim, onlar da Beni bildiler." şeklindeki sözü rivayet ettiler.

Bu ifadeler Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sözü değildir. Bu hadisin sahih ya da zayıf herhangi bir isnadını bilmiyorum.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'den şöyle buyurduğunu rivayet ettiler:


إن الله خلق العقل ، فقال له : أقبل ، فأقبل ، ثم قال له : أدبر ، فأدبر ، فقال : وعزتي وجلالي ما خلقت خلقا أشرف منك ، فبك آخذ وبك أعطي

"Şüphesiz Allah aklı yaratmış ve ona: Gel demiş, o da gelmiştir. Sonra ona dön demiş, o da dönmüştür. Sonra da buyurmuştur ki: İzzetime ve Celalime yemin olsun ki senden daha şerefli bir mahluk yaratmadım. Seninle ödüllendirir, seninle cezalandırırım."

Hadis alimlerinin ittifakı ile bu hadis batıl ve uydurmadır.


حب الدنيا رأس كل خطيئة
 
"Dünya sevgisi her kötülüğün başıdır." sözünü rivayet ettiler.

Bu söz, Cündüb ibni Abdullah el-Beceli (radiyallahu anh)’dan bilinmektedir fakat Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'den bilinen bir isnadı yoktur.


الدنيا خطوة رجل مؤمن

"Dünya, mü'min için sadece bir atlama taşıdır." sözünü rivayet ettiler.

Bu (söz), ne Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'den, ne selef (alimlerin)den, ne de imamlardan bilinmemektedir.


من بورك له في شيء فليلزمه "Kim bir şeyden bereket görmüşse ona devam, etsin." ve: ومن ألزم نفسه شيئا لزمه "Kim nefsini bir şeye alıştırmışsa ona devam etsin." sözlerini rivayet ettiler.

İlk söz seleften birinden rivayet olunmuştur. İkinci söz ise batıldır. Zira kişinin nefsini alıştırıp devam edip etmemesi gereken şey ancak Allah ve Rasulü'nün emrine uygun olan şeydir.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'den rivayet ettiler:


تخذوا مع الفقراء أيادي فإن لهم في غد دولة وأي دولة

"Fakirlerin yanında, eller edinin. Zira yarın onların bir devleti olacaktır ki, hem de ne devlet!" ve: الفقر فخري وبه أفتخر "Fakirlik övüncümdür. Ben onunla iftihar ederim," hadislerinin her ikisi de uydurmadır ve Müslümanların meşhur kitaplarında herhangi bir biçimde (rivayet edildikleri) bilinmemektedir.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'den şöyle buyurduğunu rivayet ettiler;


أنا مدينة العلم وعلي بابها "Ben ilmin şehriyim, Ali de onun kapısıdır."

Bu hadis zayıftır. Hatta hadis alimlerine göre uydurmadır. Tirmizi ve başkaları tarafından rivayet edilmiştir ancak bu sözün Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'e nispet edilmesi yanlıştır.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’den şöyle rivayet ettiler:


يقعد الفقراء يوم القيامة ، ويقول : وعزتي وجلالي ما زويت الدنيا عنكم لهوانكم علي ولكن أردت أن أرفع قدركم في هذا اليوم انطلقوا  إلى الموقف فمن أحسن إليكم بكسرة أو سقاكم شربة ماء أو كساكم خرقة انطلقوا به إلى الجنة

"Allah Kıyamet Günü'nde fakirleri oturtacak ve buyuracak ki: İzzetim ve Celalime yemin olsun, dünyayı size vermemem sizi değersiz gördüğümden değildir. Bilakis sizin değerinizi bu günde yüceltmek istedim. Mevkife (insanların toplandığı yere) gidin! Kim size bir parka ekmek verdiyse yada kim size içmeniz için su vermişse yada giymeniz için elbise verdiyse onu cennete götürün."

Şeyh şöyle dedi:

Bu rivayet hadis alimlerinin hiçbirinin nakletmediği bir uydurmadır. Batıldır ve kitap, sünnet ve icmaya muhalifdir.


النبي صلى الله عليه وسلم لما قدم إلى المدينة خرجن بنات النجار بالدفوف وهن يقلن : طلع البدر علينا من ثنيات الوداع إلى آخر الشعر فقال لهن رسول الله صلى الله عليه وسلم : هزوا غرابيلكم بارك الله فيكم

"Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in Medine'ye geldiğinde Neccar'ın kızlarının deflerle yanına gidip: Ay doğdu üzerimize, Veda Tepelerinden... diye başlayan şiiri okuduklarını, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in de: Deflerinizi sallayın, Allah sizi mübarek kılsın!.." dediğini rivayet ettiler.

Kadınların sevinç anında def çalmasına dair hadis sahihtir ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında yapılmıştır. Ama Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in
هزوا غرابيلكم "Deflerinizi sallayın," sözünü söylediği bilinmemektedir.
 
Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle dediğini rivayet ettiler:


اللهم إنك أخرجتني من أحب البقاع إلي فأسكني في أحب البقاع إليك

"Allah'ım beni en sevdiğim yerden çıkardın, beni Senin en sevdiğin yere yerleştir."

Bu hadis Tirmizi ve başkaları tarafından rivayet edilmiş olmasına rağmen batıldır. Bilakis Mekke hakkında Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle demiştir:


إنك أحب بلاد الله إلي "Şüphesiz sen Allah'ın bana en sevimli olan beldesisin!.." ve şöyle demiştir: إنك لأحب البلاد إلى الله "Şüphesiz sen elbette Allah'ın en sevdiği beldesin." (Tirmizi; Hakim, Müstedrek)
 
Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'den şöyle dediğini rivayet ettiler;


من زارني وزار أبي إبراهيم في عام دخل الجنة

"Kim aynı senede beni ve atam İbrahim'i ziyaret ederse cennete girer,"

Bu, hadis alimlerinden hiçbirinin nakletmediği bir uydurma ve yalandır.


أن أعرابيا صلى ونقر صلاته ، فقال علي: لا تنقر صلاتك ، فقال الأعرابي: يا علي لو نقرها أبوك ما دخل النار
 
"Bir Bedevi’nin (bir kuş) gagalar gibi (acele ederek) namaz kıldığını rivayet ettiler. Ali (radiyallahu anh): Gagalar gibi namaz kılma! demiş, Bedevi de ona şu cevabı vermiştir: Ey Ali! Şayet baban da böyle gagalasaydı cehenneme girmezdi!.."

