Darultawhid

Gönderen Konu: CEHENNEMİN EBEDİLİĞİ HAKKINDAKİ NAKİLLER VE GÖRÜŞLER  (Okunma sayısı 2957 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1965
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
1. NAKİL

KAYNAK: MUHEZZEBU ŞERH'İL AKİDET'İT TAHAVİYYE/İBN EBİ'L İZZ EL-HANEFİ (RH.A)

Cennet ve Cehennemin Kalıcılığı İle İlgili Görüşler
 
Cennetin kalıcılığı, cehennemin ise yok olacağı görüşünü selef ile halef’ten bir topluluk da kabul etmiştir. Her iki görüş de (yani cennet ile cehennemin kalıcılığı ile cennetin kalıcılığı, cehennemin son bulacağı görüşleri) pek çok tefsir kitabında ve başkalarında da zikredilmişlerdir.

Hem cennet, hem de cehennemin yok olacağı görüşünü ise Muattile’nin imamı el-Cehm b. Safvan kabul etmiştir. Bu hususta onun selef’ten uyduğu hiçbir kimse yoktur. Ne Ashab-ı Kiram’dan, ne de güzel bir şekilde onlara tabi olanlardan, ne de müslümanların imamlarından, ne de sünnet ehlinden. Genel olarak bütün ehl-i sünnet onun bu kanaatini reddetmiş ve bundan dolayı onun kâfir olduğunu söylemiş, onu ve yeryüzünün dört bir yanından ona tabi olanları teşhir etmişlerdir.

Bu görüşü kabul etmesine sebeb ise inanmış olduğu temel ilkesidir. O da: Hadis (sonradan yaratılmış) olan varlıklardan sonsuz bir şekilde var oluş, imkansız bir şeydir. Bu ise yerilmiş kelam bilginlerinin cisimlerin sonradan hadis olduklarına ve hâdis’lerden uzak kalmayan varlıkların da hadis olduklarına delil olarak gösterdikleri bir ilkeleridir. Onlar kainatın yaratılmış olduğuna bu ilkeyi temel dayanak kabul etmişlerdir. Cehm de geçmişte başlangıcı bulunmayan hadis’lerin imkansız olduğu bir varlık, gelecekte de bunları kabil değildir, görüşündedir. Ona göre Yüce Allah’ın fiilinin gelecekte de sürekli olarak devam etmesi imkansızdır. Nitekim geçmişte de O’nun hakkında bunun imkansız olması gibi. Mutezile’nin önder hocalarından Ebu’l-Huzeyl el-Allâf da bu hususta ona muvafakat etmiş olmakla birlikte şöyle der: Bu hareketlerin son bulmalarını gerektirir. O bakımdan şunları da ekler: Cennet ve cehennem ehlinin hareketleri -onlardan hiçbir kimse hareket edecek gücü bulamayacağı ve sürekli bir sükûn içerisinde kalacağı zamana kadar- devam edecek ve o zaman son bulacaktır.

Cennetin ebediliğine ve onun son bulup yok olmayacağına gelince, bu Rasûlullah -Sallallahu aleyhi vesellem-in kat’î olarak haber verdiği bilinen hususlardandır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "O bahtiyar olanlara gelince, onlar da cennettedirler. Gökler ve yer ayakta durduğu müddetçe orada ebediyyen kalıcıdırlar. Rabbinin dilediği kadarı müstesnadır. Bu arkası kesilmeyen bir bağıştır." (Hud, 11/108) Bu buyruğa göre onların mükafatlarının ardı arkası kesilmeyecektir. Yüce Allah’ın: "Rabbinin dilediği kadarı müstesnadır"  buyruğu da buna aykırı değildir.

Selef bu istisnanın anlamı hususunda farklı görüşlere sahiptir. Bir görüşe göre bunun anlamı: Onların ateşte kalacakları süre müstesnâdır, şeklindedir. Bu da aralarından cehenneme girmiş olup sonradan çıkartılmış olanlar için söz konusudur, hepsi için değildir.

Bir başka açıklamaya göre burda kasıt, onların Mevkıf’te kaldıkları süre müstesnadır. Bir başka açıklamada: Onların kabirlerinde ve Mevkıf’te kaldıkları süre müstesnadır, şeklindedir. Bir başka görüşe göre buradaki istisna Rabbin yaptığı fakat gerçekleştirmeyeceği bir istisnadır. Nitekim: "Allah’a yemin ederim, mutlaka seni döveceğim. Başka bir görüşe sahib olmam müstesnadır" deyip bu görüşe sahip olmamak aksine onu vurmayı kat’î olarak kararlaştırmak gibi.

Sibeveyh ise buradaki istisna edatını "lâkin" anlamında kabul etmektedir. O takdirde istisna munkatı’ olur. İbn Cerir de bu görüşü tercih etmiş ve şöyle demiştir: Şüphesiz Yüce Allah sözünden caymaz. Nitekim o bu istisnayı: " Bu arkası kesilmeyen bir bağıştır" diyerek bağlamıştır. Bu görüşün sahipleri derler ki: Bir kimsenin: Senin evimde -dilediğim, kadar müstesnâ- bir yıl süreyle kalmana izin veriyorum, deyip de arkasından: Lâkin buna daha fazla bir süre eklemek isteme halim müstesnâdır, demeye benzer.

Bir diğer açıklamaya göre buradaki istisnâ onlara ebedi kalacak olmalarına rağmen Allah’ın meşîetinin hükmüne tabi olduklarını bildirmek içindir. Onların ilahi meşîetin dışına çıkamayacaklarını anlatmaktır, bu ise Yüce Allah’ın onların ebediliklerini kesinlikle kararlaştırmış ve takdir etmiş olmasına aykırı değildir. Yüce Allah’ın şu buyruklarında olduğu gibi: "Andolsun ki dilersek sana vahyettiğimizi bütünüyle alıveririz. Sonra onu geri almak için bize karşı duracak bir kimse de bulamazsın." (el-İsra, 17/86); "Allah dilerse, senin kalbini mühürler." (eş-Şura, 42/24); "De ki: ‘Eğer Allah dileseydi, onu size okumazdım ve onu size (Allah) bildirmezdi." (Yunus, 10/16)

Buna benzer buyruklar pek çoktur. Yüce Allah böylelikle bütün işlerin kendi meşîeti ile olduğunu kullarına haber vermektedir. O’nun dilediği olur, dilemediği olmaz.

Buradaki "mâ: (meâlde kadarı)"nın "men: kimseler" anlamında olduğu da söylenmiştir. Yani Yüce Allah’ın bahtiyarlar arasından günahları sebebiyle cehennem ateşine gireceklerini dilediği kimseler müstesnâdır. Bunun dışında başka açıklamalar da yapılmıştır.

Durum ne olursa olsun, buradaki istisna müteşabih türündendir. Yüce Allah’ın: "Bu arkası kesilmeyen bir bağıştır" buyruğu ise muhkem’dir. Aynı şekilde Yüce Allah’ın: "İşte muhakkak bu Bizim rızkımızdır, tükeneceği yoktur." (Sad, 38/54); "Oranın yiyecekleri de, gölgeleri de devamlıdır." (er-Rad, 13/35); "Onlar oradan çıkarılacak da değillerdir." (el-Hicr, 15/48) buyrukları da aynı şekilde muhkem’dirler.

Yüce Allah cennet ehlinin ebedi kalacaklarını Kur’ân-ı Kerîm’in pek çok yerinde "ebed" lafzını da zikrederek te’kid etmiş ve onların: "Orada ilk ölümden başka ölümü tatmazlar." (ed, Duhan, 44/56) buyruğunda ölümü tatmayacaklarını haber vermiştir. Buradaki istisna ise munkatı’dır. Şâyet bu istisnayı "Rabbinin dilediği müstesnâ" istisnası ile birlikte ele alacak olursak, her iki âyetten maksadın ne olduğu açıkça anlaşılmış olur. Onların cennette bulunmayacakları zamanı ifade eden istisna, ebedi kalacakları süreden yapılmış bir istisnadır. Böyle bir istisna da ilk ölümün genel olarak bütün ölümlerden istisna edilmesini andırmaktadır. İlk ölüm onların ebedi hayatlarından önce gerçekleşmiştir. Öbür âyette sözü edilen, cennetten ayrı kalış ise onların cennette ebedi kalmak üzere girişlerinden önce olacaktır.

Cennetin ebedilik ve devamlılığına dair sünnet’ten deliller de pek çoktur. Yüce Allah’ın şu buyruğu gibi: "Kim cennete girerse orada nimetlere garkolur, orada sıkıntı çekmez, ebedi kalır ve asla ölmez." (Müslim 3836; Müsned, II, 370, 407.)

"Bir münadi şöyle seslenecek: Ey cennetlikler! Burada sizin için ebedi olarak sağlıklı olmak ve hastalanmamak vardır. Yaşlanmayacaksınız ve ebediyyen kocamayacaksınız. Ebediyyen hayat bulacak ve asla ölmeyeceksiniz."(Müslim 2837.)

Ölümün cennet ile cehennem arasında boğazlanacağına ve: "Ey cennet ehli! Artık ebediyyen hayattasınız, ölüm olmayacaktır. Ey cehennem ehli! Artık ebedisiniz ölüm olmayacaktır" (Buhârî 4730; Müslim 2849; Müsned, III, 9.) denileceğine dair rivayet de daha önceden geçmiş bulunmaktadır.

 
Cehennemin Ebediliği
 

Cehennemin ebediliği ve devamlılığı hususunda insanların sekiz görüşü vardır:

1- Oraya giren ordan bir daha ebediyyen çıkmayacaktır. Bu Harici’lerle, Mutezile’nin görüşüdür.

2- Oraya girenler, orada azab görecekler, sonra tabiatları değişecek ve kendilerinin narî (ateşsel) bir tabiatları kalacaktır. Tabiatları ile cehennemin tabiatı arasındaki uygunluk dolayısıyla cehennemden lezzet dahi alacaklardır. Bu ise vahdet-i vücut’çuların önderi olan İbnu’l-Arabî et-Taî’nin görüşüdür.

3- Cehennem ehli orada belli bir süre azap görecekler, sonra oradan çıkacaklar. Onların arkasından başka bir kavim oraya girecektir. Bu ise yahudilerin Peygamber -Sallallahu aleyhi vesellem-e naklettikleri bir görüştür. O da onların bu kanaatlerini yalanlamıştır. Yüce Allah da bu kanaatlerinin gerçek olmadığını belirterek şöyle buyurmaktadır: "Onlar bir de: ‘Sayılı günler dışında bize ateş asla dokunmaz’ dediler. De ki: ‘Buna dair Allah’tan bir ahid mi aldınız? Allah asla ahdinden dönmez, yoksa Allah’a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz? Hayır, kim kötülük işler ve günahı kendisini çepeçevre kuşatırsa onlar cehennemliklerdir, orada ebedi kalıcıdırlar." (el-Bakara, 2/80-81)

4- Cehennemlikler oradan çıkacaklar ve o da içinde hiçbir şey olmaksızın, olduğu halde kalacaktır.

5- Hâdis (sonradan yaratılmış) olduğundan, kendi kendisine yok olacaktır. Sonradan hâdis olduğu sabit olan bir şeyin baki kalması imkânsızdır. Bu ise Cehm’in ve taraftarlarının görüşüdür. Az önceden de geçtiği üzere bu hususta cennet ile cehennem arasında da ona göre bir fark yoktur.

6- Cehennem ehlinin hareketleri son bulacak ve onlar hiçbir acı duymayan, cansız varlıklara dönüşeceklerdir. Bu da -az önce geçtiği üzere- Ebu’l-Huzeyl el-Allaf’ın görüşüdür.

7- Yüce Allah -sünnet’te varid olduğu üzere- oradan dilediği kimseleri çıkartır, sonra da dilediği kadar bir süre varlığını devam ettirir. Sonra da yok eder, çünkü O, cehennem için son bulacağı bir süre takdir etmiştir.

8- Yüce Allah oradan sünnet’te varid olduğu üzere dilediği kimseleri çıkartır. Orada kâfirler ise -Tahâvî’nin dediği şekilde- sonu gelmeyecek ve ebedi olmak üzere kalacaklardır.

Bu son iki görüş dışındaki görüşlerin batıl oldukları açıkça ortadadır.

Ehl-i sünnet’in benimsediği bu iki görüşün de delillerini tetkik edelim:

Birinci görüşü benimseyenlerin delillerinin bazıları şunlardır: Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Şöyle buyuracak: ‘Allah’ın dilediği müstesnâ olmak üzere içinde ebedi kalıcılar olarak ateş sizin barınağınızdır.’ Şüphesiz Rabbin hikmeti sonsuz olandır, herşeyi bilendir." (el-En’âm, 6/128); "Bedbaht olanlar ateştedirler. Onlar orada yüksek hırıltılarla ve inleyerek solurlar. Onlar gökler ve yer ayakta durdukça, orada ebediyyen kalıcıdırlar, Rabbinin dilediği kadarı müstesnâ. Şüphesiz Rabbin dilediğini yapandır." (Hud, 11/106-107) Bu buyruklarda sözü edilen iki istisnâdan sonra cennetlikler için sözü edilen istisna yapılmamıştır. O da Yüce Allah’ın: "Bu arkası kesilmeyen bir bağıştır." (Hud, 11/108) buyruğudur. Yüce Allah’ın: "Sonsuz devirler boyunca, içinde kalacaklar." (en-Nebe’, 78/23) buyruğu da bu görüşlerine delil gösterilmiştir.

İşte bu görüş yani cehennemin sonunun geleceği, cennetin ebedi olacağı görüşü Ömer, İbn Mes’ud, Ebu Hureyre, Ebu Said ve başkalarından da nakledilmiştir.

Abd b. Humeyd meşhur Tefsir’inde senedini kaydederek Ömer -Radıyallahu anh-ın şöyle dediğini zikretmektedir: "Eğer cehennemliklerin, cehennemde kalacakları süre alic denilen yerin kum taneleri kadar dahi olsa mutlaka o vakit gelip, bitecek ve onlar oradan çıkacaklardır." Abd b. Humeyd bunu Yüce Allah’ın: "Sonsuz devirler boyunca içinde kalacaklar" (en-Nebe’, 78/23) buyruğunu tefsir ederken zikretmektedir.

Yine bu görüşün sahipleri derler ki: Cehennem ateşi O’nun gazabının bir gereğidir, cennet te rahmetinin bir gereğidir. Peygamber -Sallallahu aleyhi vesellem- de şöyle buyurmuştur: "Yüce Allah mahlukatı yaratmayı takdir buyurunca Arş’ın üzerinde nezdinde bulunan bir kitaba şunu yazdı: Benim rahmetim gazabımı geçmiştir." Bir başka rivayette de: "Gazabıma galip gelmiştir" denilmektedir. Bu hadisi Buharî Sahih’inde, Ebu Hureyre -Radıyallahu anh-dan gelen bir senetle rivayet etmiştir.

Yine derler ki: Yüce Allah azab hakkında onun: "Büyük bir günün azabı" (el-En’âm, 6/15),"Can yakıcı" (Hud, 11/26) ve"Akîm (merhamet olunmayacak)" (el-Hacc, 22/55) diye nitelendirmektedir. Tek bir yerde ise ihsan edeceği nimetlerin bir günün nimetleri olduğunu bildirmemiştir. Yine Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Allah buyurdu ki: Ben kimi dilersem, onu azabıma uğratırım. Rahmetim ise herşeyi kuşatmıştır." (el-A’raf, 7/156) Yine Yüce Allah bizlere meleklerin şu sözlerini nakletmektedir: "Rabbimiz, rahmetin ve ilmin herşeyi kuşatmıştır." (el-Mu’min, 40/7)

O halde (derler) O’nun rahmetinin bu azab görenleri de kuşatması kaçınılmaz bir şeydir. Eğer sonu gelmeyecek bir vakte kadar azabta kalacak olurlarsa, rahmeti onları kuşatmış olmaz. Sahih hadiste de kıyamet günü ellibin yıl ile takdir edilmiştir.(Müslim 987; Ebû Dâvûd 1658; Nesaî, V, 12-14.) Orada azab göreceklerin azabta kalacakları süre ise günahlarına göre olacaktır. Ahkemu’l-Hakimîn ve Erhamu’r-Rahimîn olan Yüce Allah’ın ebedi, sonu gelmeyecek, bitip tükenmeyecek bir şekilde azablandıracağı bir takım yaratıkları yaratmak, O’nun hikmet ve rahmetine sığmaz. Kendilerine ebedi olarak nimetler ihsan edeceği ve sonu gelmez lütuflarda bulunacağı varlıklar yaratması ise hikmetin bir gereğidir. İhsan bizatihi istenen bir şeydir. İntikam ise arizî bir sebeb dolayısıyla istenir.

Yine bu görüş sahipleri derler ki: Cehennemde ebedi olarak kalıp oradan çıkılmayacağına, cehennem azabının kalıcı olduğuna ve bütünüyle büyük bir ziyan olduğuna dair varid olmuş bütün haberler haktır ve hak oldukları kabul edilir. Bu hususta hiçbir tartışma olmaz. Bu da cehennem baki kaldığı sürece o azab yurdunda ebedi kalmayı gerektirir. Ancak oradan cehennemin kalıcılığı mevzubahisken tevhid ehli çıkartılacaktır. Dolayısıyla hapsin, hapis olarak kalmaya devam ettiği sürece hapisten çıkan kimse ile hapis yıkılıp harab olduğu için hapsi sona eren kimse arasında elbetteki bir fark olacaktır.

Cehennemin ebedi kalıcılığını ve yok olmayacağını kabul edenlerin delillerinin bazıları şunlardır: Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Onlar için sürekli bir azab vardır." (el-Maide, 5/37); "Onlara (azabları) hafifletilmez. Onlar o azab içinde ümitsiz kalacaklardır." (ez-Zuhruf, 43/75); "İşte tadın; artık azabtan başka bir şeyinizi arttırmayacağız." (en-Nebe’, 78/30); "Onlar orada ebediyyen kalacaklardır." (el-Cin, 72/23); "Onlar oradan çıkarılacak da değillerdir." (el-Hicr, 15/48) "Ve onlar ateşten çıkacak da değillerdir." (el-Bakara, 2/167); "Onlar deve iğne deliğinden geçmedikçe cennete giremezler." (el-Araf, 7/40); "Onlar hakkında hüküm verilmez ki ölsünler, onların üzerinden (cehennem) azabından birşey hafifletilmez." (Fatır, 35/36); "Çünkü gerçekten O’nun azabı kalıcı ve yakayı bırakmayandır." (el-Furkan, 25/65) Yani azabı sürekli ve terketmeyendir.

Sünnet’ten pek yaygın şekilde gelmiş rivayetler de cehennemden la ilahe illallah diyenlerin çıkartılacaklarını göstermektedir. Şefaat hadisleri de günahkar muvahhidlerin cehennem ateşinden çıkartılacakları hususunda açık ifadeler taşımaktadır. Bu ise onlara has bir hükümdür, şâyet kâfirler de oradan çıkacak olurlarsa, onlar da onların durumunda olacaklar, cehennem ateşinden çıkış iman ehline mahsus olmayacaktır. Cennet ve cehennemin kalıcılığı ise bizatihi o ikisinin sahip olduğu bir kalıcılık hususiyeti ile değil, Yüce Allah’ın onları kalıcılar kılmasıyla olur.


