Darultawhid

Gönderen Konu: "ALLAH ADEM'İ KENDİ SURETİNDE YARATTI" HADİSİ HAKKINDA  (Okunma sayısı 2966 defa)

0 Üye ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1810
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Alıntı
Bismillahirrahmanirrahim.Başta İmam Buhari'nin ve İmam Müslim'in nakledip bir çok İmamın(rahimehumullah) da naklettiği ve hadisin muhtelif lafızlarının bulunup farklı sahabilerden rivayet edilen ''Allah(cc) Adem'i(as) kendi suretinde yarattı'' hadisi hakkında çok çeşitli açıklamalar bulunmaktadır.Ehl-i Sünnetin sıfatlar konusunda genel tutumu ma'lum olduğu üzere bu hadisde bu kaideye girer mi?Ehli Sünnetin Allah Rasulu'nün(sav) bu hadisine yaklaşımı nasıldır?

Bismillahirrahmanirrahim. Bu hadisle alakalı alimlerin birçok açıklamaları mevcuttur. Biz bu hususta İmam İbnu Kuteybe'nin açıklamalarını nakledeceğiz inşaallah. Açıkça görüleceği üzere İbn Kuteybe rahimehullah, hadisin zahiri üzere olduğunu kabul ederek bu hususta tevile gidenleri kınamış ve Allah hakkında suret sıfatını isbat etmiş, ayrıca buradaki zamirin Allaha değil Ademe raci olduğunu dolayısıyla Allahın suretinden değil Ademin suretinden bahsedildiğini iddia eden ve başka teviller getiren kelamcıları da reddetmiştir. Aynı zamanda insanların anladığı manada mahlukatın sureti gibi bir sureti de Allah hakkında kabul etmemiş ve tıpkı diğer sıfatlarda olduğu gibi bu sıfata da keyfiyet vermeden iman etmiştir. Bu hadisi zahiri üzere aldıklarından dolayı vahhabileri (!) tekfir edenler aynı tekfiri İbn Kuteybe ve hadisi onun gibi açıklayan alimlere karşı da uyguluyorlar mı acaba?

İbnu Kuteybe rahimehullah "Tevil'u Muhtelif'il Hadis" adlı eserinde konuyla alakalı şu açıklamaları yapmaktadır:


İDDİA: Rasûlullah’tan, Allah'ın (celle celaluhu) Âdem'i kendi suretinde yarattığını rivayet ettiniz.Allah tebârake ve teâlâ ise, kendisinin sureti veya benzeri bulunmaktan münezzehtir.

CEVAB: Biz de onların dedikleri gibi, Allah'ın -hamd O'na mahsustur- sureti veya benzeri bulunmaktan münezzeh olduğunu kabul ediyoruz. Şu kadar var ki, insanlar bazen bir şeye alışırlar ve ona bir şey demezler de, ona benzer (alışmadıkları başka) bir şeyi inkâr ederler.

Görmüyor musun? Allah (celle celaluhu) kendini vasfederken:"O'nun misli gibi (O'na benzer) hiçbir şey yoktur.O Semî'dir.Basîr'dir." (42.eş-Şûrâ: 11) buyurmaktadır.

Bu ayetin zahiri, O'nun mislinin hiçbir şeye benzemediğine delâlet etmektedir. Bir şeyin misli, onun - kendisinden başka bir şeydir. Binaenaleyh âyetin bu zahirine göre Allâhu teâlâ için bir misil (benzer) vardır gibi gelir.

Bunun lûgatta manası şudur ki: Bir şeyin misli, o şeyin kendisinin yerine ikame edilir. Bu yüzden bir kimse: "Benim gibi birisine bu söz söylenmez! Ve benim gibi birinin emri olmadan hiçbir şey yapılamaz!" der. Bu sözüyle,"Benim nazîrime (benim gibi birine) bu söz söylenmez ve onun emri olmadan hiçbir şey yapılamaz." manasını kasdetmez. Sadece: "Bizzat bana bu söz söylenmez." demek ister.

İşte Allâhu teâlâ: "O'nun misli gibi hiçbir şey yoktur." Derken "O'nun gibi hiçbir şey yoktur." demek istemiştir. Böylece bu söz Arapların ifade tarzına tamamen uygun olur.

(...)

İnsanlar Rasûlullah’ın :Allah Âdem'i kendi suretinde yarattı." sözünün tevilinde müşkilât çekmişlerdir.

Kelâmcılardan bir gurup :"Allah, Âdem’i Âdem suretinde yarattığını murad etti ve buna bir şey ilâve etmedi." dediler.

Eğer bu sözden murad bu olsaydı,bu sözün söylenmesinde hiçbir fayda olmazdı.Allah'ın insanı, kendi suretinde, yırtıcı hayvanları ve diğer hayvanları da kendi suretlerinde yarattığından kim şüphe edebilir?

Başka bir gurup ise:"Allah, Âdem'i, kendi katında mevcud bir suret üzere yarattı" demiştir.

Bu mümkün değildir. Çünkü Allah yarattıklarının hiçbirini bir modele göre yaratmaz.

Bazıları: “Yüzü çirkinleştirmeyin! Muhakkak ki Allah, Âdem'i kendi suretinde yaratmıştır." hadîsi hakkında Rasûlullah’ın Allah'ın Âdem'i yüz suretinde yarattığını kasdettiğini söylemişlerdir.

Bu da aynen birinci tevil mesabesindedir. Bu tevilde de fayda yoktur.

İnsanlar Allah'ın Âdem'i, çocuklarının yaratılışında; yüzünü de onların yüzü gibi yarattığını bilirler.

Bazıları hadise şu ilâveyi yaptılar: "Rasûlullah (A.S) birinin yüzüne vuran bir adama rast geldi ve :"Yüzüne vurma! Muhakkak ki Allah Âdem'i onun suretinde yaratmıştır. "[Yani,yüzüne vurulan adamın suretinde) buyurmuştur.

Bu sözde de birincisindeki gibi tutarsızlık vardır.

Vaktâ ki, hoş olmayan bu teviller yapılıp, bu hususta münakaşa çoğalınca bu meseledeki husûmetleri bazı kimseleri, hadise bir ilâve yapmağa zorladı. Ve dediler ki:

İbnu Ömer, Rasûlullah’tan onun (sallallahu aleyhi ve sellem), “Allah Âdem'i Rahmanın suretinde yaratmıştır." dediğini rivayet etmiştir.

Onlar "kendi suretinde (=sûretihi)." kelimesindeki zamirinin Allah'a ait olmasını istiyorlar ki, böylece onların "h" zamiri yerine "er-Rahmân" kelimesini koymaları(nın sebebi) de anlaşılmış oluyor. Bu, senin "Rahman Âdem'i kendi suretinde yarattı" demen gibidir. Böylece onlar çirkin bir hata işlemiş oldular.

(Onların bu hataya düşmelerinin) sebebi şudur ki, bizim; "Allah gökyüzünü Rahmân'ın meşîeti(=dile-mesi) ile yarattı" veya "Rahman'ın iradesi ile yarattı" dememiz caiz değildir. Bu ancak, ikinci isim, birinci isimden farklı olduğu zaman caizdir.

Veya rivayet, “Yüz'ü çirkinleştirmeyin. Çünkü o, Rahmân'ın suretinde yaratılmıştır." şeklinde olsaydı, Rahmân, "Allah"dan başkası veya "Allah", "Rahman'"dan başkası olurdu.

Eğer İbnu Ömer'in Rasûlullah’tan bu şekilde bir hadis rivayet ettiği doğru ise, o takdirde hadis, Rasûlullah’ın dediği gibidir. Hadisin tevil edilmesine veya hadis hakkında münakaşa edilmesine lüzum yoktur.

EBÛ MÜHAMMED: Bu teviller içersinde gördüğüm, tutarlılığa en yakın ve beğenilmemekten en uzak tevîl, Ehl-i nazar’dan (= akılcılar) birinin şu tevilidir. O, şöyle demiştir: Allah (celle celaluhu) Âdem'i Cennette, yeryüzündeki suretinde yarattı."

