Darultawhid

Gönderen Konu: Kafirden Miras Alınır mı?  (Okunma sayısı 3388 defa)

0 Üye ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Es-Sarim'ul-Meslul

  • Ziyaretçi
Kafirden Miras Alınır mı?
« : 10.06.2015, 16:35 »

Soru:

Alıntı
Selamun Aleykum benim miras hukuku hakkında sorum olacaktı  Rasulullah (sas) şöyle buyurdu: "Ne kafir müslümandan, ne de müslüman kafirden miras alır." (Buhari, Müslim,) araştırıpta gördüğüm kadarıyla ehli sünnet mirasçı olunamayacağı konusunda ittifak halinde Lakin sahabe'den Muaviye (ra) müslümanın kafire mirasçı olabileceğini "İslam artırır, eksiltmez." (Ebu Davud) hadisini delil getirerek alınabileceğini söylemiştir ayrıca İbn-i Teymiyye (rha)'nin külliyatının 1.cildinde kendisinin içtihadları arasında kafirden miras alınabileceği de yer alıyordu fakat hangi delile istinaden bunu dediğini bulamadım bu konuda yardımcı olursanız sevinirim... Yani müslüman kafirden miras alabilir mi?



Allah'ın İzni ve İnayeti İle Vermeye Çalıştığımız Cevap:



!بسم الله والحمد لله الذي هدانا لدينه المرتضى، والصلاة والسلام على رسوله المصطفى وعلى آله وصحبه اجمعين
:وبعد



Kafirin Müslümandan miras alması ittifak ile caiz değildir. Bu hususta bir ihtilaf bilmiyoruz. Bilakis İbn Teymiyye Rahimehullah bu konu hakkında ittifakı naklederek şöyle der:

قَالَ النَّبِيُّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - فِي الْحَدِيثِ الصَّحِيحِ «لَا يَرِثُ الْمُسْلِمُ الْكَافِرَ وَلَا الْكَافِرُ الْمُسْلِمَ» .
وَاتَّفَقَ الْمُسْلِمُونَ عَلَى أَنَّ الْيَهُودِيَّ وَالنَّصْرَانِيَّ لَا يَرِثُ مُسْلِمًا وَلَوْ كَانَ ابْنَهُ وَأَبَاهُ ; لِأَنَّ اللَّهَ قَطَعَ الْمُوَالَاةَ بَيْنَهُمَا

Nebi  Sallallahu Aleyhi ve Sellem sahih hadisinde buyurmuştur ki: “Müslüman kafire, kafir de Müslümana mirasçı olamaz.”

Müslümanlar; Yahudilerin ve Nasaranın müslüman bir kimseye babası veya oğlu bile olsa mirasçı olamayacaklarında ittifak etmişlerdir. Çünkü Allah aralarında ki velayet bağını kesmiştir. [el-Cevabu’s-Sahih Li-Men Beddele Dine’l-Mesih; 2/278, Daru’l-Asime 1991]

Meselenin ihtilaflı olan yönü ise Müslüman bir kimsenin kafirden miras alıp alamayacağıdır. İbn Kayyım Rahimehullah Ahkamu Ehli’z-zimme adlı kitabında bu ihtilafı zikreder ve Şeyhu’l-İslam’ın görüşünüde burada belirtir:


وَأَمَّا تَوْرِيثُ الْمُسْلِمِ مِنَ الْكَافِرِ فَاخْتَلَفَ فِيهِ السَّلَفُ، فَذَهَبَ كَثِيرٌ مِنْهُمْ إِلَى أَنَّهُ لَا يَرِثُ كَمَا لَا يَرِثُ الْكَافِرُ الْمُسْلِمَ: وَهَذَا هُوَ الْمَعْرُوفُ عِنْدَ الْأَئِمَّةِ الْأَرْبَعَةِ، وَأَتْبَاعِهِمْ.

