Darultawhid

Gönderen Konu: "AMELİN CİNSİ"NİN MAHİYETİ VE TERK ETMENİN HÜKMÜ  (Okunma sayısı 2164 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

AbdulAzim

  • Ziyaretçi
Soru:


Alıntı
Amelin cinsini terketmekten kasıt nedir.Amelin cinsini terk etmek icma ile küfürmüdür,yoksa bu meselede bir ihtilaf varmıdır?


Allah'ın İzni ve İnayeti İle Vermeye Çalıştığımız Cevap:



!بسم الله والحمد لله الذي هدانا لدينه المرتضى، والصلاة والسلام على رسوله المصطفى وعلى آله وصحبه اجمعين
:وبعد



Öncelikle bu kavram iki lafızdan mürekkeptir/birleşmiştir. Her iki kelimenin açıklanması meselenin anlaşılmasını kolaylaştırır. Cinslik veya “bir şeyin cinsi” demek, o şeyin bir tür ve genel bir şey olduğunu bildirir. Bu kelime lugavi yönden bu ma’naları ihtiva eder. Amel ise; kendisine “amel” denilmesi sahih olan her şeydir. Amelde şer’i olarak iki yerde tahakkuk eder. Bunlarda gizli ve açık olan amellerin yerleri olan zahir ve batındır. Gizli olanlar kişinin kalbinde, batınında, iç aleminden gerçekleşen ikrar,tasdik, muhabbet, buğuz, yönelme gibi kalbi amelleri ve i’tikadları barındırır. Açık olan ameller ise; kelime-i tevhid, namaz, oruç, zekat, emri bil ma’ruf nehyi anil munker, cihad, davet, tebliği gibi batınen gerçekleşen kalbi amellerin, zahirde yani kişinin dış görünüşünde lafzen ve fiilen görülen her türlü amelleri ihtiva eder. Şer’i olarak amel bu şekilde belirlenmiştir. İman müsemmasına dair meselelere vakıf olan herkes “amel” kavramının neyi ihtiva ettiğini az çok bilir…

Fakat amelin cinsi ile kast edilen burada tür ve çeşit olarak batıni amellerin genelimidir, yoksa zahiri amellerin genelimidir? Yoksa amelin cinsi ile kast edilen tek tek muayyen olan amellermidir?

Öncelikle bu sorunun açıklanmasına geçmeden önce şunu belirtmekte fayda var. İmanın tarifi hakkında; ilim, ikrar, tasdik, niyet, amel, sünnete ittiba, gibi gelen kavramların hepsi cins olarak ifade edilmiştir. Ya’ni iman için ilmin şart olması cinslik ifade eder ki buda ilmin cinsi ya’ni bütünü demektir. Tasdiğin şart olması cinslik ifade eder buda tasdiğin cinsi ya’ni tasdiğin bütünü demektir. Hakeza bahsimiz olan amelin iman için şart olması da aynı şekilde cinslik nevinden olup, amelin cinsi yani amelin bütünü olmayı gerektirir. Bu konuda Şeyh’ul-İslam İbn Teymiyye rahimehullah seleften ve onlara güzellikle tabi olan haleften imanın ta’rifine dair yaptığı nakilleri zikreder. İmanın tarifinde geçen az önce zikrettiğimiz şartların mahiyetinden ve birbirleri ile olan telazumlarından bahseder ve şöyle der:

وَكَذَلِكَ عَمَلُ الْجَوَارِحِ بِدُونِ أَعْمَالِ الْقُلُوبِ هِيَ مِنْ أَعْمَالِ الْمُنَافِقِينَ؛ الَّتِي لَا يَتَقَبَّلُهَا اللَّهُ. فَقَوْلُ السَّلَفِ: يَتَضَمَّنُ الْقَوْلَ وَالْعَمَلَ الْبَاطِنَ وَالظَّاهِرَ؛ لَكِنْ لَمَّا كَانَ بَعْضُ النَّاسِ قَدْ لَا يَفْهَمُ دُخُولَ النِّيَّةِ فِي ذَلِكَ؛ قَالَ بَعْضُهُمْ: وَنِيَّةٌ. ثُمَّ بَيَّنَ آخَرُونَ: أَنَّ مُطْلَقَ الْقَوْلِ وَالْعَمَلِ وَالنِّيَّةِ لَا يَكُونُ مَقْبُولًا إلَّا بِمُوَافَقَةِ السُّنَّةِ. وَهَذَا حَقٌّ أَيْضًا فَإِنَّ أُولَئِكَ قَالُوا: قَوْلٌ وَعَمَلٌ لِيُبَيِّنُوا اشْتِمَالَهُ عَلَى الْجِنْسِ وَلَمْ يَكُنْ مَقْصُودُهُمْ ذِكْرَ صِفَاتِ الْأَقْوَالِ وَالْأَعْمَالِ

“Kalplerin amelleri olmaksızın vücudun organlarının ameli de aynı şekilde Allah'ın kabul etmediği türden olan münafıkların amellerindendir.