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1965
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
Ynt: CEHENNEMİN EBEDİLİĞİ HAKKINDA GÖRÜŞLER
« Yanıtla #1 : 03.03.2020, 03:35 »
2.NAKİL

KAYNAK: HAD'İL ERVAH/İBN'UL KAYYİM EL CEVZİYYE (RH.A)

Bismillahirrahmanirrahim. İbn Kayyım (rh.a)'ın ve hocası İbn Teymiyye'nin konuyla alakalı görüşlerini Türkçeye "Cennetteki Hayat" olarak tercüme edilmiş olan "Had'il Ervah" adlı eserinden naklediyoruz. İbn Kayyım (rh.a) burada ehli sünnetin arasında kabul edilen iki görüşü naklederek delillerini müzakere etmektedir:

"Cehennemin ebediliği ve devamlılığı konusunda ise Şeyh'ul-İslam (İbn Teymiyye) şöyle demiştir:

"Bu konuda selefden ve halefden tanınmış iki görüş vardır. Bu konuda tabiinin tartışması bilinmektedir."

Ben derim ki; bu konuda yedi görüş vardır:

1. "Cehenneme giren bir daha oradan çıkmayacaktır. Bilakis ebediyyen biiznillah orada kalacaktır."

Bu görüş, Haricilerin ve Mutezile'nin görüşüdür.

2. "Cehennem ehli, orada, bir müddet azab olunurlar, sonra durum değişir, onlar için alışkanlık halini alır, zamanla tabiatlerine uygun geldiği için ateşten zevk almaya başlarlar."

Bu, ittihatçıların lideri İbn Arabi et-Tai'nin görüşüdür.

O, Fusus'unda der ki:

O, va'dinde doğru olmakla övülür, tehdidinde doğru olmakla değil. İlahi hazret (Allahu Teala) bizzat övünç verici övgüyü ister. Bu sebeble O'na, vadinde doğru olmakla övgü yapılır, tehdidinde doğru olmakla değil. Bilakis O, vazgeçecektir (affedecektir), bununla övülür O. "Allah'ın rasüllere verdiği va'dden cayacağını sanma." (İbrahim, 47)

Allah bu ayette va'd demiş, vaid (tehdid) dememiştir. Bilakis bir ayette de "onların seyyiatına bakmayız (tecavüz ederiz yani affederiz)" buyurmuştur. (Ahkaf, 16)

Seyyiata karşılık tehdidde bulunmuş olmasına rağmen vazgeçecektir. İsmail'i de va'dine sadık olmakla övmüştür. Artık böyle bir şey, bir tercih ettiriciyi gerektirdiğinden, Hakk hakkında bunun mümkünlüğü kalmamıştır:

"Binaenaleyh O, sadece va'dine sadıktır, Hakkın, tehdidine sadık olması diye bir şey yoktur.

Ama şayet onlar bedbahtlık yurduna (ateşe) girseler bile, orada lezzet üzere olacaklar, farklı nimetler tadacaklardır.

Bu nimetler Cennettekilerden farklıdır, ama netice aynı, iki nimet arasında görünüşte fark vardır.

Cehennemdeki nimete, tad (uzubet) kökünden gelen "azab" adı verilmiştir, çünki Cehennem tatlıdır. Bu azab, içindeki nimet için kabuk durumundadır, kabuk koruyucudur."

Bu görüş bir sivri uçtur. "Allah'ın tehdidinden cayması caiz değildir, tehdid ettiklerini mutlaka azaplandırması gerekir" diyen Mutezilenin bu görüşü de bir sivri uçtur. Bu adamlara göre, ateşe giren bundan asla kurtulamaz, öbürüne (İbn Arabi'ye) göre de orada kimse azap çekmez. Her iki gurup ta Rasülün getirdiği ve Allah'dan alıp bildirdiği kesin ve zaruri bilgilere ters görüş sahibidirler.

3 - "Oradakiler belli bir zamana kadar azab olunacaklar sonra oradan çıkacaklar, arkalarından onların yerine oraya başkaları gelecek."

İşte bu görüşü, yahudiler Peyagamber'e Sallallahu Aleyhi ve Sellem aktarmışlar, Peygamber, onlara yalan söylediklerini belirtmiştir. Allah Teala da onların bu sözlerinde yalan olduklarını Kur'an'da açıklamıştır:

"Bize sayılı günler dışında ateş dokunmayacaktır dediler. De ki: Allah katında bir söz aldınız da Allah o sözünden caymayacaktır mı yoksa Allah'a bilmediğiniz bir şeyi mi yamıyorsunuz? Doğrusu kim bir kötülük kesbetmiş, hatası kendisini çepeçevre kuşatmışsa, öyle olanlar cehennemliktirler, onlar, orada kalıcıdırlar."
(Bakara, 80-81)

Yine şöyle buyurur:

"Baksana şu kendilerine kitabdan bir nasib verilenlere ki aralarında hükmetmesi için, Allah'ın Kitabına çağırdıkları zaman onlardan bir gurup O'na aldırmayarak yüz çevirir (kendi bildiklerine gider) ler. (Hiç çekinmeden böyle yapmalarının) sebebi, bize sayılı günler dışında azab dokunmayacaktır demelerinden (zannetmelerinden) dir. Bu kuruntuları onları, dinleri hakkında yanılgıya düşürmüştür." (Al-i İmran, 23-24)

İşte bu (biraz girip çıkacağız), görüşü Allah'ın düşmanları yahudilerin görüşüdür. Onlar böyle düşüncelerin, bu görüşü sahiplenenlerin pirleridirler. Hem Kur'an, hem Sünnet, hem Sahabenin, hem Tabiinin, hem İslam imamlarının icmaı bunun yanlışlığına delalet ediyor.

Allah buyurur ki:

"Onlar oradan çıkacak değillerdir." (Bakara, 167)

"Onlar oradan asla çıkarılacak değillerdir." (Hicr, 48)

"Onlar oradan ne zaman çıkmak isteseler geri çevrilecekler." (Secde, 20)

"Onların işi bitirilmez ki ölsünler, oranın azabı onlara hafifletilmez de." (Fatır, 36)

"Deve iğne deliğinden geçmediği sürece onlar Cennet'e girmeyeceklerdir." (A'raf, 40)

Bu ifade, onların Cennet'e giremeyeceğini olabildiği kadar beliğ bir biçimde ifade etmektedir.

4. "Oradan çıkarlar, Cehennem yine ateş olarak kalır, fakat içinde artık azab gören kimse yoktur."

Bu görüşten yine Şeyh el-İslam bahsetmiştir ve Kur'an ve Sünnet aynı şekilde bu görüşü de reddetmektedir.

5.  "Bilakis bizzat fani olur, çünki Cehennem daha önce yok iken var olmuş sabit olan bir şeyin kalıcı ve ebedi olması muhaldir."

Bu görüş Cehm b. Safvan ve fırkasının görüşüdür. Ona göre Cennetle Cehennem arasında yok olma yönünden bir fark yoktur.

6. "Hayat ve hareketler sona erer, hareket etmeyen, acı duymayan cemadat olarak kalırlar."

Bu görüş Mutezilenin imamı Ebül-Huzeyl el-Allaf'ın görüşüdür. O bu görüşte, sonu gelmez hadis (sonradan olma varlık) lar olmaz görüşünü uygulamıştır. Ona göre bu hususta Cennet ve Cehennem de aynıdır.

7. "Cehennem'in Rabbi ve yaratıcısı Allah Tebareke ve Teala onu sona erdirir (fani kılar), O, Cehennem için varıp dayanacağı bir süre koymuştur, sonunda Cehennem sona erer, azabı ortadan kalkar."

Şeyh el-İslam der ki:

Böyle bir görüş, Ömer, İbn Mes'ud, Ebu Hureyre, Ebu Said ve başkalarından nakledilmiştir. Abd b. Humeyd, ki bu zat hadis imamlarının büyüklerindendir, meşhur tefsirinde der ki:

Bize Süleyman b. Harb anlattı, bize Hammad b. Seleme anlattı, Sabit'ten, el-Hasen'den, Ömer dedi ki:

"Şayet Cehennemlikler kum yığınları kadar bir süre de ateşte kalsalar yine bir gün gelir oradan çıkarlar." (İbn el-Münzir rivayeti, bk. ed-Durr el-Mensur, IV, 478.)

Yine dedi ki:

Bize Haccac b. Minhal anlattı, Hammad b. Seleme'den, Humeyd'den, el-Hasen'den, Ömer b. el-Hattab dedi ki:

"Şayet cehennem ehli cehennem'de kum yığınları sayısınca kalsalar yine bir gün gelir oradan çıkarlardı."

Bu açıklamayı O, "Orada, nice devirler bekleyecekler" (Nebe1, 23.) ayetinin tefsirinde zikretmiştir.

İşte bunu Abd, -ki O, hafız imamların ve sünnet ulemasının büyüklerindendir- Süleyman b. Harb ve Haccac b. Minhal gibi iki büyük zattan rivayet etmiştir. Bu iki zatta Hammad b. Seleme'den aktarırlar. Öyle bir zattan rivayetleri sana yeter.

Hammad da Sabit ve Humeyd'den, bu ikisi de el-Hasen'den aktarmışlardır. Bu kıymetli sened sana yeter.

Gerçi el-Hasen, Ömer'den direk işitmemiş ise de bunu bazı tabiinden rivayet etmiştir. Şayet Ömer'in böyle dediğine kanaati olmasa idi, onu böyle kesin olarak rivayet etmezdi. Çünki "Ömer dedi ki" ifadesini kullanıyor. Şayet bunun Ömer'den duyulmadığı farzedilse bile, o imamların bunu hiç redd veya inkar etmeden kabul etmeleri -ki onlar sünnete ters daha aşağı bir şeyi bile reddederler- yeter. Evet, eğer bu görüş o imamlara göre Allah'ın kitabına, Rasülünün sünnetine ve imamların icmasına ters bir şey olsaydı, onu, ilk inkar edenler bu kimseler olurdu.

Yine dedi ki:

"Şüphesiz bu görüşü Ömer'den nakledip kabul eden, bununla Cehennem'in ehli olan cehennemlikler cinsini kasdetmiştir. Bazı günah işleyenlere gelince, onların oradan çıkacaklarını ve orada kum yığınları kadar veya buna yakın bir miktar bile kalmayacaklarını hem onlar hem başka zatlar bilmektedir. Onlar yine bilmektedirler ki, cehennem ehli sözü, muvahhid (tevhid ehli) olanlara değil onların dışındakilere has bir sözdür. Nitekim Peygamber "cehennem ehli" demiştir.

Cehennemin gerçek ehli olan cehennemliklere gelince; onlar orada ölmeyeceklerdir, bir hayat da görmeyeceklerdir. Bu "orada kalacaklar" (1210) ve "onlar oradan asla çıkarılmayacaklardır" (Hicr, 48) ayetlerine ters de değildir. Bilakis Allah'ın haber verdikleri aksi mümkün olmaz bir doğru ve gerçektir. Fakat cehennem eceli gelipte tıpkı dünya gibi fani olduğu zaman, artık ne ateş kallmış olacaktır, ne de orada azab görmek diye birşey."

Bu görüşün sahipleri yine dediler ki:

"Ali b. Ebi Talha el-Valibi'nin Tefsir'inde, İbn Abbas'ın Radıyallahu Anhu;

"Dedi ki: Ateş sizin barınağınızdır, Allah'ın dilediği hariç hep orada kalacaksınız, senin Rabbin hakim (hikmet sahibi) ve bilendir" (Bakara, 162) ayetinde şöyle dediğini nakleder:

"Hiç kimsenin, yaratıkları hakkında Allah'a hükmetmesi, onlara Cennetlik ve Cehennemlik damgası vurması yaraşmaz."

Dediler ki:

Bu ayetteki tehdid ehl-i kıbleye mahsus değildir. Çünkü Allah şöyle buyurmuştur:

"Onları hep bir araya topladığı gün, ey cinler topluluğu, siz insanlarla çok uğraştınız" buyurur.

Onların, insanlardan olan dostları ise, ey rabbimiz, biz hep birbirimizden yararlandık ve bize verdiğin sürenin sonuna ulaştık derler. Allah da buyurur ki:

"Allah'ın dilediği hariç, içinde sürekli kalmak üzere duracağınız yer ateştir. Şüphesiz Rabbin hikmet sahibidir, bilendir."
(En'am, 128)

Cinlerin insanlardan olan dostları için kesin olarak kafirler girer. Çünkü cinlerle dostluğa isyankar müminlerden çok kafirler layıktır.
Nitekim Allah şöyle buyurmuştur:

"Biz şeytanları, iman etmeyenlere dost kıldık." (A'raf, 27)

"Onun, iman edip sadece Rabb'lerine tevekkül edenlere karşı bir gücü yoktur. Onun gücü, onu dost edinenlere ve Allah'a şirk koşanlara geçer." (Nahl, 99-100)

"Takva sahipleri var ya, onlara şeytandan bir vesvese dokunduğunda, hatırlayıp hemen gerçeği görürler. Şeytanların dostlarına gelince, şeytanlar onları azgınlığa sürüklerler, sonra da yakalarını bırakmazlar." (A'raf, 201-202)

"Beni bırakıp onu ve zürriyetini dostlar mı edineceksiniz, onlar size düşman iken?" (Kehf, 50)

"Şeytanın dostları ile savaşınız." (Nisa, 76)

"İşte onlar, şeytanın taraftarlarıdır, bakın, şeytan tarafında olanlar mutlaka ziyan edeceklerdir." (Mücadele, 19

"Şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına vahyederler (vesvese ve fikir verirler), eğer onlara itaat ederseniz siz de müşriksiniz." (En'am, 121)

İstisna (hariç bırakma), şeytanların dostlarının ateşe gireceğinden söz eden ayette meydana gelmiştir. İşte bu noktadan hareketle İbn Abbas, "hiç kimsenin, yaratıkları konusunda Allah'a hükmetmesi yaraşmaz" demiştir.

Yine dediler ki:

"İlla, siva manasınadır, ayet "Allah'ın onlara artırmayı dilemiş olduğu azab" çeşitleri ve zamanları dışında" anlamına gelir diyenlerin bu sözüne gelince; bunun, müstesna ve müstesna minh'le uyuşmadığı gizli değildir. Şüphesiz muhatabın anladığı da, "illa" nın sonrasının öncesine muhalif olmasıdır."

Yine dediler ki:

"Bu istisna cehenneme girmeden önceki berzah, mahşer ve dünya zamanlarını dışarda bırakmak içindir diyenlerin bu görüşüne, sözün gelişi destek vermemektedir. Çünki bu istisna, hariç bırakma, onlar ateşe girdikten sonra gökler ve yer durdukça orada kalacaklardır anlamındaki haberi bir cümleden yapılmıştır. Binaenaleyh maksat girişlerinden önceki zamanla ilgili değildir. Muhatap öyle bir şeyi anlamaz. Baksana Allah onlara ateşte iken hitab ediyor.

Onlar "ey Rabbimiz biz birbirimizden yararlandık ve bize süre olarak tayin ettiğin ecele ulaştık" diyorlar. O, o zaman onlara:

"Ateş sizin barınağınız, orada kalıcılarsınız, Allah'ın dilediği hariç" buyuruyor. (En'am, 128)

Onların: "Ey Rabbimiz biz birbirimizden yararlandık ve bize süre olarak tayin ettiğin ecele ulaştık" sözleri bir çeşit itiraf, teslim oluş ve hasret duyuş anlamı taşır. Yani:

"biz cinlerden yararlandık, cinler de bizden, böylece müştereken şirke, şirki çağrıştıran günah ve sebeblere düştük, böyle vakit geçirip zevk etmeyi Sana ve Rasüllerine itaate tercih ettik, ecellerimiz bitti, ömrümüz böyle geçip gitti, dünyada iken rızanı kazanmadık, ömrümüz boyu işimiz gücümüz birbirimizden yararlanmaktan başka bir şey değildi" demiş oluyorlar.

Şimdi düşün ki bu itiraflarında, taşıdıkları halin hakikati yatmaktadır. Düşün ki bu hakikat o gün onlar için nasıl da ortaya çıkıvermiş ve ecelleri süresince yaptıkları tek şeyin, birbirlerinden menfaatlenmek olduğunu, Rabblerine ibadet, O'nu tanımak, tevhid etmek, sevmek, rızasını tercih etmek gibi şeylerden nasipsiz olduklarını anlamışlar.

Onların bu itirafı şu sözlerine benziyor:

"Şayet işitir, akleder olsaydık cehennemliklerden olmazdık." (Mülk, 10)

"Ve böylece günahlarını itiraf ettiler." (Mülk, 11)

"Hakkın sadece Allah'a ait olduğunu anladılar." (Kasas, 75)

Vesaire.

Maksat şu ki, "Allah'ın dilediği hariç" sözü işte bu adı geçen kimselere aittir, tamamen onlara hastır veya hem onları hem de müminlerin isyankar olanlarını içine alır. Burada kasdedilenler sadace müslümanların isyankar olanlarıdır demenin ise hiçbir vechi (ihtimali) yoktur. Bir gurup bu görüş zayıf olduğunu görüş olarak benimseyince dediler ki; istisna (hariç bırakma), berzah ve mahşer müddetlerini hariç bırakmak içindir. Filhakika bu görüşün zayıf olduğu açığa çıkmıştır.

Diğer bir gurup ise bu istisna ateşin dışında başka bir azab ile ilgilidir dediler.

Dediler ki:

Mana, "siz ateşte ebedi olarak kalacaksınız, ancak Allah'ın sizin ateşin dışında azablandırmak istediği azab yani zemherir (zemheri) hariç."

Allah demiştir ki:

"Cehennem bir gözetlemedir. Azgınlar için dönüş yeridir. Orada devirler boyu kalacaklardır," (Nebe', 21-23)

Bunlar diyor ki:

"Ebediyet devirlerle ölçülmez. Nitekim İbn Mes'ud, bu ayette;

"Cehennem'in üzerine öyle bir zaman gelecek ki o zaman orada kimse olmayacak, bu, onlar orada devirler boyu kaldıktan sonra gerçekleşecektir." 

(Suyuti bu rivayeti ed-Durr el-Mensur, IV, 4784 de "Cehennem üzerine bir zaman gelecek ki kapıları pekiştirilecektir" şeklinde vermiştir.)

Ebu Hureyre'den bunun bir benzeri rivayet edilmiş Bağavi bunu ondan ve İbn Mes'ud'dan nakletmiştir sonra da şöyle demiştir:

"Ehl-i Sünnet yanında bunun anlamı, -tabii bu rivayet sabitse-, orada iman ehlinden hiç kimse kalmayacaktır, demektir."

Onlar dediler ki:

Evet bu, Ebu Hureyre'den, İbn Mes'ud'dan ve Abdullah b. Ömer'den sabit rivayettir.

Nitekim Harb, İshak b. Rahuye'ye bu ayeti yani "orada kalacaklar, gökler ve yer durdukça, ancak Rabbinin dilediği hariç" (Hud, 107.) ayetini sormuş İshak demiş ki:

"Bu ayet Kur'an'daki bütün tehditlere uygulanır."


