Darultawhid

Gönderen Konu: KÜFÜR DİYARINDA İSLAM'A YÖNELMİŞ BAYANLARA NASİHAT  (Okunma sayısı 2853 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1174
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Alıntı yapılan: soru
Küfür diyarında; İslam’a ve Tevhid’e yönelmiş, başta ebeveyn ve akrabalar, arkadaş ve tanıdıklar olmak üzere çevrelerinden tepki gören kadınlara tavsiyeniz nedir?

Bismillah,

Hamd ve şükür bizleri yoktan vareden, varlığından haberdar eden, en güzel isimlerin sahibi ve alemlerin yegane Rabbi olan Allah’adır. O’ndan yardım ve bağışlanma dileriz. Nefsimizin ve amellerimizin kötülüklerinden O’na sığınırız. Şeyh’ul Meşayih, Seyyid’il Enbiyayi ve Murselin, Rahmetel li’l Alemin ve Allah’ın yarattıkları arasından en hayırlısı olan kulu Mustafa’ya salat ve selam olsun; Al’ine, Ezvac-ı Tahirat olarak vasıflandırılmış Ummehat'ul Mü'minin (Mü'minlerin annelerin)’e, Rasulullah’ın Ashabı’na, Tabiin’den ve Etbai Tabiin’den Selef-i Salihin’e ve Kıyamet Günü’ne değin onlara hayırda ittiba eden Halef’den Mü’minlere selam olsun!.. Şüphesiz, Allah’ın hidayete erdirdiğini saptıracak ve Allah’ın sapıklık üzere bıraktığı kimseyi hidayete erdirecek yoktur. Bir olan ve ortağı bulunmayan Allah’tan başka, kendisine ibadet sunulmaya layık ilahın olmadığına ve Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ederim.

Emma ba'd (bundan sonra);

Öncelikle; erkek olsun kadın olsun, alim olsun cahil olsun, genç olsun yaşlı olsun, her insan bireyinin yöneleceği ve elde edeceği ilk ilim; "dinin asılları ve tevhid"dir. Bu konuda forumumuzda yer alan "Usul'ud Din - Dinin Asılları" ve tevhid ile ilgili bölümlere özellikle de Tevhid Risaleleri başlıklı bölüme müracaat edilebilir. Bu bölümdeki risaleleri aynı zamanda Muvahhid Yayınları’nın E-Kitaplar bölümünden word ve/veya pdf formatlarında bilgisayarınıza ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Tevhid Risaleleri  başlığıyla seri olarak neşretme nimetine nail olduğumuz eserleri, bilgisayarınıza ücretsiz indirebilir, dilerseniz aynı sayfa üzerinden sipariş verebilirsiniz. İmkansızlık sebebiyle ödemede güçlük çekmeniz durumunda sizlere ücretsiz olarak kitaplarımızı gönderebileceğimizi de hatırlatmak isteriz.

İslam ve Tevhid ile tanışan bayanlar, tevhid kelimesinin gereklerini yerine getirerek İslam olduktan sonra imanlarını arttıracak, hak üzere sebat edebilmelerine vesile olacak, başta sabır olmak üzere güzel hasletler edinmelerine yolaçacak sebepler aramalıdırlar. Kendilerine örnek teşkil edecek simalar, karakter ve iman yönünden beslenecekleri şahsiyetler tespit ederek onların yaşam hikayelerini sık sık okumalı ve örneklik bildiren kısımlar üzerinde durmalıdır. Böyle büyük getirileri olan, Allah dostlarının yaşam hikayelerini okumak hususuna asrımızda ne yazıkki hakettiği değer verilmemekte ve mesele böyle algılanmamaktadır. Sufiler ve Ehli Tasavvuf’a muhalefet edelim derken, siyer bilgileri, zühd, ve zahidlerin hayat hikayeleri günlük hayatımızın dışına itilmiştir. Oysa alimlerimizin, örnek şahsiyetlerin hayat hikayelerine yer veren çokça kitap telif ettiklerini ve insanları bu tarz kitapları okumaları yönünde teşvik etmekte olduklarını görmekteyiz. Son yıllarda ulemanın bu konulara dair birçok eseri de Türkçe'ye çevrilmiş bulunmaktadır. Tercüme konusunda bazı çekinceler bulunsa da, bu tarz eserlerden istifade edilebileceğini söyleyebiliriz.

Yeryüzünde, Allah’a teslim olma gayretinde olan sadece bir avuç insan kalsa da, Allah’a ‎ihlas ile teslim olunduktan sonra; Allah’tan başkasına ibadet edilmediği ve de Allah’ı, ‎Rasulü’nü ve hak din İslam’ı inkar etmediği sürece kişi tüm bunlara Allah’ın kabul ettiği ‎bir teslimiyetle teslim olduğunda bilir ki; karşısına çıkan zorluk her ne olursa olsun Allah’a tevekkül ederek dünya hayatını tevhid ilmi ile, inancı ile ve ameli ile ‎geçirerek sabrettiğinde Allah ona mutlaka bunun karşılığını verecektir, bir çıkış yolu yaratacaktır ve zorlukları kolaylığa çevirecektir.

Allah’ın dinine ‎teslim olmuş kul bilir ki, tevekkül imanın bir parçası ve gereklerindendir. Ve kul bu ‎gerekleri yerine getirdiği sürece yine bilir ki, içerisinde bulunduğu dünyası, kendi nefsi ‎için arz üzerinde bir Cehennem’e benzese de hak, teslimiyet ve iman; yüreğinde, bağrında, ‎nefsinde, dimağında, uzuvlarında ve dilinde olduğu müddetçe onu bekleyen Allah’ın ‎vaadi her ne kadar uzak gelse de aslında çok yakındır. ‎

Ademoğlu çok acizdir, zayıftır ve yüreği zaaflarla doludur. İnsan ancak Rabbi’ne teslim ‎olup ona hakkıyla iman ettiğinde Rabbi de, onun göğsünü ferahlatır, imanını arttırır, fiziki ve ruhi durumunu güçlendirir. Ancak Subhanehu ve Te’ala’ya dayanılmadığı ‎müddetçe bu acziyetden kurtulmak mümkün olmaz. Beraat ancak imanla gerçekleşir. Daimi bir ‎özgürlük anlayışında olan insanlar ancak ihlas ile iman ettiklerinde özlerini ‎gürleştirebilirler. Bu başarı elde edilmediği sürece Ademoğlu nefsinin, İblis’in ve ‎Allah’tan başka ilahlık iddiasını taşıyan bir sürü yalancının kulu olmaya mahkumdurlar.‎