Buna göre selefin bu konudaki sözleri hem bâtının, hem de zahîrin söz ve amellerini içerir.
 
Ancak bazı insanlar niyetin bunun kapsamına girdiğini anlayamayacağından, kimisi de "... ve niyettir" demiştir.

Daha sonra başkaları da şu açıklamayı yapmıştır:

Mutlak söz amel ve niyet, ancak sünnete uygun olması halinde makbul olur. Aynı şekilde bu da haktır.
 
Çünkü onlar (selef) söz ve ameldir, derken, bununla cinsi kapsadığını açıklamak istemişlerdir. Yoksa maksatları söz ve amellerin niteliklerini söz konusu etmek değildir.”[Mecmu’ul-Fetava 7/506]

Burada meselenin izahına geçmeden önce dikkat çekmek istediğim husus şudur:

Türü ve genellemeyi ifade eden cinslik kavramı sadece “amel” kavramı ile sınırlı değildir. Bilakis Şeyh’in ifade ettiği gibi iman tarifinde zikri geçen ilim, tasdik, ikrar, niyet ve sünnete ittiba gibi kavramların her biri kendi içerisinde cinslik; yani tür ve genelleme ifade ederler. Bunun açıklanmasına yararlı olan bazı faideler de ileride zikredilecektir.

Amelin cinsi ile kast edilen şeye gelince; bununla kast edilen zahiren gerçekleşen amellerin külli/toplu olarak bütünüdür. Bu da yukarıda temas ettiğimiz cinsliği ya’ni genelliği ve türü ifade etme meselesinin ta kendisidir.

Şeyh’ul İslam İbn Teymiyye şöyle der:


وَقَدْ تَقَدَّمَ أَنَّ جِنْسَ الْأَعْمَالِ مِنْ لَوَازِمِ إيمَانِ الْقَلْبِ وَأَنَّ إيمَانَ الْقَلْبِ التَّامِّ بِدُونِ شَيْءٍ مِنْ الْأَعْمَالِ الظَّاهِرَةِ مُمْتَنِعٌ

Amellerin cinsinin, kalbin imanının gereklerinden olduğu, eksiksiz/tam bir kalbin imanının ise zahiri hiçbir amel olmaksızın var olmasının da imkânsız olduğunu daha önceden açıklamıştık. [Mecmu’ul-Fetava 7/616]

Dikkat edin; Şeyh rahimehullah nasılda amellerin cinsini “kalbi imanın” gereklerinden olduğunu zikredip, bunların ise zahiri ameller olduğu ilkesi ile bağdaştırıyor? İşte bu meselenin ya’ni amelin cinsinin; şeyhinde bahsetmiş olduğu gibi, tasdik, ikrar, muhabbet, buğuz gibi kalbin imanının gereği olduğu ayan beyan ortaya çıkmaktadır. Amelin cinsinden muradın, infiraden tek tek ameller olmayıp, külli/toplu olarak zahiri ameller olduğu da belli olmuştur. Ve yine anlaşılmıştır ki; amelin cinside yani külli/toplu olarak zahiri ameller iman için şarttır.

Lakin amelin cinsinin şart olması, sıhhat bakımından mıdır? Yoksa kemal bakımından mıdır? Şayet sıhhat bakımından olduğunu söylersek; amelin külli olarak kişide tezahür etmesinin iman hakkında olmazsa olmaz bir husus olduğunu, imanın onsuz olamayacağını söylemiş oluruz. Eğer kemal şartı olduğunu söylersek de; imanın onsuz da var olabileceğini fakat zayıf/eksik kalacağını söylemiş oluruz.

Evvela bir şeyin iman için sıhhat şartı olması da, kemal şartı olması da bir hüküm ifade eder, hükümde illetleri ile beraber kaimdir. O yüzden burada hemen bazı cahil heyecanperestlerin, gelişi güzel hüküm beyan etmelerinden kaçınmamız için; “amelin cinsini terk” etmenin mahiyetini çözmemiz gerekir. Aksi halde bunun doğrucağı sonuçlar; umulmayan şeylere yol açabilir. Zaten bu sonuçlarda pespaye, ayak takımının “ummaları, zannetmeleri, sanmaları” sebebi ile meydana gelmektedir, kati ve mukarrer kaidelere bağlı olarak bu sonuçlar ortaya çıkmamıştır, çıkması da beklenemez...