Sanki bazıları: -Cennetteki şeyler dünyadakilerden farklı olduğu için- "Âdem'in boyu Cennette şu kadardı, nûru (yüzünün parlaklığı, güzelliği) şöyleydi. güzel kokusu böyleydi.." demişler de Rasûlullah da: "Allah Âdem'i yaratmıştır" sözüyle onu Cennette yarattığını; "...kendi suretinde." sözüyle de "...dünyadaki suretinde" yarattığını söylemek istemiştir...

Ben bu şekilde bir tevili ne kabul ederim, ne de bu tevilin Rasûlullah’ın kasdettiği mâna olduğuna hükmederim. Çünkü ben Tevrat'ta şunu okudum: "Allah(C.C) göğü ve yeri yarattığında, "Biz kendi suretimizde bir beşer (insan) yaratacağız." dedi ve yeryüzünün toprağının alt tabakasından Âdem'i yarattı ve onun yüzüne hayat rüzgârını üfledi. (Tekvîn I / 25; II / 7) Yukarıdaki tevil ise, buna uymaz.

İbnu Abbas'ın şu hadisi de böyledir: "Mûsâ (A.S) İsrail oğulları için kayaya (asâsıyla) vurdu ve su fışkırdı. (Mûsâ da): "Ey merkepler, içiniz!" dedi. Bunun üzerine Allah (celle celaluhu) ona şöyle vahyetti: "Sen (bu sözünle) benim yarattıklarımdan kendi suretimde olan insanları kasdettin ve onları merkeplere benzettin. "Çok geçmedi (Mûsâ) cezalandınldı.Hadis bu mânadadır.


EBÛ MUHAMMED: Benim kanaatim odur ki-Hiç şüphesiz en iyi bilen Allah’tır- suret; iki el, parmaklar ve göz'den daha çok şaşılacak bir şey değildir. Bunlara olan alışkanlığımız, sadece bunların Kur'an'da zikredilmesi sebebiyledir. Sûret kelimesinden ürkülmesi ise, bu kelimenin Kur'an 'da bulunmayışındandır.

Biz, bütün bunların (eller, parmak, göz ve suret) hepsine inanır, onlardan hiçbirinin ne keyfıyyeti, ne de haddi (sınırı, şekli) olduğu hakkında herhangi birşey söyleriz.


(İbn Kuteybe, Te’vilu Muhtelifi’l Hadis, sf 317-322 Türkçesi için bkz. Hadis Müdâfaası, Kayıhan Yayınları: 338-342.)

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1148
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Buhari ve Müslim Ebu Hureyre (radiyallahu anh)’dan Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir:

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ : خَلَقَ اللَّهُ آدَمَ عَلَى صُورَتِهِ طُولُهُ سِتُّونَ ذِرَاعًا فَلَمَّا خَلَقَهُ قَالَ اذْهَبْ فَسَلِّمْ عَلَى أُولَئِكَ النَّفَرِ مِنْ الْمَلائِكَةِ جُلُوسٌ فَاسْتَمِعْ مَا يُحَيُّونَكَ فَإِنَّهَا تَحِيَّتُكَ وَتَحِيَّةُ ذُرِّيَّتِكَ فَقَالَ السَّلامُ عَلَيْكُمْ فَقَالُوا السَّلامُ عَلَيْكَ وَرَحْمَةُ اللَّهِ فَزَادُوهُ وَرَحْمَةُ اللَّهِ فَكُلُّ مَنْ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ عَلَى صُورَةِ آدَمَ فَلَمْ يَزَلْ الْخَلْقُ يَنْقُصُ بَعْدُ حَتَّى الآن

Allah (Te’ala), Adem (aleyhisselam)'ı kendi suretinde yarattı. Boyunun uzunluğu altmış zira' idi. (Yaratılması tamamlandıktan) sonra Allah (Te’ala), Adem (aleyhisselam)'a: Haydi, Melekler'den şunların yanlarına git de onlara selam ver! Ve onların senin selamını nasıl karşıladıklarını iyi dinle, işit. Çünkü bu, hem senin, hem de senden sonra zürriyetinin selamlaşmasıdır, buyurdu. Bunun üzerine Adem (aleyhisselam), Melekler'e: es-Selamu aleykum, dedi. Onlar da: es-Selamu aleyke ve rahmetullahi, diye karşıladılar. Ve selamlarına "ve rahmetulllahi" kısmını ziyade ettiler (ki, bu selamlaşmanın ilk meşru'iyyeti ve bu sözle söylenişidir). Adem (aleyhi selam), beşerin büyük atası olduğu için, Cennet'e her giren kişi Adem (aleyhi selam)'ın bu güzel suretinde girecektir. Adem (aleyhi selam)'ın (sonra gelen) torunları, onun güzelliğinden ve uzunluğundan eksilmeye devam eder. Nihayet (bu eksiliş) şimdi (bu Ümmet'te) sona erdi.

Müslim Ebu Hureyre (radiyallahu anh)’dan Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:


إِذَا قَاتَلَ أَحَدُكُمْ أَخَاهُ فَلْيَجْتَنِبْ الْوَجْهَ فَإِنَّ اللَّهَ خَلَقَ آدَمَ عَلَى صُورَتِهِ

Biriniz kardeşiyle kavga ederse yüzden kaçınsın! Çünkü Allah (Te’ala) Adem (aleyhi selam)'ı kendi suretinde yaratmıştır.

İbni Ebi Asım, İbni Ömer (radiyallahu anhum ecmain)’den Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:


عن ابن عمر قال : قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : " لا تقبحوا الوجوه فإن ابن آدم خلق على صورة الرحمن"

Yüzü kötülemeyin. Çünkü, Ademoğlu Rahman’ın suretinde yaratılmıştır.

İbni Hacer el-Askalani, bu rivayetin Zayıf olduğunu iddia edenlere karşı çıkmış ve İbni Ebi Asım (Sünne) ile Taberani (Kebir)'de bunu Sahih bir senetle rivayet etmiştir, demiştir. İshak ibni Rahaveyh ve Ahmed ibni Hanbel’den de bu rivayetin Sahih olduğu yönünde açıklamalara yer vermiştir. (İbni Hacer, Fethu’l-Bari, 5/183)

İbni Kuteybe de Hadis hakkında bazı mülahazalara yer verdikten sonra şöyle demektedir: Eğer İbni Ömer (radiyallahu anhum ecmain)'in Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den bu şekilde bir Hadis rivayet ettiği doğru ise, o takdirde Hadis, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in dediği gibidir. Hadis'in Te'vil edilmesine veya Hadis hakkında münakaşa edilmesine lüzum yoktur. (Te’vilu Muhtelif'ul Hadis)

İbni Ebi Asım, Ebu Hureyre (radiyallahu anh)’dan Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:


يضا عن أبي هريرة قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : " إذا قاتل أحدكم فليجتب الوجه فإن الله تعالى خلق آدم على صورة وجهه"

Sizden biriniz dövdüğü zaman yüze vurmaktan sakınsın zira Allah (Te’ala) Adem (aleyhi selam)’ı kendi yüzünün suretinde yarattı.

Bu Hadisler'de görüleceği üzere, suret ifadesi Aziz ve Celil olan Allah Te’ala’ya işaret etmektedir.

Tirmizi, İbni Abbas (radiyallahu anh)’dan Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:


عن ابن عباس أن النبي صلى الله عليه وسلم قال : " أتاني ربي في أحسن صورة فقال يا محمد قلت لبيك ربي وسعديك قال فيم يختصم الملأ الأعلى..."

Rabbim bana, en güzel surette geldi. Ya Muhammed, buyurdu. Ben de: Ey Rabbim buyur emrine amadeyim dedim. Şöyle buyurdu: Büyük ve ileri gelen Melekler topluluğu hangi konuda tartışıyorlar?

Şefaat'le alakalı uzunca bir Hadis'de ise şöyle geçmektedir:


" فيأتيهم الجبار في صورة غير صورته التي رأوه فيها أول مرة"

el-Cebbar (olan Allah), onlara evvelki geldiğindeki suretinden başka bir suretle gelecek...

Bütün bu Hadisler'de, Allah’ın –kendi Zatı'na ve Şanı'na yakışır- suret sahibi olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Allah’ın sureti -tıpkı sahip olduğu el, ayak ve gözün mahlukatın el, ayak ve gözüne benzemediği gibi- mahlukatın suretinden ayrı ve farklıdır.