... Ebu Said de, Peygamber'in Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir ashabından aynı ayet hakkında "bu ayet, Kur'an'ın hepsine uygulanır" dediğini aktarır. (Bk. ed-Durr el-Mensur, IV, 476)

el-Mu'temir, "yani Kur'an'daki her tehdide" dedi, demiştir.

... Abdullah b. Amr'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:

"Cehennemin üzerine öyle bir zaman gelir ki o zamanda, içinde kimse olmadığı halde kapıları kapatılır. Bu zaman, cehennemlikler orada devirler boyu kaldıktan sonra gelecektir."

...Ebu Hureyre'den de şöyle rivayet edilmiştir. Demiş ki:

"Ben, cehennemin üzerine bir zaman gelecek ki o zaman içinde kimse kalmayacak, demeyen bir kimse değilim."

Sonra Ebu Hureyre: "Bedbaht olanlara gelince onlar ateş içinde hep bir hıçkırış ve çığlık koparır olacaklar... Ancak Rabbinin dilediği hariç" ayetini okumuş. (Hud, 106-107)

Ubeydullah der ki:

"Bizim ashabımız -ashabımız derken tevhid ehlini kasdediyor- der ki:

... Ashabdan biri "Rabbinin dilediği hariç" istisnası Kur'an'ın tamamına gelir (uygulanır) demiş, İbn Cerir, bu görüşü seleften bir cemaatten nakletmiştir.

Sonra da demiştir ki: Başkaları da demiştir ki bununla cehennem ehli ve ateşe girenlerin tamamı kasdedilmiştir. Bundan sonra da bu görüşte olanları zikretmiştir.

Abdurrazzak der ki:

... Rasulullah'ın ashabından biri "Rabbinin dilediği hariç" ayeti Kur'an'ın tamamına gelir demiştir. Yani demek istiyoruz ki "orada kalacaklar (halidine fiha)" ifadelerinin hepsine uygulanır."

...Ebu Miclez de "cezası budur, eğer Allah isterse onun azabından vazgeçer" demiştir.

Bunu İbn Cerir de... zikretmiştir.

İbn Cerir... İbn Abbas'ın bu ayette "orada ölmeyecekler, gökler ve yer durdukça oradan çıkmayacaklar, ancak Rabbinin dilediği hariç" demiş, İbn Abbas'dan bu sözü nakleden zat "Allah hariç bıraktı" demiş, İbn Abbas "Allah ateşe onları yemesini emreder" demiş. (İbn Cerir nakleder, bk. Durr el-Mensur, IV, 478)

Yine İbn Cerir nakleder:

İbn Mes'ud şöyle demiştir:

"Cehennemin üzerine bir zaman gelecektir ki o zaman cehennemin kapıları içinde kimse olmadığı halde çarpılacaktır (kapatılacaktır), bu, onlar orada devirler boyu kaldıktan sonra olacaktır." (Daha önce geçti)

... eş-Şa'bi de şöyle demiştir:

"Cehennem, iki yurttan hem en çabuk mamur olanı, hem de en hızlı harab olanıdır."  (Bk. ed-Durr el-Mensur, IV, 478)

İbn Cerir bu konuda başka bir görüş rivayet etmiş ve şöyle demiştir:

Başkaları da dedi ki:

"Bize Allah Azze ve Celle iradesini ve dilemesini (Allah'ın dilediği hariç diyerek) haber vermiştir. Biz O'nun istisnasını (ne ifade ettiğini), "kesintisiz bir lütuf olarak" sözünden anlıyoruz. Yine anlıyoruz ki göklerin ve yerin duruş süresi üzerine bir ziyadelik söz konusudur. Allah'ın dilediğinin Cennet ehli hakkında olduğu görülüyor. Öbür taraftan Cehennem ehli hakkında böyle bir dilemesinden söz etmemiştir. Binaenaleyh O'nun dilemesinin ziyadeliğe dair olmasıda eksikliğe dair olması da caizdir.

Bana Yunus anlattı, bize İbn Vehb anlattı, dedi ki:

İbn Zeyd Hûd süresinin 107'nci ayetini "kesintisiz bir lütuf olarak" kısmına kadar okumuş ve şöyle demiş:

"Allah, bize Cennet ehli hakkında dilediğini haber vermiş ve "kesintisiz bir lütuf olarak" buyurmuştur, Cehennem ehli hakkında ne dilediğini ise haber vermemiştir." (Bk. ed-Durr el-Mensur, IV, 478. İbn Cerir rivayeti)

İbn Merdüye tefsirinde şöyle demiştir:

... Cabir Radıyallahu Anhu der ki:

"Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şu ayetleri okudu:

"Bedbaht olanlara gelince, onlar ateştedirler, orada onların (çok feci) nefes alış-verişleri vardır. Rabbinin dilediği hariç, onlar gökler ve yer durdukça o ateşte kalacaklardır." (Hûd, 106-107)

Sonra şöyle buyurdu:

"Eğer Allah, bedbaht olanlardan bir takım kimseleri ateşten çıkarmayı ve onları Cennet'e koymayı dilerse bunu yapar." (Bk. ed-Durr el-Mensur, IV, 476, İbn Merduye rivayeti)

İşte bu hadis, istisnanın, ateşe girdikten sonra oradan çıkmakla ilgili olduğunu göstermektedir.

Evet bu hadis, bu istisna ateşe girişten önceki zamana aittir diyenlerin hilafına, bilakis cehennemliklerin bazısının oradan çıkmasını ifade etmektedir. Bu hiç şüphe olmayan bir haktır. Bu durum, ateşin kesilmesine, azabının fani olmasına ve içindekileri yeyip bitirmesine de ters değildir. Ve oradakiler orada, durum böyle olduğu sürece devam eden bir azapta olacaklar, oradan çıkarılmışta olmayacaklardır.
O halde bu hadis iki şeye delalet ediyor:

1. Bedbahtlardan bazısı, eğer Allah onları ateşten çıkarmak isterse çıkarılacaklardır. İstisna bu iş ateşle ilgili olduğundan, oraya girişten sonrasına aittir, öncesine değil. Buna göre istisnanın anlamı şudur:

"Bedbahtlardan, Allah'ın dilediği hariç, çünki onlar orada ebedi kalmayacaklardır. O zaman bedbahtlar ikiye ayrılıyor. Bir, oradan çıkacak olanlar. İki orada kalacak olanlar. Bunlar önce bedbaht olanlar, sonra bahtiyar hale gelenlerdir. Böylece bedbahtlık ve bahtiyarlık özellikleri bunlar için iki ayrı vakitte söz konusudur.

Dediler ki:

Şüphesiz Allah şöyle buyurmuştur:

"Cehennem pusuda bekler. Azgınlar için bir barınak olarak. Orada devirler boyu kalacaklar. Orada ne soğuk ne içecek tadacaklar. Ancak kaynar bir su ve irin tadacaklar. Tam uygun bir ceza. Onlar hesaba çekileceklerini ummuyorlardı. Ayetlerimizi alabildiğine yalanlıyorlardı." (Nebe', 21-28)

Bu ayet, Allah'ın ayetlerini yalanlayan kafirler hakkında açık bir ifadeye sahiptir. Ebedîliği, ne devirlerle ne başka bir zaman kesiti ile ölçmek mümkün değildir. Kadim olan da ebedî ile ölçülmez. Bu sebeble Abdullah b. Amr, Şu'be'nin rivayet ettiğine göre şöyle demiştir:

"Cehennemin üzerine öyle bir zaman gelecek ki, içinde kimse olmadığı halde kapıları kapanacaktır. Bu zaman, onlar orada devirler boyu kaldıktan sonra gelecektir."

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1965
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
Ynt: CEHENNEMİN EBEDİLİĞİ HAKKINDA GÖRÜŞLER
« Yanıtla #2 : 03.03.2020, 03:39 »
İbn'ul Kayyim devamla şöyle demektedir:

Cehennem Süreklidir Diyenler Altı Yol Tutmuşlardır

Birinci Yol:

İcma'nın verdiği inanç. Nitekim insanların çoğu bunun, sahabe ve tabiin arasında icmâ edilmiş bir husus olduğuna, hiç ihtilaf etmediklerine, bu konudaki ihtilafın sonradan çıktığına ve bunun bid'at ehlinin görüşlerinden olduğuna inanmaktadırlar.

İkinci Yol:

Kur'an Cehennemin ebediliğine kafi bir şekilde delâlet etmektedir. Şöyle ki;

Allah, onun kalıcı bir azab (azâb mukîm) olduğunu, onlardan asla ayrılmayacağını, onlara azabı (Allah'ın) devamlı artıracağını, orada ebedi kalacaklarını, ateşten çıkmayacaklarını, çıkarılmayacaklarını, Cenneti kâfirlere haram kıldığını, deve iğne deliğinden geçinceye kadar (ki geçmez) Cennet'e girmeyeceklerini, işlerinin bitirilmemesi sebebiyle ölmeyeceklerini, azabının onlardan hafifletilmeyeceğini, azabının bir kara sevda, yani kalıcı ve ayrılmaz olduğunu haber vermiştir.

Dediler ki; işte bütün bunlar, onun sürekli ve devamlı olduğunu kesin olarak bildirir.

Üçüncü Yol:

Mütevatir (müstefîz) sünnet, kalbinde zerre ağırlığınca iman bulunan müminlerin oradan çıkacağını, kâfirlerin kalacağını, şefaat hadisleri, başından sonuna kadar hepsi muvahhidlerin isyankar olanlarının ateşten çıkacağını ve bu hükmün onlara has olduğunu haber vermektedir. Kâfirler de çıksa idi o zaman onlar onlarla denk olur, iman ehlinin çıkması diye bir ayrıcalık kalmazdı.

Dördüncü Yol:

Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizi bu hususa vakıf kılmış, biz onun dininden, herhangi muayyen bir nakle ihtiyaç duymaksızın bunu öğrenmişiz. Aynen onun dininden Cennetin de sürekli olduğunu fâni olmadığını öğrendiğimiz gibi öğrenmişiz.

Beşinci Yol:

Selefin ve ehl-i sünnetin inançları, Cennet ve Cehennemin yaratılmış olup, fani olmayacaklarını bilâkis dâimi olduklarını açıkça belirlemektedir. Onlar Cennet ve Cehennemin faniliğini bid'at ehlinin görüşü olarak zikretmektedirler.

Altıncı Yol:

Akıl, kafirlerin cehennemde ebedi kalmasına hükmeder. Bu bir esasa dayanmaktadır. O da şu:

Dönüş (ahirete varış) ve itaatkar nefisleri mükafatlandırıp günahkar nefisleri cezalandırmak gerekir, ancak bu akılla bilinen şeylerden midir? Yoksa sadece işitme (nakil) yoluyla bilinen şeylerden midir? Bu konuda müslüman tartışmacılar (düşünürler) iki yol tutturmuşlardır. Onların çoğu, bu husus nakille birlikte akılla da bilinir demişlerdir. Nitekim Kur'an bir çok yerde buna delalet etmektedir. Mesala Allah iyilerle kötüleri ölüm ve dirimde eşit tutacağı iddiasını yarattığını boş yere yaratmış olması ve ona dönülmeyeceği iddiasını insanları başı boş bırakıp onlara sevab vaya ceza vermeyeceği iddiasını reddetmiştir. Böyle bir şey yapmak onun hikmetine ve kemaletine toz kondurur. O'na layık olmayan şeyleri nisbet etmeyi ifade eder.

Bu görüştekiler şunu da belirtirler:

Beşerin kişilikleri kalıcıdır, inançları, özellikleri onlardan hiç ayrılmaz, can çıkar huy çıkmaz. Her ne kadar onlar, azabı gördükleri zaman, ettiklerine pişman olacak iseler de, pişman oluşları, amellerinin kötülüğünden, Rabb'lerinin bunlardan hoşlanmamasından dolayı değildir. Aksine azap onların yakasını bıraksa daha önceki kişiliklerine döneceklerdir. Allah buyurur ki:

"Ah bir görsen, ateşin başında durdurulupta, onların ah keşke geri döndürülsekte Rabbimizin ayetlerini reddetmesek ve müminlerden olsak deyişlerini. Hayır, onlara, daha önce gizledikleri belirmiştir ve şayet geri döndürülseydiler, yasaklandıkları şeyleri tekrar işlerlerdi. Doğrusu onlar kesin yalancıdırlar." (En'am, 27-28)

İşte bu kişiler, azabı tattılar ve onu fiilen çektiler. (Aslında kötü hallere sahip oldukları için pişman değiller.) Onları azaba duçar eden sebep hala kendi içlerinde mevcut. Habislikleri, küfürleri yine içlerinde duruyor, onlardan ayrılmamış. Şöyle ki geri döndürülüp tekrar dünyaya getirilseler, eskisi gibi kafir olacaklar. İşte bu onların devamlı azab görmelerinin, naklinde belirttiği şekilde, aklın bir gereği olduğuna delalet eder.

Fani olacağını söyleyenler dediler ki:

Sizin bu yollarınız üzerinde konuşalım o zaman bu meselede doğru kimmiş açığa çıkar:

Birinci Yolunuz:

Bu konuda icma vardır, iddianız malum değildir. Sadece, bu konuda ihtilaf olduğunu bilmeyenler, icma var zannederler. Halbuki bu konuda önceden de sonradan da tartışmalar yapılmıştır. Hattâ icma olduğunu iddia eden kimseye cehennem asla fani olmayacaktır, diyen on sahabi, hatta bir sahabi göster diye teklif yapılsa bu göstermeye imkan bulamıyacaktır.

Oysa biz, onların, aksi açık ifadelerini nakletmiş bulunuyoruz. Onlardan bunun (fani olacağının) tersini-düşünen bir sahabi de bulmuş değiliz. Bilakis tabiler, onlardan hem o görüşü hem öbür görüşü aktarmışlardır.

Muteber olan icma iki çeşittir.

Bir ve iki; her iki çeşit üzere de ittifak edilmesi...

Üçüncü çeşit ise; konuda ihtilaf edilmesi.

Bu meselede ise her üçü, de söz konusu değildir.

Birinci çeşit: İslamın rükünleri, apaçık haram olan şeylerin haramlığı gibi dinden zarurî olarak anlaşılan şeylerden olması.

İkinci çeşit: İctihad ehlinden, öyle hükmettiklerine dair nakiller olması.

Üçüncü çeşit: Birinin bir söz söyleyip onun ümmette yayılması, bir inkar edenin bulunmaması.

Şimdi sizin yanınızda bu üç icma çeşidinden hangisi var?

Şayet birileri bu yollardan bir icma bulunduğunu iddia edip, bu sahabeden sahih olmuştur. Kimse inkar etmemiştir diyerek delil getirseydi, böyle bir icma elde ettik diyerek sizden daha çok sevinirlerdi.


İkinci Yolunuz:

Bu da, Kur'an'ın, Cehennemin kalıcılığına ve fani olmayacağına delaleti (iddianız)'dır. Peki söyleyin, buna delalet eden bir tek delil varsa bu Kur'an'ın neresindedir?

Evet Kur'an'ın delalet ettiği şey, şunlardır:

Kafirler ateşte ebedi kalacaklar. Ondan çıkmayacaklar. Onlardan azabı kesilmeyecek. Orada azablandırılışları kalıcı olacak. Onlar orada ölmeyecekler. Azab onlara sarılacak hiç ayrılmayacak, vesaire...

İşte bütün bu hususlarda, sahabe, tabiin ve müslümanların imamları arasında bir ihtilaf yoktur. Tartışma konusu olan şey bu husus değildir.

Biz başka bir şeyi tartışıyoruz. O da şu:

Ateş, ebedi midir yoksa hakkında fanilik yazısı bulunan şeylerden midir?

Kafirlerin oradan çıkmayacağı, azabının onlardan eksilmeyeceği, onların deve iğne deliğinden geçmedikçe Cennet'e giremiyecekleri gibi hususlara gelince; bu konularda sahabe, tabiin ve ehl-i sünnet alimleri arasında bir ihtilaf yoktur.

Bu konularda muhalefet edenler görüşlerini aktardığımız yahudiler, ittihatçılar ve bidat ehli kimselerdir.

Bu naslar (ayetler ve hadisler) ve benzerleri şunu ifade eder:

Ateş baki kaldıkça onlarda o ateş yurdunda baki kalacaktır. O ateş baki oldukça onlar oradan çıkmayacaklardır. O ateş kalmaya devam ettiği halde tevhid ehlinin oradan çıkması gibi bir durum kafirler hakkında söz konusu değildir. Bu durum, hapis, hapis olarak dururken oradan çıkan kimselerle, hapis harab olup gittiği için hapisliği biten kimselerin halleri arasındaki farka benziyor.

Üçüncü Yolunuz:

Mütevatir sünnetin kebair ehlinin ateşten çıkıp, ehl-i şirkin çıkmayacağına delaleti. Bu da şüphe olmayan bir haktır. Bu hadisler de bizim dediğimize delalet eder. Yani muvahhidler oradan çıkacaktır ve o ateş yurdu henüz fani olmamış olacaktır. Sonra yurt kaldığı sürece müşrikler orada kalacaktır. O naslar hem buna hem ona (muvahhidlerin çıkacağına) delalet etmektedir.

 
Dördüncü Yolunuz:

Rasulullah'ın Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu konuda bizi zaruri bilgilerle donatmış olması.

Şüphe yok ki O'nun dininden kesin olarak malum olan şey kafirlerin orada, orası baki kaldıkça baki olacaklarıdır. O'nun dininden zaruri olarak bilinen budur.

Gelelim oranın Cennet gibi ebedi sonsuz olup fani olmayacağına...

Gelin bize Kur'an ve Sünnette bunu gösteren bir tek delil gösterin, nerdedir?

 
Beşinci Yolunuz:

Ehl-i Sünnet inancının, Cennet ve ateşin yaratılmış oldukları ve asla fani olmayacakları hususu.

Şüphesiz her ikisinin de fani olacağını söylemek Cehmiyye ve Mutezile gibi bid'at ehlinin görüşleridir. Böyle bir görüşü, ne sahabeden ne tabiinden ne müslümanların imamlarından hiç kimse belirtmemiştir.

Sadece ateşin fani olacağı görüşüne gelince; biz size sahabeden bunu söyleyenleri bulduk getirdik, Cennet ve Cehennemin bu açıdan farklı olduğunu söyleyenleri naklettik, imdi nasıl olurda böyle bir görüş bid'at ehlinin görüşü olur.

Halbuki bid'at ehlinden kimse bu konuda iki yurdu birbirinden ayrı düşünmemiştir. O halde sizin, bu görüş bid'at ehlinin görüşüdür demeniz, insanların görüş, fikir ve ihtilaflarını derinlemesine bilmeyen bir kimsenin söyleyeceği bir sözdür.

Dediler ki:

Bid'at ehlinin görüşlerinden sayılacak bir görüş, Allah'ın kitabına, rasulünün sünnetine ve ümmetin icmasına aykırı olan görüştür. Sahabeye ve sonradan gelenlere gelince; ve kitaba, sünnete ve sahabenin görüşlerine muvafık olan bir görüşe gelince; böyle bir görüş, bid'at ehlinin görüşlerinden sayılmaz. İsterse bu görüşü din olarak yaşamış ve itikad etmiş olsunlar.

Hakkın, söyleyenden kabul edilmesi, batılın da söyleyenine reddedilmesi icab eder.