Amelin cinsini terk etmek; külli/toplu olarak zahiri amelleri terk etmek demektir. Buda kişinin islama girdiğini iddia edip; hayatı boyunca islamına veya imanına delalet edecek; namaz, zekat, oruç, hac, cihad, ezan okumak, emr-i bi’l-ma’ruf nehy’i-ani’l münker, ana babaya iyilik etmek, komşu haklarını gözetmek gibi hiçbir ameli yapmaması demektir. Halbuki islam veya iman zahiri ve batıni bir telazumun gerçekleşmesi ile sıhhat bulur. İslam’ın inkiyadı/boyun eğmeyi, istislamı/teslim olmayı, iltizamı/bağlılığı ve ittibayı/uymayı gerektirdiği açıktır. Binaenaleyh İslam dinin dışında olan diğer dinlerde bile kendi çapı ve çemberi itibari ile bir amel faktörü, teorik olan bilgiyi, pratiğe dönüştürme düstürü vardır. İslam’ın gerekleride her kimde terettüp etmiyorsa/gerçekleşmiyorsa da o kişide kafirdir, müslüman değildir. Bu da -farklı şekillerde de olabileceği gibi- amelin cinsini ya’ni külli olan zahiri amelleri terk etmesiyle olur. Nasıl amellerin cinsine sarılan bir kişide i’tikadın, iltizamın ve inkiyadın var olması zahiri hüküm itibari ile müslüman olmasını gerektiriyorsa, aynı şekilde amelin cinsini terk eden bir kimsede dinin aslı olan i’tikadın, iltizamın ve inkiyadın da olmadığı anlaşılır. Böyle bir kişi müslümanların icma’ı ile kafirdir. Buradan da anlaşılıyor ki amelin cinsini yani külli/toplu olarak zahiri amelleri terk etmek iman ile bağdaşmaz ve bunun gerçekleşmesi iman için kemal değil sıhhat şartıdır. Bu hükmün illeti ise kişinin İslam’a karşı olan teslimiyetinin, inkiyadının, iltizamının ve ittibasının olmaması ile açıkladık. Şimdi bu konuya mutabık olan icmayı ve mesele ile alakalı bazı alimlerin mülahazalarını zikredelim.

İcma: Bu konuda amelin imandan olduğuna delaleten gelen bütün icma lafızları amelin cinsinin iman için şart olduğuna ve imanın onsuz olmayacağına delalet eder. Tıpkı diğer şartları gibi. Bunun beyanı yani iman hakkında gelen tariflerin cinslik ifade ettiği yukarıda geçmişti.

Aynı şekilde selefi salihin döneminde böyle bir vakia’nın yaşanmaması; ya’ni zahiri amelleri terk eden bir kimsenin islam kisvesi altında bulunmaması da, yukarıda atfettiğimiz amelin imandan olduğuna dair yapılan icmaların gereği olan bir icmadır.


قَالَ الْحُمَيْدِيُّ: وَأُخْبِرْتُ أَنَّ قَوْمًا يَقُولُونَ:: " إِنَّ مَنْ أَقَرَّ بِالصَّلَاةِ وَالزَّكَاةِ وَالصَّوْمِ وَالْحَجِّ وَلَمْ يَفْعَلْ مِنْ ذَلِكَ شَيْئًا حَتَّى يَمُوتَ أَوْ يُصَلِّيَ مُسْنِدٌ ظَهْرَهُ مُسْتَدْبِرَ الْقِبْلَةَ حَتَّى يَمُوتَ فَهُوَ مُؤْمِنٌ، مَا لَمْ يَكُنْ جَاحِدًا، إِذَا عَلِمَ أَنْ تَرْكَهُ ذَلِكَ فِي إِيمَانِهِ إِذَا كَانَ يُقِرُّ الْفُرُوضَ وَاسْتِقْبَالَ الْقِبْلَةِ، فَقُلْتُ: هَذَا الْكُفْرُ بِاللَّهِ الصُّرَاحُ، وَخِلَافُ كِتَابِ اللَّهِ وَسُنَّةِ رَسُولِهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَفِعْلِ الْمُسْلِمِينَ، قَالَ اللَّهُ جَلَّ وَعَزَّ: {حُنَفَاءَ وَيُقِيمُوا الصَّلَاةَ، وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ، وَذَلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ} [البينة: 5] . قَالَ حَنْبَلٌ: قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ، أَوْ سَمِعْتُهُ يَقُولُ: «مَنْ قَالَ هَذَا فَقَدْ كَفَرَ بِاللَّهِ، وَرَدَّ عَلَى اللَّهِ أَمْرَهُ، وَعَلَى الرَّسُولِ مَا جَاءَ بِهِ»

