Darultawhid

Gönderen Konu: İLAH KAVRAMI HAKKINDA AÇIKLAMALAR  (Okunma sayısı 5583 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1977
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
İLAH KAVRAMI HAKKINDA AÇIKLAMALAR
« : 12.05.2016, 02:16 »
Bismillahirrahmanirrahim. Bu hususta el-İntisar adlı eserde şu açıklamalara yer verilmektedir:

http://darultawhid.com/tr/forum/index.php?topic=19.msg77#msg77

La ilahe illallah’ın Manası ve Gerekleri

(Hanbeli fakihlerinden) Vezir Ebu Muzaffer İbn Hubeyra (v. 560), "el-İfsah" adlı eserinde der ki:

(Hadiste geçen) "La ilahe illallah (Allah'tan başka ibadete layık ilah yoktur) kelimesine şehadette bulunmak” ifadesi her şeyden önce şahitlikte bulunan kimsenin Allah'tan başka ilah olmadığını bilmesini gerektirir. Allah'u Teala şöyle buyuruyor:


فَاعْلَمْ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ

"Bil ki Allah'tan başka ibadete layık ilah yoktur..." (Muhammed: 47/19) Kelime-i tevhidi söyleyen kimsenin aynı şekilde bu kelimenin içerdiği manaya da şahitlik etmesi gerekir. Yüce Allah, bu hususu açıklayarak Hakka şahitlik ettiği halde, şehadette bulunduğu hususları bilmeyen kimsenin, her ne kadar şehadette bulunsa dahi, bilerek şahitlik yapanlarda bulunan sıdk (doğru şahitlik) vasfına ulaşamayacağını bildirmiştir. Allah'u Teala şöyle buyurmuştur:


إِلَّا مَنْ شَهِدَ بِالْحَقِّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

“Ancak bilerek hakka şahitlik edenler müstesna” (Zuhruf 86)

(La ilahe illallahu kelimesinde) “İlla" istisna edatından sonra ref’ halinde (ötreli olarak) gelen "Allah" ismi, şu gerçeği dile getirmektedir:

İlahlık ancak Allah'a layıktır ve asla Allah Subhanehu'dan başkası bu konuda hak sahibi olamaz.

Aynı şekilde bu ikrar kişinin kendisinde hadis (sonradan olmuş varlıkların alametlerini taşıyan bir şeyin ilah olamayacağını bilmesini gerektirir. La-İlahe İllallah dediğin zaman, senin bu sözün Allah’tan başkasının ilah olmamasını içerir ve böylelikle; bir olan ve Allah Subhanehu'yu birlemeni sana gerekli kılar.


Buradaki bütün fayda şudur:

Bu kelimenin tağutu inkar etmeyi ve Allah'a (celle celaluhu) imanı kapsadığını bilirsen; (Allah'tan başkalarından) ilahlığı nefyeder, Allah’a (ilahlığının kabulü hususunda) icabeti ispat edersen, tağutu inkar edip, Allah'a (celle celaluhu) iman edenlerden olmuş olursun." (Ebu Muzafferden yapılan alıntı burada sona ermektedir.)

Ebu Abdullah el-Kurtubi (r.h.), tefsirinde diyor ki:


"لاَ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ
La-ilahe illa huve (O’ndan başka ilah yoktur demek), "O'ndan başka ma’bud (ibadet edilmeye layık kimse) yoktur" demektir."[1] 
Zemahşeri[2] de şöyle diyor:

"el-İlah; adam ve at (kısrak) kelimeleri gibi cins isimdir. Hak olsun yada batıl olsun, bütün mabudlara verilen bir isimdir. Sonraları hak olan mabud (Allah) için kullanılması galip geldi (yaygınlaştı)."[3] 

(Şafii fakihlerinden, müfessir) El-Bukâî (v. 885) der ki:

"La ilahe illallah" kelimesi büyük bir reddi içermektedir. Bu kelime en yüce Melik (el-Melik’ul-A’zam) olan Allah'tan (celle celaluhu) başkalarının mabudluğunu reddeder. Doğrusu (la ilahe illallah kelimesinin içerdiği) bu ilim, kişiyi kıyametteki büyük korkulardan kurtaracak olan en büyük hatırlatmadır. Bu, eğer faydalı olursa (gerçek manada) ilim halini alır. Ancak faydalı olabilmesi için de, bunun gerektirdiği hususlara boyun eğip onlarla amel etmek icab eder. Aksi halde bu durum halis cehaletten başka bir şey değildir."[4]  (el-Bukai’den yapılan) alıntı burada sona ermiştir.


