Darultawhid

Gönderen Konu: ZEKÂT KİTÂBI  (Okunma sayısı 5540 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
ZEKÂT KİTÂBI
« : 14.06.2015, 07:49 »
İçindekiler

ZEKÂT KİTÂBI

Zekât Kitâbı (Giriş)

Sâime Hayvanların Zekâtı Bâbı

Yerden Çıkan -Zirâî Ürünler ve Değerli Mâdenlerin- Zekâtı Bâbı

Altın ve Gümüşün Zekâtı Bâbı

(Zekât Konusunda) Borcun Hükmü Bâbı

Ticârî Malların Zekâtı Bâbı

Fitre Zekâtı Bâbı

Zekâtı Verme Bâbı

Zekât Verilmesi Câiz Olan Kimseler Bâbı

Zekât Verilmesi Câiz Olmayan Kimseler Bâbı

كِتَابُ الزَّكَاةِ

Zekât Kitâbı

كِتَابُ الزَّكَاةِ

Zekât Kitâbı (Giriş)

Zekât, nisâb miktârına ulaşmış mala tam bir mülkiyetle sâhib olan her hür (köle olmayan) müslümana, vâcib’tir.

Havl’ı (İslâmî; Kamerî Takvim’e göre tam bir yılı) dolana kadar malda zekât yoktur. Ancak topraktan çıkan şeyler (zirâî ürünler ve mâdenler) bundan müstesnâdır.187 Nitâc (hayvanların doğum yapması) sebebiyle nisâbın çoğalması ve (ticârette) kazanılan kârın havl’ı, asıllarının havlıdır.188

Zekât şu dört çeşit (mal) dışında vâcib değildir:

1-   Evcil hayvanlardan sâime olanlar (senenin yarısında veya daha fazlasında yemle beslenmeyen, senenin çoğunda kırda otlatılan deve, koyun ve sığır gibi çiftlik hayvanları),

2-   topraktan çıkan şeyler (zirâî ürünler ve mâdenler),

3-   (altın, gümüş vb.) değerli mâdenler,

4-   ticâret için sunulan mallar.

Nisâba ulaşmadıkça bunların hiçbirinde zekât yoktur. Nisâb miktârını geçen her şey için, hesabına göre zekât (vermek) vâcib’tir. Sâime hayvanlar bunun dışındadır ki onlar için belirlenmiş sayı aralığında kalanlara hiçbir şey gerekmez.189




Alıntı
Dipnotlar:

187 Bunlar ortaya çıkar çıkmaz senesi beklenmeden zekâtı ödenir.

188 Yani kârın zekâtı, üzerinden kâr edinilen eldeki eski malın üzerinden bir yıl geçmesiyle gerçekleşmiş olur. Kezâ yavru hayvanın havl’ı, onu doğuran hayvanın üzerinden bir yıl geçmesiyle gerçekleşmiş olur.

189 İleride geleceği üzere (Sâime Hayvanların Zekâtı Bâbı) meselâ koyun kırk adede ulaşıncaya kadar zekât olarak bir şey yoktur ki bu durumda (kırka ulaşınca) yüz yirmi adede kadar onlara zekât olarak vâcib olan bir koyundur. Bir tane artınca (yüz yirmi bire ulaşınca) iki yüz adede kadar, iki koyun (verilir). Bir tane artınca (iki yüz bire ulaşınca) üç koyun (verilir). Bundan sonra her yüz adet için bir koyun verilir. Yani bu belirtilen sayı aralıklarında artış olsa bile zekât olarak verilecek miktârda artış olmaz.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ZEKÂT KİTÂBI
« Yanıtla #1 : 14.06.2015, 07:51 »
بَابُ زَكَاةِ السَّائِمَةِ

Sâime Hayvanların Zekâtı Bâbı

Sâime (senenin yarısında veya daha fazlasında yemle beslenmeyen, senenin çoğunda) kırda otlatılan hayvandır ve üç çeşittir:

Birincisi devedir: Beş adede ulaşıncaya kadar devede (zekât olarak) bir şey yoktur ki bu durumda (beş adede ulaşınca) bir “şât (bir yaşını tamamla-yıp iki yaşına girmiş koyun)” vermek vâcib’tir. On deve için iki şât; on beş için üç şât; yirmi için dört şât ve bu yirmi beş adede kadar böyledir; yirmi beşten (otuz altıncı hâriç) otuz altı adede kadar “bintu mehâd” verilir ki o “bir yaşını tamamlamış (annesi hamile olan yahut hamileliğe elverişli olan) dişi deve”dir, eğer buna sâhib değilse bu durumda “ibnu lebûn (iki yaşını tamamlamış erkek deve)” ile değiştirir ki o, iki yaşını tamamlamış (anne-sinde süt olan) erkek devedir. Otuz altı adedden (otuz altıncı dâhil, kırk altıncı hâriç) kırk altı adede kadar, “bintu lebûn (iki yaşını tamamlayıp üç yaşına giren dişi deve)” vermek vâcib’tir. (Kırk altı dâhil, altmış birinci hâriç) kırk altı adedden altmış bir adede kadar “hikka (yüke, binmeye ve çiftleşmeye müsâit yaşa gelmiş deve)” vermek vâcib’tir ki o, “üç yaşını ta-mamlamış (dört yaşına girmiş) dişi deve”dir. Altmış birde “cez’ea” vermek vacib’tir ki o, “dört yaşını tamamlamış (beş yaşına girmiş) dişi deve”dir. Bu yetmiş altıya kadar böyledir, yetmiş altı adet ve sonrası için iki adet “bintu lebûn”. Doksan bir adedden yüz yirmi adede kadar iki hikka. Eğer bundan bir fazla (yüz yirmi bir) olursa üç adet bintu lebûn. Sonra bundan her elli fazlası için bir hikka, sayısı iki yüzü bulana kadar her kırk fazlası için bir adet bintu lebûn, iki yüzü bulduğunda iki seçenek vardır; dilerse dört adet hikka dilerse de beş adet bintu lebûn.