İmam Abdullah b. ez-Zübeyr el-Humeydi Rahimehullah şöyle der:

“Bazı insanların, namazı, zekâtı, orucu ve haccı kabul eden; fakat ölünceye kadar bunların hiçbirisini yapmayan veya ölünceye kadar kıbleye arkasını dönerek namaz kılan kimse, farzları ve kıbleye dönmeyi kabul ettiği zaman inkârcı olmadığı müddetçe mümindir. Yeter ki onun bunları terkederken içinde iman olduğu bilinsin” dedikleri bana haber verildi. Ben derim ki, bu Allaha karşı apaçık küfürdür ve Allah’ın kitabına, Peygamberi  sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetine ve Müslümanların fiiline aykırıdır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Onlara  ancak,  dini  yalnız O'na  has  kılarak  ve  hanifler olarak Allah'a  ibadet etmeleri, namaz kılmaları  ve zekât  vermeleri emrolunmuştu. Sağlam din de budur.”[Beyyine:5]

Hanbel bin İshak diyor ki: Ben Ebu Abdullah Ahmed b. Hanbel'in şöyle dediğini duydum: Bunu kim derse şüphesiz Allah'a küfretmiş (inkâr etmiş) olur. Keza O'nun emirleri ile elçisinin Allah katından getirdiklerini reddetmiş olur."[Hallal, es-Sunne, #1027 ve ayrıca bkz. el-Lalekai, Şerhu Usul’i İ’tikad’i Ehli’s-Sünne #1594]


فَالْأَعْمَالُ رَحِمَكُمُ اللَّهُ بِالْجَوَارِحِ: تَصْدِيقٌ عَنِ الْإِيمَانِ بِالْقَلْبِ وَاللِّسَانِ، فَمَنْ لَمْ يُصَدِّقِ الْإِيمَانَ بِعَمَلِهِ وَبِجَوَارِحِهِ: مِثْلُ الطَّهَارَةِ، وَالصَّلَاةِ وَالزَّكَاةِ، وَالصِّيَامِ وَالْحَجِّ وَالْجِهَادِ، وَأَشْبَاهٌ لِهَذِهِ وَرَضِيَ مِنْ نَفْسِهِ بِالْمَعْرَفِةِ وَالْقَوْلِ لَمْ يَكُنْ مُؤْمِنًا، وَلَمْ يَنْفَعْهُ الْمَعْرِفَةُ وَالْقَوْلُ، وَكَانَ تَرْكُهُ لِلْعَمَلِ تَكْذِيبًا مِنْهُ لِإِيمَانِهِ، وَكَانَ الْعَمَلُ بِمَا ذَكَرْنَاهُ تَصْدِيقًا مِنْهُ لِإِيمَانِهِ، وَبِاللَّهِ التَّوْفِيقُ وَقَدْ قَالَ اللَّهُ تَعَالَى لِنَبِيِّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: {لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهَمْ يَتَفَكَّرُونَ} [النحل: 44] فَقَدْ بَيَّنَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لِأُمَّتِهِ شَرَائِعَ الْإِيمَانِ أَنَّهَا عَلَى هَذَا النَّعْتِ فِي أَحَادِيثَ كَثِيرَةٍ، وَقَدْ قَالَ تَعَالَى فِي كِتَابِهِ، وَبَيَّنْ فِي غَيْرِ مَوْضِعٍ أَنَّ الْإِيمَانَ لَا يَكُونُ إِلَّا بِعَمَلٍ، وَبَيَّنَهُ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ خِلَافَ مَا قَالَتِ الْمُرْجِئَةُ، الَّذِينَ لَعِبَ بِهِمُ الشَّيْطَانُ قَالَ اللَّهُ تَعَالَى فِي سُورَةِ الْبَقَرَةِ: {لَيْسَ الْبِرَّ أَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلَكِنَّ الْبِرَّ مَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَالْمَلَائِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيِّينَ وَآتَى الْمَالَ عَلَى حُبِّهِ ذَوِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينَ وَابْنَ

İmam Ebu Bekir el- Acurri Rahimehullah “eş-Şeria” adlı eserinde der ki:

Allah size rahmet etsin! Organlar ile amel etmek kalbi ve lisani olan imanı tasdik etmektir. Her kim imanını taharet, namaz, zekat, oruç, hac, cihad ve bunlara benzer şeyler ile ameli ve organları ile tasdik etmez, kendisi için ma’rifet ve söz ile yetinir ise o kişi mü’min olmamıştır/mü’min değildir. Ma’rifet ve söz ona fayda vermez. Ameli terk etmesi onun imanını tekzib eder. Zikrettiğimiz üzere amel etmesi ise onun imanını tasdik eder. Tevfik Allah’tandır.