Müşriklerin Kelime-i Tevhidin Manasına Vakıf Olmaları

Müfessirlerin tamamı “İlah” kelimesini "(kendisine ibadet edilen) ma’bud” şeklinde tefsir ederler. Müşrikler de bunu bilmekteydiler. Çünkü onlar lisan ehliydiler (Arapça'ya hakimdiler). Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) onlardan “La İlahe illallah” demelerini talep ettiği zaman onlar şöyle karşılık verdiler: “İlahları bir tek ilah mı yaptın? Muhakkak bu şaşılacak bir şeydir.” (Sa’d 5)

Yüce Allah Kitabı'nın bir çok yerinde kendilerinden haber verdiği gibi müşrikler Allah’ın yaratan, rızık veren, müdebbir (idareci, düzenleyici), her şeyin Rabbi ve Melik'i olduğunu itiraf ediyorlardı.


La ilahe illallah’ın Manasını Bilmek Kulun Üzerindeki İlk Vacibtir

Allah Subhanehu ve Teala kullarına “La İlahe İllallah” kelimesinin manasını öğrenmelerini ve Allah’tan başka ilah olmadığını bilmelerini farz kılmıştır. Allah’u Teala şöyle buyurmuştur:


فَاعْلَمْ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ
“Bil ki Allah’tan başka hak ilah yoktur.” (Muhammed 19)

İmam Buhari bu ayeti şu bab (konu) başlığı altında zikretmiştir:


بَابٌ: العِلْمُ قَبْلَ القَوْلِ وَالعَمَلِ
“İlim, Söz ve Amelden Önce Gelir Babı”[5]
 
Böylece işaret etmektedir ki La İlahe İllallah kelimesinin manasını öğrenmek ilk vacip olan husustur. Ondan sonra söz ve amel gelir.

Allah’u Teala şöyle buyurmaktadır:


هَذَا بَلَاغٌ لِلنَّاسِ وَلِيُنْذَرُوا بِهِ وَلِيَعْلَمُوا أَنَّمَا هُوَ إِلَهٌ وَاحِدٌ
İşte bu, insanlara bir tebliğdir. Onunla uyarılsınlar ve ancak onun tek ilah olduğunu bilsinler diye…. (İbrahim 52) Dikkat edilirse Yüce Allah bu ayette “O’nun tek ilah olduğunu söylesinler” demedi. (Bilakis “O’nun tek ilah olduğunu bilsinler” dedi.)

Ve yine şöyle buyurmaktadır:


فَإِن لَّمْ يَسْتَجِيبُواْ لَكُمْ فَاعْلَمُواْ أَنَّمَا أُنزِلِ بِعِلْمِ اللّهِ وَأَن لاَّ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ فَهَلْ أَنتُم مُّسْلِمُونَ


“Eğer size karşılık vermezlerse, onun ancak Allah’ın bilgisi ile indirilmiş olduğunu ve O’ndan başka ilah olmadığını bilin!” Artık müslüman oluyormusunuz?  (Hud 14) Yani: Allah’tan başka ilah olmadığını bilin!

وَلَا يَمْلِكُ الَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِهِ الشَّفَاعَةَ إِلَّا مَن شَهِدَ بِالْحَقِّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

“Bilerek hakka şahitlik edenler dışında, onların Allah’tan başka dua ettiklerinin, şefaat etmeye güçleri yoktur.” (Zuhruf 86)

Müfessirler derler ki: “Bilerek Allah’tan başka ilah olmadığına şahitlik edenler müstesna ki onlar dilleri ile şehadet getirdikleri hususları kalpleri ile bilen kimselerdir.”[6] 

Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur.