Muaz b. Cebel şöyle dermiş:

"Allah adil bir hakemdir, şüphe edenler helak olmuştur. Bakın, arkanızdan malın çoğalacağı fitne (imtihan) lar gelecektir. O fitneler sırasında Kur'an açılacak, onu mü'min, münafık, kadın, çocuk, siyah, beyaz herkes okuyacak, birilerinin şöyle diyesi gelecektir:

Ben Kur'an'ı okudum, sanmıyorum ki O'na ters bir bid'at ortaya atmazsam bana tabi olsunlar!

Aman böyle bid'atlere karşı uyanık olun. Çünki her bid'at dalalettir.

Sizi, hakimlerin (hikmet ehlinin) kaymasına karşı da uyarırım. Çünki şeytan hakimin dili üzerinde delalet olan sözler söyleyebilir. Ve münafık bazen hak söz söyleyebilir, hakkı söyleyenden kabul edin. Çünki hâk bir nurdur."

Dediler ki:

Hakimin kayması nasıl olur?

Dedi ki: O size cazip gelen fakat yadırgadığınız ve bu da neyin nesi dediğiniz sözdür. Onun kaymasına karşı sakının, kayma sizi hakimden çevirmesin, çünki hemen toparlanıp hakka dönebilir. Çünki ilim ve iman kıyamete kadar yerini koruyacaktır."
(Ebu Nuaym, Hılye, I, 232-233)

Ehl-i Sünnet'in inançlarında bildirdikleri husus; Kitab ve Sünnet'in delalet ettiği, selefin icma ettiği üzere Cennet ve Cehennemin yaratılmış olması, Cehennem ehlinin oradan çıkmayacakları, onlardan azabın hafifletîlmeyeceği, kesilmeyeceği ve onların orada kalacağı hususudur.

Onlardan; "Cehennem ebediyen fani olmaz" şeklinde bir görüş nakledenler, bazı bid'at ehlinin, Cehennemin fani olduğunu söylediklerini sanmasından dolayı nakletmişlerdir. Bu kişilere daha önce zikri geçen haberler ulaşmamıştır.

Dediler ki:

Aklın, Cehennem ehlini ebedi saymasına gelince; bu aklın bilemeyeceği bir şeyi akla söyletmektir. Konu ancak sadık bir haberle bilinecek konulardandır.

Sevab ve cezanın aslına gelince; acaba bunlar nakille birlikte akılla mı bilinir yoksa sadece nakille mi bilinir, bu konuda dört imamın tabiilerinden ve başkalarından olan müslüman tartışmacılar iki görüş belirtmişlerdir.

Doğrusu şu ki; akıl, mead'e, sevab'a ve ikaba (cezaya) icmalen (yani bunlar olmalı diyerek) delalet eder. Ayrıntılar ancak haber ve nakille bilinirler. Sevab ve cezanın devamlılığını akıl tek başına bilemez. Bu ancak nakille bilinir.

Nakil, itaatkarların sevabının devamlı olduğuna kati olarak delalet etmektedir.

İsyankarların cezasına gelince; bunlar içinde muvahhid olanların da cezasının biteceğine kati olarak delalet etmektedir.

Gelelim kafirler hakkında, devam mı edecek kesilecek mi, işte dananın kuyruğu burada kopmaktadır. Artık burada nakil kimden yana ise o doğruyu bulup sevinecek olan kişidir.

Muvaffakiyet Allah'dandır." (İbn Kayyım, Hadil Ervah ila Bilad'il Efrah, 348-365 Türkçesi için bkz. Cennetteki Hayat, Uysal yay. 407-419)

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1965
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
Ynt: CEHENNEMİN EBEDİLİĞİ HAKKINDA GÖRÜŞLER
« Yanıtla #3 : 03.03.2020, 03:59 »
Nakillerin Değerlendirmesi: Buraya kadar Tahavi şarihi İbnu Ebi’l İzz rahimehullah ve İbn’ul Kayyim rahimehullah’tan yaptığımız nakiller ümmet arasında sözkonusu olan cehennem sonsuz mudur değil midir tartışmasının özetini ve tarafların delillerini ortaya koymaktadır. Görüldüğü üzere her iki tarafın kendisine göre delilleri vardır ve yine her iki tarafın karşı görüştekilerin delillerine verdiği cevaplar vardır. Cehennem, içindekilerle beraber ebedidir diyen çoğunluğun dayandığı deliller zaten malum ve meşhurdur. Yukarda bilhassa siyah puntoyla işaretlediğimiz bölümlere bakanlar, cehennem belli bir süre sonra yok olacaktır diyenlerin Kitap, sünnet ve selef kavillerinden kendilerine getirdikleri delilleri de müşahede ederler. Şu halde böylesine girift, delillerin birbirini nakzeder gibi gözüktüğü bir meselede taraflardan birisinin kâfir ya da bidatçi olduğunu ileri sürmek, usulen uygun olmadığı gibi, herşeyden önce bizzat bu delillerin sahibi olan Allah Subhanehu’yu zulümle itham etmektir. Çünkü bu anlayışa göre, çeşitli delillerden hareketle fena-i nar yani cehennemin yok olacağı görüşüne kail olanların kâfir olduğunu ve ebedi cehennemi hak ettiğini söyleyenler, Kuran ve sünnette açık kapı bırakılmış bir meseleden dolayı kâfir olmaktadırlar! Yani Allah Azze ve Celle, kitabında ateş ehliyle alakalı “Allah’ın dilemesi hariç” ateşte kalacaklarını buyuruyor ve bunun istisnası olabileceğini hissettiriyor, yine kâfirler hakkında “onlar uzun devirler boyu orada kalacaklar” buyurarak ihtimalli bir ifade kullanıyor, Rasülünden ve ashabından –sahih veya zayıf senetlerle- cehennemin bir gün sona ereceğini gösteren rivayetler nakledilmesine ve bunların ümmetin kitaplarında yer bulmasına müsaade ediyor fakat sonra kullarından bir kısmı bu delillerden hareketle fena-i nar görüşüne meyletti diye onları kâfirler olarak cehenneme atıyor! Böyle bir şey ne fena-i nar meselesinde, ne de buna benzer içtihada açık, delillerin ihtimalli olduğu başka herhangi bir meselede asla söz konusu olamaz. Takıntılı birtakım tiplerin, sanki fena-i nar görüşüne kail olan âlimler, bu naslardan haberdar değilmiş gibi sürekli cehennemin ebediliği hakkındaki nassları tekrar ederek bu görüşü küfürle itham etmeleri ve karşı tarafın dayandığı delil ve nakilleri görmezden gelmeleri asla ilim edebiyle bağdaşmayacak bir tutumdur. Bu hususta şunu da hatırlatmak istiyoruz. Cehennemin yok olacağı görüşünü sırf İbn Teymiye ve de onun ekolüne bağlı İbn'ul Kayyim, İbnu Ebil İzz gibi alimlere has bir kavil olarak vasfetmek eğer cehaletten kaynaklanmıyorsa iyi niyetle izah edilecek bir şey değildir. Zira selefin ilmine vakıf olan birisi böyle bir görüşün selef arasında var olduğunu bilir. Allahu teala Hud suresinde mealen şöyle buyurmaktadır:

فَأَمَّا الَّذِينَ شَقُوا فَفِي النَّارِ لَهُمْ فِيهَا زَفِيرٌ وَشَهِيقٌ (106) خَالِدِينَ فِيهَا مَا دَامَتِ السَّمَاوَاتُ وَالْأَرْضُ إِلَّا مَا شَاءَ رَبُّكَ إِنَّ رَبَّكَ فَعَّالٌ لِمَا يُرِيدُ (107)

106. Bedbaht olanlar ateştedirler, orada onların (öyle feci) nefes alıp vermeleri vardır ki.
107. Rabbinin dilediği hariç, (onlar) gökler ve yer durdukça o ateşte ebedî kalacaklardır. Çünkü Rabbin, istediğini hakkıyla yapandır.


Müfessirlerin imamı İbn Cerir et-Taberi bu ayetlerde geçen "Rabbinin dilediği hariç" buyruğu hakkında müfessirlerin ihtilaf ettiğini beyan ettikten sonra bu istisnanın ateşten çıkacak veya ona hiç girmeyecek olan tevhid ehli hakkında olduğunu ifade eden görüşleri nakletmiş ve nihayet diğer bir görüşü zikrederek şöyle demiştir:

وقال آخرون: عنى بذلك أهل النار وكلَّ من دخلها.

"Başkaları da şöyle demiştir: "Bu istisna cehennem ehli ve oraya giren herkes hakkındadır"

Ardından yukarda İbn Kayyım'ın zikretmiş olduğu selefe ait kavilleri nakletmiştir:


*ذكر من قال ذلك:
18580- حدثت عن المسيب عمن ذكره، عن ابن عباس: (خالدين فيها ما دامت السموات والأرض) ، لا يموتون، ولا هم منها يخرجون ما دامت السموات والأرض، (إلا ما شاء ربك) ، قال: استثناءُ الله. قال: يأمر النار أن تأكلهم. قال: وقال ابن مسعود: ليأتين على جهنَّم زمان تخفِقُ أبوابُها، ليس فيها أحد، وذلك بعد ما يلبثون فيها أحقابًا.
18581- حدثنا ابن حميد قال، حدثنا جرير، عن بيان، عن الشعبي قال: جهنم أسرع الدارين عمرانًا وأسرعهما خرابًا.

Bu görüşte olanlar:

18580- Bize Müseyyeb’in zikrettiği bazı kimselerden haber verildiğine göre İbn Abbas  bu ayetle alakalı "orada ölmeyecekler, gökler ve yer durdukça oradan çıkmayacaklar, ancak Rabbinin dilediği hariç" demiş, İbn Abbas'dan bu sözü nakleden zat "Allahın istisna ettikleri?" deyince, İbn Abbas "Allah ateşe onları yemesini emreder" demiştir. İbn Mes'ud, bu ayette; "Cehennem'in üzerine öyle bir zaman gelecek ki kapıları kapanacak. O zaman orada kimse olmayacak; bu, onlar orada çağlar boyu kaldıktan sonra gerçekleşecektir."

18581- Bize İbn Humeyd haber verdi (ve dedi ki), bize Cerir, Beyan’ın eş-Şa'bi’den şöyle dediğini haber vermiştir:

"Cehennem, iki yurttan hem en çabuk mamur olanı, hem de en hızlı harab olanıdır."


Taberi böylece ayette geçen istisnanın mümin kafir bütün ateş ehliyle alakalı olduğu görüşünü bazı selef alimlerinden nakletmiş bulunmaktadır. Ardından seleften, cehennemde hiç kimse kalmayacağı yönündeki haberleri nakletmiştir. Taberi’nin bunları tevhid ehlinin ateşten çıkacağı yönündeki haberleri zikrettikten sonra ayrı bir görüş olarak nakletmesi ve bu görüşü “ayetteki istisna bütün ateş ehlini kapsar” şeklinde manalandırması, Taberi’nin nezdinde bu haberlerin cehennemden çıkacak olan müminlerle alakalı değil, bilakis mümin kafir herkesle alakalı olduğunu gösterir. Taberi her ne kadar kendisi Nebe: 21. Ayetin tefsirinde cehennemin kalıcılığı görüşünü tercih etmiş olsa da diğer kavli de seleften nakletmiştir. İbn Cerir’in bu sözlerini yukarda İbn Kayyım da nakletmektedir. Ancak biz bu meseleyi İbn Kayyım'dan daha önceki asırlarda zikreden bir alim olması hasebiyle Taberi’nin sözlerini tekrar orijinal metniyle beraber nakletmek istedik. Ta ki bu surette cehennemle alakalı bu ihtilafın selef nezdinde malum ve meşhur bir husus olduğu ve birilerinin iddia ettiği gibi İbn Teymiyye’nin ihdas ettiği (!) bir bidat ve sapıklık olmadığı bir kez daha ortaya çıksın. Vallahu a’lem.


Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1965
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
Ynt: CEHENNEMİN EBEDİLİĞİ HAKKINDA GÖRÜŞLER
« Yanıtla #4 : 03.03.2020, 04:08 »
Burada cehennemin yok olacağı yani fena-i nar görüşünün küfür olduğunu iddia edenlere sorulması gereken öncelikli mesele şudur: İbn Teymiye ve ashabının, bu fena-i nar görüşünden dolayı neden kafir olması gerekiyor yani bu görüşün küfür olduğu neye göre, hangi delile istinaden tesbit edilmiştir? Çünkü iman ve küfür hükümleri Allah ve Rasulunden alınır ve bu hususta akli çıkarımların yeri olmadığı gibi halk arasındaki yaygın kanaatlere aykırı söz söyleyen herkes kafirdir diye bir kaide de yoktur. Bir insan ancak Kitap ve Sünnetin açık nasslarını yalanladığı için kafir olur, ihtimal taşıyan ve tefsiri hakkında selefin ihtilaf etmiş olduğu konularda ise tekfir sözkonusu olmaz. Cehennemin ebediliği konusunda İbn Teymiye'ye reddiye yazan müteahhir ulemasından Mer'i bin Yusuf el-Kermi, Emir es-San'ani gibi zatların ve başka hiç bir alimin bundan dolayı İbn Teymiye ve ashabını tekfir ettiklerine dair bir şey biz bilmiyoruz. Hatta bu ismi geçen alimler İbn Teymiye'nin sözkonusu görüşünü reddettikleri halde onu tezkiye etmeye devam etmişlerdir. Ne seleften ne haleften "cehennem yok olacak, cennet baki kalacak" görüşü küfürdür şeklinde bir harf dahi nakledilemez. Bir görüşü tenkid etmek başka bir şey, tekfir etmek başka bir şeydir. Kaldı ki cehennemin yok olacağı hakkındaki bu görüş küfür olması bir yana bidat ve sapıklık olarak dahi vasfedilemez. Çünkü yukarda Tahavi akidesi şarihi İbn Ebi'l İzz'den nakledildiği üzere bu, Ehli sünnetin ve selefin iki görüşünden bir tanesidir. İbn Ebi'l İzz şöyle demektedir:

"7- Yüce Allah -sünnette varid olduğu üzere- oradan dilediği kimseleri çıkartır, sonra da dilediği kadar bir süre varlığını devam ettirir. Sonra da yok eder, çünkü O, cehennem için son bulacağı bir süre takdir etmiştir.

8- Yüce Allah oradan sünnette varid olduğu üzere dilediği kimseleri çıkartır. Orada kâfirler ise -Tahâvînin dediği şekilde- sonu gelmeyecek ve ebedi olmak üzere kalacaklardır.

Bu son iki görüş dışındaki görüşlerin batıl oldukları açıkça ortadadır.

Ehl-i sünnetin benimsediği bu iki görüşün de delillerini tetkik edelim..."


Yine aynı eserde nakledildiği gibi seleften bazıları da bu görüşe sahiptirler. Tahavi şarihi şu sözüyle bu hususa işaret etmiştir:

"İşte bu görüş yani cehennemin sonunun geleceği, cennetin ebedi olacağı görüşü Ömer, İbn Mesud, Ebu Hureyre, Ebu Said ve başkalarından da nakledilmiştir. Abd b. Humeyd meşhur Tefsirinde senedini kaydederek Ömer -Radıyallahu anh-ın şöyle dediğini zikretmektedir: "Eğer cehennemliklerin, cehennemde kalacakları süre alic denilen yerin kum taneleri kadar dahi olsa mutlaka o vakit gelip, bitecek ve onlar oradan çıkacaklardır." Abd b. Humeyd bunu Yüce Allahın: "Sonsuz devirler boyunca içinde kalacaklar" (en-Nebe, 78/23) buyruğunu tefsir ederken zikretmektedir."

Şu halde cehennemin yok olacağı kavlinden dolayı İbn Teymiye ve İbn Kayyımı tekfir edenler bu alimlerin söylediğini söyleyen sahabeleri de -haşa- tekfir etmesi gerekiyor. Bu alimleri tekfir edip bu alimlerin sözkonusu görüşü kendilerinden aldığı sahabeler hakkında susan birisi ancak husumet ve önyargıyla hareket ediyor demektir. Bu rivayetlerin zayıf olması da meseleyi çözmemektedir zira cehennemin yok olacağı görüşüne sahip olmak açık bir küfürse şu halde İslam ümmeti arasında yaygın olarak okunan birtakım kaynaklarda sahabeye küfür sözler nisbet ediliyor ve de ümmet de asırlardır bu küfürlere ses çıkarmıyor anlamına gelir ki böyle bir şeyden masum ümmeti tenzih ederiz. Seleften zayıf veya sahih nakillerin varid olduğu böyle bir meselede asla küfür veya bidatle itham etmek  sözkonusu olmaz. Bu tarz bir meselede kişi en fazla racih (tercih edilen) kavli bırakıp mercuh olan yani daha az tercih edilen görüşü almakla suçlanabilir ki bu sapıklıkla itham edilmeyi gerektirmez. Zira ihtilaflı meselelerde tarafların birbirlerini inkar etmeleri doğru olmaz.

Burada hiç kimse İbn Teymiyye, İbn Kayyım ve başka herhangi bir alimin hatadan masum olduğunu iddia etmemektedir. Fakat alimler masum değildir gerekçesiyle ve taassub ehli olmadığımızı, her meseleye objektif (!) yaklaştığımızı isbatlama adına alimlere rasgele tenkid yöneltecek de değiliz. Ayrıca seleften gelen sözkonusu haberlerle alakalı -Tahavi şerhinin dipnotunda belirtildiği gibi- Türkilerin, Arnavutların vs’nin sahih veya zayıf demesi bizi ilgilendirmez. Gerçekten işin ehli olan bir alim bu görüşlerin selefe nisbeti sahih değildir derse o zaman itibara alınır. İbn Teymiye ve İbn Kayyım gibi muhakkikler selef nezdinde böyle bir kavil olduğunu tasdik ettilerse bunu hiçbir asla dayanmadan söyleyecek değillerdir. Daha önce de defalarca naklettiğimiz üzere Şeyhulislam, bütün muhaliflerine meydan okumuş ve kendisinin selefe muhalif herhangi bir görüşü olduğunu iddia edenlere bunu ispatlamaları için üç sene mühlet vermiştir. Buna rağmen hiç kimse onun hakkında böyle bir şey isbat edebilmiş değildir. Cehennem meselesi, talak konusu vb en çok tenkide uğradıkları mevzularda dahi ne söylemişlerse mutlaka seleften bir yere dayanmışlardır. Şu halde bu meselenin selef nezdinde ihtilaflı bir konu olduğunu teslim etmek ve muhalif görüşte olanları tenkidde ileri gitmemek icab eder.

Açıkça görüldüğü üzere İbn Kayyım ve üstadı Şeyhulislam İbn Teymiyye cehennemin yok olacağı görüşüne meyletmekte ve bu hususu birtakım ayetlere ve bu ayetler hakkında bazı sahabelerden nakledilen görüşlere dayandırmaktadırlar. Cehennemin sürekli olacağını savunan görüşün de delillerine vakıftırlar fakat kendi açılarından karşı delillerin hepsini izah etmektedirler.