Allah’u Teala Nebisine Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: “(…) İnsanlara kendilerine indirilen şeyi açıklarsın diye… Umulur ki düşünürler” [Nahl, 44]

Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ümmetine, bu sıfat üzere, bir çok hadiste imanın şer’i ölçülerini beyan etmiştir. Allahu Teala’da gerek kendi kitabında gerekse başka yerlerde imanın amelsiz olmayacağını beyan etmiştir. Aynı şekilde Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’de şeytanın kendileri ile oyun oynadığı mürcienin dediği şeylerin hilafına (bu meseleyi) açıklamıştır. [eş-Şeria 2/614, Riyad, Daru’l-Vatan, 1999]

Şeyh’in açıklalamaları bu meselede çok dakik lafızlar içermektedir. Dikkat edin nasılda amelin cinsini açıklayıp, terk edildiğinde kalbin imanının ve tasdikinin yalanlandığını, amelin cinsinin yapılmasını ise kalbteki imanın ve tasdikin doğrulandığını açıklıyor!? Sözlerimizi şeyhin sözleri ile muvafakat sağlayan Allah’a hamd olsun. Ayrıca o bu meseleyi yukarıda icma için değinidiğimiz gibi, kendisi de Allah’dan ve Rasulünün Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den “imanın amelsiz olmayacağına” dair yapılan beyanlar, hüccetler ve hükümler ile bağdaştırıyor. Bu hayli hayli icma’ içinde geçerlidir/evladır. Allah kendisine rahmet etsin ve ilminden istifade etmeyi daim kılsın.

Şurası da var ki; bu tartışma, yani amelin cinsini terk etmenin hükmü meselesi, şeyhin de belirttiği gibi mürcie mezhebi ile Ehl-i Sünnet arasındadır. Amelin cinsini gerekli görmeyip, sadece tasdik etmenin yeterli olabileceğini Savunanlar gulat olan mürcie ve cehmiyye mensubu kişilerdir. İman tarifine ait olan tasdik şartınında aynı amel gibi cinslik ifade ettiğini söylemiştik. Ya’ni birisi batın/iç alem ile diğeri zahir/dış alemle ilgilidir. Amelden yana gevşek olan irca ehlinin –ki onlar tembel miskin insanlar gibi olup hep ümitvar olma sıfatına ağırlık verirler- veya günümüzde bazı muasır geçinen irca akımına kapılmış bazı zalimlerin neden tasdikin cinsi hakkında değil de, amelin cinsi hakkında tartışmaya ve münakaşaya girmelerine çok şaşırmamak lazım. Çünkü gizli olan yerlerde kamufle olmak (!) kolaydır. Ama açık olan ahvallerde göze batmadan dinde eksilme, çıkarma yapmak zordur. Onlarda Şeyh Acurri’nin de dediği gibi şeytanın oyununa gelmişler ve “bende varım bu oyuna” diyerek bu kaypaklığı din adına yaymaya çalışmışlardır. “İnsanları bırakın ne yaparlarsa yapsınlar siz kalplerindekine bakın! Kelime-i Şehadetten sonra kişi ne yaparsa yapsın imanına zarar vermez! Para ile imanın kimde olduğu bilinmez!” gibi cahilane ve zalimane söylenen bütün küfür olan ve küfür kokan sözlerin kökü bu bahsettiğimiz irca ekolüne ve günümüzde hareketlenen bazı irca ehli zalim müsveddelerine dayanmaktadır…

Bu konuda en güzel kelamlara ve reddiyelere sahip olan alimlerden bir taneside Şeyh’ul-İslam İbn Teymiyye’dir. Ki o “İman” ile alakalı geniş bir eser kaleme almıştır ve şuan bu eser türkçe olarak İbn Teymiyye Kulliyatı 7. Cilt olarak matbu’dur. Her ne kadar kitap biraz ağır meseleleri ele alsada, bu konu hakkında daha geniş ma’lumat elde etmek isteyenler bu kitaba müracaat edebilirler. Zira Şeyh’ul-İslam’dan bu konu hakkında çok nefis kelamlara sahiptir. Mesela onlardan bazıları şunlardır ve fetvaların muhtelif yerlerinde geçmektedir:


فَعُلِمَ أَنَّ مَنْ يَتَكَلَّمُ بِالْإِيمَانِ وَلَا يَعْمَلُ بِهِ لَا يَكُونُ قَلْبُهُ مُؤْمِنًا

“İman kelimelerini söyleyen fakat amel etmeyen kimsenin kalbinin mümin olmadığı bilinir.” [Mecmu’ul-Fetava 14/121]