مَنْ مَاتَ وَهُوَ يَعْلَمُ أنْ لا إِلهَ إلا اللهُ، دَخَلَ الْجَنَّةَ

 “Her kim Allah’tan başka ilah olmadığını bilerek ölürse cennete girer.”[7] 

Alimler bu ve buna benzer ayetlerden insanın üzerine ilk vacip olan şeyin Ma’rifetullah (Allah'ı bilmek) olduğu hususunu istidlal etmişlerdir. Bu ayetler şuna delalet eder ki, La İlahe İllallah kelimesinin manasını öğrenmek, tahsil edilmesi gereken ilimlerin en önemlisi; bu kelimenin manasının ilmine dair eksiklik ise cehaletin en büyüğüdür. Bu kelimenin manasını öğrenmek en büyük vaciblerden olduğuna göre buna dair cehalet ise cehaletin en büyüğü ve en çirkinidir.


***********************

[1] Bunu Abdurrahman bin Hasen, Feth’ul Mecid’de (sf 33) nakletmiştir.

[2] Bidat fırkası Mutezile’nin önde gelenlerinden olup lugat alimidir. Lugat hususunda uzman olması hasebiyle Ehli sünnet uleması da sık sık onun eserlerine müracaat etmiştir. H. 538’de vefat etmiştir. Biyografisi için bkz. Lisan’ul Mizan, 6/4

[3] Zemahşeri, El-Keşşaf 1/36

[4] Bunu Abdurrahman bin Hasen, Feth’ul Mecid’de (sf 34) nakletmiştir.

[5] Buhari, İlim Kitabı 11.bab’a bkz.

[6] Misal olarak bkz. İbn Kesir tefsiri 7/229; Kurtubi tefsiri 16/122

[7] Sahih-i Müslim 26; Müsned-i Ahmed 1/509  no: 464; Nesai, Amel’ul Yevmi ve’l Leyle no: 1114, 1115; İbn Ebi Şeybe, el-Musannef, 3/238; Hakim, el-Müstedrek, 1/351; ed-Dulabi, el-Kuna, 1/129 ve ayrıca Suyuti’nin ed-Durr’ul Mensur 6/ 63’de belirttiği üzere İbn Hibban ve Beyheki Osman bin Affan (ra)’dan rivayet etmişlerdir.
[/size]

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1977
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
Ynt: İLAH KAVRAMI HAKKINDA AÇIKLAMALAR
« Yanıtla #1 : 12.05.2016, 02:22 »
Feth'ul Mecid adlı eserde ise bunlara ilaveten şöyle denilmektedir:

Şeyhülislam İbni Teymiyye (r.h.) der ki: "İlah; itaat olunan ve kendisine ibadet edilen demektir.” “La ilahe illallah” hakkında ise şunları söylüyor: Bu, onun ilahlık hususundaki tekliğini isbat eder. İlahlık ise onun ilminin, kudretinin, rahmet ve hikmetinin kemalini ihtiva eder. Onda aynı zamanda kullarına karşı lütufkarlığının, ihsanının da isbatı vardır. "İlah", "me'luh" demektir. Me'luh ise; "kendisine ibadet olunmaya layık" demektir. Bir takım özelliklere de sahiptir ki, sahip bulunduğu bu özellikler sebebiyle kendisine ibadet olunmaya hak kazanmıştır. O, sevginin gayesi olan sevgili, boyun eğmenin gayesi olan kendisine boyun eğilendir. Çünkü "ilah", sevilen ve ibadet edilen varlıktır. Gönüller sevgiyle kendisine kullukta bulunur, ona boyun eğer, onun için alçalır, ondan korkar, ondan ümitvar olur. Şiddet ve sıkıntı anlarında ona yönelir. Tüm önemli işlerinde ona dua eder, zorluk ve darlık durumlarında sadece ona tevekkülde bulunur, onu anmakla huzura erer ve mutlu olur. Onun sevgisiyle teskin olur. İşte bütün bunlar sadece Allah (celle celaluhu) için yapılır. Bütün bunlardan dolayı "La ilahe illallah" kelimesi, sözlerin en doğru olanıdır. Bunun ehli olanlar "Ehlullah" ve "Hizbullah" tır. Bunu inkara kalkışanlar ise, Allah'ın (celle celaluhu) düşmanı, O'nun gazap ettiği ve intikam alacağı kimselerdir. Eğer bir kimsede bu konuda sağlıklı olursa, artık her mesele, hal ve zevk sıhhate kavuşur. Ancak kul bunu gereği gibi yerine getirmezse, bilgilerinde ve amellerinde bozukluk var demektir."