Bu yalan bir sözdür.

Ömer (radiyallahu anh)’ın babasını öldürdüğünü rivayet ettiler.

Bu bir yalandır. Zira onun babası Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in peygamberliğinden önce ölmüştü.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ettiler;


كنت نبيا وآدم بين الماء والطين "Ben, Adem su ile çamur arasında iken peygamberdim,"; كنت وآدم لا ماء ولا طين "Ben peygamberken Adem ne su idi, ne de toprak."

Bu söz(ler) batıldır.
 
Şu sözleri rivayet ettiler;


العازب فراشه من نار ، مسكين رجل بلا امرأة ، ومسكينة امرأة بلا رجل

"Bekarın döşeği ateştir. Miskin hanımı olmayan kişi; miskine de kocası olmayan kadındır."

Bu sözler Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sözleri değildir.
 
İbrahim (aleyhi selam)'ın Ka'be'yi bina ettikten sonra her rükünde (Kabe’nin her köşesinde) bin rekat namaz kıldığı ve  Allah Te'ala)'nın ona:


يا إبراهيم ما هذا سد جوعة أو ستر عورة "Ey İbrahim! Bu aç bir adamı doyurmak veya avretini örtemeyen birini giydirmek gibi değildir." diye vahyettiği rivayet edildi.

Bu apaçık bir yalandır ve Müslümanların kitaplarında böyle bir şey yoktur.


لا تكرهوا الفتنة فإن فيها حصاد المنافقين

"Fitneyi çirkin görmeyin. Zira o münafıkların hasadıdır." şeklindeki sözleri rivayet ettiler.

Bu sözler Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'den bilinmemektedir.

Şu sözleri:


من علم أخاه آية من كتاب الله ملك رقه

"Kim kardeşine Allah'ın kitabından bir ayet öğretirse, o (diğerinin) efendisi olur (diğeri onun kölesi olur)," rivayet ettiler.

Bu (rivayet), alimlerin kitaplarında bulunmayan bir yalandır.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'den şöyle buyurduğunu rivayet ettiler;


اطلعت على ذنوب أمتي فلم أجد أعظم ذنبا ممن تعلم آية ثم نسيها

"Ümmetimin günahlarına muttali oldum, onlar içinde, bir ayet öğrenip sonra onu unutmaktan daha büyük bir günah olmadığını gördüm."

Eğer bu hadis sahih ise, bununla Kur'an okumayı unutmak kastedilmiştir. Hadisin metni şöyledir:


يوجد من سيئات أمتي الرجل يؤتيه الله آية من القرآن فينام عنها حتى ينساها

"Ümmetimin kötülükleri arasında, Allah'ın kendisine Kur'an'dan bir ayet verdiği (öğrettiği) kimsenin onu unutuncaya kadar onunla ilgilenmemesi de bulunacaktır."

Buradaki unutmak Kur'an'dan yüz çevirmek, uzaklaşmak, ona inanmayı ve onunla amel etmeyi terk etmektir.  Unutuncaya kadar bir ayet üzerinde çalışma yapmamak ise günahtır.

Şu sözleri rivayet ettiler:


إن آية من القرآن خير من محمد وآل محمد ، القرآن كلام الله منزل غير مخلوق فلا يشبه بغيره

"Kur'an'dan bir ayet, Muhammed ve Muhammed'in ailesinden daha hayırlıdır. Kur'an, Allah'ın kelamıdır; vahyedilmiştir, mahluk değildir, onun benzeri yoktur."

Bu cümle Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’den rivayet edilmemiştir.
 
Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'den şöyle dediğini rivayet ettiler;


من علم علما نافعا وأخفاه عن المسلمين ألجمه الله يوم القيامة بلجام من نار

"Kim faydalı bir ilim öğrenir de, onu Müslümanlar'dan gizlerse, Allah onu Kıyamet Günü'nde ateşten bir gem ile gemleyecektir."

Bunun bir benzeri Sünende bulunabilir. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle demiştir:


من سئل عن علم يعلمه فكتمه ألجمه الله يوم القيامة بلجام من نار

"Kime bir ilim sorulur da, (bildiği halde) onu gizlerse, Allah Kıyamet Günü'nde onu ateşten bir gem ile gemleyecektir." (Ebu Davud)

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle dediğini rivayet ettiler:


إذا وصلتم إلى ما شجر بين أصحابي فامسكوا ، وإذا وصلتم إلى القضاء والقدر فأمسكوا

"Size sahabilerim arasında geçenler ulaştığı zaman kendinizi tutun (sessiz kalın). Size kaza ve kader meselesi ulaştığı zaman kendinizi tutun (sessiz kalın)."

Bu hadis, munkatı (kopuk) isnadlar ile rivayet edilmiştir.
 
Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in Selman el-Farisi (radiyallahu anh)'a üzüm yerken (Farsça olarak):
دو دو "dü, dü" (yani ikişer, ikişer). dediğini rivayet ettiler.

Bu sözler Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'e ait değildir, bu söz(ün Nebi'ye nisbet edilmesi) batıldır.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'den şöyle dediğini rivayet ettiler;


من زنى بامرأة فجاءت منه ببنت فللزاني أن يتزوج بابنته من الزنا

"Herkim bir kadınla zina eder de onun kızı olursa, zina eden kimse zina sonucu doğan kızıyla evlenebilir."

Bunu Şafii'nin ashabından olmayan kimseler söylemiştir. Bazıları bunu eş-Şafii'ye nispet etmiştir ve Şafii'nin ashabından bazıları bunu Şafi’nin söylediğini inkar etmiştir. Onlar şöyle demişlerdir:


إنه لم يصرح بتحليل ذلك ولكن صرح بحل ذلك من الرضاعة إذا رضع من لبن المرأة الحامل من الزنا

"O bunu helal kılmamıştır fakat o süt emmede helal olacağını söylemiştir şöyleki; eğer o kişi zina sonucu hamile kalmış bir kadının sütünden emmişse, o kadından doğan zina mahsulü kızla evlenebilir (demiştir)."

Ahmed bin Hanbel, Ebu Hanife ve bunlardan başka imamların çoğunluğu, bunun haram olduğu konusunda ittifak etmişlerdir. Bu, aynı zamanda İmam Malik'in mezhebindeki iki görüşten kuvvetli olanıdır.