وَأَمَّا إذَا لَمْ يَظْهَرُ أَثَرُ ذَلِكَ لَا بِقَوْلِهِ وَلَا بِفِعْلِهِ قَطُّ فَإِنَّهُ يَدُلُّ عَلَى أَنَّهُ لَيْسَ فِي الْقَلْبِ إيمَانٌ

“Ne sözüyle ne de fiiliyle imanına dair hiçbir belirti görülmediği/izhar etmediği zaman bu, kişinin kalbinde de imanın olmadığına delâlet eder.” [Mecmu’ul-Fetava 14/121]

وَإِذَا لَمْ يَعْمَلْ بِمُوجِبِهِ وَمُقْتَضَاهُ دَلَّ عَلَى عَدَمِهِ أَوْ ضَعْفِهِ؛ وَلِهَذَا كَانَتْ الْأَعْمَالُ الظَّاهِرَةُ مِنْ مُوجِبِ إيمَانِ الْقَلْبِ وَمُقْتَضَاهُ وَهِيَ تَصْدِيقٌ لِمَا فِي الْقَلْبِ وَدَلِيلٌ عَلَيْهِ وَشَاهِدٌ لَهُ وَهِيَ شُعْبَةٌ مِنْ مَجْمُوعِ الْإِيمَانِ الْمُطْلَقِ وَبَعْضٌ لَهُ؛

“Organlar onun gereğince amel etmediği zaman yokluğuna veya zayıflığına delâlet eder. Bu sebeple zâhiri ameller kalbin imanının bir gereğidir. Bunlar kalpte olanın tasdikidir, onun delili ve şahididir. Bunlar mutlak imanın tamamının bir şubesidir ve bir kısmıdır.”[A.g.e 7/644]

وَقَدْ تَبَيَّنَ أَنَّ الدِّينَ لَا بُدَّ فِيهِ مِنْ قَوْلٍ وَعَمَلٍ وَأَنَّهُ يَمْتَنِعُ أَنْ يَكُونَ الرَّجُلُ مُؤْمِنًا بِاَللَّهِ وَرَسُولِهِ بِقَلْبِهِ أَوْ بِقَلْبِهِ وَلِسَانِهِ وَلَمْ يُؤَدِّ وَاجِبًا ظَاهِرًا وَلَا صَلَاةً وَلَا زَكَاةً وَلَا صِيَامًا وَلَا غَيْرَ ذَلِكَ مِنْ الْوَاجِبَاتِ

“Dinin varlığı için onda mutlaka söz ve amelin de bulunması gerektiği gayet açıktır. Ne namazı, ne zekâtı, ne orucu, ne de diğer vaciplerden  herhangi bir vacibi açıktan eda etmediği halde bir kimsenin Allah’a ve Rasûlüne kalbiyle veya kalbi ve diliyle iman etmiş olması mümkün değildir.” [A.g.e 7/621]

وَمِنْ الْمُمْتَنِعِ أَنْ يَكُونَ الرَّجُلُ مُؤْمِنًا إيمَانًا ثَابِتًا فِي قَلْبِهِ بِأَنَّ اللَّهَ فَرَضَ عَلَيْهِ الصَّلَاةَ وَالزَّكَاةَ وَالصِّيَامَ وَالْحَجَّ وَيَعِيشُ دَهْرَهُ لَا يَسْجُدُ لِلَّهِ سَجْدَةً وَلَا يَصُومُ مِنْ رَمَضَانَ وَلَا يُؤَدِّي لِلَّهِ زَكَاةً وَلَا يَحُجُّ إلَى بَيْتِهِ فَهَذَا مُمْتَنِعٌ وَلَا يَصْدُرُ هَذَا إلَّا مَعَ نِفَاقٍ فِي الْقَلْبِ وَزَنْدَقَةٍ لَا مَعَ إيمَانٍ صَحِيحٍ؛ وَلِهَذَا إنَّمَا يَصِفُ سُبْحَانَهُ بِالِامْتِنَاعِ مِنْ السُّجُودِ الْكُفَّارَ

“Kişinin kalbinde sabit bir imanla Allah'ın kendisine namazı, zekatı, orucu, haccı farz kıldığına inanmakla birlikte ömrü boyunca Allah'a tek bir secde etmemesi, ramazan orucunu tutmaması, Allah için zekatını vermemesi, Allah'ın evini haccetmemesi imkânsızdır. Böyle bir durum ancak zındıklıkla birlikte ortaya çıkar, sahih bir imanla birlikte ortaya çıkmaz Bu bakımdan yüce Allah secde etmekten imtina etmekle kâfirleri nitelendirmektedir.” [A.g.e 7/611]

