Darultawhid

Gönderen Konu: KİTAB’UT TEVHİD TERCÜMELERİNDE YAPILAN TAHRİFLER  (Okunma sayısı 2498 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1825
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
بسم الله الرحمن الرحيم
الحمد لله، والصلاة والسلام على رسول الله، وعلى آله الأطهار وصحبه الكرام الأبرار
 ومن والاه. أما بعد

Bu yazımızda Allahın izni ve yardımıyla meşhur Zatu Envat kıssası hakkında alimlerin bazı sözlerinin nasıl çarpıtıldığını ve tahrif edildiğini ele almak istiyoruz. Burada hedefimiz, günümüzde birçok kişinin kendi batıllarına delil olarak getirmeye çalıştığı, bilhassa da büyük şirkte cehaletin özür olduğunu savunanların ve buna benzer kimselerin istidlalde bulunduğu bu hadis hakkında etraflı bir açıklama yapmak değildir. Hadisin manasıyla alakalı daha önce bazı muhtasar açıklamalar yapmıştık. Oraya müracaat edilebilir: http://darultawhid.com/tr/forum/index.php?topic=18.0 Sözkonusu yazıda da açıkladığımız gibi Zatu Envat isteyen sahabenin talebi küçük şirk ve müşriklere özenti babındaki bir fiildir, Allah rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in bu isteği İsrailoğullarının ilah istemesine benzetmesi iki olayın da tıpatıp aynı olmasını gerektirmez. Kısacası burada sahabenin büyük şirk olan bir şey talep etmeleri mevzu bahis değildir.

Bizim burada asıl gayemiz sözkonusu kıssa hakkında açıklamalarda bulunan Şeyh Muhammed bin Abdulvehhab’ın  “Kitab’ut Tevhid” adlı eserinin tercümelerinde yapılan tahrifatı gözler önüne sermektir. Bizler daha önce bu kitabın şerhi olan “Feth’ul Mecid” adlı eserin Türkçe tercümelerinde yapılan bazı tahrifatı açıklamıştık. http://darultawhid.com/tr/forum/index.php?topic=812.0 Orada da dile getirdiğimiz gibi asılların aslı olan tevhid hakkında bilhassa da muteber Rabbani alimlerin eserlerinde yapılan bu tarz tahrifler ve kalem oynatmalar birçok kişinin –Allah korusun- sapıklık veya küfür olan görüşleri akide edinmesine yol açmakta ve dini bu kitaplardan öğrenen kişilerde sonradan giderilmesi çok zor olan tahribata sebeb olmaktadır. Çünkü bunları okuyan kişiler, tahrif edilmiş tercümeyi alimin kendi sözü diye okumakta ve öylece sorgulamadan benimsemektedir. İşte bundan dolayı bilhassa uluhiyet tevhidi konusunda son derece önemli bir eser olan Kitab’ut Tevhidin ve şerhlerinin tercümelerinde yapılan tahrifleri deşifre etmek büyük önem arzetmektedir. O yüzden daha önceki yıllarda çeşitli forumlarda beyan etmiş olduğumuz bazı hakikatleri burada tekrar daha derli toplu bir şekilde ve daha usule uygun bir tarzda aktarmak istiyoruz. Maksadımız öncelikle birçok kişinin küfür olan itikadları benimsemesine yol açan vahim bir hatayı düzeltmek ve de bu tahrifleri yapan batıl davetçilerini bir kez daha deşifre ederek insanları bu kimselerden sakındırmaktır. Bu hususta yardım dileyeceğimiz yegane merci Allah Subhanehu’dur.