Şeyh'ul İslam İbni Teymiyye şöyle demektedir:


لفظ الصورة في الحديث كسائر ما ورد من الأسماء والصفات ، التي قد يسمى المخلوق بها ، على وجه التقييد ، وإذا أطلقت على الله اختصت به ، مثل العليم والقدير والرحيم والسميع والبصير ، ومثل خلقه بيديه ، واستواءه على العرش ، ونحو ذلك

Hadis'de geçen suret lafzı (kelimesi), tıpkı; rivayet edilen sair -mahlukat için de sınırlı manada kullanılan- İsim ve Sıfatlar gibidir. Lafız Allah için kullanıldığında; el-Alim (herşeyi bilen), el-Kadir (herşeye kadir olan), er-Rahim (en şefkatli), es-Semi (herşeyi işiten), el-Basir (herşeyi gören) ve eliyle yaratması, Arşı'na İstiva edişinde olduğu gibi özgün bir manada kullanılır. (Nakd'ut-Tesis, 3/396)

Varolan herşey suret sahibidir. Şeyh'ul İslam bu hususta şöyle demektedir:


وكما أنه لابد لكل موجود من صفات تقوم به ، فلابد لكل قائم بنفسه من صورة يكون عليها ، ويمتنع أن يكون في الوجود قائم بنفسه ليس له صورة يكون عليها

Mevcud olan herşeyin sıfatları bulunduğu  gibi, varolan herşeyin de bir nefsi ve sureti olması gerekir. Mevcud olan birşeyin nefs yada suret sahibi olmaması imkansızdır.

Sonra İbni Teymiyye şöyle demektedir:


لم يكن بين السلف من القرون الثلاثة نزاع في أن الضمير في الحديث عائد إلى الله تعالى ، فإنه مستفيض من طرق متعددة ، عن عدد من الصحابة ، وسياق الأحاديث كلها تدل على ذلك ... ولكن لما انتشرت الجهمية في المائة الثالثة جعل طائفة الضمير فيه عائدا إلى غير الله تعالى ، حتى نقل ذلك عن طائفة من العلماء المعروفين بالعلم والسنة في عامة أمورهم ، كأبي ثور وابن خزيمة وأبي الشيخ الأصفهاني وغيرهم ، ولذلك أنكر عليهم أئمة الدين وغيرهم من علماء السنة

Selef’te ilk üç nesil arasında, Hadis'deki zamirin Allah Te’ala’yı işaret ettiği hususunda ihtilaf yoktur ve bu; birçok Sahabe'den müteaddid tarikle (birçok isnadla) rivayet edilmiştir. Hadis'in siyakı tamamıyla buna işaret etmektedir: (...) Hicri üçüncü asırda Cehmiyye yaygınlaştığında, bir taife (Hadis'de geçen) zamirin Allah Te’ala’dan başkasına işaret ettiğini söylemeye başladılar. Bu, -İlim'le şöhret bulmuş olan ve genel anlamda  Sünnet’e İttiba eden (tabi olan) aralarında Ebu Sevr, İbni Huzeyme, Eb'uş Şeyh İsfehani ve diğerlerinin bulunduğu– bir grup Alim'den de nakledildi. Bundan dolayı, Din İmamları ve diğer Sünni Alimler onları inkar etmişlerdir (yani Hadis'i Te'vil eden Alimler'in sözleri kabul edilmeyip bundan dolayı kınanmışlardır). (Nakd el-Tesis, 3/202)

İbni Kuteybe, -yukarıda da nakledildiği üzere- bu konu üzerine sözlerine şu şekilde son verir:


الصورة ليست بأعجب من اليدين والأصابع والعين ، وإنما وقع الإلف لتلك لمجيئها في القرآن ، ووقعت الوحشة من هذه لأنها لم تأت في القرآن ، ونحن نؤمن بالجميع ، ولا نقول في شيء منه بكيفية ولا حد

Suret; iki el, parmaklar ve göz'den daha çok şaşılacak bir şey değildir. Bunlara olan alışkanlığımız, sadece bunların Kur'an'da zikredilmesi sebebiyledir. Suret kelimesinden ürkülmesi (acayib karşılanması) ise, bu kelimenin Kur'an'da bulunmayışındandır. Biz, bütün bunların (eller, parmak, göz ve suret) hepsine inanır, onlardan hiçbirinin ne keyfıyyeti, ne de haddi (sınırı, şekli) olduğu hakkında herhangi birşey söyleriz. (İbni Kuteybe, Te’vilu Muhtelifu’l-Hadis, 221)

Bütün bu açıklamalardan –şüpheye yer bırakmaksızın- anlaşılan, Teşbih'e ve Temsil'e yer olmadığıdır. Ulema’ya göre ‘Suret’ ile kasdedilen; Allah Te’ala’nın Adem (aleyhisselam)’ı, işitme, görme ve konuşma yetilerine sahip olarak yaratmış oluşudur. Bütün bunlar da aynı zamanda Allah Te’ala’nın sıfatlarıdır ki, Allah; es-Semi, el-Basir ve el-Mutekellim’dir, Vech sahibidir.

Şüphesiz Allah Te’ala bütün Sıfat ve İsimleri'yle, mahlukatından farklıdır. Yaratıcı ile mahlukat arasında ne Temsil ne de Teşbih sözkonusudur. Zira Allah Te’ala kendi Celali'ne, Azameti'ne ve Şanı'na yakışır sıfatların sahibidir. İnsanın sahip olduğu, işitme, görme gibi hususlar Allah’ın işitmesinden ve görmesinden farklıdır. Yine Allah Te’ala’nın sahip olduğu el, yüz gibi şeyler de kulun sahip olduğu el ve yüzden farklıdır. İnsanın sahip olduğu bütün bu sıfatlar nakıs ve sınırlıdır. Oysa Allah Te’ala’nın sıfatları –nakıs, sınırlı ve son bulacak olmayıp- en mükemmel şekildedir. Allah Te’ala, şöyle buyurmaktadır:


لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ

(Mealen) O'nun benzeri gibi olan hiç bir şey yoktur. O, İşiten'dir, Gören'dir. (eş-Şura 42/11)

وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُواً أَحَدٌ

(Mealen) Ve hiç bir şey O'nun dengi değildir. (el-İhlas 112/4)

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Sahihayn’da yeralan bir Hadis'de şöyle buyurmaktadır:


إن أول زمرة تدخل الجنة على صورة القمر

Cennet’e girecek ilk zümre ay suretinde olacaktır.

Bu Hadis'de, saflıklarından ve yüzlerin güzellik ve nurundan insan olmalarına rağmen ay gibi görünecekleri söylenmektedir. Burada da görüldüğü gibi aya benzeme sözkonusu olsa da Teşbih sözkonusu değildir. Hiçbir aklı başında kimse onların hakiki madana ay olup ay gibi görüneceklerini düşünmez zaten. İki şey arasında kısmi bir benzerliğin olması bütünüyle birbirlerinin benzeri oldukları anlamına gelmez. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in, Allah (Te’ala) Adem (aleyhisselam)’ı kendi suretinde yarattı, demesinin manası, Allah Te’ala’nın kendi Şanı'na yakışır yüzü, gözü, eli olduğu gibi, Adem (aleyhisselam)’ın da yüzünün, gözünün ve elinin olduğudur. İkisinin aynı olduğu söylenemez. Bütün bu açıklamalar, Ehli Sünnet’in; Allah Te’ala’nın Sıfatları Tahrif, Ta’til, Tekyif ve Temsil’e başvurmaksızın kullarının sıfatlarına benzetilemez görüşünün doğruluğuna işaret etmektedir. Velhamdulillah.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1810
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Yukardaki nakillerden anlaşılacağı üzere Allah Subhanehu’nun Adem aleyhisselam’ı kendi sureti üzere yarattığına dair nakledilen hadislerde kasdedilen, onu Rahman’ın suretinde yaratmış olduğudur. Yani, hadisteki zamir Allah’a racidir. “Kendi suretinde” ifadesinden kasıt kendisinin yani Rabb Teala’nın suretidir. Selef-i salihinin mezhebi budur. Bazıları zayıf olduğunu iddia etse de –yukarda geçtiği üzere- İmam Ahmed, İshak ve başkaları hadisin “Allah Adem’i Rahman’ın suretinde yarattı” şeklindeki lafzının sahih olduğunu beyan etmektedir ki buna göre Sünnet de açık bir şekilde zamirin Allah’a ait olduğunu beyan etmiş olmaktadır. Cehmiye ve tabileri, hadisteki zamiri Adem’e raci kılmak suretiyle tevil etmişler ve böylece hadisi “Allah, Adem’i Adem suretinde yaratmıştır” şeklinde tuhaf bir hale sokmuşlardır. Allah ve Rasülü, iftiracıların iftirasından münezzehtir. Hadisin bu şekilde izahının –vicdanları tatmin edecek- hiçbir anlamı olmadığı halde, sırf hadisi zahiri üzere almanın teşbih ve temsile yol açacağı vehmiyle bu tevili yapmışlar ve maalesef, selef neslinin son dönemlerindeki bazı Ehli sünnet’e müntesip âlimler de bu kanaate meyletmiştir.