وَهُنَا " أُصُولٌ " تَنَازَعَ النَّاسُ فِيهَا. مِنْهَا أَنَّ الْقَلْبَ هَلْ يَقُومُ بِهِ تَصْدِيقٌ أَوْ تَكْذِيبٌ وَلَا يَظْهَرُ قَطُّ مِنْهُ شَيْءٌ عَلَى اللِّسَانِ وَالْجَوَارِحِ وَإِنَّمَا يَظْهَرُ نَقِيضُهُ مِنْ غَيْرِ خَوْفٍ؟ فَاَلَّذِي عَلَيْهِ السَّلَفُ وَالْأَئِمَّةُ وَجُمْهُورُ النَّاسِ أَنَّهُ لَا بُدَّ مِنْ ظُهُورِ مُوجَبِ ذَلِكَ عَلَى الْجَوَارِحِ فَمَنْ قَالَ: إنَّهُ يُصَدِّقُ الرَّسُولَ وَيُحِبُّهُ وَيُعَظِّمُهُ بِقَلْبِهِ وَلَمْ يَتَكَلَّمْ قَطُّ بِالْإِسْلَامِ وَلَا فَعَلَ شَيْئًا مِنْ وَاجِبَاتِهِ بِلَا خَوْفٍ فَهَذَا لَا يَكُونُ مُؤْمِنًا فِي الْبَاطِنِ؛ وَإِنَّمَا هُوَ كَافِرٌ.

“Burada insanların üzerinde tartıştıkları bazı usuller vardır: Mesela; “dilde ve organlarda imana işaret eden bir söz ve amel hiç görülmediği, hatta işkence korkusu olmaksızın imana aykırı şeyler görüldüğü halde kalbin tasdiki veya tekzibi herhangi bir değer ifade eder mi?” sorusu bunlardan birisidir. Selefe, (müçtehit) imamlara ve insanların çoğunluğuna göre bunun bir değer ifade etmesi için bunun gerektirdiği davranışları organlarıyla yerine getirmesi gerekir.  Rasulü tasdik ettiğini, onu sevdiğini, kalben ona saygı duyduğunu söyleyen,  fakat müslüman olduğunu söylemeyen ve işkence korkusu olmadığı halde İslam’ın farzlarından hiçbirini yapmayan bir kimse iç dünyasında da mümin değildir, kâfirdir.” [a.g.e 14/120]

فإذا خلا العبد عن العمل بالكلية لم يكن مؤمناً.. فإن حقيقة الدين هو الطاعة والانقياد وذلك إنما يتم بالفعل لا بالقول فقط فمن لم يفعل لله شيئاً فما دان لله ديناً ومن لا دين له فهو كافر

Kul külli olarak amelden yana hali olursa o kimse mü’min olamaz. Çünkü dinin hakikati; taat ve inkiyattır. Bu sebeple fiil ancak söz ile tamam olmaz. Her kim Allah için bir şey yapmaz ise; Allah için (Allah’ın dinini) din edinmemiştir. Dini olmayan kimse ise kafirin ta kendisindir. [Şerh’ul-Umde 1/86, Riyad, Daru’l-Asime 1997.]

Burada son bir mesele kalmaktadır. Daha önce amelin cinsini iman için sıhhat şartı olduğunu söylemiştik ve amelin cinsinden kastolunan şeyin zahiri amellerin bütünü olduğunu nakiller ile izah etmiştik. Bununla beraber amelleri tek tek ele aldığımızda durum nasıl olur?