وَقَالَتْ طَائِفَةٌ مِنْهُمْ: بَلْ يَرِثُ الْمُسْلِمُ الْكَافِرَ، دُونَ الْعَكْسِ، وَهَذَا قَوْلُ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ، وَمُعَاوِيَةَ بْنِ أَبِي سُفْيَانَ، وَمُحَمَّدِ بْنِ الْحَنَفِيَّةِ، وَمُحَمَّدِ بْنِ عَلِيِّ بْنِ الْحُسَيْنِ، وَسَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، وَمَسْرُوقِ بْنِ الْأَجْدَعِ، وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُغَفَّلٍ، وَيَحْيَى بْنِ يَعْمَرَ، وَإِسْحَاقَ بْنِ رَاهَوَيْهِ. وَهُوَ اخْتِيَارُ شَيْخِ الْإِسْلَامِ ابْنِ تَيْمِيَةَ. قَالُوا: نَرِثُهُمْ وَلَا يَرِثُونَنَا، كَمَا نَنْكِحُ نِسَاءَهُمْ، وَلَا يَنْكِحُونَ نِسَاءَنَا.

Müslümanın kafirden miras almasına gelince; bu konu hakkında selef ihtilaf etmiş, onlardan bir çoğu kafirin Müslümana mirasçı olamayacağı gibi (müslümanın kafirden miras) alamayacağını söylemişlerdir. Bu görüş dört imam ve tabiilerinin nezdinde ma’ruf olan görüştür.

Onlardan bir taife ise şöyle demiştir: Bilakis aksi durumu dışında (yani kafirin Müslümandan miras alması hariç) Müslüman kafire mirasçı olabilir.

Bu; Muaz b. Cebel, Muaviye b. Ebi Süfyan, Muhammed b. El-hanefiyye, Muhammed b. Ali b. El-Huseyn, Said b. el-Museyyeb, Mesruk b. Ecde’, Abdullah b. Muğaffel, Yahya b. Ya’mer ve İshak b. Rahaveyh’in görüşüdür. Ve bu görüş Şeyhu’l-İslam  İbn Teymiyye’nin de seçtiği görüştür.

Bu görüş sahipleri dediler ki: Onlara mirasçı oluruz ama onlar bize mirasçı olamazlar. Tıpkı onların kadınları ile evlendiğimiz onların da bizim kadınlarımız ile evlenemedikleri gibi.

Devamen Şeyhu’l-İslam’ın görüşünü açıklama sadedinde ondan naklen şu sözleri aktarır:


قَالَ شَيْخُنَا: وَقَدْ ثَبَتَ بِالسُّنَّةِ الْمُتَوَاتِرَةِ أَنَّ النَّبِيَّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - كَانَ يُجْرِي الزَّنَادِقَةَ الْمُنَافِقِينَ فِي الْأَحْكَامِ الظَّاهِرَةِ مَجْرَى الْمُسْلِمِينَ فَيَرِثُونَ وَيُورَثُونَ. وَقَدْ مَاتَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أُبَيٍّ، وَغَيْرُهُ مِمَّنْ شَهِدَ الْقُرْآنُ بِنِفَاقِهِمْ، وَنُهِيَ الرَّسُولُ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - عَنِ الصَّلَاةِ عَلَيْهِ، وَالِاسْتِغْفَارِ لَهُ، وَوَرِثَهُمْ وَرَثَتُهُمُ الْمُؤْمِنُونَ: كَمَا وَرِثَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أُبَيٍّ ابْنُهُ، وَلَمْ يَأْخُذِ النَّبِيُّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - مِنْ تَرِكَةِ أَحَدٍ مِنَ الْمُنَافِقِينَ شَيْئًا، وَلَا جَعَلَ شَيْئًا مِنْ ذَلِكَ فَيْئًا، بَلْ أَعْطَاهُ لِوَرَثَتِهِمْ، وَهَذَا أَمْرٌ مَعْلُومٌ بِيَقِينٍ، فَعُلِمَ أَنَّ الْمِيرَاثَ مَدَارُهُ عَلَى النُّصْرَةِ الظَّاهِرَةِ لَا عَلَى إِيمَانِ الْقُلُوبِ، وَالْمُوَالَاةِ الْبَاطِنَةِ، وَالْمُنَافِقُونَ فِي الظَّاهِرِ يَنْصُرُونَ الْمُسْلِمِينَ عَلَى أَعْدَائِهِمْ، وَإِنْ كَانُوا مِنْ وَجْهٍ آخَرَ يَفْعَلُونَ خِلَافَ ذَلِكَ، فَالْمِيرَاثُ مَبْنَاهُ عَلَى الْأُمُورِ الظَّاهِرَةِ لَا عَلَى إِيمَانِ الْقُلُوبِ، وَالْمُوَالَاةِ الْبَاطِنَةِ،

