Darultawhid

Gönderen Konu: HACC VE UMRE KİTÂBI  (Okunma sayısı 3893 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1242
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
HACC VE UMRE KİTÂBI
« : 25.07.2015, 18:54 »
İndeks

HACC VE UMRE KİTÂBI

Hacc ve Umre Kitâbı (Giriş)

İhrâm Yerleri Bâbı

İhrâm Bâbı

İhrâmlıyken Yasak Olan Şeyler Bâbı

Fidye Bâbı

Mekke’ye Giriş Bâbı

Hacc’ın Sıfatı (Ta’rifi) Bâbı

İhrâm Çıkarıldıktan Sonra Ne Yapılacağı Bâbı

Hacc ve Umre’nin Rükûnları Bâbı

Hedy ve Udhiye (Kurbânları) Bâbı

Akîka Bâbı


كِتَابُ الْحَجِّ وَالْعُمْرَةِ

Hacc ve Umre Kitâbı

كِتَابُ الْحَجِّ وَالْعُمْرَةِ

Hacc ve Umre Kitâbı (Giriş)

Hacc ve umre ömürde bir defa; yoluna güç yetirebilen, âkil, bâliğ, hür müslümana vâcib’tir.244 İstitâat (güç yetirme); kişinin kendisi gibi birine uygun olan biçimde azığı, bineği ve bunlar için gerekli olan âlet ve edevâtın olması, bunların (azık ve binek masraflarının) borcunu ödemek için ihtiyâç duyduğu (miktâr) ile kendisinin ve ailesinin (ve bakmakla yükümlü olduğu diğer kimselerin) mütemâdiyen (gidiş ve dönüş müddetince kesintiye uğramaksızın) geçimini sağlayacak miktârdan fazla olmasıdır.

Kadının kendisine eşlik edecek; kocasının veyahut da neseb yoluyla ya da diğer (süt emzirme vb.) mübâh sebeblerden dolayı evlilik yapması ebedîyyen harâm olan birisi gibi, bir mahreminin bulunması şarttır.

Ölene kadar (hacc/umre görevini yerine getirmeyi) ihmâl eden kişinin malından, hacc ve umre ücreti (onun adına hacc/umre yapılabilmesi için) alınır.

Kâfirin ve mecnûnun (delinin) haccı sahîh (geçerli) değildir. Kendilerine (vâcib’i onların üzerinden düşürmeye) yeterli gelmese de, çocuğun ve kölenin (haccı) sahîh’tir. Yine, güç yetiremeyenin ve mahremi bulunmayan kadının da (haccı) sahîh’tir.

Başkasının yerine hacceden ama kendisi için (farz olan) haccı henüz yerine getirmemiş olan; kezâ adak için ya da nâfile olarak hacceden ama bütün bunları İslâm’daki hacc farîzasını yerine getirmeden yapan kişinin yaptığı hacc; (kendisi için) İslâm’daki farz olan hacc yerine geçer; kendisinden başkası için ise hacc yerine geçmez.




Alıntı
Dipnotlar:

244- El-Umde şarihi Makdisî Rahimehullâh’ın belirttiği üzere haccın farz olması için beş şart vardır: İslâm, hürriyet, akıl, bülûğ ve istitâat (güç yetirme). Bu şartlar kendi aralarında üç kısma ayrılır:

a) Hem vücûb hem sıhhat şartı olanlar: İslâm ve akıldır. Kâfirin ve delinin haccı sahîh olmaz.

b) Vücûb ve yeterlilik şartı olanlar: Bülûğ ve hürriyettir. Çocuk ve köle haccetseler haccları geçerlidir ancak farz olan hacc yükümlülüğü üzerlerinden düşmez. [Çocuk bâliğ olunca, köle hürriyetine kavuşunca tekrar haccetmesi gerekir. (Mütercim)]

c) Sadece vücûb için şart olanlar: Bu da istitâatdir (güç yetirmedir). Bir kimse gücü yetmediği hâlde bir şekilde sıkıntıya katlanarak azıksız, bineksiz vs. şekilde hacca gelirse artık onun haccı hem sahîh hem de yeterlidir. Hacc farîzası üzerinden düşer. (el-Udde, 1/235-239, ayrıca bkz, el-Muğnî, 5/6-7)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1242
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: HACC VE UMRE KİTÂBI
« Yanıtla #1 : 25.07.2015, 18:56 »
بَابُ الْمَوَاقِيتِ

İhrâm Yerleri Bâbı

Mîkât (hacının ihrâma gireceği yer); Medîne ehli için Zû’l Huleyfe (Âbâru Alî); Şâm (Suriye, Lübnan, Filistin ve Ürdün), Mağrib (Kuzey Afrika; Fas, Cezayir ve Tunus) ve Mısır ehli için (Mekke ile Medîne arasında bir köy olan) Cuhfe245; Yemen için (Mekke’den iki merhale uzakta olan) Yelemlem; Necd için Karn (el-Menazil; Mekke’ye iki merhale uzaklıkta olan ve Arafât Dağı’na bakan bir dağ), Meşrik (Irak ve doğusunda kalan beldeler) için (Mekke’den iki merhale uzakta bir köy olan) Zâtu Irk’dır. Bu mevâkît (mîkâtın çoğulu; mîkâtlar) oranın ehli (orada yaşayan yöre halkı) ve oradan geçmekte olanlar içindir. Eğer bir kimsenin yaşadığı yer (Mekke’ye) mîkâtından daha yakınsa, bu durumda mîkâtı evinden başlar, Mekke ehli için dahi böyledir; Mekke ehli, hacc için mîkât olarak şehrin kendisinden başlar, umreye ise Hill (Harem) bölgesi dışındaki en yakın mîkâttan başlar. Mîkâttan yolu geçmeyenlerin mîkâtı ise kendilerine en yakın mîkâttır.

Mübâh bir savaş veya ateş yakmak için odun toplamak vb. gibi tekrarlanan bir hâcetin giderilmesi dışında, Mekke’ye gitmek isteyenin ihrâmsız olarak mîkâtını geçmesi câiz değildir. Sonra nüsûk (hacc ve/veya umre) yapmak isterse, (bulunduğu) mevzîden ihrâma girer. Eğer ihrâmsız olarak geçerse, geri dönüp mîkâtta ihrâma girer ve onun için (fidye olarak) kan (kurbân kesme) yoktur zîrâ ihrâma mîkâtından girmiştir. Mîkâtından (Harem’e) daha yakın bir yerde ihrâma girdiyse, mîkâtına dönse de dönmese de aynıdır, kan (kurbân kesme) gerekir. Efdal olan mîkâttan önce ihrâma girmemektir, eğer (kişi mîkâtından önce ihrâma) girdiyse, ihrâmlıdır.

Hacc ayları; Şevvâl, Zû’l Kade ve Zî’l Hicce’nin ilk on günüdür (bu süre zarfında ihrâma girilebilir).



Alıntı
Dipnotlar:

245- Şâm bölgesinin kuzeyinde ve batısında bulunan Türkiye, Avrupa ve sâir bütün ülkeler için mîkât yeri Cuhfe’dir.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1242
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: HACC VE UMRE KİTÂBI
« Yanıtla #2 : 25.07.2015, 18:59 »
بَابُ الْإحْرَامِ

İhrâm Bâbı

İhrâma girmek isteyene; gusletmesi, temizlenmesi ve kokulanması müstehabb’tır. Dikilmiş giysiden kaçınmalı, beyaz ve temiz olan, izâr (peştamal tarzı bir giysi) ve rid⒠(entari tarzı bir giysi) giymelidir. Daha sonra iki rek’ât namaz kılmalı ve hemen ardından ihrâm hâline girmelidir ki bu, ihrâma niyet etmektir. Hangi amaçla ihrâma girdiğini dile getirmek, şart koşup şöyle demek müstehabb’tır:

«اَللَّهُمَّ إِنِّي أُرِيدُ النُّسُكَ الْفُلَانِيَّ فَإِنْ حَبَسَنِي حَابِسٌ فَمَحَلِّي حَيْثُ حَبَسْتَنِي»

“Allâh’ım! Filan nüsûku (hacc ve/veya umre), yapmak istiyorum. Eğer birşey beni bundan alıkoyarsa, ihrâmdan çıktığım yer; beni alıkoyacağın yerdir!”246

Kişi temettu’ (haccı), ifrâd (haccı) veya kırân (haccı) arasında muhayyerdir. (Bunlardan) efdal olanı (sırasıyla) temettu’, sonra ifrâd, sonra da kırân (haccı)dır.

Temettu’, hacc aylarında umre için ihrâma girmek ve umreyi tamamlayıp sonra da aynı yıl içerisinde hacc için ihrâma girmektir.

İfrâd, sadece hacc için ihrâma girmektir.

Kırân, hacc ve umrenin her ikisi için birden ihrâma girmek veya umre için ihrâma girip sonra haccı da ona eklemektir. Eğer hacc için ihrâma girer ve ardından umreyi eklerse, umre için ihrâma girmesi geçerli değildir.