Şu sözleri rivayet ettiler:


أحق ما أخذتم عليه أجرة كتاب الله

"Ücret aldıklarınızın en layığı Allah'ın Kitabı'dır."

Evet, bu hadis:


أحق ما أخذتم عليه أجرة كتاب الله

"Ücret aldıklarınızın en layığı Allah'ın Kitabıdır." (Ebu Davud; Tirmizi) şeklinde sabittir. Ancak hadis rukye hakkındadır ve ücret, Kur’an okuma karşılığında değil, hastayı iyileştirme içindir.

من ظلم ذميا كان الله خصمه يوم القيامة

"Kim bir zımmiye zulmederse Kıyamet Günü Allah onun rakibi olur." veya:

كنت خصمه يوم القيامة

"Onun rakibi Kıyamet Günü'nde Ben olurum."

Bu (hadis) zayıftır. Onun (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğu bilinmektedir:


من قتل معاهدا بغير حق لم يرح رائحة الجنة

"Kim, ahit verilmiş birini haksız yere öldürürse cennetin kokusunu alamaz." (Buhari)
 
Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'den şöyle buyurduğunu rivayet ettiler;


من أسرج سراجا في مسجد لم تزل الملائكة وحملة العرش تستغفر له ما دام في المسجد ضوء ذلك السراج

"Kim bir mescide mum yakarsa, o mum yanıp mescidi aydınlattığı sürece melekler ve arşın taşıyıcıları o kimseye bağışlanma dilemeye devam ederler."

Bunun, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'den bir isnadını bilmiyorum."
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1114
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Şeyh’ul İslam İbni Teymiyye (rahimeullah)'a kıssacıların ve başka kimselerin Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'den rivayet ettikleri şu hadisler soruldu ve o da cevapladı:

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Beni Rabbim terbiye etti ve ne güzel terbiye etti." Şöyle cevap verdi: Hamd Allah'a mahsustur. Bu hadisin anlamı doğrudur. Ancak sabit bir isnadı bilinmemektedir.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Mü'min şayet bir dağın zirvesinde olsa Allah onu kendisine eziyet edecek kimseyle karşılaştırır veya şeytan ona eziyet verir." Cevap: Bu söz, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sözü olarak bilinmemektedir.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Şayet dünya tamamen kan olsa, mü'minin ondan gıdalanması helal olurdu." Cevap: Bu söz, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sözü değildir ve ona ulaşan sabit bir isnadı bilinmemektedir. Ancak mü'minin kendisine yetecek kadar Allah'ın rızkını araması zorunludur. Dinde mü'mine haram kılınan şeye onun mecbur kalması imkansızdır. Zira Allah  mü'minlere güçlerinin yetmeyeceği şeyleri vacip kılmamış ve yine mecbur kalana zaruret halinde kendisine yetecek kadarını haram kılmamıştır. Bunu Ahmed ibni Teymiyye söylemiş ve yazmıştır.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Allah  şöyle buyurdu: Göklere ve yere sığmadım, ancak mü'min kulumun kalbine sığdım." Cevap: Bu, İsrailiyatta zikredilmektedir. Bunun Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'den rivayet edildiğine dair bilinen bir isnadı yoktur. "Kalbine sığdım" sözünün anlamı, bana olan imanı, muhabbetim ve marifetim demektir. Bu, Allah Te’ala'nın zatının insanların kalplerine hulul etmesi anlamında söylenemez. Hıristiyanlar bunu yalnızca Mesih'e has kılmışlardır.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Kalp Rabbin evidir." Cevap: Bu da öncekine benzeyen bir sözdür. Şüphesiz kalp, Allah'a iman, O'nun marifeti ve muhabbetinin evidir. Bu söz, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sözü değildir.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Allah  şöyle buyurdu: Ben bilinmeyen bir hazine idim. Bilinmeyi istedim ve mahlukatı yarattım. Kendimi onlara bildirdim ve onlar da beni bildiler." Cevap: Bu söz, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sözü değildir. Bunun ne sahih, ne de zayıf bir isnadı bilinmektedir.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'den şöyle rivayet ediyorlar: "Ömer ibn’ul Hattab (radiyallahu anh) dedi ki: "Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Ebu Bekir ile konuşurken ben onlara (hiçbir şey anlamayan) yabancı gibi bakıyordum." Cevap: Bu apaçık bir yalandır.  Peygamberin hadislerini bilen ilim ehlinden hiçbiri bunu nakletmemiştir. Böyle bir hadisi ancak cahil veya mülhit bir kimse rivayet eder.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Ben ilmin şehriyim, Ali de kapısıdır." Cevap: Bu hadis zayıftır. Hatta hadisi iyi bilen alimlere göre uydurmadır. Ancak Tirmizi ve başkaları rivayet etmiştir. Bununla beraber bu uydurma bir hadistir.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Şüphesiz Allah kıyamet gününde fakirlerden özür dileyecek ve buyuracak ki: İzzetime ve Celalime yemin olsun, dünyayı sizden Benim için değersiz olmanızdan dolayı uzaklaştırmış değilim. Ancak sizlerin bugün için kadrinizi yüceltmek istedim. Haydi! Mevkif'e gidin! Kim size iyilik etmiş, su içirmiş, hırka giydirmişse onunla beraber cennete girin." Cevap: Bu çirkin bir yalandır. Hadis alimlerinden hiçbiri bunu rivayet etmemiştir. Bu söz Kitap, sünnet ve icma ile batıldır.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'den şöyle rivayet ediyorlar: "Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) Medine'ye hicret ettiğinde Neccar'ın kızları deflerle çıkıp şöyle dediler: Ay doğdu üzerimize Veda tepelerinden... Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bunun üzerine şöyle buyurdu: "Deflerinizi sallayın, Allah size mübarek kılsın." Cevap: Kadınların düğün esnasında def çalmaları Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında bilinen bir adetti. Ama "Deflerinizi sallayın, Allah mübarek etsin!" sözünün Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'e ait olduğu bilinmemektedir.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Ebu Bekir'in imanı ile insanların imanı tartılacak olsaydı Ebu Bekir'in imanı ağır gelirdi." Cevap: Bu anlamda bir hadis Sünende yer almaktadır. Buna göre Ebu Bekir (radiyallahu anh)'ın imanı ile ümmetin imanı tartılsa onunki ağır gelir.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Allah'ım! Şüphesiz Sen beni sevdiğim yerden (Mekke’den) çıkardın ve Sen’in sevdiğin yere (Medine’ye) yerleştirdin." Cevap: Bu hadis batıldır. Bilakis Tirmizi'de sabit olduğuna göre Mekke hakkında Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz sen Allah’ın, Allah’a en sevimli olan beldesisin.” ve: “Şüphesiz sen elbette Allah’ın bana en sevimli olan beldesisin.” (Tirmizi; Hakim, Müstedrek) Böylece Mekke'nin Allah'ın ve kendisinin en sevdiği yer olduğunu haber vermiştir.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Kim beni ve babam İbrahim'i aynı senede ziyaret ederse cennete girer." Cevap: Bu hadis yalan ve uydurmadır. Hadis alimlerinden hiçbiri böyle bir hadis rivayet etmemiştir.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Fakirleriniz..." Cevap: Bu lafızla herhangi bir hadis rivayet edilmemiştir. Ancak manası sahihtir. Zira fakirler kendilerine ihsan yapılıp sevap kazanılacak konumdadırlar.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Bereket büyükleriniz ile beraberdir." Cevap: Sahih'te Cübeyr’den rivayet edilen bir hadiste Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğu sabit olmuştur: "Büyük, büyük -daha büyük olan konuşsun! -" (Müslim) İmamlık hakkındaki hadiste de şu şekilde sabit olmuştur: "Kıraat, sünnet ve hicret konusunda eşit iseler, yaşça büyük olan imam olsun." (Müslim; Ebu Davud)

