Darultawhid

Gönderen Konu: NİFAKIN İKİ KISMI VE MÜNAFIKLARIN VASIFLARI  (Okunma sayısı 2195 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Leys b. Sad

  • Ziyaretçi

رِسَالَةٌ فيِ النِّفَاقِ بِقِسْمَيْهِ وصِفَاتِ المُنَافِقِينَ[1]

NİFÂKIN İKİ KISMI VE
MÜNÂFIKLARIN SIFATLARI HAKKINDA
BİR RİSÂLE
[2]


 1. 
اَلْجَوَاهِرُ الْمُضِيَّةُ، 12-14 (فِي: مَجْمُوعَةِ الرَّسَائِلِ وَالْمَسَائِلِ النَّجْدِيَّةِ، 12/4-14).
 
 2. El-Cevâhir’ul Mudiyye, 12-14 (Mecmûat’ur Rasâ’il ve’l Mesâ’il’in Necdiyye içinde, 4/12-14); ayrıca ed-Duraru’s Seniyye, 1/190-193.

Çevrimdışı Izhâr'ud Dîn

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 240
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: NİFAKIN İKİ KISMI VE MÜNAFIKLARIN VASIFLARI
« Yanıtla #1 : 07.01.2020, 02:44 »

NİFÂKIN İKİ KISMI VE MÜNÂFIKLARIN SIFATLARI
HAKKINDA BİR RİSÂLE

Büyük Nifâk ve Küçük Nifâk

Şeyh Muhammed bin Abdilvehhâb Allâh onu Firdevs-i ’lâ’ya yerleştirsin! dedi ki:

“Allâh sana rahmet etsin, bil ki; Allâhu Teâlâ, Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’i gönderip onu hicret ve zaferle izzetlendirdiğinden beri insanlar üç kısma ayrılmıştır:

1. Müminler Kısmı: Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e zâhiren ve bâtınen (gerek dış görüntü olarak gerekse de iç âlemlerinde) îmân etmiş olanlardır.

2. Kâfirler Kısmı: Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’i inkâr ettiklerini açıkça ortaya koyanlardır.

3. Münâfıklar Kısmı: Zâhirde Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e îmân etmiş (gözükmekle beraber), bâtınen (iç âlemlerinde) îmân etmemiş olanlardır.

Bundan dolayıdır ki Allâhu Teâlâ, Bakara Sûresi’ne ilk dört âyette müminlerin vasıflarını, daha sonra iki âyette kâfirlerin vasıflarını ve nihâyet on üç âyette de münâfıkların vasıflarını anlatarak başlamıştır. Îmân, küfür ve nifâktan her birisinin asılları ve şu’beleri olduğuna Kitâb ve Sünnet delâlet ettiği gibi, kendisinden nakledilen hadîste de Alî bin Ebî Tâlib Radıyallâhu Anh bunu bu şekilde açıklamıştır.

Nifâkın bir kısmı Büyük Nifâk/en-Nifâk’ul Ekber’dir ki bunun sâhibi ateşin en alt tabakasında bulunacaktır.[1] Abdullâh bin Ubeyy ve diğerlerinin nifâkı gibi. Rasûl’ü tekzîb ettiğini (yalanladığını) ortaya koymak veya Rasûl’ün getirdiklerinin bir kısmını inkâr etmek ya da Rasûl’e buğzetmek yahut da Rasûl’e tâbî olmanın gerektiğine dair i’tikâdın bulunmayışı, Rasûl’ün getirdiği dînin başarısızlığına sevinmek, Rasûl’ün dîninin gâlibiyetine üzülmek ve benzeri gibi ancak Allâhu Teâlâ ve Rasûlü Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e düşman olan kişilerin sâhib olacağı hasletlerdir.

Bu hasletler Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem zamanında mevcut olduğu gibi ondan sonraki dönemlerde daha da artmıştır. Çünkü Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem zamanında îmânın gerekleri daha kuvvetliydi. Îmânın gerekleri kuvvetli olmasına rağmen (o dönemde) nifâk mevcutsa îmânın daha zayıf olduğu sonraki dönemlerde nifâkın var olması ise daha evlâdır.

İşte bu anlatılanlar büyük nifâkla alâkalıdır. Bundan Allâh’a sığınırız.