Bineğinin üzerine biner binmez, telbiye getirirek şöyle der:

«لَبَّيْكَ اَللَّهُمَّ لَبَّيْكَ لَبَّيْكَ لَا شَرِيكَ لَكَ لَبَّيْكَ إِنَّ الْحَمْدَ وَالنِّعْمَةَ لَكَ وَالْمُلْكَ لَا شَرِيكَ لَكَ»

“Emrine âmâdeyim Allâh’ım! Emrine âmâdeyim. Emrine âmâdeyim. Sen’in ortağın yoktur, emrine âmâdeyim! Hamd Sana mahsustur, ni’meti veren Sen’sin, mülk Sen’indir, Sen’in ortağın yoktur!”247

Telbiyeyi çokça getirmek ve kadınlar dışında kalanların (telbiye getirirken) seslerini yükseltmesi müstehabb’tır. Özellikle şu durumlarda: Bir tepeye tırmanırken veya (bir) vâdîye inerken veya başka birinin telbiye getirdiğini işittiğinde veya unutarak (ihrâmlı tarafından) işlenmesi mahzûrlu olan birşey yaptığında veya binekleri üzerinde olan birileriyle karşılaşınca, farz namazlardan sonra, seher vakitlerinde ve gündüz ile gecenin başlangıcında, (telbiye getirmenin fazîleti daha çok) vurgulanmıştır.



Alıntı
Dipnotlar:

246- İbnu Kudâme Rahimehullâh burada iki meseleden bahsetmektedir. Birincisi “hacc için dille niyet etmek” ki, “Allâh’ım! Filan nüsûku (hacc ve/veya umre), yapmak istiyorum.” ifâdesi buna işâret etmektedir. İkincisi ise şart koşmaktır ki, “Eğer birşey beni bundan alıkoyarsa, ihrâmdan çıktığım yer; beni alıkoyacağın yerdir!” ifâdesi buna işâret eder. Bu iki mesele hakkında Şeyh’ul İslâm İbnu Teymiyye Rahimehullâh özetle şu bilgileri vermektedir:

“İmâmların ittifâkıyla abdest, namaz ve oruçta niyeti dille telaffuz etmek vâcib olmadığı gibi telbiye getirmeden önce (niyet anlamında) herhangi bir şey söylemek de imâmların ittifâkıyla vâcib değildir. Bilakis müslümanların ittifâkıyla ihrâmı kasdederek telbiye getirdiği vakit artık ihrâmlı sayılır. Lâkin âlimler namazda niyeti söylemek müstehabb mıdır (müstehabb değil midir?) şeklinde ihtilâf ettikleri gibi (hacc için niyeti) telaffuz etmenin müstehabb olup olmadığı husûsunda da ihtilâf etmişlerdir. Kesin olarak doğru olan görüş bu bâbta hiçbir şeyin müstehabb olmadığıdır. Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem müslümanlara bu doğrultuda herhangi bir şey emretmediği gibi, ne Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem ne de ashâbı tekbîrden önce niyeti dille telaffuz anlamında herhangi bir şey söylememişlerdir.”

İbnu Teymiyye Rahimehullâh, ardından ikinci husûs olan “şart koşma” konusunda ise; bunun ancak hacc esnâsında başına bir iş gelmesinden endişe eden kişiye emredildiğini belirtip, hacca giden herkese bunun emredilmediğini de açıkça dile getirmektedir. (İbnu Teymiyye, Fetâvâ, 26/105-106)

İbnu Kudâme Rahimehullâh ise görüldüğü üzere hacca giden herkese dil ile niyeti müstehabb görmektedir.

247- Buhârî, Hadîs no: 1549; Müslim, Hadîs no: 1184. İbnu Ömer Radiyallâhu Anhuma’dan.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1242
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: HACC VE UMRE KİTÂBI
« Yanıtla #3 : 25.07.2015, 19:03 »
بَابُ مَحْظُورَاتِ الْإحْرَامِ

İhrâmlıyken Yasak Olan Şeyler Bâbı

İhrâmlıyken yasak olan şeyler dokuzdur:

Birincisi ve ikincisi: Saçları ve tırnakları kesmek.248 Bunlar üç (adet saç teli ya da tırnak) olursa dem (hayvan kanı akıtması) gerekir, bundan daha azında ise her biri için bir müd’ (yaklaşık 550gr) yiyecek vermelidir. Müd’; bir sa’nın dörtte biri miktârındadır. Eğer gözünde saç bitiyor diye saçını yolar/koparırsa ya da saçı gözlerini örtecek kadar (aşağı doğru) uzarsa ya da tırnağı kırıldıysa ve bu yüzden (saçını ve/veya tırnağını) kestiyse üzerine birşey (keffâret) gerekmez.

Üçüncüsü: Dikilmiş giysi giymek. Ancak izâr bulamama durumu hâriç ki bu durumda (izâr bulamadığında) silvâr (şalvar) giyer. Giyecek bir çift na’l (sandalet, terlik vs.) bulamazsa, mest (deri çorap) giyer ve ona (keffâret olarak) fidye gerekmez.

Dördüncüsü: Başı örtmek. Kulaklar da buna dâhildir. [Kulaklar da başa dâhil kabûl edilen uzuvlardandır. (Mütercim)]

Beşincisi: (İhrâmlının) bedenine ve elbiselerine koku sürmesi.

Altıncısı: Av hayvanı öldürmek ki bundan kasıd; vahşî (yabanî) olan (ve normal zamanlarda avlanması) mübâh olan hayvanlardır. Evcil hayvanlara gelince; onları öldürmek harâm değildir, deniz avına gelince; onu öldürmek ise mübâh’tır.249

Yedincisi: Nikâh akdi yapmak harâmdır ancak (yapılırsa) fidyesi yoktur.250

Sekizincisi: Ferc dışındaki yerlere şehvetle dokunmak. Eğer dokunması yüzünden inzâl olursa (boşalırsa) deve; inzâl olmazsa, bir şât/küçükbaş hayvan (koyun yahut keçi) keser ve haccı sahîh olur.

Dokuzuncusu: Fercden birleşme (cim⒠yapmak). İlk tehâllül (ihrâmdan çıkış) öncesi olduysa haccı ifsâd olmuştur, (ifsâd olmasına rağmen) haccını tamamlar ve ertesi yıl (kazâ amaçlı) hacc yapar ve cim⒠edene (cinsel ilişkiye girene) deve (kesmesi) gerekir. Eğer (birleşme) ilk tehâllülden sonra olduysa bir şât (koyun veya keçi kesmesi gerekir) ve tavâf yaptığında ihrâmlı olmak için Ten’im’den ihrâma girer. Eğer umre yaparken birleşme olursa, umresini ifsâd eder. Nüsûku (hacc ve umreyi) cimâ’dan başka hiçbir şey ifsâd etmez.

Kadının; ihrâmının sadece yüzünü kapsaması251 ve dikilmiş elbise giyebiliyor olması dışında (hacc hükümleri bakımından) erkek gibidir.



Alıntı
Dipnotlar:

248- Şarih el-Makdisî Rahimehullâh’ın belirttiği gibi vücuttaki bütün kıllar da bu hükme dâhildir. (el-Udde, 1/251)

249- El-Udde’de yeralan Umde nüshasında bu bölüm şu şekildedir: “Kara avını öldürmek ki bundan kasıd yenmesi mübâh olan vahşî (yabanî) hayvanlardır. Deniz avı, evcil hayvanlar ve yenilmesi harâm olan hayvanlara gelince; bunlardan dolayı bir şey gerekmez. Ancak eti yenilen hayvanlardan ve diğerlerinden doğmuş olanlar hâriç.” (el-Udde, 1/254)

250- Bu ibâre el-Udde’de yeralan Umde nüshasında “kıydığı nikâh geçersizdir” şeklindedir. Bunun dayanağı şu hadîs-i şerîf’tir:

«لاَ يَنْكِحُ الْمُحْرِمُ وَلاَ يُنْكَحُ وَلاَ يَخْطُبُ»

“İhrâmlı kişi nikâh kıyamaz, başkası da onu evlendiremez ve hitbede bulunamaz (evlilik teklifinde bulunup tâlib olamaz).” (Müslim, Hadîs no: 1409)

Bunları şarih el-Makdisî Rahimehullâh zikretmiştir. (el-Udde, 1/254)

251- Bundan kasıd kadının ihrâmlıyken yüzünü örtmesinin harâm oluşudur. İbn’ul Munzir Rahimehullâh’ın ifâde ettiği gibi bundan kasıd peçe takmanın yasak oluşudur. Yoksa ihrâmlı kadın yakınından erkekler geçtiği zaman elbisesinin üstüyle yüzünü örter. Zîrâ kadının erkeklere karşı yüzünü örtmesi bir ihtiyâçtır. Nitekim Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in hanımları da Ebû Dâvud’un rivâyet ettiğine göre haccda böyle yapmışlardır. İbnu Kudâme Rahimehullâh el-Muğnî’de “bu hususta bir ihtilâf olduğunu bilmiyoruz” demiştir. Ayrıca ihrâmlı kadın eldiven de takamaz. Eline ve yüzüne herhangi bir şey takmadan kapatması ise harâm değildir. Başörtüsü takabilir, şalvar vs. ise giyebilir. (el-Muğnî, 5/154-160’dan özetle)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1242
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: HACC VE UMRE KİTÂBI
« Yanıtla #4 : 25.07.2015, 19:07 »
بَابُ الْفِدْيَةِ

Fidye Bâbı

Hacc ve umrede ödenecek fidye iki çeşittir:

İlki; kişinin muhayyer olduğu şekil; ezâ (saç veya tırnak kesme), kıyâfet ve koku (husûsundaki kuralı ihlâl edenin) fidyesi ki, kişi bu durumda: üç gün oruç tutmak, altı miskîni üç sa’ (yaklaşık 6,5 kg.) hurma ile doyurmak veya şât/küçükbaş hayvan (koyun yahut keçi) kesmek arasında muhayyerdir.