"Ama ayetlerde apaçık cehennemin ebedi olduğu, kafirlerin orada sürekli kalacağı yazıyor. Bu ayeti inkara girmez mi?" Şeklinde bir soruya karşılık şu cevap verilir: İbn Kayyım ve İbn Teymiye ve aslında bu görüşü kendilerinden aldıkları selef imamları bu ayetlerin farkındadır ve haşa bu ayetleri inkar etme gibi bir durumları sözkonusu değildir. Bilakis bu ayetleri kendilerince izah etmektedirler. Yukarda naklettiğimiz ibarede İbn Kayyım, azabın sürekli olduğunu ifade eden nassları şu şekilde izah etmektedir:

"İkinci Yolunuz:

Bu da, Kur'an'ın, Cehennemin kalıcılığına ve fani olmayacağına delaleti (iddianız)'dır. Peki söyleyin, buna delalet eden bir tek delil varsa bu Kur'an'ın neresindedir?

Evet Kur'an'ın delalet ettiği şey, şunlardır:

Kafirler ateşte ebedi kalacaklar. Ondan çıkmayacaklar. Onlardan azabı kesilmeyecek. Orada azablandırılışları kalıcı olacak. Onlar orada ölmeyecekler. Azab onlara sarılacak hiç ayrılmayacak, vesaire...

İşte bütün bu hususlarda, sahabe, tabiin ve müslümanların imamları arasında bir ihtilaf yoktur. Tartışma konusu olan şey bu husus değildir.

Biz başka bir şeyi tartışıyoruz. O da şu:

Ateş, ebedi midir yoksa hakkında fanilik yazısı bulunan şeylerden midir?

Kafirlerin oradan çıkmayacağı, azabının onlardan eksilmeyeceği, onların deve iğne deliğinden geçmedikçe Cennet'e giremiyecekleri gibi hususlara gelince; bu konularda sahabe, tabiin ve ehl-i sünnet alimleri arasında bir ihtilaf yoktur.

Bu konularda muhalefet edenler görüşlerini aktardığımız yahudiler, ittihatçılar ve bidat ehli kimselerdir.

Bu naslar (ayetler ve hadisler) ve benzerleri şunu ifade eder:

Ateş baki kaldıkça onlarda o ateş yurdunda baki kalacaktır. O ateş baki oldukça onlar oradan çıkmayacaklardır. O ateş kalmaya devam ettiği halde tevhid ehlinin oradan çıkması gibi bir durum kafirler hakkında söz konusu değildir. Bu durum, hapis, hapis olarak dururken oradan çıkan kimselerle, hapis harab olup gittiği için hapisliği biten kimselerin halleri arasındaki farka benziyor."


Görüldüğü gibi cehennem ateşi devam ettiği sürece kafirlerin orada sürekli kalacağı noktasında bir tartışma yoktur. Cehennem devam ettiği sürece kafirler de orada kalmaya devam edecektir. Ancak cehennem devam edecek midir, ihtilaf buradadır. Bu ihtilaf da yukarda işaret ettiğimiz gibi küfrü veya dalaleti gerektiren bir şey değildir. Zira burada nassı inkar sözkonusu değildir, bilakis başka delillerden dolayı nassı farklı tefsir etmek sözkonusudur.

Mesele özetle şöyledir: Cehennemin kalıcı mı geçici mi olduğu konusunda iki görüş vardır:

1. görüş: Cehennem sonsuza dek kalacaktır ve kafirler de sonsuza dek azap çekecektir.
2. görüş: Cehennem belli bir süre sonra yok olacaktır ve dolayısıyla azap da sona erecektir. Bu ikinci görüşü İbn Kayyım şu şekilde zikretmiştir:

السابع قول من يقول بل يفنيها ربها وخالقها تبارك وتعالى فانه جعل لها أمدا تنتهي إليه ثم تفنى ويزول عذابها

"Cehennem'in Rabbi ve yaratıcısı Allah Tebareke ve Teala onu sona erdirir (fani kılar), O, Cehennem için varıp dayanacağı bir süre koymuştur, sonunda Cehennem sona erer, azabı ortadan kalkar."

Zaten yukarda yine İbn Kayyım'dan naklettiğimiz hususlar da buna delalet etmektedir. Yani ikinci görüşe göre cehennem devam ettiği müddetçe azab devam edecektir ancak cehennem yok olunca haliyle azab da kesilecektir. Vallahu a'lem.




Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1965
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
Ynt: CEHENNEMİN EBEDİLİĞİ HAKKINDA GÖRÜŞLER
« Yanıtla #5 : 03.03.2020, 04:50 »
Bir İddia ve Cevabı:

Alıntı
İbn'ul Kayyim, başka bir yerde cehennemin ebedi olduğunu kesin olarak dile getirmiş ve şöyle demiştir:"İnsanlar Ahirette icinde hicbir kötülük bulunmayan tertemiz, içinde hiçbir iyilik olmayan kötü ve hem iyi tarafı hem de kötü tarafı bulunanlar şeklinde üç tabakaya ayrılınca, onların yurtları üç tane oldu: Salt iyilik yurdu ve katıksız kötülük yurdu... İşte bu iki yurt hiç bir zaman yok olmazlar. Bir de içinde hem kötülük ve de iyilik olanların yurdu. İşte yok olmaya maruz kalacak olan yurt budur. Bu asilerin yurdudur. Çünkü Allah'ı birlediği halde asi olanlardan hiç kimse cehennemde sürekli olarak kalmayacaktır. Bunlar görmeleri gereken ceza kadar azaba tabi tutulduktan sonra atesten çıkarılıp, cennete sokulurlar ve böylece salt iyilik yurdu ile katıksız kötülük yurdundan başka bir yurt da kalmayacaktır.  (İbn'ul Kayyim - Zikir ve Zikrin Faziletleri)

Bismillahirrahmanirrahim,

Şimdi, İbn Kayyım'ın başka bir eserinden konuyla ilgili bir pasajını aktararak mesele çözülemez. Bir alimin sözlerini birbiriyle çatıştırarak müşkilat halledilmez. Alim sözleriyle ne kasdediyor veyahut da görüşünden vazgeçip başka bir görüşe mi intikal etmiştir veya çelişkili gibi görünen sözleriyle başka bir şey mi kasdetmiştir, bütün bunların ortaya konması gerekir. Şu bilinmelidir ki her şeyden önce İbn Kayyım (rh.a) ve üstadı İbn Teymiye (rh.a)’ın cehennemin kalıcı mı geçici mi olduğu meselesini selef arasında ihtilaflı bir mesele olarak gördükleri ve görüşlerden herhangi birisini bidat ve sapıklık olarak görmedikleri çok açık bir şekilde ortadadır. İbn Kayyım’ın konunun girişindeki şu ibaresi bunu açıkça beyan etmektedir:

“Cehennemin ebediliği ve devamlılığı konusunda ise Şeyh'ul-İslam (İbn Teymiyye) şöyle demiştir: "Bu konuda selefden ve haleften tanınmış iki görüş vardır. Bu konuda tabiinin tartışması bilinmektedir."

İbn Teymiyye bunu  “er-Reddu ala men kale bi fena’il cenneti ve’n nar” adlı eserinde (sf.52) söylemektedir ve İbn Kayyım muhtemelen bu eserden nakletmektedir. İbn Cerir et-Taberi ve İbn Ebi’l İzz’in meseleyi alimler arasında ihtilaf edilmiş bir konu olarak değerlendiren görüşlerini ise yukarda nakletmiştik. Şu halde cehennemin bir gün yok olacağı görüşünü Ehli sünnetin asla kabul edemeyeceği küfür veya bidat bir kavil olarak değerlendiren herkes bu noktada ismi geçen alimlere açıkça muhalefet etmiştir. Eğer siz cehennemin ebediliği ile alakalı görüşü bu şekilde bir sapıklık olarak görüyorsanız şunu bilin ki İbn Kayyım, İbn Teymiye, İbn Ebil İzz ve İbn Cerir et-Taberi sizin gibi düşünmüyor. Keza Hud 106-107. Ayetlerinin tefsirinde Taberi’ye muvafakat ederek ayetteki istisna ile alakalı iki görüş olduğunu söyleyen ve tevhid ehlinin cehennemden çıkarılması ile alakalı görüşleri zikrettikten sonra ikinci görüş olarak bunun bütün ateş ehliyle alakalı olduğunu dile getiren müfessir Sa’lebi; Sa’lebi tefsirine yazdığı haşiyede İbn Kayyım’ın bahsettiği İbn Abbas, İbn Mesud ve diğerlerine ait rivayetleri zikrederek reddeden ve bununla beraber bu rivayetlerin cehennemin yok olacağı manasına geldiğini açıkça söyleyen İbn Muzaffer er-Razi;  İ’rab’ul Kuran adlı eserinde seleften gelen bu kavilleri ilgili ayetin tefsirinde yorumsuz olarak ve ayetle alakalı 10 farklı görüş arasında nakleden Kıvam’us Sunne lakablı Ebu’l Kasım el-Asbahani;  el-Hidaye adlı tefsirinde ilgili ayet hakkında seleften mezkur kavilleri zikreden, bunların selefe aidiyetini kabul eden fakat şazz olduğunu söyleyen Mekki bin Ebi Talib keza sizin gibi düşünmüyor. Kısacası cehennemin yok olacağı görüşü Ehli sünnet dışı küfür veya bidat bir görüştür diyen herkes bu alimleri ve hatta bütün ümmeti karşısına almaktadır. Hiçbir tahkik ehli alimden bu konuda –muhalifinin küfre veya dalalete nisbet edileceği- bir icma vaki olduğunu nakledemezsiniz. Kısacası İbn Kayyım’ın sözlerine çarpık teviller getirerek bu iş çözülmüyor. Selefin ve halefin kavillerine vakıf olan herkes bir kere bu konunun Ehli sünnet ve selef arasında ihtilaflı bir mesele olduğunu kabul etmek zorundadır.

Eğer ki bu meselenin inkarı gerektirmeyen ihtilaflı bir mevzu olduğunu kabul etmekle beraber tek itirazınız İbn Kayyım’ın bu görüşte olup olmadığı noktasında ise şunu bilin ki İbn Kayyım yukarda Had'il Ervah adlı eserinden nakil yaptığımız bölümde cehennemin yok olacağı görüşüne açık bir şekilde meyletmektedir. Bu, her insaf sahibinin göreceği bir husustur. Ayrıca nakil yaptığımız yerin devamında –ki elimdeki Türkçe tercümede bu bölüm yoktur- ayrı bir başlık açarak şöyle demiştir:


فصل ونحن نذكر الفرق بين دوام الجنة والنار شرعا وعقلا

“Fasıl: Biz cennetin daimi olması ile azabın daimi olması arasındaki farkı şer’an ve aklen izah edeceğiz.”

Ardından cehennemin neden cennet gibi daimi olmaması gerektiğini tam 59 yönden izah etmektedir. O vecihlerden bazılarını burada nakletmek istiyoruz:


الوجه الثاني أن النار قد اخبر سبحانه وتعالى في ثلاث آيات عنها بما يدل على عدم
أبديتها الأولى قوله سبحانه وتعالى قال: {النَّارُ مَثْوَاكُمْ خَالِدِينَ فِيهَا إِلا مَا شَاءَ اللَّهُ إِنَّ رَبَّكَ حَكِيمٌ عَلِيمٌ} والثانية قوله: {خَالِدِينَ فِيهَا مَا دَامَتِ السَّمَاوَاتُ وَالْأَرْضُ إِلَّا مَا شَاءَ رَبُّكَ إِنَّ رَبَّكَ فَعَّالٌ لِمَا يُرِيدُ} الثالثة قوله {لابِثِينَ فِيهَا أَحْقَاباً}
“İkinci vecih: Allah Subhanehu ve Teala üç ayetinde ateşin ebedi olmadığını haber vermiştir.
Birinci ayet: “De ki Allahın dilemesi hariç, ateş sizin ebedi barınağınızdır” (Enam: 128)
İkinci ayet: “Onlar, Allahın dilemesi hariç, gökler ve yer durdukça ateşte ebedi kalacaklardır” (Hud: 107)
Üçüncü ayet: “Onlar orada çağlar boyu kalacaklardır” (Nebe: 21)


İbn Kayyımın bu ayetlerle alakalı açıklaması ise yukarda naklettiğimiz ibaresinde geçmişti.


الوجه الخامس أن الجنة من موجب رحمته ورضاه والنار من غضبه وسخطه ورحمته سبحانه تغلب غضبه وتسبقه كما جاء في الصحيح

“Beşinci vecih: Cennet onun rahmet ve rızasının gereklerindendir. Ateş ise gazab ve öfkesinin gereklerindendir. Onun rahmeti ise –sahih hadiste beyan edildiği gibi- gazabını geçmiştir”

15. vecihte ise Allahın her fiilinin bir hikmet, rahmet ve maslahata dayalı olduğunu zikrettikten sonra şöyle demektedir:

وليس في الحكمة دوام العذاب أبدا الآباد

“Azabın sonu gelmeyecek şekilde devam etmesinin de hikmette bir yeri yoktur”

İbn Kayyım’ın Hadi’l Ervah adlı eserinin bir sonraki bölümünde naklettiğimiz bu başlıklar dahi İbn Kayyım’ın cehennemin geçici olduğu kanaatine sahip olduğunu göstermektedir.

İbn Kayyım, her ne kadar Hadil Ervah'tan ilk naklettiğimiz yerlerde kendi görüşünü açıkça tasrih etmese de her aklı başında okuyan kişi onun cehennemin fani olduğu fikrine meylettiğini teslim eder. Meselenin başında naklettiğimiz sözler de aslında İbn Kayyımın görüşünü anlamak için yeterli olduğu halde yukardaki yazıda buna ilaveten onun başka sözlerini de naklettik ki bunlar onun cehennemin fani olacağı görüşünde olduğunu açıkça göstermektedir. Cehennemin yok olmayacağını savunan birisi neden ayrı fasıl açıp cehennemin neden cennet gibi daimi olmadığını 59 yönden ispat etmeye çalışsın ki? Bu 59 vecihten 3 tanesini yukarda naklettik; orayı okuyan herkes düşünsün İbn Kayyım orada da başkalarının görüşünü mü naklediyor yoksa kendi görüşü olan cehennemin daimi olmadığını mı ispatlamaya çalışıyor? Lakin birileri tıpkı şefaat vb meselelerde yaptıkları gibi ümmetin arasında asırlardır tartışılan bir mevzuyu karartıp tarihi baştan yazmaya kalkışıyorlar, bunu hep yapıyorlar. Madem İbn Kayyım ateşin fani olacağını savunmadı, şu halde San'ani "Ref'ul Estar li ibtali edillet'il qailine bi fena'in Nar" adlı risalesini kime reddiye olarak yazdı, gidin araştırın? Ki o bu risaleyi baştan sona İbn Kayyım'ın "Hadi'l Ervah" kitabındaki görüşlerine reddiye olarak kaleme almıştır. Bizim konumuz şu anda San'ani'nin kitabının tenkidi veya ne kadar ilmi bir reddiye olup olmadığının incelenmesi değildir. Bu reddiyeden bahsetmemizin sebebi İbn Kayyım'ın bu görüşte olduğunun ilmi muhitte bilinen meşhur bir husus olduğunu göstermek içindir. Birilerinin İbn Kayyım öyle bir şey demedi diye iddia etmesi herkesin bildiği bu hakikati ortadan kaldırmaz. San'ani aynı eserde İbn Teymiye'ye de reddiyede bulunmakta ve şöyle demektedir:


وظاهر نقل ابن تيمية لأثر ابن عباس أنه قائل بفناء النار

"İbn Teymiye'nin İbn Abbas rivayetini nakletmesi onun ateşin fani (geçici) olduğu kanaatine sahip olduğunu göstermektedir" (age sf 75)

Şeyhulislam İbn Teymiye ve öğrencisi İbn Kayyım'ın fena-i nar görüşüne sahip olduğu sevenleri ve muhalifleri nezdinde açık olduğu halde Had'il Ervah kitabının muhakkiki Yusuf Budeyvi gibilerinin İbn Kayyım'ın Miftah kitabındaki bir ibaresine dayanarak burada sadece konuyla alakalı görüşleri naklettiğini, kendisinin ise cehennemin ebediliği görüşünde olduğunu söylemesinin ilmi bir kıymeti yoktur. İbn Kayyım Miftahu Dar'is Saadet kitabındaki sözüyle ne kasdetmiştir bunu gerekirse ayrı bir başlıkta inceleriz ancak şimdilik şunu bilin ki bir alimin sadece bir sözünü esas alıp diğer sözlerini görmezden gelmek ilmi bir yaklaşım değildir. Yukarda da işaret ettiğimiz gibi İbn'ul Kayyim bu hususta görüş değiştirmiş olabilir veya cehennemin ebediliğine dair görüşleri, nasslarda geçen umum ifadeleri tasdik etmekten ibarettir, işin tafsilatına indiğinde fena-i nar görüşünü açıkça ortaya koymuştur da denebilir. Herhalükarda İbn'ul Kayyim hakkında meşhur olan, onun fena-i nar görüşüne kail olduğudur. Vallahu a'lem.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1965
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
Ynt: CEHENNEMİN EBEDİLİĞİ HAKKINDAKİ GÖRÜŞLER
« Yanıtla #6 : 05.03.2020, 03:51 »
Konuyla alakalı Şerh'us Sunne tercümesinde geçen dipnot hakkında açıklama:

Bizler, Neda yayınları tarafından basılan İmam Berbehari rahimehullah’a ait Şerh’us Sunne adlı eserin 24. Maddesindeki “Cennet ve cehennem ebediyen yok olmayacaklardır. Onların bekâsı (devamlılığı) Allah’ın bekâsı (devamlılığı) ile birlikte ilelebed (sonsuza kadar) sürer gider.” Şeklindeki ifadeye şöyle bir dipnot koymuştuk:

“İbnu Ebi’il İzz rahimehullah bu hususta şöyle demektedir:

“Cennetin kalıcılığı, cehennemin ise yok olacağı görüşünü selef ile halef’ten bir topluluk kabul etmiştir. Her iki görüş de (yani cennet ile cehennemin kalıcılığı ile cennetin kalıcılığı, cehennemin son bulacağı görüşleri) pek çok tefsir kitabında ve başkalarında da zikredilmişlerdir. Hem cennet, hem de cehennemin yok olacağı görüşünü ise Muattile’nin imamı el-Cehm bin Safvan kabul etmiştir. Bu hususta onun selef’ten uyduğu hiçbir kimse yoktur. Ne Ashab-ı Kiram’dan, ne de güzel bir şekilde onlara tabi olanlardan, ne de müslümanların imamlarından, ne de sünnet ehlinden. Genel olarak bütün ehl-i sünnet onun bu kanaatini reddetmiş ve bundan dolayı onun kâfir olduğunu söylemiş, onu ve yeryüzünün dört bir yanından ona tabi olanları teşhir etmişlerdir.