Küçük Nifâk/en-Nifâk’ul Asgar'a gelince bu, amellerdeki nifâk ve benzerleridir. Konuşunca yalan söylemek, söz verince sözünde durmamak veya emânet verildiği zaman emânete hıyânet etmek gibi. [Sahîhayn’da geçen][2] meşhûr hadiste, Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in buyurduğu üzere:

«Münâfığın alâmeti üçtür; Konuşunca yalan söyler, söz verince sözünde durmaz, kendisine bir şey emânet edilince ihânet eder. Namaz kılsa da oruç tutsa da Müslüman olduğunu iddiâ etse de böyledir.»[3]

Münâfıkların Sıfatları

Cihâddan yüz çevirmek de yine bu bâbdandır. Çünkü bu amel Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in bildirdiği üzere münafıkların hasletlerindendir:

«Savaşmadan ve içinden savaşı geçirmeden (Allâh yolunda savaşma arzusu duymadan) ölen kimse, nifâktan bir şube üzere ölür.» Müslim rivâyet etmiştir.[4]

Allâhu Teâlâ, “Fâdıha/Kusurları ortaya çıkaran sûre” diye isimlendirilen Berâ’e (Tevbe) Sûresi’ni indirmiştir. Zîrâ bu sûre münâfıkları ayıplayıp bütün suçlarını ortaya çıkarmıştır. Tıpkı İbnu Abbâs Radıyallâhu Anh’ın dediği gibi:

“O (Tevbe Sûresi), el-Fâdiha’dır (iç yüzleri açıklayıp rezil edendir). Öyle ki onlar, (rezil etmedik) kimse bırakmayacağını zannedinceye kadar: “Onlardan, onlardan...” diye buyruklar inip durdu.”[5]

Mikdâd İbn’ul Esved Radıyallâhu Anh’dan rivâyete göre şöyle demiştir: “Bu sûre ‘Behûs (Araştıran)’ Sûresi’dir. Zîrâ bu sûre münâfıkların sırlarını araştırıp ortaya çıkarmaktadır.”[6]

Katâde Rahimehullâh şöyle demiştir. “Bu sûre ‘Musîra (döküp saçan)’dır. Zîrâ münâfıkların bütün rezilliklerini döküp saçmaktadır.”[7]

Bu sûre, Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in katıldığı son savaşta, Tebûk Gazvesi gününde nâzil olmuştur. Allâhu Teâlâ, İslâm’ı izzetli ve üstün kılmıştır. Münâfıkların durumlarını ise bu savaşta ortaya çıkarmıştır. Bu sûrede onları korkaklık ve cimrilikle vasıflandırmıştır. Korkaklık cihâdı terk etmek, cimrilik ise Allâh yolundaki infâkta cimrilikte bulunmaktır.

Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Allâh’ın kendilerine fazlından verdiği şeylerde cimrilik edenler, bunu kendileri için hayırlı sanmasınlar, aksine bu onlar için şerdir…” (Âl-i İmrân 3/180)

Yine şöyle buyurmaktadır:

“Kim o gün, savaşmak için bir yana çekilmek ya da diğer bir gruba katılmak gibi durumlar hâricinde kâfirlere arkasını dönerse (kaçarsa) Allâh’ın gazâbına uğrar…” (el-Enfâl 8/16)

Allâhu Teâlâ’nın onları bu savaşta korkak ve dehşete düşmüş olarak isimlendirmesine gelince; Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Gerçekten sizden olduklarına dair Allâh’a yemîn ederler. Oysa onlar sizden değillerdir. Aksine onlar ödleri kopan (korkak) bir topluluktur. Eğer onlar bir sığınak bulsalardı...” (et-Tevbe 9/56–57) yani, kale ve sığınak gibi yerlere sığınırlardı;

“…veya (gizlenecek) mağaralar…” (et-Tevbe 9/57) Yani, suyun çekildiği gibi gizlenebilecekleri mağaralarda gizlenirlerdi;

“…yahut girilecek bir yer (delik)…” (et-Tevbe 9/57) Yani bu, içine girmenin insanı uğraştıracağı yerdir. Velev ki meşakkat ve sıkıntı çekerek olsa da;

“…oraya kaçarlardı…” (et-Tevbe 9/57) Yani, cihâddan (oraya kaçarlardı);

“…hem de koşarak.” (et-Tevbe 9/57) Yani, kendilerini hiçbir şeyin geri çeviremeyeceği bir koşmayla koşarlardı. Tıpkı yük yüklendiği zaman dizginin onu geri çeviremediği koşan at gibi.[8]

Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Müminler ancak o kimselerdir ki; onlar, Allâh’a ve Rasûlü’ne îmân edip hiç şüphe etmeyen ve Allâh yolunda mallarıyla, canlarıyla cihâd edenlerdir. İşte sâdıklar (doğrular) onlardır.” (el-Hucurât 49/15)

Allâhu Teâlâ müminleri, îmân eden ve cihâd eden kimselerle sınırlandırmıştır. Ve Allâhu Teâlâ yine şöyle buyurmaktadır:

“Allâh’a ve Âhiret Günü’ne îmân edenler, senden izin istemezler…” (et-Tevbe 9/44)

İşte (bu ve devâmındaki) iki âyet[9] mümin bir kimsenin cihâdı terk etmek için izin istemeyeceğine dair Allâh’tan bir haberdir. Bu husûsta izin isteyenler ise ancak Allâh’a îmân etmeyen kimselerdir. Bu böyleyse hiç izin istemeden cihâdı terk edenin durumu nasıldır?