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Kavmi arasındaki şeyh, ümmeti arasındaki peygamber gibidir." Cevap: Bu söz, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'e ait değildir. Bu, sadece bazı insanların söylediği bir sözdür.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Mü'minin korkusu ile ümidi tartılsa ikisi eşit gelir." Cevap: Bu, seleften birisinden rivayet edilmiş doğru bir sözdür.

Ali (radiyallahu anh)'dan rivayet ediyorlar: "Bir bedevi namaz kıldı ve gagalar gibi (aceleyle) kıldı. Ali (radiyallahu anh) ona şöyle dedi: Namazını gagalar gibi kılma! Bedevi de ona dedi ki: Baban da şayet gagalar gibi de olsa namaz kılsaydı cehenneme girmezdi." Cevap: Bu hadis uydurmadır. Ömer (radiyallahu anh)'dan da böyle bir hadis rivayet etmişlerdir. O da yalandır.

Ömer (radiyallahu anh)'ın babasını öldürdüğünü rivayet etmişlerdir. Cevap:  Bu uydurma bir rivayettir. Ömer (radiyallahu anh)'ın babası Cahiliyye döneminde, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in bi'setinden önce ölmüştür.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Ben Adem su ile çamur arasında iken peygamber idim. " Ve: "Ben Adem ne su, ne de çamurken peygamber idim." Cevap: Bu hadis yalan ve batıldır. Ancak Tirmizi ve başkalarının rivayet ettiği hadis şu şekildedir: Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'e: "Ey Allah'ın Rasulü! Ne zaman peygamber oldun? denildi. Şöyle buyurdular: Adem ruh ile cesed arasında iken." Sünende İrbad ibni Sariye (radiyallahu anh)'dan gelen rivayette Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz ben Adem çamur halinde iken peygamberlerin sonuncusu olarak yazılmıştım."

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Bekarın yatağı ateştir, hanımı olmayan kişi miskindir ve kocası olmayan kadın da miskinedir." Cevap: Bu söz, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sözü değildir. Bunu kimin rivayet ettiğini bulamadım. Sabit bir hadis değildir.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "İbrahim (aleyhi selam) Kabe'yi bina ettiği zaman her rükünde bin rekat namaz kıldı. Allah Te’ala ona şöyle vahyetti: Ey İbrahim! Bundan daha faziletlisi açı doyurmak veya ayıbı örtmektir." Cevap: Bu apaçık bir yalandır. Müslümanların kitaplarında böyle bir şey yoktur.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "İbrahim (aleyhi selam) ve ben anıldığımız zaman ona salat edin, sonra da bana salat edin. Benimle birlikte diğer peygamberler anıldığı zaman önce bana salat edin, sonra onlara salat edin." Cevap: Ne ilim ehlinin, ne de hadis alimlerinin kitaplarında böyle bir hadis vardır.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Kim bağışlanmış bir kimseyle beraber yemek yerse, o da bağışlanır." Cevap: Bunun ilim ehli katında bir isnadı yoktur ve Müslümanların kitaplarında da böyle bir şey yoktur. Bunu ancak Salim'den rivayet etmişlerdir. Anlamı da mutlak olarak doğru değildir. Nitekim Müslümanlarla beraber kafirler de, münafıklar da yemek yerler.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Kim bir açı doyurursa veya ayıbı örterse cenneti garantiler." Cevap: Bu söz Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sözü olarak bilinmemektedir.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Fitneleri çirkin görmeyin! Zira onda münafıkların hasadı vardır." Cevap: Bu hadisin Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'den geldiği bilinmemektedir.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Ashabıma sövmek bağışlanmaz bir günahtır." Cevap: Bu, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) adına uydurulmuş bir yalandır. Nitekim Allah  şöyle buyurmuştur: "Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını, (günahları) dilediği kimse için bağışlar." (en-Nisa 4/48)