Bizler öyle bir çağda, öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki, insanlar topyekün, kitle kitle, ‎kavim kavim yozlaştırılıp iman cehaletinin kuyusuna atıldılar. Ve bu kuyunun adını da ‎‎‘modernizim’ koydular. Günümüzde insanların yaşam biçimi, dini haline gelen modernizim; tüm insanlığın kanını ‎emen ve sürekli olarak insanlığın tümünü Cehennem’e odun olarak hazırlayan vahşi bir yaratık gibidir. İnsalık topyekün -bu ‎vesile ile- Allah’ın laneti üzerine olan iblis’e hizmet ediyor. ‎

Modernizim adı altında eğitim kurumları kuruldu ve bu kurumlarda gerek kapalı kapılar ‎gereksede açık kapılar ardında Ademoğlunun damarına ‘modernist ilm’ adı altında küfrü, ‎şirki haramı enjekte ettiler. İnsanlar da, zaten hiç sağlam olmayan ve aslen hak olmayan ‎bir din üzereyken, üzerinde kalan kırıntıları da kendi elleriyle silkelediler ve kimsenin ‎üzerinde İslam adına artık tek bir imare kalmadı. Ve günümüzde, insanlar artık tamamıyla ‎modernizmin kölesi olarak doğar, yaşar ve ölür oldular. Çocuklar modernizmin kölesi olarak büyüdü, gençler modernizmin kölesi olarak yaşlandı. Özellikle de kadınlar bu modernizm rüzgarından çok fazla etkilenmiş ve bununla birlikte Allah’ın onlara lutfettiği “kadınlık”larını yitirmiş ve erkekleştirilmişlerdir. Maalesef hepimiz, modernizmden bir şekilde etkilendik ve tevhid üzere olduğunu ileri süren insanların çoğunluğunda bu cahiliye kalıntılarını görmek pek mümkündür. Kendisinden yardım istenilecek olan ancak Allah'tır.

İnsanlar, modernizm öğretileri doğrultusunda yaşamadıklarında ise ‎zulmün binbir çeşidiyle yüzleşmek zorunda bırakılırlar. Dövülürler, tecrit edilirler, ‎hapsedilirler, tehdit edilirler, korkutulurlar… vs. Ancak hakk’a teslim olan Allah’ın:


فَلاَ تَخَافُوهُمْ وَخَافُونِ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

“İnsanlar’dan korkmayın: Ben’den korkun!.. Eğer iman ediyorsanız!..” (Al-i İmran 3/175) ‎kavlini hatırlar, sonrada korkunun aslen Allah’dan kaçmaya değil bilakis Allah’a ‎kaçmayı, O’na yönelmeyi ve de O’nunla huzur bulmayı gerektirdiğini akleder.‎

Şimdi bazıları şöyle sorabilir: Hak, iman diyorsunuz, tevekkül diyorsunuz, başarı diyorsunuz, ‎özgürlük diyorsunuz, peki bunlar nasıl elde edilir? Modernizmin köleliğinden nasıl ‎kurtulunur yoksa bizler dünyayı tamamen mi bırakıp soyutlanmalıyız, iş, güç, çocuk, eş, ‎okul, aş hepsini bırakınca mı imanımız  geçerli olur? Elbette ki, hayır. Ancak, Ademoğlu ‎dünyadan değil; küfürden, şirkten, haramdan, masiyetten, kerahatten ve bunlara giden ‎bütün yollardan uzak durarak bunlardan sıyrılıp soyutlandığında imanı ve tevekkülü ‎elde etme yoluna girebilir. Aksi takdirde modernizmin köleleri gibi boş ve kof birer yürek ‎ve beden taşır ayakları. Ve o ayakların üzerinde yürüdüğü yolda ancak Cehennem’e giden ‎yol olur. Şüphesiz:


وَالْكَافِرُونَ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ

“Kafirlere şiddetli bir azab vardır!..” (eş-Şura 42/26) ‎

Hak, iman ancak ilim ile elde edilir, çünkü kişi neye nasıl iman edeceğini bilmeden ‎Rabbi’ne, iman edilmeye layık tek ilaha nasıl iman edebilir ki? Rabb Te’ala’nın, son ‎Rasulü Muhammed (sallallahu aleyhi vesselem)’e ilk emri
اقْرَأْ “Oku!” ile gerçekleşir ‎teslimiyet. İnsan ancak gerekli ilmi elde ettiğinde Cennet’e giden yolda başarılı olur, ve ‎sebat eder. Bundan sonra da Allah’ın emrettiği herşeyi gücü nispetinde yerine getirir ve ‎nehyettiği herşeyden sakınır. Ancak bütün bunlarıda kendi aklına göre değil Rasulullah (sallahu alayhi vessellem)’in gösterdiği yolu ve ona tabi olan Selef’in yolunu takib ederek ‎elde eder. Tüm varlığı ile şirk ve küfürden beri olduktan sonra Rabbi’ne hakkıyla iman ‎eder ve sonrasındada tevekkülü ile sabreder. Kişi kalbini boğan karanlıklardan, dünyevi ‎üzüntüsünden, sıkıntılarından, kederinden, depresyonundan ve çelişkilerinden kendini ‎ancak ve ancak; temiz, saf, arınmış, hamiyetli, üstün vede faziletli bir muvahhid(e) ‎olduğunda kurtarabilir. Teslimiyet, amel, sabır, tevekkül ve dua… Şüphesiz Allah ‎kalpleri bilendir ve dualara icabet edendir.

وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونِي أَسْتَجِبْ لَكُمْ إِنَّ الَّذِينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِي سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ

“Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadet etmeyi ‎kibirlerine yediremeyenler aşağılanarak Cehennem’e gireceklerdir.” (Mü’min 40/60) ‎

Allah’a teslim olun, Allah’a yönelin, Allah’dan korkun ve Allah’a itaat edin. Allah’dan ‎sabırla ve tevekkül ile dua edip isteyin.‎

İnsan kendisinden önce yaşayan mü’min(e)leri örnek alırsa belki bu vesile ile aklını başına ‎devşirebilir ve gücü nisbetinde mücadele eder.

Bu noktadan itibaren inşallah, bizler için örneklik teşkil eden bazı kadınların hayat hikayelerinden kestilere işaret edeceğiz.