Avlanmanın cezâsı, öldürdüğü (avladığı) hayvanın misli olan davarlar (küçükbaş veya büyükbaş evcil hayvanlar)dır. Ancak kuş müstesnâ, bu durumda (kuş avlamanın cezâsı ise) kıymetiyledir. Güvercin dışında ki onun için şât (koyun veya keçi); deve kuşu için ise deve (keser). Kişi mislini vermek yerine karşılığını yemek olarak ödeme husûsunda muhayyerdir; dolayısıyla her miskîne ya bir müd’ (yaklaşık 550 gr) yemek verir veyahut da vermesi gereken her müd’ için bir gün oruç tutar.

İkinci çeşit; tertîb üzere olanlardır ki bu, temettu’ yapanın hedy’idir. Bu kimseye bir şât/küçükbaş hayvan (kesmesi) gerekir, eğer bulamazsa bu durumda haccda üç gün ve (memleketine) döndüğünde yedi gün (toplamda on gün) oruç tutar.252

Cimâ’nın fidyesi devedir, eğer (deve) bulamazsa temettu’ haccı yapanın orucu gibi (haccda üç gün ve memleketine döndüğünde yedi gün; toplamda on gün) oruç tutar. Bunun gibi, fevât (Arafât’da vakfeyi kaçıranın durumu) için gereken dem’de253 de hüküm aynıdır.

Muhsar (engellendiği için haccın farzlarını yerine getiremeyen kimse) için de dem gereklidir, bulamazsa on gün oruç tutar.

Bir kimse, av hayvanı öldürmesi dışında, mahzûrlu olan aynı cinsten bir şeyi tekrar ettiğinde tek bir keffâret verir. İkincisini yapmadan önce birincisinin keffâretini vermiş olursa ilk verdiği keffâretin hükmü sâkıt olur. [Dolayısıyla ikinci fiilin kefâretini vermesi gerekir. (Mütercim)] Eğer farklı cinsten birçok mahzûrlu şey işlediyse, her biri için ayrı keffâret gerekir.

Saçları kesmek, tırnakları kesmek, cim⒠etmek (cinsi münâsebette bulunmak) ve av hayvanlarını öldürmek ister kasıtlı yapılsın ister kasıtsız yapılsın; (hükmen) aynıdır. Unutkanlıkla yapılan diğer harâm işler için ise (cezâ ve keffâret olarak) birşey gerekmez.

Bütün (keffâretler;) hedy ve yiyecekler Harem’in (Ka’be’nin) miskinlerine254 verilir; saç ve tırnak kesme keffâreti bunun dışındadır ki, bunun keffâreti kişinin saçlarını kestiği yerde dağıtılır. Muhsar, kurbânını bulunduğu yerde keser. Muhsarın orucuna gelince, her yerde (keffâret olarak) oruç tutması, câizdir.



Alıntı
Dipnotlar:

252- Bu zikredilen hükümlerin çoğu şu Âyet-i kerîme’de yer almaktadır:


وَأَتِمُّواْ الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ لِلّهِ فَإِنْ أُحْصِرْتُمْ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِ وَلاَ تَحْلِقُواْ رُؤُوسَكُمْ حَتَّى يَبْلُغَ الْهَدْيُ مَحِلَّهُ فَمَن كَانَ مِنكُم مَّرِيضاً أَوْ بِهِ أَذًى مِّن رَّأْسِهِ فَفِدْيَةٌ مِّن صِيَامٍ أَوْ صَدَقَةٍ أَوْ نُسُكٍ فَإِذَا أَمِنتُمْ فَمَن تَمَتَّعَ بِالْعُمْرَةِ إِلَى الْحَجِّ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِ فَمَن لَّمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلاثَةِ أَيَّامٍ فِي الْحَجِّ وَسَبْعَةٍ إِذَا رَجَعْتُمْ تِلْكَ عَشَرَةٌ كَامِلَةٌ ذَلِكَ لِمَن لَّمْ يَكُنْ أَهْلُهُ حَاضِرِي الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَاتَّقُواْ اللّهَ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ

“Başladığınız hacc ve umreyi Allâh için tamamlayın. Alıkonursanız, kola-yınıza gelen bir kurbân gönderin. Kurbân, yerine ulaşıncaya kadar, başlarını-zı tıraş etmeyin. İçinizde hasta olan veya başından rahatsız bulunan varsa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi ya da kurbân kesmesi gere-kir. Güven içinde olursanız, hacca kadar umreden faydalanabilen kimseye kolayına gelen bir kurbân kesmek, bulamayana, hacc esnâsında üç gün ve döndüğünüzde yedi gün ki o tam on gündür oruç tutmak gerekir. Bu, ailesi Mescid-i Harâm’da oturmayan kimseler içindir. Allâh’tan sakının ve Allâh’ın cezâsının şiddetli olacağını bilin.” (el-Bakara 2/196)

253- Dem: Hacc ve umre esnâsında ibâdet maksadıyla veya bir vâcib’in terki, gecik-tirilmesi ya da bir ihrâm yasağının ihlâl edilmesi sonucu cezâ olarak koyun veya keçi kesilmesi, kanının akıtılmasıdır.

254- Şarih el-Makdisî Rahimehullâh’ın belirttiğine göre Harem’in miskînlerinden kasıd ister oranın âhalîsinden olsun isterse oraya hacc vb. maksatlarla gelmiş olan kimseler olsun o an orada bulunan herkestir. Bunların kendisine zekât verilmesi câiz olan kimselerden olması gerekir. (el-Udde Şerh’ul Umde, 1/266)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1242
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: HACC VE UMRE KİTÂBI
« Yanıtla #5 : 25.07.2015, 19:11 »
بَابُ دُخُولِ مَكَّةَ

Mekke’ye Giriş Bâbı


(Hacc yapan kimsenin) Mekke’ye en yüksek yerinden giriş yapması ve Mescid’e, Ben-i Şeybe Kapısı’ndan girmesi müstehabb’tır. Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem oradan girmiştir.255 Beyt’i (Ka’be’yi) gördüğünde ellerini kaldırıp Allâh’ı yüceltir (tekbîr getirir; «اللَّهُ أَكْبَرُ» der), Allâh’a hamd eder ve du’â eder. Sonra mu’temir (umre yapan) ise, umre tavâfı ile mufrid (ifrâd haccı yani umre ile birlikte olmayıp sadece hacc yapan) yahut kârin (kırân haccı yani hacc ve umreyi birlikte yapan) ise Kudûm Tavâfı (Mekke dışın-dan hacca gelenlerin yaptıkları “Varış Tavâfı”) ile başlar. Ridâ (ihrâmlının belden üst kısmına örttüğü dikişsiz örtü) ile idtiba’ yapar; ortasını sağ koltuk altına koyar, iki ucunu ise sol omzunun üzerine koyar.256 (Tavâfa) Hacer’ul Esved’den başlar, onu istilâm yapıp öper257 ve şöyle der:

«بِسْمِ اللَّهِ وَاللَّهُ أَكْبَرُ، اَللَّهُمَّ إِيمَانًا بِكَ، وَتَصْدِيقًا بِكِتَابِكَ، وَوَفَاءً بِعَهْدِكَ، وَاتِّبَاعًا لِسُنَّةِ نَبِيِّكَ مُحَمَّدٍ -صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ-»

“Allâh’ın ismiyle, Allâh en büyüktür; Allâh’ım Sana imân ederek, Kitâbı’nı tasdîk ederek, ahdine vefâ göstererek ve -Allâh’ın salât ve selâmı üzerine olsun- Nebî’n Muhammed’in sünnet’ine ittibâ ederek!”258

Sonra sağından başlar, Ka’be solunda kalacak şekilde ve Hacer’ul Esved’den başlayarak (tekrar) Hacer’ul Esved’e (dönene) kadar ilk üçü remel (kısa ve koşar adımlarla) son dördünde (normal hızla) yürüyerek (toplam) yedi kez tavâf yapar.259 

Rükn-ü Yemânî ve Hacer’ul Esved ile her hizaya geldiğinde bu ikisine istilâm yapar, («اللَّهُ أَكْبَرُ» diyerek) tekbîr ve («لَا إلهَ إلَّااللهُ» diyerek) tehlîl getirir. İki rükûn arasında şöyle der:


رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

“Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ver, âhirette de iyilik (ver) ve bizi ateşin azâbından koru!” (el-Bakara 2/201)260

Sonrasında dilediği du’âyı yapar. Makam-ı İbrâhîm’in arkasında iki rek’ât namaz (Tavâf Namazı) kılar. Sonra rükne (Hacer’ul Esved’e) döner ve onu istilâm eder. Sonra Safâ’ya gitmek için Ka’be’nin kapısından çıkar, Safâ’ya tırmanır ve Allâhu Teâlâ’yı yüceltir (tekbîr getirerek; «اللهُ أَكْبَرُ» der) tehlîl getirir («لَا إلهَ إلَّا اللهُ» der) ve Allâhu Teâlâ’ya du’â eder. Sonra Safâ Tepesi’nden aşağı iner, işârete (direğe) yürür. Sonra son işârete kadar (Sa’y Mevzî’sinde) yürür. Sonra Merve’ye varana kadar yürür ve Safâ’da yaptığının aynısını yapar. Sonra Merve Tepesi’nden iner, yürüyeceği yerde yürür, sa’y yapacağı (koşar adım gideceği) yerde sa’y yapar, yedi şâvt’ı tamamlayana kadar bunu yapar. Gidişini bir sa’y olarak dönüşünü de bir sa’y olarak hesâb eder. Safâ ile başlar Merve ile bitirir. Sonra da eğer mu’temir ise (umre yapıyorsa) saçlarını kısaltır ve ihrâmdan çıkar. Temettu’ haccı yapan ise eğer hedy’i (kurbânlığı) varsa ihrâmdan çıkmaz kezâ kırân ve ifrâd (haccı) yapan da (ihrâmdan) çıkmaz. (Ka’be’de) tavâf ya da (Safâ ve Merve arasında) sa’y yaparken remel yapmamaları dışında, kadınlar (hacc ahkâmı husûsunda) erkekler gibidir.