Belirli yaşta bir deve vermesi vâcib olan ancak (mülkü arasında böylesini) bulamayan, (olgun olmak kaydıyla) daha düşüğünü verir onunla birlikte (üstüne de) iki koyun yahut yirmi dirhem (gümüş para) verir ya da dilerse daha fazlasını verir ve üzerine iki koyun yahut yirmi dirhem alır.

İkinci çeşidi sığırdır. Otuza ulaşıncaya kadar sığırda (zekât olarak) bir şey yoktur ki bu durumda, (otuza ulaşınca) onlara vâcib olan bir yaşını tamamlamış “tebi’ (erkek dana)” veya “tebi’a (dişi dana)” vermektir. Bu kırk adede kadar böyledir ve kırk adet için iki yaşını tamamlamış “musinne (dişi dana)” verilir. Altmış adede kadar böyledir, altmış adet için iki tane tebi’ (erkek dana) verilir. Yetmişe kadar böyledir, yetmiş adet için bir tane tebi’ ve bir tane de “musinne (iki yaşını tamamlamış dişi sığır)” verilir. Bun-dan sonra her otuz (sığır) için bir tane tebi’ (erkek dana) ve her kırk tane (sığır) için bir tane musinne verilir.

Üçüncü çeşidi küçükbaş hayvandır (koyun ve keçidir). Kırk adede ula-şıncaya kadar bunda (zekât olarak) bir şey yoktur ki bu durumda (kırka ulaşınca), yüz yirmi adede kadar onlara (zekât olarak vâcib olan) bir ko-yundur. Bir tane artınca (yüz yirmi bire ulaşınca) iki yüz adede kadar iki koyun (verilir). Bir tane artınca (iki yüz bire ulaşınca) üç koyun (verilir). Bundan sonra her yüz adet için bir koyun verilir.

“Teys (koç ve teke gibi damızlık, döl hayvanı)”, “Zâtu Avâr (ayıplı; kusur sâhibi/tek gözlü)”, “Herime (çok yaşlı)”, “Rübba (yeni doğum yapmış ve yavrusunu emziren)” veya “Mâhiz (yakın zamanda doğum yapacak olan)” ya da “Ukûle (kesilmek için ayrılmış besili)” hayvanlar zekât olarak alınma-malıdır. Malın en kötüsü ve mal sâhibinin gönüllü vermesi dışında malın en iyisi zekât olarak alınmamalıdır. Sağlıklı, dişi hayvandan başkası zekât olarak verilmez. Ancak otuz sığırdaki (erkek dana verilmesi) ve (develerde de) “bintu mehâd (bir yaşını tamamlamış dişi deve)” bulunmadığında yeri-ne ibnu lebûn verilmesi bundan müstesnâdır. Eğer bütün hayvanları erkek yahut hastaysa herhangi bir tanesi zekât olarak verilir. Koyunlarda, sadece “cezea’ (altı ayını tamamlamış koyun)”; keçilerde ise “seniyye (bir yaşını ta-mamlamış keçi)”, zekât olarak alınır ve (diğerlerinden) yaşı nass ile belir-lenmiş olanları alınır. Mal sâhibinin vermek üzere vâcib olandan daha olgu-nunu seçmesi yahut hepsinin küçük yaşta olması hâli bundan müstesnâdır. Bu durumda (hayvanların tamamı küçükse) küçüklerden birini verir. Eğer sürüde sağlıklı ve hasta, erkek ve dişi, genç ve yaşlı karışmışsa bu durumda (zekât olarak verilen hayvan) sağlıklı, olgun dişi ve değeri hepsinin ortala-masına denk olmalıdır. Eğer sürü; “behâtî (iki hörgüçlü Horâsân devesi)” ve “safkan Arâp (develeri)”, inekler ve camışlar, keçiler ve koyunlar, iyi ve kötü, şişman ve zayıf karışıksa; bu durumda değeri ortalamaya denk geleni vermelidir.190

Eğer bir grup insan (ortaklaşa), nisâb miktârına ve havl’a (İslâmî; Ka-merî Takvim’e göre bir tam yıl) ulaşmış sâimeye (kırda otlayan hayvana) sâhibse ve merâları, damızlıkları, ahırları, süthâneleri, su yalaklarını bera-ber paylaşıyorlarsa (bu durumda) hüküm; zekât açısından sanki bir tek sâ-hibi varmış gibi değerlendirilir. Eğer onlardan biri malın zekâtını verirse, diğerlerinin ortaklık boyutuna göre, ona (hisselerine düşen miktârı) iâde etmeleri gerekir. Ortaklığın; sâime dışında, zekâta tesîri yoktur.




Alıntı
Dipnotlar:

190 Meselâ iyi olanın değeri yirmi, kötünün değeri on ise bu ikisinin ortalaması olan on beş değerinde bir hayvan zekât olarak verilmelidir. Ancak mal sâhibinin kendi rızâsıyla bundan fazlasını vermesi bundan müstesnâdır. (el-Udde, 1/183)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ZEKÂT KİTÂBI
« Yanıtla #2 : 14.06.2015, 07:53 »
بَابُ زَكَاةِ الْخَارِجِ مِنَ الْأرْضِ

Yerden Çıkan -Zirâî Ürünler ve Değerli Mâdenlerin- Zekâtı Bâbı

Topraktan yetiştirilen yahut çıkarılanlar iki çeşittir:

İlki Nebât (bitki): Ölçülebilen ve stoklanabilen (uzun süre muhâfaza edilebilen) hubûbât (tahıl) ve meyvelerde, (zekât verecek şahsın kendi işle-diği) arâzîsinden bittiği191 ve beş vesak (yaklaşık 653 kg.) ölçüsüne ulaştığı zaman zekât gerekir.192 Bu, Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in (şu) kavli gereğincedir:


«لَيْسَ فِي حَبٍّ وَلَا تَمْرٍ صَدَقَةٌ، حَتَّى يَبْلُغَ خَمْسَةَ أَوْسُقٍ»
“Beş vesak miktârına ulaşıncaya kadar hubûbât veya hurmada sa-daka (zekât) yoktur!”193

Bir vesak (deve yükü) altmış sa’ya denktir, sa’ ise Dımeşk Rıtl’i ile bir Rıtl ve bir tam Ukîyye ile bir Ukîyye’nin beşte yedisine denk gelir. Böylelikle nisâb miktârı, yaklaşık olarak üç yüz kırk iki Ritl ve bir Ritl’in altıda yedisi-ne denk gelir.194

Yağmur suyu ile diğer su kaynaklarından (insan emeği gerektirmeden) sulanan mahsûllerde öşür (mahsûlün onda birini zekât olarak); sulama a-raç gereçleriyle yahut deve (ve diğer yük hayvanları) gibi emek verilerek (taşıma suyla) sulanan mahsûllerde ise onda birinin yarısını (yirmide birini zekât olarak) vermek gerekir. Meyveler olgunlaşmaya başladığında ve hu-bûbât yetiştiğinde zekât vâcib olur. Hubûbât harmanlanmadan (daneler, kabuk ve samandan ayıklanmadan) ve meyveler de kurutulmadan zekât ve-rilmez.

(Kırlardan, dağlardan vb. yerlerden) mübâh olarak (serbestçe) topla-nan hubûbât veya meyvelerde, (yabanî olarak yetişenlerden) yerden topla-nanlarda veya hasad ücreti olarak alınanlarda zekât yoktur.

Hubûbât veya meyvelerin nisâba ulaşması için, bir çeşidi diğerine katıl-maz. Ancak hubûbâtta ve meyvelerde eğer hurmanın birçok çeşidinin olması gibi, bir türün farklı çeşitleri varsa hepsi toplanarak (eğer tamamı beş vesaka ulaşıyorsa) zekât sözkonusu olur. (Bu durumda) zekât bütün çeşitlerden verilmelidir. Eğer bir kimse kötü çeşidi için iyisinden zekât ve-rirse bu câizdir (ancak zıttı câiz değildir) ve bundan dolayı (Allâh’tan) ecri-ni alır.

(Topraktan çıkarılanların) ikinci çeşidi mâdenlerdir. Her kim mâden-den nisâb miktârına ulaşmış, altın veya gümüş yahut da nisâba ulaşmış cev-her, sürme taşı veya bakır, demir vb. gibi herhangi bir şey çıkarırsa ona ze-kât gerekir.195 Rafine edilip temizlenmedikçe bu zekât verilmez.

İnci, mercân, amber veya misk için; karada veya denizde avlanılanlar i-çin (zekât olarak) bir şey yoktur.

Rikâzın (câhiliye dönemine âit olan definelerin) zekâtı, ne tür olduğu-nun yahut da az mı çok mu olduğunun önemi olmaksızın, bulunanın beşte biridir. Hak sâhibleri aynı fey’de (savaşmaksızın ele geçirilen ganîmet) ol-duğu gibidir196, geriye kalanı ise defineyi bulanındır.




Alıntı
Dipnotlar:

191 Yani, kişi ancak kendi sâhibi olduğu veya kiraladığı arâzîden elde ettiği üründen zekât vermekle mükelleftir. Başkasının arazisinden toplanmış olan üründen zekât vermesi ise gerekmez. Ayrıca bir sonraki dipnota müracâat ediniz. (Mütercim)

192 Şarih Makdisî Rahimehullâh, bu şartlara ek olarak bir de zekât verilecek mah-sûlün zekât vâcib olduğu anda ve nisâba ulaştığında şahsın mülkiyetinde olması gerektiğini zikretmiştir. Bundan dolayıdır ki ileride geleceği üzere hasad ücretin-den veya mülkiyet altında olmayan (dağlardaki vs.) ürünlerden dolayı zekât gerek-mez. (el-Udde, 1/187)

193 Müslim, Hadîs no: 979, Ebû Sa’îd el-Hudrî Radiyallâhu Anh’dan.

194 Sa’: Dört avuçtur; ağırlık olarak iki kilodan biraz fazlasına denk gelir.

Vesak: Bir deve yüküne denk gelen ağırlıktır. Bir vesak, altmış sa’ yani yaklaşık olarak yüz otuz kilo altı yüz gramdır. (Misbâh’ul Munîr,
و س ق maddesi 2/660)

[Buna göre tarım ürünlerinde zekâtın farz olması için gereken nisâb miktârı beş vesak yani üç yüz sa’dır ki bu, günümüz ölçüleriyle yaklaşık altı yüz elli üç kilo-dur. Vallâhu â’lem! (Mütercim)]

195 Umde şarihi el-Makdisî Rahimehullâh’ın belirttiği gibi mâdenlerin zekâtı tıpkı altın ve gümüşün zekâtı gibidir ve bundan dolayı da kırkta bir olarak verilir. Mâ-denlerde ve diğer yerden çıkarılan şeylerde havl yani üzerinden bir sene geçmesi şartı yoktur. (el-Udde, 1/189-190)

196 Yani Rikâz’dan alınan beşte birlik pay tıpkı ganîmet malları gibi şu âyette zikre-dilen sınıflara dağıtılır:


مَا أَفَاء اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْ أَهْلِ الْقُرَى فَلِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ
“Allâh’ın, (fethedilen) ülkeler halkından Rasûlü’ne verdiği ganimetler; Allâh, Rasûlü, yakınları, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir.” (el-Haşr 59/7)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ZEKÂT KİTÂBI
« Yanıtla #3 : 14.06.2015, 07:54 »
بَابُ زَكَاةِ الْأثْمَانِ

Altın ve Gümüşün Zekâtı Bâbı

İki çeşittir: Altın ve gümüş. Gümüşte iki yüz dirheme (yaklaşık 595gr. saf gümüş) ulaşana kadar zekât yoktur. İki yüz dirhem’de ise beş dirhem (%2,5 = 1/40 oranda gümüş vermek) vâcib olur. Yirmi miskâle (yaklaşık 85gr. saf altın) ulaşıncaya kadar altında zekât yoktur ve yirmi miskâlde ise yarım miskâl (%2,5 = 1/40 oranında altın vermek) vâcib olur. Eğer saf de-ğillerse, altın ve gümüşün saf olan kısmı nisâba ulaşıncaya kadar bunlarda zekât yoktur. (Saflığı husûsunda) şüphe varsa bu durumda iki seçenek var-dır; zekâtı (tamamı için) verir yahut da gerçek değerini tesbît etmek için önce eritir (ayrıştırıp, saflaştırır).