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Kim kardeşine Allah'ın Kitabından bir ayet öğretirse, onun sahibi olmuştur (Onu köle edinmiş demektir)." Cevap: Bu uydurma bir hadistir. İlim ehlinin kitaplarında böyle bir hadis yoktur.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Kur'an'dan bir ayet, Muhammed'den ve ehli beytinden daha hayırlıdır." Cevap: Kur'an Allah'ın kelamı olarak indirilmiştir, mahluk değildir. Mahluklara da benzemez. Bu şekilde bir hadis ise rivayet edilmemiştir.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Ben Araplardanım, Araplar benden değildir." Cevap: Bu söz, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sözü değildir.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Allah'ım! Beni miskin olarak yaşat, miskin olarak öldür ve beni miskinler zümresiyle birlikte dirilt." Cevap: Bu hadis zayıf bir senetle rivayet edilmiştir ancak  Peygamber'e ait olduğu sabit olmamıştır. Bunun anlamı, "Beni huşu sahibi, mütevazı olarak yaşat" demektir. Ancak bu lafız sabit değildir.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Benden bir hadis işittiğiniz zaman onu Kitaba ve Sünnet’e arz edin. Eğer Kitab'a ve Sünnet'e muvafıksa rivayet edin, muvafık değilse rivayet etmeyin." Cevap: Böyle bir hadis rivayet edilmiştir. Ancak Şafii gibi birçok imam tarafından hadisin zayıf olduğu belirtilmiştir.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Ey Ali! Demirden iki çarık edin ve Çin'de bile olsa bunlar eskiyinceye kadar ilim talep et." Cevap: Bu söz, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sözü değildir.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Allah Te’ala şöyle buyurdu: Bana amellerinizle değil, niyetlerinizle gelin!" Cevap: Bu hadisin Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'den geldiği bilinmemektedir.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Kim abdest alması için birisine ibrik sunarsa, cömert kimsenin Allah yolunda savaş için eğer ve gem sunması gibi sevap alır." Cevap: Bu söz, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sözü değildir. Müslümanların kitaplarında da böyle bir hadisin bulunduğu bilinmemektedir.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Ümmetim üzerine öyle bir zaman gelir ki, kişi dinini ancak dağ tepelerinden dağ tepelerine kaçmak suretiyle koruyabilir." Cevap: Bu sözün Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sözü olduğu bilinmemektedir.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Ebrarın iyilikleri mukarreblerin kötülükleridir." Cevap: Bu bazı insanların sözüdür, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sözü değildir.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Sahabilerim bir ateşkes görecekler. Öldüren de, ölen de cennettedir." Cevap: Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'e ait böyle bir sözün bulunduğu bilinmemektedir.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Sahabilerim arasında geçen olaylar size ulaşırsa kendinizi tutun, kaza ve kader konusu size ulaşırsa kendinizi (konuşmaktan) tutun." Cevap: Bu hadis munkatı (kopuk) bir isnad ile rivayet edilmiştir. Hadisin sağlam bir isnadı yoktur.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Fitneler çoğaldığı zaman size Yemen taraflarına gitmenizi tavsiye ederim." Cevap: Bu sözün  Peygamber'den rivayet edildiği bilinmemektedir.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Kim bir köpeğin korumasında geceyi geçirirse, Rabbin gazabında geceyi geçirmiş olur." Cevap: Bu söz, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sözü değildir.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'den şöyle rivayet etmişlerdir: "Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) kadınlara cima esnasında kocalarına cilve yapmalarını emretti." Cevap: Bu hadis, (sağlam bir isnatla) Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'den rivayet edilmemiştir.

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyorlar: "Kim bir kalp kırarsa, onu tamir etmesi gerekir." Cevap: Bu şekilde davranmak bir edeptir. Bu sözün Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sözü olduğu bilinmemektedir. Pek çok söz doğru olabilir ama bunu Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in söylememiş olması bir eksiklik değildir. Bununla beraber, dinin ikamesi için kafirlerin ve münafıkların kalplerinin kırılması hakkında bu söz mutlak değildir. 

Her şeyi en iyi bilen Allah'tır.

Allah, efendimiz Muhammed'e, ehli beytine, eşlerine, sahabilerine ve onlara tabi olanlara Kıyamet Günü'ne kadar bol bol salat etsin. (Şeyh'ul İslam İbni Teymiyye, Risale fi'l Ahadis'il Leti Yerhival Kussas (Ehadis’ul Kussas); Mecmuat'ur Resail'il Kubra)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1114
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
“Ben, bilinmeyen bir hazine idim. Bilinmeyi istedim. Mahlukatı yarattım. Kendimi onlara tanıttım. Onlar da beni tanıdılar.”

“Ben, bilinmeyen bir hazine idim. Bilinmeyi istedim. Mahlukatı yarattım. Kendimi onlara tanıttım. Onlar da beni tanıdılar.” şeklinde rivayet edilen ve hadis kitaplarında bulunmayan bu sözler tasavvufçular arasında “Kenz-i Mahfi (gizli hazine)” diye bilinmektedir.

Kudsi hadis olduğu iddia edilen bu sözler için İbni Arabi, “Keşfen sahih, naklen gayr-i sabit" (Fütuhat, 2/399) değerlendirmesinde bulunmuştur. Bursevi (ö., 1137/1725), hadisi şerh etme gayesi ile "Kenz-i Mahfi" isimli bir eser kaleme almıştır. Bursevi aynı eserinde; hadisin muhaddislerce sahih olarak kabul edilmemekle beraber keşif ehli tarafından sahih kabul edildiğini söyler. Muhaddislere örnek olarak Suyuti'nin hadisi sahih kabul etmediğini belirtir ve keşif ehlinden İbni Arabi'nin hadisin keşfen sahih olduğu görüşüne yer verir. Bursevi, keşf-i sahih ile olanın esahh olduğunu zira keşfde vehm ve hayal olmadığını iddia eder. (İsmail Hakkı Bursevi, Kenz-i Mahfi)

“Ben, bilinmeyen bir hazine idim. Bilinmeyi istedim. Mahlukatı yarattım. Kendimi onlara tanıttım. Onlar da beni tanıdılar.” sözü, geçmişten günümüze sufilerin varoluşu anlamlandırmada (!) sıklıkla başvurdukları temel argümanlardan biri olmuştur. Sufi gelenek içerisinde hazine benzetmesi yer etmiştir. "Ene'l Hak" diyerek uluhiyetini ilan eden Hallac-ı Mansur (ö., 922), Kitab’ut Tavasin isimli eserinde "genc-i mutalsam, kenz-i mutalsam" gizli, tılsımlı hazine benzetmesini kullanmıştır. Bu rumuzlar diğer sufilerce de kullanılmıştır. Kenz-i mahfi'nin, ahadiyet mertebesi olup, Hakk’ın zatının hakikati olduğu ve Hakk’ın bundan daha üstün bir mertebesi olmadığı iddia edilmiştir. (Nablusi, Ariflerin Tevhidi, 34) Ferideddin-i Atar (Mantık al-Tayr, 1/61), İbrahim Hakkı (Marifetname) bu hadise ve rumuzlara yer veren sufiler arasındadır.