Hadislerde işaret edildiği üzere dört kadın, bütün kadınlar üzerinde bir mertebeye sahiptir. Musa (aleyhi selam)’a bir nevi annelik yapan, Firavun’un eşi Asiye (aleyha selam); İsa (aleyhi selam)’ın annesi Sıddıka Meryem Azra (aleyha selam), Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ilk eşi ve Mü’minlerin annesi Hatice (radiyallahu anha) ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kızı aynı zamanda Mü’minlerin Emiri Ali (radiyallahu anh)’ın eşi, cennet gençlerinin efendileri Hasan (radiyallahu anh) ve Hüseyin (radiyallahu anh)'ın annesi, Betül Fatıma Zehra (radiyallahu anha).

Gelmiş geçmiş ve gelecek bütün kadınlar arasında böyle üstün bir mertebeye ulaşan bu kadınlar, sahip oldukları güçlü iman ve yakin ile bu üstünlüğü elde etmişlerdir. Bu kadınlar, başka kadınların yaptığını değil yap(a)madıklarını yaptıkları için birer efsane oldular.

Asiye (aleyha selam), bu dünya hayatında bir kadının elde etmek isteyeceği; -maddi güç, toplum içerisinde en üst konumda olma, köleler, saraylar sahibi olmak gibi- herşeyi elde etmiş olmasına rağmen, Cennet’teki köşkü bu dünyadakine tercih etmiş, bu dünya hayatında elinde olan herşeyi Cennet’i elde etmek için gözden çıkarmıştır.

Meryem (aleyha selam), iffeti ve ibadete düşkünlüğü ile, bu dünya hayatına tenezzül etmeksizin ahirete odaklanması ile, Mescid’in hizmeti ile meşgul olarak diğer kadınların sahip olamadığı bir mertebeye ulaşmıştır.

Hatem’ul Enbiya Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’e ilk iman eden, toplum içerisindeki konumunu ve itibarını yoketmek pahasına varını-yoğunu bu dava uğrunda harcayan mü’minlerin annesi Hatice (radiyallahu anha), şüphe yok ki bunca fedakarlığı ve güçlü imanı sebebiyle diğer kadınlar arasında böyle büyük bir mertebeye ulaşmıştır. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in en büyük destekçisi olan, Allah Te’ala’nın Cibril (aleyhi selam) aracılığıyla kendisine selam gönderdiği Hatice (radiyallahu anha)’nın vefat ettiği yıl, "Hüzün Yılı" olmuştur. 

Mü’minlerin annesi Aişe Sıddıka (radiyallahu anha), kendisine atılan iftiraya karşı sabretmiş ve Allah’tan yardım istemiştir. Allah Te’ala Kur’an’da onun iffetli ve sıddıka olduğunu bildirmiş, onu temize çıkarmış ve pak olduğuna şahidlik etmiştir. Bedir, Uhud ve Hendek gibi savaşlarda yeralmış, Uhud Savaşı’nda Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yarasını tedavi etmiştir. İkibinin üzerinde hadis nakletmiştir aynı zamanda kadınların özel halleri ile alakalı fıkhi hükümleri bildirmiştir. Fıkıh ilminin kurucularından sayılır. Diğer faziletleri ve üstün halleri bir yana ilmi yönü ile sivrilmiştir. İbn’ul Cevzi onun kızkardeşi Esma bint Ebi Bekr ile birlikte ashabın en cömerti olduğunu söyler.

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in diğer eşleri ki herbiri mü’minlerin anneleridir: Sevde bint Zema (radiyallahu anha), Hafsa bint Ömer el-Faruk (radiyallahu anha), Ummü Seleme (radiyallahu anha), Cuveyriye bint'ul Haris (radiyallahu anha), Zeyneb bint Cahş (radiyallahu anha), Zeyneb bint Huzeyme (radiyallahu anha), Ummü Habibe (radiyallahu anha), Safiyye bint Huyey (radiyallahu anha), Meymune bint'ul Haris (radiyallahu anha)’nın hayat hikayeleri, mücadeleleri ve faziletleri, mü’mineler için birer örnektir. Bütün bunları burada zikretmeye kalkmak çok zordur zira herbiri mü’mineler için örneklik teşkil edecek çok sayıda özelliğe sahiptirler.

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kızları olan Zeyneb (radiyallahu anha), Rukiyye (radiyallahu anha) ve Ummü Gülsüm (radiyallahu anha) da aynı şekilde mü’minelere örneklik teşkil edecek özelliklere sahiptirler. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in biricik kızı Fatıma (radiyallahu anha), Cennet’te dünya kadınlarının seyyidi olacaktır. Onun yaşam hikayesi, faziletleri ve fedakarlıkları özenle okunmalıdır.

Diğer sahabe hanımlardan birkaçından bahsedecek olursak:

İmanını ölüm pahasına şirk ile ‎değiştirmeyen Ebu Cehil’in ön tarafına mızrak sokarak öldürdüğü, İslam’ı ilk kabul edenler arasında ön sıralarda yeralan ailenin bayan ferdi ve İslam’ın ilk şehidi Sümeyye bint Hayyat (radiyallahu anha), hayatı ve ölümüyle bizler için –şüphe yokki- bir örnek olmuştur. O, Ammar ibni Yasir (radiyalalhu anh)’ın annesiydi. Eşi Yasir (radiyallahu anh) ile birlikte, tüm baskı ve işkencelere rağmen, imanlarından taviz vermemiş, şirke düşmemek için mücadele etmede sebat etmiş ve şehadete ermişlerdir.