Şeyhimiz şöyle der: Mütevatir sünnette sabit olmuştur ki; Nebi  Sallallahu Aleyhi ve Sellem zındık münafıkları zahiri ahkam itibari ile Müslümanların hukuku ile aynı statüye koyuyordu. Miras alıyorlar miras veriyorlardı. Abdullah b. Ubey ve diğerleri ölünce Kur’an onların nifaklarına şahitlik etti. Rasulullah  Sallallahu Aleyhi ve Sellem cenazelerine namaz kılmaktan ve onlara istiğfar etmekden men edildi. Ama onlara miras bırakıyorlar mirasçıları mü’minler oluyordu. Tıpkı Abdullah b. Ubey’in oğluna miras bırakması gibi. Nebi  Sallallahu Aleyhi ve Sellem münafıkların birinin terekesinden bir şey bile almamış ve fey olarak saymamıştır. Bilakis onları varislere vermiştir. Bu yakin olarak bilinen bir şey/iştir. Böylelikle bilinmiş oldu ki miras zahiri yardımlaşma etrafından mevzu edilen bir şey olup, kalbin imanı ile batini muvalatın etrafında mevzu edilen bir şey değildir. Münafıklar, her ne kadar farklı bir cihetten bunun zıddını yapsalar (yani İslam düşmanlarına yardım etseler) dahi, zahirde Müslümanlara düşmanlarına karşı yardım ediyorlardı. Miras zahiri işlere mebni olup Kalplerin imanına ve batini muvalata mebni değildir.

وَأَمَّا أَهْلُ الذِّمَّةِ فَمَنْ قَالَ بِقَوْلِ مُعَاذٍ، وَمُعَاوِيَةَ، وَمَنْ وَافَقَهُمَا: يَقُولُ قَوْلَ النَّبِيِّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ -: " «لَا يَرِثُ الْمُسْلِمُ الْكَافِرَ» " الْمُرَادُ بِهِ الْحَرْبِيُّ لَا الْمُنَافِقُ، وَلَا الْمُرْتَدُّ، وَلَا الذِّمِّيُّ: فَإِنَّ لَفْظَ " الْكَافِرِ " - وَإِنْ كَانَ قَدْ يَعُمُّ كُلَّ كَافِرٍ - فَقَدْ يَأْتِي لَفْظُهُ، وَالْمُرَادُ بِهِ بَعْضُ أَنْوَاعِ الْكُفَّارِ، كَقَوْلِهِ تَعَالَى: {إِنَّ اللَّهَ جَامِعُ الْمُنَافِقِينَ وَالْكَافِرِينَ فِي جَهَنَّمَ جَمِيعًا} [النساء: 140] ، فَهُنَا لَمْ يَدْخُلِ الْمُنَافِقُونَ فِي لَفْظِ " الْكَافِرِينَ "، وَكَذَلِكَ الْمُرْتَدُّ، فَالْفُقَهَاءُ لَا يُدْخِلُونَهُ فِي لَفْظِ " الْكَافِرِ " عِنْدَ الْإِطْلَاقِ، وَلِهَذَا يَقُولُونَ: إِذَا أَسْلَمَ الْكَافِرُ لَمْ يَقْضِ مَا فَاتَهُ مِنَ الصَّلَاةِ، وَإِذَا أَسْلَمَ الْمُرْتَدُّ فَفِيهِ قَوْلَانِ.

Zimmet ehline gelince; her kim Muaz, Muaviye ve onlara muvafakat edenlerin sözlerini söyler ve Nebi  Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in “Müslüman kafire mirasçı olamaz” kavlini okursa; (işte) bununla kastedilen harbi olan kafirdir. Ne münafık, ne mürted ne de zimmi. Burada ki “el-kafir” lafzı –şayet umumen bütün kafirleri kapsayacak bir şekilde gelseydi- bazen (bu kafir) lafzı (birazdan belirtileceği gibi) gelir. Bununla kast olunan kafir çeşitlerinin bazılarıdır. Tıpkı Allahu Teala’nın şu kavlinde olduğu gibi:

“Şüphesiz Allah münafıkları ve kafirleri gerçekten cehennemde toplayacaktır.” [Nisa: 140]