Allâhu Teâlâ:

“Verdiklerinin kabûl olunmasına engel olan...” (et-Tevbe 9/54) kavlinden:

“…ve (mallarından) ancak istemeye istemeye infâk etmeleridir.” (et-Tevbe 9/54) kavline kadar onları cimrilikle vasfetmiştir.[10]

Allâh Tebâreke ve Teâlâ’nın istemeye istemeye infâk eden kimseye karşı olan zemmi (kınaması) böyleyse infâk etmeyi baştan terkeden (hiç infâk etmeyen) kimse hakkındaki kınaması nasıl olur?

Allâhu Teâlâ münâfıkların Medîne’ye yaklaştıkları vakit müminler için bazen şöyle söylediklerini haber vermiştir:

“İşte bu sizin uğursuzluğunuz yüzünden başımıza gelmiştir. Sizler insanları bu dîne da’vet ettiniz. Bu dîn için savaşıp onlara muhâlefet ettiniz.”

Bazen de şöyle söylemektedirler:

“Sizler, bize şurada durmayı işâret ettiniz, ancak biz sizinle sefere çıkmış olsaydık bize bu isâbet etmezdi.”

Bazen de şöyle demektedirler:

“Sizler azlığınız ve zayıflığınıza rağmen düşmanlarınızı dağıtmak istiyorsunuz. Sizi dîniniz aldattı.”

Bazen de şöyle derler:

“Sizler akılsız mecnûnlarsınız, kendinizi ve beraberinizdeki insanları da helâk etmek istiyorsunuz.”

Bazen de buna benzer çeşitli kötü (aşağılayıcı, incitici) kelimeler söylerlerdi. Allâh Azze ve Celle ise onlar hakkında şu kavliyle haber vermiştir:

“Bunlar, düşman birliklerinin gitmediklerini sanıyorlar. Eğer, birlikler yeniden gelse bedevîlerin arasına kaçıp sizinle ilgili haberleri onlardan sormak isterler. Zâten sizin içinizde olsalar bile ancak çok az savaşırlardı.” (el-Ahzâb 33/20)

Allâh Tebâreke ve Teâlâ onları şu üç vasıfla vasıflandırmıştır.

Birinci Vasıf: Onlar, -korkuları [onlardan dehşete düşmeleri][11] sebebiyle- birliklerin beldeden gitmediklerini zannediyorlardı. Bu durum kalbinde hastalık bulunan korkak kimsenin hâlidir. Çünkü böyle kimselerin kalbi, korkutucu haberi tasdîk etmeye, güven haberini ise tekzîb etmeye meyyâldir.

İkinci Vasıf: Birlikler geldiği zaman, sizin aranızda bulunmamayı, bilakis çölde bedevîlerin arasında bulunup “Medîne’den ne haber var, insanların durumu nedir?” diye sizin haberlerinizi sormayı temennî ederler.

Üçüncü Vasıf: Birlikler geldiği zaman, onlar da sizin aranızda bulunacak olurlarsa çok az savaşırlar.

Bu üç vasıf insanlardan çoğuna uymaktadır.

AÇIKLAMALAR:
 1. Zîrâ Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

﴿إِنَّ الْمُنَافِقِينَ فِي الدَّرْكِ الأَسْفَلِ مِنَ النَّارِ.﴾ [النساء: 145]

“Doğrusu münâfıklar, cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar…” (en-Nisâ 4/145)
 
 2. Parantez içi ilâve ed-Durar’us Seniyye’de mevcuttur.
 
 3. Müslim, Hadîs no: 59’da Ebû Hureyre Radıyallâhu Anh’dan.
 
 4. Yakın lafızlarla, Müslim, Hadîs no: 1910’da Ebû Hureyre Radıyallâhu Anh’dan.
 
 5. Yakın lafızlarla Buhârî, Hadîs no: 4882; Müslim, Hadîs no: 3031.
 
 6. Mikdâd Radıyallâhu Anh’ın kendisine, neden zor durumda olmasına rağmen cihâda çıktığını soranlara yönelik sarf ettiği şöyle bir sözü kaynaklarda nakledilmektedir:

”أَتَتْ عَلَيْنَا سُورَةُ الْبَحُوثِ ﴿اِنْفِرُوا خِفَافًا وَثِقَالاً.﴾ [التوبة: 41] “.
“Bize Behûs (Araştıran) Sûre’si gelmiştir. (Ardından şu âyeti okumuştur) “Kolay ve zor da olsa sefere çıkın!..” (et-Tevbe 9/41)”

Taberî Rahimehullâh ve İbnu Ebî Hâtim Rahimehullâh ilgili âyetin tefsîrinde bu rivâyeti tahrîc etmişlerdir.
 