(Yatırım amaçlı değil de) kullanım için hazırlanmış mübâh süs eşyala-rında yahut (başkalarına) ödünç verilen şeylerde (altın ve gümüş için) zekât yoktur. Kadınların âdeten taktıkları bütün altın ve gümüşler onlara mübâh kılınmıştır. Erkekler için sadece gümüşten (mühür,) yüzük, kılıç süslemeleri, kemer vb. şeyler mübâh kılınmıştır. Kiralanmak veya (kâr amaçlı) stoklamak için hazırlanmış olan ve harâm nitelikte olanlarda ise zekât söz konusudur.197




Alıntı
Dipnotlar:

197 Meselâ erkeğin kullandığı altın yüzük, kolye vb. şeyler harâm olduğundan do-layı zekâta tâbi olur. (el-Udde, 1/193)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ZEKÂT KİTÂBI
« Yanıtla #4 : 14.06.2015, 07:55 »
بَابُ حُكْمِ الدَّيْنِ

(Zekât Konusunda) Borcun Hükmü Bâbı

Eğer bir kimsenin varlıklı birinden alacağı varsa yahut (borçlu tara-fından) inkâr edilmekle beraber kişinin elinde kendisine dâir delîl olan (alacak) yahut gasbedilmiş olmakla beraber onu geri alma gücü olan (mal) gibi geri alabilmesi mümkün olan malı varsa (bu durumda), malı geri aldık-tan sonra önceki yıllar(da ödemediği miktâr) için zekât vermesi gerekir.

Eğer bir kimsenin tahsîl etmesi mümkün olmayan bir alacağı varsa, ör-neğin iflâs etmiş veya (borcunu) inkâr eden birisinde olup da hakkında de-lîl olmayan borç gibi veyahut da gasb edilmiş ya da bulma ümîdi olmayan kayıp mal gibi şeylerde zekât yoktur. Mehirin hükmü, borcun hükmü gibidir. Her kimin nisâba denk (veya daha çok) borcu varsa veya borcu ni-sâb miktârını azaltıyorsa (nisâb miktârının altına düşürüyorsa) bu durum-da onun da zekâtı yoktur.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ZEKÂT KİTÂBI
« Yanıtla #5 : 14.06.2015, 07:59 »
بَابُ زَكَاةِ الْعُرُوضِ

Ticârî Malların Zekâtı Bâbı

Ticârî mallarda, kişi ticâret yapmaya niyet edinceye kadar zekât yoktur. (Zekât söz konusu olan mal ise) nisâb miktârına ulaşıp (ticârete niyet edil-mesinin) üzerinden tam bir havl (Kamerî Takvim’e göre bir yıl) geçmiş olan maldır.198 Sonra malın değerini hesaplamalı ve altın veya gümüş için belir-lenmiş asgarî nisâb miktârına ulaştıysa, (sözkonusu ticâret için ayrılmış malların) kıymeti oranında zekât vermelidir.199

Eğer (bunun dışında) altını ve gümüşü varsa, nisâb miktârına ulaşması için (ticâret için hazırladığı) malına bunları da ekler (ardından hepsinin toplamı üzerinden zekâtını verir).

Eğer bir kimse vazgeçip ticârî malını (kişisel kullanım için) kullanmaya niyet ederse bu malda zekât yoktur. Daha sonra ticâret için kullanmaya ni-yet ederse, havl hesap etmeye başlar.




Alıntı
Dipnotlar:

198 Zekât Kitâbı’nın girişinde “kazanılan kârın havl’ı, asıllarının havlı’dır (sene-sidir)” denilmişti. Buna göre zekât verileceği zaman ticâret netîcesinde elde edilen kâr da hesaba katılır ve kârın üzerinden bir yıl geçmiş olma şartı aranmaz. Serma-yenin üzerinden bir yıl geçtiyse kâr ona dâhil edilip zekâtı verilir.

199 El-Umde şarihi Makdisî Rahimehullâh’ın da belirttiği gibi ticâret mallarında ze-kât oranı tıpkı altın ve gümüşte olduğu gibi (çeyrek öşür) kırkta birdir. (el-Udde, 1/195)

Bir önceki bölümde beyân edilen nisâb miktârlarına yani altın için yirmi mis-kâl (yaklaşık 85 gr.) gümüş için ise iki yüz dirhem (yaklaşık 595 gr.) kıymetine ulaşmış olan ticârî mallar için zekât yükümlülüğü vardır.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ZEKÂT KİTÂBI
« Yanıtla #6 : 14.06.2015, 08:01 »
بَابُ زَكَاةِ الْفِطْرِ

Fitre Zekâtı Bâbı

Fitre vermek, Ramazân Bayramı gecesi ve günü, kendisinin ve ailesinin yiyeceğinden fazlasına sâhib bulunan her müslümana vâcib’tir.