Şeyh Muhammed bin Abdulvehhab (rh.a) “Kitab’ut Tevhid” adlı eserinde,   باب من تبرك بشجر أو حجر ونحوهما “AĞAÇ, TAŞ VE BENZERLERİ İLE TEBERRÜKTE BULUNMAK HAKKINDA BÂB” başlığı altında önce «Gördünüz mü o Lât ve Uzzâ'yı? Ve üçüncüleri olan ötekini, Menât'ı?» mealindeki Necm: 19-20 ayetlerini verdikten sonra meşhur Zatu Envat kıssasını naklediyor ve diyor ki:


عن أبي واقد الليثي قال: "خرجنا مع رسول الله صلى الله عليه وسلم إلى حنين ونحن حدثاء عهد بكفر، وللمشركين سدرة يعكفون عندها وينوطون بها أسلحتهم يقال لها ذات أنواط. فمررنا بسدرة ; فقلنا: يا رسول الله، اجعل لنا ذات أنواط كما لهم ذات أنواط ; فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم: الله أكبر، إنها السنن. قلتم والذي نفسي بيده كما قالت بنو إسرائيل لموسى: {اجْعَلْ لَنَا إِلَهاً كَمَا لَهُمْ آلِهَةٌ قَالَ إِنَّكُمْ قَوْمٌ تَجْهَلُونَ} لتركبن سنن من كان قبلكم" رواه الترمذي وصححه

Ebû Vâkıd el-Leysî Radiyallahu anh şöyle anlatmaktadır: "Rasûlullah ile birlikte Huneyn Savaşı'na çıktık. Biz küfrü terk edeli fazla olmamış kimselerdik. Müşriklerin üzerine silahlarını asarak yanında ibadet ettikleri bir sedir ağaçları vardı. Bu ağaca "Zâtu Envât" (Askı ağacı) denirdi. Bir sedir ağacının yanından geçerken: "Ey Allah'ın Rasulu Onlardaki "Zâtu Envât" (Askı ağacı) gibi bizim için de bir Zâtu Envât tayin etsen!" dedik. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Allahu Ekber! İşte yine aynı yol. Nefsim elinde olan Allah'a yemin olsun ki, siz aynı İsrailoğullarının Musa'ya: "Ey Musa! Onların ilahları olduğu gibi, sen de bizim için bir ilah yap! dediler. Gerçekten siz cahil bir toplumsunuz, dedi." (A'râf: 138) dedikleri gibi dediniz. Siz hiç şüphe yok ki sizden önce yaşamış olan toplumların adetlerine sarılmaya çalışacaksınız.» Tirmizi rivayet etmiş ve sahih olduğunu bildirmiştir. [Ahmed (5/218), Tirmizi (2181), İbn Hıbbân (6702), Ebu Ya'la (1441), Taberânî, el-Kebîr'de (3/244), Tayâlisi (1346), el-Humeydi (848)]

Ardından da bu ayet ve hadisten çıkartılan meseleleri sıralamaktadır. Bunlardan 11. Mesele şu şekildedir:


الحادية عشرة: أن الشرك فيه أكبر وأصغر، لأنهم لم يرتدوا بهذا.


“Şirkin büyük şirk ve küçük şirk olarak çeşitlerinin bulunduğu. Çünkü onlar bu sebeple mürted olmamışlardır.”


Görüldüğü gibi açık bir şekilde Zatu Envat isteyen sahabenin mürted olmadığını söylemiş ve bunun gerekçesi olarak da onların bu taleplerinin küçük şirk kapsamında olmasını göstermiştir. Şeyh (rh.a) böylece Zatu Envattaki talebin büyük şirk olduğunu, sahabenin büyük şirk olan bir şey istedikleri halde küfre girmediklerini ileri sürerek dinin aslında cehaletin özür olduğunu savunanlara, hatta bu fasit görüşü Şeyhe mal edenlere açık bir reddiye vermiş olmaktadır.

Şimdi Şeyh Muhammed’in Zatu Envatla alakalı görüşü bu şekildedir. Lakin maalesef Şeyhin bu husustaki ifadeleri gayet net olmasına rağmen bu kitabın Türkçe’deki bazı tercümelerinde bu 11. Mesele tamamen tahrif edilmiş ve tam aksi istikamete sokulmuş bir vaziyette okuyucuya takdim edilmiştir.
Buna dair birinci misal, sözkonusu kitabın Abdulvahid Metin isimli şahsın sahibi olduğu “Tevhid Yayınları” tarafından yapılan 1996 baskılı tercümesinde yer almaktadır. Bu kitapta sözkonusu paragraf şu şekilde tercüme edilmiştir:

“Sahabelerin teklifine karşılık Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'ın İsrailoğulları örneğini vermesi, bize bu teklifin aslında büyük şirk olduğunu gösterir. Sahabeler yeni müslüman olduklarından bazı akidevi incelikleri kavrayamamış olmaları sebebiyle, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'a böyle bir teklif getirmişlerdir. Bu teklif bir emir değil, danışma mahiyetindedir. Çünkü as hiç bir zaman üsse emir veremez. Buna göre sahabelerin 'yap' derken kastettikleri 'uygunsa yapalım' demektir. Bu durumda sahabeler "şirk" e girmemişlerdir.”