Burada “Kafirler” lafzına Allah münafıkları dahil etmemiştir. Aynı şekilde mürted lafzınıda fakihler itlak/mutlaklık durumunda kafir lafzına dahil etmezler. Bu sebeple kafir Müslüman olursa; kılmadığı namazları kaza etmez demişlerdir. Mürted Müslüman olursa (namazları kaza eder mi yoksa etmez mi hususunda) iki kavil vardır. [S. 2/853-855]

Bu nakillerin ışığında özetle şunları söyleyebiliriz ki:

Kafirin müslümandan miras alması caiz değildir. Bu ittifak ile kabul edilen, ihtilafı bilinmeyen bir husustur. "Müslüman bir kimse kafir birinden miras alır mı alamaz mı?" meselenin ihtilaflı yönü burasıdır ki, alimlerin cumhurunun -selefi ile halefi ile- buna cevaz vermediğini ve dört imam ve tabiileri arasında ki meşhur ve ma'ruf olan görüşün de bu olduğunu yukardaki nakiller vesilesi ile tesbit ettik. İbn Teymiyye'nin görüşünün de "kafirden miras alınabileceği" yönünde olduğunu ve görüşüne dair bazı ma'lumatları İbn Kayyım Rahimehullah'tan yaptığımız nakiller ile belirttik.

İnşaAllah buradan devamla bu konu hakkındaki alimlerin cumhurunun görüşlerini, racih kavli ve itirazları Allah'ın izni ve yardımı ile icmalen zikredeceğiz.

Es-Sarim'ul-Meslul

  • Ziyaretçi
Ynt: Kafirden Miras Alınır mı?
« Yanıtla #1 : 10.06.2015, 16:36 »

“Kafirlerden Miras Alınır” Görüşünde Olan Alimlerin Sözleri Hangi Sınıf Kafirlere Şamildir?

Kafirden miras alınabileceğini söyleyen alimlerin ve bilhassa İbn Teymiyye’nin görüşlerine yukarıda temas etmiştik. Lakin meselenin bir başka yönü vardır ki; alimlerin bahsetmiş olduğu, kendilerinden miras alınabileceğini iddia ettiği kafirler hangi sınıf kafirlerdir?  Ma’lum olduğu üzere ve yukarıda da Şeyhu’l-İslam’ın da belirttiği gibi kafirler çeşit çeşittir. Bazı kafir türlerine yaptığımız muameleyi başka kafir türlerine yapamıyoruz. Bunun en açık ve meşhur örneği kafirlerin kadınları ile nikahlanmak ve kestiklerini yemek meselesidir. Şeriat Ehl-i Kitap olan kadınlarla ile evlenilmesine ve Ehl-i Kitap olan kimselerin kestiklerinin yenilmesi hususunda ruhsat vermiştir. Lakin bu muamelelerin, kitabi olmayan kafirlere uygulanmasına izin verilmemiştir.  Aynı şekilede kitabi olanlarla zimmet akdi yapılmasına, kitabı olmayan kafirler ile harb edilmesi emredilmiştir.

O halde bu anlatılanlardan hareketle şu soruyu sormamız lazım: “Kafirlerden Miras Alınır” görüşünde olan alimlerin sözleri hangi sınıf kafirlere şamildir? Gerek selef döneminde yaşamış olan Muaviye, Muaz vb. sahabelerin ve tabiinden olan bazı kimselerin, gerekse haleften Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye’nin miras alınmasına cevaz verdiği kafirler hangi nev’i kafirlerdir? Bu sözler umumen bütün kafirleri mi kapsamaktadır? Yoksa hususen  zimmi kafirlerinden miras alınabileceğini, harbi olan kafirlerden ise alınmayacağını mı kastetmişlerdir ki; bizim bilhassa bu yazımızda değineceğimiz husus bunun ortaya çıkarılmasına yöneliktir.

İbn Kayyım Rahimehullah “es-Save’iku’l-Mursele” adlı kitabında; Muaz Radıyallahu Anh gibi sahabeden bazı kimselerin bu noktada ki görüşünü izah ederken şunları kaydeder:


ومعاذ بن جبل وغيرهما من الصحابة لما ورثوا المسلم من الكافر ولم يورثوا الكافر من المسلم لم يعارضوا قوله: "لا يرث المسلم الكافر ولا الكافر المسلم" بآرائهم وعقولهم بل قيدوا مطلق هذا اللفظ أو خصوا عمومه وظنوا أن المراد به الحربي كا فعل ذلك بعض الفقهاء بقوله لا يقتل مسلم بكافر حيث حملوه على الحربي دون الذمي والمعاهد