Alıntı yapılan: Dipnotlar
Dipnotlar:

255- Taberânî, el-Mu’cem’ul Evsât, 1/156-157, Hadîs no: 491’de bunu İbnu Ömer Radiyallâhu Anhuma’dan rivâyet etmiştir. Heysemî, şöyle demiştir: Hadîsin isnâdın-da Mervân bin Ebî Mervân vardır. Süleymânî onun hakkında şüphe var, demiştir. Geri kalan ricâli ise sahîh ricâlidir. (Mecmâ’uz Zevâ’id, 3/238, Hadîs no: 5463) Beyhekî ise, isnâdı mahfûz değildir dedikten sonra Atâ’dan bunun mürsel ve ceyyid (güzel) bir yolla nakledildiğini beyân etmiştir. (es-Sunen’ul Kubrâ, 5/116-117, Hadîs no: 9209)

256- İdtiba’: Üste alınan örtü olan ridâ’nın ortasını sağ koltuk altına koyarak, iki ucunu ise sol omuz üzerine atmak sûretiyle sağ omuz ve kolu ihrâmın dışında açıkta bırakmaktır. (el-Muğnî, 5/216-217)

257- İstilâm: Hacer’ul Esved’e elle dokunup, öpmek yahut bir vâsıta aracılığıyla dokunup daha sonra vâsıtayı öpmektir. (el-Muğnî, 5/212-213)

258- İbn’ul Mulakkin bu du’âyla alâkalı şu bilgiyi vermektedir: “Abdullâh bin Sâib Radiyallâhu Anh’dan Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in tavâfa başlamadan önce bu du’âyı yaptığı nakledilmiştir. Hadîs bu şekliyle garîb’tir. Araştırmama rağmen bu hadîsi merfû’ olarak rivâyet eden birisine rastlamadım. “el-Muhezzeb” müellifi (eş-Şirazî) bunu Câbir hadîsinden merfû’ olarak nakletmiş ancak Nevevî ve Munzirî bu hadîsi herhangi bir yere dayandırmamışlardır.” İbn’ul Mulakkin ardından hepsi tenkîde uğramış rivâyetlerden hadîsin farklı lafızlarını nakletmiştir. Zikrettiğine göre hadîsin bazı lafızları daha sahîh yollardan başka kaynaklarda yer almaktadır. (el-Bedr’ul Munîr, 6/195-196) İbnu Hacer el-Askalanî de benzer bilgileri vermektedir. (Telhîs’ul Habîr, 2/537, Hadîs no: 1024)

259- Yukarıda zikri geçen remel ve idtiba’ uygulamaları kudûm tavâfının ve umre tavafının ilk üç şâvtı dışında sünnet değildir. (el-Udde, 1/271; el-Muğnî, 5/217-220) Kudûm tavâfının ve umre tavafının ilk üç şâvtında remelin terk edilmesi durumunda ise, diğer dört remelde kazası yapılmaz. (el-Muğnî, 5/220)

260- Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in iki rükûn arasında böyle söylediğini Abdullâh bin Sâib Radiyallâhu Anh’dan Ebû Dâvud, Hadîs no: 1892’de rivâyet etmiştir.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1242
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: HACC VE UMRE KİTÂBI
« Yanıtla #6 : 25.07.2015, 19:16 »
بَابُ صِفَةِ الْحَجِّ

Hacc’ın Sıfatı (Ta’rifi) Bâbı


(Zi’l Hicce’nin sekizinci günü ve Arefe Günü’nden bir önceki gün olan) Terviye Günü, ihrâmlı olmayanlar, Mekke’de ihrâma girip, Arafât’a gitmek için yola çıkar. (Zi’l Hicce’nin dokuzuncu günü olan) Arefe Günü, güneş zevâle ulaştığında öğle ve ikindiyi, tek ezân ve iki ikâmet ile cem’ ederek kılar. Daha sonra da (vakfe için) Mevkif’e ilerler ki, Batn-ı Urene (Urene Vâdî’si) dışında, Arafât’ın tamamı mevkif’dir. Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in  mevkif edindiği yerde yahut ona yakın dağın üzerinde kayalıkların yakınında; vakfe yapmak, bineği üzerindeyken yayaları önüne alıp kıbleye dönmek ve sürekli şunu tekrar etmek müstehabb’tır:

لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ، بِيَدِهِ الْخَيْرُ، وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

“Bir olan ve ortağı bulunmayan Allâh’tan başka -ibâdete lâyık hak- ilah yoktur. Mülk O’nundur, hamd da O’nadır. Hayır, O'nun elindedir. O, her şeye Kadîr’dir (gücü yetendir)!” 262

Güneş batana kadar du’âya ve Azîz ve Celîl olan Allâh’a rağbet etmeye (sevâb umarak yönelmeye) devam eder. Sonra, -sekînet ve vakâr ile telbiye getirerek, Azîz ve Celîl olan Allâh’ı zikrederek- imâmla birlikte (iki dağ arasında bulunan) el-Mezemeyn yolundan Muzdelife’ye gitmek için, yola çıkar. Muzdelife’ye vardığında, yükünü çözmeden akşam ve yatsıyı, aralarını cem’ ederek kılar ve geceyi orada geçirir. Sonra hava aydınlanmadan sabah namazı kılar ve Meş’ar’ul Harâm’a gider, orada durur ve du’â eder. Orada şu şekilde du’â etmesi müstehabb’tır:

«اَللَّهُمَّ كَمَا وَقَّفْتَنَا فِيهِ وَأَرَيْتَنَا إيَّاهُ فَوَفِّقْنَا لِذِكْرِكَ كَمَا هَدَيْتَنَا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا كَمَا وَعَدْتَنَا بِقَوْلِكَ وَقَوْلُك الْحَقُّ»

“Allâh’ım, burada vakfe (duruş) yapmamızı sağladığın ve burayı (Meş’ar’ul Harâm’ı) görebilmemizi sağladığın gibi; Sen’in bizlere hidâyet ettiğin üzere, Seni zikretmemizi sağla! Bizlere mağfiret et ve bizlere merhamet et! Tıpkı kavlinde -ki kavlin haktır- ahdettiğin üzere”:

فَإِذَا أَفَضْتُمْ مِنْ عَرَفَاتٍ فَاذْكُرُوا اللَّهَ عِنْدَ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِ وَاذْكُرُوهُ كَمَا هَدَاكُمْ وَإِنْ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلِهِ لَمِنَ الضَّالِّينَ ثُمَّ أَفِيضُوا مِنْ حَيْثُ أَفَاضَ النَّاسُ وَاسْتَغْفِرُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ

“Arafât’dan hep birlikte indiğinizde Allâh’ı, Meş’ar’ul Harâm’da anın. O, sizi nasıl doğru yola yöneltip/ilettiyse, siz de O’nu anın. Gerçek şu ki, siz bundan evvel sapmışlardandınız. Sonra insanların (topluca) akın ettiği yerden siz de akın edin ve Allâh’tan bağışlanma dileyin. Şüphesiz Allâh Ğafûr’dur (bağışlayandır), Rahîm’dir (esirgeyendir)!” (el-Bakara 2/198-199)263

Sonra, hava iyice aydınlanana kadar vakfe yapar ve güneş doğmadan oradan hareket eder. Muhassir Vâdîsi’ne gelince, Mina’ya ulaşana kadar, bir taş atma mesâfesince süratli gider. (Taş atmaya) Cemret’ul Akabe ile başlar ve herbirini yedi çakıl taşıyla -taşları fırlatırcasına- taşlar. Her taşlamada, taş fırlatırken tekbîr getirir ve ellerini kaldırır. Taşlamaya başladığı andan itibâren telbiye getirmeye ara verir. Vâdî’nin içine girer, kıbleye döner ve orada vakfe yapmaz. Sonra hedy’i (kurbânlık) kurbân eder, saçlarını keser veya kısaltır, sonra kadın (ile cinsî temâs) dışında, (ihrâmdayken) ona yapması harâm olan herşey helâl olur. “Tavâf’uz Ziyâre (Ziyâret Tavâfı)” yapar ki o, vâcib olup kendisiyle haccın tamamlandığı tavâf’tır. Sonra eğer temettu’ haccı yapıyorsa veya “Kudûm Tavâfı”264 ile birlikte sa’y yapmamışsa Safâ ve Merve arasında sa’y yapar. Sonra ona (ihrâmlıya harâm olan) herşey helâl olur.