Görüldüğü gibi Şeyhin orijinal ifadesiyle Tevhid yayınlarının tercümesi arasında neredeyse bir kelimelik dahi bağlantı yoktur. Tahrif bile diyemeyeceğimiz bu çarpıtma örneğinde mütercim (!) Şeyh Muhammed’in sözünü tamamen çıkartmış, yerine kendi sözlerini koymuş ve üstelik tamamen Şeyhin maksadına muhalif bir şekilde Zatu Envat isteğinin küçük şirk değil büyük şirk olduğunu iddia etmiş, ardından da buna rağmen sahabelerin kafir olmadıklarını ve bunun sebebinin güya bunu Rasulullah’a danışmalarından kaynaklandığını ileri sürmüştür. Yani bu sözde mütercimin iddiasına göre şirk işlemeye niyet eden birisi eğer bunu yapmadan önce Allah Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’e danıştıysa müşrik olmuyor fakat danışmadan yaptıysa müşrik oluyor! Bu öyle bir batıldır ki bunu ancak imanın küfrün ne olduğunu bilmeyen birisi ortaya atabilir! Çünkü akideyle alakalı meselelere ucundan girmiş olan kimselerin dahi duymuş olduğu meşhur bir kaide vardır ki o “Küfre rıza küfürdür” kaidesidir. Alimler bu kaideye istinaden bir kimse yüz sene sonra dahi olsa kafir olmak istese o anda kafir olacağı yönünde fetva vermişlerdir. Şu halde nasıl oluyor da Allaha ortak koşmak isteyen, peygamberden Onun yanında ilahlar tayin etmesini ve o ilahlara ibadeti emretmesini isteyen birisi müşrik olmuyor? Çünkü şirke rıza göstermek de şirktir. Zatu envat isteyenlerin büyük şirki taleb ettiğini düşünen kimse sahabelerin o ağaca tapmak, ibadet etmek istediklerini söylemiş olur. Allah'tan başkasına ibadet etmeyi ise ancak şirk'ten razı olan, en azından şirke buğzetmeyen ve de tevhidi kavramamış olan, Allah'ın haricinde de ilahlar olabileceğine en azından ihtimal veren bir kimse ister. Bu kimsenin bu sahte ilah'ları bizzat Allah ve Rasulunden taleb etmesi ile başkasından taleb etmesi arasında hiçbir fark yoktur. Bu ikisi arasında fark olduğuna dair hiçbir delil veya muteber alimlerden bir nakil getirilemez. Böyle bir kimsenin küfründe şüphe olmadığı gibi bu kimseye Müslüman diyenin de şirke iman ismi vererek küfre girdiği noktasında şüphe yoktur. Şirki taleb eden kimse ile bizzat yapan kimse arasında ne şeran ne aklen hiçbir fark yoktur. Dolayısıyla zatu envat olayını büyük şirk olarak değerlendirip de bunu isteyenlerin kafir olmadığını iddia etmek için ancak büyük şirkte cehaleti özür gören birisi olmak gerekir.

Hal böyleyken A. Vahid Metin bu batıl tercümeyi sahiplenmiş ve bir de dipnot düşerek  muğlak ifadeler kullanmış, cehaletin mazeret olduğu anlamına gelecek sözler sarfetmiştir. Diyor ki dipnotta:“Buradaki sahabeler; eğer Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'a getirmiş oldukları teklifi, şirk işlemeyi düşünerek yapmışlarsa, Muhammed: 47/26 ayetine göre kafir olmuşlardır. Çünkü ileride küfür işlemeyi isteyen kişi o anda kafir olur. Böyle bir durumla karşılaşan kimsenin yapması gereken şey, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'ın yaptığı gibi; yapılan şeyin yanlış olduğunu sert bir üslupla anlatıp bundan sonra aynı davranışı sürdürenleri tekfir etmektir.”