İbni Kayyım (r.h.) der ki: "İlah" kalblerin kendisini muhabbet, yüceltme ve yönelme, değer verme, tazim, alçalma, itaat, korku, ümit ve tevekkül yollarıyla ilah edindiği varlıktır.

İbn Receb (rha) diyor ki: “İlah” kendisine itaat edilen ve isyan edilmeyendir. Heybet ve celal sahibidir. Sevgi, korku ve ümit onadır. İstekler ona arzedilir ve dua ona yapılır.

İşte bütün bunlar ancak Allah (celle celaluhu) için geçerlidir. Allah'tan (celle celaluhu) başkasının bu konularda hiçbir hak ve yetkisi yoktur.

Kim, ilahlığın özelliği olan bu konularda bir yaratığı Aziz ve Celil olan Allah'a (celle celaluhu) şirk koşar, ilahlığa gölge düşürürse, işte bu kimse Allah'tan (celle celaluhu) başka bir varlığa bağlanmış ve ona kulluk etmiş olur.

Bu durumda olan bir kimse “La ilahe illallah” kelimesindeki ihlasını zedelemiştir ve tevhidinde noksanlık vardır. Bütün bunlar şirkin kısımlarıdır.

El-Buakai (r.h.) der ki: "La ilahe illallah" kelimesi büyük bir reddi içermektedir. Bu kelime en yüce Melik (el-Melik’ul-A’zam) olan Allah'tan (celle celaluhu) başkalarının ilahlığını reddeder. ("La ilahe illallah" demek: "el-Melik’ul-A’zam" (En büyük yönetici, hüküm koyucu) olan Allah’ın dışında hakkıyla kulluk ve itaat edilmeye yaraşır gerçek ma’bud kesinlikle yoktur" demektir.) Doğrusu bu, kişiyi kıyametteki büyük korkulardan kurtaracak olan en büyük hatırlatmadır. Bu, eğer faydalı olursa bilgi halini alır. Ancak faydalı olabilmesi için de, bununla amel etmek gerekir. Aksi halde bu durum cehaletten başka bir şey değildir."

Tayyibi der ki: "İlah" kelimesi, "fial (fialun)" vezninde olup, "mef'ul" yani "me'luh" demektir. Örneğin; kitabın, mektub (yazılmış) anlamına gelmesi gibi. Kelime "elihe" den, "ilaheten" şeklindedir. Yani: "ubide" den "ibadeten" gibi.

Bu tanımlar alimlerin sözlerinde çokça geçmektedir ve bunlarda tam bir görüş birliği vardır.

“Teysirul Aziz’il Hamid”’de şöyle deniyor:

“İlahın ma’bud anlamında olduğu hususunda icma vardır. Bu ise kabirperestler vb’nin “ilah” kavramına yaptıkları yaratıcı, icad etmeye kadir olan ve buna benzer şekillerdeki tanımları çürütür. Onlar bu kelimeyi bu manada söyledikleri takdirde Allahtan başkasına ibadet etseler, mesela ölülere dua etmek, zorluk anlarında onlara sığınmak, ihtiyaçlarını onlara arzetmek, felaket anlarında onlara adak adamak, göklerin ve yerin Rabbi olan Allah katında şefaat etmeleri için onlara yalvarmak gibi ve başka ibadet çeşitlerini onlara yapsalar bile tevhidin nihai amacını yerine getirdiklerini zannederler. Bilmezler ki cahiliye dönemindeki Arap kafirlerinden olan kardeşleri de onlar gibi Allahın yaratıcı olduğunu, yoktan var etmeye kadir olduğunu biliyor ve kabul ediyorlardı ve Allaha çeşitli şekillerde ibadet ediyorlardı. O zaman Ebu Cehil, Ebu Leheb ve onlara tabi olanlar bu kabirperestlerin hükmünü alır. Aynı şekilde Vedd, Suva, Yegus, Yeuk ve Nesr putlarına ibadet edenler de böyledir. Zira bunlar onların dinini halis İslam ilan ettiler. Eğer bu kelimenin manası onların iddia ettikleri gibi olsaydı Allah rasulu sav ile kavmi arasında bir ihtilaf olmaması icab ederdi. Bilakis ona icabet edip, çağrısına kulak verirlerdi. Onlara “Allah’tan başka yaratmaya kadir olan yoktur” anlamında “Allahtan başka ilah yoktur” denseydi şüphesiz onlar “İşittik ve itaat ettik” diyeceklerdi.