Zehebi’nin naklettiğine göre Taberani, şöyle demiştir:


سمعت عبد الله ابن أحمد يقول قال رجل لأبي إن فلانا يقول في حديث رسول الله صلى الله عليه وآله وسلم أن الله خلق آدم على صورته فقال على صورة الرجل فقال أبي كذب هذا قول الجهمية وأي فائدة في هذا


“Abdullah bin Ahmed’i şöyle derken işittim: Birisi babama dedi ki: Falan kişi, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ‘Allah Ademi kendi suretinde yarattı’ hadisi hakkında ‘adam suretinde yarattı’ diyor. Bunun üzerine babam şöyle dedi: Bu, Cehmiye’nin kavlidir. Bunda ne gibi bir fayda vardır ki?” (Mizan’ul İtidal, 1/603. Aynı rivayeti Ebu Ya’la da İbtal’ut Tevilat, 1/88’de Taberani’den naklen zikretmiştir.)

Yukarda İbn Teymiye’nin bu hadisi tevil eden âlimler arasında ismini zikrettiği Ebu Sevr’in bu tevilini İmam Ahmed ve ashabı şiddetle reddetmişlerdir. İmam Ahmed’in öğrencilerinden Ebu Talib, Ebu Sevr’in bu kanaatini İmam’a sorduğunda ona şu cevabı vermiştir:

صح الأمر عَلَى أبي ثور من قَالَ: إن اللَّه خلق آدم عَلَى صورة آدم فهو جهمي وأي صورة كانت لآدم قبل أن يخلقه؟

“Ebu Sevr’e olanlar olmuş. Her kim, Allah Âdem’i Adem suretinde yarattı derse o Cehmi’dir. Allah Adem’i yaratmadan önce Adem’in sureti hangisiydi?” (Nakleden: İbnu Ebi Ya’la, Tabakat’ul Hanabile, 1/309)

İmam Ahmed’in seçkin ashabından Abdulvehhab el-Verrak ise bu görüşünden dolayı Ebu Sevr’in Cehmi olduğunu ve hecr edilmesi yani terk edilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Başka bir rivayette de bu suret hadisi hakkında şöyle demiştir:

من لم يقل إن اللَّه خلق آدم عَلَى صورة الرحمن فهو جهمي

“Her kim Allah, Âdem’i Rahman’ın suretinde yaratmıştır, demezse o Cehmi’dir.” (Nakleden: İbnu Ebi Ya’la, Tabakat’ul Hanabile, 1/212)

Kadı Ebu Ya’la (İbtal’ut Te’vilat, 1/77-102) ve Necd diyarının müftüsü Eba Batin (ed-Durer’us Seniyye, 3/260- 264)–rahimehumallah- da bu tarz nakiller yaparak, suret hadisinin zahiri üzere olduğunu ve de burada bahsedilenin bizzat Rahman’ın sureti olduğunu ifade etmişlerdir. Ebu Ya’la (v. 458), ilgili yerde Ebu İshak bin Şaküla, Ebu’l Hasen ibnu Beşşar gibi alimlerden de bu kavli nakletmiştir.

Görüldüğü üzere Ehli sünnetin önde gelen imamları, suret hadisine yapılan bu fasid tevilleri reddetmişler ve bu tevilleri Cehmiye’nin görüşü olarak kabul etmişlerdir. Ehli sünnet arasındaki faziletli bazı kimselerden dahi bu görüş sadır olsa onu reddetmekten geri durmamışlardır. Yani, bazı kimselerin zannettiği gibi mesele, Ehli sünnet arasında ihtilaflı bir konu değildir. Selefin son dönemlerinde bazı alimlerin Cehmiye’nin estirdiği rüzgardan etkilenerek bu tevilleri benimsemesi, bunu ihtilaflı bir mesele yapmaz. Nasıl ki Hammad bin Ebi Süleyman ve öğrencisi Ebu Hanife’nin Mürcie’den etkilenerek ameli imandan saymaması, amelin imandan olduğuna dair icmayı bozmuyorsa veyahut da İbn Abbas radiyallahu anhuma’nın muta nikahını helal addetmesi, mutanın haramlığına dair icmayı nakzetmiyor ve mutanın bir Rafizi görüşü olduğunu gerçeğini değiştirmiyorsa bu mesele de böyledir. Bu imamlar ve suret meselesinde yanılan imamların kendilerine göre mazeretleri ve tevilleri olabilir, bu babta durumları Allah’a kalmıştır. Ancak bu, onlara bu hatalarında uymayı gerektirmediği gibi, onların bu zelle sayılacak görüşlerini muteber bir ihtilaf olarak saymayı da gerektirmez. İhtilaf fıkhını bilen hiç kimse, âlimlerin bu tarz açık hatalarını itibara almaz.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1810
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Tıpkı Ebu Sevr rahimehullah gibi suret hadisini tevil eden alimlerden birisi de İbnu Huzeyme rahimehullah’tır. Bu alim, “İmamlar imamı” sayılmasına ve Ehli sünnetin büyüklerinden olup, Cehmiye’ye karşı çetin bir mücadele vermiş olmasına rağmen maalesef yanılarak suret hadisini tevil cihetine gitmiştir. O, Cehmiye’ye karşı Allah Subhanehu’nun sıfatlarını isbat etme gayesiyle telif ettiği “Kitab’ut Tevhid” adlı eserinde bu hususu zikretmiştir. Konuyla ilgili yerde şöyle demektedir:

حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ الْجَهْضَمِيُّ، قَالَ: أَخْبَرَنِي أَبِي قَالَ: ثنا الْمُثَنَّى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي أَيُّوبَ، وَهُوَ الْأَزْدِيُّ عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ مَالِكٍ الْمَرَاغِيُّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «إِذَا قَاتَلَ أَحَدُكُمْ فَيَجْتَنِبِ الْوَجْهَ، فَإِنَّ اللَّهَ خَلَقَ آدَمَ عَلَى صُورَتِهِ» قَالَ أَبُو بَكْرٍ: تَوَهَّمَ بَعْضُ مَنْ لَمْ يَتَحَرَّ الْعِلْمَ أَنَّ قَوْلَهُ: «عَلَى صُورَتِهِ» يُرِيدُ صُورَةَ الرَّحْمَنِ عَزَّ رَبُّنَا وَجَلَّ عَنْ أَنْ يَكُونَ هَذَا مَعْنَى الْخَبَرِ، بَلْ مَعْنَى قَوْلِهِ: «خَلَقَ آدَمَ عَلَى صُورَتِهِ» ، الْهَاءُ فِي هَذَا الْمَوْضِعِ كِنَايَةٌ عَنِ اسْمِ الْمَضْرُوبِ، وَالْمَشْتُومِ، أَرَادَ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنَّ اللَّهَ خَلَقَ آدَمَ عَلَى صُورَةِ هَذَا الْمَضْرُوبِ، الَّذِي أَمَرَ الضَّارِبَ بِاجْتِنَابِ وَجْهِهِ بِالضَّرْبِ، وَالَّذِي قَبَّحَ وَجْهَهَ، فَزَجَرَ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنْ يَقُولَ: «وَوَجْهَ مَنْ أَشْبَهَ وَجْهَكَ» ، لِأَنَّ وَجْهَ آدَمَ شَبِيهُ وُجُوهِ بَنِيهِ، فَإِذَا قَالَ الشَّاتِمُ لِبَعْضِ بَنِي آدَمَ: قَبَّحَ اللَّهُ وَجْهَكَ وَوَجْهَ مَنْ أَشْبَهَ وَجْهَكَ، كَانَ مُقَبِّحًا وَجْهَ آدَمَ صَلَوَاتُ اللَّهِ عَلَيْهِ وَسَلَامُهُ، الَّذِي وُجُوهُ بَنِيهِ شَبِيهَةٌ بِوَجْهِ أَبِيهِمْ، فَتَفَهَّمُوا رَحِمَكُمُ اللَّهُ مَعْنَى الْخَبَرِ، لَا تَغْلَطُوا وَلَا تَغَالَطُوا فَتَضِلُّوا عَنْ سَوَاءِ السَّبِيلِ، وَتَحْمِلُوا عَلَى الْقَوْلِ بِالتَّشْبِيهِ الَّذِي هُوَ ضَلَالٌ