Alusi tefsirinde Zariyat Suresi 51/56. ayetin tefsirinde şöyle demiştir. "Rivayette gelmiştir ki; "Ben, bilinmeyen bir hazine idim. Bilinmeyi istedim. Bilineyim diye mahlukatı yarattım." Bu sözü bu lafızla Sa'deddin Sa'id el-Fergani Münteh'el Medarik'de zikretmiştir. Başkaları, mesela Şeyh-i Ekber (Muhyiddin İbni Arabi) Fütuhat'ın Yüz doksan sekizinci babında başka bir lafızla zikretmiştir. Hadis hafızları bu sözü hadis değildir, diye redd etmişlerdir, İbni Teymiyye: "Bu söz Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sözü değildir. Bunun sahih veya zayıf bir senedi bilinmemektedir", demiş; İmam Zerkeşi, Hafız İbni Hacer ve başka hadis hafızları da aynı hükmü vermişlerdir. Sufiyyeden olup bu sözü hadis diye rivayet edenler, bu sözün nakil açısından sabit olmadığını itiraf etmekte; ancak "Bu hadis, keşif yohıyla sabit olmuştur", demektedirler. Şeyh-i Ekber, adı geçen babda bunu açıkça ifade etmektedir. Hadisin sahih olduğunun keşif yoluyla tesbit edilmesi, sufiyyenin sık sık tekrarladıkları sözlerdendir!.." (Ruh'ul Meani, 27/21)

İbni Arabi ve onu takip eden sufilerin keşfen sahih olduğunu iddia ettikleri bu hadise karşı muhaddisler, hadis elde etme metodlarına uymayan ve sadece keşif iddialarına dayanan bu ve benzeri rivayetleri reddetmişlerdir. Bu rivayete ilişkin yorumlarında; bu sözlerin Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sözlerinden olmadığı, hadisin sahih veya zayıf bir senedinin bulunmadığını, dolayısıyla aslının olmadığını söylemişler ve uydurma hadislerle alakalı kitaplarda yer vermişlerdir.

Bir ilginç not olarak Abd’ul Aziz ed-Debbağ isimli kişinin bu konudaki tavrına yer vermek istiyoruz. Okuma yazma bilmediği, hadisleri keşif yoluyla aldığı bildirilen Faslı ümmi ve tasavvuf cenahında veli olarak kabul edilen Abd’ul Aziz ed-Debbağ (ö., 1132/1720) da keşif yöntemiyle Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e ait böyle bir hadis olmadığını dile getirmiştir. (Abd'ul Aziz ed-Debbağ, Kitab'ul İbriz, 54) Görüldüğü üzere, onun bu keşfi, mutasavvuflarca Şeyhi Ekber olarak isimlendirilen İbni Arabi isimli bu kafiri ekberin keşfine zıt düşmektedir. Bu hususta dile getirilen keşif iddiaları -bir an için keşfin hadis alma yollarından biri olarak kabul edildiği düşünüldüğünde- ne büyük bir karmaşa içine düşüleceğinin bir göstergesidir. Zira bilgi edinme yöntemi olarak keşfi kabul etseler de, sufilerin keşif ile elde ettikleri neticenin birbirinden farklı olduğu görülmektedir.

Başta İbni Teymiyye (Risale fi Ahadis'il Mevzua; Feteva el-Kubra, 5/88; Risale fi'l Ahadis'il Leti Yerhival Kussas; Mecmuat'ur Resail'il Kubra) olmak üzere, Zerkeşi, İbni Hacer el-Askalani, Sehavi (el-Mekasid'ul Hasene, 327, 522) Acluni (Keşf’ul Hafa, 2/132; 2/173), İbni Arrak (1/148), Aliyy’ul Kari (el-Masnu, 1/141-142) Suyuti (Dürer, 193), Zerkani, İbn'üd Deyba (Temyiz, 142) gibi hadis alimleri bu sözlerin aslının olmayan uydurma hadisler arasında saymışlar ve aynı zamanda bu sözün hadis olmadığı hususunda hem fikirdirler.

İbni Teymiye: “Bu söz, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sözü değildir. Bunun ne sahih, ne de zayıf bir isnadı bilinmektedir.” (Feteva el-Kübra, 5/88)

Aliyy’ul Kari her ne kadar metninin Kur'ana uygun olduğunu söylese de (Aliyy’ul Kari, Esrar'ul Merfua, 269) hadis olarak aslının bulunmadığını söyler: “İbni Teymiyye, Zerkeşi ve Sehavi gibi hadis hafızları, bunun aslının olmadığını açıkça ifade etmişlerdir.” (Aliyy’ul Kari, el-Masnu, 1/141)

Suyuti: “Aslı yok” der. (Suyuti, Dürer el-Muntasar, 193, #330)

Sehavi de aynı manada olmak üzere şunları söylemiştir: “İbni Teymiyye derki ‘bu Peygamberin (sallallahu aleyhi ve sellem) hadislerinden değildir ve sahih yada zayıf oluşuna dair bilinen hiç bir isnad yoktur.’ Zerkeşi ve Şeyhimiz (İbni Hacer) onu (bu kararında) desteklemiştir.” (Sehavi, el-Makasıd’ul Hasene, #838 )

Acluni ise: “Bu söylem genellikle, ona itimat eden ve bazı temellerini onun üzerine kuran sufilerde vuku bulur.” demekte ve eklemektedir: "Hadisin mevzu olduğunda ittifak bulunmaktadır." (Keşf’ul Hafa, 2/132 #2016)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1114
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Allah’ın mü’min kulunun kalbine sığdığına dair hadis.

"Allah şöyle buyurdu: Ben ne yeryüzüme ne de göğüme sığarım. Fakat inanmış kulumun kalbine sığarım." şeklinde rivayet edilen ve kudsi hadis olduğu iddia edilen bu nakil de sufilerin kitaplarında çokça zikredilmektedir. (Gazali, İhya, 3/14; Ebu Talib el-Mekki, Kut'ul Kulub, 1/240; Suhreverdi, Avarif, 133; İbni Arabi, el-Futuhat'ul Mekkiyye; Rabbani, Mektubat vb.,)

Hafız el-Iraki "aslını bulamadım" demiştir. Subki "bunun isnadını bulamadım" demiştir. İbni Teymiyye "uydurma, isnadı yok" demiş ve "bunun İsrailiyatta zikredildiğini" ilave etmiştir. Zerkeşi "alimlerden birinin; bu sözü, mülhid birinin uydurduğunu söylediğini" belirtmiştir.