Bu görüşü kabul etmesine sebeb ise inanmış olduğu temel ilkesidir. O da: Hadis (sonradan yaratılmış) olan varlıklardan sonsuz bir şekilde var oluş, imkânsız bir şeydir. Bu ise yerilmiş kelam bilginlerinin cisimlerin sonradan hadis olduklarına ve hâdis’lerden uzak kalmayan varlıkların da hadis olduklarına delil olarak gösterdikleri bir ilkeleridir. Onlar kâinatın yaratılmış olduğuna bu ilkeyi temel dayanak kabul etmişlerdir. Cehm de geçmişte başlangıcı bulunmayan hadis’lerin imkânsız olduğu bir varlık, gelecekte de bunları kabil değildir, görüşündedir. Ona göre Yüce Allah’ın fiilinin gelecekte de sürekli olarak devam etmesi imkânsızdır. Nitekim geçmişte de O’nun hakkında bunun imkânsız olması gibi. Mutezile’nin önder hocalarından Ebu’l-Huzeyl el-Allâf da bu hususta ona muvafakat etmiş olmakla birlikte şöyle der: Bu hareketlerin son bulmalarını gerektirir. O bakımdan şunları da ekler: Cennet ve cehennem ehlinin hareketleri -onlardan hiçbir kimse hareket edecek gücü bulamayacağı ve sürekli bir sükûn içerisinde kalacağı zamana kadar- devam edecek ve o zaman son bulacaktır.”

Ardından cehennemin yok olup olmayacağı hususundaki 8 görüşü sıralarken Ehli Sünnet’in bu hususta benimsediği iki görüşü şöyle nakletmektedir:

“7- Yüce Allah -sünnet’te varid olduğu üzere- oradan dilediği kimseleri çıkartır, sonra da dilediği kadar bir süre varlığını devam ettirir. Sonra da yok eder, çünkü O, cehennem için son bulacağı bir süre takdir etmiştir.
8- Yüce Allah oradan sünnet’te varid olduğu üzere dilediği kimseleri çıkartır. Orada kâfirler ise -Tahâvî’nin dediği şekilde- sonu gelmeyecek ve ebedi olmak üzere kalacaklardır.
Bu son iki görüş dışındaki görüşlerin batıl oldukları açıkça ortadadır.”

Böylece anlaşılıyor ki İmam Berbehârî’nin ve diğer imamların, cennet ve cehennemin ebediliğini vurgulamaları, öncelikle cennet ve cehennemin içindekilerle beraber yok olacağını iddia eden Cehm bin Safvan’ın görüşünü reddetme amaçlıdır. O, bu iddiasını “Hadis (sonradan yaratılmış) olan varlıkların sonsuz olması imkânsız bir şeydir.” Şeklinde icad ettiği akli bir kaideye dayandırmış ve böylece cennetin ve cehennemin ebediliğine işaret eden nassları inkâr etmiştir. Hâlbuki bu ikisinin ve diğer dilediği mahlûkatın ebedi oluşu ancak Allahın izniyledir, kendilerinde var olan bir hususiyetten kaynaklanmamaktadır. Bundan dolayı Ehli Sünnet cennetin ve cehennemin ebediyet için yaratıldığını kabul etmiş ve Cehmiye’nin kavlini reddetmişlerdir. Bilhassa cennetin ebedi oluşu icma ile kabul edilmiştir. Lakin selef ve haleften bir cemaat cehennemin ebediliğine dair nassları kabul etmekle beraber Allahu Teâla’nın vaidinden yani azap tehdidinden vazgeçmesinin Onun için bir eksiklik değil, bilakis lütuf sayılacağından hareketle ve de Kuran ve sünnetten başka bazı delillere dayanarak cehennemin yok olmasının mümkün olduğunu söylemişlerdir. Buna göre cehennemin ebediliği hakkında Ehl-i Sünnet ve’l Cema'atin iki görüşü bulunmaktadır. Birinci görüşe göre; Cehennem tıpkı Cennet gibi sonsuz olacaktır, bu Cumhur'un görüşüdür. Bu husustaki ikinci görüş ise; Cehennem'in bir zaman sonra son bulacağı görüşüdür. Tahavi şarihi İbnu Ebi’l İzz’in de sözünün devamında ifade ettiği üzere bu görüş; Ömer radiyallahu anh, İbnu Me’sud radiyallahu anh, Ebû Hureyre radiyallahu anh, İbnu Abbas radiyallahu anhuma, Ebû Sa’id el-Hudri radiyallahu anh gibi Sahabeler'den ve Selef'ten birçokları tarafından nakledilmektedir. (Bu konuyla alakalı geniş bilgi için bkz: İbn’ul Kayyim el-Cevziyye, Had'il Ervah, sf 348 ve devamı. Türkçesi için bkz. Cennetteki Hayat, sf 407 ve devamı, Uysal Kitabevi, 2. Baskı; ayrıca İbnu Ebi’l İzz, Şerh’ut Tahaviyye, 2/620-629 Thk: Arnavut; Türkçesi için bkz. Akidet’ut Tahaviyye ve Şerhi, sf 354-360, Guraba Yay. İst 2002)”

Şimdi sözleri ciddiye alınmayacak bazı kimseler, bu açıklamalara itiraz ederek fena-i nar yani cehennemin sona ereceği görüşünün mutlak anlamda küfür olduğunu ileri sürmektedirler. Hatta “kimden gelirse gelsin bu söz küfürdür” tarzı kelamlar piyasada dolaşmaktadır. Bu kişilerdeki azgınlığın derecesini görün ki, bu açıklamaları okuyorlar, İbnu Ebi’l İzz’in bu görüşü Ömer, İbnu Mesud, Ebu Hureyre, İbnu Abbas ve Ebu Said el Hudri –radiyallahu anhum ecmain- gibi sahabelere dayandırdığını görüyorlar ve buna rağmen “kimden gelirse gelsin…” diyebilmektedirler. Bu zihniyetin, sahabeleri tekfir eden Rafizi ve Harici zihniyetlerinden bir farkı yoktur. Eğer İbnul Kayyim, İbnu Teymiyye, İbnu Ebil İzz ve diğer âlimler bu fena-i nar meselesinden dolayı kâfir oluyorlarsa bu âlimlerin kendilerinden bu görüşü naklettikleri sahabenin de kâfir (!) olması tabiidir. Bütün bunlardan Allah’a sığınırız. Bu hususta birtakım Sübki vb birtakım Eşari ulemasından İbnu Teymiye’ye çok ağır tenkidlerde bulunanlar çıkmışsa da ben bugüne kadar âlim denilmeyi hak edecek Sünni ya da bidatçı herhangi bir kimsenin bu görüşe sahip âlimleri muayyen olarak tekfir ettiğine şahid olmadım. Böylesine bir guluvv ve aşırılık, birçok meselede olduğu gibi ancak asrımızda yaşayan bazı cahillere nasip olmuştur! Yukarda da ifade ettiğimiz gibi delillerin zahiren tenakuz halinde olduğu böyle ihtimalli ve ihtilaflı bir meselede tekfire gitmek menheci bir sapmadır. Çünkü burada “bu kimseler Allah ve Rasülünü yalanlıyor” denebilecek şekilde bir muhalefet sözkonusu değildir. Cehennemin son bulacağını söyleyenler, cehennem ehlinin orada ebedi kalacağına dair nassların farkındalar ve bunları yalanlamaları da sözkonusu değildir. Bilakis onlar, bu nassları “cehennem durduğu müddetçe onlar oradan çıkmayacaklardır” şeklinde açıklamakta ve bu hususta Hud suresi 107. ayetinde geçen “gökler ve yer durduğu müddetçe onlar orada ebedi kalacaklar” ifadesine dayandırmaktadırlar. Aynı ifade devamında cennet ehli için de kullanılmakta, ancak cehennem ehli hakkında “Allah dilediğini yapar” buyrulurken, cennet ehli hakkında ise “kesintisiz bir lütuf” ifadesi kullanılmaktadır. İşte cennet ve cehennem hakkındaki bu farklı üslup ve de ilgili ayetlerin tefsirlerinde seleften nakledilen birtakım rivayetler bazı âlimleri fena-i nar görüşüne sevk etmiştir.

Burada dikkat edilmesi gereken diğer bir husus, cehennem azabıyla alakalı nassların vaid yani tehdid nassı olmasıdır. Ehli sünnete göre Allah Subhanehu asla mükâfat vaadinden dönmez, lakin vaidinden yani tehdidinden dönebilir. Bu, onun için bir eksiklik sayılmaz. "Allah'ın vaidinden dönmesinin caiz oluşu" hususunda Vahidi (vefatı h. 468/ m. 1076)  "el-Vasit" adlı tefsirinin Nisa: 93 ayetiyle alakalı bölümünde şunları zikrediyor:


وروى عاصم بن أبي النجود، عن ابن عباس في قوله: فجزاؤه جهنم قال: هي جزاؤه، فإن شاء عذبه، وإن شاء غفر له.

Asım bin Ebi'l Cunud, "Onun cezası cehennemdir" (Nisa: 93) kavli hakkında İbn Abbas'tan şunu rivayet eder: Aslında katilin cezası budur, fakat Allah dilerse ona azab eder dilerse de onu bağışlar.

وبهذا قال عون بن عبد الله، وبكر بن عبد الله، وأبو صالح: وقد يقول الإنسان لمن يزجره عن أمر: إن فعلته فجزاؤك القتل والضرب، ثم إن لم يجازه بذلك لم يكن ذلك منه كذبا.

Avn bin Abdillah, Bekr bin Abdillah ve Ebu Salih de böyle demişlerdir. Şöyle ki bir insan bir meseleden dolayı kınayacağı kişiye şöyle der: "Eğer bunu yaptıysan (veya yaparsan) senin cezan öldürülmek ve dövülmektir." Sonra eğer ki cezalandırmazsa bu onun yalan söylediği manasına gelmez.

والأصل في هذا: أن الله تعالى يجوز أن يخلف الوعيد، وإن كان لا يجوز أن يخلف الوعد، بهذا وردت السنة عن رسول الله صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فيما:

Bu meselenin aslı şudur: Allahu teala'nın vaidinden yani tehdidinden dönmesi caizdir (mümkündür), fakat va'dinden dönmesi sözkonusu değildir. Bu hususta Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'den şöyle bir sünnet varid olmuştur:

 أَخْبَرَنَا أَبُو بَكْرٍ أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدٍ الأَصْبَهَانِيُّ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ الأَصْبَهَانِيُّ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّا بْنُ يَحْيَى السَّاجِيُّ، وَأَبُو حَفْصٍ السُّلَمِيُّ، وَأَبُو يَعْلَى الْمَوْصِلِيُّ، قَالُوا: حَدَّثَنَا هُدْبَةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا سُهَيْلُ بْنُ أَبِي حَزْمٍ، حَدَّثَنَا ثَابِتٌ الْبُنَانِيُّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «مَنْ وَعَدَهُ اللَّهُ عَلَى عَمَلِهِ ثَوَابًا فَهُوَ مُنْجِزُهُ لَهُ، وَمَنْ أَوْعَدَهُ عَلَى عَمَلِهِ عِقَابًا فَهُوَ بِالْخِيَارِ»
(Hadisin senedini verdikten sonra) Enes (ra)'dan Allah rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Allah bir kula ameli karşılığında sevap vâdedecek olursa onu yerine getirir. Eğer ona ameline karşılık ceza tehdidinde bulunacak olursa, bu Allah'ın dilemesine (meşîetine) bağlıdır."

(Heysemi, Mecma'uz zevaid'de (10/211)'de hadisi rivayet ettikten sonra şöyle diyor: Bu hadisi, Ebu Yala ve Taberani Evsatta rivayet etmiştir. Senedde yer alan Suheyl bin Ebi Hazm zaafına rağmen sika addedilmiştir. Kalan ricali ise sahih ricalindendir. Beyhaki, el-Ba's ve'n Nuşur adlı eserinde bu hadisi rivayet ettikten sonra şu ziyadeyi kaydeder: "Dilerse onu cezalandırır, dilerse onu affeder." Bu ziyade hakkında şu açıklamayı yapıyor: "Bunu rivayet etme hususunda Suheyl tek kalmıştır ve o kavi değildir." Kurtubi de Nisa 93'ün tefsirinde hadisi bu şekilde rivayet etmiştir.)

Vahidi, devamla şöyle diyor:


أخبرنا أبو بكر، أخبرنا عبد الله، أخبرنا محمد بن حمزة، حدثنا أحمد بن الخليل، حدثنا الأصمعي، قال: جاء عمرو بن عبيد إلى أبي عمرو بن العلاء، فقال: يا أبا عمرو، يخلف الله ما وعد؟ قال: لا.
قال:
أفرأيت مَن أوعده الله على عمل عقابا، أيخلف الله وعده فيه؟ فقال أبو عمرو بن العلاء من العجمة: أتيت يا أبا عثمان؟ إن الوعد غير الوعيد، إن العرب لا تعد عارا ولا خلفا أن تعد شرا ثم لا تفعله، ترى ذلك كرما وفضلا، وإنما الخلف أن تعد خيرا ثم لا تفعله.
قال: فأوجدني هذا في العرب.
قال: أما سمعت قول الأول:
وإني وإن أوعدته أو وعدته ... لمخلف ايعادي ومنجز موعدي
(Haberin senedini zikrettikten sonra) Ebu Amr bin A'la'nın yanına (Mutezileden) Amr bin Ubeyd gelmiş ve şöyle demiştir: "Ey Ebu Amr, Allah va'dinden döner mi?" O, buna "Hayır" diye cevap verdi. Bunun üzerine Amr, şöyle devam etti: "Peki söyler misin, Allah ceza tehdidinde bulunduğu bir kimse hakkındaki va'dinden döner mi?" Ebu Amr bin A'la buna cevap olarak şöyle dedi: Bu şüphe sana Acemlik’ten (yani Arap olmamandan) dolayı arız olmuştur, Ey Ebu Osman! Va'd, vaid (yani tehdid) gibi değildir. Araplar, kişinin bir kötülük va'dedip de bunu yapmamasını bir ar, utanç olarak görmezler. Bilakis bunu bir kerem ve fazilet olarak görürler. Ancak hayır vadedip de onu yerine getirmeyen kişi sözünden dönmekle suçlanabilir. Amr: Bana Araplardan buna dair delil göster, deyince Ebu Amr şöyle dedi: "Sen yoksa şu beyitleri duymadın mı?
"Gerçek şu ki, ben ne zaman onu tehdit eder veya ona vaadde bulunursam,
 Tehdidimi gerçekleştirmem, fakat verdiğim sözü yerine getiririm "
Burada zikri geçen Ebu Amr bin A’la Nahivci olup 154'te vefat etmiştir. İbn Hacer Sika olduğunu bildirmiştir. Allah’ın vadinden dönmeyeceği gibi vaidinden de dönmeyeceğini ileri süren Amr bin Ubeyd isimli kelamcıya verdiği cevapta bu meseleyi anlamamasının Arapça’yı bilmemesinden kaynaklandığını söylemesi manidardır.
Vahidi, devamla şöyle demektedir:

والذي ذكره أبو عمرو بن العلاء رحمه الله مذهب الكرام، ويستحسن عند كل أحد خلف الوعيد كما قال السري الموصلي:
إذا وعد السر أنجز وعده ... وإن أوعد الشر فالعفو مانعه

Ebu Amr bin A'la'nın (rh.a) zikrettiği şey kerem sahiplerinin mezhebidir. Tehdidden dönmek herkesin nezdinde güzel görülür. Tıpkı Sırrı el-Mavsili'nin dediği gibi:
Bir müjde vadettiğinde vadini yerine getirir
Bir kötülük vadettiğinde ise affetmek ona engel olur.


وأحسن يحيى بن معاذ في هذا الفصل حيث قال: الوعد والوعيد حق، فالوعد حق العباد على الله، ضمن لهم إذا فعلوا كذا أن يعطيهم كذا، ومن أولى بالوفاء من الله؟ والوعيد حقه على العباد، قال: لا تفعلوا كذا فأعذبكم ففعلوا فإن شاء عفا وإن شاء أخذ، لأنه حقه، وأولاهما بربنا الكرم والعفو إنه غفور رحيم.

Yahya bin Muaz bu konu hakkında ne güzel söylemiştir: Va'd de vaid de haktır. Va’d kulların Allah üzerindeki hakkıdır; onlara eğer şöyle yaparlarsa şunu şunu vereceğini vadetmiştir. Allahtan daha vefalı kim vardır? Vaid ise Onun kulları üzerindeki hakkıdır. O (azze ve celle) demiştir ki: Şunu yapmayın yoksa size azab ederim. Onlar o işi yaptıklarında dilerse affeder, dilerse cezalandırır. Zira bu Onun hakkıdır. Rabbimiz için evla olan ise ikram ve afvdır. Zira O, Gafur ve Rahim'dir.

(Et-Tefsir'ul Vasit, Ebu'l Hasen el- Vahidi en-Nisaburi eş-Şafii, 2/101, Dar'ul Kutub'il İlmiyye, Beyrut, 1415/ 1994 Kurtubi tefsirine de bakılabilir. Nisa: 93.ayet)

İbn’ul Kayyim rahimehullah, Had’il Ervah adlı eserinde cehennemin ebedi olmadığına dair delil ve vecihleri zikrederken 23. Vecih olarak bu vaad-vaid meselesini zikretmiştir. İbn Kayyım’ın ifadesi şu şekildedir:

لو جاء الخبر منه سبحانه وتعالى صريحا بأن عذاب النار لا انتهاء له وانه ابدي لا انقطاع له لكان ذلك وعيدا منه سبحانه وتعالى والله تعالى لا يخلف وعده وأما الوعيد فمذهب أهل السنة كلهم إن إخلافه كرم وعفو وتجاوز يمدح
الرب تبارك وتعالى به ويثنى عليه به فانه حق له إن شاء تركه وإن شاء استوفاه

“Cehennem azabının sonu ve kesintisi olmayacağına dair velev Allah katından sarih bir haber gelmiş olsa dahi bu Subhanehu teala'nın bir vaidi (tehdidi)dir. Allah vadinden dönmez ancak vaide gelince Ehli Sünnetin tamamının görüşü tehdidden dönmenin Allah hakkında övgüye sebeb olan bir lütuf, afv ve vazgeçme sayıldığı noktasındadır. Zira bu tehdid Onun hakkıdır, dilerse terkeder dilerse yerine getirir.” (Hadil ervah, sf 385)

Cehennemin ebedi olmadığını savunanların en büyük gerekçelerinden biri bu olduğu gibi, bu görüş sahiplerinin –ilim ehli nezdinde- tekfir edilmemesi hatta sapıklığa dahi izafe edilmemesinin sebebi de budur. İbnul Kayyim, Ehli sünnetin Allahu Teala’nın vaidinden, tehdidinden dönmesinin caiz olduğu hususunda icma ettiğini dile getirdikten sonra yukarda Vahidi’den naklen zikrettiğimiz hadis ve eserleri kaydetmiştir. Maalesef bu bölüm ve cehennem konusunun birçok kısmı her nedense kitabın “Cennetteki Hayat” ismiyle yayınlanan tercümesinde yer almamaktadır! Söz konusu vaad-vaid meselesi anlaşılırsa âlimlerin cehennemin ebediliğini ifade eden naslara rağmen nasıl bunun aksini ifade edebildikleri ve bu görüşte olan âlimlerin hiçbir aklı başında kimse tarafından tekfir edilmemesinin sebebi de anlaşılır. Cennetin ebediliğini inkâr edenler ise icma ile tekfir edilirler. Çünkü Allahın va’dinden döneceğini yani sözünden cayacağını söylemek küfürdür ve hem Allaha noksanlık izafe etmek hem de Ona yalan isnad etmektir. Bundan dolayı âlimler cennetin yok olacağı görüşünü dile getiren Cehmiyye’yi tekfir etmişlerdir. Buhari’nin Harice bin Musab ismindeki âlimden naklettiğine göre şöyle demiştir:


كَفَرَتِ الْجَهْمِيَّةُ فِي غَيْرِ مَوْضِعٍ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ، قَوْلُهُمْ: إِنَّ الْجَنَّةَ تَفْنَى، وَقَالَ اللَّهُ: {إِنَّ هَذَا لَرِزْقُنَا مَا لَهُ مِنْ نَفَادٍ} [ص: 54] ، فَمَنْ قَالَ: إِنَّهَا تَنْفَدُ فَقَدْ كَفَرَ

“Cehmiye, Allah’ın kitabından bir çok yeri inkar etmiştir. Onların görüşü, cennet yok olacaktır şeklindedir. Allah ise şöyle buyurmaktadır: ‘İşte bu bizim bitip tükenmek bilmeyen rızkımızdır’ (Sad: 54) Her kim onun tükeneceğini iddia ederse kâfirdir…” (Halku Efalil İbad, sf 30)

Ardından cennetin ebediliği hakkındaki birkaç ayeti zikrederek Cehmiye’nin bu ayetleri inkâr etmek suretiyle kâfir olduğunu söylemektedir. Bu âlimin sadece cennetle alakalı ayetleri zikretmesi, cehennemden bahsetmemesi enteresandır. Hâlbuki Cehmiye’nin cennet ve cehennem ikisi birden yok olacaktır dedikleri malumdur, buna rağmen âlimler cennetin ebediliğini inkâr ettikleri için onları tekfir etmişler, cehennem konusuna ise temas etmemişlerdir. İşte bu bile selef nezdinde cehennemin ebediliğini reddetmenin cennetin ebediliğini reddetmek gibi değerlendirilmediğini göstermektedir. Biz bugüne kadar cennetin ebediliğini reddedenleri tekfir eden âlimleri okuduk lakin cehennemin ebediliğini reddedenleri tekfir eden hiçbir âlim görmedik. Bu konuda İbn Teymiye’ye şiddetli hücümlarda bulunan Subki dahi bu küfürdür vs umum sözler sarfetmekle birlikte muayyen tekfir hakkında sükût etmiştir.