Bize Nasr b. Alî el-Cahdamî tahdîs etti, dedi ki: Bana babam haber verdi, dedi ki: Bize el-Müsennâ b. Saîd tahdîs etti. Onun Katâde’den, onun Ebû Eyyûb -ki o el-Ezdî’dir-Abdulmelik b. Mâlik el-Merâğî’den, onun Ebû Hureyre (radıyallâhu anh)’tan, onun da Rasulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)’den rivâyet ettiğine göre O şöyle buyurmuştur: “Biriniz dövüştüğü zaman yüzden sakınsın. Çünkü Allah Âdem’i onun sûreti üzere yaratmıştır.”

Ebû Bekr (İbn Huzeyme) dedi ki: İlmi araştırmayan bazı kimseler “onun sûreti üzere...” buyruğunun “Rahmân’ın sûreti üzere” anlamına geldiği vehmine kapılmışlardır. Rabbimiz haberin manasının bu olmasından münezzehtir, çok yücedir. Aksine “Âdem’i onun sûreti üzere yaratmıştır” buyruğunun manası şudur: Buradaki hâ (zamiri) ile kastedilen, kendisine vurulan ve sövülen kimsedir. Nebî (sallallâhu aleyhi ve sellem) Allah’ın Âdem’i -dövene kendisinin yüzüne vurmaktan sakınmasını emrettiği- dövülen kimsenin sûreti üzere yarattığı manasını kastetmiştir. Yine O (sallallâhu aleyhi ve sellem) onun (kendisine sövülen kimsenin) yüzünü çirkinleştiren kimseyi “senin yüzüne benzeyen yüzü de...” demekten sakındırmıştır. Çünkü Âdem’in yüzü oğullarının yüzlerine benzemektedir. Dolayısıyla söven kimse âdemoğullarından birine “Allah senin yüzünü de senin yüzüne benzeyen kimsenin yüzünü de çirkinleştirsin!” dediği zaman Âdem’in -Allah’ın salavâtı ve selâmı onun üzerine olsun-yüzünü çirkinleştirmiş olmaktadır. Oğullarının yüzleri babalarının yüzüne benzemektedir. Allah size rahmet etsin, haberin manasını iyi anlayın! Hataya düşmeyin ve birbirinizi hataya düşürmeyin. Sonra doğru yoldan saparsınız ve (insanları) bir dalâlet olan teşbih görüşüne sevk edersiniz!” (Kitab’ut Tevhid, 1/84. Türkçesi için bkz. Kitab’ut Tevhid, sf 55 ve devamı, Nesaim Yay.)

Görüldüğü üzere –Allah onu da bizi de affetsin- İbnu Huzeyme, açık bir şekilde hadisteki zamirin Allah’a değil, insana raci olduğunu ifade etmekte ve buradan Rahman’ın suretinin kasdedildiğini söyleyenlerin hata ettiklerini hatta teşbihe düştüklerini ileri sürmekte, böyle söyleyenlerin “ilmi araştırmayan kimseler” olduğunu iddia etmektedir. Bu ise yukarda İmam Ahmed ve ashabından nakledilenlere tamamen zıttır. Onlar, hadisi İbn Huzeyme gibi tevil edenlere “Cehmi” derken, İbn Huzeyme ise hadisi onlar gibi açıklayanlara “Müşebbihe” demektedir, hatta cehaletle vasıflamaktadır! Yani İbn Huzeyme ile Ehli sünnetin diğer imamlarının sözü birbirine taban tabana zıttır. Bazılarının zannettiği gibi, burada İbnu Huzeyme’nin tek itirazı “Rahman’ın suretinde yarattı” şeklindeki lafzın sıhhatine yönelik değildir. Zira İbn Huzeyme sözlerinin devamında hadisin bu lafzının sahih olmadığını ileri sürdükten sonra, “eğer bu haber müsned olarak sahihse” diye başlayarak, hadisin sahih sayılması halinde yapılacak tevilleri sıralamaktadır. Sonra şöyle demektedir:

لَا تَغَالَطُوا فَمَعْنَى الْخَبَرِ إِنْ صَحَّ مِنْ طَرِيقِ النَّقْلِ مُسْنَدًا، فَإِنَّ ابْنَ آدَمَ خُلِقَ عَلَى الصُّورَةِ الَّتِي خَلَقَهَا الرَّحْمَنُ ، حِينَ صَوَّرَ آدَمَ، ثُمَّ نَفَخَ فِيهِ الرُّوحَ

“Hataya düşmeyin, zira haberin manası- eğer nakil yönünden müsned olarak sahihse- şudur: Âdemoğlu, Âdem’e suret verip ruh üflediği zaman Rahman’ın yarattığı suret üzere yaratılmıştır.” (Age sf 92, Türkçede sf 58)

Buna göre hadis, “Rahman’ın sureti üzere yarattı” şeklinde gelmiş olsa dahi buradaki suret yine Allahu Teâlâ’nın kendi sureti olmamaktadır. Bilakis “Allah’ın devesi” “Allah’ın evi” tabirlerinde olduğu gibi izafet-i teşriftir, yani o sureti şereflendirmek için Allah’a izafe etmiş olmaktadır.

İbn Huzeyme’nin bütün bu teviller hususunda yanıldığı çok açıktır. Zira o, selefin öncülerinden nakledilmeyen muhdes bir tevili zikretmiş ve bu surette kendisinin sözkonusu kitapta çürütmeye çalıştığı tevilcilere de kapı açmıştır. Çünkü, teşbihe düşüleceği gerekçesiyle suret hadisi tevil edilebiliyorsa, benzeri diğer sıfat hadisleri de aynı gerekçeyle tevil edilebilir. Bundan dolayı İmam Zehebi, İbnu Huzeyme’nin bu kavli hakkında şöyle demiştir:


وَكِتَابُه فِي (التَّوحيدِ) مُجَلَّدٌ كَبِيْرٌ، وَقَدْ تَأَوَّلَ فِي ذَلِكَ حَدِيْثَ الصُّورَةِ فَلْيَعْذُر مَنْ تَأَوَّلَ بَعْضَ الصِّفَاتِ، وَأَمَّا السَّلَفُ، فَمَا خَاضُوا فِي التَّأْوِيْلِ، بَلْ آمَنُوا وَكَفُّوا، وَفَوَّضُوا عِلمَ ذَلِكَ إِلَى اللهِ وَرَسُوْلِه، وَلَوْ أَنَّ كُلَّ مَنْ أَخْطَأَ فِي اجْتِهَادِهِ - مَعَ
صِحَّةِ إِيْمَانِهِ، وَتَوَخِّيْهِ لاتِّبَاعِ الحَقِّ - أَهْدَرْنَاهُ، وَبَدَّعنَاهُ، لَقَلَّ مَنْ يَسلَمُ مِنَ الأَئِمَّةِ مَعَنَا، رَحِمَ اللهُ الجَمِيْعَ بِمَنِّهِ وَكَرَمِهِ.