 7. Katâde Rahimehullâh’ın şöyle dediği rivâyet olunmuştur:

”كَانَتْ هٰذِهِ السُّورَةُ تُسَمَّى:الْفَاضِحَةُ -فَاضِحَةُ الْمُنَافِقِينَ- وَكَانَ يُقَالُ لَهَا: الْمُثِيرَةُ -أَنْبَأَتْ بِمَثَالِبِهِمْ وَعَوْرَاتِهِمْ-“.
“Bu sûre, el-Fâdiha’dır (iç yüzleri açıklayıp rezil edendir). Yine ona ‘el-Musîra (döküp saçan)’ denilir. Zîrâ onların (münafıkların) ayıplarını ve gizli hâllerini haber vermektedir.”

İbnu Ebî Hâtim Rahimehullâh, bu haberi, “De ki alay edin bakalım, Allâh (açığa çıkmasından) sakındığınız şeyleri ortaya çıkaracaktır.” (et-Tevbe 9/64) âyetinin tefsîrinde nakletmektedir.
 
 8. Âyetleri topluca verecek olursak, Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

﴿وَيَحْلِفُونَ بِاللّٰهِ إِنَّهُمْ لَمِنكُمْ وَمَا هُم مِّنكُمْ وَلٰـكِنَّهُمْ قَوْمٌ يَفْرَقُونَ لَوْ يَجِدُونَ مَلْجَأً أَوْ مَغَارَاتٍ أَوْ مُدَّخَلاً لَّوَلَّوْاْ إِلَيْهِ وَهُمْ يَجْمَحُونَ.﴾[التوبة: 56-57]

“Gerçekten sizden olduklarına dair Allâh’a yemîn ederler. Oysa onlar sizden değillerdir. Aksine onlar ödleri kopan (korkak) bir topluluktur. Eğer onlar bir sığınak veya (gizlenecek) mağaralar yahut girilecek bir yer (delik) bulsalardı, oraya kaçarlardı hem de koşarak.” (et-Tevbe 9/56–57)
 
 9. İki âyetin tamamı meâlen şu şekildedir:

﴿لاَ يَسْتَأْذِنُكَ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ أَن يُجَاهِدُواْ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ بِالْمُتَّقِينَ ۞ إِنَّمَا يَسْتَأْذِنُكَ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَارْتَابَتْ قُلُوبُهُمْ فَهُمْ فِي رَيْبِهِمْ يَتَرَدَّدُونَ.﴾ [التوبة: 45-44]

“Allâh’a ve Âhiret Günü’ne îmân edenler, Allâh yolunda malları ve canlarıyla cihâd etme husûsunda senden izin istemezler. Senden izin isteyenler ancak Allâh’a ve Âhiret Günü’ne inanmayan ve kalpleri şüpheye düşmüş, şüpheleri içinde bocalayan kimselerdir.” (et-Tevbe 9/44-45)
 
 10. Âyetin tamamı meâlen şu şekildedir:

﴿وَمَا مَنَعَهُمْ أَن تُقْبَلَ مِنْهُمْ نَفَقَاتُهُمْ إِلاَّ أَنَّهُمْ كَفَرُواْ بِاللّٰهِ وَبِرَسُولِهِ وَلاَ يَأْتُونَ الصَّلاَةَ إِلاَّ وَهُمْ كُسَالَى وَلاَ يُنفِقُونَ إِلاَّ وَهُمْ كَارِهُونَ.﴾ [التوبة: 54]
“Verdiklerinin kabûl olunmasına engel olan şey; Allâh ve Rasûlü’nü inkâr etmeleri, namaza üşenerek kalkmaları ve (mallarından) ancak istemeye istemeye infâk etmeleridir.” (et-Tevbe 9/54)
 
 11. Parantez içi ilâve ed-Durar’us Seniyye’de mevcut olup metinde yer alan “korkuları” ibâresi yerine kullanılmıştır.
Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye (Rahimehullâh) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Âlim câhili tanır çünkü o da (bir zamanlar) câhildi. Câhil ise âlimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman âlim olmadı." (Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye, Mecmû'ul Fetâvâ, 13/235)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
2669 Gösterim
Son İleti 10.06.2015, 21:56
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
1401 Gösterim
Son İleti 12.05.2018, 04:49
Gönderen: Uhey
1 Yanıt
632 Gösterim
Son İleti 11.03.2019, 17:48
Gönderen: Yahya Selefy