Şeyh’ul İslam İbni Teymiyye kendisine bu söz sorulduğunda şu şekilde cevap verdi: "Hamd Allah içindir. Bu söz İsrailiyat arasında zikredilmektedir. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'den herhangi bir isnad ile rivayet edilmemiştir. Anlamı şöyledir: Allah muhabbetini ve marifetini kulunun kalbine koyar." (Risale fi Ahadis'il Mevzua; Feteva el-Kubra, 5/88-93) "Kalbine sığdım" sözünün anlamı, bana olan imanı, muhabbetim ve marifetim demektir. Bu, Allah Te’ala'nın zatının insanların kalplerine hulul etmesi anlamında söylenemez. Hıristiyanlar bunu yalnızca Mesih'e has kılmışlardır. (Risale fi'l Ahadis'il Leti Yerhival Kussas; Mecmuat'ur Resail'il Kubra)

Gazali'nin İhya'sında mevcut olan bu hadis için Hafız el-Iraki aslını bulamadığını belirtmiş, (Iraki, el-Muğni, 3/14) Subki de, İhya'da tespit ettiği, dokuzyüzkırküç isnadsız ve aslı olmayan hadisler içinde bu hadisi de zikretmiştir. (Subki, Tabakat, 6/331)

Acluni şunları aktarır: “Gazali İhya Ulum'ud Din’de bu hadisi kudsiden “Beni ne yeryüzüme ne de göğüm ihata eder. Beni sadece alçak gönüllü mü’min kulumun kalbi ihata eder.” diyerek bahseder. (İbni Hacer’in şeyhi) Hafız el-Iraki el-İhya için yazdığı notlarında: “Ben bunun aslını bulmuş değilim” der. Suyuti ve ardından Zerkeşi’de onunla ittifak ettiler. Sonra el-Iraki dediki: “Ama Ebu Utbah’ın Taberani’de: "Allah Te'ala'nın yeryüzündeki kullarından kapları vardır. Rabbinizin kapları salih kullarının kalpleridir." hadisi yer alır.” İbni Teymiyye derki “Hadisin aslı İsrailoğullarının rivayetlerinde yer alır lakin Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’den bilinen bir isnad yoktur.” el-Sehavi (el-Mekasid’de), Suyuti (el-Leail) ile mutabık olarak şöyle der: “Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’den bu hadisin bilinen bir isnadı yoktur ve asıl anlamı: Kalpler Bana olan inancı, aşkı ve marifeti ihata edebilir. Ama (vahdeti vücutçuların iddia ettiği gibi) Allah’ın insanların kalbinde tecelli ettiğini söyleyen kişi İsa (aleyhi selam)’a bunu isnad eden Hıristiyandan daha kafirdir.” Zerkeşi alimlerden birinin bu hadisin batıl olduğunu ve bir mülhid tarafından uydurulmuş olduğunu söylediğini aktarır. Ayrıca Taberani’nin, Ebu Utbah el-Havlani’den o da Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’den: “Gerçekten Allah’ın dünyadaki insanlar arasında kapları vardır, Rabbi’nin kapları adil kullarının kalpleridir ve aralarında O'na en sevgili olan da en yumuşak ve en müşvik olandır.” (şeklinde bir rivayet) naklettiğini söyler. İbni Teymiyye’nin İsrailiyattan olduğunu belirttiği rivayet, Ahmed’in Zühd’de Vehb ibni Münebbih’den rivayet ettiği; “Allah gök kapılarını Hazkil'e açmış o da arşı görünce: "Seni eksik sıfatlardan tenzih ederim, şanın ne yüce Ya Rabbi!" demiş, bunun üzerine Allah da: "Gökler ve yeryüzü Beni taşıyıp ihata etmede za'fa düştüler de, Beni vera sahibi mü'min kulumun kalbi ihata etti." diye cevap vermiştir.” (Ahmed ibni Hanbel, Kitab'uz Zühd, 103; Sehavi, el-Mekasid, 373; Suyuti, ed-Dürer, 366; Aliyy'ul Kari, el-Esrar, 30, 302) eserdir.” (Acluni, Keşf'ul Hafa, 2/255-256, #2256)

Aliyy’ul Kari de benzer biçimde yorumlar: "Ne yeryüzüne sığdım, ne de gökyüzüne. Ama mü'min kulumun kalbine sığdım." Bunun merfu hadis olarak senedi bilinmemektedir. İbn Teymiyye: Bu, uydurmadır, demiştir. (Suyuti’nin) Zeyl'ül (Mevzuat isimli eserin)’de Onun dediği gibidir, denilmiştir. Bu sözün manası: Mü'min kulumun bana iman etmesi ve beni sevmesi, onun kalbine sığdı, demektir. Aksi takdirde hulul (Allah'ın insan vücuduna girmesi) inancı küfürdür." Zerkeşi: Bunu mülhidler (inançsızlar) uydurdu, demiştir." (Aliyy’ul Kari, el-Masnu, 164; el-Esrar, 301)

İbni Hacer el-Heytemi, bu hadisin aslının bulunmadığınu ifade ettikten sonra, Allah'ın kalplere hulul ettiği şeklinde sufiyyeye nispet edilen bir yorumu reddetmiş ve sufilerin Allah hakkında neyin vacip, neyin muhal olduğunu iyi bildiklerini, onların bundan maksatlarının müminin kalbinin Allah'a iman, muhabbet ve marifetle açılıp genişlemesi demek olduğunu belirtmiştir. (Heytemi, 290; Sehavi, el-Mekasid 373-374)

İbni Teymiyye’nin bu İsrailiyattan bir sözdür ifadesi diğerleri tarafından da dile getirilmiştir. (Heytemi, 290; Sehavi, el-Mekasid 373-374; Aliyy’ul Kari, Esrar, 310; Acluni, Keşf, 2/256)

Bu sözün hadis olmadığı ve uydurma olduğu ayrıca Zerkeşi (Tezkire, 135), Suyuti (ed-Dürer, 366), İbni Deyba (Temyiz, 184), İbni Arrak (Tenzih, 1/148), Zebidi (İthaf, 8/429) ve daha birçokları tarafından da nakledilmiştir.