Eğer şirk işlemeyi düşünen kimse o anda kafir oluyorsa ki öyledir, şu halde sözün devamındaki ifadenin anlamı ne ola ki? Eğer kişi aynı davranışı sürdürmezse kafir olmaz mı demek istiyor? A. Vahid Metin bu karmakarışık sözlerine güya açıklık getirmek için Feth’ul Mecid tercümesindeki ilgili yere bir açıklama (!) daha koymuş ve orada meseleyi daha da girift hale getirmekten başka bir iş yapmamıştır. Önce sahabenin bu teklifinin büyük şirk olduğunu iddia etmiş, ardından yine muğlak sözlerini sürdürmüştür. Sahabeler yeni müslüman oldukları için akidenin bu inceliğini kavrayamamıştır diyor lakin bu inceliği kavrayamadılarsa müslüman kalmaya devam ederler mi etmezler mi o konuda bir şey söylemiyor. Ardından Rasulullah’ın cevabından bu kişileri müslüman gördüğü çıkmaz diyerek sahabenin kafir olduğunu iddia ediyor, bir yandan da Allah Rasulüne danışmadan yapsalardı tevbeye çağrılır, tevbe etmedikleri takdirde öldürülürlerdi diyor sonra da küfre giren bir kişiye ilk etapta yüzüne karşı sen kafirsin denemez diyor vs vs Söz böyle birbiriyle çelişkili onlarca cahilane kelamla beraber  uzayıp gidiyor. Öyle anlaşılıyor ki A. Vahid Metin’in bu konuda kafası karışıktır, lakin ben bu meselenin tafsilatını bilmiyorum deyip susmak ve meseleyi dindeki asıllara götürmek yerine - Tabi bunu yapabilmesi için dinin aslına dair bilginin kendisinde olması gerekir!- izahat yapmaya kalkmış ve meseleyi daha da yumak haline getirip okuyucunun önüne bırakmıştır. Şunu da belirtelim ki bu adam Cemil Avvadın, namı diğer Ziyaeddin el Kudsi’nin kaynıdır ve geçmişte onun halkasında bulunmuştur. Hatta Hak yayınlarının birçok kitabında katkısı olduğu iddia edilmektedir. Aşağıda Ziyaeddin el Kudsi’nin konuyla alakalı sözlerini naklettiğimizde A. Vahid Metin’in kafa karışıklığını nerden devraldığı da ortaya çıkacaktır. Bu şahsın bastığı kitapların her ne kadar şu an baskısı bulunmasa da internet ortamında halen bazı sitelerde bulunmaktadır. Örneğin musluman.biz sitesi gibi. Bu vesileyle bu muharref tercümeleri yayınlamaya devam eden siteleri de bu kitapları kaldırmaları noktasında uyarıyoruz.






Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1825
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Ynt: KİTAB’UT TEVHİD TERCÜMELERİNDE YAPILAN TAHRİFLER
« Yanıtla #1 : 11.05.2016, 02:20 »
Zatu Envat meselesindeki tahriflere vereceğimiz ikinci misali ise Ziyaeddin el Kudsi müstear ismiyle neşredilen “İşte Tevhid” adlı kitaptan vereceğiz. Bu kitap her ne kadar Kitab’ut Tevhid tercümesi olarak neşredilmese de neticede içerdiği konular büyük oranda Şeyh Muhammed bin Abdulvehhab’ın kitabından –tabi Şeyhe ve alıntı yaptığı diğer alimlere herhangi bir referans vermeye tenezzül etmeksizin!- alınmıştır. Sözkonusu kitapta “Herhangi Bir Dileğin Kabul Olması Maksadıyla Türbe Ağaç Gibi Şeylere El Sürmenin Hükmü” başlığı altında Zatu Envat hadisi nakledildikten sonra şu açıklamalara (!) yer verilmektedir:

“- Sahabeler Rasulullah (s.a.s)'den Zat-ü Envat gibi bir ağaç tayin etmesini isterken, bundan Allah'ın hoşnut olacağını zannederek istiyorlardı. Sahabelerin bu istedikleri şey küçük şirk değil büyük şirktir. Çünkü Rasulullah (s.a.s) onların isteklerini İsrailoğullarının Musa'dan: «Ey Musa! Onların ilahları gibi bize de bir ilah yap» isteklerine benzetmiş ve bu konudaki cahilliklerini özür kabul etmemiştir.