“Onun Tevhid hakkındaki kitabı büyük bir cilt halindedir. Orada “suret” hadisini tevil etmiştir ki buna göre (başka) bazı sıfatları tevil edenleri de mazur görmesi icab eder. Selefe gelince; onlar tevile dalmamışlar, bilakis iman edip bu konulardan uzaklaşmışlar ve ilmini Allaha ve Rasülüne havale etmişlerdir. İmanının sıhhati ve hakka tabi olmayı hedeflemesiyle beraber içtihadında hata eden herkesi heder edip bidatçı addedersek elimizde imamlardan kurtulan çok az kimse kalır. Allah hepsine lütf-u keremiyle merhamette bulunsun. (Âmin) Siyeru A’lam’in Nubela, 14/376

Zehebi’nin de zikrettiği gibi İbn Huzeyme rahimehullah’ın bu tevili, muhaliflerine malzeme niteliğindedir ve onun genel usulüne de terstir. Bu sebeble bazı alimler, kitaptaki bu ifadelerin ona ait oluşunda dahi şüpheye düşmüşlerdir. İbn Teymiye’nin naklettiğine göre Şafii âlimlerinden Ebu’l Hasen el-Kerci (v. 532), “el-Fusul” adlı eserinde bu hususta şöyle demektedir:


فأما تأويل من لم يتابعه عليه الأئمة فغير مقبول وإن صدر ذلك التأويل عن إمام معروف غير مجهول نحو ما ينسب إلى أبي بكر محمد بن خزيمة تأويل الحديث خلق الله آدم على صورته فإنه يفسر ذلك بذلك التأويل ولم يتابعه
عليه من قبله من أهل الحديث لما روينا عن أحمد رحمه الله تعالى ولم يتابعه أيضاً من بعده حتى رأيت في كتاب الفقهاء للعبادي الفقيه أنه ذكر الفقهاء وذكر عن كل واحد منهم مسألة تفرد بها فذكر الإمام ابن خزيمة وأنه تفرد بتأويل هذا الحديث خلق الله آدم على صورته على أني سمعت عدة من المشايخ رووا أن ذلك التأويل مزور مربوط على ابن خزيمة وإفك افتُرى عليه فهذا وأمثال ذلك من التأويل لا نقيله ولا يُلتفت إليه بل نوافق ونتابع ما اتفق الجمهور عليه


“İmamların kendisine tabi olmadıkları kimselerin teviline gelince, bu makbul değildir. İsterse bu, meçhul olmayan, tanınmış bir imamdan gelmiş olsun… Tıpkı, Ebubekr Muhammed bin Huzeyme’ye nisbet edilen ‘Allah Âdem’i kendi sureti üzere yarattı’ hadisinin tevili gibi… Zira o, bunu bu teville açıklamış ve Ahmed’den –rahimehullahu Teala- bize nakledilen rivayette söz konusu olduğu üzere, kendisinden önceki hadis imamlarından hiç kimse ona tabi olmamış, keza kendisinden sonra da ona tabi olunmamıştır. Öyle ki ben, fakih el-Abbadi’nin ‘Kitab’ul Fukaha’sında fakihleri zikrettiğini ve her birinden tek kaldıkları bir meseleyi zikrettiğini, İmam İbnu Huzeyme’yi de zikrettiğini ve onun bu hadisi tevil etme hususunda tek kaldığını zikrettiğini gördüm. Ben de birçok meşayihten bu tevilin İbn Huzeyme’ye yalan olarak atfedilmiş, iftira ile nisbet edilmiş olduğunu rivayet ettiklerini işitmişimdir. İşte biz, bu ve benzeri tevilleri kabul etmeyiz. Bunlara iltifat edilmez, bilakis biz cumhurun üzerinde ittifak ettiği şeylere muvafakat edip tabi oluruz.”

İbn Teymiye daha sonra İbnu Huzeyme’ye yönelik olarak başka bir alimin, Kıvam’us Sunne el-Asbahani’nin (v. 535) tenkidini şu şekilde nakletmektedir:

فقد ذكر الحافظ أبو موسى المديني فيما جمعه من مناقب الإمام الملقب بقوام السنة أبي القاسم إسماعيل ابن محمد التيمي صاحب كتاب الترغيب والترهيب قال سمعته يقول أخطأ محمد بن خزيمة في حديث الصورة ولا يطعن عليه بذلك بل لا يؤخذ عنه هذا فحسب قال أبو موسى أشار بذلك أنه قل من إمام وإلا وله زلة فإذا تترك ذلك الإمام لأجل زلته ترك كثير من الأئمة وهذا لا ينبغي أن يفعل

“Hafız Ebu Musa el-Medini, Kıvam’us Sünne lakaplı, İmam Ebu’l Kasım ibnu Muhammed et-Teymi’nin ki –Tergib ve Terhib kitabının sahibidir- menkıbelerini derlediği eserde şöyle demektedir: Ben onu şöyle derken işittim: ‘Muhammed bin Huzeyme suret hadisi konusunda yanılmıştır. Bununla beraber bundan dolayı ona dil uzatılmaz. Bilakis onun bu görüşü alınmaz, bu yeterlidir.’ Ebu Musa diyor ki: O bununla, şu hususa işaret etmiştir: Kendisinden zelle sadır olmayan azdır. Eğer bu imam da zellesinden dolayı terkedilecek olursa imamlardan birçoğunun terkedilmesi gerekir ki bu yapılması uygun olmayan bir şeydir.”

(Nakleden İbn Teymiye, Beyanu Telbis’il Cehmiyye, 6/404-411. El-Asbahani’nin sözünü Zehebi de Siyeru A’lam’in Nubela, 20/88’de nakletmiştir.)

İbnu Huzeyme’nin “Kitab’ut Tevhid” adlı eserinin muhakkiki, kitabın Mısır’daki Teymuriye kütüphanesinde bulunan bir nüshasında el-Asbahani’nin bu sözlerinin müstensihler tarafından haşiyeye eklendiğini ifade ederek bu sözleri nakletmiştir. Öyle anlaşılıyor ki ümmetten bazıları, Tevhid kitabını çoğaltırken dahi kitaptaki bu hataya dikkat çekmişlerdir.

İbn Teymiye’nin, İbn Huzeyme ve emsali âlimlerin suret hadisine yaptıkları tevilin Cehmiye’den etkilenerek yapılan bir tevil olduğu yönündeki değerlendirmesi yukarda geçmişti. Bütün bunlar gösteriyor ki İbn Huzeyme’nin kitabında geçen bu ifade, eğer ona iftira yoluyla nisbet edilmiş bir şey değilse ve onu kaleminden çıkmışsa, tam manasıyla bir zelleden ibarettir ve selefin yoluna da, İbn Huzeyme’nin hayatı boyunca uğrunda mücadele ettiği akideye de muhaliftir. Bununla beraber –alimlerin de ifade ettiği üzere- buradan yola çıkarak bu imama dil uzatmak, onu tenkidde ileri gitmek doğru değildir. Zira böyle yapılırsa imamlardan tenkid edilmeyecek hiç kimse kalmaz. Bu ve benzeri meselelerde söylenecek en fazla söz, bu imamların sözkonusu hususta Cehmiye’ye muvafakat ettiğini ifade etmektir. Bu ise çoğunlukla onlardan kasıtsız bir şekilde gaflet eseri meydana gelen hatalardır. Genel usul olarak selefin yoluna bağlılığıyla tanınan imamları sıradan bidatçilerle aynı kefeye koymak doğru bir tavır değildir. Bundan dolayı İbn Huzeyme’yi “Cehmi” olarak vasfeden Mısırlı İmad Ferrac gibi Haddadi meşrepli sapıkların tavrı da yanlıştır, keza İbn Huzeyme’ye bu hususta tabi olan veya onun bu sözünden dolayı sözkonusu meseleyi ihtilaflı meseleler kategorisine sokmaya çalışan cahillerin tavrı da yanlıştır. Her meselede olduğu gibi bu meseleye de adaletli yaklaşmak icab eder. Bu hususta sözü İbn Huzeyme’yi tenkid eden alimlere bırakmak ve onların sözlerinin ötesine taşmamak gerekir.