Allahu teala şöyle buyuruyor: “De ki: «Gökten ve yerden size rızık veren kimdir? Kulak ve gözlerin sahibi kimdir? Diriyi ölüden çıkaran, ölüyü de diriden çıkaran kimdir? Her işi düzenleyen kimdir?» Onlar: «Allah'tır! « diyecekler. «O halde O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?» de.” (Yunus 10/31)

“Eğer sen onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette: «Allah» derler. O halde nasıl haktan çevriliyorlar?” (Zuhruf 43/87)

“Andolsun ki, onlara gökleri ve yeri kim yarattı? diye sorsan; «Onları şüphesiz güçlü olan, her şeyi bilen Allah yarattı» derler.” (Zuhruf 43/9)

İşte bunlar Arapça diline vakıf oldukları için bu kelime-i tevhidin ölülere ve putlara dua etmeyi kökten yıktığının farkındaydılar. Keza Allahtan başkasından şefaat istemeyi de iptal ettiğini ve Allahtan başkasına kulluk etmeyi baştan sona reddettiğinin de bilincindeydiler. Onlar şöyle diyordu:

“Biz onlara sadece bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.”
(Zümer 39/3)

«Bunlar bizim Allah katında şefaatçilerimizdir.» (Yunus 10/18)

«İlahları bir tek ilah mı yaptı? Doğrusu bu, şaşırtıcı bir şey.»
(Sad 38/5)

Ebu Cehil ve Kureyşli küfür önderleri ve diğerleri “la ilahe illallah”ın manasını bunlardan daha iyi biliyorlardı. Allahu teala şöyle buyuruyor:

“Onlara: «Allah'tan başka ilah yoktur» denildiği zaman şüphesiz büyüklenirler. Ve derlerdi ki: Deli bir şair için mi ilahlarımızı terkedeceğiz?”
(Saffat 37/35-36)

Onlar bu kelime-i tevhidin Allahtan başkasına ibadeti terketmeyi ve ibadeti Allaha has kılmayı gerektirdiğini biliyorlardı. Bu kabirperestler ise kendilerinden dua ve ibadeti Allaha has kılmaları istendiğinde şöyle derler: Biz ihtiyaçlarımızı giderme hususunda sadatlarımızı, seydalarımızı, efendilerimizi ve şefaatçilerimizi terk mi edelim? Onlara şöyle denir: Evet, hak olan bunları terketmek ve ibadeti Allaha has kılmaktır.

Allah azze ve celle şöyle buyuruyor:

“Hayır. O hak ile geldi ve peygamberleri tasdik etti.” (Saffat 37/37)

"La ilahe illallah" kelimesi, Allah'tan (celle celaluhu) başka tüm ilahları reddediyor.Sadece ve sadece Allah'ın (celle celaluhu) ilahlığını kabul ediyor. İşte bu, rasullerin kendisine davet ettiği Kur'an'ın da baştan sona ele aldığı tevhid gerçeğidir. Nitekim Allah (celle celaluhu) cinlerden haber verirken şöyle buyurmaktadır:

"De ki Cinlerden bir grubun Kur'an'ı dinlediği bana vahyolundu. Onlar şöyle demişlerdir: "Biz, doğru yola ileten hayret verici bir Kur'an dinledik ve ona iman ettik. Artık Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız." (Cin 72/1-2)

"La lahe illallah" kelimesinin söyleyen kimseye fayda verebilmesi için, bu kelimenin red ve kabul ettiği husuların açık bir şekilde bilinmesi gerekir. Bilmenin yanında kişi buna iman etmeli, kabullenmeli ve gereğiyle de amel etmelidir. İşte ancak bu durumda bu kelime kendisine fayda sağlayabilir.