Yine sahabe hanımlarından Ebu Bekir es-Sıddık (radiyallahu anh)’ın kızı, Mü’minlerin annesi Aişe (radiyallahu anha)’nın kızkardeşi, Aşere-i Mübeşşere’den Zubeyir ibni Avvam (radiyallahu anh)’ın eşi, bir süreliğine Halifelik de yapmış ve Beytullah’ın savunmasını yaparken şehid olan Abdullah ibni Zubeyir (radiyallahu anh)’ın annesi, Esma bint Ebu Bekir (radiyallahu anha) da fedakarlıkları, cömertliği ve cesaretiyle örnek bir tavır sergilemektedir. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile Ebu Bekir (radiyallahu anh) hicret ettikleri sırada, Esma bint Ebu Bekir (radiyallahu anha) belindeki kuşağı ikiye bölerek, her türlü riski göze alarak Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e yemek getirmekteydi. Abdullah ibni Zubeyir (radiyallahu anh)’ın anlattığına göre, annesi Esma bint Ebu Bekir (radiyallahu anha) her akşam elinde kalan parasını, tümüyle cömertce infak ederdi. Örnekliği, kahramanlığı elbette bununla sınırlı değildi. Oğlu Abdullah ibni Zubeyir (radiyallahu anh), bu Ümmet’in ve gelmiş geçmiş ve gelecek en büyük zalim, Haccac tarafından Kabe’de kuşatma altına alındığında eşine az rastlanır bir olay gerçekleşmişti. Abdullah ibni Zubeyir (radiyallahu anh), dava arkadaşlarının teslim olup hatta kendi oğlu tarafından bile yalnız bırakıldığında artık daha fazla direnemeyeceğini anlamış ve son bir defa annesini görmek üzere onu ziyarete gitmişti. Rivayetlere göre, Abdullah ibni Zubeyir (radiyallahu anh) o sırada gözleri görmeyen annesine fikrini sormuş annesi ona, arkadaşlarının öldüğü gibi sen de öl demiştir. Oğlunu şefkatle kucakladığında, üzerinde zırh olduğunu farkedince, bunu çıkarmasını tavsiye etmiştir. Abdullah ibni Zubeyir (radiyallahu anh), zaten zırh kullanmadığını sadece annesini hoşnut etmek için üzerinde bulundurduğunu söylemiş ve zırhını çıkarmıştır. Oğlunu şehadete göndermiştir. Abdullah ibni Zubeyir (radiyallahu anh) şehid olduktan sonra şehrin kapısına cesedini astıran Haccac, cesedi indrimesi yönünde talepte bulunanlara, annesi Esma gelip yalvarmadan asla indirmem demiştir. Esma bint Ebu Bekir (radiyallahu anha), oğlunun cesedinin yanına gelmiş orada Haccac ile konuşmuş, korkusuzca onun hadiste bildirilen zalim olduğunu yüzüne haykırmıştır.

Cihad’da bilfiil görev almış, yerine göre kafirlerle çarpışan yerine göre yaralıları tedavi eden mücahideler de örnektir. Ummü Amare (radiyallahu anha) bunlardan biridir. Rasulullah (sallahu aleyhi ve sellem) onun hakkında: Uhud Savaşı’nda ne zaman sağıma ‎veya soluma baktımsa mutlaka onu yanımda savaşır gördüm demiştir. Akabe Beyatı’nda bulunmuş, Uhud, Huneyn, Yemame ve Hudeybiye Antlaşması’nda yer almıştır. Kılıç kullanmakta maharetliydi. Uhud Günü, ordu dağıldığında Rasulullah (sallahu aleyhi ve sellem)’in yanında kalıp, onu canı pahasına düşmandan koruyan çok az sayıda sahabenin yanında o da vardı. Uhud’da oniki yerinden yaralanmıştı.

Abdullah ibni Cahş (radiyallahu anh)’ın kız kardeşi Hamne bint Cahş (radiyallahu anha) Uhud Savaşı’nda, kardeşinin, babasının, kocası Musab ibni Umeyr (radiyallahu anh)’ın ve oğlunun öldürüldüğünü öğrendiğinde Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in nasıl olduğunu sorar ve onun iyi olduğundan emin olmak için yanına gider ve: Anam babam sana feda olsun ya Rasulullah sen sağ olduktan sonra gerisi vız gelir der.

Ahirete iman eden, kendi çocuklarının Cennet’e ulaşabilmesi için mücadele eden saliha kadınlar da örnektir şüphesiz. Harise (radiyallahu anh) savaş öncesi Rasulullah (sallallahu alehi ve sellem)’in emri ile su kuyusunu korumakta olan bir müslüman okçu tarafından, yanlışlıkla öldürülür. Savaş sonrası ordu geri döndüğünde, Harise’nin annesi Ummü Harise oğlunu araştırır. Oğlunu göremez. Müslümanlara oğlunu sorar, ilk safta savaşırken şehid olup olmadığını sorar. Ummü Harise’ye müslümanlar oğlunun savaş sırasında öldürülmediğini, şehid de olmadığını söyleyince aklını yitirecek gibi olur. Beni derhal Rasulullah (sallallahu alehi ve sellem)’e götürün der. Rasulullah (sallallahu alehi ve sellem)’’i görünce ona: Ya Rasulullah! Bana oğlumun şehid olmadığını söylüyorlar. Onun şehid olmadığını sakın bana söyleme. (Büyük bir heyecan ile:) Eğer onun şehid olmadığını söylersen dünyanın altını üstüne getiririm der. Rasulullah (sallallahu alehi ve sellem) ona, oğlunun şehid olduğunu, cennet tabakalarının en üstünü olan Firdevs’de olduğunu söyler.

Afra ibn Ubeyd (radiyallahu anha), Bedir Savaşı’na üç oğlunu gönderir. İki oğlu Mu’az (radiyallahu anh) ile Muavviz (radiyallahu anh) Bedir Savaşı’nda, Ebu Cehil’i öldürdükten sonra şehid olurlar. Üçüncü oğlu Avf (radiyallahu anh) ise savaşta bulunmasına karşın şehid olmaz. Afra bin Ubeyd (radiyallahu anha) durumu öğrenince, oğlu Avf (radiyallahu anh)’ın elinden tutar ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e götürür. Bu onlardan daha mı geridedir? Bu niye şehid olmadı? der. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), hayır geride değildir, der. Sonrasında Avf (radiyallahu anh) da şehid olur. Kalbi imanla dolu ve çocukları için şehadet özlemiyle dolu bir anne...

Bazı rivayetlere göre eşi ve oğulları şehid olduktan sonra geride bir oğlu bir de küçük kızı olan Rakka şehrinden bir kadın, oğlunu şehadete şartlayarak yetiştirmiştir. Ebu Kudame eş-Şami müslüman orduların komutanı olarak Rakka’ya geldiğinde, bu kadın saçlarının örgüsünden kesip Ebu Kudame eş-Şami’ye getirmiş ve cihada destek olmak için başka hiçbir şeye sahip olmadığını, saç örgüsünden savaşta atlara yular olarak kullanabileceğini söyleyerek teslim eder. Oğlunu da ertesi gün cihada gönderir. Kaynaklar birçok farklı şekilde rivayet edilen bu olayda, kadının oğlu yaşça küçük olduğu için Ebu Kudame eş-Şami tarafından orduya dahil edilmek istenmez. Cihada ve şehadete şartlanmış genç, savaş konusunda tecrübeli olduğunu ve birçok açıdan fayda sağlayacağını söyleyerek Ebu Kudame eş-Şami’yi ikna etmeye çalışır. Bu genç kılıç taşıyamamasına karşın üstelik Ebu Kudame eş-Şami’nin direktiflerine uymayarak ordunun en ön safında yer alarak şehadete koşmuştur. Ebu Kudame eş-Şami, bu kadının, şahadete koşan gencin hikayesini anlatır. Delikanlı çarpışma öncesi rüyasında; şehid olacağını, Cennet’e gideceğini ve oradaki eşini görür. Ebu Kudame eş-Şami savaş sonrası döndüğünde abisini arayan küçük kıza abisinin şehid olduğunu söyleyince kızcağız oracıkta düşer ve ölür.