- Rasulullah (s.a.s) onların isteklerinin şirk olduğunu belirttikten sonra hemen vazgeçip böyle birşeyi yapmadıklarından dinden çıkmamışlardır. Şayet Rasulullah (s.a.s)'e sormadan önce veya sordukları halde onun sözünü dinlemeyip böyle birşey yapsalardı büyük şirk işlemiş ve dinden çıkmış olurlardı.

- Hadisi rivayet eden sahabenin: «Biz küfür ve şirk aleminden henüz ayrılmıştık» sözünden anlaşılıyor ki; daha önceden İslam'a girmiş olan sahabeler böyle şeyler yapmanın büyük şirklerden olduğunu gayet iyi biliyorlardı.”


İşte Tevhid adlı kitabın eski baskısından yaptığımız alıntı burada sona ermektedir. Görüldüğü üzere burada da tıpkı yukarda naklettiğimiz Tevhid Yayınlarının tercümesinde olduğu gibi Zatu Envatla alakalı olarak Şeyh Muhammed bin Abdulvehhab ve diğer rabbani alimlerin yaptığı açıklamalar –belki de bilinmediğinden ötürü- es geçilmiş ve tamamen şahsi reylere dayalı olarak Zatu Envat talebi büyük şirk olarak değerlendirilmiş ve bu batılın üstüne başka bir batıl daha eklenip sahabenin –iddialarına göre- büyük şirk olan bir şey talep ettikleri halde kafir olmamaları da bunu bizzat şeriatın sahibinden istemeleri ile açıklanmaya çalışılmıştır. Bu usule göre bir kimse Rasulullah’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) putlara ibadet etmeyi talep ettiği takdirde –eğer nehyedildikten sonra ısrar etmezse- kafir olmamaktadır! Bunun cevabı ve böyle bir iddianın küfür olduğuna dair açıklamalar yukarda geçmişti. Ziyaeddin el Kudsi, bunun ne kadar batıl bir iddia olduğunun farkına varmış olacak ki İşte Tevhid kitabının yeni baskılarında bu bölümü çıkartmış ve yerine Zatu Envat talebinin küçük şirk olduğu yönünde açıklamalar koymuştur. Ancak sırf geçmişini tekfir etmemek için bu sefer bu hadisle alakalı iki türlü açıklamanın da mümkün olduğunu, kendisinin geçmişte yukarda naklettiğimiz görüşü aldığını, bu görüşün bazı Necd ulemasından da nakledildiğini, bunun küfür olmayacağını fakat tercih edilen görüşün küçük şirk görüşü olduğunu vs iddia ederek kendisini savunmaya kalkmış ve elemanları da aynı şekilde Şari’den şirk olan bir şey istemenin küfür olmadığını, ancak nehyedildiği halde sözkonusu şirk fiilinde ısrar ederse kafir olacağını iddia etmişler ve hiçbir akıl ve din sahibi kimsenin kabul etmeyeceği şekilde şirki bizzat işleme ile talep etme arasında fark olduğunu ileri süren bu kişilerle uzun yazışmalarımız olmuştur. Bu kimselerle yaptığımız yazışmalar davetulhaq adlı sitede hala muhafaza edilmektedir. Orada da görüleceği üzere bu şahıslar savundukları batıllara başka batıllar da eklemişler, Hacerul Esved ve Kabe gibi mekanlar hakkında delil olmasaydı buralara hürmet etmenin büyük şirk olacağını iddia etmişler, bizzat büyük şirkte cehalet özürdür anlamına gelecek sözler gevelemişler ve bizim itirazlarımıza karşılık da sövüp saymaktan başka bir cevap verememişlerdir. Bir de marifetmiş gibi o sövgü saygıları reddiye (!) diye sitelerinde muhafaza etmeye devam etmektedirler. Bizim bu yazımızda maksadımız sadece Zatu Envatla alakalı yapılan tahrifleri deşifre etmek olduğu için işin ilmi tafsilatına fazla girmiyoruz, inşaallah müsait bir zamanda bu meseleyi de tafsilatlı olarak ele alırız.