Âlimlerin, kâfirler için mağfiret talebinde bulunan kişiyi tekfir etmeme sebebi de budur. Çünkü kâfirler için bağışlanma dileyen kişi aslında Allah’ın kâfirler için azap tehdidinden vazgeçmesini talep etmektedir.
 
Maliki usulcülerden Şihabuddin el-Karafi ise (vefatı h. 684/ m.1285) "el- Furuk" adlı eserinde 272. Fark olarak "Küfür olan ve küfür olmayan dua çeşitleri arasındaki fark" başlığını attıktan sonra küfür olan duayı 4 kısma ayırıyor. Bunlardan birinci kısım Kitab ve Sünnetten kati olan sem'i delillerin nefyetmiş olduğu şeyleri Allah'tan taleb etmektir. Bu birinci kısma üç tane misal vermiş. Bu misallerden birincisi istiğfarla alakalıdır:

الْقِسْمُ الْأَوَّلُ ) أَنْ يَطْلُبَ الدَّاعِي نَفْيَ مَا دَلَّ السَّمْعُ الْقَاطِعُ مِنْ الْكِتَابِ وَالسُّنَّةِ عَلَى ثُبُوتِهِ وَلَهُ أَمْثِلَةٌ : ( الْأَوَّلُ ) أَنْ يَقُولَ اللَّهُمَّ لَا تُعَذِّبْ مَنْ كَفَرَ بِك أَوْ اغْفِرْ لَهُ ، وَقَدْ دَلَّتْ الْقَوَاطِعُ السَّمْعِيَّةُ عَلَى تَعْذِيبِ كُلِّ وَاحِدٍ مِمَّنْ مَاتَ كَافِرًا بِاَللَّهِ تَعَالَى لِقَوْلِهِ تَعَالَى { إنَّ اللَّهَ لَا يَغْفِرُ أَنْ يُشْرَكَ بِهِ } وَغَيْرُ ذَلِكَ مِنْ النُّصُوصِ فَيَكُونُ ذَلِكَ كُفْرًا ؛ لِأَنَّهُ طَلَبٌ لِتَكْذِيبِ اللَّهِ تَعَالَى فِيمَا أَخْبَرَ بِهِ وَطَلَبُ ذَلِكَ كُفْرٌ فَهَذَا الدُّعَاءُ كُفْرٌ .

“Birinci misal: "Allahım şu kafire azab etme, onu bağışla" demektir. Halbuki kafir olarak ölen her bir ferdin azab göreceğine dair "Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz" (Nisa: 48, 116) ayetleri gibi kati sem'i deliller varid olduğundan dolayı bu küfür olur. Zira böyle bir dua, Allah'ın haber verdiği hususlarda yalancı çıkmasını taleb etmek manasına gelir. Dolayısıyla bu, küfür olan bir duadır!”

Karafi'nin dile getirdiği kafirler için istiğfar dilemek (ve dolayısıyla cenaze namazı kılmak) küfürdür fikrini selef ulemasından söyleyen herhangi bir kimse yoktur. Bizim bu hususta söz söyleyenler arasında tesbit edebildiğimiz en eskisi, akidede Mutezile olmakla beraber Hanefi fakihlerinden olan el-Cessas'tır. (vefatı h. 370) Cessas bu husustaki rivayetlerin bir kısmını inkar ederken bir kısmını uzak tevillerle tevil etmiş, Kuran nassıyla sabit olan İbrahim (as)’ın babasına mağfiret dilemesi olayını ise babasının iman izhar etmesine bağlamıştır!!  (Misaller için bkz. Cessas, Ahkam’ul Kuran, 3/185 ve 583, Thk: Şahin)

El-Fusul adlı eserinin bir yerinde ise şöyle diyor:


وَأَمَّا مَا حَكَاهُ عَنْ أَبِي عُبَيْدٍ «فِي قَوْله تَعَالَى {إنْ تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ سَبْعِينَ مَرَّةً فَلَنْ يَغْفِرَ اللَّهُ لَهُمْ} [التوبة: 80] وَأَنَّ النَّبِيَّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - قَالَ لَأَزِيدَنَّ عَلَى السَّبْعِينَ» رِوَايَةٌ بَاطِلَةٌ لَا يَصِحُّ عَنْ النَّبِيِّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - وَلَا يَجُوزُ ذَلِكَ عَلَيْهِ، وَفِي تَجْوِيزِهِ انْسِلَاخٌ مِنْ الدَّيْنِ وَذَلِكَ أَنَّهُ مَعْلُومٌ أَنَّهُ قَدْ كَانَ مِنْ دِينِ النَّبِيِّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - مِنْ أَوَّلِ مَا بَعَثَهُ اللَّهُ تَعَالَى إلَى (أَنْ) تَوَفَّاهُ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - أَنَّهُ دَعَا النَّاسَ إلَى اعْتِقَادِ تَخْلِيدِ الْكَافِرِ فِي النَّارِ وَأَنَّهُ لَمْ يُجَوِّزْ قَطُّ غُفْرَانَ الْكُفْرِ فَمَنْ جَوَّزَ عَلَى النَّبِيِّ - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ - جَوَازَ الِاسْتِغْفَارِ لِلْكَافِرِ فَهُوَ خَارِجٌ عَنْ الْمِلَّةِ.

"70 defa da bağışlanma dilesen Allah onları affetmeyecektir" (Tevbe: 80) Ayeti hakkında Ebu Ubeyd'den naklettikleri söze göre Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) "Ben 70'den fazla mağfiret dileyeceğim" demiştir. Bu rivayet batıldır, Rasulullah'tan sahih bir yolla gelmemiştir. Ve böyle bir şey Onun hakkında caiz olmaz. Buna cevaz vermek dinden çıkmaktır. Zira Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'in insanları kâfirlerin cehennemde ebedi kalacağına inanmaya davet ettiği hususu gönderildiği ilk günden vefat ettiği güne kadar onun dininden olduğu malum olan bir meseledir. Küfrün asla bağışlanmayacağı da böyle kesindir. Kim Peygamber (as)'ın kâfirlere mağfiret dilemesini mümkün görürse o kimse İslam milletinden çıkmıştır!” (Cessas, el-Fusul fi’l Usul, 1/308-310)

Ardından açıklamaları uzayıp gidiyor. Açıklamaları arasında İbrahim as'ın babası için mağfiret dileme sebebinin babasının İslam izhar etmesi olduğu iddiası da var. Böylece o, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kâfirler için bağışlanma dilediğini söyleyenleri tekfir etmeye yeltenmiş ve bu surette ne kendisinden önce ne de kendisinden sonra hiç kimsenin söylemediği şeyleri ihdas etmiştir. Bu hususta da kâfirlerin ebedi cehennemlik oluşunun bütün Rasullerin baştan sona davet ettiği bir şey olduğunu ve Rasullerin buna muhalif bir istekte bulunmasının mümkün olmadığını gerekçe göstermiştir.  Öyle zannediyoruz ki bunu Mutezile’nin Allah vaadinden de vaidinden de dönmez şeklindeki batıl prensibinden etkilenerek yapmıştır. Nakli bırakarak her meseleyi akılla izah etmenin varacağı nokta ancak bu şekilde ümmeti tekfir edecek görüşler ihdas etmektir.

Hanefilerden İbn Nuceym el-Mısri (vefatı h. 970/ m. 1563) , "Bahr'ur Raik" adlı eserinde kişinin ancak mümin olan anne babası için mağfiret dileyebileceğini söyledikten sonra şöyle diyor:

لَا يَجُوزُ الدُّعَاءُ بِالْمَغْفِرَةِ لِلْمُشْرِكِ وَلَقَدْ بَالَغَ الْقَرَافِيُّ الْمَالِكِيُّ كَمَا نَقَلَهُ فِي شَرْحِ مُنْيَةِ الْمُصَلِّي بِأَنْ قَالَ إنَّ الدُّعَاءَ بِالْمَغْفِرَةِ لِلْكَافِرِ كُفْرٌ لِطَلَبِهِ تَكْذِيبَ اللَّهِ تَعَالَى فِيمَا أَخْبَرَ بِهِ،

“Zira Müşriğin bağışlanması için dua etmek caiz değildir. Hatta Munyet'ul Musalli'nin şerhinde nakledildiği üzere Malikilerden Karafi, mübalağa ederek kâfirin bağışlanması için dua etmenin küfür olduğunu söylemiştir. Çünkü onun bu talebi Allah'ın verdiği haberi yalanlamak anlamına gelir.”

 Ardından Karafi'nin Furuk'ta geçen malum görüşlerini zikrediyor, yani kâfire istiğfar dileyenin açık nassı tekzib ettiğinden dolayı kâfir olacağı, bütün müminlerin bağışlanması için dua edenin ise ahad haberi tekzib ettiğinden dolayı günahkâr olacağını, kâfir olmayacağı yönündeki görüşünü ele alıp değerlendirmesini yaptıktan sonra şöyle diyor:


وَالْحَقُّ أَنَّهُ يَكُونُ عَاصِيًا بِالدُّعَاءِ لِلْكَافِرِ بِالْمَغْفِرَةِ غَيْرَ عَاصٍ بِالدُّعَاءِ بِالْمَغْفِرَةِ لِجَمِيعِ الْمُؤْمِنِينَ؛ لِأَنَّ الْعُلَمَاءَ اخْتَلَفُوا فِي جَوَازِ الْعَفْوِ عَنْ الْمُشْرِكِ عَقْلًا، قِيلَ بِالْجَوَازِ؛ لِأَنَّ الْخُلْفَ فِي الْوَعِيدِ كَرَمٌ فَيَجُوزُ مِنْ اللَّهِ تَعَالَى، وَإِنْ كَانَ الْمُحَقِّقُونَ عَلَى خِلَافِهِ كَمَا ذَكَرَهُ التَّفْتَازَانِيُّ فِي شَرْحِ الْعَقَائِدِ،

“İşin doğrusu yani hak olan ise şudur: Kafirin bağışlanması için dua eden günahkar, asi olur; bütün müminlerin bağışlanması için dua eden ise günahkar sayılmaz. Zira âlimler, müşriğin bağışlanmasının aklen caiz olup olmadığı hususunda ihtilaf ettiler. Teftazani'nin Şerh'ul akaid'de belirttiği üzere muhakkikler, tahkik ehli bunun zıddını söyleseler de bunun caiz olduğu söylenmiştir; zira vaidden yani tehditten dönmek bir keremdir, lutuftur; bu ise Allah hakkında mümkündür.”

Görüldüğü üzere kâfir için bağışlanma dilemek küfür değil, haramdır. Çünkü kâfirin azap görmesi Allah’ın bir vaidi yani tehdididir, Allahın tehdidinden dönmesini talep etmek ise caizdir. Rasullerin kâfirler için bağışlanma dilemesi de buradan kaynaklanır. Hâlbuki onlar kâfirlerle alakalı tehdid nasslarını bilmekteydiler, buna rağmen Allah’ın bu tehdidinden döneceğini umdular. Lakin Allahu Teala çeşitli hikmetlerden dolayı kafirlere istiğfar dilemeyi nehyetti ve bu haram kılındı. Çünkü Tevbe suresinden önce nazil olan ayetlerde –ki Nisa suresi daha öncedir- şöyle buyurmaktadır:

إِنَّ اللَّهَ لَا يَغْفِرُ أَنْ يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَلِكَ لِمَنْ يَشَاءُ

“Allah kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz, bunun aşağısındakini dilediğine bağışlar.” (Nisa: 48)

Tevbe suresinde ise şöyle diyor:

مَا كَانَ لِلنَّبِيِّ وَالَّذِينَ آمَنُوا أَنْ يَسْتَغْفِرُوا لِلْمُشْرِكِينَ

“Müşrikler için bağışlanma dilemek ne Peygambere ne de müminlere yaraşmaz.” (Tevbe: 113)

Açıkça görülüyor ki Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) ve müminler bu ayetten önce müşrikler için istiğfar/bağışlanma diliyorlardı. Hâlbuki bu, ilk bakışta Nisa: 48. Ayete muhalif gözükmektedir, çünkü Allahu Teala Tevbe: 113 inmeden önce de bu ayette müşriklerin bağışlanmayacağını –aynı gafera kökünden gelen bir fiille la yağfiru diyerek- zaten bildirmişti. İşte bundan dolayı kelamcıların tesirindeki halef âlimlerinden birçoğu birbirinden uzak tevillerle bu ayetleri uzlaştırmaya çalışmışlardır ama bunların hiç birine gerek yoktur. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) onların bağışlanmayacağını biliyordu ancak Allahu Teala’nın vaidinden, tehdidinden dönmesi mümkün olduğundan dolayı ta ki nehyedilene kadar istiğfar talebini sürdürdü, mesele bundan ibarettir. Yani Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in haşa Nisa: 48’e ve müşriklerin cehenneme gideceğini beyan eden diğer ayetlere bir muhalefeti söz konusu değildir. Bu ayetler vaid/tehdid ayetleridir; Allah’ın bu tehdidlerinden dönmesi Onun hakkında bir eksiklik değil bilakis bir kerem ve lutuftur o yüzden Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) de Allahu Teala’nın vaidinden döneceğini umuyordu, mevzu budur. Ehli sünnet menhecine göre bütün bunların uzlaştırması bu şekildedir.

İbrahim (as) hakkında zikredilen hadis de aynı şeye delalet etmektedir:


عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، قَالَ: " يَلْقَى إِبْرَاهِيمُ أَبَاهُ آزَرَ يَوْمَ القِيَامَةِ، وَعَلَى وَجْهِ آزَرَ قَتَرَةٌ وَغَبَرَةٌ، فَيَقُولُ لَهُ إِبْرَاهِيمُ: أَلَمْ أَقُلْ لَكَ لاَ تَعْصِنِي، فَيَقُولُ أَبُوهُ: فَاليَوْمَ لاَ أَعْصِيكَ، فَيَقُولُ إِبْرَاهِيمُ: يَا رَبِّ إِنَّكَ وَعَدْتَنِي أَنْ لاَ تُخْزِيَنِي يَوْمَ يُبْعَثُونَ، فَأَيُّ خِزْيٍ أَخْزَى مِنْ أَبِي الأَبْعَدِ؟ فَيَقُولُ اللَّهُ تَعَالَى: " إِنِّي حَرَّمْتُ الجَنَّةَ عَلَى الكَافِرِينَ، ثُمَّ يُقَالُ: يَا إِبْرَاهِيمُ، مَا تَحْتَ رِجْلَيْكَ؟ فَيَنْظُرُ، فَإِذَا هُوَ بِذِيخٍ مُلْتَطِخٍ، فَيُؤْخَذُ بِقَوَائِمِهِ فَيُلْقَى فِي النَّارِ

Ebû Hureyre'den (Radıyallahu Anh)    rivayet edilmiştir:

«Kıyamet gününde,  İbrahim Aleyhisselâm, babası Azer'in yüzü toz-toprak içinde olduğu halde onunla karşılaşacak. İbrahim ona diyecek ki:
— Dünyada ben sana, bana isyan etme, dememiş miydim? Babası ona şöyle cevab verecek:
— Bugün sana isyan etmeyeceğim, sözünü dinleyeceğim. İbrahîm Aleyhisselâm:
~ Ey Rabbim! Beni mahşer, gününde utandırmayacağını va'detmiştin. Rahmetinden uzak kalan babamın çirkin durumundan daha utandırıcı ne olabilir? diyecek. Allah Tealâ şöyle buyuracak:
— Ben cenneti kâfirlere haram kıldım. Sonra denilecek ki:
— Ey İbrahim, ayaklarının altında ne var?  İbrahim, bakacak ve birden, kana bulaşmış bir erkek sırtlan görecektir. Sonra o sırtlan ayaklarından tutulup cehenneme atılacak.”  (Buhari, 3350)

Görüldüğü üzere İbrahim (as) babasının bağışlanacağı, hatta cennete gireceği yönünde ümide kapılmış lakin Allahu Teala bunun mümkün olmadığını Ona beyan etmiştir. Bu husus Hâkim’in Müstedrek’te yaptığı rivayette daha açık olarak gelmiştir.