Yeryüzünde ilahlığını iddia eden Firavun’un kızının saçlarını tarayan mü’mine kadının (Maşita) hikayesi de çok etkileyicidir. Rivayete göre birgün elinden tarağını düşürür ve yerden aldığı sırada "bismillah" der. Bir diğer rivayetde ise, "Allah kafirlere lanet etsin" der. Firavun’un kızı, Allah dediğin babam mı diye sorar. Mü’mine kadın, hayır Allah; senin, senin babanın, benim ve herşeyin Rabbi olan Allah’tır der. Firavun’un kızı babasına durumu bildirir. Firavun derhal huzuruna getirilmesini emreder. Firavun, Rabbin kim? diye sorar. Allah diye cevap verir. Firavun Allah kim? diye sorar. Kadın, Allah benim, senin ve herşeyin Rabbi’dir der. Firavun onun zincire vurulmasını ve dininden dönene kadar işkence edilmesini emreder. Firavun’un isteğine karşılık vermediği için kızgın yağ dolu kazanlar hazırlanır. Firavun her seferinde; bana tapın-ibadet et, ben senin ilahınım der, kadın bunu kabule anaşmayınca, biri emzikli olan beş çocuğu gözlerinin önünde sırayla bu kazanlara atılır. Emzikli çocuğu atılana kadar sabreder ancak sıra en küçük çocuğa gelince bir tereddüd yaşar. Allah Te’ala, çocuğun konuşmasını sağlar ve çocuk annesini hak üzere olduğu ve sabretmeye devam etmesini bildirir.

Rivayet edildiğine göre, evli olup zina ettiğini ve hamile olduğunu söyleyen bir kadın Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e gelerek: Ya Rasulullah beni arındır, der. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ondan yüzünü çevirir, kadın Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in önüne gelir ve sözünü tekrar eder. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ondan yüzünü çevirir, kadın tekrar Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in önüne gelir ve sözünü tekrar eder. Bu üç defa tekrar eder. Dördüncüsünde Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem); git çocuğunu doğru sonra gel, der. Kadın doğumdan sonra gelir ve: Ya Rasulullah beni arındır der. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) git çocuğunu, (başkasına ihtiyacı olmaksızın) büyüyüp yemek yiyeceği yaşa kadar emzir sonra gel, der. Ardından kadın çocuğunun elinde bir parça ekmekle gelir ve; Ya Rasulullah beni arındır, der. Recm edilerek, taşlanarak ve arınmış olarak can verir. Bu ihlas, bu teslimiyet, ahiret inancı, Allah korkusu, arınma sevdası...

Ummü Süleym (radiyallahu anha), İslam’ı Ensar’dan kabul eden ilk kişiler arasındadır. Eşi o dönemde yolculuktadır. Eşini beklemeden, onun rızasını soruşturmadan Müslüman olmuştur. Eşi yolculuktan döndüğünde durumu ona anlatır ve onun da Müslüman olmasını ister. Ancak kocası bunu reddeder ve evi terkeder. Daha sonra kocası öldürülür. Ummü Süleym (radiyallahu anha), oğlu Enes (radiyalalhu anh)’ın Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in hizmetine girmesini, sürekli onun yakınında olmasını arzu etmekteydi. İmanının, ilminin artacağı düşüncesiyle oğlu Enes (radiyalalhu anh)’ı Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e getirerek hizmetini görmesi için teslim etmiştir. Enes (radiyalalhu anh) da, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in hizmetini görmekte ve ilim elde etmede ileri seviyeye geldi. Sahabeler arasında en çok hadis rivayet eden üçüncü şahıs olmuştur. Ebu Talha isimli zengin birisi onunla evlenmek ister. Ummü Süleym onun kafir olduğunu bundan dolayı onunla evlenemeyeceğini bildirir. Ebu Talha mehir olarak çok para, altın ve gümüş istiyorsan veririm, der. Ummü Süleym (radiyallahu anha), parayı ve mal mülkü istemediğini bildirir ve Ebu Talha’nın Müslüman olmasını mehir olarak kabul edeceğini başka bir talebi olmadıını söyler. Ebu Talha müslüman olur ve evlenirler. Ummü Süleym (radiyallahu anha) kahraman ve cesurdur. Uhud Savaşı’nda kafirlerin Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)i kuşattığı sırada koşarak onu koruyanlar arasındadır. Umeyr isimli oğlu küçük yaşta vefat eder. Ebu Talha (radiyallahu anh) o sırada evde değildir. Ebu Talha eve geldiğinde, kocasına önce ziyafet çeker ardından ilişki kurar ve sonrasında çocuğunun öldüğünü haber verir. Kocasına: Ya Eba Talha! Oğlun senin yanında Allah'ın bir emaneti idi. Onu geri aldı der. Ebu Talha (radiyalalhu anh) birden bire şaşırır. Söyleyecek bir şey bulamaz ve:
إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّـا إِلَيْهِ رَاجِعونَ "Biz Allah'a aidiz ve yine Allah'a döneceğiz." (el-Bakara 2/156) ayetini okuyarak teslimiyet gösterir.

Ummü Hakim, Ebu Cehil’in oğlu ve Halid ibni Velid (radiyallahu anh) ile birlikte Kureyş'in ebüyük komutanı olan İkrime’nin eşidir. Mekke’nin Fethi sırasında Müslüman olur. İkrime Mekke fethedildiğinde Yemen’e kaçar. Ummü Hakim, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in eşi için dua etmesini talep eder. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den izin alarak Yemen’e gider ve İkrime’nin Müslüman olmasını sağlar, birlikte Medine’ye giderler. İkrime (radiyallahu anh) en büyük ordu komutanlarından biri olur ve bütün savaşlarda yeralır. Mürtedlere karşı savaşır ardından Suriye’ye geçerek Bizanslılar’a karşı savaşır sonrasında şehid olur. Ummü Hakim de eşiyle birliktedir ve onun şehadetinin ardından Halid ibni Sa’id ile evlenir. Gerdek öncesi kafirler kampı basar ve eşi Halid ibni Sa’id (radiyallahu anh) şehid olur. Ummü Hakim, rivayetler farklı olmakla beraber dokuz Bizans askerini öldürmüştür. Ordu Medine’ye geri döndüğünde, Ömer ibn'ul Hattab (radiyallahu anh), seferde iki eşi şehid olan Ummü Hakim (radiyallahu anha)’ya, taziyede bulunur, savaşta gösterdiği cesaretinden ötürü onu kutlar daha sonra evlenme teklifinde bulunur ve evlenirler.