Göründüğü kadarıyla bu konuda gerek Kudsi, gerekse kaynı Vahit Metin aynı kaynaktan beslenmektedirler. Buna rağmen Hak yayınları çevresindeki bazı kişiler kendileri de kitaplarında aynı şeyi savunmalarına rağmen sırf aralarındaki husumetten dolayı Vahit Metin’in yukarda zikrettiğimiz dipnotlarını onun cehaleti mazeret gördüğüne ve dolayısıyla kafir olduğuna dair bir belge olarak gelene geçene gösterebilmişlerdir! Şimdi bu adamların hepsinin beslendiği ortak kaynakla alakalı bizler, davetulhak forumunda Zatu Envat münazarasını yürüttüğümüz dönemde Kitab’ut Tevhidin Türkçedeki ilk tercümesi olan “Yalnız Allah ve Tevhid” başlıklı kitabı zikretmişiz. Ebu Said el Yarbuzi’nin de bağlantılı olduğu İbrahim Sakka isimli bir şahıs tarafından 1980’li yıllarda Süleyman et Temimi müstear ismiyle neşredilen bu kitapta Zatu Envatla alakalı bölümün aynı tahrifli haliyle mevcut olduğu ve Hak yayınları olsun, Tevhid yayınları olsun muhtemelen bu kitaptan olduğu gibi aktardıklarını ve Arapça aslıyla da büyük ihtimalle karşılaştırma yapmadıklarını dile getirmişiz. Elimizde sözkonusu kitap bulunmadığı için şu an bu kitaptan nakil yaparak bunu isbat edebilme durumumuz yoktur. Elinde bu kitap mevcut olanlar varsa mukayesesini yapabilirler.

Peki diyelim ki bu Ziyaeddin el Kudsi -tabi İşte Tevhid kitabını da beraber yazmadılarsa!- ve ondan yıllar sonra A. Vahid Metin gibi şahıslar bu tahrifi Sakka’nın bastığı kitaptan olduğu gibi sorgulamadan aldılar ve gerekli araştırmayı da yapmadılar; peki Tevhid kitabını Türkçede neşreden aşırı Mürcie zihniyetli telefiler Zatu Envata yapılan bu batıl izah tarzını nereden iktibas ettiler?  Bunu araştırdığımızda karşımıza Mısırlı sözde selefi davetçilerden, Mısırdaki mürcii telefilere ait bir kuruluş olan Ensar’us Sunne cemaatinin liderlerinden Hamid el-Fıki çıkmaktadır. Bu şahıs Kitab’ut tevhidin şerhi olan Fethul Mecidi 1957 tarihinde Kahirede kendi eklediği dipnotlarla beraber basmış ve Zatul envatla alakalı 9. babta  yani “Bab'u Men Teberreke bi Secerin ev Hacerin ve Nahveha” başlıklı bölümün en son dipnotunda şu ibareleri kullanmıştır: (A.g.e sf 142)


ليس ما طلبوه من الشرك الأصغر، ولو كان منه لما جعله النبي نظير قول نبي إسرائيل (اجعل لنا إلها) وأقسم على ذلك, بل هو من الشرك الأكبر كما أن ما طلبه بنو إسرائيل من الأكبر. وإنما لم يكفروا بطلبهم؛ لأنهم حدثاء عهد بالإسلام; ولأنهم لم يفعلوا ما طلبوه ولم يقدموا عليه بل سألوا النبي فتأمل.