يَلْقَى رَجُلٌ أَبَاهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيَقُولُ لَهُ: يَا أَبَتِ أَيُّ ابْنٍ كُنْتُ لَكَ؟ فَيَقُولُ: خَيْرُ ابْنٍ، فَيَقُولُ: هَلْ أَنْتَ مُطِيعِيَّ الْيَوْمَ؟ فَيَقُولُ: نَعَمْ، فَيَقُولُ: خُذْ بِأُزْرَتِي، فَيَأْخُذُ بِأُزْرَتِهِ، ثُمَّ يَنْطَلِقُ حَتَّى يَأْتِيَ اللَّهَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى وَهُوَ يَعْرِضُ الْخَلْقَ، فَيَقُولُ: يَا عَبْدِي ادْخُلْ مِنْ أَيِّ أَبْوَابِ الْجَنَّةِ شِئْتَ، فَيَقُولُ: أَيْ رَبِّ وَأَبِي مَعِي، فَإِنَّكَ وَعَدْتَنِي أَنْ لَا تُخْزِيَنِي، قَالَ: فَيَمْسَخُ اللَّهُ أَبَاهُ ضَبُعًا فَيُعْرِضُ عَنْهُ فَيَهْوِي فِي النَّارِ فَيَأْخُذُ بِأَنْفِهِ، فَيَقُولُ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى: يَا عَبْدِي أَبُوكَ هُوَ؟ فَيَقُولُ: لَا وَعِزَّتِكَ
“Kıyamet günü bir adam babasıyla karşılaşır ve ona: Ey babacığım ben sana nasıl bir evladım? O der ki: En hayırlı bir evlatsın. Bunun üzerine der ki: Peki, bugün bana itaat edecek misin? Baba da evet, der. Bunun üzerine o zat: Elbisemden tut, der. O da oğlunun elbisesinden tutar. Böyle devam ederlerken nihayet Allah Tebareke ve Teala halka kendisini arz eder ve der ki: Ey kulum, cennetin dilediğin kapısından gir. O da bunun üzerine der ki: Ey Rabbim, babam yanımdadır ve Sen bana, beni mahcub etmeyeceğini vad etmiştin. (Ravi) dedi ki: Allah onun babasını bir sırtlana çevirir de o da ondan yüz çevirir, o da burnu üzere ateşe düşer. Allah Tebareke ve Teala, der ki: Ey kulum, senin baban o mudur? O da: İzzetine yemin olsun ki hayır, der.” [Müstedrek no: 8750, Hâkim, hadisin Müslim’in şartına uygun olduğunu söylemiş Zehebi de ona muvafakat etmiştir. Heysemi de (Mecma’, 1/118) Bezzar’ın rivayetini aktarmış ve ricalinin güvenilir olduğunu haber vermiştir.]

Hafız Münziri  ise hadisin Buhari’de de yer aldığını söyleyerek yukardaki hadise işaret etmiştir.(Tergib, 4/232) Bu rivayet, İbrahim’in babasından teberi etmesinin kıyamet günü olduğunu söyleyenlerin görüşünü desteklemektedir.

Görüldüğü üzere bu hadis, Buhari’dekinin aynısıdır ve hadiste bahsedilen zat İbrahim as’dır. Böylece İbrahim as’ın babasının cennete girmesini umduğu anlaşılmaktadır. Bundan dolayı hadis bazı âlimlere müşkil gelmiştir ve Hafız İsmaili gibi bir kısım âlimler hadisi reddetmiş, bir kısmı da epey uzak olan teviller zikretmişlerdir. Alusi, Tefsirinde bu yorumlardan bazılarını zikrederek tenkid etmiş ve ardından Hâkim’in hadisini zikrederek şöyle demiştir:

يفهم من ذلك أن الرجل في حديث الحاكم هو إبراهيم عليه الصلاة والسلام وطلبه المغفرة لأبيه فيه وإدخاله الجنة أظهر منهما في حديث البخاري وما ذكره الزمخشري مخالفا على ما قيل: لما شاع عن المعتزلة أن امتناع جواز
 الاستغفار للكافر إنما علم بالوحي لا بالعقل لأن العقل يجوز أن يغفر الله تعالى للكافر، ألا ترى إلى
قوله صلّى الله عليه وسلم لأبي طالب: لأستغفرن لك ما لم أنه

“Bundan, Hakim hadisinde bahsedilen zatın İbrahim as olduğu ve hadiste babası için bağışlanma talebinde bulunduğu ve onu cennete sokmak istediği hususu Buhari’nin hadisinden daha açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Zemahşeri’nin zikrettiği şey ise söylenilen şeylere muhaliftir. Nitekim Mutezile’nin meşhur görüşü, kafir için bağışlanma talep etmenin caiz olması mümkün değildir, şeklindedir. Hâlbuki bu husus akılla değil ancak vahiyle bilinir. Zira akıl Allahu Teala’nın kafiri bağışlamasını mümkün görür. Sen (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Ebu Talib’e söylediği ‘Nehy edilmedikçe senin için bağışlanma dileyeceğim’ sözünü görmez misin?’ (Ruh’ul Meani, 6/36)

Alusi’nin sözlerinden de anlaşılacağı üzere kâfirlerin bağışlanmasının aklen asla mümkün olmayacağını, bunun Allah’ın adaletine uygun olmadığını ileri sürenler Mutezile ve onun etkisi altındaki gruplardır. Bundan dolayıdır ki fıkıhta Hanefi olmakla beraber itikadda Mutezile olan âlimlerden Cessas, peygamberlerin kâfirler için bağışlanma talep ettiğine dair bütün rivayetleri reddetmiş, hatta bunun küfür olduğunu iddia edecek kadar ileri gitmiştir. Öyle zannediyoruz ki bunun Mutezile’nin vaad-vaid diye sistemleştirdiği Allah va’dinden de vaidinden de dönmez şeklindeki prensiple alakası vardır. Bu batıl esastan dolayı onlar Kurandaki bütün vaid (tehdid) nasslarının aynen cari olacağını ve günahından tevbe etmeyen herkesin –müslüman bile olsa- kendisi hakkında zikredilen azabı muhakkak çekeceğini ve de cehennemde ebedi kalacağını savunmuşlar, bunun için de ayrıca menzile beynel menzileteyn teorisini geliştirmişlerdir. Bütün bunlar, Kur’an’ın ifadesiyle ‘zulümat üzerine zulümat’tır. Bu sapıklıkların hepsine Kurandaki vaid nasslarını olduğu gibi kabul etmeleri ve Allah’ın tehdidinden caymasının Onun için bir eksiklik olması bir yana bilakis rahmetinin kemalinden kaynaklanan bir şey olacağı hususunu göz ardı etmeleri sebeb olmuştur.

Karafi’nin sözlerini reddeden alimler daha önce de naklettiğimiz üzere bu hususta şu açıdan meseleyi izah etmişlerdir: Neticede Allahın kafirleri bağışlamaması bir vaid yani tehdid nassıdır. Mükafat vadinden dönmek Allah için söz konusu olmaz zira bu bir eksikliktir; lakin tehdidden dönmek bir eksiklik değil bilakis şereftir. Bu yüzdendir ki Allah’ın kafirleri bağışlamayacağı yönündeki tehdidinden vazgeçebileceğine ihtimal veren bir kimse Allah’ı yalanlıyor veya ona eksiklik nisbet ediyor anlamına gelmez. Daha önce de beyan ettiğimiz gibi Allah Rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem) davetinin ilk gününden beri kâfirlerin cehennemde azap göreceği kendisine bildirilmiş olduğu halde ta ki nehyedilene kadar kafirler için bağışlanma dilemeye devam etmiştir. O ve ashabı hiç şüphe yok ki Allahın tehdidini yalanlıyor değildi, fakat Allahın kerem ve lütuf sahibi olmasından hareketle bu tehdidinden vazgeçeceğini umarak bunu yapıyorlardı. İşte bu va’d ve vaid meselesi çok iyi anlaşılması gereken bir noktadır bunu anlayan kişi hem istiğfar meselesini hem de fena-i nar mevzusu gibi diğer meseleleri çözer. Ehli sünnetle Mutezile ve Hariciler arasındaki en büyük ihtilaf noktalarından birisi de vaid/tehdid nasslarının anlaşılması noktasındadır. Bidat ehli “şunu yapan cehennemdedir” vb tehdid nasslarını zahirleri üzere alarak günahkârların affedilmeyeceğini ve kesinlikle cehenneme gideceklerini sanmışlardır. Ehli sünneti de bu vaid nasslarını inkâr etmekle suçlamışlardır. Zira bu mantığa göre “Yetim malı yiyenler karınlarına ateş doldurmuşlardır” (Nisa: 10) ayeti yetim malı yiyenin kesinlikle cehenneme gideceğini gösterir. Ehli sünnete göre ise bu Allahın bir tehdididir O dilerse tehdidinden cayar. Bu tartışma her ne kadar Müslümanların günahkârları ile alakalı olsa da neticede genel manada Allah’ın tehdidinden cayacağını düşünmenin Onun hakkında bir eksiklik olmadığı ortaya çıktığından dolayı kafirlerle alakalı tehdidinden cayacağını düşünenlere de tatbik edilmesinde bir mahsur olmadığı ortadadır. Her ne kadar kâfirlerin bağışlanmayacağı hususu özel olarak teyid edilse de bunu Allah hakkında mümkün gören kimsenin onu yalanlamış sayılmayacağı ortaya çıktığı için sözü batıl da olsa bu batıllık Allahı inkar ve Ona noksanlık isnadı boyutuna ulaşmaz. Yukarda sözlerini naklettiğimiz âlimlerin Allahın tehdidinden caymasının aklen caiz olduğundan hareketle kafirler için istiğfara küfür diyen Karafi’yi tenkid etmeleri de alimler nezdinde meselenin bu şekilde yani kafir-müslüman herkes hakkında genel olarak ele alındığını göstermektedir. Cessas ve sonrakiler gibi Mutezile etkisindeki bazı âlimler ise bu ince noktayı görmedikleri için Allah Rasulu ve diğer peygamberlerin kâfirlere bağışlanma dilemesi hususunda gelen haberler karşısında hayrete düşmüşlerdir. Hâlbuki Ehli sünnetin vaad-vaid meselesindeki menheci iyice anlaşıldığı takdirde hiçbir müşkilat olmadığı ortaya çıkacaktır inşallah. Vallahu a’lem.

Böylece anlaşılıyor ki Ehli sünnet ile Mutezile arasında vaad-vaid konusundaki yegâne ihtilaf, Allahu Teala’nın günahkar Müslümanlar hakkındaki azab tehdidinden vazgeçmesinin caiz olup olmadığı konusu değildir. Bilakis iki taraf da gerek Müslümanlar gerekse kâfirler hakkındaki vaid nasslarını umum olarak ele almış, Ehli sünnet her ikisinin de mümkün olduğunu savunurken, Mutezile ikisinin de mümkün olmadığını ve bunun mümkün olduğunu savunmanın ayetleri inkâr manasına geleceğini iddia etmiştir. Bu usuli meseleden de birçok yan mesele zuhur etmiştir. Kâfirler için istiğfarın hükmü meselesi bunlardan birisidir. Cehennemin ebediliği konusu da bununla yakından alakalıdır. Öyle anlaşılıyor ki sonraki dönemlerde Ehli sünnete intisap eden bazı kimseler, Mutezile’nin usul-u hamse denilen beş prensibinden birisi olan vaad-vaid usulünden yani Allah vadinden dönmediği gibi vaidinden, tehdidinden de dönmez akidesinden etkilenmişler ve bundan dolayı cehennem azabının son bulacağı görüşünü küfür ve dalaletle itham ettikleri gibi, kâfirler için mağfiret dilemenin de küfür olacağını iddia etmişlerdir. Düşünenler için bu ikisi de aynı usule dayalı meselelerdir. Allahu Teala’nın lütufkârlığına dayanarak kafirler için bağışlanma talep edenler nasıl kafirlerin ebedi cehennemde kalacağını ifade eden nassları yalanlamakla itham edilmezlerse, aynı gerekçeyle cehennem azabının bir gün son bulacağını söyleyenler de nassları tekzible itham edilemezler. Hulf’ul vaid yani Allah’ın azap tehdidinden dönmesinin caiz oluşu halen geçerlidir. Bundan dolayıdır ki İbn Kayyım, cehennemin ebedi olmadığını savunurken en büyük gerekçelerden birisi olarak Allahın vaidinden/tehdidinden dönmesinin caiz oluşunu getirmiştir. Bununla beraber, İbn’ul Kayyim rahimehullah ateşin son bulup bulmayacağı hususunda net bir kanaat de dile getirmemiş ve uzun açıklamalar yaptığı bahsin sonunda meseleyi şöyle noktalamıştır:


فان قيل فإلي أين أنهى قدمكم في هذه المسألة العظيمة الشأن التي هي اكبر من الدنيا بأضعاف مضاعفة قيل إلى قوله تبارك وتعالى {إِنَّ رَبَكَ فَعَّالٌ لِمَا يُرِيدُ} وإلى هنا قدم أمير المؤمنين علي بن أبي طالب رضي الله عنه فيها حيث ذكر دخول أهل الجنة الجنة وأهل النار النار وما يلقاه هؤلاء وهؤلاء وقال ثم يفعل الله بعد ذلك ما يشاء بل وإلى هنا هاهنا انتهت أقدام الخلائق
“Eğer, dünyadan kat kat büyük olan bu meselede ayağınız en son nereye basıyor (siz neye karar kıldınız) denilirse şöyle denilir: Allahu Teala’nın şu kavline: Rabbin dilediğini yapandır! Müminlerin emiri Ali bin Ebi Talib radiyallahu anh’ın ayağı da buradaydı. Zira o, cennet ehlinin cennete, cehennem ehlinin cehenneme girişlerini ve de bunların ve ötekilerin karşılaşacağı durumlarını zikrederken demişti ki: ‘Sonra bunun akabinde Allah dilediğini yapar.’ Bilakis, mahlûkatın ayağı ancak buraya, işte buraya kadar basabilir!” (Had’il Ervah, sf 388)

İbn’ul Kayyim rahimehullah’ın sözlerinden naçizane anladığımız, cehennemin son bulmasının Ehli sünnetin vaad-vaid ve diğer konulardaki kaidelerinden hareketle mümkün olduğunu teslimle birlikte buna dair kati bir delil bulunmamasından dolayı kesinlikle son bulacak demekten de kaçınması ve meselenin ilmini Allaha havale etmesidir. 

İbn’ul Kayyim rahimehullah, bunun dışında başka birçok vecihten meseleyi ele almıştır. Onun bu husustaki dayanaklarından birisi de “hikmet ve talil” meselesidir. Bundan kasıd, Allahu Teala’nın fiil ve tasarrufları bir hikmete ve sebebe mebni midir, yoksa O, herhangi bir gerekçeye dayanmaksızın mahlukatı üzerinde dilediği gibi tasarruf eder mi? Ehli sünnet Onun her işinde bir hikmet olduğunu, Onun asla katıksız şer olan bir şey yaratmayacağını, kullarına zulmetmeyeceğini savunurken Eşariler Onun dilediği şeyi yapacağını, hiçbir gerekçe olmadan kullarına azap etmesinin aklen caiz olduğunu ve başka buna benzer şeyleri savunmuşlardır. Maalesef sünnet ve hadis ehlinden bazı kimseler de bu görüşe meyletmiştir. Bu görüş Eşarilere de Cebriye yani Cehmiye mezhebinden intikal etmiştir. İbn’ul Kayyım, Şifa’ul Alil isimli geniş hacimli eserinde bu mevzuyu etraflıca ele almıştır ki bu eser Türkçede de mevcuttur. Şeyh rahimehullah, orada bu fena-i nar meselesine de girmiştir. Zira Eşarilerin bu hikmet ve talilin nefyi konusunda dayandıkları en büyük delillerinden birisi, kâfirlerin cehennemde ebedi kalacağı hususudur. Onlar, Allah Subhanehu’nun kâfirleri cehennemde sonsuza kadar azaplandırmasına dayanarak Onun hiçbir hayra yol açmayan katıksız şer olan şeyleri yaratmasının caiz olduğu neticesine varmışlardır. İbn’ul Kayyım ise onların bu istidlalini reddetmekte ve cehennemin ebedi olmadığını bir de bu açıdan delillendirmektedir. Ona göre bu şekildeki ebedi bir azap, Ehli sünnetin kaidesi olan “Allahu teala’nın bütün fiilleri hikmet ve rahmete mebnidir” esasına terstir! Biz burada bu görüşün münakaşasını yapacak değiliz, dileyenler ilgili eserin Türkçesinden sf 572-600 arasına –tabi Ümmul Kura yayınevinin mevzuyu fıkhetmeden, kabataslak bakış açısıyla yaptığı tenkidleri ve panik halinde düştüğü dipnotları göz ardı ederek- müracaat edebilirler. Görüldüğü üzere cehennemin ebediliği meselesi, birçok usuli ve akidevi meseleyle yakından irtibatlıdır. Bu meseleyi hakkıyla anlayabilmek için vaad-vaid meselesini, hikmet ve talil meselesini hatta bununla bağlantılı kader konusunda Cebriye ile Ehli sünnet arasındaki ihtilafları bilmek gerektiği gibi muhkem-müteşabih, delaleti zanni ve kati olan nasslar, içtihada açık olan ve olmayan hususlar gibi bir çok usuli meseleyi de bilmek gerekmektedir. Bunlar böyle birkaç ayet birkaç hadis okuyarak halledilecek ve muhalifleri de bir çırpıda tekfir ederek çözülecek mevzular değildir. Bu meselede söylenecek yanlış bir kanaat başka birçok yanlışlara hatta bidatlere zemin hazırlayacaktır. Nitekim günümüzde çoğu kimsenin bu fena-i nar meselesini anlamama sebebi mevzuya toplumda ve eğitim kurumlarında yaygın olan Cehmi, Mutezili, Eşari vb akılcı yaklaşımlarla ve düz mantıkla yanaşmalarıdır. Bir kimse bu bahsettiğimiz usuli mevzuları bilmiyorsa en azından haddini bilmeli ve kapasitesini aşan konulara girmemelidir. Avamın bu konuda bilmesi gereken şudur: Cehennemin ebediliği hususunda seleften bu yana gelen bir ihtilaf sözkonusudur ve bu ihtilafın taraflarından birisinin tekfiri ya da tadlili, sapıklığa nisbet edilmesi caiz değildir. Hikmet sahibi bir kimse hiçbir şey bilmese dahi “selefe muhalif hiçbir görüşü olmadığı hususunda muhaliflerine meydan okuyan ve onlara böyle bir görüş getirmeleri hususunda üç yıl süre tanıyan ve de ne o üç yıl içinde, ne de sonrasında bu meydan okumaya cevap veren kayda değer birisi çıkmayan” İbnu Teymiye ve ashabının bu görüşe meyletmiş olması karşısında duraklamalı ve atıp tutmadan önce meseleyi iyice tahkik etmelidir. Aksi takdirde onların muhaliflerinin diğer konularda ilmen rezil olmaları gibi bu kimsenin de rezil olması işten değildir. Tabi bu sözümüz hikmet sahiplerinedir, hikmetten mahrum cahiller nezdinde ise atış serbesttir! Sözkonusu cehennemin ebediliği hususunda daha bir çok şey söylemek mümkündür, ancak bu kadarının dahi akıl sahiplerine kifayet edeceğine inandığımızdan dolayı burada kesiyoruz. Vallahu a’lem. Velhamdulillahi Rabbil alemin.

Çevrimiçi İbn Umer

  • Administrator
  • Full Member
  • *****
  • İleti: 184
  • Değerlendirme Puanı: +7/-0
Bismillahirrahmanirrahim
CEHENNEMİN EBEDİLİĞİ HAKKINDAKİ NAKİLLER VE GÖRÜŞLER


Bu değerli risaleyi PDF formatında aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.




 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
2 Yanıt
2790 Gösterim
Son İleti 19.06.2015, 21:26
Gönderen: Uhey
16 Yanıt
6014 Gösterim
Son İleti 20.06.2015, 03:29
Gönderen: Uhey
1 Yanıt
3929 Gösterim
Son İleti 03.11.2015, 06:37
Gönderen: Uhey
6 Yanıt
5083 Gösterim
Son İleti 07.02.2019, 21:10
Gönderen: İbn Umer
15 Yanıt
3112 Gösterim
Son İleti 14.11.2018, 01:27
Gönderen: Izhâr'ud Dîn