Son söz olarak, Kitab’ut Tevhidi tahkiksiz olarak düz tercümeyle basan Nesaim yayınları bu şekilde büyük bir yanlışa kapı açmıştır. Bu tahkik işini kendileri yapamasalar bile –ki yapamazlar ve uzmanlık gerektiren böyle bir işe de yeltenmemeleri gerekir- en azından kitabın Arap dünyasında neşredilmiş tahkikli basımlarından düzgün olan bir tanesini esas alsalar ve onu tercüme etseler bu da yeterli olacaktı. Mesela, kitabın Abdulaziz bin İbrahim eş-Şehvan tarafından yapılan tahkikli nüshasında –ki Mektebet’uş Şamile’deki nüsha da buradan alınmadır- ilgili yerde yani sf 81 ve devamının dipnotlarında konuyla alakalı lehteki ve aleyhteki görüşlere yer verilerek mesele açıklanmaya çalışılmıştır. Umarız ikinci baskıda bu durum düzeltilir ve bundan sonra da bu tarz ilmi eserler tahkiksiz olarak basılmaz. İbn Huzeyme’nin yaptığı hatanın aynısını muhaddis âlim İbn Mendeh’in de ( v. 395) yaptığını görüyoruz. O da aynı ismi taşıyan “Tevhid” adlı eserinde “Allah Âdemi kendi suretinde yarattı” hadisinin, “Âdem suretinde yarattı” manasında olduğunu ileri sürmekte ve bununla da Ademoğlu’nun yüzüne söven kimsenin aslında Adem’e sövmüş olduğunun kasdedildiğini iddia etmektedir. (sf 223-224) Bu da tıpkı İbnu Huzeyme’nin iddiası gibi merdud bir iddiadır. İbn Mendeh’in kitabının muhakkiki Nasır el-Fakihi, maalesef dipnotta İbnu Huzeyme’nin açıklamalarını naklederek İbnu Mendeh’in bu hususta İbnu Huzeyme’ye tabi olduğunu ortaya koymaktan başka bir açıklama yapmamıştır. İbnu Mendeh’in Kitab’ut Tevhid adlı eserinin başka bir tahkikli nüshasında ise muhakkikler dipnotta mevzuyu kısa da olsa selefin menhecine uygun bir şekilde izah etmişlerdir. Kitabın bu baskısı Muhammed bin Abdillah el-Vuheybi ve Musa bin Abdilaziz el-Gusn ismindeki zatlar tarafından tahkik edilmiştir. İşte bütün bunlar, bu tarz eserlerin tahkikli neşirlerini okumanın ve tercüme edilecekse ancak bu tahkikle beraber tercüme edilmesinin önemini, hatta rasgele herkesin tahkikinin de uygun olmayacağını, az çok işin ehli olan kimselerinin neşirlerinin esas alınması gerektiğini bir kez daha ortaya koymaktadır. Tabi bütün bunlar, yani bir kitabın hangi baskısının, hangi tahkikinin daha iyi olduğunu tesbit etmek de başlı başına bir ehliyet ister! Kısacası yayınevi açıp birkaç tane kitap basmakla gerçek anlamda yayıncı olunmuyor, yayın sahası gerçekten mesuliyetli bir iştir ve ehil olmayanların bu işe girmemesi, illa gireceklerse de ehil olan kimselerle istişare etmesi, yardımlaşması gerekir.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1810
  • Değerlendirme Puanı: +49/-0
Son olarak, söz konusu suret hadisi hakkında İmam Malik’e atfedilen bir kıssanın değerlendirmesini yaparak bu konuyu noktalamak istiyorum. İmam Zehebi’nin naklettiğine göre Malik’in öğrencisi İbn’ul Kasım şöyle demiştir:

سَأَلْتُ مَالِكاً عَمَّنْ يُحَدِّثُ بِالحَدِيْثِ الَّذِي قَالُوا: (إِنَّ اللهَ خَلَقَ آدَمَ عَلَى صُوْرَتِهِ ، فَأَنْكَر ذَلِكَ إِنْكَاراً شَدِيْداً، وَنَهَى أَنْ يَتَحَدَّثَ بِهِ أَحَدٌ.
فَقِيْلَ: إِنَّ نَاساً مِنْ أَهْلِ العِلْمِ يَتَحَدَّثُوْنَ بِهِ.
قَالَ: مَنْ هُم؟
قِيْلَ: ابْنُ عَجْلاَنَ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ.
فَقَالَ: لَمْ يَكُنْ يَعْرِفُ ابْنُ عَجْلاَنَ هَذِهِ الأَشْيَاءَ

“(İbn’ul Kasım diyor ki) İmam Malik’e ‘Allah Adem’i kendi suretinde yaratmıştır’ hadisini nakledenler hakkında sordum, O bunu şiddetle reddetti, başkalarına nakletmeyi de yasakladı. Bunu ilim sahibi insanların naklettiğini söylediklerinde, ‘kim onlar?” diye sordu, İbn Aclan’ın Ebu’z Zinad’tan naklettiği haber verilince de ‘İbn Aclan bu gibi şeylerden anlamaz’ dedi.”

Zehebi bunu naklettikten sonra diyor ki: 

قُلْتُ: الخَبَرُ لَمْ يَنْفَرِدْ بِهِ ابْنُ عَجْلاَنَ، بَلْ وَلاَ أَبُو الزِّنَادِ

“Derim ki: Bu hadisi nakletme hususunda ne İbnu Aclan, ne de Ebu’z Zinad tek başına değildir.”
Ardından şöyle demiştir:


فَهَذَا الصَّحِيْحُ مُخَرَّجٌ فِي كِتَابَيْ (البُخَارِيِّ) وَ (مُسْلِمٍ) .
فَنُؤْمِنُ بِهِ، وَنُفَوِّضُ، وَنُسِلِّمُ، وَلاَ نَخُوضُ فِيْمَا لاَ يَعْنِيْنَا، مَعَ عِلْمِنَا بِأَنَّ اللهَ لَيْسَ كَمِثلِهِ شَيْءٌ، وَهُوَ السَّمِيْعُ البَصِيْرُ.


“Bu hadis Sahihtir. Buhari ve Müslim’in kitaplarında bu rivayet nakledilmiştir. Biz buna iman ederiz, (keyfiyetini Allah’a) havale ederiz, bizi ilgilendirmeyen şeylere dalmayız. Bununla beraber Allahın hiçbir benzerinin olmadığını, Onun Semi ve Basir olduğunu da biliriz.” (Zehebi, Siyeru A’lami’n-Nubela c.5 s. 449-450)

Başka bir yerde de suret hadisi ve benzeri hadisleri İmam Malik’in reddettiğini naklettikten sonra şöyle demiştir:


قُلْتُ: أَنْكَرَ الإِمَامُ ذَلِكَ، لأَنَّهُ لَمْ يَثبُتْ عِنْدَهُ، وَلاَ اتَّصَلَ بِهِ، فَهُوَ مَعْذُورٌ

“Derim ki: İmam bunu, hadis kendi nezdinde sabit olmadığı ve kendisine muttasıl senedle gelmediği için inkâr etmiştir. O yüzden mazurdur.”
Devamla şöyle diyor:

 فَقَولُنَا فِي ذَلِكَ وَبَابِهِ: الإِقرَارُ، وَالإِمْرَارُ، وَتَفْويضُ مَعْنَاهُ إِلَى قَائِلِه الصَّادِقِ المَعْصُومِ.

Bizim bu hadisler ve benzerleri hususundaki sözümüz şudur: Bunları olduğu gibi ikrar ve kabul etmek, manasını da onu söyleyen sadık ve masum zata (yani Rasulullah’a) havale etmektir.(Siyeru Alamin Nubela, 8/104-105)

İbn Teymiye diyor ki:


وَقَدْ رُوِيَ عَنْ ابْنِ الْقَاسِمِ قَالَ: سَأَلْت مَالِكًا عَنْ مَنْ يُحَدِّثُ الْحَدِيثَ «إنَّ اللَّهَ خَلَقَ آدَمَ عَلَى صُورَتِهِ» ، وَالْحَدِيثَ «إنَّ اللَّهَ يَكْشِفُ عَنْ سَاقِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ» «وَأَنَّهُ يُدْخِلُ فِي النَّارِ يَدَهُ حَتَّى يُخْرِجَ مَنْ أَرَادَ» ، فَأَنْكَرَ ذَلِكَ إنْكَارًا شَدِيدًا وَنَهَى أَنْ يَتَحَدَّثَ بِهِ أَحَدٌ

“İbn’ul Kasım’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ben, Malik’e “Allah Âdemi kendi suretinde yarattı” hadisini, “Allah kıyamet günü iki baldırını açar” hadisini ve “Oradan dilediğini çıkarmak için ateşe elini sokar” hadisini nakledenler hakkında sordum, o bunları şiddetle inkâr etti ve bunları nakletmeyi yasakladı.”

