Darultawhid

Gönderen Konu: HADLER KİTÂBI  (Okunma sayısı 2965 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

AbdulAzim

  • Ziyaretçi
HADLER KİTÂBI
« : 01.09.2016, 20:36 »
İndeks

HADLER KİTÂBI

Hadler Kitâbı (Giriş)

[Haddin İkâmesinde Kullanılanlar ve Haddin Keyfiyeti Hakkında] Fasıl

[Haddlerin Bir Arada Toplanması Hakkında] Fasıl

[Harem’de ve Gazvede Hadlerin Tahsîli Hakkında] Fasıl

Zinâ Haddi Bâbı

İftirâ Haddi Bâbı

İçkinin Haddi Bâbı

Hırsızlığın Haddi Bâbı

Eşkiyânın Haddi Bâbı

[Saldırganın Defedilmesi Hakkında] Fasıl

Bağy Ehli/İsyâncılar İle Savaşmak Bâbı

Mürtedin Hükmü Bâbı

كِتَابُ الْحُدُودِ

Hadler Kitâbı

كِتَابُ الْحُدُودِ

Hadler Kitâbı (Giriş)

Mükellef olup (haddi gerektirecek fiilin) yasaklığını bilen502 kişiden başkasına had uygulanmayacağı gibi had; imâm ve onun nâibi (vekîli) dı-şında kimse tarafından ikâme edilemez. Ancak (köle sâhibi) efendi bundan müstesnâdır. Zîrâ zinâkâr olan kölesine celde (sopa/deynek cezâsı) ikâme etme hakkı -bu duruma hâs olarak- efendisine âittir.

Bu, Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in (şu) kavli gereğincedir:


«إِذَا زَنَتْ أَمَةُ أَحَدِكُمْ فَلْيَجْلِدْهَا»
“Sizden birinizin câriyesi zinâ ettiği zamân ona celde vursun!”503

Hırsızlık yapanın elini kesmesi, irtidâtından dolayı öldürmesi, mükâteb kölesi ve evli câriyesine celde vurması efendinin hakkı değildir. Celde husûsunda kölenin haddi, hürün haddinin yarısıdır (elli celdedir). Her kim haddi (hadd cezâsına konu olan suçu) ikrâr eder sonra ikrârından dönerse had sâkıt olur (düşer).



Alıntı
Dipnotlar:

502 Eğer zinâ eden kişi, bunun harâmlığını bilmediğini iddiâ edecek olursa ve -yeni İslâm’a giren veyahut uzak bir çölde yaşayan kimse gibi- bilmemesi de ihtimal dâiresindeyse sözü kabûl edilir (ona cezâ uygulanmaz). Eğer böyle değilse (zinânın harâmlığını bilmeme ihtimali yoksa) iddiâsı kabûl edilmez. Zîrâ İslâm beldelerinde yaşayan bir kişiye zinânın harâmlığı gizli kalmaz. (el-Udde, 2/285)

503 Tirmizî, Hadîs no: 1440 ve yakın lafızlarla; Buhârî, Hadîs no: 2234; Müslim, Hadîs no: 1703, Ebû Hureyre Radiyallâhu Anh’dan.

AbdulAzim

  • Ziyaretçi
Ynt: HADLER KİTÂBI
« Yanıtla #1 : 04.09.2016, 20:49 »
فَصْلٌ: [فِي وَسَائِلِ إقَامَةِ الْحَدِّ وَكَيْفِيَّتِهِ]

[Haddin İkâmesinde Kullanılanlar ve Haddin Keyfiyeti Hakkında] Fasıl

Celde ne yeni ne de eskimiş bir kırbaç ile vurulur. Celde vurulan ne uzatılır ne bağlanılır ne de soyulur; (celde vurulanın) yüzüne, başına ve fercine vurmaktan kaçınılır.

Adama ayaktayken, kadına otururken vurulur. Kadının elbisesi sıkıca bağlanır ve elleri tutulur.

Her kim hastaysa ve iyileşmesi umuluyorsa, iyileşene kadar had ertelenir. Ali Radiyallâhu Anh’dan rivâyet edildi ki: Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e âid bir câriye zinâ etmiş, (Rasûlullâh) bana ona celde tatbîk etmem için emir vermişti. O henüz yeni nifâs olmuştu (doğum yapmıştı) ve ben ona celde vurursam onu öldürürüm diye korktum. Bunu Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e anlattım. O da şöyle buyurdu:


أَحْسَنْتَ"İyi yapmışsın."504

Şâyet iyileşmesi umulmuyorsa ve kırbaçla vurulması sebebiyle (ölmesinden) korkuluyorsa; ne kadar celde vurulması gerekiyorsa o kadar celde ile tek bir deste hâlinde tek bir defa vurulur.



Alıntı
Dipnotlar:

504 Müslim, Hadîs no: 1705.

AbdulAzim

  • Ziyaretçi
Ynt: HADLER KİTÂBI
« Yanıtla #2 : 04.09.2016, 20:51 »
فَصْلٌ: [فِي اجْتِمَاعِ الْحُدُودِ]

[Haddlerin Bir Arada Toplanması Hakkında] Fasıl

Allâhu Teâlâ’ya âid olan haddler bir kişide toplanır ve bu hadlerin içinde öldürme haddi varsa, kişi öldürülür ve diğer haddler ondan sâkıt olur. Had uygulanmadan önce zinâ veya hırsızlığı defalarca tekrar etmiş olsa dahi kişiye ancak bir tane had uygulanır.

Şâyet çeşitli türlerden haddler bir kişide, haddlerin arasında ölüm olmaksızın toplanırsa; en hafifinden başlanılarak haddlerin hepsi yerine getirilir.

Şüphelerle haddler düşürülür (uygulanmaz). Şâyet kişi -hissesi az da olsa- ortak olduğu kendisine âid bir câriyeyle veya çocuğuna âid olan bir câriyeyle zinâ ederse; (sıhhati) tartışmalı bir nikâhla505 veya ikrâh altında cinsel ilişkiye girerse; kendisinin veya çocuğunun -aşağı doğru onun çocuklarının vs.- hakkı bulunan bir maldan, borçlusundan tahsîl etmekten âciz kaldığı miktârdan az olması kaydıyla, borçlusunun malından çalarsa (bütün bu durumlarda) had tatbîk edilmez.




Alıntı
Dipnotlar:

505 El-Udde’de bu tür hakkında ihtilâf edilmiş nikâhlara örnek olarak şunlar zikredilmiştir: Velîsiz nikâh, Mut’a nikâhı, Şiğâr (berdel evlilik) ve Hülle nikâhı, şâhitsiz nikâh, bâin tâlak ile boşanmış ve iddeti henüz tamamlanmamış eşinin kız kardeşi ile nikâh veya Mecûsi ile nikâhlanmak. (el-Udde, 2/292)

AbdulAzim

  • Ziyaretçi
Ynt: HADLER KİTÂBI
« Yanıtla #3 : 04.09.2016, 20:52 »
فَصْلٌ: [فِي اسْتِيفَاءِ الْحُدُودِ فِي الْحَرَمِ وَالْغَزْوِ]

[Harem’de ve Gazvede Hadlerin Tahsîli Hakkında] Fasıl

Harem (Mekke-i Mükerreme’deki harâm bölge) dışında had gerektiren bir suç işleyip daha sonra Harem’e sığınan kişi veya kendisine kısâs uygulanması gereken kişi Harem’e sığındığında oradan çıkana kadar kendisin-den (had) tahsîl edilmez ancak oradayken o kimseyle ne alış ne de satış yapılmaz. Eğer suçu Harem’de işlediyse, cezâsı orada tahsîl edilir. Gazve (savaş) sırasında had gerektiren bir suç işleyenden o, Dâr’ul Harb’den çıkıncaya kadar (had) tahsîl edilmez.

AbdulAzim

  • Ziyaretçi
Ynt: HADLER KİTÂBI
« Yanıtla #4 : 07.09.2016, 00:19 »
بَابُ حَدِّ الزِّنَا

Zinâ Haddi Bâbı

Maliki olmadığı bir kadınla kadının önünden (fercinden) veya dübüründen fuhuş yaparsa (cinsel ilişkiye girerse) veya bir oğlana bunu yapar ya da kendisine yaptırırsa506, mûhsan (evli veya başından evlilik geçmiş dul bir kimse) olması durumunda bunun haddi recm’dir.507 Yok, eğer mûhsan değilse bunun cezâsı yüz celde ile bir yıllığına sürgün edilmektir.

Bu, Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in (şu) kavli gereğincedir:


«خُذُوا عَنِّي فَقَدْ جَعَلَ اللهُ لَهُنَّ سَبِيلًا الْبِكْرُ بِالْبِكْرِ جَلْدُ مِئَةٍ وَتَغْرِيبُ عَامٍ وَالثَّيِّبُ بِالثَّيِّبِ جَلْدُ مِئَةٍ وَالرَّجْمُ»
“Benden (şu söylediklerimi) alınız! Allâh onlar için şu yolları belirlemiştir: Bekâr ile (zinâ eden) bekâra yüz celde ve bir yıl sürgün.508 Seyyib 509ile (zinâ eden) seyyibe yüz celde ve recm.”510

Mûhsan: Hür, bâliğ ve sahîh bir nikâh altında kendisi gibi (hür, bâliğ) sıfatlara sâhib hanımıyla önünden cinsel ilişkiye girmiş olandır.
Zinâ şu ikisinden biri olmadıkça sâbit olmaz:

1-   Zinânın hakîkatini zikrederek dört defa açık lafızlarla ikrâr etmek.511

2-   Ya da dört hür, âdil, erkeğin zinâyı şâhitlik ederek vasfetmeleri ve bir mecliste 512bir zinâya şâhitlik etme husûsunda ittifâk etmeleridir.513



Alıntı
Dipnotlar:

506 Şeyh İbnu Kudâme Rahimehullâh livâta (eşcinsellik) suçunu işleyen kişiler hakkında tıpkı zinâdaki gibi bekârsa 100 celde, başından evlilik geçmişse recm cezâsını tercîh etmektedir ki İmâm Ahmed Rahimehullâh’dan gelen rivâyetlerden birisi bu şekildedir. Lâkin İmâm Ahmed’den gelen ikinci bir rivâyette livâta yapan kişi başından evlilik geçmiş bir kimse de olsa bekâr da olsa recm (taşlama) yoluyla öldürüleceği söylenmiştir ki Allâhu â’lem doğrusu da budur.

Zirâ Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:


«مَنْ وَجَدْتُمُوهُ يَعْمَلُ عَمَلَ قَوْمِ لُوطٍ، فَاقْتُلُوا الْفَاعِلَ، وَالْمَفْعُولَ بِهِ»
“Lût kavminin amelini yapan kimi bulursanız, faili de mef’ûlü de öldürün!” (Tirmizî, Hadîs no: 1456; Ebû Dâvud, Hadîs no: 4462; İbnu Mâce, Hadîs no: 2561)

Veya başka bir lafızda:


«فَارْجُمُوا الْأَعْلَى وَالْأَسْفَلَ»
“…alttakini de üsttekini de recm edin (taşlayarak öldürün)!” (Şerhu Müşkil’il Asâr, 9/445, Hadîs no: 3833)

Bunları İbnu Kudâme el-Makdisî Rahimehullâh zikretmiştir. (el-Muğnî, 12/348-350’den özetle.)

Lûtilik suçunu işleyenin öldürüleceği husûsunda sahâbenin icmâsı nakledilmiştir. Sahâbeler bu işi yapanın öldürüleceğinde hemfikirdirler, ihtilâf keyfiyettedir. İbn’ul Kayyim Rahimehullâh bu icmâyı şu şekilde nakletmektedir:

“İbn’ul Kassâr ve şeyhimiz (İbnu Teymiyye) şöyle diyorlar: Sahâbe, livâtanın hükmünün öldürme olduğunda icmâ etmiştir. İhtilâfları sadece öldürmenin nasıl olacağı hakkındadır. Ebû Bekir es-Siddîk Radiyallâhu Anh: Yüksekten atılır, demiş; Ali Radiyallâhu Anh: Üzerine duvar yıkılır, demiş; İbnu Abbâs Radiyallâhu Anhuma ise: Taşla öldürülürler, demiştir.” (Zâd’ul Meâd, 5/37)

507 Şarîh el-Makdisî Rahimehullâh şöyle demiştir: Recm husûsunda Hâricîler dışında muhâlefet eden olmamıştır. Onlar, (Nûr Sûresi’ndeki) zinâ haddiyle alâkalı âyete dayanarak başından evlilik geçmiş kimseye de bekâra da yüz celde vurulur, demişlerdir. İbn’ul Munzir Rahimehullâh şöyle demiştir: İlim ehli, recmedilen kişinin atılan taşlarla ölene kadar recmedileceği husûsunda icm⒠etmiştir.

Zîrâ Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem iki Yahûdi’yi ve Mâ’iz’i ölene kadar recm-etmiştir. (el-Udde, 2/299)

508 Hadîsteki bu ifâdeden dolayı seleften bir cemâ’ât, zinâ eden evliye recmin yanı sıra celde cezâsı öngörmüşlerdir. Bu görüş İmâm Ahmed Rahimehullâh’dan da rivâyet edilmiştir. Ancak, İmâm Ahmed’den gelen diğer rivâyette evli için recmden başka cezâ olmadığı zikredilmiş ve Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in son uygulamasının ve râşîd halîfelerin tatbîkatının da bu yönde olduğu beyân edilmiştir. Yani yukarıda geçen hadîsin bu kısmı nesh edilmiştir. Zîrâ Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem bu hadîsi söyledikten daha sonraki zamanlarda gerçekleşen Mâ’iz ve Gâmidîye olaylarında celde cezâsı tatbîk etmemiştir. (el-Udde, 2/299-300)

İbn’ul Kayyim Rahimehullâh da bunu tercîh etmiş ve başından evlilik geçmiş kimse zinâ ettiğinde celde ve recm cezâlarının cem’ edilmeyeceği görüşünü cumhûra izâfe etmiştir. (Zâd’ul Meâd, 5/31)

509 Seyyib: Lügatte dul manasına gelmekle beraber burada daha ziyâde başından evlilik geçmiş, sahîh bir nîkah ile bekâretini yitirmiş erkek ve kadın kasdedilmektedir. Vallâhu â’lem!

510 Tahâvî, Şerhu Meâni’il Asâr, Hadîs no: 4848, Ubâde bin Samit Radiyallâhu Anh’dan ve az farkla; Müslim, Hadîs no: 1690.

511 İbn’ul Kayyim Rahimehullâh şöyle der: “İkrârla cezâya çarptırılan kimse, cezâsının tatbîki sırasında bağışlanmasını ister ve kaçarsa, kendi hâline bırakılır had cezâsı tamamlanmaz. Çünkü bu hâli ikrârından rücû manâsına gelir, denilmiştir. Bazıları ise, bu haddin tamamlanmasından önce yapılmış bir tevbedir. Nasıl ki, hadde başlamadan önce tevbe ettiğinde hadde başlanmazsa bu durumda da had tamamlanmaz, şeklinde yorum getirmişlerdir. Bu şeyhimizin (İbnu Teymiyye) tercîhidir.” (Zâd’ul Meâd, 5/30-31)

512 Şâhitlerin, hâkimin huzuruna aynı mecliste gelmeleri gerekir. Eğer bir kısmı, hâkim kalktıktan sonra şâhitliğe gelirse onlara (iftirâ) haddi vurulur. (el-Udde, 2/304)

513 Zinâ hakkında yapılan şâhitliğin veya ikrârın tıpkı şu hadîste zikredildiği gibi zinânın açıkça vasfedilerek yapılması gerekir:

İbnu Abbâs Radiyallâhu Anhuma şöyle demiştir: Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem, Mâiz bin Malik’e dedi ki:


«لَعَلَّكَ قَبَّلْتَ، أَوْ غَمَزْتَ، أَوْ نَظَرْتَ قَالَ: لاَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، قَالَ: أَنِكْتَهَا. لاَ يَكْنِي، قَالَ: فَعِنْدَ ذَلِكَ أَمَرَ بِرَجْمِهِ»
“Herhâlde sen onu öptün veya dokundun ya da baktın. Mâiz: Hayır dedi. Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem -hiç kinâye yapmadan (açıkça)- şöyle sordu: Onunla birleştin mi? Mâiz: Evet, dedi. Bunun üzerine Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Mâiz’in recmedilmesini emretti.”

Ebû Hureyre Radiyallâhu Anh ise şöyle demiştir:

El-Eslemî (Mâiz bin Malik) Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e gelip, bir kadınla harâm ilişkide bulunduğuna dört kez şehâdette bulundu. Her seferinde Rasûlullâh ondan yüz çeviriyordu. Beşinci seferde ona döndü ve sordu:


«أَنِكْتَهَا؟ قَالَ: نَعَمْ، قَالَ: حَتَّى غَابَ ذَلِكَ مِنْكَ فِي ذَلِكَ مِنْهَا؟ قَالَ: نَعَمْ، قَالَ: كَمَا يَغِيبُ الْمِرْوَدُ فِي الْمُكْحُلَةِ، وَالرِّشَاءُ فِي الْبِئْرِ؟ قَالَ: نَعَمْ، قَالَ: فَهَلْ تَدْرِي مَا الزِّنَا؟ قَالَ: نَعَمْ، أَتَيْتُ مِنْهَا حَرَامًا مَا يَأْتِي الرَّجُلُ مِنَ امْرَأَتِهِ حَلَالًا»
“Onunla birleştin mi? Mâiz dedi ki: Evet. Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem sordu; Sendeki şu (âlet) ondakinde kayboluncaya kadar mı? Mâiz dedi ki: Evet. Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem sordu; Mil, sürme kabında ve kova ipi kuyuda kaybolduğu gibi mi? Mâiz dedi ki: Evet. Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem sordu; Zinânın ne olduğunu biliyor musun? Mâiz dedi ki: Evet, insanın hanımı ile helâl olarak yaptığını ben onunla harâm olarak yaptım.” (Ebû Dâvud, 4427-4428) Bunları şarih el-Makdisî Rahimehullâh zikretmiştir. (el-Udde, 2/303-304.)

Hadîsin devamında şöyle geçmektedir:


«قَالَ: فَمَا تُرِيدُ بِهَذَا الْقَوْلِ؟ قَالَ: أُرِيدُ أَنْ تُطَهِّرَنِي، فَأَمَرَ بِهِ فَرُجِمَ»
“Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem sordu; Bu sözle ne demek istiyor-sun? Mâiz dedi ki: Beni temizlemeni istiyorum. Bunun üzerine Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem emretti ve (Mâiz) recmedildi.” (Ebû Dâvud, 4427-4428)

AbdulAzim

  • Ziyaretçi
Ynt: HADLER KİTÂBI
« Yanıtla #5 : 15.09.2016, 22:39 »
بَابُ حَدِّ الْقَذْفِ

İftirâ Haddi Bâbı

Her kim mûhsan bir kimseyi zinâ etmekle suçlar veya onun aleyhinde zinâ ettiğine dâir şâhitlikde bulunur ve şehâdeti (zinâyı isbât etmek ve had-di gerektirmek için) yeterli olmazsa, iftirâya ma’rûz kalanın taleb etmesi durumunda onun cezâsı seksen celdedir. Mûhsan ise; hür, bâliğ, Müslüman, âkil ve iffetli olandır.

(Zinâ ettiğine dâir) la’netleşilen kadına ve (veled-i zinâlık nispet ederek) çocuğuna iftirâ atan kişiye hadd uygulanır.

Kim bir topluluğa tek sözle iftirâ atarsa, topluluğun veya topluluktan birinin taleb etmesi hâlinde tek hadd uygulanır. Topluluğun bir kısmının affetmesi, diğerlerin hakkını düşürmez.

AbdulAzim

  • Ziyaretçi
Ynt: HADLER KİTÂBI
« Yanıtla #6 : 15.09.2016, 22:40 »
بَابُ حَدِّ المُسْكِرِ

İçkinin Haddi Bâbı

Kendi hür irâdesiyle ve içkinin çoğunun sarhoş ettiğini bildiği hâlde -az olsun çok olsun- içki içen kimseye kırk celde vurulur. Zîrâ Ali Radiyallâhu Anh, Velîd bin Ukbe’ye içki içmesinden dolayı kırk celde vurup şöyle demiştir:

«جَلَدَ النَّبِيُّ أَرْبَعِينَ، وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ ثَمَانِينَ، وَكُلٌّ سُنَّةٌ، وَهَذَا أَحَبُّ إِلَيَّ»
“Nebî Aleyh’is Selâm kırk celde vurdu. Ebû Bekir Radiyallâhu Anh da böyle yaptı. Ömer Radiyallâhu Anh ise seksen celde vurdu.514 Bunların hepsi sünnet’tir. Bu (kırk celde vurma) bana en sevimli olanıdır.” 515

İçkinin sıkılmış üzüm suyu veya başka bir şey olması arasında fark yoktur. Hadd belirlenmemiş olan harâmları işleyen kimseye (ta’zir olarak) on celdeden fazla vurulmaz. Bu, Ebû Burde’nin rivâyet ettiği Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in (şu) kavli gereğincedir:


«لَا يُجْلَدُ اَحَدٌ أكْثَرُ مِنْ عَشْرِ جَلْدَاتٍ إلَّا فِي حَدٍّ مِنْ حُدُودِ اللهِ»
“Allâh’ın haddlerinden bir haddin olması müstesnâ, kimseye on celdeden fazla vurulmaz!” 516

Ancak karısının izniyle, karısının câriyesiyle cinsel ilişkide bulunan adam müstesnâdır, ona yüz celde vurulur.517



Alıntı
Dipnotlar:

514 İbn’ul Kayyim Rahimehullâh, içki içene uygulanan haddin/şer’î cezânın kırk celde olduğunu ve ziyâde edilen diğer kırk celdenin ise üzerinde ashâbın ittifâk ettikleri ta’zir nevînden olduğunu söylemekte ve gerektiğinde devlet başkanının başka cezâlar uygulayabileceğini de belirtmektedir. Şöyle diyor:

“Hadîsler üzerinde dikkatlice düşünen kimse görür ki, içki cezâsında kırk celde vurulması (şerî’at tarafından tayîn edilmiş) had cezâsıdır. Ziyâde edilen diğer kırk celde ise üzerinde ashâb Rahimehumullâh’un ittifâk ettikleri (yöneticiler tarafından tayîn edilen) ta’zir cezâsıdır. (Bazı hadîslerde sürekli içki içenlere verileceği ifâde edilen) öldürme cezâsı ise ya mensûhtur (nesh olmuştur) ya da devlet başkanının görüşüne bırakılmış maslahat gereği bir tasarruftur. Devlet başkanı insanların içki cezâsını önemsemeyerek içkiye düşkünlük gösterdiklerini görür, diğerlerinin ibret almaları ve içkiden vazgeçmeleri için birini öldürmeyi uygun görürse, böyle bir yetkisi mevcûttur. Nitekim Ömer Radiyallâhu Anh, içki yüzünden başı kazıtma ve sürgün gibi (farklı) cezâlar da uygulamıştır. Bu devlet başkanlığı tasarrufları ile ilgili hükümlerden biri olmaktadır.” (Zâd’ul Meâd, 5/44)

515 Müslim, Hadîs no: 1707’de hadîsin lafzı şu şeklildedir:


«جَلَدَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَرْبَعِينَ، وَجَلَدَ أَبُو بَكْرٍ أَرْبَعِينَ، وَعُمَرُ ثَمَانِينَ، وَكُلٌّ سُنَّةٌ، وَهَذَا أَحَبُّ إِلَيَّ»
“Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem kırk celde vurdu, Ebû Bekir Radiyallâhu Anh da kırk celde vurdu. Ömer Radiyallâhu Anh ise seksen celde vurdu. Bunların hepsi sünnet’tir. Bu (kırk celde vurma) ise bana en sevimli olanıdır.”

516 Yakın lafızlarla; Buhârî, Hadîs no: 6848; Müslim, Hadîs no: 1708.

517 Sünenlerde Nu’mân bin Beşîr Radiyallâhu Anh’dan rivâyet edildiğine göre, Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e karısının câriyesiyle zinâ eden adamın durumu sorulduğunda Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:


«لَئِنْ كَانَتْ أَحَلَّتْهَا لَهُ لأَجْلِدَنَّهُ مِائَةً، وَإِنْ لَمْ تَكُنْ أَحَلَّتْهَا لَهُ رَجَمْتُهُ»
“Eğer o adamın karısı müsâade etmişse yüz celde vururum, müsâade etmemişse o erkeği recm ederim.” (Tirmizî, Hadîs no: 1451; Ebû Dâvud, Hadîs no: 4459; Nesâî, Hadîs no: 3362; İbnu Mâce, Hadîs no: 2551)

AbdulAzim

  • Ziyaretçi
Ynt: HADLER KİTÂBI
« Yanıtla #7 : 23.09.2016, 22:36 »
بَابُ حَدِّ السَّرِقَةِ

Hırsızlığın Haddi Bâbı

Her kim bir dînârın dörtte biri kadar nakit veya üç dirhem kadar gümüş para veya bunlara denk olacak kadar diğer mallardan çalar ve muhâfaza edildikleri yerden bunları çıkarırsa518; sağ eli, bileğinin ekleminden kesilir519 ve dağlanır.520 Tekrar hırsızlığa dönecek olursa; sol ayağı, bileğinin ekleminden kesilir ve dağlanır. Daha sonra yine hırsızlığı tekrar edecek olursa hapsedilir, diğer eli ve ayağı kesilmez.

Hırsızlık; iki âdil kimsenin şâhitliği olmadıkça veya iki kez i’tirâf edilmedikçe sâbit olmaz.

Mal sâhibi malını geri istemedikçe hırsızın eli kesilmez. Şâyet mal sâhibi, malını geri istemeden önce malını hırsıza hibe eder veya hırsız onu sâhibinden satın alırsa kesim cezâsı düşer, yok eğer mal sâhibi malını geri istedikten sonra malını hırsıza hibe eder veya hırsız onu sâhibinden satın alırsa kesim cezâsı düşmez.

Şâyet hırsızlıktan sonra çalınan malın değerinde eksilme olur (ve değeri el kesme) nisâbının altına düşerse kesim cezâsı sâkıt olmaz yok eğer hırsızlıktan önce değerinde eksilme olur (ve değeri el kesme) nisâbının altına düşerse kesim cezâsı gerekmez.

(El veya ayak) kesildiğinde, hırsızın çaldığı mal duruyorsa çaldığı malı iâde etmeli, mal telef olduysa kıymetini vermelidir.



Alıntı
Dipnotlar:

518 El kesme cezâsının uygulanması için dört şart vardır:

1-   Hırsızlık: Malın (hırsızlık denecek şekilde) gizli yollarla çalınmasıdır. Bir kimsenin malını elinden hızlıca alıp kaçmak gibi durumlarda el kesilmez.

2-   Nisâb: Çalınan malın hırsızlık nisâbına ulaşması gerekir ki bu, yukarıda zikredilen üç dirhem ya da çeyrek dînârdır. Bundan aşağısında el kesme olmaz.

3-   Çalınan şeyin mal olması: Hür bir kimseyi çalması gibi mal statüsünde olmayan bir şeyi çalması hâlinde el kesilmez.

4-   Hırz: Çalınan malın koruma altında olması (açıkta bırakılmış olmaması). (el-Udde, 2/314-315’den özetlenmiştir.)

519 Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:


وَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فَاقْطَعُواْ أَيْدِيَهُمَا جَزَاء بِمَا كَسَبَا نَكَالاً مِّنَ اللّهِ وَاللّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
“Hırsız erkek ve hırsız kadının, (çalıp) kazandıklarına bir karşılık, Allâh’tan, ‘tekrarı önleyen kesin bir cez⒠olmak üzere ellerini kesin. Allâh Azîz (üstün ve güçlü) olandır, Hakîm (hüküm ve hikmet sâhibi)’dir.” (el-Mâide 5/38)

520 İbn’ul Kayyim Rahimehullâh, elin telef olmaması için, kesildikten sonra dağlanmasının devlet başkanının görevleri arasında olduğunu söyler. (Zâd’ul Meâd, 5/51)

AbdulAzim

  • Ziyaretçi
Ynt: HADLER KİTÂBI
« Yanıtla #8 : 04.10.2016, 20:03 »
بَابُ حَدِّ الْمُحَارِبِينَ

Eşkiyânın Haddi Bâbı

Muhâribler (eşkiyâ); çöllerde mallarını almak amacıyla alenen insanlara saldıran kimselerdir. Eşkiyâdan her kim birisini öldürür ve malını alırsa; öldürülür521 ve teşhîr etmek amacıyla çarmıha gerilir ve (cenâzesi) ailesine gönderilir.522 Eşkiyâdan her kim; birini öldürür ama malını almazsa, öldürülür ama çarmıha gerilmez. Eşkiyâdan her kim; birininin malını (zorla) alır ama onu öldürmezse, öldürülmez ama sağ eli ve sol ayağı tek bir oturumda kesilir ve dağlanır. Ancak hırsızın elinin veya ayağının kesilmesini gerektiren bir şeyi çalandan başkasının eli veya ayağı kesilmez. Yolda korku salan ama insanları öldürmeyen ve mallarını almayan kimse sürgün edilir. Her kim de kendisine güç yetirilmesinden önce bunlardan tevbe ederse; Allâhu Teâlâ’nın hudûdları bu kimseden sâkıt olur.523 Kendilerinin haklarını ona bağışlamaları durumu hâriç, insanlardan aldığı haklar ondan alınır.


Alıntı
Dipnotlar:

521 Mal sâhibi tarafından affedilse dahi eşkiyâya bu hüküm verilir. (el-Udde, 2/321)

522 Eşkiyâ ile alâkalı tüm bu hükümleri Allâhu Teâlâ Kitâbı’nda bildirmiştir:

إِنَّمَا جَزَاءُ الَّذِينَ يُحَارِبُونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيَسْعَوْنَ فِي الأَرْضِ فَسَاداً أَن يُقَتَّلُواْ أَوْ يُصَلَّبُواْ أَوْ تُقَطَّعَ أَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُم مِّنْ خِلافٍ أَوْ يُنفَوْاْ مِنَ الأَرْضِ ذَلِكَ لَهُمْ خِزْيٌ فِي الدُّنْيَا وَلَهُمْ فِي الآخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ
“Allâh’a ve Rasûlü’ne karşı savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuğa çalışanların cezâsı, ancak öldürülmeleri, asılmaları ya da elleriyle ayakları-nın çaprazca kesilmesi veya (bulundukları) yerden sürülmeleridir. Bu, dünyadaki aşağılanmalarıdır, âhirette ise onlar için büyük bir azâb vardır.” (el-Mâide 5/33)

523 Zîrâ Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

إِلاَّ الَّذِينَ تَابُواْ مِن قَبْلِ أَن تَقْدِرُواْ عَلَيْهِمْ فَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
“Ancak, sizin onlara güç yetirmenizden önce tevbe edenler başka. Bilin ki, şüphesiz Allâh, Ğafûr (bağışlayan) ve Rahîm (esirgeyen)’dir.” (el-Mâide 5/34)

AbdulAzim

  • Ziyaretçi
Ynt: HADLER KİTÂBI
« Yanıtla #9 : 04.10.2016, 20:04 »
فَصْلٌ: [فِي دَفْعِ الصَّائِلِ]

[Saldırganın Defedilmesi Hakkında] Fasıl

Kişinin; canını, malını ve eşini alıkoymak isteyeni veya kendisine silâh doğrultanı ya da evine izinsiz girmek isteyeni defetmeyi sağlayacak, bilinen en zararsız yöntemle524 defetme hakkı vardır. Öldürülmekten başka bir yöntemle defedemiyorsa, onu öldürme hakkı vardır ve bundan dolayı bir sorumluluğu da yoktur. On defetmeye çalışan öldürülürse şehîd olur ve kâtil bundan dolayı sorumludur.

Kendisine bir evcil hayvan saldıran kimsenin de bu şekilde onu defetme hakkı vardır ve bundan dolayı bir sorumluluk altına girmez.

Bir insanın evine veya meskenine kapı aralık ve deliklerinden ya da buna benzer yerlerden bakana çakıl taşı atar ve gözünü çıkarırsa bundan dolayı da bir sorumluluk altına girmez.525

Şâyet bir insan başka birinin elini ısırsa, ısırılan elini çekse ve ısıranın ön dişleri düşse; yine bir sorumluluk yoktur.



Alıntı
Dipnotlar:

524 Meselâ söz ile def edilebilen saldırgana vurmak câiz olmaz, aynı şekilde vurarak def edilebilen saldırganı öldürmek câiz olmaz. (el-Udde, 2/324)

525 Ebû Hureyre Radiyallâhu Anh’dan rivâyet edildiği üzere Ebû’l Kâsım (Rasûlullâh) Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

 
«لَوْ أَنَّ امْرَأً اطَّلَعَ عَلَيْكَ بِغَيْرِ إِذْنٍ، فَخَذَفْتَهُ بِعَصَاةٍ، فَفَقَأْتَ عَيْنَهُ، لَمْ يَكُنْ عَلَيْكَ جُنَاحٌ»
“Eğer bir kimse izinsiz olarak senin mahremiyyetine bakar, sen de bir çakıl taşı atarak onun gözünü çıkarırsan, bundan dolayı artık sana herhangi bir günâh sâbit olmaz.” (Buhârî, Hadîs no: 6902)

Rivâyet edildiğine göre, bir adam Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in evindeki bir pencereden içeriye bakmıştı. Bu sırada Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem mıdrâ (denilen demir bir saç ayırma âleti) ile başını kaşımakta idi. Bunun üzerine o kişiye şöyle buyurdu:


«لَوْ عَلِمْتُ أَنَّكَ تَنْظُرُ لَطَعَنْتُ بِهَا فِي عَيْنِكَ، إِنَّمَا جُعِلَ الإِذْنُ مِنْ قِبَلِ الأَبْصَارِ»
“Eğer senin (böyle mahrem yere) bakar olduğunu daha önce bilseydim, şu demiri muhakkak gözünün içine saplardım. Çünkü izin isteme (vecîbesi) ancak gözler cihetinden (gözlerin evdeki mahremliğe bakmaması için) kânûn yapılmıştır.” (Buhârî, Hadîs no: 5924; Tirmizî, Hadîs no: 2709)

AbdulAzim

  • Ziyaretçi
Ynt: HADLER KİTÂBI
« Yanıtla #10 : 04.10.2016, 20:05 »
بَابُ قِتَالِ أهْلِ الْبَغْيِ

Bağy Ehli/İsyâncılar İle Savaşmak Bâbı

Bağîler imâmı makamından kaldırmak isteyip imâma karşı ayaklananlardır.526 Müslümanlara düşen, bilinen en zararsız yöntemle onları defetmekte imâmlarına yardım etmektir. Şâyet bu defetme; onları öldürmeye ve ya mallarını telef etmeye kadar varacak olursa, defedene birşey gerekmez. Şâyet defetmeye çalışan öldürülürse şehîd olur.

Bağîlerden kaçanın peşinden gidilmeyeceği gibi, yaralılarına saldırılmaz, mallarından ganîmet alınmaz ve zürriyetleri (kadın ve çocukları) esîr alınmaz. Onlardan öldürülen; gusledilir, kefenlenir ve (cenâze) namazı kılınır.

İki fırkadan hiçbirine harb hâli i’tibâri ile candan olsun maldan olsun telef olmuş şeylerde sorumluluk/tazmînât yoktur.

Bağîlerin ayaklanmaları sırasında; zekât, cizye ve harâç olarak aldıkları şeyler ne onlardan ne de onlara (zekât, cizye ve harâç) verenlerden geri alınmaz.527

Bağîlerin hâkimlerinin hükmü, başka bir hâkimin hükmüyle ibtâl edilmesi dışında ibtâl edilmez.



Alıntı
Dipnotlar:

526 Bağîden kasıd, hak ehlinden olup, kendilerince geçerli bir te’vîlden dolayı yöneticinin itâatinden dışarı çıkan ve caydırıcı bir kuvvete sâhib olan, öyle ki kontrol altına alınmaları ancak bir ordu toplanarak mümkün olan kimselerdir. (el-Udde, 2/326)

527 Bağîlere zekât, cizye ve harâç verenler bunu İslâm Devleti’ne tekrar ödemekle mükellef tutulmazlar, sorumluluklarını yerine getirmiş sayılırlar.

AbdulAzim

  • Ziyaretçi
Ynt: HADLER KİTÂBI
« Yanıtla #11 : 04.10.2016, 20:06 »
بَابُ حُكْمِ الْمُرْتَدِّ

Mürtedin Hükmü Bâbı

Kadın olsun erkek olsun528 her kim İslâm’dan irtidât ederse öldürülme-si gerekir.529 Bu, Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in (şu) kavli gereğincedir:

«مَنْ بَدَّلَ دِينَهُ فَاقْتُلُوهُ»
“Her kim dînini değiştirirse öldürünüz!”530

Mürted üç defa tevbeye dâ’vet edilmedikçe öldürülmez. Tevbe ederse ne âlâ, etmezse kılıçla531 öldürülür.532

Her kim Allâh’ı inkâr eder veya Allâh’a ortak, eş, oğul nisbet ederse ya da Allâhu Teâlâ’yı yalanlar yahut Allâh’a söverse ya da Rasûlü’nü yalanlar veya ona söverse yahut da bir Nebîyi inkâr eder yahut Allâh’ın Kitâbı’nı inkâr ederse, Allâh’ın Kitâbı’ndan herhangi bir şeyi inkâr eder veya İslâm’ın rükûnlarından birini inkâr ederse533 ya da harâmlığı husûsunda icm⒠zuhûr etmiş bir şeyin helâl olduğunu iddiâ ederse irtidât etmiştir. Ancak, (dînî) vecîbeler ve harâmların kendisine hafî (kapalı) kaldığı kimselerdense; bu durumda kendisine öğretilir534 eğer kabûl etmezse küfre girer.535

Akıl sâhibi olan çocuğun İslâm’ı sahîh’tir.536 (Böyle bir çocuk) irtidât ederse, bulûğa erdikten sonra üç defa tevbeye dâ’vet edilmeden öldürülmez.537

Bir kimsenin riddeti sâbit olur ama (tekrar) İslâm’a girerse ondan İslâm’ı kabûl edilir. İslâm’a girmesi için Allâh’tan başka -ibâdet edilmeye lâyık hak- ilah olmadığına ve Muhammed’in, O’nun Rasûlü olduğuna şehâdet etmesi yeterlidir. Ancak küfrü; bir Nebîyi, kitâbı, farzı ve bunlar gibi şeyleri inkâr şeklindeyse veya Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in (peygam-ber olarak) yalnızca Araplara gönderildiği şeklindeyse bu durumda inkâr ettiği şeyi ikrâr (kabûl) etmeden ondan İslâm’ı kabûl edilmez.538

Karı ve kocadan her ikisi irtidâd eder, Dâr’ul Harb’e yerleşir ardından esîr edilirlerse ne onların köleleştirilmesi ne de onların mürted olmadan önce doğan çocuklarının köleleştirilmesi câiz değildir lâkin (onlar mürted olduktan sonra doğan) diğer çocuklarının köleleştirilmesi câizdir.539



Alıntı
Dipnotlar:

528 Hirakî Rahimehullâh, âkil ve bâliğ olması gerektiğini belirtmiştir. (Muhtasar, sf 132)

529 Şarîh el-Makdisî Rahimehullâh diyor ki: İlim ehli, mürtedlerin öldürülmesi hu-sûsunda icm⒠etmiştir. Bu husûs Ebû Bekir, Ömer, Ali, Mu’âz, Ebû Musa, İbnu Abbâs ve Hâlid Radiyallâhu Anhum’dan nakledilmiş ve onların bu görüşü (sahâbe tarafından) reddedilmemiştir, böylece de icm⒠hâsıl olmuştur. (el-Udde, 2/331)

530 Buhârî, Hadîs no: 6922, İbnu Abbâs Radiyallâhu Anhuma’dan.

531 Mürted, tıpkı kısâsta olduğu gibi kılıçla öldürülür. Zîrâ öldürülen kişi açısından en rahat (acı çektirmeyecek) öldürme biçimi budur. (el-Udde, 2/332)

532 Hirakî Rahimehullâh mürted olarak öldürülenin borçları ödendikten sonra kalan malının fey’ olarak alınacağını ifâde eder. (Muhtasar, sf 132)

533 Hirakî Rahimehullâh namaz vaktini geçirenin üç gün boyunca namaz kılmaya dâ’vet edileceğini ve kabûl etmemesi durumunda -namazı inkâr etsin etmesin- öldürüleceğini zikreder. (Muhtasar, sf 132)

534 Dikkat edilirse Şeyh Rahimehullâh ta’rif’i (öğretmeyi) şirkle ve Allâh’ı ve Rasûlü’nü doğrudan inkârla alâkalı olan meselelerde değil, farzlar ve harâmlarla alâkalı me’selelerde zikretmiştir. Bundan dolayı İshâk bin Abdirrahman Âl’uş Şeyh Rahimehullâh, “Muayyen Tekfîrin Hükmü” adlı risâlesinde şöyle demektedir:

“Bu esâs hakkında Allâh’a şirk koşan kimsenin tekfîri açısından dîn imâmlarının cevâbının bu olduğunu, böyle bir kimsenin tevbe ettirileceğini, eğer tevbe etmezse öldürüleceğini göreceksin. Onlar, usûle (dînin asıllarına) dâir meselelerde ta’rifi zikretmezler. Ta’rifi, delillerin bazı müslümanlara kapalı olabileceği hafî (kapalı) meselelerde, Kaderîye ve Mürcîe gibi bid’at ehlinin tartıştıkları konularda, yine sarf ve atf gibi hafî bir meselede zikreder.” (İshâk bin Abdirrahman Âl’uş Şeyh, Muayyen Tekfîrin Hükmü, sf 31, Neda yay.)

535 Şarîh el-Makdisî Rahimehullâh diyor ki: Kendisine bunların ilmi gizli kalan kimse, İslâm’a yeni giren yahut da müslümanlardan uzak bir beldede yaşayan birisidir. Böyle birine ta’rif yapılır (öğretilir). Eğer dönerse ne âlâ, aksi takdirde öldürülür. Müslümanlar arasında müslüman olarak yaşayan kimse ise (bu hükümleri inkâr ettiği takdirde) kâfirdir, tevbeye dâ’vet edilir, tevbe ederse ne âlâ, aksi takdirde öldürülür. Zîrâ bu hükümlerin ikrârı Kitâb ve sünnet’te açıktır. Bunları ihlâl eden kişi Allâh ve Rasûlü’nü yalanlamıştır ve bundan dolayı kâfir olur. Nitekim İslâm’ın rükûnlarını inkâr eden hakkında da aynısını söylemiştik. (el-Udde, 2/333)

536 Şarîh el-Makdisî Rahimehullâh diyor ki: Çocuk, on yaşına ulaşır ve İslâm’ı aklederse İslâm’ı sahîh (geçerli) olur. Zîrâ Ali Radiyallâhu Anh çocukken müslüman olmuş ve İslâm’ı geçerli kabûl edilmiştir. (el-Udde, 2/333)

537 (Mümeyyîz) çocuğun İslâm’ı sahîh olduğu gibi irtidâdı da sahîh’tir, ancak çocu-ğa cezâ uygulanmadığından dolayı; çocuk irtidâdı sebebiyle bulûğ çağından önce öldürülmez. (el-Udde, 2/334)

538 Eğer bu kişinin küfrü, Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in sadece Arapla-ra gönderildiğini iddiâ etmesi ise, bu durumda şehâdet getirmesi ile beraber Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in bütün insanlara gönderildiğini kabûl etmesi ve şehâdeteynle beraber İslâm dînine muhâlif olan bütün dînlerden berî ol-ması gerekir. Zîrâ sırf şehâdet getirmekle yetindiği takdirde, bununla kendi inandığı şeyi (ki bu onun, Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in Allâh’ın Rasûlü olmakla beraber sadece Araplara gönderilmiş bir rasûl olduğu dâir inancıdır) kasdetmiş olması muhtemeldir. Yine bir farzı inkâr ederek irtidâd ettiyse, inkâr ettiği şeyi kabûl etmediği ve tekrar şehâdet getirmediği müddetçe müslüman olamaz. Çünkü i’tikâd ettiği o şeyle Allâh’ı ve Rasûlü’nü inkâr etmiştir. Bir harâmı mûbah saydığı zaman da hüküm böyledir. (el-Udde, 2/335)

539 Mürtedin kâtli vâcib olduğundan ve bulunduğu hâl üzere kabûl edilmesi câiz olmadığından dolayı köleleştirilmesi câiz olmaz. Mürtedin irtidâd etmeden önce doğan çocuğu ise müslüman sayıldığından dolayı köleleştirilmesi câiz olmaz. Onlar, babalarının eski hâline tâbi olarak müslüman sayılırlar. Babalarının mürted olması onları bağlamaz, zîrâ İslâm, her zaman gâlib gelir. Şu hâlde onların küçükken köle alınması câiz olmadığı gibi, büyüdükten sonra da köle edinilmesi câiz olmaz, zîrâ eğer büyüyünce İslâm’ı benimserlerse müslümandırlar, yok küfrü benimserlerse mürteddirler ve hükümleri de tevbeye dâ’vet edilme ve köle edinilmesinin harâmlığı bakımından babalarının hükmü gibidir. (el-Udde, 2/335-336’dan özetle)


ooo Hadler Kitâbı’nın Sonu ooo

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
8 Yanıt
2618 Gösterim
Son İleti 21.08.2016, 00:46
Gönderen: Uhey
6 Yanıt
2655 Gösterim
Son İleti 21.08.2016, 00:59
Gönderen: Uhey
23 Yanıt
6252 Gösterim
Son İleti 21.08.2016, 02:16
Gönderen: Uhey
20 Yanıt
5206 Gösterim
Son İleti 21.08.2016, 03:24
Gönderen: Uhey
10 Yanıt
3264 Gösterim
Son İleti 25.07.2015, 19:33
Gönderen: Uhey