Fitrenin ölçüsü; buğday, arpa veyahut da bunlardan elde edilen un ya da bunların öğütülmüş hâllerinden veya hurmadan veyahut da kuru üzüm-den bir sa’dır.200 Ancak kişi bunları bulamıyorsa, yediği herhangi yiyecek-ten de bir sa’ ölçeğinde verebilir.201

Kendisi için fitre ödemesi gereken kimse, eğer bayram gecesinde onlar için de ödeyebilecek kadar mülke sâhibse, bakımıyla yükümlü olduğu kim-selerin de fitresini ödemelidir.202 Eğer bir kimsenin nafakasını temîn et-mek; ortaklaşa sâhib oldukları bir köle gibi ya da maddî açıdan sıkıntıda olan birinin akrabâları olan bir toplulukta olduğu gibi, bir topluluğun sorumluluğundaysa, (bu durumda) onun fitresi o topluluğun üzerine her birinin ona verdikleri nafakaları oranında gereklidir.203 Eğer (köle) kısmen hür ise (bu durumda), onun fitresi hem sâhibinin hem de kendisinin üzerin-de bir yükümlülüktür.

Fitreyi bayram günü, bayram namazından önce vermek müstehabb’tır. Bayram gününden sonraya ertelemek câiz değildir.204 Bayramdan bir ya da iki gün önceden vermek ise câizdir.205

Bir kişiye verilecek fitreyi, bir topluluğa vermek câiz olduğu gibi, bir topluluğa verilecek fitreyi de bir kişiye vermek206 câizdir.207




Alıntı
Dipnotlar:

200 Bir sa’ dört avuçtur ki bu iki kilodan biraz fazlasına denk gelir. Muâsırlardan bazıları bir sa ölçeğini günümüz ölçüleriyle yaklaşık 2,175 kg. olarak tesbît etmiş-lerdir. Bu husûsta üç kiloya kadar varan farklı tesbîtler sözkonusudur. Yukarıda, “Yerden Çıkan Ürünlerin Zekâtı” hakkındaki bölümde yapılan açıklamalara mürâ-câat ediniz.

201 Şarih el-Makdisî Rahimehullâh’ın Hanbelî fakîhlerinden naklettiği gibi, hubûbât ve hurma türünden şeylerin yerini tutan darı, pirinç tarzı şeylerin hepsinden fitre verilebilir. (el-Udde, 1/197-198)

İbnu Kudâme Rahimehullâh ise şöyle demiştir: Ekmekten vb. şeylerden fitre verilmez, çünkü fitre ancak ölçülebilen ve saklanabilen ürünlerden verilir. Kezâ sir-ke vb. şeylerden de verilemez çünkü bunlar yiyecek statüsünde değildir. Fıtır sada-kası ve ticâret malları hâricindeki diğer zekât türleri kıymet üzerinden (nakit para vs. ile) ödenemez. Bizzât hadîste emredildiği şekliyle yiyeceklerden bir sa’ olarak verilmesi gerekir. (İbnu Kudâme, el-Muğnî, 4/294-295)

202 İbnu Kudâme Rahimehullâh’ın belirttiği gibi, kâfir olan birisi için ise fitre ver-mek gerekmez. (İbnu Kudâme, el-Muğnî, 4/283-284)

203 Umde şarihi el-Makdisî Rahimehullâh’ın belirttiği gibi bu topluluğun nafakasıyla yükümlü oldukları kişi için bir tane fıtır sadakası (bir sa’) vermeleri gerekir. Sâhib oldukları nafaka yükümlülüğüne göre de kişi başı ödenmesi gereken miktârı belirlerler. Kısmî hür olan köle de aynı şekilde sâhib olduğu hürriyet oranında fitre verir ve geri kalanı efendisi öder. (el-Udde, 1/198-199)

204 Fitreyi Ramazân Bayramı gününden sonraya erteleyen kişi günâhkârdır ancak bunu kazâ edip ödemesi gerekir zîrâ bu, tıpkı borç gibi malın hakkı olan bir şeydir. Bunları Şarih Bahâ’uddîn el-Makdisî Rahimehullâh belirtmiştir. (el-Udde Şerh’ul Umde, 1/199)

[Bu arada şu tenbîhte bulunalım; şerî’at nezdinde Ramazân Bayramı günü, sadece bir gündür. Halkın bayram olarak kutladığı diğer iki güne Ramazân Bayramı ile alâkalı hükümler terettüp etmez, dolayısıyla fitrenin en geç bu bir günlük bayramda verilmesi gerekir. (Mütercim)]

205 El-Umde şerhi el-Udde’de bu ifâde iki ya da üç gün olarak geçmektedir. Şarih Makdisî Rahimehullâh’ın da beyân ettiği gibi fıtırdan (fitreden) maksad, bayram günü herkesin durumunun düzgün olmasını sağlamak olduğundan dolayı bu husûs şahsın eline birkaç gün önce sadakanın geçmesiyle de yerine gelir. Ancak bundan önce verilmesi geçerli olmaz çünkü bayrama kadar verilen fitreler harcanabilir ve böylece fitre vermenin manâsı hâsıl olmaz. (el-Udde, 1/199)

206 Meselâ bir sa’ ölçüsündeki fitreyi dört beş fakîre dağıtmak câiz olduğu gibi, dört beş sa’ ölçüsündeki fitreyi de bir tane fakîre vermek câizdir.