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in halası ve Zubeyir ibni Avvam (radiyallahu anha)’nın annesi Safiye (radiyallahu anha), Hendek Savaşı’nda Yahudiler müslüman kadınların olduğun bölüme yaklaştıklarında, Hasan ibni Sabit (radiyallahu anh)’a yaklaşan askeri öldürmesini söyler. Hasan ibni Sabit (radiyallahu anh)’ın tereddüd ettiğini görünce eline aldığı bir çadır direği ile Yahudi’yi öldürür.

Ubade ibn'us Samit (radiyalalhu anh)’ın eşi Ummü Haram bint Milhen ibni Halid el-Hazreciyye (radiyallahu anha), eşiyle birlikte Osman ibni Affan (radiyallahu anh) döneminde deniz savaşına katılmış ve Kıbrıs’ın fethedilişinde bulunmuş, yolda vefat etmiştir.

Yermük Savaşı’nda dokuz Bizans askerini öldüren Esma bint Yezid ibn'us Sekan el-Ensari (radiyallahu anha) da burada kendilerinden bahsetmediğimiz diğer mücahideler gibi bir örnektir.

Bir başka rivayete göre; birgün Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Culeybib denilen bir sahabeye neden evlenmediğini sorar. Culeybib (radiyallahu anh) çok çirkin görünümlü biridir. Culeybib (radiyallahu anh), ya Rasulullah benimle kim evlenir der. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ben seni evlendiririm der. Ensardan bir kadını babasından Culeybib (radiyallahu anh) için ister. Adam kızın annesine (kendi eşine) danışayım der. Adam eve gelir ve kızın annesine olanı anlatır. Kadın, Culeybib ile evliliğe razı olmaz. Adam da bu görüştedir. Bu konuşmayı perde arkasından dinleyen kızları onlara itiraz eder ve şöyle der: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in emrine karşı gelmek mi istiyorsunuz? Böylelikle anne ve babasını da evliliğe razı eder. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) teslimiyet gösteren bu kadına hayır duada bulunur. Henüz gerdeğe girmeden savaş için yola çıkan Culeybib (radiyallahu anh) yedi müşriği öldürmüş ve kendisi de şehid edilmiş olarak savaş meydanında bulunur. Teslimiyet gösteren bu kadınlar ne güzel örnektir...

Ömer ibn'ul Hattab (radiyallahu anh)’ın hilafeti döneminde hilekarlık çoğalmaya başlar. Ömer (radiyallahu anh) süte su katmamaları yönünde insanları uyarır. Yaşlı ve fakir bir kadın kızıyla birlikte süt satmaktadır. Kadın süte su katmak istediğini söyleyince, kızı buna mani olur. Annesi ısrarlı davranınca kızı, Ömer (radiyallahu anh) bunu yasakladı der. Kadın bunu Ömer nereden bilecek deyince kızı Ömer bilmese de Rabbi bilir der. Allah’ın takdiri gereği oradan geçmekte olan Ömer (radiyallahu anh), bu kızı oğullarından Asım ile evlendirir. Raşid Halifeler’in beşincisi ve dönemininn müceddidi olarak kabul edilen Ömer ibni Abd'il Aziz (rahimehullah) bu evlilik neticesinde onların torunları olarak dünyaya gelir. Fedakarlık ve teslimiyet elbette dünya ve ahirette karşılık olarak bizlere dönecektir.

Biraz da, daha sonraki dönemlerde yaşamış olan ilim ehli kadınlardan bahsedelim.

Çocuklarının eğitim ve yetişmesinde, ilim sahibi olmasında büyük pay sahibi olan annelerden de bahsedelim.

Dar’ul Hicre İmamı, İmam Malik (rahimehullah) küçük yaşlarında şarkıcı olmak istediğini söyler. İmam Malik’in annesi durumdan haberdar olunca oğluna, şarkıcıların güzel elbiseler giydiklerini ve güzel elbiseler giymeyenlerin şarkıcı olamayacaklarını söyler. Oğluna, ilim halkalarına katılanların giymekte oldukları elbiselerden getirir. Onun yaşına göre ilim edebilmesi için öncelikli olarak Rabia’ya gitmesini, ondan adab ve edeb öğrenmesini sağlar. Ahlaken kendini geliştirdiğinde ise onu başka ilim ve alimlere yönlendirir. Neticede İmam Malik, ilmi ve şahsiyeti ile tarihe adını yazdırmış büyük bir alim olmuştur.

İmam Şafii (rahimehullah)’ın annesi de çokça ibadet eden, dul bir kadındı. Oğlundaki potansiyeli farketmiş ileri görüşlü biriydi. İmam Şafii’yi, ilim elde edebilmesi için Gazze’den Mekke’ye götürdü. Çok fakirdi ve oğlunun ilim elde edebilmesi için çok zorlandı ama yılmadı. İmam Şafii’yi, mali durumları el vermediği için, şeyhin meclisinde şeyhe yardım etmesi şartıyla ilim meclisine dahil etmiştir. Bu mücadelenin meyvası ise oğlunun Ehli Sünnet ve’l Cemaat’in en büyük imamlarından birisi olmasıyla almıştır.

Şeyh’ul Ümme İmam Ahmed ibni Hanbel (rahimehullah)’ın annesi, dul bir kadın olarak çocuğunu yetiştirmiştir. Annesi ona öncelikli olarak adab ve edebi öğretmiştir. İmam Ahmed henüz çocuk yaşlarda, ilmiyle; fıkhi veya hadis bilgisiyle değilde ahlakı sebebiyle meşhur olmuş ve takdir edilmiştir. İmam Ahmed’i hadis meclislerine sokmuş, eğitimini tamamlaması için onu ders halkalarına götürmüş ve büyük bir alim olabilmesi yolunda çok katkıda bulunmuştur.