Zemzem suyundan dilediği niyet ile265, doyasıya içmek sonra da şöyle demek müstehabb’tır:


«اَللَّهُمَّ اجْعَلْهُ لَنَا عِلْمًا نَافِعًا، وَرِزْقًا وَاسِعًا، وَرِيًّا وَشِبَعًا، وَشِفَاءً مِنْ كُلِّ دَاءٍ، وَاغْسِلْ بِهِ قَلْبِي وَامْلَأْهُ مِنْ خَشْيَتِكَ وَحِكْمَتِكَ»

“Allâh’ım! Bizler için zemzem suyunu faydalı ilim, bol rızık, susuzluğu ve açlığı giderici, her türlü dert ve hastalığa karşı şifâ kıl! Kalbimi zemzem suyu ile temizle, haşyetin (korku) ve hikmetin ile doldur!”266



Alıntı yapılan: Dipnotlar
Dipnotlar:

262- Müsned-i Ahmed, Hadîs no: 6961. Ayrıca yakın lafızlarla Tirmizî, Hadîs no: 3585, Abdullâh bin Amr Radiyallâhu Anhuma’dan. Tirmizî, hadîsin bu vecihten “garîb” olduğunu ve isnâddaki Hammad bin Ebî Humeyd’in hadîs ehli nezdinde kaviyy (hadîs rivâyetinde kuvvetli) olmadığını belirtmektedir.

263- İbnu Allan eş-Şafiî (v. 1057) Nevevî’nin “el-Ezkâr” adlı eserine yazmış olduğu şerhte bu du’â hakkında şöyle demektedir: “Hâfız demiştir ki: Ben bunu me’sur (isnâdıyla rivâyet edilmiş) olarak bulamadım. Şeyh’in (Nevevî’nin) sözleri bu du’ânın zikretmiş olduğu âyetten çıkartılmış olduğunu göstermektedir.” (İbnu Allan, el-Futuhât’ur Rabbânîyye, 5/14)

264- Tavâf'ul Kudûm (Kudûm Tavâfı): Mekke dışından gelen hacı adaylarının şehre vardıklarında yaptıkları ilk tavâf; varış tavâfı. El-Ba’lî, Hacc’da yapılan dört tavâftan biri olup sünnet olduğunu (El-Mutli’, 225) İbnu Kudâme Rahimehullâh ise, kudûm tavâfının kazasının gerekmediğini (el-Muğnî, 5/370-371) söyler.

265- Zîrâ Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğu nakledilmiştir:


مَاءُ زَمْزَمَ لِمَا شُرِبَ لَهُ

“Zemzem suyu ne niyetle içildiyse onun içindir.” (İbnu Mâce, Hadîs no: 3062)

266- Bu du’ânın bazı kısımları İbnu Abbâs Radiyallâhu Anhuma’nın sözü olarak nakledilmiştir. (Sünen-i Dârakutni, Hadîs no: 2738)

Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1242
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: HACC VE UMRE KİTÂBI
« Yanıtla #7 : 25.07.2015, 19:24 »
بَابُ مَا يُفْعَلُهُ بَعْدَ الْحِلِّ

İhrâm Çıkarıldıktan Sonra Ne Yapılacağı Bâbı


Sonra Mina’ya döner ve (üç geceden oluşan) Mina gecelerini oradan başka bir yerde geçirmez. Sonra, Mina günlerinde zevâlden sonra, her cemresinde yedi taş ile taşlayarak Cemarât’ı taşlar. Cemret’ul Ûlâ’dan (İlk Cemre’den) başlayarak, kıble istikâmetine dönerek Cemret’ul Akabe’de yaptığı gibi yedi taş atar, ilerler, daha sonra vakfe yaparak Allâh’a du’â eder. Ardından Cemret’ul Vüstâ’ya (Orta Cemre’ye) gider ve orada da taş atar. Sonra Cemret’ul Akabe’de de taş atar ama orada (diğer cemrelerde vakfe yapmasının aksine) vakfe yapmaz. İkinci gün de aynı şekilde taş atar, eğer Mina’dan aceleyle (erkenden) ayrılmak isterse, ikinci gün güneş batmadan ayrılması gerekir. Eğer Mina’dayken güneş batarsa, Mina’da bir gece daha kalması gerekir ve ertesi gün de (cemrelerde) taş atar. Eğer temettu’ veya kırân haccı yapan birisi ise; haccı ve umresi tamamlanmış olur. İfrâd haccı yapıyorsa, (bu durumda) Ten’im’e gider ve orada umre için ihrâma girer. Daha sonra Mekke’ye gider, (Ka’be’yi) tavâf eder, (Merve ve Safâ arasında) sa’y yapar ve (son olarak) saçlarını keser ya da kısaltır. Saçı olmaması (kel olması) durumunda, kafasında ustura gezdirmesi müstehabb’tır böylelikle haccı ve umresi tamamlamış olur.

Kârin’in (kırân haccı yapanın) amellerinde, mufridin (ifrâd haccı yapanın) amellerine göre bir fazlalık yoktur. Lâkin kârin ve mu’temettiye (temettu’ haccı yapana) dem (kurbân kesmek; kan akıtmak) gerekir, Allâhu Teâlâ’nın şu kavli gereğince:


فَمَنْ تَمَتَّعَ بِالْعُمْرَةِ إِلَى الْحَجِّ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلاثَةِ أَيَّامٍ فِي الْحَجِّ وَسَبْعَةٍ إِذَا رَجَعْتُمْ

“...hacca kadar umre ile yararlanmak isteyene (temettu’ haccı yapana), kolayına gelen bir kurbân kesmek gerekir. Bulamayana da, haccda üç gün, döndüğünüzde yedi (gün) olmak üzere, (toplamda on gün) oruç vardır...” (el-Bakara 2/196)

Memleketine dönmek istediğinde; bütün işlerini tamamladıktan sonra tavâf ederek Ka’be’yle vedalaşmadan, (Vedâ Tavâfı yapmadan) ayrılmaz. Ta ki Mekke’de en son uğrayacağı/ayrılacağı yer Ka’be olsun. Bundan sonra ticâretle iştigâl ederse, (vedâ) tavâfını iâde (tekrar) eder. (Ka’be’ye vedâ için) tavâf ettiği sırada, rükûn (Hacer’ul Esved) ile kapı arasında; Mültezem’de, Ka’be’ye (göğsü, yüzü ve elleri -açarak- oraya yapıştırmak sûretiyle) sarılarak şöyle demesi müstehabb’tır:

«اَللَّهُمَّ هَذَا بَيْتُك وَأَنَا عَبْدُك وَابْنُ عَبْدِك وَابْنُ أَمَتِك، حَمَلْتَنِي عَلَى مَا سَخَّرْتَ لِي مِنْ خَلْقِكَ ; وَسَيَّرْتَنِي فِي بِلَادِكَ حَتَّى بَلَّغْتَنِي بِنِعْمَتِكَ إلَى بَيْتِكَ، وَأَعَنْتَنِي عَلَى أَدَاءِ نُسُكِي فَإِنْ كُنْتَ رَضِيتَ عَنِّي فَازْدَدْ عَنِّي رِضًا، وَإِلَّا فَمُنَّ الْآنَ قَبْلَ أَنْ تَنْأَى عَنْ بَيْتِكَ دَارِي فَهَذَا أَوَانُ انْصِرَافِي إنْ أَذِنْتَ لِي غَيْرَ مُسْتَبْدِلٍ بِكَ وَلَا بِبَيْتِكَ وَلَا رَاغِبٍ عَنْكَ وَلَا عَنْ بَيْتِكَ اَللَّهُمَّ أَصْحِبْنِي الْعَافِيَةَ فِي بَدَنِي وَالصِّحَّةَ فِي جِسْمِي وَالْعِصْمَةَ فِي دِينِي وَأَحْسِنْ مُنْقَلَبِي، وَارْزُقْنِي طَاعَتَك مَا أَبْقَيْتَنِي، وَاجْمَعْ لِي بَيْنَ خَيْرَيِ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ إنَّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ»

“Allâh’ım, bu Beyt/Ev (Ka’be) Sen’in Beyt’indir. Ben de Sen’in kulunum; erkek kulunun oğluyum ve kadın kulunun oğluyum. Yarattıklarından benim hizmetime verdiğin vâsıtada beni taşıdın; öyle ki Sen’den bir ni’met olarak Beyt’ine ulaşıncaya kadar beni memleketlerinde dolaştırdın, hacc ibâdetlerini ed⒠etmem husûsunda bana yardım ettin. Eğer benden râzı olmuş isen, bana olan rızânı arttır. Eğer râzı olmamış isen, Sen’in Beyt’inden uzaklaşıp evime varmadan önce şimdi (râzı olarak) ihsânda bulun. Sen’den ve Beyt’inden yüz çevirmeksizin, Sen’den ve Beyt’inden ayrılmaya rağbet göstermeksizin; eğer bana izin verirsen bu benim dönüş zamanımdır. Allâh’ım, bedenimde âfiyeti, vücudumda sıhhati bulundur, dînimi koru, dönüşümü güzel yap, beni yaşattığın müddetçe Sana itâati bana rızık olarak ver, dünya ve âhiret hayırlarını benim için topla, muhakkak ki Sen herşeye Kadîr’sin (güç yetirensin)!"267

Dilediğince du’â eder, Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e salât gönderir.