207 Fitre ancak -ileride açıklanacak olan- zekâtın verilmesi câiz olan sınıflara (Ze-kât Verilmesi Câiz Olan Kimseler Bâbı) verilebilir. Meselâ kâfirler gibi zekât veril-mesi câiz olmayan sınıflara verilemez. Zekâtı hakeden sınıfa dâhil olduğu hâlde fıtır sadakası veren bir kişiye verdiği sadaka geri dönerse bunu alması -İbnu Kudâme Rahimehullâh ve başkalarının tercîh ettiği kavle göre- câizdir. (İbnu Kudâme, el-Muğnî, 4/314-315) Ayrıca borçlu olan kimse de velev ki borcu fitre vereceği meb-lağa ulaşsa bile yine fitre vermesi gerekir. Ancak borcu âcil olarak taleb ediliyorsa o zaman borcunu verir ve fitre vermesi gerekmez. (İbnu Kudâme, el-Muğnî, 4/317)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ZEKÂT KİTÂBI
« Yanıtla #7 : 14.06.2015, 08:42 »
بَابُ إخْرَاجِ الزَّكَاةِ

Zekâtı Verme Bâbı

Kişinin imkânı (ödeme gücü) bulunduğu hâlde, zekâtı vermeyi vâcib ol-duğu vakitten sonraya ertelemesi câiz değildir. Bir kimse eğer böyle yapar (zekâtını vermeyi ertelerse) sonra da malı telef olursa zekât verme yüküm-lülüğü üzerinden düşmez. Ama malı, (zekât vermenin vâcib olduğu zaman-dan) önce telef olursa, bu durumda (zekât verme yükümlülüğü) düşer. Ni-sâba ulaştığında zekâtı erkenden vermek ise câizdir ancak nisâba ulaşma-sından önce vermek câiz değildir. Zekât almaya müstahak (ehil) olmayan birisine erkenden (zekâtı) verdiği takdirde, bu kişi asıl zekât verme zama-nında zekât almaya müstahak hâle dönüşse de, geçerli olmaz.

Müstahak olan birine (zekât ödeme zamanından) önce zekâtı verse da-ha sonra (zekâtı alan o kişi); ölse, zenginleşse veya irtidâd etse (bu durum-da) zekâtı (geçerli) sayılır. (Kişi zekâtını verdikten sonra) malı telef olsa, zekâtını alan kimseden geri vermesini isteyemez.

(Zekât verecek olan kişi) kendi bulunduğu yerde (zekâtı) alacak kimse bulamaması dışında, sadakayı (zekâtı); namazı kasr (kısaltma) yapmayı ge-rektirecek (kadar uzak bir) beldeye nakledemez.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ZEKÂT KİTÂBI
« Yanıtla #8 : 14.06.2015, 08:44 »
بَابُ مَنْ يَجُوزُ دَفْعُ الزَّكَاةِ إلَيْهِ

Zekât Verilmesi Câiz Olan Kimseler Bâbı

Zekât verilmesi câiz olan kimseler sekiz sınıftır:208

Birincisi: Fakîrler; kazançla ve diğer yollarla kendilerine yetecek kadar (geçimini) sağlayamayanlar.

İkincisi: Miskînler; geçimlerini karşılayan ancak tümüyle yetecek kadar sağlayamayanlar.

Üçüncüsü: Zekât Memûrları; zekâtı (bizzât) toplayan ve bu husûsta ken-disine ihtiyâç duyulan kişiler (zekâtı hesaplayan, yazan vs. görevliler).

Dördüncüsü: Müellefe-i Kûlub (kalpleri İslâm’a ısındırılanlar); kendile-rine (zekâttan) pay verilerek, İslâm’a girmelerinin ya da şerlerini def etme-nin, imânlarını arttırmanın veya müslümanlar adına (zekâtı) dağıtmaları-nın veyahut da zekât vermek istemeyenlerden zekât alınmasına yardım etmelerinin ümit edildiği, kendisine itâat edilen kabîle reîsleridir.209

Beşincisi: Köleler; mukâteb (sâhiblerinden esâretlerini satın alan kitâ-bet anlaşması yapmış) kölelere ve köleleri âzâd etmek için (efendilerine) verilir.210

Altıncısı: Borçlular; bunlar kendi menfâatlerine mübâh olan birşey için harcamak üzere veya müslüman iki topluluğun arasını bulmak için borçla-nanlardır.

Yedincisi: Fi Sebîlillah (Allâh yolunda); orduya mensûb olmadıkları (maâş almadıkları) hâlde, Allâh yolunda (gönüllü olarak) savaşan kimseler-dir.

Sekizincisi: Yolda kalmış; memleketinde varlıklı da olsa, yolculuğu ke-sintiye uğramış olan yolcu.

Bunlar, zekât almaya ehil olanlardır ve bunlardan başkasına zekât ver-mek câiz değildir. Bunlardan sadece birine de zekât vermek câizdir (bütün sınıflara paylaştırmak şart değildir) zîrâ Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem, Benî Zureyk Kabîle’sinin sadakalarını (zekâtlarını) Seleme bin Sahr Radiyallâhu Anh’a vermesini emretmiştir.211 Kabîsa Radiyallâhu Anh’a ise şöyle buyurmuştur:
 

«أقِمْ يَا قَبِيصَةُ حَتَّى تَأْتِينَا الصَّدَقَةُ فَنَأْمُرَ لَكَ بِهَا»
“Ya Kabîsa! Bekle de bize sadaka (zekât) gelsin, onun sana veril-mesini emredelim.”212

Fakîrlere ve miskînlere kendilerine (geçimleri için) yetecek kadarı veri-lir, zekât memurûna emeği karşılığınca verilir, kalbi (İslâm’a) ısındırılana kalbini ısındıracak kadar, mukâteb (anlaşmalı) köle ve borçluya borçlarını ödeyecekleri kadar, savaşçının savaşta ihtiyâç duyacağı kadar, yolda kal-mışa memleketine dönmesine yetecek kadarı verilir ve hiçbirine bundan fazlası verilmez.

Kendilerine zekât verilen sınıflardan beş tanesi, ihtiyâç olmaksızın (ze-kât olarak) hiçbir şey almaz. Bunlar: Fakîrler, miskînler, mukâteb köle, şah-sî borcunu ödeyecek borçlu ve yolda kalmışlardır. Kendilerine zekât verilen sınıflardan dört tanesi ise varlıklı olsalar dahi kendilerine (zekâttan pay) vermek câizdir: (Zekât) memûr(u), kalbi (İslâm’a) ısındırılanlar, savaşçı ve arabuluculuk için borçlanan borçlu.213




Alıntı
Dipnotlar:

208 Kendilerine zekât verilmesi câiz olan sınıflar şu âyet-i kerîme’de belirtilmiş ve sınırlandırılmıştır:

إِنَّمَا الصَّدَقَاتُ لِلْفُقَرَاءِ وَالْمَسَاكِينِ وَالْعَامِلِينَ عَلَيْهَا وَالْمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُهُمْ وَفِي الرِّقَابِ وَالْغَارِمِينَ وَفِي سَبِيلِ اللَّهِ وَابْنِ السَّبِيلِ فَرِيضَةً مِنَ اللَّهِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
“Sadakalar Allâh katından bir farz olarak ancak fakîrler, miskînler, zekât memûrları, kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlar, köleler, borçlular, Allâh yolunda (savaşanlar) ve yolda kalmışların hakkıdır. Allâh Alîm’dir, Hakîm’dir.” (et-Tevbe 9/60)

209 Kâfirin İslâm’a girmesi umuluyor ya da şerrînden korkuluyorsa ona da zekât verilir. Nitekim Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Safvân bin Ümeyye’ye müşrik olduğu dönemde zekât vermişti. Müslümanlardan da şerefli bir kâvme mensûb olup kendilerine zekât verildiğinde benzerleri olan kâvimlerin İslâm’a girmesi umu-luyorsa onlara da Müellefe-i Kûlub kapsamında zekât verilir. Bunları Bahâ’uddîn el-Makdisî Rahimehullâh zikretmiştir. (el-Udde, 1/204)

210 El-Umde şarihi Makdisî Rahimehullâh’ın belirttiği gibi, zekâtın bu payından müslüman esîrleri kurtarmak için de harcama yapılabilir. (el-Udde, 1/205)

211 Ebû Dâvud, Hadîs no: 2213; İbnu Mâce, Hadîs no: 2062; Tirmizî, Hadîs no:3299. Tirmizî, hadîsin hasen olduğunu söylemiştir.

212 Ebû Dâvud, Hadîs no: 1640. Az farkla; Müslim, Hadîs no: 1044.

213 Şarih Makdisî Rahimehullâh şöyle demektedir: “Borçlu, köle, savaşçı ve yolcu zekât vâsıtasıyla ihtiyâçlarını giderdikten sonra arta kalanı iâde ederler. Eğer zekâta hiç ihtiyâç duymazlarsa hepsini iâde ederler. Çünkü onlar bu zekâtı ihtiyâçtan dolayı almışlardı, fakat artık ona ihtiyâçları kalmamıştır. Geri kalan dört sınıf yani fakîrler, miskînler, zekât memûrları ve Müellefe-i Kûlub ise zekâtı kalıcı bir şekilde alırlar ve bundan hiçbir şey iâde etmezler.” (el-Udde, 1/207)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: ZEKÂT KİTÂBI
« Yanıtla #9 : 14.06.2015, 08:48 »
بَابُ مَنْ لَا يَجُوزُ دَفْعُ الزَّكَاةِ إلَيْهِ

Zekât Verilmesi Câiz Olmayan Kimseler Bâbı

Sadakayı (zekâtı); zengine, güçlü ve (kendisi ile varsa ailesinin geçimini sağlayabilmek için para) kazanacak durumda olan birisine vermek helâl de-ğildir. Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in Âl’ine (ailesine) de vermek helâl değildir ki bunlar Hâşimoğulları ve onların mevlâlarıdır (âzâdlı köle-leridir). Anne babaya ve yukarısına (onların anne ve babalarına) çocuklara ve aşağısına (onların çocuklarına), bakmakla yükümlü olunan kimselere ve kâfirlere (zekât) vermek câiz değildir.

Nâfile sadakaları ise bunlara (zekât verilmeyen sınıflara) ve başkalarına vermek câizdir.

İmâmın zorla alması dışında, zekâtı niyet olmaksızın vermek câiz değil-dir.

Zekât, buna müstahak olmayan birine verilirse geçerli olmaz. Ancak zengin olmasına rağmen fakîr zannedilen kişiye verilmesi durumu hâriç (o zaman geçerli olur).



ooo Zekât Kitâbı’nın Sonu ooo
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimdışı Izhâr'ud Dîn

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 247
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: ZEKÂT KİTÂBI
« Yanıtla #10 : 22.05.2020, 00:12 »
بَابُ زَكَاةِ الْفِطْرِ

Fitre Zekâtı Bâbı

Fitre vermek, Ramazân Bayramı gecesi ve günü, kendisinin ve ailesinin yiyeceğinden fazlasına sâhib bulunan her müslümana vâcib’tir.

Fitrenin ölçüsü; buğday, arpa veyahut da bunlardan elde edilen un ya da bunların öğütülmüş hâllerinden veya hurmadan veyahut da kuru üzüm-den bir sa’dır.200 Ancak kişi bunları bulamıyorsa, yediği herhangi yiyecek-ten de bir sa’ ölçeğinde verebilir.201

Kendisi için fitre ödemesi gereken kimse, eğer bayram gecesinde onlar için de ödeyebilecek kadar mülke sâhibse, bakımıyla yükümlü olduğu kim-selerin de fitresini ödemelidir.202 Eğer bir kimsenin nafakasını temîn et-mek; ortaklaşa sâhib oldukları bir köle gibi ya da maddî açıdan sıkıntıda olan birinin akrabâları olan bir toplulukta olduğu gibi, bir topluluğun sorumluluğundaysa, (bu durumda) onun fitresi o topluluğun üzerine her birinin ona verdikleri nafakaları oranında gereklidir.203 Eğer (köle) kısmen hür ise (bu durumda), onun fitresi hem sâhibinin hem de kendisinin üzerin-de bir yükümlülüktür.