“Sahabelerin bu istedikleri şey küçük şirk değildir. Çünkü küçük şirk olsaydı, Rasulullah (s.a.s) onların isteklerini İsrailoğullarının Musa'dan: «Ey Musa! Onların ilahları gibi bize de bir ilah yap» isteklerine benzetmez ve bu hususta yemin etmezdi. Bilakis, tıpkı İsrailoğullarının talebi büyük şirk olduğu gibi bu da büyük şirktir. Onlar yeni müslüman oldukları ve taleb ettikleri şeyi yapmadıkları ve de bu hususta kendi başlarına hareket etmeyip Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’ e sordukları için onları bu isteklerinden dolayı kafir olmamışlardır. Düşün!”

İşte Zatul envat meselesiyle alakalı bahsettiğimiz   “şirki talep edip yapmayan kimse tekfir edilmez” fitnesinin kaynağı kafir gulatı mürcieden birisinin yazdığı bu ibaredir. Bu ibare yazıldığında Ziya henüz doğmamıştı ve o da bunu hiç araştırma gereği duymadan olduğu gibi taklid etti. Sonra hatasının farkına vardı fakat geçmişini tekfir etmek ağır geldiği için şimdi her biri birbirinden batıl teoriler ihdas ediyor! Vallahu a’lem.

"Ey Rabbimiz bize hidayet nasip ettikten sonra kalblerimizi eğriltme! Katından bizlere bir rahmet ihsan et, çünkü sen karşılıksız ihsanda bulunansın"   (Ali İmran 3/8 )

Çevrimiçi Teymullah

  • Özel Üye
  • Newbie
  • *
  • İleti: 26
  • Değerlendirme Puanı: +1/-0
  • تَيْمُ الله اَلسَّلَفِي
Ynt: KİTAB’UT TEVHİD TERCÜMELERİNDE YAPILAN TAHRİFLER
« Yanıtla #2 : 05.02.2020, 23:07 »
Bismillahirrahmanirrahim.

Bu yazıda inşAllah Suudi Arabistan’ın eski başmüftüsü daha doğrusu baş tağutu olan Abdulaziz Bin Baz’ın zatu envat meselesindeki küfür ve şirk olan sözlerini zikredeceğiz. Zamanının en büyük selefî alimlerinden kabul edilen, ‘asrın ilim deryası’ diye vasfedilen bu şahsın aslında ne selefle, ne ehli sünnetle, ne de islamla alakası olmayan bir deccal olduğuna bu vesileyle bir kez daha şahit olacağız.

Kitabu’t Tevhid’in şerhi olan Abdurrahman bin Hasen rahimehullah’ın telif ettiği Fethu’l Mecid kitabında “Ağaç, Taş ve Benzeri Şeylerle Teberrükte Bulunmak” adlı babda Şeyh Muhammed rahimehullah zatu envat hadisini naklettikten sonra ‘İlgili Meseleler’de şöyle demektedir:

الحادية عشرة: أن الشرك فيه أكبر وأصغر، لأنهم لم يرتدّوا بهاذا

“11. Mesele: Şirkin büyük şirk ve küçük şirk olarak çeşitlerinin bulunduğu. Çünkü onlar bu sebeple mürted olmamışlardır.”

Şeyh Muhammed’in bu sözüne itiraz sadedinde Bin Baz şöyle bir dipnot düşmüştür:

ليس ما طلبوه من الشرك الأصغر، ولو كان منه لما جعله النبي صلى الله عليه وسلم نظير قول بني إسرائيل: "ٱجعل لنا إلهاً" وأقسم على ذلك، بل هو من الشرك الأكبر كما أن ما طلبه بنو إسرائيل من الأكبر. وإنما لم يكفروا بطلبهم لأنهم حدثاء عهد بالإسلام، ولأنهم لم يفعلوا ما طلبوه ولم يقدموا عليه بل سألوا النبي صلى الله عليه وسلم فتأمل

“Sahabelerin talep ettikleri küçük şirk değildir. Eğer öyle olsaydı Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), sahabelerin sözlerini İsrailoğullarının “Onların ilahları gibi bize de bir ilah yap!” sözlerine benzetmez ve bunun üzerine yemin etmezdi. Aksine bu büyük şirktir. Tıpkı İsrailoğulların taleplerinin büyük şirk olduğu gibi. Onlar yeni müslüman oldukları ve talep ettikleri şeyi yapmadıkları ve de bu hususta kendi başlarına hareket etmeyip Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’e sordukları için bu isteklerinden dolayı kafir olmamışlardır. Düşün!”