Ved⒠Tavâfı’ndan önce oradan ayrılanın; eğer yakındaysa geri dönmesi (ve tavâf etmesi), uzaktaysa dem göndermesi (kan akıtması) gerekir. Hâyızlı ve nifâslı (olanlar) hâriç, onlar için vedâ tavâfı yoktur. Onların Mescid’in kapısında vakfe yapıp, du’â etmeleri müstehabb’tır.




Alıntı
Dipnotlar:

267- Bu du’âyı bazı âlimler -meselâ İbnu Teymiyye Rahimehullâh (Fetâvâ, 26/142)- İbnu Abbâs Radiyallâhu Anhuma’ya nisbet etmiştir. İmam Şafiî Rahimehullâh bu du’âyı yakın lafızlarla el-Umm’da (2/243) zikretmiş; Taberânî ed-Du’â, no: 883’te Abdurrezzâk’tan rivâyet etmiştir. Fakihî ise Ahbâru Mekke 1/342’de ehlî beytten olan bazı zâtlardan bu du’ânın benzerlerini rivâyet etmiştir.

Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1242
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: HACC VE UMRE KİTÂBI
« Yanıtla #8 : 25.07.2015, 19:27 »
بَابُ أرْكَانِ الْحَجِّ وَالْعُمْرَةِ

Hacc ve Umre’nin Rükûnları Bâbı


Hacc’ın Erkânı (Rükûnları):

1-   Arafat’da vakfe yapmak ve

2-   Ziyâret Tavâfı yapmak.

Hacc’ın Vâcibleri:

1-   Mîkât’dan ihrâma girmek,

2-   Gece olana (güneş batana) kadar Arafat’da vakfe yapmak,

3-   Gece yarısına kadar Muzdelife’de kalmak,

4-   Sa’y (yapmak);

5-   Mina’da gecelemek;

6-   (Şeytân) taşlamak;

7-   Saçları kesmek (veya kısaltmak) ve

8-   Ved⒠Tavâfı (yapmak).

Umre’nin Erkânı:

Tavâf (etmek).

Umre’nin Vâcibleri:

1-   İhrâm,

2-   Sa’y ve

3-   Saçları kesmek (veya kısaltmak).

Bir rüknü terk edenin nüsûku (ibâdeti) tamamlanmış olmaz. Vâcib’i terk edenin telâfîsi dem’dir (kan akıtmaktır), sünnet’i terk edene ise bir şey gerekmez. Kurbân Bayramı’nın ilk günü fecrin başlangıcına kadar Arafat’da vakfe yapmayan haccı kaçırmış olur. Böyle bir kimse tavâf ve sa’y ile ihrâmdan çıkar, eğer yanında (kesebileceği) hedy (kurbânlık) varsa, keser. Bu kimsenin (daha sonra haccını) kazâ etmesi gerekir.

İnsanlar (tarih) hesaplamada hatâ eder de Arafat Günü’nden başka bir günde vakfe yaparlarsa, bu onlar için yeterlidir. Eğer onlardan sadece bir grup böyle yaparsa (tarihi yanlış hesaplar ve Arafat Günü’nden başka bir günde, Arafat’da vakfe yaparsa) haccı kaçırmış olurlar.

Hacc yapanın Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in ve iki sahâbesinin (Ebû Bekir es-Sıddîk Radiyallâhu Anh ve Ömer İbn’ul Hattâb Radiyallâhu Anh’ın Medîne’de bulunan) kabirlerini ziyâret etmesi müstehabb’tır.268


Alıntı
Dipnotlar:

268- Bu, kişinin yola çıkma gâyesi kabri ziyâret değil de Mescid-i Nebevî’yi ziyâret etmek olduğu takdirde müstehabb olur. Yani kişi Medîne’deki Mescid-i Nebevî’yi ziyâret ettikten sonra Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in ve iki değerli sahâbesinin kabirlerini ziyâret ederek selâm verir ve kıbleye yönelerek onlar için ve kendisi için du’â eder. Lâkin yola çıkış gâyesi kabri ziyâret etmek olursa bundan dolayı sevâb bir yana günâh kazanır!

“Feth’ul Mecîd” adlı eserde “Kabrimi bayram yeri edinmeyin!” hadîsinin açıklaması sadedinde şöyle denilmektedir:


«لَا تَتَّخِذُوا قَبْرِي عِيدًا»

“Kabrimi bayram yeri edinmeyin!” (Ahmed, Müsned, Hadîs no: 8804)

Hadîste, ister Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in isterse başkalarının kabri olsun sırf kabir ve türbeleri ziyâret amacıyla yolculuk yapmanın menedildiğine dâir delîl vardır. Çünkü bu hareket, oraları bayram yerine dönüştürme kapsamındadır. Bilakis bu, -beraberinde yapılan bir takım fiillerle birlikte- şirke götüren sebeblerin en büyüklerinden birisidir. Bu mesele Şeyh’ul İslâm’ın (İbnu Teymiye Rahimehullâh’ın) hakkında fetvâ verdiği bir meseledir. Burada benim söz konusu ettiğim husûs, (başka bir amaç için değil) sadece peygamber ve sâlihlerin kabirleri-ni ziyâret için yolculuk yapmaktır. Âlimlerin bu konuya ilişkin ihtilâfları nakledilmiştir. Gazzalî Rahimehullâh ve Ebû Muhammed Makdisî (el-Umde müellifi, İbnu Kudâme Rahimehullâh) başta olmak üzere bazıları bunun mübâh olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bunu men edenler de vardır. İbnu Batta Rahimehullâh, İbnu Âkil Rahimehullâh, Ebû Muhammed el-Cuveynî Rahimehullâh ve Kadî İyâd Rahimehullâh bunların başında gelir. Bu cumhûrun kavlidir. İmam Malik Rahimehullâh da bunu açıkça ifâde etmiş ve imâmlardan kendisine muhâlefet eden olmamıştır. Doğru olan da budur.

Ebû Sa’îd Radiyallâhu Anh’dan nakledildiğine göre Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

«وَلاَ تُشَدُّ الرِّحَالُ، إِلَّا إِلَى ثَلاَثَةِ مَسَاجِدَ: مَسْجِدِ الحَرَامِ، وَمَسْجِدِي هَذَا وَمَسْجِدِ الأَقْصَى»

“Üç mescid hâricinde yolculuğa çıkılmaz: Mescid-i Harâm, benim bu mescidim (Mescid-i Nebevî) ve Mescid-i Aksâ.” (Buhârî, Hadîs no: 1197; Müslim, Hadîs no: 827)

Kabir ve türbe ziyâretleri de bu yolculuk yasağının içinde yer alır. Bu ya nehiydir veya nefiydir. [“Yolculuğa çıkılmaz” ifâdesi ya yasaklama amaçlıdır yahut da vâkıadan haber verir. (Mütercim)] Ancak bir rivâyette nehiy (yasaklama) kipiyle gelmiş olmasından dolayı bunun yasaklama manâsında olduğu bellidir. Sahâbe Radiyallâhu Anhum da bundan men manâsını çıkarmışlardır. Nitekim Muvattâ, Müsned ve Sünenlerde böyle gelmiştir.

Basra ibnu Ebî Basra el-Gifârî’den rivâyet olunduğuna göre o, Ebû Hureyre Radiyallâhu Anh’a şöyle demiştir: -ki Ebû Hureyre Radiyallâhu Anh, Tûr’dan (Tûr Dağı’ndan) geliyordu- Sen oraya çıkmadan önce sana yetişebilseydim, oraya çıkmazdın. Çünkü Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu işittim:


«لَا تُعْمَلُ الْمَطِيُّ إِلَّا إِلَى ثَلَاثَةِ مَسَاجِدَ: الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ، وَ مَسْجِدِي هَذَا، وَمَسْجِدِ الأَقْصَى»

“Üç mescitten başkası için yolculuğa çıkılmaz. Biri Mescid-i Harâm, diğeri benim bu mescidim (Mescid-i Nebevî) ve üçüncüsü de Mescid-i Aksâ’dır.” (Nesâî, Hadîs no: 1430; Ahmed, Müsned, Hadîs no: 23848; Malik, Muvattâ, 2/151 Hadîs no: 364)

İmam Ahmed ve Ömer bin Şebbe “Ahbâr’ul Medîne” adlı eserinde ceyyid bir senedle Kazâa’dan rivâyet ettiklerine göre, o demiştir ki:


«أَتَيْتُ ابْنَ عُمَرَ فَقُلْتُ: إني أريد الطُّورَ. فَقَالَ: إِنَّمَا تُشَدُّ الرِّحَالُ إِلَى ثَلَاثَةِ مَسَاجِدَ: الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ، وَمَسْجِدِ المدينة وَالْمَسْجِدِ الْأَقْصَى، فَدَعْ عَنْكَ الطُّورَ وَلَا تَأْتِهِ»

“İbnu Ömer Radiyallâhu Anhuma’ya gittim ve kendisine: ‘Ben Tûr’a gitmek istiyorum’ dedim. Bunun üzerine şöyle dedi: ‘Ancak şu üç mescid için yolculuk hazırlığı yapılır: Mescid-i Harâm, Medîne (Nebî) Mescid-i ve Mescid-i Aksâ. Sana Tûr’a gitmeyi terket, oraya gitme’ diyorum.” (İbnu Ebî Şeybe, el-Musannef, Hadîs no: 7539; Fâkihî, Ahbâru Mekke, Hadîs no: 1193)

İbnu Ömer Radiyallâhu Anhuma ve Basra bin Ebî Basra, Tûr’u da ziyâret edilmesi nehyedilen yerlerden saymışlardır. Çünkü her ikisinin de zikrettikleri lafız, kûrbet (Allâhu Teâlâ’ya yaklaşmak) kasdıyla üç mescidin dışındakilere gidilmesi konusundaki nehyi göstermektedir. Böylece şu gerçek de bilinmiş olmaktadır: Buradaki men (yasak), âmm (genel) olarak istisnâ edilenlerin dışında kalan tüm mescidleri ve başka yerleri kapsamaktadır. Yoksa nehiy sadece mescitlere hâs değildir. İşte her ikisi de bu hadîse dayanarak Tûr’a çıkmayı nehyetmişlerdir. Zirâ Tûr’a gidenler oranın fazîletli bir yer olması sebebiyle oraya yolculuk ederler. Çünkü Allâhu Teâlâ buraya “Mukaddes Vâdî” ve “Buk’ât’ul Mubâreke/Mübârek Yer" adını vermiştir. Musa Aleyh’is Selâm ile de burada konuşmuştur. İşte bu görüş (kabirler vb. için yolculuğa çıkılmayacağı görüşü) dört mezhep imâmının ve cumhûr-u ulemânın görüşüdür. Bu husûsta daha fazla bilgi edinmek ve muhâliflere verilen cevâblara ulaşmak isteyenlere, Şeyh’ul İslâm’ın (dönemin Malikî kadısı) İbnu Ahnâî’ye, sahîh hadîslerin, âlimlerin kabûl ettiği görüşlerin ve kıyas-ı evlânın delâlet ettiği husûslarda yaptığı itirâzlara cevâb olarak yazdığı eserini (er-Reddu ale’l Ahnâî) okumalarını tavsiye ederiz. Zîrâ bu husûstaki mefsedet ortadadır. Üç mescidin dışındaki mescitlere yapılan ziyâretin yasaklanmasına gelince (bu husûsta hiç bir zarar olmasa bile), nihâyetinde buralara yolculuk yapmayı gerektirecek hiç bir maslahat yoktur ve bunu gerektirecek bir meziyet de yoktur.

Hâfız Muhammed bin Abdulhadî Rahimehullâh “es-Sarîm’ul Münkî fi’r Redd ale’s Sübkî” adlı eserinde bu meseleyi uzun uzadıya açıklayarak, Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in kabrini ziyâretle ilgili hadîslerin illetlerini bir bir aktarmıştır. Gerek bu zât gerekse İbnu Teymiyye Rahimehullâh, bu husûsta Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’den ve ashâbından sahîh bir hadîs bulunmadığını açıklamışlardır. Kaldı ki bunlar tartışmaya neden olan şeye delâlet dahi etmezler. Çünkü bu hadîslerde sadece mutlak manâda ziyâret söz konusudur. Bu, -yolculuk sözkonusu olmadığı takdirde- kimsenin inkâr etmediği bir şeydir ve içinde şirk ve bid’at bulunmayan şer’î anlamdaki ziyârete hamledilir.” (Abdurrahman bin Hasen, Feth’ul Mecîd, sf 259 vd.)

Şeyh Süleymân Rahimehullâh’ın “Teysir’ul Azîz’il Hamîd” isimli eserinde naklettiğine göre; İmâm Malik Rahimehullâh, Medîne’ye yolculuk yapmayı adayan kişi-nin amacı Mescid-i Nebevî’de namaz kılmak ise adağını yerine getirmesi gerektiğini, eğer ki amacı Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in kabrini ziyâret ise bu adağı yerine getirmeyeceğini ifâde etmiş ve buna delîl olarak zikri geçen “üç mescid dışında yolculuk olmayacağı hadîsi”ni getirmiştir. Bunu İsmail bin İshâk “el-Mebsût” adlı eserinde nakletmiş, “Müdevvene” ve “Cellab” adlı eserlerde de bunun benzerleri nakledilmiştir. (Süleymân bin Abdillâh, Teysir’ul Azîz’il Hamîd, 1/304-305)

İbnu Hacer el-Askalânî, Feth’ul Bârî’de (3/65) Kâdî Huseyn, Kâdî İyâd ve Ebû Muhammed el-Cuveynî’nin üç mescid hâricinde kabirler vs. yerlere yapılan yolculukları nehyettiklerini zikretmiş, kezâ İbnu Kudâme kendisi aksini tercîh etse de İbnu Âkil’den bunun câiz olmadığı hatta kabir ziyâreti için sefere çıkan kişinin namazı kısaltamayacağı görüşünü nakletmiş (el-Muğnî, 3/117-118), İbnu Battâ ise el-İbânet’us Suğra adlı eserinde “Kitâb’da ve Sünnet’de Aslı Olmayan Cahiliye Fiilleriyle Benzeşen Uydurulmuş Bid’atler” başlığı altında (sf 270-278) kabir ziyâreti için yolculuğa çıkmanın bir bid’at olduğunu beyân etmiştir. (sf 273, no: 536)

Böylece (Allâh onu da bizleri de bağışlasın) Şeyh İbnu Kudâme’nin hacca giden herkesin kabr-i şerîf’i ziyâret etmesinin mutlak manâda müstehabb olduğunu ifâde eden bu kavlinin isâbetli olmadığı ortaya çıkmaktadır. Vallâhu â’lem!
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1242
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: HACC VE UMRE KİTÂBI
« Yanıtla #9 : 25.07.2015, 19:32 »
بَابُ الْهَدْيِ وَالْأضْحِيَةِ

Hedy ve Udhiye (Kurbânları) Bâbı


(Ka’be’ye hediye olarak kesilen) Hedy ve (Kurbân Bayramı’nda kesilen) Udhiye sünnet’tir, nezir (adak) olmadıkça vâcib değildir. Kurbân kesmek, ücretini tasadduk etmekten, efdaldır. Kurbânlıklardan efdal olanları; develer sonra sığırlar sonra da (koyun ve keçi gibi) davar türünden olanlardır. Kurbânlık olarak en iyisini ve en besili/yağlı olanını seçmek müstehabb’tır.

Koyunda cez’e’den (altı ayını doldurup yedinci ayına girenden) aşağısı diğerlerinde ise seni’den (kesici dişi kaybetme yaşına ulaşmış hayvandan) aşağısı câiz değildir. Keçi için “seni”, bir yaşını doldurmuş; deve için beş yaşını doldurmuş; sığır için ise iki yaşını doldurmuş olandır.

Bir şât (koyun veya keçi) bir kişi; bir deve ve bir sığır yedi kişi için yeterlidir. Şunlar kurbân olarak kesilmez:

(Bir veya iki gözü) kör oluşu aşikâr olan kör hayvan, acfa (kemiğinde ilik kalmayacak kadar zayıf olan bir deri bir kemik kalmış) hayvan, topallaması aşikâr olan topal hayvan, hastalığı aşikâr olan hasta hayvan, kırık boynuzlu yahut kulağı kesik olup boynuzunun veya kulağının büyük kısmını kaybetmiş hayvan.

Tamamıyla boynuzsuz olan koyun, kuyruğunun çoğu kesilmiş hayvan, iğdiş edilmiş hayvan, kulağı yarılmış veya delinmiş yahut (kulağının) yarısından azı kesilmiş hayvan ise (kurbân olarak) yeterlidir.269

Develeri ayakta (boyun ve göğsün birleştiği noktaya bıçağı saplamak sûretiyle) sol ön ayağı bağlı olarak boğazlamak; sığır ve davarları (keçi ve koyunları) yanları üzere yatırarak kesmek (kurbân etmek), sünnet’tir. Kesim sırasında şöyle denilir:


«بِاسْمِ اللَّهِ، واللَّهُ أَكْبَرُ اَللَّهُمَّ هَذَا مِنْكَ وَلَكَ»

“Allâh’ın ismiyle, Allâh en büyüktür! Allâh’ım bu Sen’dendir ve Sen’in içindir!”270

Müslümandan başkasının kurbânı kesmesi müstehabb değildir. Kurbânın sâhibi tarafından kesilmesi efdaldır.

Kesim vakti, Bayram Günü, Bayram Namazı sonrasından Teşrîk Günleri’nin ikinci gününün sonuna kadardır. Kurbân kesecek kişinin: “Bu Udhiye’dir (kurbândır)” demesiyle hayvan Udhiye (kurbân) olur. Bunun gibi, Hedy olduğunu belirtmek için “Bu Hedy’dir!” der ve niyetle beraber hayvanı işâretler yahut hayvanın boynuna gerdanlık asar.

Kesene (kasaba) ücret olarak kestiği hayvandan (hiç birşey) verilmez. Kurbânın üçte birini yemek, üçte birini hediye etmek (ikrâm etmek) ve üçte birini tasadduk etmek (sadaka olarak vermek) sünnet’tir. Üçte birinden fazlasını yediyse bu câizdir. Kurbânın derisinden istifâde edebilir ancak ne derisini ne de kurbândan herhangi birşeyi satamaz. Hedy’e gelince; tetavvu’ (nâfile) olduğunda, (adına kesilen şahsın) biraz yemesi müstehabb’tır. Bu Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in (kendi adına kestiği ve kestirdiği) her cezur (Hedy deve)den bir parçanın kopartılıp, pişirilmesini emredip; etinden yemesi ve suyundan içmesinden dolayıdır.271 (Hacc ile Umre’nin beraber yapıldığı) temettu’ ve kırân hedy’i dışında, vâcib olan (adak kurbânı vb.) kurbândan, adına kesilen şahıs (hiçbir şey; eti, suyu vs.) yiyemez. Ayrıca, Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:


«مَنْ أرَادَ أنْ يُضَحِّيَ فَدَخَلَ الْعَشْرُ فَلَا يَأْخُذْ مِنْ شَعْرِهِ وَلَا مِنْ بَشَرَتَهِ شَيْئًا حَتَّى يُضَحِّيَ»

“Kurbân kesecek olan, (Zi’l Hicce ayından) ilk on gün başladıktan kurbân kesene kadar, saçından ve tırnaklarından birşey almasın!272



Alıntı
Dipnotlar:

269- El-Umde’yi şerheden Bahâ’uddîn el-Makdisî Rahimehullâh bu ibârenin açıklamasında şöyle demektedir: “Kulağının yarısından azı kesilmiş hayvan kurbân için yeterlidir. Çünkü bu az bir şeydir ve bundan kaçınmak mümkün değildir. Biz bunun cevâzı husûsunda bir ihtilâf bilmiyoruz.” (el-Udde, 1/316)

270- Yakın lafızlarla Ebû Dâvud, Hadîs no: 2795, Câbir Radiyallâhu Anh’dan. Begavî, bu rivâyeti “Mesâbîh’us Sunne, Hadîs no: 1033”de (1/491) kurbân kesmeyle alâkalı hasen hadîsler arasında zikretmiştir.

271- Müslim, Hadîs no: 1218, Câbir Radiyallâhu Anh’dan.

272- Yakın lafızlarla Müslim, Hadîs no: 1977, Ümmü Seleme Radiyallâhu Anha’dan.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1242
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: HACC VE UMRE KİTÂBI
« Yanıtla #10 : 25.07.2015, 19:33 »
بَابُ الْعَقِيقَةِ

Akîka Bâbı


Akîka (doğan çocuk için kesilen kurbân olup) sünnet’tir. Erkek için bir-birine denk iki şât (koyun ya da keçi), kız için bir tane olmak üzere doğumunun yedinci günü akîka kesilir ve bebeğin başı traş edilir, saçlarının ağırlığınca gümüş tasadduk edilir. Bu işler yedinci gün kaçırılırsa, on dördüncü gün; eğer o da kaçırılırsa yirmi birinci gün yapılır. Akîkanın azâları eklem yerlerinden ayrılır ve kemikleri kırılmaz. Akîkanın bunun dışındaki ahkâmı, udhiyenin (kurbânın) hükmü gibidir.


ooo Hacc ve Umre Kitâbı’nın Sonu ooo
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimdışı Izhâr'ud Dîn

  • Özel Üye
  • Sr. Member
  • *
  • İleti: 258
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: HACC VE UMRE KİTÂBI
« Yanıtla #11 : 31.07.2020, 10:27 »
Bismillâh,

Hatırlatma!..


بَابُ الْهَدْيِ وَالْأضْحِيَةِ

Hedy ve Udhiye (Kurbânları) Bâbı


(Ka’be’ye hediye olarak kesilen) Hedy ve (Kurbân Bayramı’nda kesilen) Udhiye sünnet’tir, nezir (adak) olmadıkça vâcib değildir. Kurbân kesmek, ücretini tasadduk etmekten, efdaldır. Kurbânlıklardan efdal olanları; develer sonra sığırlar sonra da (koyun ve keçi gibi) davar türünden olanlardır. Kurbânlık olarak en iyisini ve en besili/yağlı olanını seçmek müstehabb’tır.

Koyunda cez’e’den (altı ayını doldurup yedinci ayına girenden) aşağısı diğerlerinde ise seni’den (kesici dişi kaybetme yaşına ulaşmış hayvandan) aşağısı câiz değildir. Keçi için “seni”, bir yaşını doldurmuş; deve için beş yaşını doldurmuş; sığır için ise iki yaşını doldurmuş olandır.

Bir şât (koyun veya keçi) bir kişi; bir deve ve bir sığır yedi kişi için yeterlidir. Şunlar kurbân olarak kesilmez:

(Bir veya iki gözü) kör oluşu aşikâr olan kör hayvan, acfa (kemiğinde ilik kalmayacak kadar zayıf olan bir deri bir kemik kalmış) hayvan, topallaması aşikâr olan topal hayvan, hastalığı aşikâr olan hasta hayvan, kırık boynuzlu yahut kulağı kesik olup boynuzunun veya kulağının büyük kısmını kaybetmiş hayvan.

Tamamıyla boynuzsuz olan koyun, kuyruğunun çoğu kesilmiş hayvan, iğdiş edilmiş hayvan, kulağı yarılmış veya delinmiş yahut (kulağının) yarısından azı kesilmiş hayvan ise (kurbân olarak) yeterlidir.269

Develeri ayakta (boyun ve göğsün birleştiği noktaya bıçağı saplamak sûretiyle) sol ön ayağı bağlı olarak boğazlamak; sığır ve davarları (keçi ve koyunları) yanları üzere yatırarak kesmek (kurbân etmek), sünnet’tir. Kesim sırasında şöyle denilir:


«بِاسْمِ اللَّهِ، واللَّهُ أَكْبَرُ اَللَّهُمَّ هَذَا مِنْكَ وَلَكَ»

“Allâh’ın ismiyle, Allâh en büyüktür! Allâh’ım bu Sen’dendir ve Sen’in içindir!”270

Müslümandan başkasının kurbânı kesmesi müstehabb değildir. Kurbânın sâhibi tarafından kesilmesi efdaldır.

Kesim vakti, Bayram Günü, Bayram Namazı sonrasından Teşrîk Günleri’nin ikinci gününün sonuna kadardır. Kurbân kesecek kişinin: “Bu Udhiye’dir (kurbândır)” demesiyle hayvan Udhiye (kurbân) olur. Bunun gibi, Hedy olduğunu belirtmek için “Bu Hedy’dir!” der ve niyetle beraber hayvanı işâretler yahut hayvanın boynuna gerdanlık asar.

Kesene (kasaba) ücret olarak kestiği hayvandan (hiç birşey) verilmez. Kurbânın üçte birini yemek, üçte birini hediye etmek (ikrâm etmek) ve üçte birini tasadduk etmek (sadaka olarak vermek) sünnet’tir. Üçte birinden fazlasını yediyse bu câizdir. Kurbânın derisinden istifâde edebilir ancak ne derisini ne de kurbândan herhangi birşeyi satamaz. Hedy’e gelince; tetavvu’ (nâfile) olduğunda, (adına kesilen şahsın) biraz yemesi müstehabb’tır. Bu Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in (kendi adına kestiği ve kestirdiği) her cezur (Hedy deve)den bir parçanın kopartılıp, pişirilmesini emredip; etinden yemesi ve suyundan içmesinden dolayıdır.271 (Hacc ile Umre’nin beraber yapıldığı) temettu’ ve kırân hedy’i dışında, vâcib olan (adak kurbânı vb.) kurbândan, adına kesilen şahıs (hiçbir şey; eti, suyu vs.) yiyemez. Ayrıca, Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:


«مَنْ أرَادَ أنْ يُضَحِّيَ فَدَخَلَ الْعَشْرُ فَلَا يَأْخُذْ مِنْ شَعْرِهِ وَلَا مِنْ بَشَرَتَهِ شَيْئًا حَتَّى يُضَحِّيَ»

“Kurbân kesecek olan, (Zi’l Hicce ayından) ilk on gün başladıktan kurbân kesene kadar, saçından ve tırnaklarından birşey almasın!272



Alıntı
Dipnotlar:

269- El-Umde’yi şerheden Bahâ’uddîn el-Makdisî Rahimehullâh bu ibârenin açıklamasında şöyle demektedir: “Kulağının yarısından azı kesilmiş hayvan kurbân için yeterlidir. Çünkü bu az bir şeydir ve bundan kaçınmak mümkün değildir. Biz bunun cevâzı husûsunda bir ihtilâf bilmiyoruz.” (el-Udde, 1/316)

270- Yakın lafızlarla Ebû Dâvud, Hadîs no: 2795, Câbir Radiyallâhu Anh’dan. Begavî, bu rivâyeti “Mesâbîh’us Sunne, Hadîs no: 1033”de (1/491) kurbân kesmeyle alâkalı hasen hadîsler arasında zikretmiştir.

271- Müslim, Hadîs no: 1218, Câbir Radiyallâhu Anh’dan.

272- Yakın lafızlarla Müslim, Hadîs no: 1977, Ümmü Seleme Radiyallâhu Anha’dan.
Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye (Rahimehullâh) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Âlim câhili tanır çünkü o da (bir zamanlar) câhildi. Câhil ise âlimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman âlim olmadı." (Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye, Mecmû'ul Fetâvâ, 13/235)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
7 Yanıt
3843 Gösterim
Son İleti 21.08.2016, 01:13
Gönderen: Uhey
23 Yanıt
7184 Gösterim
Son İleti 21.08.2016, 02:16
Gönderen: Uhey
10 Yanıt
5941 Gösterim
Son İleti 22.05.2020, 00:12
Gönderen: Izhâr'ud Dîn
0 Yanıt
3410 Gösterim
Son İleti 14.06.2015, 06:52
Gönderen: Uhey
0 Yanıt
3189 Gösterim
Son İleti 12.09.2016, 21:42
Gönderen: Tevhid Ehli