Fitreyi bayram günü, bayram namazından önce vermek müstehabb’tır. Bayram gününden sonraya ertelemek câiz değildir.204 Bayramdan bir ya da iki gün önceden vermek ise câizdir.205

Bir kişiye verilecek fitreyi, bir topluluğa vermek câiz olduğu gibi, bir topluluğa verilecek fitreyi de bir kişiye vermek206 câizdir.207




Alıntı
Dipnotlar:

200 Bir sa’ dört avuçtur ki bu iki kilodan biraz fazlasına denk gelir. Muâsırlardan bazıları bir sa ölçeğini günümüz ölçüleriyle yaklaşık 2,175 kg. olarak tesbît etmiş-lerdir. Bu husûsta üç kiloya kadar varan farklı tesbîtler sözkonusudur. Yukarıda, “Yerden Çıkan Ürünlerin Zekâtı” hakkındaki bölümde yapılan açıklamalara mürâ-câat ediniz.

201 Şarih el-Makdisî Rahimehullâh’ın Hanbelî fakîhlerinden naklettiği gibi, hubûbât ve hurma türünden şeylerin yerini tutan darı, pirinç tarzı şeylerin hepsinden fitre verilebilir. (el-Udde, 1/197-198)

İbnu Kudâme Rahimehullâh ise şöyle demiştir: Ekmekten vb. şeylerden fitre verilmez, çünkü fitre ancak ölçülebilen ve saklanabilen ürünlerden verilir. Kezâ sir-ke vb. şeylerden de verilemez çünkü bunlar yiyecek statüsünde değildir. Fıtır sada-kası ve ticâret malları hâricindeki diğer zekât türleri kıymet üzerinden (nakit para vs. ile) ödenemez. Bizzât hadîste emredildiği şekliyle yiyeceklerden bir sa’ olarak verilmesi gerekir. (İbnu Kudâme, el-Muğnî, 4/294-295)

202 İbnu Kudâme Rahimehullâh’ın belirttiği gibi, kâfir olan birisi için ise fitre ver-mek gerekmez. (İbnu Kudâme, el-Muğnî, 4/283-284)

203 Umde şarihi el-Makdisî Rahimehullâh’ın belirttiği gibi bu topluluğun nafakasıyla yükümlü oldukları kişi için bir tane fıtır sadakası (bir sa’) vermeleri gerekir. Sâhib oldukları nafaka yükümlülüğüne göre de kişi başı ödenmesi gereken miktârı belirlerler. Kısmî hür olan köle de aynı şekilde sâhib olduğu hürriyet oranında fitre verir ve geri kalanı efendisi öder. (el-Udde, 1/198-199)

204 Fitreyi Ramazân Bayramı gününden sonraya erteleyen kişi günâhkârdır ancak bunu kazâ edip ödemesi gerekir zîrâ bu, tıpkı borç gibi malın hakkı olan bir şeydir. Bunları Şarih Bahâ’uddîn el-Makdisî Rahimehullâh belirtmiştir. (el-Udde Şerh’ul Umde, 1/199)

[Bu arada şu tenbîhte bulunalım; şerî’at nezdinde Ramazân Bayramı günü, sadece bir gündür. Halkın bayram olarak kutladığı diğer iki güne Ramazân Bayramı ile alâkalı hükümler terettüp etmez, dolayısıyla fitrenin en geç bu bir günlük bayramda verilmesi gerekir. (Mütercim)]

205 El-Umde şerhi el-Udde’de bu ifâde iki ya da üç gün olarak geçmektedir. Şarih Makdisî Rahimehullâh’ın da beyân ettiği gibi fıtırdan (fitreden) maksad, bayram günü herkesin durumunun düzgün olmasını sağlamak olduğundan dolayı bu husûs şahsın eline birkaç gün önce sadakanın geçmesiyle de yerine gelir. Ancak bundan önce verilmesi geçerli olmaz çünkü bayrama kadar verilen fitreler harcanabilir ve böylece fitre vermenin manâsı hâsıl olmaz. (el-Udde, 1/199)

206 Meselâ bir sa’ ölçüsündeki fitreyi dört beş fakîre dağıtmak câiz olduğu gibi, dört beş sa’ ölçüsündeki fitreyi de bir tane fakîre vermek câizdir.

207 Fitre ancak -ileride açıklanacak olan- zekâtın verilmesi câiz olan sınıflara (Ze-kât Verilmesi Câiz Olan Kimseler Bâbı) verilebilir. Meselâ kâfirler gibi zekât veril-mesi câiz olmayan sınıflara verilemez. Zekâtı hakeden sınıfa dâhil olduğu hâlde fıtır sadakası veren bir kişiye verdiği sadaka geri dönerse bunu alması -İbnu Kudâme Rahimehullâh ve başkalarının tercîh ettiği kavle göre- câizdir. (İbnu Kudâme, el-Muğnî, 4/314-315) Ayrıca borçlu olan kimse de velev ki borcu fitre vereceği meb-lağa ulaşsa bile yine fitre vermesi gerekir. Ancak borcu âcil olarak taleb ediliyorsa o zaman borcunu verir ve fitre vermesi gerekmez. (İbnu Kudâme, el-Muğnî, 4/317)
Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye (Rahimehullâh) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Âlim câhili tanır çünkü o da (bir zamanlar) câhildi. Câhil ise âlimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman âlim olmadı." (Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye, Mecmû'ul Fetâvâ, 13/235)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
3 Yanıt
3670 Gösterim
Son İleti 18.08.2016, 00:54
Gönderen: İbn Teymiyye
10 Yanıt
3600 Gösterim
Son İleti 25.07.2015, 19:33
Gönderen: Uhey
0 Yanıt
2111 Gösterim
Son İleti 29.01.2017, 23:54
Gönderen: Tevhid Ehli
Zekat Hakkında Bir Hutbe

Başlatan Leys b. Sad Hutbeler

0 Yanıt
1326 Gösterim
Son İleti 02.06.2017, 00:13
Gönderen: Leys b. Sad
21 Yanıt
914 Gösterim
Son İleti 12.05.2020, 04:32
Gönderen: Tevhid Ehli