İbn Teymiyye rahimehullah İmam Malik’in bu tavrı hakkında şu yorumu yapmaktadır:


فَيُقَالُ: إمَّا أَنْ يَكُونَ مَا قَالَهُ مَالِكٌ مُخَالِفًا لِمَا فَعَلَهُ اللَّيْثُ وَنَحْوُهُ أَوْ لَيْسَ بِمُخَالِفٍ بَلْ يُكْرَهُ أَنْ يَتَحَدَّثَ بِذَلِكَ أَنْ يَفْتِنَهُ ذَلِكَ وَلَا يَحْمِلَهُ عَقْلُهُ كَمَا قَالَ ابْنُ مَسْعُودٍ مَا مِنْ رَجُلٍ يُحَدِّثُ قَوْمًا حَدِيثًا لَا تَبْلُغُهُ عُقُولُهُمْ إلَّا كَانَ فِتْنَةً لِبَعْضِهِمْ وَقَدْ كَانَ مَالِكٌ يَتْرُكُ رِوَايَةَ أَحَادِيثَ كَثِيرَةٍ لِكَوْنِهِ لَا يَأْخُذُ بِهَا وَلَمْ يَتْرُكْهَا غَيْرُهُ فَلَهُ فِي ذَلِكَ مَذْهَبٌ، فَغَايَةُ مَا يُعْتَذَرُ لِمَالِكٍ أَنْ يُقَالَ إنَّهُ كَرِهَ التَّحَدُّثَ بِذَلِكَ مُطْلَقًا فَهَذَا مَرْدُودٌ عَلَى مَنْ قَالَهُ فَقَدْ حَدَّثَ بِهَذِهِ الْأَحَادِيثَ مَنْ هُمْ أَجَلُّ مِنْ مَالِكٍ عِنْدَ نَفْسِهِ وَعِنْدَ الْمُسْلِمِينَ كَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ وَأَبِي هُرَيْرَةَ وَابْنِ عَبَّاسٍ وَعَطَاءِ بْنِ أَبِي رَبَاحٍ

“Buna cevaben şöyle denilir: Malik’in söylediği şey ya (suret hadisinin ravisi olan) Leys’e muhaliftir, ya muhalif değildir. Bilakis o, bu vasıtayla insanların aklının bunları kaldıramayıp fitneye düşmemeleri için bunları nakletmeyi hoş görmemektedir. Nitekim İbn Mesud radiyallahu anh şöyle demiştir: “Bir topluluğa akıllarının almayacağı şeyleri nakleden bir kimse ancak onlardan bazısı için fitne olmuştur.” Ayrıca Malik bazen kendisinden başka kimsenin terketmediği birçok hadisi rivayet etmeyi, kendisi (o ravilerden) almadığı için terkederdi. Bu hususta onun kendine has bir mezhebi vardı. Malik hakkında beyan edilecek mazeretlerin nihai noktası onun (sıfatlar hakkındaki) bu tarz haberleri nakletmeyi mutlak manada kerih gördüğü olur ki bunu söyleyen kimse reddedilir. Zira –gerek kendi nezdinde gerekse Müslümanlar nezdinde- Malik’ten daha üstün olan, Abdullah bin Amr, Ebu Hureyre, İbn Abbas, Ata bin ebi Rabah gibileri bu hadisleri nakletmiştir.” (el-Fetava’l Kubra, 6/619)

İmam Malik’in sözünün siyakı ve alimlerin bu rivayete yaptığı değerlendirmelerden şunu anlıyoruz ki, İmam Malik rahmetullahi aleyh’in bu suret hadisini reddetmesi ve rivayet edilmesini yasaklaması tamamen özel sebeplerden kaynaklanıyordu. Bu sebeb, Malik’in bu hadisi sahih görmemesi de olabilir veyahut da bu ve benzeri rivayetleri anlamayacak olan ya da bundan dolayı fitneye düşecek olan kimselerin yanında rivayet etmeyi hoş görmemesi de olabilir. Allahu a’lem, ikinci ihtimal daha baskın gözükmektedir. Çünkü bu haberin bazı lafızlarında Malik bin Enes’in, suret hadisiyle beraber başka sıfat hadislerini de rivayet etmeyi nehyettiği anlatılmaktadır. Buradan, -çoğu Eşari olan günümüz Malikileri gibi- haberi sıfatları reddettiği ya da bunların rivayetini bütünüyle nehyettiği neticesi çıkmaz. Çünkü ondan daha hayırlı olanlar bu hadisleri nakletmişken onun nakletmemesi bir anlam ifade etmez. Öyle anlaşılıyor ki o, fitneye yol açacağı durumlarda bu tarz haberlerin naklini kerih görmüştür. Bu durum sadece sıfat haberlerinde değil, insanların fitneye düşeceği başka meselelerde de uygulanan bir kaidedir. Nitekim Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, Muaz bin Cebel radiyallahu anh’a Allah’a ortak koşmayanların azap görmeyeceği müjdesini verdikten sonra bunu insanlara yaymasını yasaklamıştı. Her hâlükârda, Malik’in suret hadisiyle alakalı tavrının, bu hadisi tevil eden İbn Huzeyme ve emsalinin tavrıyla bir benzerliği yoktur. Zaten rivayetin lafzında buna delalet eden bir şey de yoktur. Malik’in sözü, yukarda âlimlerin zikretmiş olduğu çeşitli ihtimalleri barındıran bir sözdür. İbn Huzeyme’nin sözü ise açıktır. Malik, suret hadisini ya bütünüyle reddetmekte ya da kabul etse bile, bazı hallerde rivayet edilmesini nehyetmektedir. İbn Huzeyme ve emsali alimler ise hadisi kabul etmekte, lakin sonradan tevil cihetine gitmektedirler. Malik’in olayında ise hadisin teviliyle ya da hadisteki zamirin kime aid olduğu ile alakalı bir bahis sözkonusu değildir. Yukarda alimlerden de naklettiğimiz üzere, İbn Huzeyme’nin kavlinin, selefin ilk dönem imamlarından bir dayanağı yoktur. Bu ancak selef asrının bitmesine yakın dönemlerde zuhur etmiş bidat bir kavilden ibarettir. Selefe ve hadis ashabına müntesip olan bazı alimlerin bu görüşü dile getirmeleri onların bir yanılgısıdır. Sonraki dönemlerde İbni Hibban, İbni Hacer ve başkalarından bu kavle itimad edenler ise bizi ilgilendirmemektedir. Çünkü bu alimler zaten, başka sıfatları da tevil etmişlerdir ki eser ehli bazı alimlerin dahi yanılgıya düştüğü bu konuda, Eşari temayüllü bu alimlerin yanılgıya düşmesine şaşılmaz. Vallahu a’lem. Velhamdulillahi Rabbil alemin.


Çevrimiçi İbn Umer

  • Administrator
  • Full Member
  • *****
  • İleti: 156
  • Değerlendirme Puanı: +7/-0
Bismillahirrahmanirrahim
"ALLAH ADEM'İ KENDİ SURETİNDE YARATTI" HADİSİ HAKKINDA


Bu değerli risaleyi PDF formatında aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.




 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
3836 Gösterim
Son İleti 24.06.2015, 14:33
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
3064 Gösterim
Son İleti 20.07.2015, 22:18
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
5533 Gösterim
Son İleti 01.09.2019, 12:54
Gönderen: Izhâr'ud Dîn
16 Yanıt
7037 Gösterim
Son İleti 30.12.2015, 21:17
Gönderen: İbn Teymiyye
0 Yanıt
3236 Gösterim
Son İleti 12.12.2016, 22:47
Gönderen: Tevhid Ehli