Görüldüğü gibi burada açıkça büyük şirk hususunda cehaleti mazeret görmektedir. Sahabenin talebinin küçük şirk değil bilakis büyük şirk olduğunu ve buna rağmen yeni müslüman oldukları için tekfir edilmediklerini iddia etmektedir. Allah'tan başka ilahlar edinen veya bunu talep eden bir kimsenin İslam'a yeni girmiş olduğu takdirde müslüman olabileceğini daha önce hangi alim söylemiştir!? Sahabenin bu talebini hangi alim büyük küfür olarak yorumlamıştır? Bilakis alimler, sahabenin zatu envat talebinin dinden çıkartmayan küçük küfür olduğunu söylemiş ve bu hadisi kafirlere benzemenin haram olması başlığında değerlendirmişlerdir. Hadisin manasıyla alakalı alimlerin açıklamalarına buradan ulaşabilirsiniz: http://darultawhid.com/tr/forum/index.php?topic=18.0

Ayrıca dikkat edilirse bu dipnot, yukarıdaki Hamid el-Fıki’nin Fethu’l Mecid’e koyduğu dipnotuyla bire bir aynıdır:


ليس ما طلبوه من الشرك الأصغر، ولو كان منه لما جعله النبي نظير قول نبي إسرائيل (اجعل لنا إلها) وأقسم على ذلك, بل هو من الشرك الأكبر كما أن ما طلبه بنو إسرائيل من الأكبر. وإنما لم يكفروا بطلبهم؛ لأنهم حدثاء عهد بالإسلام; ولأنهم لم يفعلوا ما طلبوه ولم يقدموا عليه بل سألوا النبي فتأمل.

“Sahabelerin bu istedikleri şey küçük şirk değildir. Çünkü küçük şirk olsaydı, Rasulullah (s.a.s) onların isteklerini İsrailoğullarının Musa'dan: «Ey Musa! Onların ilahları gibi bize de bir ilah yap» isteklerine benzetmez ve bu hususta yemin etmezdi. Bilakis, tıpkı İsrailoğullarının talebi büyük şirk olduğu gibi bu da büyük şirktir. Onlar yeni müslüman oldukları ve taleb ettikleri şeyi yapmadıkları ve de bu hususta kendi başlarına hareket etmeyip Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’ e sordukları için onları bu isteklerinden dolayı kafir olmamışlardır. Düşün!”

Anlaşılan Bin Baz bu sözü direk Hamid el-Fıki’den iktibas etmiştir. Zaten kitabın başında yazdığı takdimde Hamid el-Fıki’nin dipnotlarını gözden geçirip hataları düzelttiğinden bahsetmektedir. Bu dipnotu da müdahale etmeden aktarması tasvip ettiğini göstermektedir.

İşte kişinin şirki talep etmesine, irade etmesine rağmen henüz yeni müslüman olmuş olması veya o ameli yapmaması sebebiyle tekfir edilemeyeceği iddiası bu iki deccalin yıllar önce yazdığı bu batıl dipnotlara dayanmaktadır. Tarihte hiçbir alim hatta aklı başında hiç kimse zatu envat meselesinde sahabenin talebinin büyük şirk olduğunu ve büyük şirk talep etmelerine rağmen yapmadıkları için tekfir edilmediklerini veyahut İslam'a yeni girdikleri için müslüman kalabileceklerini söylememiştir. Bu islama bizzat ters olduğu gibi akla ve mantığa da ters bir iddiadır. Bir insan hem kendisine ibadet edeceği ikinci bir ilah ve rab isteyecek hemde aynı zamanda Allah'ın ibadete layık tek ilah olduğuna iman edecek!? Geçmişte en gulat kafir fırkalardan bile böylesine bir küfür şirk nakledilmemiştir.

Tashih ve ta'likini Bin Baz'ın yaptığı Arapça Fethu'l Mecid ve ilgili dipnotun görselleri: