Darultawhid

Gönderen Konu: NAMAZ KİTÂBI  (Okunma sayısı 6282 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
NAMAZ KİTÂBI
« : 08.06.2015, 19:36 »
İçindekiler

NAMAZ KİTÂBI

Namaz Kitâbı (Giriş)

Ezân ve İkâmet Bâbı

Namazın Şartları Bâbı

Namaza Yürüme Adâbı Bâbı

Namazın Sıfatı (Ta’rifi) Bâbı

Namazın Rükûnları ve Vâcibleri Bâbı

Sehiv Secdeleri Bâbı

Nâfile Namazlar Bâbı

İçerisinde Namaz Kılmanın Nehyedildiği Vakitler Bâbı

İmâmet Bâbı

Hastanın Namazı Bâbı

Seferî’nin Namazı Bâbı

Korku Namazı Bâbı

Cuma Namazı Bâbı

Bayram Namazları Bâbı


كِتَابُ الصَّلَاةِ

Namaz Kitâbı

كِتَابُ الصَّلَاةِ

Namaz Kitâbı (Giriş)

Ubâde İbn’us Sâmit Radiyallâhu Anh rivâyet ederek dedi ki, Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’i şöyle buyururken işittim:

« خَمْسُ صَلَوَاتٍ كَتَبَهُنَّ اللهُ عَلَى الْعِبَادِ فِي الْيَوْمِ وَاللَّيْلَةِ، فَمَنْ حَافَظَ عَلَيْهِنَّ كَانَ لَهُ عَهْدٌ عِنْدَ اللهِ أنْ يُدْخِلَهُ الْجَنَّةَ، وَمَنْ لَمْ يُحَافِظْ عَلَيْهِنَّ لَمْ يَكُنْ لَهُ عِنْدَ اللهِ عَهْدٌ، إنْ شَاءَ عَذَّبَهُ وَإنْ شَاءَ غَفَرَ لَهُ»
“Allâh, her gün ve gecede, beş vakit namazı, kullarına yazdı (farz kıldı). Her kim, onları (gereği gibi) muhâfaza ederse, onun cennete gireceğine dâir Allâh’ın ahdi (va’di) vardır. Her kim de onları (gereği gibi) muhâfaza etmezse, Allâh’ın ona bir ahdi yoktur; dilerse ona azâb eder, dilerse onu bağışlar.”66

Dolayısıyla, beş vakit namaz; hayızlı veya nifâslı kadın dışında, bulûğa ermiş ve âkil (aklı başında) olan her müslümana vâcib’tir. Her kim cehâlet-ten dolayı (namazın) vâcibliğini inkâr ederse, bu konuda öğretilerek cehâ-leti giderilir, (bunu bildiği hâlde) inâdından dolayı inkâr ederse kâfirdir.67

İki namazı cem’e niyet eden veya şartlarını yerine getirmekle meşgûl olan kimse dışında, namazı vâcib (farz) olduğu vakitten sonraya tehîr etmek helâl değildir. Eğer namazı (inkârdan dolayı değil de) ihmâlkârlıktan dolayı terk ederse, üç defa tevbeye dâ’vet edilir. Tevbe ederse ne âlâ, aksi takdirde öldürülür.68



Alıntı
Dipnotlar:

66 Ebû Dâvud, Hadîs no: 1420; Nesâî, Hadîs no: 461; İbnu Mâce, Hadîs no: 1401. İbnu Abdîlberr Rahimehullâh bu hadîs hakkında “sahîh ve sâbit bir hadîs’tir” de-miştir. (et-Temhîd, 23/288)

67 Şeyh’ul İslâm İbnu Teymiyye Rahimehullâh bu kavlin açıklamasında şöyle demektedir:

“Bu kâide (namaz, oruç, hac, zekât gibi) İslâm’ın rükûnları olan meselelerde ve üzerinde icm⒠edilmiş diğer açık hükümlerde geçerli bir esâstır. İslâm’a yeni gir-miş veyahut da uzak bir çölde yaşayan kimse gibi cehâletin yaygın olduğu durum-larda ise bu hükümleri inkâr eden kişi ma’zûrdur.

(…)

Ancak İslâm diyârında yaşayıp kendisine bu hükümlerin ulaştığı bilinen bir kimse ise; “ben bunu bilmiyorum” dese dahi bu sözü ondan kabûl edilmez ve tıpkı kendisine ilim ulaştığı hâlde inkâr eden birisi gibi değerlendirilir. Namazı inkâr eden kişi; kendisi namaz kılsa da kılmasa da bunu müstehabb (güzel bir iş) olarak görse de görmese de veya insanların bir kısmı için vâcib görse de görmese de ya da bu husûsta te’vîl sâhibi olsa da olmasa da fark etmez, bu kimse İslâm milletinden çıkartan küfür ile kâfir olmuştur.” (Şerh’ul Umde, 2/51-52)

[Görüldüğü gibi günümüzde namaz vb. konulardaki ilim yaygın olduğu için bu husûsta kişinin cehâlet iddiâsı geçerli olmamaktadır. (Mütercim)]

68 Hanbelîler’in çoğu namazı terk eden kişinin kâfir olarak öldürüleceği kanâatin-dedir. Merhûm müellif zikri geçen Ubâde İbn’us Sâmit Radiyallâhu Anh hadîsine dayanarak bunun küfürden dolayı değil hadd cezâsı olarak uygulanacağı görüşüne meyletmiştir. Ancak bu konudaki delîllerden dolayı mezhepte daha çok tercîh edilen, küfür olduğu kavlidir. Selef'in çoğundan nakledilen de budur. Şeyh’ul İslâm İbnu Teymiyye Rahimehullâh da bunu tercîh etmiş ve uzunca delillendirmiştir. (Şerh’ul Umde, 2/71-95)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: NAMAZ KİTÂBI
« Yanıtla #1 : 08.06.2015, 19:45 »
بَابُ الْأذَانِ وَالْإقَامَةِ

Ezân ve İkâmet Bâbı

Ezân ve kâmet diğerleri için değil, (sadece) beş vakit (farz) namaz için ve kadınlar için değil sadece erkekler için, meşrû kılınmıştır.

Ezân tercî’ olmaksızın69 on beş, kâmet ise on bir sözden (cümleden) ibârettir.70

Müezzin; emin (güvenilir), gür sesli ve vakitler husûsunda bilgi sâhibi olmalıdır. Ezânı; ayakta, abdestli, yüksek bir yerde, kıbleye dönük okumak müstehabb’tır. Müezzin, Hay’ale71 kısmına geldiğinde, ayaklarını kıpırdat-maksızın sağa ve sola yönelir, (ezân esnâsında) parmaklarını kulaklarının üzerine koyar, ezânı ağır okurken, kâmeti seri okur.72 Sabah ezânında ise Hay’aleden sonra iki defa şöyle der:


«الصَّلاةُ خَيْرٌ مِنَ النَّوْمِ»
“...Namaz uykudan daha hayırlıdır!”73

Sabah ezânı dışında, vaktinden önce ezân okunmaz. Bu, Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in (şu) kavli gereğincedir:


«إِنَّ بِلَالًا يُؤَذِّنُ بِلَيْلٍ فَكُلُوا وَاشْرَبُوا حَتَّى يُؤَذِّنَ ابْنُ أُمِّ مَكْتُومٍ»
“Bilâl, ezânını gece okuyor. Binâenaleyh, İbnu Ümmi Mektûm, ezân okuyuncaya kadar yiyiniz içiniz!”74

Müezzini işitenin onun sözlerini tekrar etmesi müstehabb’tır.75 Bu, Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in (şu) kavli gereğincedir:


«إِذَا سَمِعْتُمُ النِّدَاءَ، فَقُولُوا مِثْلَ مَا يَقُول»
“Nidâ’yı (ezânı) duyduğunuzda, (müezzinin) dediğinin aynısını söyleyin (tekrar edin)!”76


Alıntı
Dipnotlar:

69 Ezân’da tercî’, iki şehâdet cümlesini, ilkinde kısık sesle, ikincisinde sesi yüksel-terek, iki defa tekrar etmektir. (el-Makdisî, el-Udde, 1/73; İbnu Kudâme, el-Muğnî, 2/56)

İbnu Kudâme Rahimehullâh el-Muğnî’de, tercî’ yapılmasında da bir sakınca bulunmadığını, zîrâ bu husûstaki ihtilâfin mübâh ihtilâf kapsamında olup tercî’ ya-pılması görüşünün Ahmed ve İshâk’tan nakledildiğini ve Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’den sahîh olarak ulaştığını belirtir. (İbnu Kudâme, el-Muğnî, 2/56-58)

70 Hirakî Rahimehullâh ezân lafızlarını şu şekilde nakletmektedir:


«اللَّهُ أَكْبَرُ، اَللَّهُ أَكْبَرُ، اللَّهُ أَكْبَرُ، اللَّهُ أَكْبَرُ»
“Allâh en büyüktür!” (dört defa)

«أَشْهَدُ أَنْ لا إِلَهَ إِلا اللَّهُ، أَشْهَدُ أَنْ لا إِلَهَ إِلا اللَّهُ»
“Şehâdet ederim ki; Allâh’tan başka -ibâdete lâyık hak- ilah yoktur!” (iki defa)

«أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ، أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ»
“Şehâdet ederim ki; Muhammed O’nun elçisidir!” (iki defa)

«حَيَّ عَلَى الصَّلاةِ, حَيَّ عَلَى الصَّلاةِ»
“Haydi, namaza!” (iki defa)

«حَيَّ عَلَى الْفَلاحِ، حَيَّ عَلَى الْفَلاحِ»
“Haydi, kurtuluşa!” (iki defa)

«اللَّهُ أَكْبَرُ، اَللَّهُ أَكْبَرُ»
“Allâh en büyüktür!” (iki defa)

«لا إِلَهَ إِلا اللَّهُ»
“Allâh’tan başka -ibâdete lâyık hak- ilah yoktur!” (bir defa).

İkâmetin lafızları ise şöyledir:


«اللَّهُ أَكْبَرُ، اللَّهُ أَكْبَرُ»
“Allâh en büyüktür!” (iki defa)

«أَشْهَدُ أَنْ لا إِلَهَ إِلا اللَّهُ»
“Şehâdet ederim ki; Allâh’tan başka -ibâdete lâyık hak- ilah yoktur!” (bir defa)

«أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ»
“Şehâdet ederim ki; Muhammed O’nun elçisidir!” (bir defa)

«حَيَّ عَلَى الصَّلاةِ»
“Haydi, namaza!” (bir defa)

«حَيَّ عَلَى الْفَلاحِ»
“Haydi, kurtuluşa!” (bir defa)

«قَدْ قَامَتِ الصَّلاةُ، قَدْ قَامَتِ الصَّلاةُ»
“Namaz başladı!” (iki defa)

«اللَّهُ أَكْبَرُ، اَللَّهُ أَكْبَرُ»
“Allâh en büyüktür!” (iki defa)

«لا إِلَهَ إِلا اللَّهُ»
“Allâh’tan başka -ibâdete lâyık hak- ilah yoktur!” (bir defa). (Hirakî, Muhtasar, sf 20)

71 “Haydi, namaza” manâsına gelen «حَيَّ عَلَى الصَّلاةِ» ifâdesine kısaca “haysale” denir. “Haydi, kurtuluşa” manâsındaki «حَيَّ عَلَى الْفَلاحِ» ifâdesine de kısaca “hayfele” denir. Bu ikisinin ortak adı “hay’ale” dir.

72 zân ve kâmette her cümlenin sonunu cezim’li okumak gerekir. Harflere hareke verilmez ve diğer cümleye bağlanmaz. (İbnu Kudâme, el-Muğnî, 2/60)

[Ancak bütün bunları yaparken okunuş kâidelerine, tecvîd kurallarına dikkat etmek gerekir. Yersiz uzatma ve kısaltmalar yapmamak icâb eder. (Mütercim)]

73 Buna “
اَلتَّثْوِيبُ (Tesvîb)” adı verilir.

74 Buhârî, Hadîs no: 617; Müslim, Hadîs no: 1092, İbnu Ömer Radiyallâhu Anhuma’dan.

75 Ezân okunurken müezzinin sözlerini “hay’aleler” müstesnâ tekrar etmek müstehabb’tır. Müezzinin “haysale” ve “hayfelesine”, “havkale” söylenerek yani şu şekilde karşılık vermek müstehabb’tır:


«لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللهِ»
“Allâh’tan başka hiçbir güç ve kuvvet yoktur!”

Kâmet cümlelerini de tekrar etmek aynı şekilde müstehabb’tır. Sadece:


«قَدْ قَامَتِ الصَّلاةُ»
“Namaz başladı!”

dedikten sonra şöyle denilir:


«أَقَامَهَا اللَّهُ وَأَدَامَهَا»
“Allâh onu (namazı) ikâme etsin ve devamlı kılsın!”

Ebû Dâvud, Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in böyle yaptığını rivâyet etmiştir.

Ezân bittikten sonra da şu du’âyı yapmak müstehabb’tır:


« اَللَّهُمَّ رَبَّ هَذِهِ الدَّعْوَةِ التَّامَّةِ وَالصَّلَاةِ الْقَائِمَةِ، آتِ مُحَمَّدًا الْوَسِيلَةَ وَالْفَضِيلَةَ، وَابْعَثْهُ مَقَامًا مَحْمُودًا الَّذِي وَعَدْتَهُ»
“Bu eksiksiz dâ’vetin ve kılınacak namazın Rabbi olan Allâh’ım! Muhammed’e vesîle ve fazîleti ihsân eyle. Ve onu va’dettiğin Mâkam-ı Mâhmud’a eriştir!” (Buhârî, Hadîs no: 614)

Bunlar hâricinde genel manâda ezân ile kâmet arasında yapılan du’ânın geri çevrilmeyeceği hadîslerde beyân edilmiştir. Kişi, ezân okunurken Kur’ân okuyorsa okumasını kesip ezânı tekrar eder, namazda ise bunu yapmaz. (İbnu Kudâme, el-Muğnî, 2/85-88’den özetle)

76 Buhârî, Hadîs no: 611; Müslim; Hadîs no: 383, Ebû Sa’îd el-Hudrî Radiyallâhu Anh’dan.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: NAMAZ KİTÂBI
« Yanıtla #2 : 08.06.2015, 19:47 »
بَابُ شَرَائِطِ الصَّلَاةِ

Namazın Şartları Bâbı

Namazın şartları altı tanedir:

Birinci Şart: Hadesten Tahâret

Bu, Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in (şu) kavli gereğincedir:


«لاَ صَلَاةَ لِمَنْ أحْدَثَ حَتَّى يَتَوَضَّأَ»
“Kendisinde hades meydana gelen (abdesti bozulan) kimsenin, abdest almadıkça namazı yoktur (kabûl olunmaz)!”77

İkinci Şart: Vakit

Öğle Vakti: Güneşin zevâlinden (tam tepeden ayrılmaya başlamasın-dan)78 her şeyin gölgesinin bir misline ulaşmasına kadardır.

İkindi Vakti: O, orta namazıdır.79 Öğle namazının vaktinden (gölge bo-yu bir mislinin üstüne çıkmasından) sonra80 güneşin sararmasına kadar-dır.81 (Böylelikle asıl kılınması gereken) ihtiyâr vakti sona erer, bundan sonra geriye güneş batana kadarki zarûret vakti kalır.82

Akşam Vakti: (Güneşin batmasından) şafağın kızıllığı kayboluncaya kadardır.83

Yatsı Vakti: Şafağın kızıllığı kaybolduğu vakitten, gecenin yarısına ka-dardır ve bundan sonra geriye Fecr-i Sâni’ye (İkinci Fecr’e/Fecr-i Sâdık’a) kadar zarûret vakti kalır.84

Sabah Vakti: Fecr-i Sâni’den güneş doğana kadardır.

Namaz için vakti çıkmadan önce tekbîr getiren, namaza yetişmiştir. Yatsı namazı85 ve bir de şiddetli sıcaklarda (ilk vaktinden sonraya ertele-nen) öğle namazı86 hâriç namazın en fazîletlisi ilk vaktinde kılınandır.

Üçüncü Şart: Teni Göstermeyen Bir Şeyle Setr-i Avret Yapılması (Avret Mahallinin Örtülmesi)

Erkeğin ve câriyenin avretleri, göbek ile diz kapağı arasıdır.87 Hür kadının yüzü ve elleri hâriç, bütün bedeni, avrettir. “Ümm’ül Veled (sâhibinden çocuk dünyaya getiren câriye)” ve kısmî olarak âzâd edilmiş câriye; (avret açısından) sıradan câriye gibidir.

Namazı, gasp edilmiş bir elbise içinde veya gasp edilmiş bir yerde kıla-nın, namazı sahîh (geçerli) değildir. Altın takmak ve ipek giymek kadınlar için mübâh’tır; erkekler için ise (hastalık, savaş vb. hallerde) ihtiyâç olması dışında, mübâh değildir. Bu, Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in altın ve ipek hakkındaki (şu) kavli gereğincedir:


«هَذَانِ حَرَامٌ عَلَى ذُكُورِ أُمَّتِي، حِلٌّ لإِنَاثِهِمْ»
“Ümmetimin erkeklerine, bu ikisi (altın ve ipek) harâm kılındı; kadınlarına ise helâl kılındı.”88

Erkeklerden tek parça elbise içerisinde namaz kılanın elbisesinin bir kısmı omzunu örtüyorsa buna (böyle namaz kılmasına) izin verilmiştir. Eğer, sadece avretini örtmeye yetenden başkasını (yani omzunu örtecek bir şeyi) bulamıyorsa, (bu durumda sadece) avretini örter. Eğer (avretini) ta-mamıyla örtmeye yetmiyorsa, ferceyni (iki avret mahallini; ön ve arkasını) örter. Eğer hepsini (iki avretini) birden örtemiyorsa sadece birini örter. Eğer (avretini) örtecek hiçbir şey yoksa oturarak namaz kılar ve rükû’ ile secdeyi îmâ ile yapar, ayakta namaz kılarsa bu da câizdir.

(Avretini örtmek için) necîs olan bir elbiseden başka bir elbise veya necîs bir mekândan başka bir yer bulamayan; her iki hâlde de (necîs elbiseyle yahut necîs olan mekânda) namazını kılar ve namazını iâde (tek-rar) etmesi gerekmez.

Dördüncü Şart: Necâsetten Tahâret

Kan ve benzeri (irin gibi) az miktârı affedilmiş olan necâsetler hâriç be-denini, kıyâfetini ve namaz kılacağı yeri necâsetten temizlemek. Üzerinde, necâset olduğunun farkında olmadan yahut orada (necâset) olduğunu bilip sonra unutarak, necâset ile namaz kılanın namazı sahîh’tir. Eğer namazda (necâset olduğunu) fark ederse, onu giderip namazına devam etmelidir.

Yeryüzünün tümü; kendisinde namaz kılmanın sahîh olduğu mescittir, ancak mezarlık, hamâm, tuvalet, deve ağılları ve yol ortası hâriç.89

Beşinci Şart: İstikbâl-i Kıble (Kıble’ye Dönmek)

Yolcunun, (at, araba vb.) binek üzerinde gittiği yöne doğru kıldığı (vitir, revâtib sünnetleri, tilâvet secdesi vb.) nâfile namazlar ile korkudan veyahut başka sebeblerden kıbleye dönmekten âciz olan kişinin, kılabilmeye güç ye-tirdiği şekilde kıldığı (namaz) hâricinde90 (namaz kılarken) Kıble’ye dön-mek. Bu iki durum hâriç, Ka’be’ye dönülerek kılınan namaz dışındaki, (namaz) sahîh değildir. Eğer kişi (Ka’be’ye) yakınsa, namazını bizzât ona doğru; uzaktaysa onun cihetine (yönüne) doğru kılar.

Hazarda (yerleşik bir bölgede) olan kişi eğer kıbleyi (Ka’benin yönünü) bilmiyorsa, sormalı ve müslümanların mihrâblarından istidlâl yapmalı (kıb-le yönünü bulmaya çalışmalı)dır. Bu durumdaki kişi eğer hatâ yaptıysa, na-mazı iâde etmesi gerekir.91 Eğer seferdeyken kıbleyi bilmiyorsa, ictihâd edip namazını kılar ve (ictihâdı netîcesinde hatâ bile yapsa) iâde etmesi (tekrar kılması) gerekmez.92

(Kıble husûsunda ictihâdda bulunan) iki müctehid; (kıblenin yönünde) ihtilâf ederse, hiç biri diğerine tâbi olmaz. ’mâ (kör) olan ve avâmdan olan (kıbleyi kendi ictihâdı ile tesbît etme durumu olmayan) kişi, bu iki mücte-hidden, en çok hangisine güveniyorsa ona uyar.93

Altıncı Şart: (Kılacağı Öğle, İkindi ve benzeri) Namazın Bizzât Kendisine Niyet Etmek

Niyeti bozan bir şey yapmadıkça, tekbîr getirmeden kısa bir zaman ön-ce niyet etmek câizdir.94




Alıntı
Dipnotlar:

77 Yakın lafızlarla; Buhârî, Hadîs no: 135; Müslim, Hadîs no: 225, Ebû Hureyre Radiyallâhu Anh’dan.

78 İbnu Kudâme Rahimehullâh şöyle demiştir: “Öğle vaktini tesbît etmek isteyen kişi, kendi gölgesini ölçsün ve bir müddet beklesin. Aradan belli bir müddet geçtikten sonra gölgeyi bir kez daha ölçsün. Eğer ki gölgesi bir öncekinden daha kısa ise henüz zevâl vakti olmamıştır. Fakat gölge kısalmamış bilakis uzamışsa zevâl olmuştur (öğle vakti girmiştir). (el-Muğnî, 2/10 vd.)

79 [Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:


حَافِظُواْ عَلَى الصَّلَوَاتِ والصَّلاَةِ الْوُسْطَى
“Namazları ve bilhâssa da orta namazı muhâfaza edin!” (el-Bakara 2/238)

İbnu Kudâme Rahimehullâh bu buyrukta geçen “daha çok titizlik gösterilmesi gereken” namazın “ikindi namazı” olduğu görüşünü tercîh etmiştir. (Mütercim)]

80 İbnu Kudâme Rahimehullâh şöyle demiştir: Kişi zevâl vaktindeki gölge boyunu tesbît eder. Sonra o gölge boyundaki artışa bakar. Fey-i zevâl yani zevâl vaktindeki gölgesinin üstüne kendi boyu kadar gölge ilâve edildiğinde öğle vakti çıkmış olur. (el-Muğnî, 2/13) Öğle vakti çıkar çıkmaz ikindi vakti girer, arada herhangi bir boş-luk yoktur. (el-Muğnî, 2/14)

81 Diğer bir Hanbelî fıkıh metni olan Hirakî’de ise, ihtiyâr vakti gölge boyu iki misli olana kadarki vakit olarak belirlenmiştir. Buna göre gölge iki misli olduktan güneş sararana kadarki vakit ise cevâz vakti olmaktadır. Hirakî ve şerhi el-Muğnî’ye bakılabilir. (Mütercim)

82 İkindinin bundan sonrasına ertelenmesi câiz değildir. Zîrâ Enes Radiyallâhu Anh’dan yapılan rivâyette, Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’den şunu işittiğini söylemiştir:


«تِلْكَ صَلَاةُ الْمُنَافِقِينَ، تِلْكَ صَلَاةُ الْمُنَافِقِينَ، تِلْكَ صَلَاةُ الْمُنَافِقِينَ يَجْلِسُ أَحَدُهُمْ حَتَّى إِذَا اصْفَرَّتِ الشَّمْسُ فَكَانَتْ بَيْنَ قَرْنَيْ شَيْطَانٍ، أَوْ عَلَى قَرْنَيِ الشَّيْطَانِ قَامَ فَنَقَرَ أَرْبَعًا لَا يَذْكُرُ اللَّهَ فِيهَا إِلَّا قَلِيلًا»
“İşte o Münâfıklar’ın namazıdır! İşte o Münâfıklar’ın namazıdır! İşte o Münâfıklar’ın namazıdır! Onlarda birisi oturur da ta ki güneş sararıp şey-tânın iki boynuzu arasında veya şeytânın iki boynuzunun üstünde olunca (batmak üzere iken) kalkıp (kuş gibi) gagasını yere vurup kaldırır da dört rek’at namaz kılar ve Allâh’ı pek az anar.” (Ebû Dâvud, Hadîs no: 413)

Ancak bu kerâhet vaktinde namazı kılan kişi -velev ki mazeret sâhibi olmasa da- namazı kerâhet ile birlikte geçerlidir. (el-Muğnî, 2/16)

83 Hirakî’nin de ifâde ettiği gibi; akşamı şafak kayboluncaya kadar geciktirmek müstehabb (hoş görülen) bir iş değildir (akşamı vakit girer girmez kılmak gerekir). Ebû Dâvud ve diğerlerinin rivâyet ettiğine göre Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:


«لَا تَزَالُ أُمَّتِي بِخَيْرٍ مَا لَمْ يُؤَخِّرُوا الْمَغْرِبَ حَتَّى تَشْتَبِكَ النُّجُومُ»
“Ümmetim akşamı yıldızlar gözükene kadar geciktirmedikleri müddetçe hayır üzeredirler.” (Sahîh-u İbnu Huzeyme, Hadîs no: 340)

Bu konuda geniş bilgi için bkz. el-Muğnî, 2/24.

84 Hirakî, Fecr-i Sâdık’ı (gerçek fecri) şöyle tanımlamaktadır: Fecr-i Sâni (gerçek /ikinci fecir), doğu tarafından başlayıp yayılan beyazlıktır ve artık bundan sonra karanlık basmaz (bilakis hava aydınlanmaya başlar). (Hirakî, Muhtasar, 1/19; el-Muğnî, 2/29) İbnu Kudâme ise Hirakî’ye yazmış olduğu Şerh’te şöyle demektedir:

Fecr-i Sâdık (gerçek fecir), ufukta yayılmış olan beyazlık olup vakti bildirir. (el-Muğnî, 2/29-30)

Fecr-i Evvel (birinci fecir), genişliğine/enlemesine olmayan bir şekilde (uzun-lamasına) yükselen (Fecr-i Sâdık’tan az bir süre önce doğuda görülen ve sonra kaybolan) ince beyazlıktır. Bu Fecr-i Kâzib/Aldatıcı Fecr olarak isimlendirilir (zîrâ gerçek fecir gibi belirip aldatır). Fecr-i Kâzib’e hiçbir şer’î hüküm ta’alluk etmez (ne sabah namazının ne de orucun vakti başlamaz). (el-Muğnî, 2/30)

Kişi fecrin doğuşunu kesin olarak tesbît edince veya bu husûsta bir zannı gâlib oluşturunca namaz kılması mübâh olur (aksi takdirde olmaz). Kişinin zannı gâlibini artırması için ihtiyâten az bir müddet beklemesi müstehabb’tır. (...) Eğer kişiye, güvenilir birisi bir ilme dayanarak namaz vaktini haber verirse buna istinâden namazını kılar. Ama o şahıs kendi ictihâdı ile vaktin girdiğini söylerse onu taklîd etmez, kendisi ictihâd eder. Eğer ki namazın vaktine isâbet ettiği ortaya çıkarsa namazı geçerlidir. İsâbet etmediği ortaya çıkarsa namazı geçerli olmaz. (...) Kezâ kişi vakit konusunda hiçbir ilme dayanmadan şüphede olduğu hâlde namazı kılarsa bu namaz da geçersizdir. Çünkü namazın şartı olan bir husûsta delîlsiz hareket etmiştir. (...) Vakti bilen güvenilir bir müezzinin ezân okuması hâlinde kişinin ictihâd etmesine gerek kalmaz. (el-Muğnî, 2/30-32’den özetle)

85 Zîrâ yatsı namazında efdal olan namazı gecenin üçte birine veya yarısına kadar ertelemektir. Ancak bu hüküm tek başına kılan veya bundan dolayı zorluk çekme-yecek olan bir cemâ’ate kıldıracak olan kişi içindir. Sabah namazında ise ilk vakit olan Tağlis Vakti’nde kılmak efdaldır. Ashab’ur Rey (Hanefîler) ise İsfar Vakti’nde (havanın aydınlanmaya başladığı ikinci vakitte) kılmayı efdal görmüşlerdir. (el-Muğnî, 2/42-45’den özetle)

[Önemli uyarı: Hanefî Mezhebi’ndeki bu görüşten dolayı Türkiye’de sabah ezânı ikinci vakitte okunmaktadır. Birçok kişi bundan dolayı bu okunan ezânın vaktin girişini haber verdiğini ve bundan önce namaz kılınmayacağını zanneder. Hâlbuki efdal olan, vakit girer girmez kılmaktır ve kişi fecrin doğduğunu tesbît ettiği andan itibâren namazını kılar. (Mütercim)]

86 Aşırı sıcaklarda öğle namazını geciktirdiğinde namazın son vaktine erteleme-mek gerekir. Ayrıca sıcakta namazı geciktirme hükmü Cuma Namazı husûsunda ge-çerli değildir. Cuma Namazı’nı herhalükârda ilk vaktinde kılmak gerekir. Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’den bunun aksi rivâyet edilmemiştir. Cuma Namazı’nı geciktirmek insanlara eziyet etmeye de sebeb olur. (el-Muğnî, 2/37-38’den özetle)

87 Setr-i avret ile alâkalı İbnu Kudâme Rahimehullâh’ın el-Muğnî adlı eserinde zik-rettiği bazı husûsları önemine binâen nakletmek istiyoruz:

Göbek ve racîh olan (tercîh edilen) kavle göre diz kapağının kendisi avret değildir. Avret mahalli bu ikisinin arasıdır. Avret mahallini kapatan elbise, deri-nin/cildinin rengini belli eden şeffaf nitelikte olursa namaz geçerli olmaz. Elbise şeffaf olmadığı hâlde vücudun sıfatını belli ediyorsa namaz geçerli olur, çünkü kalın elbiselerde dahi bundan kaçınmak mümkün değildir. Kişinin avretinden örfen az addedilen bir miktâr açılırsa namaz fâsid olmaz. Kişinin avreti farkına varmadan açıldıysa farkına varır varmaz avretini örter ve namazına devam eder. Ancak örfen uzun sayılan bir zaman müddetince avreti açık kalırsa tıpkı örfen çok sayılan avretin açılmasında olduğu gibi namaz bâtıl olur. (el-Muğnî, 2/283-289’dan özetle)

88 Az farkla; İbnu Mâce, Hadîs no: 3595, Ali bin Ebî Tâlib Radiyallâhu Anh’dan. İbn’ul Medinî, bu hadîs hakkında şöyle demiştir: “Bu, hasen bir hadîs olup ricâli ma’ruftur.” (İbn’ul Kattan, Beyân’ul Vehmi ve’l İham, 5/179)

89 İbnu Kudâme Rahimehullâh’ın zikrettiğine göre kabristânda, tuvalette, hamâmda ve develerin çöküp yattığı, gecelediği yerde namaz kılan kimse de aynı şekilde na-mazı iâde eder. Ahmed bin Hanbel Rahimehullâh’dan yapılan rivâyete göre, bu gibi yerlerde namaz kılmak sahîh değildir. Kabristânın içinde namaz kılmak câiz olma-dığı gibi kabre doğru namaz kılmak da câiz değildir. Kabristânın ortasında yapılmış mescîdin hükmü de kabristân ile aynıdır. Bu zikredilen yerlerde namaz kılmanın câiz olmadığını bilmeyen kimsenin namazlarını iâde etmesinin gerekip gerek-mediği konusunda iki görüş gelmiştir. (İbnu Kudâme, el-Muğnî, 2/468-475’den özetle)

İbnu Teymiyye Rahimehullâh ise Hanbelî Ulemâ’sı nezdinde kabristânın etra-fındaki mescîdin duvarla çevrili olup olmamasının fark etmeyeceğini beyân etmiş ve ayrıca bir veya iki kabir de olsa bunun da kabristân statüsünde sayılacağını bil-dirmiştir. Ayrıca Hanbelîler nezdinde kabir bulunan yerin avlusu ve sâir müşte-milâtı da bu yasağın kapsamı içerisindedir. (İbnu Teymiyye, Şerh’ul Umde, 2/460-463)

90 Hirakî Rahimehullâh bu durumlardaki kişiler ile alâkalı şöyle demiştir: Namaza (imkânı varsa) kıbleye yönelerek başlar. Yürüyerek veya bineğin üzerindeyken (kıbleye yönelme imkânı yoksa) namazını kıbleden başka tarafa yönelerek devam ettirir ve gücü yettiği oranda îmâ yoluyla namaz kılar. Secdeye giderken rükû’ya göre biraz fazla eğilir. (Muhtasar, sf 21)

91 Çünkü hazar (ikâmet hâli) kıble için ictihâd yeri değildir. Zîrâ bir beldede mukîm olan kişi haber yoluyla veya mihrâblara vs. alâmetlere bakarak kıbleyi tayîn ede-bilir. Kısacası haber, ictihâd ve taklîd gibi kıbleyi tesbît etme yollarının hiç birisini uygulamayan veya müctehidin taklîd etmesi, mukallidin ictihâd etmesi gibi kendisi için câiz olmayan yolu uygulayan birisinin namazı bâtıl’dır ve iâdesi gerekir. (el-Muğnî, 2/114-115)

Hirakî Rahimehullâh ise bu husûsta şöyle demiştir: Müşriğin gösterdiği kıbleye hiçbir şekilde itibâr edilmez. Zîrâ kâfir güvenilir bir kimse olmadığı için onun habe-ri de şâhidliği de rivâyeti de kabûl edilmez. (Muhtasar, sf 21)

Şarih İbnu Kudâme Rahimehullâh buna şu husûsları da eklemiştir: (Müslüman olduğu hâlde) dinde gevşek olan fâsığın haberi de aynı şekilde reddedilir. Temyîz çağına ulaşmamış küçük çocuk da böyledir. Bunun hâricinde fısk-u fücûr ile ithâm edilmemiş her müslümanın kıble vb. husûslardaki haberi aksine bir delîl olmadıkça kabûl edilir. Ancak müslüman mı kâfir mi olduğu belli olmayan kimsenin haberi reddedilir. Aynı bunun gibi müslümanlara mı zimmet ehline mi âid olduğu belli ol-mayan mihrâblara bakılarak kıble tayîn edilmez. (el-Muğnî, 2/115) Kezâ kâfirlerin mihrâblarına bakılarak kıble tayîn edilemez, bu husûsta sadece müslümanların mihrâblarına bakılır. Ancak Hristiyanlara âid mihrâblar bundan müstesnâdır, zîrâ onların kıblesinin doğu tarafına yönelik olduğunu bilmekteyiz. (el-Muğnî, 2/102)

92 Bazı âlimler şöyle demiştir: İnsanlar kıble husûsunda dört sınıftır:

1-   Kıble’yi yakînen tayîn etmesi gerekenler: Bunlar Ka’be’yi gözleriyle görenlerdir veya Mekke ehlinden olup Ka’be’nin yerini tayîn edebilenlerdir. Kezâ Mescid-i Nebevî gibi kıblesi bizzât Rasulûllah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem tarafından tayîn edilmiş olan yerlerde de kıble ciheti kesin olduğu için başka tarafa en ufak bir meyil olmaksızın oraya dönülmesi gerekir.

2-   Habere uyması gerekenler: Bunlar da Mekke’ye dışarıdan gelip oranın halkından kıbleyle alâkalı haber araştırması gerekenlerdir. Kezâ (İslâm belde-lerinden) bir beldeye uğrayan kişinin de orada işin ehli olan kişiler tarafından di-kilmiş olan mihrâb vb. alâmetlere göre kıbleyi tayîn etmesi gerekir. Bu iki kesimin kıble hakkında ictihâd etmesine gerek yoktur.

3-   İçtihâd etmesi gerekenler: Bu iki sınıf hâricinde olup da, (velev ki diğer ilimlere vakıf olmasalar da) kıble ile alâkalı ilme vâkıf olanların ictihâd ederek kıbleyi araştırması gerekir.

4-   Taklîd etmesi gerekenler: Körler ve onlar gibi addedilen (kıble konusun-da) ictihâd ehliyeti olmayan kimselerin bu husûsta ictihâd ehli olan bilgili kişilere tâbi olması gerekir. Bu iki sınıf ve benzerlerinden olup da Mekke dışında olan her-kesin Ka’be cihetini araştırması gerekir. Kıbleyi araştıranların mutlakâ gözle görü-yormuş gibi kıble cihetini isâbet ettirmeleri gerekmez. Bu, Tirmizî’nin rivâyet et-miş olduğu şu hadîs gereğincedir:


«مَا بَيْنَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ قِبْلَةٌ»
“Doğu ile batı arası kıbledir.” (Tirmizî, Hadîs no: 342-344; İbnu Mâce, Hadîs no: 1011; Nesâî, Hadîs no: 2243)

Kişi kıbleden biraz kaymış olsa, namazı iâde etmesi gerekmez. (el-Muğnî, 2/100-102’den özetle)

Kıbleyi ictihâd yoluyla tayîn eden kişinin ictihâdı değişirse yeni ictihâdına göre kılar fakat önceki namazları iâde etmesine gerek yoktur. Namaz içinde ictihâdı de-ğişirse tıpkı Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem zamanında kıble değiştiğinde sa-hâbenin yaptığı gibi namazı bozmadan yeni kıbleye yönelir. Ancak kişi namaz kılar-ken doğuda mı batıda mı olduğunu ayırt edemeyecek kadar çelişkiye düşerse na-mazını bozar ve tekrar ictihâd eder. (el-Muğnî, 2/106-109’dan özetle)

93 Taklîd edecek kimse bulamayan câhil kimse ise namazını bulunduğu hâl üzere kılar. (İbnu Teymiyye, Şerh’ul Umde, 2/560) Ancak câhil kimsenin mutlakâ kıble-nin nasıl bulunacağını öğrenmesi gerekir. İmkânı olduğu hâlde öğrenmez ve başka-larını taklîd etmeye devam ederse namazı geçersiz olur. (el-Muğnî, 2/110)

94 Namaz esnâsında niyet edip etmediği veya ihrâm/iftitâh (namaza başlangıç) tekbîri getirip getirmediği husûsunda şüpheye düşen birisi namaza yeniden başlar. Namazdan çıkmadan önce bunları yapmış olduğunu hatırlarsa namaza kaldığı yer-den devam eder. Kezâ farza mı nâfileye mi niyet ettiğini karıştıran birisi namazı nâ-file olarak tamamlar. Öğleye mi ikindiye mi niyet ettiğini karıştıran birisinin hük-mü de tıpkı niyette şüphe eden kişi gibidir (namaza yeniden başlar). Kezâ farz namazlardan birisine niyet edip de namaz içinde niyetini değiştirmek isteyen kişi-nin de durumu aynıdır. (el-Muğnî, 2/135)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: NAMAZ KİTÂBI
« Yanıtla #3 : 08.06.2015, 19:54 »
بَابُ آدَابِ الْمَشْيِ إلَى الصَّلَاةِ

Namaza Yürüme Adâbı Bâbı

Namaza, sekînet ile (sakince hareket ederek) ve vakâr ile yürümek; a-dımlarını birbirine yakın aralıklarla atmak ve parmakları birbirine kenetle-memek müstehabb’tır.95 Kişi (mescide giderken):

بِسْمِ اللهِ الَّذِي خَلَقَنِي فَهُوَ يَهْدِينِ
“Beni yaratan ve bana hidâyet veren Allâh’ın adıyla...”

der ve devâmındaki âyetleri:


إِلا مَنْ أَتَى اللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ
“...ancak Allâh’a selîm bir kalp ile gelenler başka.”

kavline kadar96 okur.97 Ayrıca namaza giderken şöyle der:


«اَللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ بِحَقِّ السَّائِلِينَ عَلَيْكَ، وَبِحَقِّ مَمْشَايَ هَذَا، فَإِنِّي لَمْ أَخْرُجْ أَشَرًا وَلَا بَطَرًا وَلَا رِيَاءً وَلَا سُمْعَةً، خَرَجْتُ اتِّقَاءَ سَخَطِكَ، وَابْتِغَاءَ مَرْضَاتِكَ، أَسْأَلُكَ أَنْ تُنْقِذَنِي مِنَ النَّارِ، وَأَنْ تَغْفِرَ لِي ذُنُوبِي، إِنَّهُ لَا يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا أَنْتَ»
“Allâh’ım! Sen’den isteyenlerin Sen’in katındaki hakkı için Sen’den istiyorum. Ve şu yürüyüşüm hakkı için Sen’den istiyorum. Çünkü ben ne kibirlenmek ne de böbürlenmek için ve ne görsünler diye ne de duysunlar diye (evden) çıkmadım. Ve ben Sen’in gazabından sakın-mak ve Sen’in rızânı taleb etmek için çıktım. Bu sebeple cehennem ateşinden beni korumanı ve günâhlarımı örtmeni Sen’den istiyorum. Şüphesiz Sen’den başka hiç kimse günâhları bağışlayamaz!”98

İkâmeti duyduğunda Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in (şu) kavli gereğince namaza aceleyle koşmaz99:


«إِذَا أُقِيمَتِ الصَّلاةُ فَلا تَأْتُوهَا وَأَنْتُمْ تَسْعَوْنَ، وَائْتُوهَا وَعَلَيْكُمُ السَّكِينَةُ، فَمَا أَدْرَكْتُمْ فَصَلُّوا وَمَا فَاتَكُمْ فَأَتِمُّوا»
“Namaz için kâmet getirildiği vakit ona koşarak gelmeyin, sekînet üzere gelin! Yetişebildiğiniz kadarını (imâmla) kılın; yetişemediğinizi (kendiniz) tamamlayın!”100

Namaz için kâmet getirildiği vakit, farzdan başka, (nâfile vb.) namaz kı-lınmaz. Mescide vardığında, girerken sağ adımını atar ve şöyle der:


«بِسْمِ اللَّهِ وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ، اَللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي ذُنُوبِي، وَافْتَحْ لِي أَبْوَابَ رَحْمَتِكَ»
“Allâh’ın ismiyle! Salât ve selâm, Rasûlullâh’ın üzerine olsun! Allâh’ım! Günâhlarımı affet ve bana rahmetinin kapılarını aç!”101

Mescidden çıktığında, sol adımını önce atar ve yukarıdaki ifâdenin aynı-sını söyler ve (mescide girerken söylediği
«وَافْتَحْ لِي أَبْوَابَ رَحْمَتِكَ» ifâ-desi yerine) şunu söyler:

«وَافْتَحْ لِي أَبْوَابَ فَضْلِكَ»
“Bana fâzlının (ihsânının, bağışının) kapılarını aç!”102



Alıntı
Dipnotlar:

95 İbnu Kudâme Rahimehullâh şöyle demektedir: Hasenâtı (iyiliği/sevâbı) daha da çoğaltmak için adımlarını birbirine yakın aralıklarla atması müstehabb’tır. Nitekim Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem böyle yapmıştır.

Namazdan önce parmakları kenetlememek gerekir. Ka’b bin Ucra Radiyallâhu Anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyur-maktadır:


إِذَا تَوَضَّأَ أَحَدُكُمْ فَأَحْسَنَ وُضُوءَهُ، ثُمَّ خَرَجَ عَامِدًا إِلَى الْمَسْجِدِ فَلَا يُشَبِّكَنَّ يَدَيْهِ فَإِنَّهُ فِي صَلَاةٍ
“İçinizden biri güzelce abdest alıp mescide gitmek üzere çıktığı zaman artık parmaklarını birbirine kenetlemesin, çünkü o artık namazda sayılır.” (Ebû Dâvud, Hadîs no: 562; Tirmizî, Hadîs no: 386)

Bu hüküm mescidden çıkana kadar devam eder. Zîrâ Ebû Sa’îd Radiyallâhu Anh’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyur-maktadır:


«إِذَا كَانَ أَحَدُكُمْ فِي الْمَسْجِدِ فَلَا يُشَبِّكَنَّ، فَإِنَّ التَّشْبِيكَ مِنَ الشَّيْطَانِ، وَإِنَّ أَحَدَكُمْ لَا يَزَالُ فِي صَلَاةٍ مَا دَامَ فِي الْمَسْجِدِ حَتَّى يَخْرُجَ مِنْهُ»
“İçinizden biri mescidde olduğu sürece parmaklarını birbirine kenetle-mesin, çünkü kenetlemek şeytândandır. Zîrâ biriniz mescidde olduğu sürece ta ki mescidden çıkana kadar namazda sayılır.” (Müsned-i Ahmed, Hadîs no: 11385)

Geniş bilgi için bkz; el-Muğnî, 2/116-121.

96 Allâhu Teâlâ İbrâhîm Aleyh’is Selâm’ın diliyle şöyle buyurmaktadır:


لَّذِي خَلَقَنِي فَهُوَ يَهْدِينِ وَالَّذِي هُوَ يُطْعِمُنِي وَيَسْقِينِ وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ وَالَّذِي يُمِيتُنِي ثُمَّ يُحْيِينِ وَالَّذِي أَطْمَعُ أَنْ يَغْفِرَ لِي خَطِيئَتِي يَوْمَ الدِّينِ رَبِّ هَبْ لِي حُكْمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ وَاجْعَلْ لِي لِسَانَ صِدْقٍ فِي الْآخِرِينَ وَاجْعَلْنِي مِنْ وَرَثَةِ جَنَّةِ النَّعِيمِ وَاغْفِرْ لِأَبِي إِنَّهُ كَانَ مِنَ الضَّالِّينَ وَلَا تُخْزِنِي يَوْمَ يُبْعَثُونَ يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ إِلَّا مَنْ أَتَى اللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ
“O (Allâh) ki, beni yaratandır; bana hidâyet veren O’dur; beni yediren ve içiren O’dur; hastalandığım zaman bana şifâ veren O’dur; beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O’dur, dîn (cezâ) günü hatâlarımı bağışlayacağını umduğum da O’dur; Rabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni sâlih olanlara kat; sonra gelecekler arasında bana bir “Lisân-ı Sıdk (doğruluk dili)” ver. Beni ni’metlerle donatılmış cennetin mîrâsçılarından kıl, babamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardandır. Ve beni (insanların) diriltilecekleri gün küçük düşürme, malın da, çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde. Ancak Allâh’a selîm bir kalp ile gelenler başka.” (eş-Şu’arâ 26/78-89)

97 Bu husûsta: “Kim böyle derse Allâh onu amellerin en doğrusuna iletir…” şeklinde devam eden bir hadîs rivâyet edilmektedir. Suyûtî, bunu İbnu Ebî’d Dunyâ ve İbnu Merdeveyh’e nisbet etmiştir. (ed-Durr’ul Mensûr, 6/306) Zehebî, Mîzân’da bu hadîsin uydurma olduğuna dikkat çekmektedir. (Mîzân’ul İ’tidâl, 1/350) Bun-dan dolayı olsa gerek İbnu Teymiyye Rahimehullâh sözkonusu ibârenin şerhinde herhangi bir yorumda bulunmamış olsa da “Ruvîye/rivâyet olunmuştur...” şeklinde “temrîz sigâsı” kullanarak hadîsteki hastalığa, zayıflığa dikkat çekmiştir. (Şerh’ul Umde, 2/605) Vallâhu â’lem!

98 İbn’us Sunnî, Amel’ul Yevmi ve’l Leyl, Hadîs no: 85. Yakın lafızlarla; İbnu Mâce, Hadîs no: 778, Ebû Sa’îd el-Hudrî Radiyallâhu Anh’dan.

Busirî, Zevâîd’de (1/98) İbnu Mâce’de yer alan hadîs ile alâkalı şu bilgiyi ver-mektedir: “Hadîsin isnâdı zayıf râvilerle doludur: Atiyye el-Avfî, Fudayl bin Merzûk, Fadl bin Muvâffak; bunların hepsi zayıftır. Lâkin İbnu Huzeyme Sahîh’inde bunu Fudayl bin Merzûk’dan sahîh addettiği bir kanalla rivâyet etmiştir.”

Şeyh’ul İslâm İbnu Teymiyye Rahimehullâh’ın işâret ettiği gibi hadîs -eğer sahîh ise- sâlih amellerle tevessülden bahsetmektedir. Zirâ Allâh’tan isteyenlerin hakkı onlara icâbet etmesidir. (İbnu Teymiyye, Mecmu’ul Fetâvâ, 1/288) Hadîs ile alâkalı bu yöndeki açıklamaları için “İbni Teymiyye Külliyatı, 1/366-368” nolu sayfalara mürâcaat edilebilir.

99 İmâm Ahmed Rahimehullâh’dan nakledildiğine göre (âdeten) hoş görülmeyecek bir aceleyle olmamak kaydıyla imâmın ilk tekbîrine yetişmeyi ümîd eden kimsenin az bir miktâr süratli hareket etmesinde beis yoktur. Nitekim sahâbeden de böyle yaptıkları rivâyet olunmuştur. (el-Udde, 91) İbnu Teymiyye Rahimehullâh ise bu rivâyete binâen şöyle demiştir:

“Buna göre namaza çok süratli gitmek -Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in nehyinden dolayı- mutlâk anlamda mekrûh’tur. Az bir sürat ile gitmek ise İftitâh Tekbîri (namaza başlangıç tekbîri)’ne yetişmeyi ümîd edip onu kaçırmaktan kor-kan kimse hâricinde mekrûhtur. (…) Ancak kişi cemâ’at ile namazı ve Cuma Namazı’nı tamamen kaçırmaktan korkuyorsa bu durumda süratli hareket etmek mekrûh olmasa gerektir!” (Şerh’ul Umde, 2/597-598)

100 Müsned’us Sirac, Hadîs no: 898. Yakın lafızlarla; Buhârî, Hadîs no: 908; Müslim, Hadîs no: 602, Ebû Hureyre Radiyallâhu Anh’dan.

101 Az farkla İbnu Mâce, Hadîs no: 771. Fâtima Radiyallâhu Anha’dan. Tirmizî (Hadîs no: 314) yakın lafızlarla rivâyet ettikten sonra şöyle demiştir: “Hadîs, ha-sen’dir ancak isnâdı muttasıl değildir.”

102 İbnu Mâce, Hadîs no: 771; yakın manâda; Müslim, Hadîs no: 713.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: NAMAZ KİTÂBI
« Yanıtla #4 : 08.06.2015, 20:01 »
بَابُ صِفَةِ الصَّلَاةِ

Namazın Sıfatı (Ta’rifi) Bâbı

Namaza durduğunda:

«اللَّهُ أَكْبَرُ»
“Allâh-u Ekber (Allâh en büyüktür)!”103 der.

İmâm bunu açıktan yüksek sesle söyler, diğer tekbîrleri de aynı şekilde, arkasında kılanlara duyurmak için (yüksek sesle) getirir. Diğerleri (cemâ’at, kendi duyacakları şekilde) alçak sesle söyler. Tekbîr getirmeye başladığı esnâda ellerini omuzları hizasına veya kulak yumuşakları hizasına kadar kaldırır. Sonra (ellerini) göbeğinin altına (gelecek şekilde) koyar.104 Bakış-larını secde ettiği yere yöneltir.105 Sonra şunu söyler:


«سُبْحَانَكَ اَللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، وَتَبَارَكَ اسْمُكَ، وَتَعَالَى جَدُّكَ، وَلا إِلَهَ غَيْرُكَ»
“Allâh’ım! Sana hamd ederek, Seni -her türlü noksanlıklardan- tesbîh (tenzîh) ederim. Sen’in ismin mübârektir, şânın yücedir. Sen’den başka ilah yoktur!”106

Sonra şöyle der:


«أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ»
“Taşlanıp kovulmuş şeytândan Allâh’a sığınırım!”

Sonra şöyle der:


«بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ»
“Rahman ve Rahîm olan Allâh'ın ismiyle (başlarım)!”

Enes Radiyallâhu Anh’ın kavli gereğince, bunlardan hiç birini yüksek sesle söylemez:


«صَلَّيْتُ خَلْفَ النبي صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَأَبِي بَكْرٍ، وَعُمَرَ، وَعُثْمَانَ، فَلَمْ أَسْمَعْ أَحَدًا مِنْهُمْ يَجْهَرُ بِبِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ»
“Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in, Ebû Bekir Radiyallâhu Anh, Ömer Radiyallâhu Anh ve Osmân Radiyallâhu Anh’ın arkasında namaz kıldım, hiç birinin yüksek sesle bismillahirrahmanirrahîm’i söylediğini duy-madım.”107

Sonra Fâtiha’yı okur, Fâtiha (Sûresi’ni) okumayanın namazı yoktur108; ancak me’mum (imâma uyarak namaz kılan kişi) müstesnâ zîr⠓imâmın kırâ’ati (okuyuşu) onun kırâ’ati sayılır.”109 İmâmın sustuğu yerlerde ve a-çıktan okumadığı yerlerde (arkasında namaz kılan kişilerin Fâtiha) okuma-ları müstehabb’tır.110 (Fâtiha’dan) sonra, bir sûre okur. Sabah namazında Tıvâl-i Mufassâllar’dan (Kâf Sûre’si ve sonrasındakiler gibi uzun sûreler), akşam namazında ise Kısâr-ı Mufassâllar’dan (Duhâ ve sonrasındakiler gibi kısa sûreler) diğerlerinde de Evsât-ı Mufassâllar’dan (Burûc’tan Duhâ’ya kadarkiler gibi) okur.111 İmâm sabah namazında ve akşam ile yatsı namaz-larının ilk iki rek’âtinde kırâ’ati yüksek sesle, diğerlerinde ise sessiz yapar. Sonra tekbîr getirir (Allâh-u Ekber! der) ve ellerini ilk seferinde (İftitâh Tekbîri’nde) yaptığı şekilde kaldırarak, rükû’ eder. Ellerini dizlerine koyar, parmaklarının arasını açıp, sırtını uzatarak, başını sırtıyla aynı hizaya geti-rir. Sonra üç defa şöyle der:112


«سُبْحَانَ رَبِّيَ الْعَظِيمِ»
“Yüce Rabbimi tüm noksanlıklardan tenzîh ederim!”113

Sonra, başını (rükû’dan):


«سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ»
“Allâh, kendisine hamd edenleri işitti!”114

diyerek kaldırır ve ilk seferinde yaptığı şekilde ellerini de kaldırır. Sonra, ayakta i’tidâl vaziyetinde iken şöyle der:


«رَبَّنَا لَكَ الْحَمْدُ مِلْءَ السَّمَاوَاتِ، وَمِلْءَ الْأَرْضِ، وَمِلْءَ مَا شِئْتَ مِنْ شَيْءٍ بَعْدُ»
“Rabbimiz, gökler dolusu, yer dolusu ve bundan sonra dilediğin şeyler dolusunca hamd Sana’dır!”115

Me’mum (imâmın arkasında namaz kılan kişi) kısaltarak şöyle der:


«رَبَّنَا وَلَكَ الحَمْدُ»
“Rabbimiz! Hamd Sana’dır!”116

Sonra, tekbîr getirerek secdeye varır ve ellerini kaldırmaz. (Secdeye giderken) yere önce; dizleri, sonra avuç içleri sonra da alnı ve burnu varır. (Secdede) pazularını yanlarından ve karnını da baldırlarından uzaklaştı-rır.117 Ellerini omuzları hizasında uzatır. Secdeye ayak (parmak)larının uç-larına basarak varır. Sonra üç defa şöyle der:118


«سُبْحَانَ رَبِّي الأَعْلَى»
“En yüce olan Rabbimi tüm noksanlıklardan tenzîh ederim!”119

Sonra tekbîr getirerek başını kaldırır, (iki secde arasında tıpkı ilk teşeh-hüddeki gibi) iftiraş oturuşu ile oturur; sol ayağını yayar ve üzerine oturur, sağ ayağını diker ve sağ ayak parmaklarını kıbleye doğru büker. Üç defa şöyle der:120


«رَبِّ اغْفِرْ لِي»
“Rabbim! Beni bağışla!”121

Bundan sonra, ilkinde yaptığı gibi ikinci defa secde eder. Tekbîr getire-rek başını kaldırır. Ayağa kalkar ve ikinci (rek’âti) ilki gibi kılar.122 İki rek’âti de kıldığında, teşehhüd yapmak için (tıpkı iki secde arasında olduğu gibi) iftiraş oturuşu ile oturur. Sonra sol elini sol uyluğunun üstüne, sağ eli-ni de sağ uyluğunun üstüne koyar. Sağ elinin, küçük parmağını ve yüzük parmağını katlar ve de orta parmak ve başparmakla birleştirerek halka ya-par ve (teşehhüdde) şehâdet parmağıyla işâret eder.123 Ve şöyle der:


«التَّحِيَّاتُ لِلَّهِ وَالصَّلَوَاتُ وَالطَّيِّبَاتُ، السَّلامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِيُّ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ، السَّلامُ عَلَيْنَا وَعَلَى عِبَادِ اللَّهِ الصَّالِحِينَ، أَشْهَدُ أَنْ لا إِلَهَ إِلا اللَّهُ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ»
“Selâmlar, du’âlar ve bütün güzel şeyler ancak Allâh’adır. Ey Nebî! Selâm sana, Allâh’ın rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun. Selâm bize ve Allâh’ın sâlih kullarına. Şehâdet ederim ki; Allâh’tan başka -ibâdete lâyık hak- ilah yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki Muhammed O’nun kulu ve Rasûlü’dür!”124

Bu (du’â); Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’den Teşehhüd (Du’â’sı) ola-rak rivâyet edilenlerin en sahîh’idir. Bundan sonra şöyle der:125


«اَللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَآلِ إِبْرَاهِيمَ، إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ، وَبَارِكْ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ، كَمَا بَارَكْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَآلِ إِبْرَاهِيمَ، إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ»
“Allâh’ım! -İbrâhîm’e ve İbrâhîm’in ailesine salât126 ettiğin gibi- Muhammed’e ve Muhammed’in ailesine de salât eyle. Şüphesiz Sen; hamde lâyık olansın, şân ve şeref sâhibisin! -İbrâhîm’i ve İbrâhîm’in ailesini mübârek kıldığın gibi- Muhammed’i ve Muhammed’in ailesini de mübârek kıl. Şüphesiz Sen; hamde lâyık, şân ve şeref sâhibisin!”127

Cehennem azâbından, kabir azâbından, hayatın ve ölümün fitnesinden, Mesîh Deccâl’ın fitnesinden Allâhu Teâlâ’ya sığınmak müstehabb’tır.128 Bu-nun ardından sağına selâm vererek şöyle der:


«السَّلامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللَّهِ»
“Allâh’ın selâmı ve rahmeti üzerinize olsun!”129

Sonra soluna da aynı şekilde selâm verir.

Eğer namaz iki rek’âtten fazlaysa; ilk teşehhüdden sonra secdeden kalktığı gibi kalkar, sonra, Fâtiha’dan sonra başka bir sûre okumadan, iki rek’ât kılar. Son teşehhüde oturduğunda, teverrük oturuşunda oturur; sağ ayağını diker, sol ayağını yayarak sağından çıkarır. Teverrük (oturuşu), iki teşehhüdü olan (üç veya dört rek’âtlik) namazların sonuncu oturuşundan başka oturuşlarda (bir defa oturulan tek ya da iki rek’âtlik namazlarda) yapılmaz. Teslîm (selâmlama) yaptıktan sonra üç defa (
«أَسْتَغْفِرُ اللَّهَ» “Allâh’tan mağfiret dilerim!” diyerek) Allâh’tan istiğfar diler ve şöyle der:

«اَللَّهُمَّ أَنْتَ السَّـلاَمُ، وَمِنْكَ السَّـلاَمُ، تَبَارَكْتَ يَا ذَا الْجَـلاَلِ وَالإِكْرَامِ»
“Ey Allâh’ım! Sen Selâm’sın. Selâm Sen’dendir. Ey Celâl ve İkrâm sâhibi Rabbimiz! Sen’in şânın yücedir!”130



Alıntı
Dipnotlar:

103 Bu lafızla tekbîr getirmeyen birisinin namazı, ister kasden ister unutarak terk etsin sahîh olmaz. Eğer cemâ’at tekbîri işitemiyorsa cemâ’atten birisi diğerlerine işittirmek için yüksek sesle tekbîr getirir. Nitekim Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem namaz kıldırırken Ebû Bekir Radiyallâhu Anh da cemâ’ate tekbîri işittirirdi. Tekbîri Arapça telaffuzuna uygun olarak, medlere (uzatmalarına) dikkat ederek ge-tirmek gerekir. Eğer uzatılmayacak yerde uzatırsa tekbîrin manâsı bozulur ve tek-bîr getirmiş sayılmaz. (el-Muğnî, 2/128-129) Ayrıca imâmdan önce tekbîr getiren kişinin tekbîri sahîh olmaz, imâmdan sonra bir daha tekbîr getirmesi gerekir. (el-Muğnî, 2/131)

İbn’ul Kayyim Rahimehullâh şöyle demiştir: “(Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) namaza kalktığında “Allâh-u Ekber” derdi. Bundan önce hiçbir şey söyle-mez, niyeti asla diliyle telaffuz etmezdi. “Allâh rızâsı için falan vaktin dört rek’at farzını kıbleye yönelik olarak bana uyan cemâ’ate kıldırmaya” yahut, “uydum hazır olan imâma” demediği gibi; “edâ olarak”, “kazâ olarak” ve “vaktin farzını kılıyorum” sözlerini de söylemezdi. Bu on bid’atin hiçbir kelimesini, hiç kimse; ister sahîh, ister zayıf; ister müsned, ister mürsel bir senedle olsun Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’den nakletmemiştir. Hatta Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in ashâ-bı’ndan herhangi birinin bunlardan birini söylediği bile nakledilmemiş; ne Tabi’înden biri, ne de Dört İmâm (Ebû Hanîfe, Malik, Şafiî ve Ahmed) bunları hoş görmüştür. Ancak İmâm Şafiî Rahimehullâh’ın; “Namaz, oruç gibi değildir. Ona hiç kimse zikirsiz giremez.” sözü, sonra gelen bazı âlimleri yanılttı ve zannettiler ki; zi-kir, namaz kılan kimsenin niyeti söylemesidir. Oysa Şafiî Rahimehullâh’ın zikirden maksadı İftitâh (Başlangıç) Tekbîri’nden başka birşey değildir. İmâm Şafiî, Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in hiçbir namazda yapmadığı ve onun halife-lerinden ve ashâbın’dan hiç birinin tatbîk etmediği bir şeyi nasıl müstehabb saya-bilir?! Onların tutum ve davranışları ortada. Eğer biri çıkar da bu konuda onlardan bir nakil bulursa kabûl eder, rızâ ve hoşnutlukla karşılarız. Onların yolundan daha mükemmel bir yol yoktur. Şerî’at sâhibi Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’den öğrendiklerinden başka da sünnet yoktur. Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem na-maza başlarken sadece “Allâh-u Ekber” der, başka birşey söylemezdi, âdeti buydu. Hiç kimse onun bundan başka bir şey söylediğini nakletmemiştir.” (Zâd’ul Me’ad, 1/194)

104 Ellerin bileğin üstüne veya yakın bir yere konulması müstehabb’tır. İbnu Kudâme Rahimehullâh Ahmed bin Hanbel Rahimehullâh’dan bu husûsta; göbeğinin altına (gelecek şekilde) konulacağı, göbeğinin üstüne (gelecek şekilde) konulacağı ve bu konuda muhayyer (dilediğini seçmekte serbest) olunduğu şeklinde üç farklı görüş rivâyet eder. (el-Muğnî, 2/141)

Namazda tekfîr’in (namazda elleri göğsün tam üzerine bağlamanın) hükmüne gelince; İbnu Teymiyye Rahimehullâh şöyle demiştir: “Elleri göğsün üzerine koyma-ya gelince bu mekrûh’tur. İmâm Ahmed bunu açıkça belirtmiştir. Ebû Eyyûb’den o da Ebû Ma’şer’den namazda tekfîr’in kerîh görüldüğü nakledilmiştir. O, tekfîr’i na-mazda sağ elini göğsün üzerinde koymak diye açıklamıştır.” İbnu Teymiyye Rahimehullâh ardından namazda elleri göğsün üzerine bağlamaya delâlet eden nâssların göğsün yakınlarına (az aşağısına gibi) konulmasıyla alâkalı olabileceği ih-timalini zikretmiştir. (Şerh’ul Umde, 3/69-70) İbnu Muflih Rahimehullâh da İmâm Ahmed’in bunu açıkça belirttiğini söylemiştir. (İbnu Muflih, el-Furû’, 2/169)

105 Teşehhüdde otururken ise işâret parmağına bakar. İbn’uz Zubeyr Radiyallâhu Anhuma’dan nakledildiğine göre Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem böyle yap-mıştır. (İbnu Teymiyye, Şerh’ul Umde, 3/77)

106 Ebû Dâvud, Hadîs no: 776; Tirmizî, Hadîs no: 242; İbnu Mâce, Hadîs no: 804; Nesâî, Hadîs no: 900. Tirmizî, tabiînden ve başkalarından ilim ehlinin çoğunun bu hadîsle amel ettiğini zikretmektedir.

Kişinin namaza girişte okunan “Subhâneke Du’âsı”nı ve Şafiîlerin okuduğu “Veccehtu” diye başlayan du’â gibi Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’den rivâ-yet edilen diğer du’âları okuması câizdir. Kişi bu İftitâh Du’âsı’nı okumasa veya okumayı unutsa kırâ’ate başladıktan sonra tekrar dönmesi gerekmez. İstiâzenin hükmü de böyledir. (el-Muğnî, 2/143-145’den özetle)

107 Nesâî, es-Sunen’ul Kubrâ, Hadîs no: 981 ve az farkla; Müslim, Hadîs no: 399.

108 Ubâde İbn’us Sâmit Radiyallâhu Anh’dan gelen bir hadîste Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:


«لاَ صَلاَةَ لِمَنْ لَمْ يَقْرَأْ بِفَاتِحَةِ الكِتَابِ»
“Fâtihat’ul Kitâb’ı okumayanın namazı yoktur.” (Buhârî, Hadîs no: 756; Müslim, Hadîs no: 394)

Bundan dolayı kır’âat (Fâtiha okumak) tıpkı rükû’ ve secde gibi namazın rü-kûnlarından birisidir ve onu okumayanın namazı sahîh olmaz. (el-Muğnî, 2/147)

Fâtiha’nın (ve dolayısıyla namazın) geçerli olabilmesi için harflerini, şedde-lerini ve sâir unsurlarını manâyı bozmayacak şekilde düzgün okumak gerekir. Ma-nâyı bozacak şekilde yapılan bir kırâ’at yanlışlığı Fâtiha’yı geçersiz kılar. Ayrıca Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in yaptığı gibi bütün âyet sonlarında durarak, tane tane okumak müstehabb’tır. (el-Muğnî, 2/154-155)

109 İbnu Kudâme Rahimehullâh’ın kullandığı bu ifâde Câbir Radiyallâhu Anh’dan rivâyet edilen bir hadîste geçmektedir. İbnu Mâce, Hadîs no: 850. Busîrî, Zevâid’u İbni Mâce’de (1/106, Hadîs no: 313) şöyle demiştir: “(İbnu Mâce’nin rivâyetindeki) bu isnâd zayıftır. (İsnâdda geçen) Câbir bin Yezîd el-Cu’fi, ithâm edilmiştir. Ancak, bunu Ahmed bin Meni’ ve Abd bin Humeyd, sahîh senedle rivâyet etmişlerdir.”

110 Sesli okunan namazlarda kişi imâmın sustuğu yerlerde Fâtiha’yı okur. Gizli o-kunan namazlarda ise Fâtiha Sûresini ve ardından Zammî Sûreyi de okur. (el-Muğnî, 2/267) Sesli namazlarda imâm ve onu takiben cemâ’at de Fâtiha’dan sonra sesli olarak
«آمِينَ» “Âmîn!” derler. İmâm unutsa dahi cemâ’at; Âmîn! diyerek imâ-ma hatırlatır. Ayrıca imâm, Fâtiha’yı okuduktan sonra nefes alıp istirâhat etmek amacıyla bir müddet sukût eder. Sahâbe’den gelen rivâyetlerde bu sekteye ilâveten İftitâh Tekbîri’nden ve Zammî Sûre’den sonraki sektelerden de bahsedilmiştir. (el-Muğnî, 2/160-164’den özetle)

111 Burada bahsedilen sünnet olan şeklidir. Yoksa duruma göre bunlardan uzun veya kısa da okuyabilir. İmâm okuyacağı sûrelerin uzunluğunu içinde bulunulan hâle (cemâ’atin dayanma gücüne, vaktin genişliğine vb. hususlara) göre ayarlar. Zammî Sûre okumak vâcib değildir (müstehabb’tır). Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in yaptığı gibi birinci rek’âti biraz uzun tutar ta ki herkes ilk rek’âte yetişe-bilsin. İkinci rek’âti ise ondan biraz daha hafif tutar. (el-Muğnî, 2/275-278’den özetle)

112 Hirakî Rahimehullâh şöyle demiştir: Bu (üç sayısı) en mükemmel olanın en azı-dır. Fakat bir defa da söylese yeterli olur. (Muhtasar, sf 22)

İbnu Kudâme Rahimehullâh ise el-Muğnî’de şöyle demiştir: Tesbîhler beş, yedi, on veya daha yukarısı da söylenebilir. En mükemmelinin on adet olması muhte-meldir zirâ Enes Radiyallâhu Anh Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in on kere tesbîh ettiğini saymıştır. Ancak bütün bunlar tek başına kılan içindir. İmâmın tesbîhi üçten fazla yapması, bilhassa cemâ’ate sıkıntı verecekse, müstehabb olmaz. (el-Muğnî, 2/178-181’den özetle)

113 Müslim, Hadîs no: 772. Huzeyfe Radiyallâhu Anh’dan.

114 Buhârî, Hadîs no: 789; Müslim, Hadîs no: 392. Ebû Hureyre Radiyallâhu Anh’dan.

115 Taberânî, el-Mu’cem’ul Kebîr, 22/133, Hadîs no: 355; Beyhekî, es-Sunen’ul Kubrâ, Hadîs no: 2607’de rivâyet etmişlerdir. Ayrıca
«اَللَّهُمَّ» ziyâdesiyle ve az fark-la Müslim, Hadîs no: 476. İbnu Ebî Evfâ Radiyallâhu Anh’dan.

116 Yani imâmın arkasında namaz kılan kimse Hanbelîler’e göre sadece bunu söy-lemekle mükelleftir ve cemâ’at
«سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ» “Allâh, kendisine hamd edenleri işitti!” demez.

İmâm ve münferid kılan kimse ise
«رَبَّنَا وَلَكَ الحَمْدُ» “Rabbimiz! Hamd Sana’dır!” ifâdesini rükû’dan sonraki i’tidâl hâlinde söyler. İmâmın arkasında namaz kılan kimse ise elini kaldırırken söyler. (el-Muğnî, 2/189)

117 Rükû’ ve secdede elleri açmak erkekler içindir. Bu husûsta Hirakî Rahimehullâh şöyle demektedir: (Namazın kılınış şeklinde) kadın ve erkek aynıdır. Ancak, kadın rükû’ ve secdede kendisini toparlar (erkekler gibi kollarını yan tarafa doğru açmaz). Oturuşunu da ya bağdaş kurarak yapar veyahut da ayaklarını sağ tarafına doğru serbestçe bırakır. (Muhtasar, sf 24)

İbnu Kudâme Rahimehullâh ise el-Muğnî’de şöyle demektedir: Kadının namaz kılış şekliyle alâkalı bu farklılık daha çok tesettürü sağlamaya yöneliktir. Kadının namazda vücudunu sıkıştırması Ali Radiyallâhu Anh’ın fetvâsına, oturuş şekli de İbnu Ömer Radiyallâhu Anhuma’ya dayandırılmaktadır. (el-Muğnî, 2/259)

118 Secdedeki tesbîh ile alâkalı hükümler tıpkı rükû’daki tesbîhler gibidir. Rükû’ tesbîhleri ile alâkalı dipnota (dipnot no: 112) bkz.

119 Müslim, Hadîs no: 772. Huzeyfe Radiyallâhu Anh’dan.

120 Bunun en azı bir defadır, iki defa da söylenebilir. Mükemmel olanın en azı üç defadır. Tıpkı rükû’ ve secde tesbîhlerinde olduğu gibi ona kadar söylenebilir, bununla alâkalı hükümler diğer rükû’ (dipnot no: 112) ve secde tesbîhleri (dipnot no: 118) ile aynıdır. (el-Muğnî, 2/207)

121 Ebû Dâvud, Hadîs no: 874; İbnu Mâce, Hadîs no: 897; Nesâî, Hadîs no: 1145. Huzeyfe Radiyallâhu Anh’dan. Begavî Rahimehullâh bu hadîsi Mesâbîh’us Sunne’de (no: 856) hasen hadîsler arasında saymıştır.

122 Bundan sadece niyet, Tekbîrat’ul İhrâm (namaza başlangıç tekbîr’i), İftitâh (Du’â’sı; Subhâneke vb.) ve istiâze müstesnâdır, bunları birinci rek’âtin hâricinde yapması gerekmez. İstiâzeyi birinci rek’âtte unutursa kırâ’ate devam eder, bir daha istiâzeye dönmez; ikinci rek’âtte kırâ’ate başlamadan önce söyler. İmâma birinci rek’âtten sonra yetişen mesbuk kişi artık İftitâh Du’â’sı ve istiâze okumaz. Çünkü o son rek’âtlere yetişmiştir. Ancak imâmdan sonra kılmadığı rek’âtlerin kazası için kalktığında kırâ’atten önce bunları okur. İstiâzenin bütün rek’âtlerde okunacağı da söylenmiştir. (el-Muğnî, 2/215-217)

123 Teşehhüdde otururken sol elinin parmaklarını yayarak birleştirir ve kıbleye doğru yöneltir. Sağ elinin parmaklarını ise avucunun içinde toplar ve şehâdet par-mağıyla işâret eder. Hadîslerde vârid olduğu üzere parmaklarını Arapça elli üç ra-kamına benzetir. İşâretten kasıd ise, teşehhüd esnâsında (Kelime-i Şehâdet’in ilk kısmında) Allâh ismi anıldığında parmağını kaldırmaktır. Fakat parmağını hareket ettirmez. Çünkü Abdullâh İbn’uz Zubeyr Radiyallâhu Anhuma Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in teşehhüd esnâsında parmağı ile işâret ettiğini fakat parmağını hareket ettirmediğini (Ebû Dâvud, Hadîs no: 988) nakletmiştir. (el-Muğnî, 2/219)

124 Buhârî, Hadîs no: 831; Müslim, Hadîs no: 402, Abdullâh bin Mes’ûd Radiyallâhu Anh’dan.

125 Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in ilk teşehhüdde otururken tıpkı kızgın bir taşın üzerinde oturur gibi hemen kalktığı rivâyet edilmiştir. Bundan dolayı ilk oturuşta teşehhüde başka bir şey ilâve edilmez. Bu meseleyle bağlantılı olarak imâma ilk rek’âtten sonra yetişen bir kimse imâm son rek’âtte oturduğunda teşehhüde ilâveten bir şey okumaz. Salavât getirmez, du’â etmez bilakis teşehhüd du’âsını tekrar eder çünkü bunlar ancak son oturuşta yapılacak şeylerdir. (el-Muğnî, 2/223-224)

126 Buradaki salât kelimesi hakkında Buhârî, Ebû’l Âliye Rahimehullâh’dan şunu nakletmiştir:


صَلاَةُ اللَّهِ: ثَنَاؤُهُ عَلَيْهِ عِنْدَ المَلاَئِكَةِ
“Allâh’ın salâtı, onu melekler katında övmesidir.” (Buhârî, Tefsîr Kitâbı, Ahzâb: 56. Ayetin tefsîri)

127 Nesâî, Hadîs no: 1288. Ka’b bin Ucra Radiyallâhu Anh’dan.

Buhârî’de ise (Hadîs no: 3370) aynı manâda olmak üzere lafız şu şekildedir:


«اَللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ، كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ، وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ، إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ، اَللَّهُمَّ بَارِكْ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ، كَمَا بَارَكْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ، وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيد»
İbnu Kudâme hadîslerde vârid olmuş farklı salavât lafızlarının da okuna-bileceğini söylemektedir. Teşehhüd hakkında da böyledir (farklı rivâyetlerdeki lafızlar okunabilir). (el-Muğnî, 2/231)

128 Buhârî, Hadîs no: 1377’de sözkonusu du’â şu şekilde nakledilmiştir:


«اَللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ وَمِنْ عَذَابِ النَّارِ، وَمِنْ فِتْنَةِ الْمَحْيَا وَالْمَمَاتِ، وَمِنْ فِتْنَةِ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ»
“Allâh’ım! Kabir azâbından, ateşin (cehennemin) azâbından, hayatın ve ölümün fitnesinden, Mesîh Deccâl’ın fitnesinden Sana sığınırım!”

129 Ebû Dâvud, Hadîs no: 996; Tirmizî, Hadîs no: 295; İbnu Mâce, Hadîs no: 914; Nesâî, Hadîs no: 1142. İbnu Mes’ud Radiyallâhu Anh’dan. Tirmizî hadîs hakkında “hasen sahîh” demiş ve Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in ashâbı ve sonrasındaki ilim ehlinin çoğunun bu hadîsle amel ettiğini beyân etmiştir.

130 Müslim, Hadîs no: 591. Sevbân Radiyallâhu Anh’dan.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: NAMAZ KİTÂBI
« Yanıtla #5 : 14.06.2015, 05:07 »
بَابُ أرْكَانِ الصَّلَاةِ وَ وَاجِبَاتِهَا

Namazın Rükûnları ve Vâcibleri Bâbı

Namazın Erkânı (bunlar olmaksızın namazın sahîh olmayacağı rükûnları) on ikidir:

1-   Güç yetirebilen kişi için kıyâm (ayakta durmak);

2-   İhrâm (Başlangıç/İftitâh/Tâhrime) Tekbîri;

3-   Fâtiha (Sûresi’ni) okumak;

4-   Rükû’ etmek;

5-   Rükû’dan doğrulmak;

6-   Yedi azâ üzerine secde etmek131;

7-   Secdeler arasında oturmak;

8-   Bütün bu rükûnları yaparken itmi’nân içerisinde olmak (azâların yerli yerince sükûn bulmuş olması; Ta’dîl-i Erkân);

9-   Son teşehhüd;

10-   Son teşehhüdde oturmak;

11-   İlk selâm;

12-   Bahsettiğimiz şekilde tertîbe riâyet etmek.

Bunlar; kendisi yapılmadıkça namazın tamamlanmayacağı rükünleridir.132

Namazın vâcibleri yedi tanedir:

1-   İhrâm (Başlangıç) Tekbîri dışındaki tekbîrler;

2-   Rükû’ ve secdede birer defa tesbîh etmek;

3-   Rükû’dan doğrulurken; tesbîh (
«سَمِعَ اللهُ لِمَنْ حَمِدَه» “Allâh, kendisine hamd edenleri işitti!” demek) ve tehmîd («رَبَّنَا وَلَكَ الْحَمْدُ» “Rabbimiz! Hamd Sana’dır!” demek);

4-   İki secde arasında
«رَبِّي اغْفِرْ لِي» (“Rabbim! Beni bağışla!”) demek;

5-   İlk teşehhüd;

6-   İlk teşehhüdde oturmak;

7-   Son teşehhüdde Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e salât etmek.

Eğer bunları (namazın vâciblerini) kasıtlı olarak terkederse namazı bâtıl olur, sehven (yanılma/unutma sebebiyle) terkederse bunun için sehiv secdesi yapması gerekir.

Bunların dışındakiler sünnet’tir: Bunlar kasıtlı olarak terkedildiğinde namaz bâtıl olmaz ve sehven terk edildiğinde sehiv secdesi yapmak gerekmez. 133




Alıntı
Dipnotlar

131 Bu yedi azâ, Buhârî ve Müslim’in ittifâk ile rivâyet etmiş oldukları şu hadîste geçenlerdir:


«أُمِرَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنْ يَسْجُدَ عَلَى سَبْعَةِ أَعْضَاءٍ، وَلاَ يَكُفَّ شَعَرًا وَلاَ ثَوْبًا الْجَبْهَةِ وَالْيَدَيْنِ وَالرُّكْبَتَيْنِ وَالرِّجْلَيْنِ»
“Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem yedi azâ üzerine secde etmekle ve elbisesini toplamamakla emrolundu (yedi azâ şunlardır): Alın, iki el, iki diz ve iki ayak.” (Buhârî, Hadîs no: 809; Müslim, Hadîs no: 490, Lafız Buhârî’nindir.)

Hadîsin bazı rivâyetlerinde alınla beraber burnu da zikrettiği için bazı âlimler burnu da buna ilâve etmişlerdir. (İbnu Kudâme, el-Muğnî, 2/196)

132 Namazın bu rükûnlarını kasıtlı olarak terk eden kişinin namazı her hâlükârda bâtıl’dır. Bunlardan birisini unutarak terk eden kişi hatırladığında yerine getirir. Eğer selâm verene kadar hatırlamaz ve namaz bittikten sonra örfen uzun sayılacak bir süre geçerse namazı bâtıl olur (dolayısıyla hatırladığında namazı baştan kılması gerekir). Çünkü bu, muvâlatı yani rükûnların ara vermeksizin peş peşe yapılmasını ihlâl eder. Bazıları bu uzunluk husûsunda mescidde olduğu süre veya bir rek’ât namaz kılacak kadar gibi şeyler demişse de bu husûsta tercîh edilen görüş örfe bakılacağıdır. Eğer kişi bunu örfen uzun olmayan bir süre sonra hatırlarsa kılmış olduğu namazın üzerine ilâve eder. Terkettiği rükûn selâm ise sadece onu yerine getirir. Teşehhüdü terkettiyse onu yerine getirip selâm verir. Onun hâricindeki rükûnların terki durumunda ise sözkonusu rek’âti baştan kazâ eder. İmâm Ahmed Rahimehullâh’ın ifâde ettiği gibi, iki secdeden birisini terk ettiyse sözkonusu rek’âti baştan kazâ eder. Eğer namazın rükûnlarından bir rükûnu terk eden kişi, namazdan sonra namazla alâkalı olmayan bir konuşma yaptıysa namazı baştan kılar. Kısacası bir rek’âtteki bir rükûnun terk edilmesi, rek’âtin tamamen terk edilmesi ile aynı hükümdedir. (el-Muğnî, 2/382-385’den özetlenmiştir.)

133 Namazdaki kavlî/sözlü sünnetler’in terkinden dolayı (meselâ gizli okunacak yerde açık okumak gibi) sehiv secdesi yapmanın meşrû olduğunu bazı âlimler söylemişlerdir. Ancak fiilî sünnetler’in (meselâ elleri kaldırmak, bağlamak vs. gibi) terkinden dolayı sehiv secdesi yapmak meşrû değildir. (el-Muğnî, 2/388-389)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: NAMAZ KİTÂBI
« Yanıtla #6 : 14.06.2015, 05:30 »
بَابُ سُجُودِ السَّهْوِ

Sehiv Secdeleri Bâbı

Sehiv (namazda yanılmak) üç çeşittir:

Birincisi: Rek’ât veya Rükûn Eklemek gibi Namaz Cinsinden Bir Fiil İlâve Etmek

Kasıtlı olarak yapıldıysa namazı bâtıl olur ve yanılmaktan dolayı yapıldıysa (sehiv) secde(si) yapılır. Eğer fazladan rek’ât kıldığı esnâda (fazla kıldığını) hatırlarsa hemen oturur. Eğer namazda eksik bıraktığı bir şey olduğu hâlde selâm verirse, eksik bıraktığını yapar sonra (sehiv) secde(si) yapar.

Namazdan olmayan bir fiili ister kasıtlı yapsın isterse de sehven yapsın, eğer bu fiil çoksa namazı bâtıl olur. Yok, eğer tıpkı Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in yaptığı Umâme Radiyallâhu Anh’ı taşımak134 veya Âişe Radiyallâhu Anha’ya kapıyı açmak135 gibi az bir şeyse bunun bir zararı yoktur.

İkincisi: Vâcib Olan Bir Ameli Unutmak Gibi Şeylerde Nakîsa (Eksiklik)

Eğer, ilk teşehhüdü yapmadan kalkarsa ve tamamen ayağa kalkmadan hatırlarsa, teşehhüd oturuşuna geri döner (ve teşehhüd yapar); yok eğer tamamen ayağa kalktıktan sonra hatırlarsa (teşehhüd oturuşuna) geri dönmez.136 Eğer bir rüknü unutursa; bir sonraki rek’âtin kırâ’atine başlamadan önce hatırlarsa geri döner ve terk ettiği rüknü ve onu takip eden amelleri yapar. Eğer, kırâ’atten sonra hatırlarsa, terkettiği amelin bulunduğu rek’ât bâtıl olur.137 Eğer, dört rek’âtlık namazda dört secdeyi unutursa ve teşehhüd sırasında hatırlarsa, hemen secde yapar ki böylelikle, bir rek’ât sahîh (geçerli) olur sonra üç rek’ât (daha) kılar.

Üçüncüsü: Şek (Şüphe)

Namazda bir rüknü terkettiğinden şüphe ettiğinde, onu terketmiş gibidir. Rek’âtlerin sayısı husûsunda şüphede olan kişi yakîne göre hareket eder. Ancak imâm hâriç, zîrâ imâm zannı gâlibe göre hareket eder.138

(Selâmdan sonra secde edilen) şu durumlar hâriç, bütün sehivler selâmdan önce (yapılan) iki secdedir:139

Namazda bir eksiklik yaptığı hâlde selâm veren,

Zannı gâlibe göre hareket eden imâm ve

Selâmdan önce secde etmeyi unutan.

Bu durumlarda kişi selâmdan sonra iki defa secde eder sonra teşehhüd yapar ve tekrar selâm verir.140

Me’mum (kendi yanılmasından ötürü), sehiv secdesi yapmaz, ancak imâm yanıldığında imâmı ile birlikte secde eder.

İmâmı namazda yanılır yahut başka herhangi bir olay meydana gelirse, cemâ’atte bulunan erkeklerin (
«سُبْحَانَ الله» “Allâh -noksan sıfatlardan- münezzehtir!” diyerek) tesbîh getirmesi ve kadınların da el çırpması gerekir.141



Alıntı
Dipnotlar:

134- Buhârî, Hadîs no: 516; Müslim, Hadîs no: 543, Ebû Katâde Radiyallâhu Anh’dan.

135- Ebû Dâvud, Hadîs no: 922; Tirmizî, Hadîs no: 601; Nesâî, Hadîs no: 1206, Âişe Radiyallâhu Anha’dan. Tirmizî, “Hadîs: Hasen garîb’tir” demiştir.

136- İmâm’ın ayağa kalkıp kırâ’ate başladıktan sonra teşehhüde geri dönmesi kesin olarak câiz değildir. İmâm’ın arkasındaki cemâ’at de aynı şekilde imâm ayağa kalktıktan sonra teşehhüde oturmazlar. Ancak imâm ayağa kalkmadan önce tesbîhte bulunup teşehhüdü hatırlattıkları hâlde imâm teşehhüde oturmazsa cemâ’at bu hususta ona tâbi olmaz ve teşehhüd yapar. Aynı şekilde imâm kırâ’ate başladıktan sonra tekrar teşehhüde oturursa cemâ’at bu yaptığı hatâda ona tâbi olmaz. İmâm bütün bunları harâm olduğunu bildiği hâlde yaparsa namazı bâtıl olur, zîrâ kasıtlı olarak namaza, namaz cinsinden bir fiil ilâve etmiştir. Lâkin bilmeyerek veya unutarak yaparsa namazı bozulmaz. Bunun harâmlığını teşehhüdde iken hatırlarsa hemen kalkar ve teşehhüdü bitirmez. Eğer imâm ayağa kalkmadan teşehhüdü hatırlar fakat arkasındaki cemâ’at ayağa kalkıp kırâ’ate başlamış olursa onların da imâma tâbi olup oturmaları gerekir. Rükû’ ve secdedeki tesbîhler gibi belli bir zamanı olan vâcibler’de ise o rükûndan çıktıktan sonra artık geri dönülmez. (el-Muğnî, 2/419-423’den özetle)

137- Geri dönmesi gereken yerde dönmeyen veya geri dönmemesi gereken yerde dönen kişi bunu harâm olduğunu bilerek yapıyorsa namazı bozulur. Yanılarak yaptıysa rükûnu terk ettiği rek’ât bâtıl olur. Kalkacak yerde oturan örneğin birinci veya üçüncü rek’âtten sonra teşehhüde oturan kimse misâlinde olduğu gibi hatırlayınca hemen kalkması gerekir ve namazını tamamlayıp sehiv secdesi yapar. Çünkü böyle birisi namazına, kasıtlı yapıldığında namazı bozan bir ziyâde yapmıştır. (el-Muğnî, 2/425)

138- Yakîne göre hareket etmekten kasıd şüphe edilen sayılardan en fazlasına tamamlamaktır.

Beyhekî ve başkalarının rivâyet ettiği Abd’ur Rahman bin Avf Radiyallâhu Anh hadîsinde şöyle denilmektedir: Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’i şöyle derken işittim:


»إِذَا شَكَّ أَحَدُكُمْ فِي صَلَاتِهِ فَشَكَّ فِي الْوَاحِدَةِ وَالثِّنْتَيْنِ فَلْيَجْعَلْهُمَا وَاحِدَةً، وَإِذَا شَكَّ فِي الِاثْنَتَيْنِ وَالثَّلَاثِ فَلْيَجْعَلْهَا اثْنَتَيْنِ وَإِذَا شَكَّ فِي الثَّلَاثِ وَالْأَرْبَعِ فَلْيَجْعَلْهَا ثَلَاثًا حَتَّى يَكُونَ الْوَهْمُ فِي الزِّيَادَةِ يَسْجُدُ سَجْدَتَيْنِ قَبْلَ أَنْ يُسَلِّمَ ثُمَّ يُسَلِّمُ«
“Biriniz namazında şüphe eder de bir mi kıldı iki mi bilemezse onu bir saysın; iki mi kıldı üç mü, bilemezse iki saysın; üç mü kıldı, dört mü, bilemezse üç saysın; ta ki şüphesi fazlalıkta kalsın, sonra namazını bitirince otururken selâm vermeden önce iki secde (sehiv secdesi) yapsın.” (Beyhekî, es-Sunen’ul Kubrâ, Hadîs no: 3804)

İmâm ise arkasında kendisini uyaracak bir cemâ’atin olması gibi avantajlardan ötürü kaç rek’ât kıldığı ihtimali ağır basıyorsa onu tercîh eder. Fakat onun nazarında bütün ihtimaller eşitse o zaman imâm da yakîn ile amel eder. (el-Muğnî, 2/406-410’dan özetle) Kişi vesvese derecesine varacak şekilde sık sık sehivde bulunuyorsa (unutuyor veya şüpheye düşüyorsa) sehiv secdesi yapmaz. (el-Muğnî, 2/418)

139- Kişi birden fazla da sehiv (hata) yapmış olsa, hepsi için iki secde yapması yeterli olur. (el-Muğnî, 2/437)

Hirakî Rahimehullâh’ın zikrettiği gibi oturulacak yerde kalkmak, kalkılacak yerde oturmak, açık okunulacak yerde gizli okumak, gizli okunulacak yerde açıktan okumak veyahut da namazı beş rek’ât kılmak gibi sehivlerde sehiv secdesi selâmdan önce yapılır. (Muhtasar sf 26-27)

140- Kişi namazdan sonra örfen uzun bir müddet geçmedikçe hatırladığında sehiv secdesi yapar. Eğer ki uzun müddet geçtiği hâlde sehiv secdesini unutursa bundan dolayı namaz bozulmaz. Çünkü bu, ibâdetteki eksikliği telâfi etmek için ibâdetin kendisi hâricinde yapılan bir şeydir, tıpkı hacdaki eksiklikleri telâfi etmek için yapılan şeyler (kurbân vs.) olduğu gibi yapılmaması ibâdetin geçerliliğini ibtâl etmez. Ahmed Rahimehullâh’dan bu durumda namazın iâdesinin müstehabb olduğuna dâir bir rivâyet gelmiştir. (el-Muğnî, 2/433-434)

141- Kadınların el çırpmasından kasıt, avucunun içiyle diğer elinin sırtına vurmasıdır [alkışlamak değildir. (Mütercim)] İmâm zannı gâlible hareket ediyor ve cemâ’atten güvenilir iki kişi onu îkâz ediyorsa, imâmın cemâ’atin uyarısına göre hareket etmesi gerekir. Eğer yakîn bilgiyle hareket ediyorsa uyarıyı dikkate almaz, kezâ fâsıklar gibi sözüne güvenilmeyecek kişilerin îkâzına da kulak asmaz. Tek kişinin haberine de sözkonusu haberin doğruluğuna zannı gâlib ile kanâat getirmesi durumu hâriç uyması gerekmez. Güvenilir kimselerden oluşan cemâ’at uyarmasına rağmen imâm hatâsında ısrâr ederse cemâ’at imâma uymaz. Eğer bunun harâm olduğunu biliyorlarsa cemâ’atin namazı bâtıl’dır. Bu durumda imâmın namazı da bâtıl olur. Ancak cemâ’at kendi arasında ihtilâf ederse imâmın hatâ ettiğini kesin olarak bilenler imâmın hatâsına iştirâk etmemekle beraber imâmı bekler ve ondan önce selâm vermezler. (el-Muğnî, 2/410-415’dan özetle)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: NAMAZ KİTÂBI
« Yanıtla #7 : 14.06.2015, 05:34 »
بَابُ صَلَاةِ التَّطَوُّعِ

Nâfile Namazlar Bâbı

Nâfile namazlar beş türlüdür:

Birincisi: Revâtib Sünnetler (Farz Namazlardan Önceki ve Sonraki Nâfile Namazlar)

Bunlar, İbnu Ömer Radiyallâhu Anhuma’nın haklarında şöyle dediği namazlardır:


«عَشْرَ رَكْعَاتٍ حَفِظْتُهُنَّ مِنْ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: رَكْعَتَيْنِ قَبْلَ الظُّهْرِ، وَرَكْعَتَيْنِ بَعْدَهَا، وَرَكْعَتَيْنِ بَعْدَ الْمَغْرِبِ فِي بَيْتِهِ، وَرَكْعَتَيْنِ بَعْدِ الْعِشَاءِ فِي بَيْتِهِ، وَرَكْعَتَيْنِ قَبْلَ الْفَجْرِ»
“Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’den on rek’ât ezberledim: İki rek’ât öğle namazından önce ve iki rek’ât sonra, iki rek’ât akşam namazından sonra evinde, iki rek’ât yatsı namazından sonra evinde, iki rek’ât sabah namazından önce.”142

(İbnu Ömer Radiyallâhu Anhuma dedi ki):


«وَحَدَّثَتْنِي حَفْصَة: أنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ إذَا طَلَعَ الْفَجْرُ وَأذَّنَ الْمُؤذِّنُ صَلَّى رَكْعَتَيْنِ»
“Hafsa Radiyallâhu Anha’nın bana haber verdiğine göre Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem, fecir doğduğunda ve müezzin (sabah namazı için) ezân okuduğunda iki rek’ât namaz kılardı.”143

Bu ikisi (sabah namazından önceki iki rek’ât sünnet), (revâtib sünnetler arasında) en kuvvetli olandır. Bu iki rek’âti hafif tutmak müstehabb’tır ve evde kılmak daha efdaldır. Aynısı akşam namazının iki rek’ât sünnet’i için de geçerlidir.

İkinci Tür: Vitir

Vakti, yatsı namazı ile sabah namazı arasındadır. En azı bir, en çoğu on bir rek’âttir. Kâmil olanın en azı; iki selâm ile (ayrılmış) üç rek’âttir. Üçüncü rek’âtte rükûdan sonra kunut yapılır.144

Üçüncü Tür: Mutlak Tetavvu’
Gece kılınan tetavvu’ (nâfile) namazı, gündüz kılınan tetavvu’ namazından efdaldır ve (gece) yarısından sonrası, evvelinden efdaldır. Gece namazı, ikişer ikişerdir.145 Oturan kişinin namazı, ayakta kılan kişinin (kazandığı sevâbın) yarısıdır.

Dördüncü Tür: Cemâ’at ile Kılınması Sünnet olan Namazlar

Üç çeşittir:

İlki: Terâvîh (Namazı)

Terâvîh, Ramazân’da yatsı namazından sonra kılınan yirmi rek’ât namazdır.

İkincisi: Salât’ul Küsûf (Küsûf/Güneş ve Ay Tutulması Namazı)

İnsanlar, güneş veya ay tutulması olduğunda namazı kılmakta endişeyle (korku içerisinde) acele etmelidir. Dilerseler cemâ’at ile dilerseler tek başına (bu namazı kılarlar, bu câizdir). Tekbîr alır ve (önce) Fâtiha’yı okur, sonra (da başka) uzun bir sûre okur, sonra uzunca bir rükû’ yapar, ardından kalkıp Fâtiha’yı okur ve bir öncekinden (rükû’dan önce okuduğundan) daha kısa olan, uzun bir sûre okur, sonra (tekrar) rükû’ya varır ve rükû’sunu bir öncekinden (rükû’sundan) kısa olacak şekilde uzatır, sonra kalkar ve ardından iki uzun secde yapar, sonra ayağa kalkar ve yine böyle (ilk rek’âtte yaptığı gibi) yapar ve böylece (diğer namazlardakinin aksine rek’ât başı bir değil iki rükû’ olmak kaydıyla, toplamda) dört rükû’ ve dört secde yapar.146

Üçüncüsü: Sâlat’ul İstisk⒠(Yağmur Du’â’sı Namazı)

Yeryüzünde kuraklık olduğunda ve yağmur kesildiğinde insanlar; alçak-gönüllülük, perişanlık ve tevâzu içerisinde yalvararak imâm ile birlikte (namaz kılacakları musallâya) çıkar. İmâm onlara tıpkı bayram namazı gibi iki rek’ât namaz kıldırır. Sonra onlara (bayram namazının aksine, sadece) bir tek hutbe îrâd eder. Hutbede, istiğfâr etmeyi ve bunu (günâhlardan bağışlanma dilemeyi) emreden âyetleri okumayı çoğaltır. Sonra insanlar (sağ omuzdaki sola ve sol omuzdaki sağa gelecek şekilde) giysilerini ters çevirir. Eğer zimmet ehli (Yahûdî ve Hıristiyanlar), onlarla birlikte geldiyse, bundan men edilmezler ve onlara, müslümanlardan ayrı durmaları emredilir.

Beşinci Tür: Tilâvet Secdeleri

Bunlar (secde âyeti okunduğunda yapılması müstehabb olan) on dört secdedir. Hacc Sûre’sinde iki tane secde âyeti vardır. Bu secdeler, Kur’an okuyan ve dinleyen için sünnet’tir, (dinlemeyip de) sadece işiten birisi için sünnet değildir. Secde ederken ve başını kaldırdığında tekbîr getirir ve sonra selâm verir.147




Alıntı
Dipnotlar:

142- Az farkla Buhârî, Hadîs no: 1180; Müslim, Hadîs no: 729.

143- Yakın lafızlarla Buhârî, Hadîs no: 1181; Müslim, Hadîs no: 723.

144- Nesâî’nin (Hadîs no: 1699) Ubeyy bin Ka’b Radiyallâhu Anh’dan rivâyet ettiği hadîste şöyle gelmiştir:


«أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ يُوتِرُ بِثَلَاثِ رَكَعَاتٍ، كَانَ يَقْرَأُ فِي الْأُولَى بِسَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ الْأَعْلَى، وَفِي الثَّانِيَةِ بِقُلْ يَا أَيُّهَا الْكَافِرُونَ، وَفِي الثَّالِثَةِ بِقُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ، وَيَقْنُتُ قَبْلَ الرُّكُوعِ، فَإِذَا فَرَغَ، قَالَ عِنْدَ فَرَاغِهِ سُبْحَانَ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ يُطِيلُ فِي آخِرِهِنَّ»
“Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem, vitri üç rek’ât kılardı. Vitir namazının ilk rek’âtında “Rabbinin yüce adını tesbih et...” (’lâ Sûresi'ni); ikinci rek’âtında “De ki: Ey Kâfirler...” (Kâfirun Sûresi’ni); üçüncü rek’âtında ise “De ki: O Allâh, birdir...” (İhlâs Sûresi’ni) okur ve rükû’dan önce kunut yapardı. Namazı bitirdiğinde -sonuncusunda sesini yükselterek- üç sefer şöyle derdi:

«سُبْحَانَ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ»
“(Mutlak hükümdar) el-Melik, (her türlü ayıp ve kusurlardan uzak) el-Kuddûs (olan Allâh) noksan sıfatlardan münezzehtir!” (el-Muğnî, 2/601)

Bahâ’uddîn el-Makdisî Rahimehullâh’ın el-Umde şerhinde (el-Udde, 1/119) belirttiği üzere kunutta el açarak şu du’âyı yapmak müstehabb’tır:


«اَللَّهُمَّ اهْدِنِي فِي مَنْ هَدَيْتَ، وَعَافِنِي فِي مَنْ عَافَيْتَ وَتَوَلَّنِي فِي مَنْ تَوَلَّيْتَ، وَبَارِكْ لِي فِيمَا أَعْطَيْتَ، وَقِنِي شَرَّ مَا قَضَيْتَ، إنَّكَ تَقْضِي وَلَا يُقْضَى عَلَيْكَ، وَإِنَّهُ لَا يَذِلُّ مَنْ وَالَيْتَ، وَلَا يَعِزُّ مَنْ عَادَيْتَ، تَبَارَكْتَ رَبَّنَا وَتَعَالَيْتَ»
“Allâh’ım! Hidâyet verdiklerinin arasında bana da hidâyet ver. Âfiyet verdiklerinin arasında bana da âfiyet ver. Dost edindiklerinin arasında beni de dost edin. Verdiğini benim için bereketli kıl, takdîr ettiğin şeylerin şerrinden beni koru. Şüphesiz ki ancak Sen hükmedersin ve Sana hükmedilmez. Kimi dost edinirsen zelîl olmaz ve kimi de düşman edinirsen, o asla azîz olmaz. Rabbimiz, Sen mübârek ve yücesin.” (Ebû Dâvud, Hadîs no: 1425; yakın lafızlarla Tirmizî, Hadîs no: 464)

Tirmizî Rahimehullâh hadîsi rivâyet ettikten sonra şöyle demiştir: “Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’den vitirde okunan kunut hakkında rivâyet edilen şeyler arasında bundan daha güzelini bilmiyoruz.” (el-Muğnî, 2/582 vd.)

145- Hirakî Rahimehullâh ise şöyle demektedir: Nâfile namazlar ikişer rek’ât olarak kılınır. Ancak gündüz kılınan nâfile namazların dört rek’ât olarak kılınması da câizdir. (Muhtasar, sf 28)

146- Hirakî Rahimehullâh bu namaz için ezân ve kâmet getirilmeyeceğini belirttikten sonra (ki el-Muğnî’de belirtildiği gibi bunun yerine “
«الصَّلاَة جَامِعَة» Namaz toplayıcıdır/Namaza gelin!” denir) bu bilgilere ek olarak şöyle demiştir: Küsûf (güneş veya ay tutulması) namaz kılınmayan (namaz kılmanın nehyedildiği) bir vakitte meydana gelirse namaz yerine tesbîh yapılır. (Muhtasar, sf 35) Haccâvî Rahimehullâh ise şöyle demiştir: “Eğer tutulma namaz esnâsında sona ererse, namaz hafif tutulup tamamlanır.” (Zâd’ul Mustaknî’, sf 64)

147- Hirakî Rahimehullâh şöyle demiştir: Tilâvet secdesi yapmak için (aynı namaz gibi); (hadesten ve necâsetten) temizlenmiş olmak gerekir. (...) Nâfile namaz kılmanın mekrûh olduğu vakitlerde tilâvet secdesi yapılmaz. [Kısacası tilâvet secdesi namazla aynı hükümlere tâbidir. (Mütercim)] Tilâvet secdesi gereken yerlerde secde edilse iyi olur ama terk edilmesinden dolayı da bir günâh sözkonusu olmaz. (Muhtasar, sf 25-26) [Mushâflarda bu secde âyetlerinin kenarında çoğunlukla secde âyeti olduğu belirtilmektedir. (Mütercim)]

Ayrıca İbnu Kudâme Rahimehullâh’ın zikrettiğine göre tilâvet secdesi ancak âyeti okuyan kişi imâmlığa ehil olan birisi ise sözkonusu olur. Kadın veya hünsa müşkil (kadın mı erkek mi olduğu tesbit edilemeyen çift cinsiyetli; el-Muğnî’nin diğer bir nüshasında ise; çocuk veya kadın) gibi imâmlığa ehil olmayan birisinin okuduğu Kur’ân’ı işittiğinde adam (diğer bir nüshada; işiten) secde etmez. [Kâfirin okuduğu Kur’ân da bu kapsamdadır. (Mütercim)] (el-Muğnî, 2/367)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: NAMAZ KİTÂBI
« Yanıtla #8 : 14.06.2015, 05:39 »
بَابُ السَّاعَاتِ الَّتِي نُهِيَ عَنِ الصَّلَاةِ فِيهَا

İçerisinde Namaz Kılmanın Nehyedildiği Vakitler Bâbı

İçerisinde (nâfile) namaz kılmanın nehyedildiği vakitler beş tanedir:

Fecirden sonra güneş doğana kadar, güneş doğduktan sonra bir mızrak boyu yükselinceye kadar, güneşin tam tepeye gelmesinden zevâl (öğle vakti girip güneş batıya doğru meyletmeye) başlayana kadar, ikindiden sonra güneş batmaya başlayana kadar, bu zamandan itibâren güneş batana kadar.

Bunlar; içerisinde nâfile namaz kılınmayacak olan zamanlardır, şu durumlar hâriç:148

Mescidde bulunduğu sırada kılınan cemâ’at namazının iâde (tekrar) edilmesi,149

Tavâftan sonraki iki rek’ât tavâf namazı,

Cenâze namazı,

Revâtib sünnetleri kazâ etmek ki bunlar namaz kılmanın nehyedildiği vakitlerden iki tanesinde yani sabah namazından sonra ve ikindi namazından sonra kılınabilir. Ayrıca bütün bu vakitlerde farz namazın kazâsı kılınabilir.




Alıntı
Dipnotlar:

148- Zâd’ul Mustaknî’ adlı eserde şöyle denilmektedir: (Namaz kılmanın nehy edildiği bu) beş zamanda farz namazların kazâsı câizdir (…) nâfile namaz kılmak harâm’dır, sebebe bağlı bir namaz olsa dahi... (Zâd’ul Mustaknî’, sf 52) İbnu Kudâme Rahimehullâh ise Tâhiyyet’ul mescid namazını, kusûf namazlarını ve tilâvet secdesini bu vakitlerde kılınması nehyedilen namazlar kapsamında zikretmiştir. Ayrıca üç kerâhet vaktinde (güneş doğduktan sonra bir mızrak boyuna ulaşıncaya kadar; güneşin tam tepeye gelmesinden zevâl (öğle) vakti girip güneş batıya doğru meyletmeye başlayana kadar; güneşin batmaya başlamasından güneş batana kadar) cenâze namazı, tavâf namazı ve namazı cemâ’at ile beraber iâde etmenin sözkonusu olmayacağını söylemiştir. Buna göre bu namazlar ancak bu üç vakit hâricinde sabah ve ikindi namazlarından sonra kılınabilir. (el-Muğnî, 2/527 vd.)

149- Zîrâ Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem namazı evlerinde kıldıkları gerekçesi ile mescidde cemâ’at ile kılınan namaza iştirâk etmeyen kişilere şöyle buyurmuştur:


«إِذَا صَلَّيْتُمَا فِي رِحَالِكُمَا ثُمَّ أَتَيْتُمَا مَسْجِدَ جَمَاعَةٍ فَصَلِّيَا مَعَهُمْ، فَإِنَّهَا لَكُمَا نَافِلَةٌ»
“Evlerinizde namaz kılıp sonra mescidde namaz kılan cemâ’ate rastlarsanız onlarla beraber namaz kılın. Zîrâ bu kıldığınız sizin için nâfile sayılır.” (Nesâî, Hadîs no: 858 ve yakın lafızlarla; Ebû Dâvud, Hadîs no: 575; Tirmizî, Hadîs no: 219)

İbnu Kudâme Rahimehullâh bu ve benzeri hadîslere dayanarak şunu ifâde etmiştir: Bu hadîsler mutlak anlamda -akşam, sabah veya ikindi- hangi namaz olursa olsun, namazın iâde edileceğine ve bu husûsta namazı tek başına kılmış olan ile cemâ’at ile kılmış olan arasında, kezâ mahallenin imâmına yetişen ile başka bir imâma yetişen arasında fark olmadığına delâlet eder. İbnu Kudâme Rahimehullâh ayrıca şu husûsları da ifâde etmiştir: Kişi bu şekilde akşam namazını iâde ederse onu dört rek’ât olarak kılar. [Cemâ’atle beraber üç rek’at kıldıktan sonra bir rek’at daha kılar. Çünkü vitir haricindeki nâfile namazlar ancak ikişer rek’attır. (Mütercim)] Kişi nehyedilen vakitlerde mescide girmeden cemâ’atin hazır olduğunu görürse mescide girmez, dışarıda bekler. Ama olur da mescide girerse onlarla beraber kılar. (el-Muğnî, 2/519-523’dan özetle)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: NAMAZ KİTÂBI
« Yanıtla #9 : 14.06.2015, 05:43 »
بَابُ الْإمَامَةِ

İmâmet Bâbı

Ebû Mes’ûd el-Bedrî Radiyallâhu Anh’dan rivâyet edildiğine göre, Allâh Rasûlü Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

«يَؤُمُّ الْقَوْمَ أقْرَؤُهُمْ لِكِتَابِ اللهِ، فَإنْ كَانُوا فِي الْقِرَاءَةِ سَوَاءً فَأعْلَمُهُمْ بِالسُّنَّةِ، فَإنْ كَانُوا فِي السُّنَّةِ سَوَاءً فَأقْدَمُهُمْ هِجْرَةً، فَإنْ كَانُوا فِي الْهِجْرَةِ سَوَاءً فَلْيَؤُمَّهُمْ أكْبَرُهُمْ سِنّاً، وَلَا يَؤُمُّ الرَّجُلُ الرَّجُلَ فِي بَيْتِهِ، وَلَا فِي سُلْطَانِهِ، وَلَا يَجْلِسُ عَلَى تَكْرِمَتِهِ إلا بِإذْنِهِ»
“Cemâ’ate, (aralarında) Allâh’ın Kitâbı’nı en iyi okuyanları imâm olur. Eğer kırâ’at (okuma) husûsunda müsâvî (denk) iseler, sünnet’i en iyi bilenleri; sünnet husûsunda da müsâvî iseler hicret itibârı ile en kıdemlileri; hicret husûsunda da müsâvî iseler, yaşça en büyük olanları imâm olur. Bir kimse diğerine (misâfîr olduğu evin sâhibine) onun evinde imâm olmasın, onun sultân (yönetici) olduğu yerde de (imâm olmasın)! Hiçbir kimse ev sâhibinin izni olmaksızın baş köşeye oturmasın!”150

Yine (Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem), Kur’ân kırâ’atında denk olan Malik bin Huveyris Radiyallâhu Anh ve arkadaşına şöyle demiştir:151


«إذَا حَضَرَتِ الصَّلَاةُ فَلْيُؤَذِّنْ أحَدَكُمَا وَلِيَؤُمَّكُمَا أكْبَرُكُمَا»
“Namaz vakti geldiğinde biriniz ezân okusun ve (yaşça) en büyüğünüz imâm olsun!”152

Namazı fâsid olmuş birinin arkasında namaz kılanın namazı sahîh (gçerli) değildir. Ancak (imâmın) kendisindeki hadesi (abdesti bozan hâli) bilmemesi ve selâm verene kadar (namazda imâma tâbi olan) mem’um’un da bilmemesi bundan müstesnâdır. Bu durumda, (imâm) namazı tek başına iâde (tekrar) eder (cemâ’at ise iâde etmez). (Namazda) bir rüknü terk edenin arkasında kılınan namaz da sahîh değildir ancak mahalle imâmı (o mescidde sürekli namaz kıldıran imâm) hastalıktan dolayı oturarak namaz kılıyor ve iyileşmeyi umuyorsa bu müstesnâ. Bu durumda; onun arkasında oturarak namaz kılarlar ancak imâm namaza ayakta başlar ve sonra hastalanıp oturursa başka, bu durumda ise imâmın arkasında ayakta kılarlar. Kadının erkeğe imâmeti sahîh değildir. İdrâr akıntısı olanın ve Fâtiha’yı güzelce okuyamayan veya ondaki bir harfi ihlâl eden ümmî (Kur’ân okumasını bilmeyen) kimsenin kendileri gibi olanlar dışındaki kişilere imâmlık yapmaları sahîh değildir.153 Abdest almış olan kişinin teyemmüm yapmış birisine uyması ve farz namaz kılanın nâfile kılana uyması câizdir.154

Eğer, cemâ’at bir kişiyse, imâmın sağında durur. Eğer solunda veya (arkasında vs.) tek olarak bir başına durursa, namazı sahîh değildir, kadın olması dışında zîrâ o namazda imâmın arkasında tek başına durur.155 Eğer; (bir kişi değil de) cemâ’at iseler, imâmın arkasında dururlar. Eğer (imâmın) sağında veya hem sağında hem solunda dururlarsa namazları sahîh’tir. Ancak eğer, önünde veya solunda dururlarsa sahîh değildir. Eğer bir kadın başka kadınlara namaz kıldırırsa, aynı safta kadınların ortasında durur. (Bir mazeretten dolayı giysisi bulunmayıp) çıplak olarak erkeklere namaz kıldıran imâm da aynı şekilde (safın ortasında durur).

Eğer; cemâ’atte erkekler, erkek çocuklar, (erkek mi kadın mı olduğu belli olmayan) hünsâlar ve kadınlar varsa; en önde erkekler (namaza) durur sonra erkek çocuklar sonra hünsâlar ve sonra da kadınlar saf teşkîl eder.156

İmâmın selâm vermesinden önce tekbîr getiren cemâ’ate yetişmiştir kezâ, rükû’ya yetişen, rek’âte yetişmiştir. Aksi takdirde, yetişememiştir.




Alıntı
Dipnotlar:

150- Yakın lafızlarla; Müslim, Hadîs no: 673.

Hirakî Rahimehullâh bu husûsta ilâve olarak şöyle demektedir: İmâmlık yapma hakkı öncelikle ev sâhibinindir. Ancak cemâ’atin içinde devlet yetkilisi birisi olması hâli müstesnâ (o zaman; imâmlıkta öncelik sırası İslâmî devletin görevlisine âit olur). (Muhtasar, sf 29)

İbnu Kudâme Rahimehullâh cemâ’atte ev sâhibinden veya sultândan daha iyi Kur’ân okuyan ve daha fakîh olan kimseler olsa bile uygulamanın böyle olacağını söylemiştir. Mescidde düzenli olarak namaz kıldıran kişi de aynı konumdadır (ev sâhibi konumundadır). Ama bu zikredilen kimseler izin verdiği takdirde başka birisi imâm olabilir. (el-Muğnî, 3/42-43)

151- Kur’ân bilgisi husûsunda da kırâ’ati düzgün olan, ezberi çok olana tercîh edilir. Bu ve benzeri bütün bu husûslarda eşit iseler aralarında kur’a çekilir. İmâmlığa kimin daha lâyık olacağı ile alâkalı bütün bu meseleler müstehabb hükmündedir. Eğer bu sıralamaya uyulmasa dahi namaz sahîh olur. Bu husûsta âlimler arasında bir ihtilâf yoktur. (el-Muğnî, 3/15-17)

152- Az farkla; Buhârî, Hadîs no: 628; Müslim, Hadîs no: 674.

153- Hirakî Rahimehullâh şunu da zikretmiştir: “Ümmî (Kur’ân okumasını bilmeyen kimse) kendisi gibi ümmî birisine ve Kur’ân okuyabilen birisine beraber namaz kıldırırsa Kur’ân okuyabilen kimse namazı iâde eder. [Okuma bilmeyenin namazı iâdesine gerek yoktur. (Mütercim)] Kezâ müşriğin, kadının ve kadın mı erkek mi olduğu belli olmayan hünsânın arkasında namaz kılan kimsenin de namazı iâde etmesi gerekir.” (Muhtasar, sf 29)

154- Bu meseleyle alâkalı el-Umde şarihi el-Makdisî Rahimehullâh (el-Udde, 1/131) şu hadîse atıf yapmıştır: Câbir Radiyallâhu Anh’dan rivâyet edildiğine göre;


«أَنَّ مُعَاذَ بْنَ جَبَلٍ، كَانَ يُصَلِّي مَعَ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، ثُمَّ يَرْجِعُ، فَيَؤُمُّ قَوْمَهُ»
“Mu’âz İbnu Cebel Radiyallâhu Anh Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem ile beraber namaz kılardı, ardından gidip kâvmine (aynı) namazı kıldırırdı.” (Buhârî, Hadîs no: 700; Müslim, Hadîs no: 465)

[Tek başına namazı kılmış olan kimsenin sonradan cemâ’at ile kıldığı ikinci namazın nâfile hükmünde olduğu husûsu daha önce geçmişti. (Mütercim)]

155- Behûtî Rahimehullâh, şöyle demektedir: Safta boşluk bulabilen, uzakta dahi olsa dâhil olur, bunun gibi, eğer çok sıkışık olmayan bir saf bulursa da dâhil olur, aksi takdirde, eğer safta boş yer bulamazsa imâmın sağında durur, eğer durabilmek için bir saf bulabilmek mümkün değilse, o zaman birisini yanında durması için öksürerek, konuşarak, işâret ederek uyarır; çekerek bunu yapması kerîh’tir. Uyarılanın ona icâbet etmesi vâcib’tir. Eğer (arkada) tek başına namaz kılarsa namazı sahîh olmaz. (Behûtî, er-Ravz’ul Murbi’, 137’den özetle)

156- İbnu Kudâme Rahimehullâh diyor ki: Kişinin yanında kâfir birisi veyahut da namazı geçerli olmayan başka herhangi birisi varsa onunla saf teşkîl etmesi sahîh değildir. Çünkü bunların varlığı ve yokluğu müsâvîdir. (el-Muğnî, 3/56)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: NAMAZ KİTÂBI
« Yanıtla #10 : 14.06.2015, 05:47 »
بَابُ صَلَاةِ الْمَرِيضِ

Hastanın Namazı Bâbı

Hastanın ayakta durması hastalığını arttırıyorsa, oturarak kılar ve eğer oturmaya güç yetiremezse yanı üzere (uzanarak) kılar. Bu, Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in İmrân bin Husayn Radiyallâhu Anhuma’ya söylediği şu kavli gereğincedir:

«صَلِّ قَائِمًا، فَإِنْ لَمْ تَسْتَطِعْ فَقَاعِدًا، فَإِنْ لَمْ تَسْتَطِعْ فَعَلَى جَنْبِكَ»
“Namazını ayakta kıl, buna güç yetiremezsen oturarak kıl eğer buna da güç yetiremezsen yanın üzere (uzanarak) kıl!”157

Eğer bu da zor gelirse; sırtı üzere yatarak kılar, eğer rükû’ veya secde yapmaktan âcizse bunları îmâ yolu ile yerine getirir.158

Baygın olduğu sürede kaçırdığı namazları kazâ etmesi gerekir. Eğer her namazı kendi vaktinde kılmak zor geliyorsa, öğle ile ikindiyi ve iki akşam namazını (akşam ile yatsıyı) iki vakitten birinde, cem’ edebilir (birleştirebilir). Eğer ilkinin vaktinde namazları cem’ ederse (cem’-i takdîm yaparsa): Namaza başlamadan cem’ etmeye niyet etmeli, ikinci namazı kılmaya başladığı vakte kadar cem’ etmeyi gerekli kılan mazeret devam etmeli, abdest alacak kadar zaman dışında iki namazın arasını açmamalı.159 Eğer, (cem’ etmeyi ikinci namazın vaktine) ertelerse (cem’-i te’hîr yaparsa): İkinci namazın vakti girene kadar mazeret devam etmeli, ilkinin vaktinde ve henüz vakit daralmadan (namaz kılacak kadar bir vakit kaldıysa) cem’ etmek için niyet etmelidir. Cem’ etmek; namazını kısaltması câiz olan seferî kimse için câizdir. Yine, yağmurlu günde iki akşam namazını (akşam ile yatsıyı) cem’ etmek câizdir.160




Alıntı
Dipnotlar:

157- Dârakutnî, Sünen, Hadîs no: 1425. Az farkla; Buhârî, Hadîs no: 1117.

158- Behûtî Rahimehullâh, er-Ravz’ul Murbi’ adlı eserinde şöyle demektedir: “Hasta kişi namazını kıyâmı, rükû’ gibi (eğilerek) olsa da, ayağa kalkmak için destek alsa da yahut bir şeye dayanıyor olsa da ayakta kılar, güç yetirememesi veya zarardan, hastalığının artmasından korkması müstesnâ; (oturarak kılarken) ayaklarını çapraz yapması (bağdaş kurması) müstehabb’tır. Rükû’ ve secde yaptığında ayaklarını katlar; âcizse (oturarak kılmaya güç yetiremiyorsa) yanı üzere yatarak kılar, sağ tarafı üzere uzanması efdaldır. Ayakları kıbleye dönük sırt üstü kılması sahîh’tir ama yanı üzere kılabiliyorsa mekrûh’tur. Yanı üzere kılamıyorsa sırtüstü uzanarak kılması farz olur. Rükû’ ve secdede mümkün olduğu kadar îmâ eder, secdede rükû’ya nazaran daha çok eğilerek bunu yapar. Îmâdan âcizse, gözleriyle îmâ eder.” (Behûtî, er-Ravz’ul Murbi’, 141’den özetle)

159- El-Umde şarihi Bahâ’uddîn el-Makdisî Rahimehullâh’ın da belirttiği gibi iki namazın arasını açma husûsunda örfe mürâcaat edilir. Örfen kısa sayılan bir zaman aralığı zarar vermez. Abdest de kısa bir süre olduğu için misâl olarak verilmiştir. (el-Udde, 1/137)

160- Er-Ravz’ul Murbi’ adlı eserde namazları cem’ etme mazeretlerine ek olarak şunlar zikredilmektedir:

“Namazları cem’ etmediğinde zorluk yaşayacak hasta, pisliğin çokluğunun verdiği zorluktan dolayı emzikli kadın ve benzerleri; istihâze (hayız dışı kanama), her namaz için tahâret (abdest) veya teyemmüm almaktan âciz olan; kör birisi gibi vakti bilmeye güç yetiremeyen; cuma namazı veya cemâ’at namazına katılmamalarına cevâz verecek bir mazereti yahut meşgûliyeti olan. Evinde kılıyor olsa bile yahut kapalı yolu olan bir mescidde olsa bile, akşam namazı ve yatsı namazında kıyâfetlerinin yağmuru emmesi (ıslanması) sebebiyle, zorluk içerdiğinde. Bu husûsta; kar, dolu ve buz aynıdır. Kezâ, çamur ve çok soğuk fırtına (sebebiyle namazlar birleştirilebilir). (Namazı birleştirme husûsunda) te’hîr (ertelemek) veya takdîm (öne almak) husûsunda kolay olanı yapmak efdaldır. Eğer ikisi de aynı ise efdal olan ertelemektir. Muzdelife’de erken kılmak efdaldır, Arafat’ta ise ertelemek efdaldır. Diğer yerlerde cem’ etmemek efdaldır. Cem’ edilen namazların tertîb üzere olması her zaman için şarttır.” (Behûtî, er-Ravz’ul Murbi’, 145-146’dan özetle)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: NAMAZ KİTÂBI
« Yanıtla #11 : 14.06.2015, 05:49 »
بَابُ صَلَاةِ الْمُسَافِرِ

Seferî’nin Namazı Bâbı

Yolculuk on altı fersah olduğunda -ortalama hızla iki günlük yolculuk mesâfesidir-161 ve yolculuk (gâyesi câiz olmayan birşey için değil de) mübâh ise162 kişi dört rek’âtli namazları (iki rek’ât kılmak sûretiyle) kasr (kısaltma) yapabilir.163 Ancak -mukîmin arkasında kılması,164 namazı kısaltmaya niyet etmemesi, hazarda (ikâmet hâlinde, kılmayı) unuttuğu bir namazı seferdeyken hatırlaması ve seferdeyken (kılmayı) unuttuğu bir namazı hazardayken hatırlaması hâriç ki bütün bunlarda, namazı (kısaltmak-sızın) tamamlaması gerekir. Seferî olan kişi namazını (isterse kısaltmadan) tam kılabilir, kısaltması ise daha efdaldır. Yirmi bir (vakit) namazdan fazla bir sürede ikâmet etmek için niyet eden (namazını kısaltmaksızın) tamamlar.165 Eğer ikâmete karar vermemişse ebedî olarak (orada kaldığı müddetçe, namazını) kısaltabilir.166



Alıntı
Dipnotlar:

161- Bir fersah yaklaşık olarak 5,541 metre’ye tekâbül etmektedir. Bu şekilde kabûl edildiğinde 88,7km, 16 fersah’a denk gelmektedir. Yani günümüz ölçüleriyle yaklaşık 90 km’lik bir yolculuk namazı kısaltmayı mübâh kılan bir sefer sayılır. Vallâhu â’lem!

162- El-Umde şarihi el-Makdisî Rahimehullâh’ın ifâde ettiği gibi, masiyet (günâh) amaçlı seferlerde, namazı kısaltmak ve seferîlikteki diğer ruhsatlar uygulanamaz. (el-Udde, 1/139)

163- İbnu Kudâme Rahimehullâh’ın zikrettiğine göre kişi yol üzerinde kendisine âid ailesi ve malı bulunan bir yere uğrarsa namazını tam kılar. (İbnu Kudâme, el-Muğnî, 3/151)

164- Hirakî Rahimehullâh ise şöyle demiştir: “Seferî olan kimse, mukîm olan birisiyle namaz kıldığında seferî cemâ’at olur, mukîm imâm olur. Mukîm ve seferîden oluşan bir cemâ’at, seferî olan başka birisinin arkasında namaz kıldıklarında ise seferî olan imâm selâm verdiğinde mukîm olan kişi namazını tamamlar (dört rek’ât olarak kılar).” (Muhtasar, sf 30)

İbnu Kudâme Rahimehullâh’ın zikrettiğine göre seferî olan imâmın, namazı bitirdiğinde: “Biz seferîyiz, mukîm olanlar namazlarını tamamlasınlar” diye seslenmesi müstehabb’tır. (İbnu Kudâme, el-Muğnî, 3/146)

165- Hirakî Rahimehullâh yaşadığı beldenin evlerinin olduğu yerden uzaklaştıktan sonra namazlarını kısaltmaya başlayabilir, demiştir. (Muhtasar, sf 30)

İbnu Kudâme Rahimehullâh ise el-Muğnî’de şöyle demektedir: Yaşadığı beldeden çıktıktan sonra şehre âid bostanlar, boş ve harâb yerler bulunmaya devam etse de namazını kısaltabilir. Yaşadığı yerde birçok mahalle varsa ve bu mahalleler tıpkı Bağdât’ta olduğu gibi birbirinden ayrı ise kendi mahallesinden çıktığı anda namazını kısaltmaya başlayabilir. Ancak mahalleler birbirine bitişikse hepsini terk etmedikçe namazı kısaltamaz. Birbirine bitişik iki köy bulunur da binâları bitişik olursa bu ikisi tek köy hükmünde olur, binâları ayrı olursa ayrı değerlendirilir. (İbnu Kudâme, el-Muğnî, 3/113)

166- Hirakî Rahimehullâh’ın ifâdesiyle böyle bir kimse bugün çıkacağım, yarın çıkacağım diye sürekli dönmeyi düşünüyorsa velev ki kaldığı yerde bir ay (veya daha fazla) da kalsa seferî olmaya devam eder. (Muhtasar, sf 30)

İbnu Kudâme Rahimehullâh ise şöyle demektedir: Şehir şehir gezen birisi bunların herhangi birisinde ikâmete niyet etmediği müddetçe -velev ki uzun bir süre de yolculuğu devam etse- seferî sayılır. Seferde nâfile namaz kılmaya gelince, gerek binek üzerinde gerekse yaya olarak revâtib sünnetler başta olmak üzere nâfile kılmakta bir beis olmadığı gibi, terk etmekte de bir beis yoktur. Lâkin sabah namazının sünneti ve vitir namazı yolculukta terk edilmez. (İbnu Kudâme, el-Muğnî, 3/155-157)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: NAMAZ KİTÂBI
« Yanıtla #12 : 14.06.2015, 06:00 »
بَابُ صَلَاةِ الْخَوْفِ

Korku Namazı Bâbı

Korku namazının, Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in kılmış olduğu bütün şekillerde kılınması câizdir. Bu husûsta (farklı rivâyetler ara-sında) tercîh edilen şu şekildir:

İmâm (mü’minleri) iki tâifeye (gruba) ayırır; bir tâife koruma görevinde bulunur ve diğer tâife imâm ile birlikte bir rek’ât namaz kılar. İkinci rek’ât için kalktığında bu tâife imâmdan ayrılmak için niyet eder, namazlarını tamamlar ve koruma görevine gider. Sonra diğer tâife gelir ve imâmla bera-ber ikinci rek’âti kılar. İmâm teşehhüde oturduğunda kalkarlar ve diğer rek’âti kılarlar. İmâm, onlar teşehhüdü bitirene kadar bekler ve sonra hep birlikte selâm verirler.

Korkunun şiddetlendiği durumlarda, yayan yahut binek üzerinde; kıbleye dönerek yahut başka yöne doğru namazlarını kılabilirler. Rükû’ ve secdeyi îmâ yoluyla yaparlar. Aynı şekilde, (savaş dışındaki durumlar da dâhil) kendisi için korkan herkes bu şekilde ve kendi hâline uygun olarak namazını kılar. (Kurtulabilmesi için namaz kılarken de olsa) kaçmak veya diğer şeylerden ihtiyâcı ne ise onu yapar.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: NAMAZ KİTÂBI
« Yanıtla #13 : 14.06.2015, 06:12 »
بَابُ صَلَاةِ الْجُمُعَةِ

Cuma Namazı Bâbı

Cuma Namazının Farz Olma Şartları:

Üzerine namaz farz olan herkesin, eğer (kişi) bir binâda yerleşik yaşıyorsa167 ve câmi ile arasındaki mesâfe bir fersah168 veya daha azsa; cuma namazı kılması gerekir. Kadın, köle ve yolcu ile hastalıktan, yağmurdan veya korkudan dolayı mazur görülen kimse bundan müstesnâdır.169 Eğer (kadın, köle ve yolcu gibi kendisine cuma namazı farz olmayan) bu kimseler cumaya katılırlarsa cuma namazı onlar için geçerli olur fakat cuma (namazı, sadece) onların katılımıyla sahîh olmaz. (Hastalıktan, yağmurdan veya korkudan dolayı) mazur görülen kişi dışında ki, eğer o (cuma namazında) hazır bulunursa, namaz ona vâcib olur ve onun bulunmasıyla da sahîh olur.

Cuma Namazının Sıhhat (Geçerli Olma) Şartları:

Vaktinde kılınması, karyede (köy, kasaba vb. yerleşim biriminde) kılınması, sözkonusu yerleşim biriminin sâkinlerinden cuma kılmaları kendilerine vâcib olan kırk kişinin namazda hazır bulunması,170 namaz öncesi, her birinde Allâhu Teâlâ’ya hamd ve Rasûlü Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e salât, (en az tam bir) âyet kırâ’ati ve vaaz içeren iki hutbe îrâd edilmesi.

İmâmın hutbeyi minberden vermesi müstehabb’tır. Minbere çıktığında insanlara dönüp onları selâmlar. Ezân171 bitene kadar oturur. Sonra imâm ayağa kalkar ve (ilk) hutbeyi verir sonra oturur ve (ayağa kalkıp) ikinci hutbeyi verir.172 Sonra namaza geçilir, (imâm minberden) iner ve cemâ’ate iki rek’ât namaz kıldırır, her rek’âtte kırâ’atı açıktan yapar.173 Bir rek’âte yetişen (namazını) cuma (namazı) olarak tamamlar aksi takdirde öğle namazı olarak tamamlar. Bunun gibi, eğer cemâ’ate katılanların sayısı (cuma namazı kılmak için gerekli sayıdan) az olur veya vakit çıkarsa ve bir rek’ât kılmışlarsa cuma (namazı) olarak tamamlarlar aksi takdirde öğle namazı olarak tamamlarlar.

Bir şehirde; birden çok cuma (namazı) kılmayı gerektirecek birşey olmadıkça, birden fazla (yerde) cuma (namazı) kılmak câiz değildir.

Cumaya katılanın gusl etmesi ve iki parça temiz elbise giymesi, koku sürünmesi ve namaza erkenden gelmesi müstehabb’tır.

Eğer (kişi) imâm hutbe verirken gelirse, iki rek’ât (tâhiyyet’ul mescid) namaz(ı) kılmadan oturmaz ve rek’âtleri hafif tutar.

İmâm hutbe verirken konuşmak, imâm ve imâmın kendisiyle konuştuğu kişi dışında hiç kimse için câiz değildir.




Alıntı
Dipnotlar:

167- Bundan kasıd el-Umde şarihi el-Makdisî Rahimehullâh’ın da belirttiği gibi yaz kış kalınan; taştan vs. bildiğimiz nesnelerden yapılma evlerden oluşan yerleşim birimlerinde yaşayanlardır. (el-Udde, 1/144) Böylece çadırlarda kalan topluluklara cuma namazının farz olmadığı anlaşılmaktadır.

168- Feyyumî’nin (v. 770H) “el-Misbâh’ul Munîr” adlı eserinde (
ف ر س خ) maddesinde verdiği bilgiye göre bir fersah üç Haşimî miline tekâbül eder. (2/468) Mil günümüz ölçüleriyle iki km’ye yakındır. Yani Şeyh Rahimehullâh günümüzdeki ölçüyle cuma kılınan yere yaklaşık beşbuçukaltı km mesâfede olan kişinin cumaya iştirâk etmesinin farz olduğunu belirtmiş oluyor. Vallâhu â’lem!

169- Behûtî Rahimehullâh cemâ’ati ve cuma’yı terketme özürlerini şöyle saymıştır:

Hastalık; bir kimsenin hasta olmaktan korkması durumunda ise cuma namazı farz’dır, cemâ’at namazı farz değildir, namaza gelmekle kendini incitmedikçe, ister onu başkaları taşısın ister yürüyerek gelsin yine cuma farz olur;

idrâr veya dışkıya sıkışık olan;

ihtiyâç duyduğu yemeği önünde hazır bulunan; böyle bir kimse doyana kadar yer;

malının çalınmasından veya kaybolmasından ya da zarar görmesinden korkan, örneğin; bir hırsız ya da benzerinden, fırındaki ekmeğin yanmasından korkan, kaçıp gitmiş hayvanını ya da kölesini o vakitte bulacağını uman, yahut, malının veya toprağının başına gözcü dikmiş olsa dahi, ayrılması durumunda malını kaybe-deceğinden korkan veya değerli malının zarar göreceğinden korkan;

bir akrabâsının ya da bir arkadaşının ölmesinden korkan ya da bir hastanın kendisine bakacak başka bir yakınının olmaması;

ailesi ve çocuğunun göreceği zarardan korkan;

kendisi için şunlardan korkan;   

zarar görmekten (incinme); yırtıcı hayvandan korkmak gibi veya sultânın onu tutuklamasından;

birşeyi olmadığında alacaklıdan, onu (alacaklıyı kendisiyle) geriye döndürecek (birşeyi olmadığında), zîrâ (borçtan dolayı) hapis zulümdür. Zamanı gelmeden borcunu ödemesinin taleb edilmesi de aynıdır. Eğer ödeme zamanı gelmiş ve parası da varsa bu durumda namazı terk etmesi için hiçbir mazereti yoktur;

ister yeni başlasın ister yolculuğu devam ediyor olsun yol arkadaşının vefât etmesi;

uykunun gâlib gelmesi (uykuya yenik düşme);

yağmurdan, çamurdan zarar görme; kar, buz, dolu da bunun gibidir ve gecenin karanlığında çok soğuk fırtına;

imâm’ın namazının uzunluğundan dolayı zarar görme;

mescid yolundaki münkerler mazeret değildir ve kişi durumuna göre bundan men etmelidir;

eğer bu mazeretlerden herhangi biri namaz sırasında ortaya çıkarsa, mümkün oldukça kısa tutarak namazını tamamlar aksi takdirde namazı terk eder. (Behûtî, er-Ravz’ul Murbi’, 139-140’dan özetle)

170- Konuyla alâkalı delâleti ve sübûtü kat’î bir nass olmadığından dolayı âlimler cuma’nın cemâ’at ile kılınması husûsunda icm⒠etmiş olmalarına rağmen cemâ’atin sayısı husûsunda ihtilâf etmişlerdir. İbnu Kudâme Rahimehullâh’ın el-Muğnî’de konuyla alâkalı verdiği ma’lûmâtı özetleyecek olursak; kırk kişi olma şartının mezhepte meşhûr olan kavle göre hem sıhhat hem de vücûb şartı olduğunu söyle-mektedir. Bu aynı zamanda Malik Rahimehullâh, Şafiî Rahimehullâh ve başkalarından nakledilmiştir. İmâm Ahmed Rahimehullâh’ın konuyla alâkalı bazı hadîslere dayanarak elli kişiyi şart koştuğu da söylenmiştir. Ahmed’den üç kişiyi yeterli gör-düğü de rivâyet edilmiştir. Bu aynı zamanda Ebû Sevr Rahimehullâh ve Evzâî Rahimehullâh’ın da kavlidir. Zirâ üç kişi için cemâ’at tabîri kullanılır. Ebû Hanîfe Rahimehullâh dört kişiyi şart koşmuştur. Rebia on iki kişi demiştir. İbnu Kudâme Rahimehullâh bütün bu görüşleri nakledip getirdikleri delîllerin değerlendirmesini yaptıktan sonra cemâ’atin (diğer şartları da taşıyan) en az kırk erkek olması görüşünü tercîh etmektedir. (el-Muğnî, 3/204-206)

Şeyh’ul İslâm İbnu Teymiyye Rahimehullâh ise, imâm dâhil üç veya daha fazla (âkil bâliğ) kişi olduğunda cuma’nın sahîh olacağı görüşünü tercîh etmiştir. (İbnu Teymiyye, el-İhtiyârat’ul Fıkhîyye, 47) [İmâmdan başka iki kişinin olmasını yeterli görmüştür. Vallâhu â’lem! (Mütercim)]

171- Hirakî Rahimehullâh’ın da ifâde ettiği gibi bu (imâm minbere çıktığında okunan) ezân, alışverişi terkedip namaza koşmayı gerektiren ezândır. (Muhtasar, sf 31)

172- Er-Ravz’ul Murbi’ adlı eserde şöyle denilmektedir: “Harâm sözler söylemek, bir kaç tane dahi olsa, hutbeyi geçersiz kılar. Güç yetirildiğinde, Arapça’dan başka bir dilde hutbe vermek yeterli değildir.” (Behûtî, er-Ravz’ul Murbi’, 154)

173- El-Umde şarihi Makdisî Rahimehullâh’ın da belirttiği gibi ilk rek’âtte el-Cumu’a (Sûresi’ni) ve ikincisinde el-Münâfikûn (Sûresi’ni) okumak, (veya ilkinde) el-’lâ (Sûresi, ikincisinde) el-Gâşiye (Sûresi’ni okumak) sünnet’tir. (el-Udde, 1/150)
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1239
  • Değerlendirme Puanı: +14/-0
Ynt: NAMAZ KİTÂBI
« Yanıtla #14 : 14.06.2015, 06:45 »
بَابُ صَلَاةِ الْعِيدَيْنِ

Bayram Namazları Bâbı

Bayram namazları farz-ı kifâyedir ve eğer şehir âhalîsinden kırk kişi kılarsa diğerlerinden sâkıt olur.

Vakti güneşin yükselmesinden zevâle (öğle vaktine) kadar olan süredir.

(Bayram namazı hakkında) sünnet olan; musallâda (açık arâzîde namaz için ta’yîn edilen yerde) kılmak; Kurbân Bayramı’nda (namaz için) acele etmek, Ramazân Bayramı’nda (namazı) geciktirmek; Ramazân Bayramı’na hâs olarak namazdan önce kahvaltı etmektir. Yine (bayram namazından önce) gusl etmek, temizlenmek (temiz elbise giymek) ve güzel koku sürünmek de sünnet’tir.

Namaz vakti olduğunda; imâm öne çıkar, ezânsız ve ikâmetsiz, iki rek’ât namaz kıldırır. İlk rek’âtte; başlangıç tekbîri ile birlikte yedi defa tekbîr getirir. İkinci rek’âtte; (secdeden kıyâma kalkarken getirdiği) kıyâm tekbîri dışında beş tekbîr getirir. Her tekbîrde ellerini kaldırır.174 Her iki tekbîr arasında, Allâh’a hamd eder ve Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e salât gönderir. Sonra, Fâtiha (Sûresi’ni) ve başka bir sûreyi cehren (açıktan ve yük-sek sesle) okur.175 Selâm verdikten sonra iki hutbe verir. Eğer Fıtır (Ramazân Bayramı) ise; sadaka vermeye teşvîk eder ve ahkâmını açıklar. Adhâ (Kurbân Bayramı) ise kurbân ahkâmını açıklar.176

(Namazda getirilen) zevâid tekbîrleri ve (namazdan sonra) iki hutbe îrâd etmek sünnet’tir. Musallâda bayram namazından ne önce ne de sonra nâfile (namaz) kılınmaz.

Namaza imâm selâm vermeden yetişen, namazı kendi sıfatı üzere (bayram namazı şeklinde tekbîrleri ile) tamamlar. Yetişemeyenin ise kazâ etmesi gerekmez. Eğer isterse nâfile olarak kılar; bu takdirde ister iki rek’ât kı-lar, isterse dört rek’ât kılar, isterse kendi sıfatı üzere (bayram namazı şeklinde tekbîrleri ile) kılar.

Bayram gecelerinde tekbîr getirmek müstehabb’tır.

Yine Kurbân Bayramı’nda; Arefe Günü, sabah namazından başlayarak Teşrîk Günleri’nin sonuncu günü (dördüncü günde) ikindi namazına kadar cemâ’at ile kılınan farz namazlardan sonra tekbîr getirilir. İhrâma giren dışında ki o; Kurbân (Bayramı) günü öğle namazından, Teşrîk Günleri’nin sonuncu günü ikindi namazına kadar tekbîr getirir. Tekbîr lafzı (aynı ezân-daki gibi) ikişer defa tekrarlanarak söylenir:


«اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ، وَاللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ وَلِلَّهِ الْحَمْدُ»
“Allâh en büyüktür! Allâh en büyüktür! Allâh’tan başka -ibâdete lâyık hak- ilah yoktur! Allâh en büyüktür! Allâh en büyüktür! Hamd Allâh’a mahsûstur!”177


Alıntı
Dipnotlar:

174 Başlangıç tekbîrinden sonra İftiftâh Du’â’sı (Subhâneke vb.) okunur. Daha sonra tekbîrlere geçilir. Tekbîrler bittikten sonra İstiâze (ardından Besmele) ve onun ardından kır’âat başlar. (el-Muğnî, 3/273)

175 Müslim, Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in cuma ve bayram namazlarında birinci rek’âtte el-’lâ, ikinci rek’âtte el-Gâşiye Sûreleri’ni okuduğunu rivâyet et-miştir. O yüzden İmâm Ahmed Rahimehullâh bunu müstehabb görmüştür. (el-Muğnî, 3/269)

176 Zâd’ul Mustaknî’ adlı eserde şöyle denilmiştir: “Hutbelerin ilkine dokuz tekbîr ile ikincisine ise yedi tekbîr ile başlar.” (Zâd’ul Mustaknî’, sf 63)

177 İbnu Ebî Şeybe, el-Musannef, Hadîs no: 5650 ve devamındaki rivâyetlerde İbnu Mes’ûd, Ali ve seleften bir cemâ’atin Radiyallâhu Anhum uygulaması olarak nakletmiştir. Hadîs, Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in fiili olarak da nakledilmiştir ancak Taberânî bunu merfû’ olarak naklettikten sonra hadîsin bu şekliyle zayıf olduğunu ifâde etmiştir. (ed-Da’vât’ul Kebîr, Hadîs no: 540 ayrıca el-Mu’cem’ul Kebîr, Hadîs no: 9538)

ooo Namaz Kitâbı’nın Sonu ooo
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

Çevrimdışı Izhâr'ud Dîn

  • Özel Üye
  • Full Member
  • *
  • İleti: 247
  • Değerlendirme Puanı: +5/-0
  • فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ
Ynt: NAMAZ KİTÂBI
« Yanıtla #15 : 22.05.2020, 00:11 »
بَابُ صَلَاةِ الْعِيدَيْنِ

Bayram Namazları Bâbı

Bayram namazları farz-ı kifâyedir ve eğer şehir âhalîsinden kırk kişi kılarsa diğerlerinden sâkıt olur.

Vakti güneşin yükselmesinden zevâle (öğle vaktine) kadar olan süredir.

(Bayram namazı hakkında) sünnet olan; musallâda (açık arâzîde namaz için ta’yîn edilen yerde) kılmak; Kurbân Bayramı’nda (namaz için) acele etmek, Ramazân Bayramı’nda (namazı) geciktirmek; Ramazân Bayramı’na hâs olarak namazdan önce kahvaltı etmektir. Yine (bayram namazından önce) gusl etmek, temizlenmek (temiz elbise giymek) ve güzel koku sürünmek de sünnet’tir.

Namaz vakti olduğunda; imâm öne çıkar, ezânsız ve ikâmetsiz, iki rek’ât namaz kıldırır. İlk rek’âtte; başlangıç tekbîri ile birlikte yedi defa tekbîr getirir. İkinci rek’âtte; (secdeden kıyâma kalkarken getirdiği) kıyâm tekbîri dışında beş tekbîr getirir. Her tekbîrde ellerini kaldırır.174 Her iki tekbîr arasında, Allâh’a hamd eder ve Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e salât gönderir. Sonra, Fâtiha (Sûresi’ni) ve başka bir sûreyi cehren (açıktan ve yük-sek sesle) okur.175 Selâm verdikten sonra iki hutbe verir. Eğer Fıtır (Ramazân Bayramı) ise; sadaka vermeye teşvîk eder ve ahkâmını açıklar. Adhâ (Kurbân Bayramı) ise kurbân ahkâmını açıklar.176

(Namazda getirilen) zevâid tekbîrleri ve (namazdan sonra) iki hutbe îrâd etmek sünnet’tir. Musallâda bayram namazından ne önce ne de sonra nâfile (namaz) kılınmaz.

Namaza imâm selâm vermeden yetişen, namazı kendi sıfatı üzere (bayram namazı şeklinde tekbîrleri ile) tamamlar. Yetişemeyenin ise kazâ etmesi gerekmez. Eğer isterse nâfile olarak kılar; bu takdirde ister iki rek’ât kı-lar, isterse dört rek’ât kılar, isterse kendi sıfatı üzere (bayram namazı şeklinde tekbîrleri ile) kılar.

Bayram gecelerinde tekbîr getirmek müstehabb’tır.

Yine Kurbân Bayramı’nda; Arefe Günü, sabah namazından başlayarak Teşrîk Günleri’nin sonuncu günü (dördüncü günde) ikindi namazına kadar cemâ’at ile kılınan farz namazlardan sonra tekbîr getirilir. İhrâma giren dışında ki o; Kurbân (Bayramı) günü öğle namazından, Teşrîk Günleri’nin sonuncu günü ikindi namazına kadar tekbîr getirir. Tekbîr lafzı (aynı ezân-daki gibi) ikişer defa tekrarlanarak söylenir:


«اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ، وَاللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ وَلِلَّهِ الْحَمْدُ»
“Allâh en büyüktür! Allâh en büyüktür! Allâh’tan başka -ibâdete lâyık hak- ilah yoktur! Allâh en büyüktür! Allâh en büyüktür! Hamd Allâh’a mahsûstur!”177


Alıntı
Dipnotlar:

174 Başlangıç tekbîrinden sonra İftiftâh Du’â’sı (Subhâneke vb.) okunur. Daha sonra tekbîrlere geçilir. Tekbîrler bittikten sonra İstiâze (ardından Besmele) ve onun ardından kır’âat başlar. (el-Muğnî, 3/273)

175 Müslim, Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in cuma ve bayram namazlarında birinci rek’âtte el-’lâ, ikinci rek’âtte el-Gâşiye Sûreleri’ni okuduğunu rivâyet et-miştir. O yüzden İmâm Ahmed Rahimehullâh bunu müstehabb görmüştür. (el-Muğnî, 3/269)

176 Zâd’ul Mustaknî’ adlı eserde şöyle denilmiştir: “Hutbelerin ilkine dokuz tekbîr ile ikincisine ise yedi tekbîr ile başlar.” (Zâd’ul Mustaknî’, sf 63)

177 İbnu Ebî Şeybe, el-Musannef, Hadîs no: 5650 ve devamındaki rivâyetlerde İbnu Mes’ûd, Ali ve seleften bir cemâ’atin Radiyallâhu Anhum uygulaması olarak nakletmiştir. Hadîs, Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in fiili olarak da nakledilmiştir ancak Taberânî bunu merfû’ olarak naklettikten sonra hadîsin bu şekliyle zayıf olduğunu ifâde etmiştir. (ed-Da’vât’ul Kebîr, Hadîs no: 540 ayrıca el-Mu’cem’ul Kebîr, Hadîs no: 9538)

ooo Namaz Kitâbı’nın Sonu ooo
Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye (Rahimehullâh) dedi ki:

والعالم يعرف الجاهل؛ لأنه كان جاهلا، والجاهل لا يعرف العالم لأنه لم يكن عالما

"Âlim câhili tanır çünkü o da (bir zamanlar) câhildi. Câhil ise âlimi tanıyamaz çünkü o hiçbir zaman âlim olmadı." (Şeyh'ul İslâm İbnu Teymiyye, Mecmû'ul Fetâvâ, 13/235)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
2476 Gösterim
Son İleti 22.06.2015, 18:39
Gönderen: İbn Teymiyye
0 Yanıt
2255 Gösterim
Son İleti 25.06.2015, 10:29
Gönderen: Uhey
0 Yanıt
1726 Gösterim
Son İleti 26.06.2015, 22:28
Gönderen: Tevhid Ehli
7 Yanıt
2101 Gösterim
Son İleti 21.11.2017, 03:13
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
1243 Gösterim
Son İleti 11.04.2018, 07:39
Gönderen: Tevhid Ehli