İbni Teymiyye, Sehavi, Acluni ve Aliyy’ul Kari, manası ile ilgili şöyle bir açıklamaya yer vermişlerdir; Bu söz, "Mü'minin kalbi, Bana imanı ve sevgimi sardı" anlamında ise doğru; şayet "Allah mü'minlerin kalbine hulul etmiştir" anlamında ise küfürdür.

Vehb ibni Münebbih'den rivayet edilen bu söz ile ele aldığımız söz arasında muhteva bakımından hiç bir fark söz konusu değildir. Bu sebeple başta İbni Teymiyye olmak üzere diğer alimler bu sözün hadis değil, İsrailiyyat kanallarıyla dini kitaplara geçmiş bir söz olduğunu dile getirmişlerdir.

Vallahu A'lem!..
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1766
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Alıntı
Asagida yazilan hadis sahihmidir , ve icerisinde şirk barindiriyormu?
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadisi kudsîde:
"Allah, seni kendi nurumdan, diğer şeyleri de senin nurundan yarattım, buyurdu."buyurmuştur. (Îmân Ahmed, Müsned IV-127; Hâkim, Müstedrek II-600/4175; İbni Hibban, El İhsân XIV-312/6404; Aclûnî, Keşfü'l-Hâfâ I-265/827)

Bismillahirrahmanirrahim. Bu bahsetmiş olduğunuz hadis zikrettiğiniz kaynakların hiç birisinde mevcut değildir. Ancak Acluni’nin Keşf’ul Hafa adlı eserinde biraz farklı bir lafızla geçmektedir. Yeri gelmişken belirtelim, Acluni’nin sözkonusu eseri müstakil bir hadis kaynağı değil, bilakis halk arasında yaygın olan bazı hadis ve rivayetlerin kaynaklarını tesbit etmeye çalıştığı bir derlemedir. Acluni, sözkonusu haberi Abdurrezzak’ın Musannef’ine nisbet etmektedir ancak ne orada ne de başka muteber bir hadis kaynağında, tasavvufçuların “Nur-u Muhammedi” ismini verdikleri “Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Allah’ın nurundan, diğer mahlukatın da Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in nurundan yaratıldığı” şeklindeki bu inanca delil teşkil edebilecek bir rivayet bulunmamaktadır. Süleyman bin Sehman da hadisin uydurma olduğunu ve de Kitap ve sünnete ters olduğunu ayrıntılı olarak izah etmiştir. (es-Savaik’ul Murselet’uş Şihabiyye, sf 33 vd) Hatta muasırlardan  Abdullah bin Sıddik el Gumari, kendisi de tasavvufa meyilli olmasına rağmen bu rivayetin aslı olmadığına dair bir cüz telif etmiştir. Bu uydurma rivayet, öncelikle sahih hadislere aykırı bazı ifadeler içermektedir. Çünkü, Allahu Teala’nın ilk yarattığı şeyin Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) olmadığı hususu ittifakla sabittir. Konuyla alakalı bazı hadislerde ilk yaratılan şeyin kalem olduğu, başka rivayetlerde de Arş olduğu söylenmektedir. Ayrıca yine sahih hadislerde geçtiği üzere nurdan yaratılan varlıklar, meleklerdir; insan ise topraktan yaratılmıştır. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) de Ademoğullarının efendisidir, o da Adem (as)’ın neslinden gelmiştir, haliyle o da topraktan yaratılmıştır. Kısacası bu hadis, İslam’da zaruri olarak bilinen bazı esaslara aykırılık teşkil etmektedir. Şirk içerip içermediğine gelince; bazı aşırı tasavvufçular bu hadis ve benzerlerini vahdet-i vücud yani bütün mahlukatın aslında Allah’ın birer parçası olduğu şeklindeki inançlarına delil getirmeye çalışmışlardır. Bununla beraber hadisin bu ittihad inancına delaleti açık değildir. Zira “nurumdan” ifadesinin, bizzat Allah’ın sıfatı olan nurun Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e geçtiği şeklinde yorumlanması gerekmez. Kur’an’da Allah Subhanehu Adem (as)’a kendi ruhundan üflediğini beyan etmektedir. (Secde: 9. Ayet ve diğerleri) “Kendi ruhundan” ifadesi alimlerin ittifakıyla Allah’ın ruhunun Adem as’a intikal ettiği manasında değildir, bilakis bu izafet-i teşrifiyedir yani Adem as’ın şerefini, üstünlüğünü beyan etmek için Allahu Teala, onun için yarattığı ruhu kendi zatına izafe etmiştir. Bu, tıpkı Allahu Teala’nın “ol” emriyle yaratıldığı için İsa as’ın “Allahın kelimesi” olarak vasfedilmesi gibidir. Halbuki İsa as mahluktur, Allah’ın kelamı ise mahluk değildir. Nitekim Zürkani,–Allah affetsin- bu batıl rivayeti zikreden Kastallani’nin ifadelerini şerhederken, Nur-u Muhammedi hakkındaki bu uydurma hadisi kabullenmesine rağmen, hadisteki “nurumdan” ifadesini aynı bu şekilde “izafet-i teşrifiyye” olarak değerlendirmektedir. (Şerh’uz Zurkani ale’l Mevahib’il Ledunniyye, 1/54 ve 90) Yani ona göre Allah Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’i kendi yarattığı bir nurdan yaratmış, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’i şereflendirmek için bu yaratılan nuru kendi zatına izafe etmiştir. Ancak böyle açıklanarak şirk kapsamından çıkartılmaya çalışılsa bile bu rivayet yukarda açıkladığımız başka sebeplerden dolayı yine batıl olmaktan kurtulamamaktadır. Bu haber hakkında söyleyeceklerimiz bunlardır. Bu bilgiler, Şeyh Süleyman bin Sehman’ın kitabı ve diğer kaynaklardan özetlenerek derlenmiştir. Vallahu a’lem.


 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
3 Yanıt
3546 Gösterim
Son İleti 07.03.2016, 03:21
Gönderen: Uhey
0 Yanıt
2940 Gösterim
Son İleti 02.03.2016, 17:37
Gönderen: Uhey
0 Yanıt
2819 Gösterim
Son İleti 03.03.2016, 02:56
Gönderen: Uhey
0 Yanıt
3488 Gösterim
Son İleti 03.03.2016, 16:40
Gönderen: Uhey
0 Yanıt
3789 Gösterim
Son İleti 23.03.2016, 03:05
Gönderen: Uhey