Muhaddislerin şeyhi Buhari (rahimehullah) küçük yaşta kör olmuştu. Rivayetlere göre, doktorlar bir türlü iyileştirememişti. İmam Buhari’nin annesi dul bir kadındı ve çokça ibadet eden saliha bir kadındı. Oğlunun bu haline çok üzülüyor ve sürekli oğlunun iyileşmesi için dua ediyordu. Nihayet Allah onun ardı arkası kesilmeyen dualarını kabul etti. Rüyasında İbrahim (aleyhi selam)’ı görmüş ve İbrahim (aleyhi selam) ona, Allah’ın dualarını kabul ederek oğlunun gözlerinin iyileştiğini müjdelemiştir. Buhari sabah uyandığında gözleri tekrar görmeye başlamıştır. Oğlunun iyileşmesi için yaptığı dualar kabul olunmuştur. Bu, onun gibi oğlunun hayrı için dua edecek annelerin dualarının kabul olunabileceğine yönelik çok güzel bir misaldir.

İbni Hacer el-Askalani’nin babası o daha küçükken dört yaşındayken vefat etmiştir. Kendisinden üç yaş büyük ablası, kardeşinin bakımını üstlenmiştir. Babaları vefat etmeden önce kızını henüz daha dört yaşından itibaren yanında mescide götütür ve ilim halkasına birlikte katılırlardı. İbni Hacer’in annemden sonra ikinci annem dediği ablası böylelikle ilmin değerini kavramıştı. Babaları vefat ettiğinde geride muazzam bir kütüphane bırakmıştı. Kitabın elle yazıldığı böyle bir dönemde bu muazzam kütüphanedeki kitapların satışıyla yüklü miktarda gelir elde edebilirlerdi. Ama İbni Hacer’in ablası, kardeşinin ilim elde etme yolunda istifade edeceği kitapları olduğu gibi korumuştu. Kendisi de üstelik bayan olmasına karşın ilim elde etmek için, henüz yirmili yaşlarındayken; Mekke, Medine, Şam, Tunus, Mısır gibi birçok ülkeye yolculuk etmiştir. Genç yaşta (yirmisekiz) hastalıktan vefat etmiştir. Bütün gayretleri, İbni Hacer el-Askalani gibi bir alimi geride bırakmasına yolaçmıştır.

Sahip oldukları ilmi birikimleri doğrultusunda tarih içerisinde sivrilmiş bazı kadınlara gelince:

İmam Malik ders verdiğinde, Muvatta’yı okuyup da hata edenler olduğunda, İmam Malik’in kızının kendisine ait olan bölmeden, şuralarda hatalar yapıldı diyerek babasını uyardığı rivayet edilir. İmam Malik’in kızı babasının dahi farkedemediği hataları farketmektedir ve böylelikle sahip olduğu ilim ve ezberinin üst seviyelerde olduğu anlaşılmaktadır. İmam Malik’in oğlu ve bu faziletli kadının erkek kardeşinin ise ilimle değilde kuşlarla, güvercinlerle zamanını geçirdiği rivayet edilmektedir.

Ebu Hureyre (radiyallahu anh)’ın damadı da olan Sa’id ibn'ul Museyyeb (rahimahullah) dönemin halifesi olan Abd’ul Melik ibni Mervan’ın kızıyla evlenme teklifini reddetmiştir. Bir müddet sonra talebeleri arasında bulunan salih bir zatla üç dirhem mehir karşılığı kızını evlendirmiştir. Gerdek sonrası sabah olduğunda kocası kalkar ve dışarıya gitmek için hazırlanır. Bu sırada, Sa’id ibn'ul Museyyeb’in kızı ona, nereye gitmekte olduğunu sorar. Kocası, babası Sa’id ibn'ul Museyyeb’in ders halkasına katılmak için gitmekte olduğunu söyler. Sa’id ibn'ul Museyyeb’in kızı ona, otur Sa’id ibn'ul Museyyeb’in sana öğreteceği herşeyi ben sana öğreteyim der. Dediğinde de haklı çıkar. Sa’id ibn'ul Museyyeb, Medine-i Münevvere Alimi ve Seyyid’ut Tabiin sıfatlarıyla anılmaktadır. Bint Sa’id ibn'ul Museyyeb de ilimde o kadar ileriye gitmişki babasının bilip öğreteceği herşeyi bilip öğretebileceğini iddia etmiş ve nihayetinde bu iddiasında haklı çıkmıştır.

Müfessir İbni Kesir’in kayınvalidesi ve Hafız Mizzi’nin eşi Aişe bint İbrahim bint Sıddık kendi döneminde ve sonrasında takdirle anılmıştır. Çoğu erkekden daha fazla ibadet eden, kadınlara Kur’an dersi veren, şeyha, abide, zahide, saliha ve alime bir kadındı. Özellikle Tecvit’te uzmanlaşmıştı. Erkekler dahi onun kadar Tecvit kurallarına riayet edemezdi. İlmiyle, yaşantısıyla ve karakteriyle örnek olmuştu.

İbni Hacer el-Askalani yirmibeş yaşındayken, o dönemde henüz onsekiz yaşında olan, eşi Uns ile evlendi. Eşi ona; öğrendiğin herşeyi bana öğreteceksin, der. İbni Hacer ders halkasına katılır eve geldiğinde öğrendiği herşeyi eşine öğretir. İbni Hacer daha sonra eşinin kendi şeyhlerinden ders alabilmesini sağlar. Eşi icazetler alır. İbni Hacer vefat ettikten sonra, eşi ilim öğrenmeye ve öğretmeye devam etmiştir.

Şeyh’ul İslam ibni Teymiyye (rahimehullah)’ın da talebelerinden olan şeyha, saliha, abide, alime ve fazıla bir kadın olan Ummü Zeyneb Fatima Binti Abbas, iyiliği emreder, kötülüğü men ederdi. Kadınlar ve tüysüz oğlanlarla oturup kalkan (sufi bir grup olan) Ahmedilere karşı koyardı. Onların davranışlarını, bid'atçilerin usullerini ve şeri'ate muhalif davrananları protesto ederdi. Erkeklerin bu konuda yapamadıklarını yapardı.