Kim de bu kelimeyi gerçekten ne anlama geldiğini bilmeden, inanmadan ve gereğiyle de amel etmeden söylerse, kendisi için hiçbir yararı yoktur.

Alimlerden yapılan daha önceki nakillerde geçtiği gibi, bu kimselerin durumu sırf cehaletten ibarettir. Bu kelimeyi, içerdiği manayı bilmeden söylemek ancak ve ancak sahibinin aleyhinde bir delil olur. başka bir şeye yaramaz!

Hadiste geçen "Vahdehu la şerike leh" sözü ise, anlatıma kesinlik ve mutlaklık kazandırmakta, ayrıca bu kelimenin içeriğini açıklamaktadır. Kaldı ki Allah (celle celaluhu), Kur'an-ı Kerim'de nebi ve rasullerin kıssalarında bu gerçeği ayrıntılı olarak açıklamıştır.

İçler acısı durumlarını ve ne koyu bir cehalete kurban gittiklerini bilmeyen kabirperestlere yazıklar olsun! Bu davranışları ile "İhlas Kelimesi" de denilen, "La ilahe illallah'a ters düşmeleri ne büyük bir zulümdür!

Mekkeli müşrikler ve benzerleri, hem sözle hem de mana olarak "La ilahe illallah" kelimesini inkar ettiler ve söylemediler. Günümüz müşrikleri ise, bu kelimeyi sözlü olarak kabullenip söylüyorlar, fakat anlam bakımından reddediyorlar. Bu insanlar, bu kelimeyi söylemekle birlikte sevgi, ta'zim, korku, umut, tevekkül, dua ve daha nice nice ibadet türlerini başkaları için yapmak suretiyle Allah'tan (celle celaluhu) başkalarını ilah ediniyorlar. Böylece bunların şirkleri Mekke müşriklerinin şirklerini bile geçiyor. Arap müşrikleri başları sıkışınca, hemen samimi olarak Allah'a (celle celaluhu) dua ederlerdi. Çünkü onlar, kendilerindeki sıkıntıyı ve yakın zamanda ve en hızlı bir şekilde Allah'ın (celle celaluhu) gidereceğine inanıyorlardı. Onlar bollukta ve huzur içinde iken Allah'a (celle celaluhu) şirk koşuyorlar, başları sıkışınca sadece O'na yönetiyorlardı. Nitekim Allah (celle celaluhu) şöyle buyurmuştur:

"Gemiye bindikleri zaman, dini yalnızca Allah'a has kılarak O'na yalvarırlar; fakat Allah, onları karaya çıkarıp kurtarınca, hemen O'na şirk koşarlar." (Ankebut 29/65)

Günümüz müşrikleri ise Allah (celle celaluhu)' yu tanıma ve tevhidi bilme konusunda Arap müşriklerinden ve daha önceki müşriklerden çok daha cahildirler.

Kurratü'l-Uyun'da deniliyor ki:

"Sonradan gelenler "İlah" kelimesinin ne anlama geldiğini bilmiyorlar. Bu kelimeyi "yaratmaya ve icada gücü yetme" demek olan Rububiyet tevhidi anlamında kabul ederek, sadece Allah (celle celaluhu) için samimi anlamda ibadeti bir kenara bırakıp tevhidi inkar ediyorlar. Bu da onların cehaletidir. Halbuki Allah (celle celaluhu) şöyle buyurmuştur:

"... Bu itibarla dini Allah'a has kılarak O'na ibadet et." (Zümer 39/2)

Geniş bilgi için bkz. http://darultawhid.com/tr/forum/index.php?topic=754.0


 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
4 Yanıt
5325 Gösterim
Son İleti 10.04.2016, 21:13
Gönderen: Tevhid Ehli
2 Yanıt
5737 Gösterim
Son İleti 07.05.2016, 00:46
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
1425 Gösterim
Son İleti 01.08.2018, 06:48
Gönderen: İbn Teymiyye
0 Yanıt
1455 Gösterim
Son İleti 02.09.2018, 09:36
Gönderen: Sırât-ı Müstakîm
0 Yanıt
3604 Gösterim
Son İleti 17.11.2018, 01:44
Gönderen: Izhâr'ud Dîn