Muaz b. Cebel ve onun dışında sahabeden olan diğerleri; “Müslüman kafirden miras alır, kafir müslümandan miras alamaz” dedikleri vakit, kendi görüş ve akıllarına dayanarak Rasulullah Sallahu Aleyhi ve Sellem’in “Müslüman kafire,kafir müslümana mirasçı olamaz.” Sözüne muhalefet etmemişlerdir. Bilakis onlar bu mutlak olan lafzı kayıtlamışlar veya umumunu tahsis edip, buradaki muradın “harbi” olan kimseler olduğunu zannetmişlerdir. Tıpkı fukahanın bazılarının “Müslüman kafire karşı öldürülmez” deyip de bunu zimmi ve muahid olan kimselerin dışında kalan “harbi” olan kimselere hamletmeleri gibi.

Hakeza yukarıda İbn Kayyım Rahimehullah’ın bu konu ile alakalı  “Ahkamu Ehli’z-Zimme” adlı kitabında yaptığımız nakillerin bazı noktalarıda buna işaret etmektedir:

(…) Bu görüş sahipleri dediler ki: Onlara mirasçı oluruz ama onlar bize mirasçı olamazlar. Tıpkı onların kadınları ile evlendiğimiz onların da bizim kadınlarımız ile evlenemedikleri gibi.

Dikkat edilirse söz konusu görüşün sahipleri; kafire mirasçı olma meselesini kitabi olanların kadınları ile evlenilmesine kıyas etmektedirler. Burada şu netice çıkmaktadır: Bu kafirlerden kasıt kitabi olan kafirlerdir ki; kitabi olmayanların kadınları ile evlenilmeyeceği aşikardır. (“Kitabinin zimmi olması şartmıdır yoksa değilmidir?” bu meseleye ileride değineceğiz.)

İbn Kayyım Rahimehullah’ın Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye Rahimehullah’dan yaptığı nakilde aynı şekilde buna delalet eder:

Zimmet ehline gelince; her kim Muaz, Muaviye ve onlara muvafakat edenlerin sözlerini söyler ve Nebi  Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in “Müslüman kafire mirasçı olamaz” kavlini okursa; (işte) bununla kastedilen harbi olan kafirdir.

Aynı şekilde İmam Beyheki Rahimehullah şöyle demektedir:


قَالَ الْبَيْهَقِيّ رَحمَه الله: " قد رَوَاهُ الشّعبِيّ، وَعبد الْملك بن عُمَيْر عَن عَليّ رَضِي الله عَنهُ دون ذكر المَال، وَبَلغنِي عَن أَحْمد بن حَنْبَل رَضِي الله عَنهُ فِي مَا رَوَاهُ عَنهُ أَبُو بكر أَحْمد بن مُحَمَّد بن هَانِئ، أَنه ضعف الحَدِيث الَّذِي رُوِيَ عَن عَليّ رَضِي الله عَنهُ أَن مِيرَاث الْمُرْتَد لوَرثَته من الْمُسلمين ".
ثمَّ قد جعله الشَّافِعِي رَحمَه الله لخصمه ثَابتا، وَاعْتذر فِي تَركه قَوْله بِظَاهِر قَول النَّبِي - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّم َ -: " لَا يَرث الْمُسلم الْكَافِر

كَمَا تركُوا بِهِ قَول معَاذ، وَمُعَاوِيَة رَضِي الله عَنْهُمَا، وَغَيرهمَا فِي تَوْرِيث الْمُسلم من الْيَهُودِيّ - يَعْنِي أَنهم مَعنا - لم يخصوا خبر أُسَامَة بقول معَاذ وَغَيره، فَكَذَلِك وَجب أَن لَا يخصوه بقول عَليّ رَضِي الله عَنهُ حَتَّى يحملوا الْخَبَر على الْكَافِر الْحَرْبِيّ دون الْمُرْتَد، كَمَا لم يحملوه على الْكَافِر الْحَرْبِيّ دون الذِّمِّيّ بقول معَاذ رَضِي الله عَنهُ وَغَيره

Beyheki rahimehullah dedi ki: “Bunu Şa’bi, Abdu'l-Melik b. ‘Umeyr oda Ali Radıyallahu anh’dan rivayet ederek malı zikretmeksizin nakletmiştir. Bana Ahmed b. Hanbel Radıyallahu Anh’ın; Ebu Bekir Ahmed b. Muhammed b. Hani’nin kendisine  yapmış olduğu rivayette  Ali Radıyallahu Anh’tan rivayet edilen “Mürtedin mirası müslümanlardan olan varislerine aittir” hadisini zayıf saydığı ulaşmıştır.