Bizden önceki ümmetlerde yaşamış, adları bilinen bilinmeyen faziletli kadınlar vardır. Rivayete göre Musa (aleyhi selam), Allah Te’ala’ya benim Cennette’ki komşum kimdir? diye sorar. Allah, bir kasabın onun Cennette’ki komşusu olduğunu söyler. Musa (aleyhi selam), buna şaşırır ve sıradan bir kasap olan bu adamın kim olduğunu, nasıl böyle bir mertebeye ulaştığını araştırır. Adamı görür, izler ama onu diğer insanlardan farklı kılan birşey göremez. Adamı takip eder evine gider kapıyı tıklar. Adamdan içeriye girmek için izin ister. Adam bir küfeyi üst raftan alıp indirir. İçerisinde yaşlı bir kadın vardır. Musa (aleyhi selam) çok şaşırır. Adam et parçalarını kaynatır,  çiğner ve kadının ağzına koyar. Kadının her lokmadan sonra birşeyler söylediğini görür. Kadın doyana kadar bu böyle devam eder. Sonra kadını güzelce temizler ve rafın üstüne küfe ile koyar. Musa (aleyhi selam) adama, bu kadın kim, neler yapıyorsun diye sorar? Adam, bu kadın benim annem. Ben kasabım ama çok fakirim, hergün artan et parçacıklarını eve getirip, kaynatıp anneme yediriyorum. Musa (aleyhi selam) peki annen, her lokmadan sonra sana ne diyordu diye sorar. Adam şöyle der: Cennet’te Musa’nın komşusu ol! diyerek bana dua ediyor. Bu olay, bir kadının, bir annenin elinden başka hiçbir şey gelmese de, çocukları için edeceği hayır duaları ile onlara faydalı olabileceğini göstermektedir.

Son olarak, takva ve zikrin önemine işaret eden şu olaya değinelim: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kızı ve aynı zamanda kadınlar arasında en faziletli dört kadından biri olan Fatıma (radiyalalhu anha) rivayete göre, ev işlerini yerine getirmekden dolayı çok yorulmaktadır. Bu sebepten dolayı Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den bir köle talep eder. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ona köle yerine yatağa girmeden önce otuzüç defa subhanallah, otuzüç defa elhamdulillah ve otuzüç defa Allahu ekber demesini ve bunun köleden daha faziletli olacağını tavsiye buyurur.

Allah Te’ala burada kendilerinden bahsettiğimiz ve bahsetmeden geçtiğimiz bu örnek kadınların hepsinden razı olsun!.. Bizler; ‎sahabeleri, kadınlarını ve de onlara tabi olan diğer Mü’min ve Mü’mineleri kendimize örnek alırsak biznillah ‎yolumuzun aydınlığını/aydınlanacağını görebiliriz.‎ Şüphe yok ki hiçbir erkek Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) gibi, diğer nebi ve rasuller (Allah’ın selamı üzerlerine olsun) gibi onun ashabı (Allah onlardan razı olsun) gibi olamayacaktır. Ancak onların adımlarını takip ederek, onlar gibi olabilme mücadelesi vererek mertebelerini yükseltebilecek, imanlarını arttırabileceklerdir. Aynı şekilde, artık hiçbir kadın Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kızı Fatıma (radiyallahu anha) gibi, mü’minlerin annelerinden Hatice (radiyallahu anha), Aişe (radiyallahu anha) ve diğerleri (Allah onlardan razı olsun) gibi, bütün dünya kadınları arasında en faziletli mertebeye ulaşan Friavun’un eşi Asiye (aleyha selam), İsa (aleyhi selam)’ın annesi Meryem (aleyha selam) gibi olamayacaktır. Ancak onların adımlarını takip ederek, onlar gibi olabilme mücadelesi vererek mertebelerini yükseltebilecek, imanlarını arttırabileceklerdir.

Diyeceğimiz o ki: Okuyun! Tevhidi öğrenin. Azmedin! Küfrü ve şirki tanıyın ve bunlardan ‎soyutlanın. Allah’a, Rasulü'ne ve hak din İslam’a teslim olun. Tevekkül edin! Sabredin! ‎Ümid edin! Allah’tan başkasından korkmayın! Yılmayın! Vakarınızı kuşanın ve sakın ‎kaybetmeyin! Dua edin!‎

Allah’ım bizi iman süsü ile süslendir. Ve bizleri hidayete erenler ve hidayete vesile ‎olanlardan kıl. Ey Rabbim’iz, bizi doğru yola ilettikten sonra kalblerimizi saptırma. Ey ‎kalpleri değiştiren Allah’ım kalbimi Sen’in itaatine yönlendir. Ey kalplere sebat veren ‎Allah’ım kalplerimizi dinin üzere sabit kıl. Kendi nefsimden Sana sığınıyorum. Şeytanın hilelerinden Sana sığınıyorum. Şeytanın insan ve cinlerden dostlarının şerrinden Sana sığınıyorum. Ey Allah’ım Sen’in gazabından Sen’in ‎rahmetine sığınıyorum. Sen’in cezandan Sen’in afiyetine sığınıyorum! Ve Sen’den Sana ‎sığınıyorum Amin.‎

Not: Burada yer verdiğimiz hayat hikayelerinin ve olayların tümü, kitaplarda yer bulmakla beraber, tamamıyla sahih ve doğru rivayetler olmayabilir. Niyetimiz, tevhide yönelen bayanların, kendilerine örnek edinecekleri geçmişte yaşamış faziletli kadınları tanımaya sevketmektir. Hayat hikayelerinden kesitler sunarak, duygu yüklü bu sahneleri tecrübe etmelerini sağlamaktır. Halihazırda bugün yaşamakta oldukları ve gelecekte yaşayacakları muhtemel zorluklar karşısında dirençlerini arttırmak, destek olmaktır. Unutulmasınki; geçmişten günümüze, müslüman bayanların fazilet ve kahramanlıkları burada zikredip örnek veriklerimizden çok daha fazladır. Muteber alimlerin telif ettikleri eserlere müracaat edilerek, çok daha fazla fayda elde edilebilir Allahu A'lem. Başarıya ulaştıracak olan Allah’tır.

Vesselam!..
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
2406 Gösterim
Son İleti 08.01.2020, 02:42
Gönderen: Izhâr'ud Dîn
0 Yanıt
3450 Gösterim
Son İleti 10.06.2015, 22:35
Gönderen: İbn Teymiyye
0 Yanıt
2009 Gösterim
Son İleti 07.10.2016, 21:37
Gönderen: Uhey
15 Yanıt
8986 Gösterim
Son İleti 30.07.2019, 14:11
Gönderen: İbn Umer
0 Yanıt
1658 Gösterim
Son İleti 16.01.2019, 03:20
Gönderen: Izhâr'ud Dîn