Ameller tek tek ele alındığında, amel ya rükündür ki iman bu rükünlar ile amel edilmedikçe sahih olmaz. Ya da ameller tek tek ele alındığında imanın cüz’ü nevinden olup amel edilmesi terk edilirse sıhhat ortadan kalkmaz. Örneğin; Allah’a ibadet etmek salih amellerden bir ameldir. Lakin her kim Allah’a ibadet etmeyi terk ederse kafirdir. Aynı şekilde ramazan orucunu tutmak veya güç yetirilebilir olduğu halde haccetmek salih amellerden bir ameldir. Lakin her kim ramazanda oruçta gevşeklik gösterip terk ederse veya gücü yettiği halde haccetmeyi terk ederse kişi bu ameliyle fasık olur. Aynı şekilde kişi namazı terk ederse esah olan görüşe göre kafir olur, başka bir görüşe göre olmaz. Biri de yoldan eziyet veren taşı kaldırmaz ise imanında (sıhhat olarak) bir zarar bulunmaz, sadece ziyadesinden geri kalmış olur. Buradan da anlaşıldığı üzere amellerin cinsi ayrıdır, amel ayrıdır. Amellerin cinsini terk eden kimse kafirdir. Ameli terk eden kimse terk ettiği amele göre hüküm alır.
Aynı şekilde şunuda belirtmekte fayda var; örneğin ramazan orucunun terk edilmesi, haccın veya kişiye vacip olan bir amelin terk edilmesi mutlak olarak her daim haram hükmü altında kalacak diye bir şey yoktur. Kişi vardır ramazan orucunu tutmadığından dolayı kafir olur, kişi vardır ramazan orucunu tutmadığından dolayı fasık olur. Yani eğer kişi vacibi terk etmesi ile tekfir edilecekse bile bu kişinin fıskı haram haddini geçip, küfür haddi olan iltizamsızlığın ve inkayadın olmamasının baş gösterdiğinden ötürüdür. Bu konuda “sanki harama küfür deniliyormuş” varsayımı oluşturan alimlerin yaklaşımları ve lafızlarıda bu illetlere hamledilerek anlaşılır. Yoksa asıl hüküm i’tibari ile yapılan şey haramdır. Bunlara değinmemiz de haramlara batan kimsenin hemen tekfir edilmesini gerektirmez. Aynı şekilde amelin cinsini terk etmek ile ameli terk etmenin hükmü her daim bir olsaydı, selef haricileri kınamaz, üç-dört asırdır “Biz hiçbir müslümanı işlediği masiyetler, büyük günahlar sebebi ile tekfir etmeyiz” sözü onlardan sadır olmazdı.

İlleti ve durumundan bahsettiğimiz bu iş ehliyet isteyen, herkesin kafasına göre belirleyip hüküm uygulayabileceği bir iş değildir.

Bu gün bir çok  ilmi bildiği ile sınırlayan  ve dinde ziyade ve noksanlık oluşturan insanlar görmekteyiz ki bu konuda adeta tekfir müptelasına (tekfir ahkamını bundan tenzih ederiz) dönüşmüşlerdir. Kendi kıt akılları ve heva ve heveslerine göre bu işi sınırlama aşamasına dökmüşlerdir. Hatta öyleki haram olan ameli kişi başka türlü yaparsa; örneğin başı açmak haramdır fakat kişi bunu alanen icra ediyorsa bu onların nezdinde küfür olur. Hakeza ramazan orucunu bozmak haramdır, lakin orucunu gizli gizli yemez de alani olarak bunu icra ederse bu kişide onların nezdinde kafirdir. Allah'tan afiyet dileriz.

Hülasa; Amelin cinsi ile kast edilen zahiri olan amellerin bütünüdür, tek tek amellerin kendisi değildir. Amelin cinsini terk etmek ise icma ile küfürdür. Bunun illeti ise kişide islama karşı bir teslimiyetin, inkiyadın/boyun eğmenin, iltizamın/bağlanmanın, ittibanın/uymanın ve yine dine girmenin gereği olan diğer asıl olan şeylerin kişide tahakkuk etmemesinin göstergesi olduğundandır. Zira bu önermeyi talebiniz üzere azda olsa nakiller ile izah etmeye çalıştık. Ameller tek tek incelendiğinde ise amel ya rükündür yada cüzdür. Tek tek amelin terki incelendiği zamanda terk edilen amele ve bu terkin dinden çıkartmayan fısık olan boyuttamı kaldığına yoksa dinden çıkartan fısk olan boyuta varıp varmadığına ehli olan kişiler tarafınca bakılır. Bu konu hakkında daha bir çok nakil ve söz vardır ki burada sayfalar dolar. Lakin meselenin uzamaması ve gönüllerin daralmaması adına gücümüz nisbetinde meseleyi sadeleştirmek sureti ile şimdilik bu kadarı ile iktifa ediyoruz. Tevfik Allah azze ve celledendir. Vallahu A’lem ve’l Muste’an.

Çevrimiçi İbn Umer

  • Administrator
  • Full Member
  • *****
  • İleti: 153
  • Değerlendirme Puanı: +7/-0
Bismillahirrahmanirrahim

"AMELİN CİNSİ"NİN MAHİYETİ VE TERK ETMENİN HÜKMÜ


Bu değerli risaleyi PDF formatında aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.




 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
2215 Gösterim
Son İleti 08.06.2015, 20:49
Gönderen: AbdulAzim
1 Yanıt
5487 Gösterim
Son İleti 01.09.2019, 12:54
Gönderen: Izhâr'ud Dîn
0 Yanıt
1379 Gösterim
Son İleti 11.11.2015, 10:59
Gönderen: İbn Teymiyye
0 Yanıt
1521 Gösterim
Son İleti 11.11.2015, 11:01
Gönderen: İbn Teymiyye
0 Yanıt
1362 Gösterim
Son İleti 07.03.2019, 03:11
Gönderen: Izhâr'ud Dîn