İmam Şafii için hasmının (zayıf da olsa) bu hadise (yani Mürtedin mirası müslümanlardan olan varislerine aittir hadisine) dayandığı sabit oldu, Şafii kendisini ise "Müslüman kafire mirasçı olamaz" hadisinin zahiri ile amel ederek (diğer zayıf hadisle amel etmemesini) mazur gördü.

Tıpkı bu hadisin zahiri ile Muaz ve Muaviye ve diğerlerinin –Allah hepsinden razı olsun- Müslümanın yahudi bir kimseden miras alması ile alakalı sözlerini terk ettikleri gibi. (Ya’ni onların sözünün ma’nası şudur ki) Onlar Usame’nin haberini (“Müslüman kafire mirasçı olamaz” hadisini) Muaz’ın ve diğerlerinin sözleri ile tahsis etmemişlerdir. Aynı şekilde onların Ali Radıyallahu Anh’ın sözü ile, bu haberi (“Müslüman kafire mirasçı olamaz” hadisini) mürted hariç, harbi olan bir kafire hamletseler bile tahsis etmemeleri gerekir/vacip olur. Tıpkı onların Muaz Radıyallahu anh ve diğerlerinin sözleri ile, haberi zimmi kimse hariç harbi olan kafire hamletmemeleri gibi. [Muhtasar’u Hilafiyyati’l-Beyheki, Mektebetu’r-Ruşd 1997, Riyad]


“Harbi, Ehl-i Harb” Statüsüne Hangi Kafirler Girmektedir?

Burada ki bir başka mesele; “Harbi Kafir” statüsüne kimlerin girip girmediği meselesidir. Bu meselenin açıklanması bu noktada önemlidir. Çünkü iman fıkhından nasibini alamamaları sebebi ile şeriat fıkhından da yoksun olan bazı rasyonel akımlar; bu kavramı  fetvalarına (!) uygun olarak tahrif ve tebdil etmişlerdir. Öyle ki bu mesele ile alakalı “Harbi Kafir” statüsüne sadece “İslam’a savaş açan, İslam’a sövüp sayan” inatçı ve zorba kafirleri dahil etmişler, Daru’l-Harb’te yaşayan insanların bazı çeşidini bu kavrama tahsis etmişlerdir. Bunun sonucu olarak da “İslama savaş açmayan –Daru’l-Harb’de yaşayan hangi kafir olursa olsun - kafirlerden miras alınır” neticesine varmışlardır. Bu tip insanların iman fıkhından yoksun olmaları ayrı bir mesele; gelişi güzel, rastgele usulle ihtilaflar arasında görüş beyan etmeleri ayrı bir mesele; “Harbi Kafir” kavramını sadece inatçı, zorba, İslam’a açıktan açığa savaş açmış kafirlere hamletmeleri, bu kavramı Daru’l-Harb halkının bu grubuna tahsis etmeleri ayrı bir meseledir. Velev ki dedikleri gibi -yani bütün kafirlerden miras alınabilir-olsa bile; mirasın taksimatı İslam şeriatine göre yapılır. Aynı şekilde kafirden bile miras alınacaksa o kafirinden yapılacak taksimin de yine İslam şeriatine göre yapılması icab eder. Aksi takdirde günümüzde bu işlem tağutun muhakemeleri tarafından yapılmaktadır. Hatta çoğu kişi tağuta muhakeme olmayı bu meselede göz önünde bulundurmuyor. Çoğu zaman tağuta muhakeme olabiliyor.

Şimdi “Harbi Kafir” statüsüne hangi kafirlerin girdiğini özetlemeye çalışalım:


أَهْل الْحَرْبِ أَوِ الْحَرْبِيُّونَ: هُمْ غَيْرُ الْمُسْلِمِينَ الَّذِينَ لَمْ يَدْخُلُوا فِي عَقْدِ الذِّمَّةِ، وَلاَ يَتَمَتَّعُونَ بِأَمَانِ الْمُسْلِمِينَ وَلاَ عَهْدِهِمْ

Ehl-i Harb veya Harbiler: Bunlar zimmet akdine girmeyen, müslümanların emanları ve ahdleri ile faydalanmayan gayr-i müslimlerdir. [Bkz: Mevsuatu’l-Fıkhiyye el-Kuveytiyye; el-Muğni, 8/352-362 ve sonrası; Keşşaf'ul-Kina 3/28; Fetavay-ı Hindiyye 2/174, Fethu'l-Kadir, 4/278-284]

Bu kavramanın içine Ehl-i Kitap olup, zimmet akdi altında bulunmayan kitabi kafirlerde girmektedir. Zimmet akdi ise bir devlet otoritesi ile gerçekleşen bir hukuktur ki günümüzde bunun gerçekleşmesi için İslam Devleti’nin olması lazımdır.

Aynı şekilde tarifte eman ve ahd altına girmeyen kafirler umumen/genel olarak olarak gelmiştir. Burada kafirler için yumuşak/sert, İslam’a karşı savaşan/savaşmayan, iyi/kötü gibi bir ayrıma gidilmemiştir.

Kafirler hakkında elbette ki İslama savaş açan ve açmayanlar arasında fark vardır. Ancak bu fark sadece dine düşman olmayanlara iyi davranılması vb sahalarda kendini göstermektedir. Yoksa genel hukuk açısından bütün darul harp vatandaşı kafirler harbi hükmündedir ve aynı hukuka tabidir, buna miras meselesi de dahildir.

Bu ufak tariften bile anlaşılmaktadır ki; Ehl-i kitap bile olsalar zimmet akdi altına girmeyen kitabi kafirler, eman ve ahid altında bulunmayan kafirler, kısacası bütün Daru'l-Harb halkı “harbi” statüsüne girmektedirler.

Ve’l-Hasıl: İbn Teymiye, İbn Kayyım ve Beyheki’nin Hilafiyyat kitabını ihtisar eden el-Lahmi’nin ifadelerinde, kafirden miras almaya cevaz veren alimlerin bununla İslam devletinde yaşayan zimmileri kasdettikleri, harbileri yani küfür diyarında yaşayan kafirleri ise kasdetmedikleri bilakis “müslüman kafire mirasçı olamaz” hadisini “müslüman zimmi olmayan kafirden miras alamaz” manasında tefsir ettikleri görülmektedir. Aynı şekilde meselenin zahirinden anlaşıldığına göre kafir Ehl-i Kitap olup zimmet akdinde bulunmayan bir kitabi bile olsa -yukarıda değindimiz gibi- harbi statüsünde değerlendirilir ve ondan da (bu görüşe göre) miras alınmaz. Her ne kadar Muaz, Muaviye, İshak bin Raheveyh (Radıyallahu Anhum) gibi selef fakihlerinin kendi sözlerine vakıf olamasak da, sonradan gelen ilim ehlinin onların mirasla alakalı görüşlerini bu şekilde tefsir etmeleri Daru’l-Harp ahalisi kafirlerden miras almanın, hiçbir alimin nezdinde caiz olmadığı ihtimalini güçlendirmektedir. Bu surette sırf alimler arasında kafirlerden miras alınıp alınmayacağı yönündeki bir ihtilafın varlığını duyup, bu ihtilafın sebebini ve mahiyetini araştırmaksızın, sadece çıkarlarına uygun geldiği için bununla amel etmeyi tercih eden kimselerin nasıl bir dalalet içerisinde oldukları bir kez daha ortaya çıkmaktadır.
 
Bilmediğimiz şeyler hakkında konuşmaktan Allah’a sığınırız ve bilmediklerimizi bizlere öğretmesini niyaz ederiz. Vallah’u A’lem.

Çevrimiçi Es-Sarimul-Meslul

  • Administrator
  • Newbie
  • *****
  • İleti: 20
  • Değerlendirme Puanı: +1/-0
Ynt: Kafirden Miras Alınır mı?
« Yanıtla #2 : 03.10.2020, 22:49 »
Bismillahirrahmanirrahim
KAFİRDEN MİRAS ALINIR MI?


Bu değerli risaleyi PDF formatında aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.




 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
23 Yanıt
7782 Gösterim
Son İleti 21.08.2016, 02:16
Gönderen: Uhey
0 Yanıt
2321 Gösterim
Son İleti 29.01.2017, 23:54
Gönderen: Tevhid Ehli