Darultawhid

Gönderen Konu: KAFİR VE MÜŞRİK KAVRAMLARI  (Okunma sayısı 4204 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Uhey

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 963
  • Değerlendirme Puanı: +15/-0
KAFİR VE MÜŞRİK KAVRAMLARI
« : 29.12.2017, 00:51 »
Kafir ve Müşrik Kavramları

Bismillahirrahmanirrahim,

Küfür ve şirk kavramları, kimi zaman aynı manada kullanılırken kimi zaman da birbirinden farklı manalarda kullanılır. Küfür ve şirk arasındaki fark şu şekilde ifade edilebilir:
 
Bir kimse küfür işlediğinde imanını nakzedecek bir davranışta bulunmuştur. Şirk ise, küfürden daha kötü bir davranışı niteler zira şirk, Allah’a bir kimseyi yahut birşeyi ortak koşmayı ifade eder ve tıpkı küfür gibi, imanı nakzeder. Kafir, hakkı inkar eden, gizleyen kimsedir. Küfür kelimesinin Arap dilindeki karşılığı örtmek, gizlemektir. Şirk ise, Allah’dan başka bir kimse yahut bir şeye ibadet etmektir. Küfür, inkar etmek ve reddetmek şeklinde vuku bulurken, şirk işleyen (müşrik) ise Allah’a iman ettiğini iddia eder/edebilir. Bu, küfür ve şirk arasındaki en temel farklılıktır.

Her iki kelime, aynı zamanda diğerinin manasını da ifade eder/edebilir yani küfür denilerek şirk kasdedilebileceği gibi şirk denilerek de küfür kasdedilebilir. Küfür ve şirk kavramları arasındaki ilişki, bu şekliyle; iman ve İslam kavramlarının arasındaki ilişkiye benzer.

Her iki kavramın mahiyet açısından aynılığı ve farklılığı hususundaki farklı görüşler alimler tarafından nakledilmiştir. Bu konuda alimlerin yaklaşımını göstermesi açısından İbnu Hazm ve Nevevi’den birer alıntıya yer veriyoruz.

İbnu Hazm şöyle der:


قَالَ أَبُو مُحَمَّد وَاخْتلف النَّاس فِي الْكفْر والشرك فَقَالَت طَائِفَة هِيَ اسمان واقعان على مَعْنيين وَإِن كل شرك كفر وَلَيْسَ كل كفر شركا وَقَالَ هَؤُلَاءِ لَا شرك إِلَّا قَول من جعل لله شَرِيكا قَالَ هَؤُلَاءِ الْيَهُود وَالنَّصَارَى كفَّارًا لَا مشركون وَسَائِر الْملَل كفار مشركون وَهُوَ قَول أبي حنيفَة وَغَيره وَقَالَ آخَرُونَ الْكفْر والشرك سَوَاء وكل كَافِر فَهُوَ مُشْرك وكل مُشْرك فَهُوَ كَافِر وَهُوَ قَول الشَّافِعِي وَغَيره

"Ebu Muhammed (İbnu Hazm) dedi ki: İnsanlar küfür ve şirk hususunda ihtilaf ettiler.
 
Bir taife dedi ki: Bunlar iki farklı manası olan iki isimdir ve her şirk küfür olsa da her küfür şirk değildir. Dediler ki: Allah’a ortak isnad edenlerinkinden başka şirk yoktur. Yine dediler ki: Yahudiler, Hristiyanlar kafirdir ancak müşrik değildir diğer milletler (dinler) ise hem kafir hem de müşriktir. Bunu Ebu Hanife ve başkalarının görüşüdür.
 
Diğer taife ise şöyle demiştir: Küfür ve şirk aynıdır; her kafir müşriktir ve her müşrik de kafirdir. Bu, (İmam) eş-Şafii’nin ve başkalarının görüşüdür."
(İbnu Hazm, Kitab'ul Fasl fi'l Milel ve’l Ahva ve’n Nihal, 3/124)

Nevevi ise şöyle der:


إِنَّ الشِّرْكَ وَالْكُفْرَ قَدْ يُطْلَقَانِ بِمَعْنًى وَاحِدٍ وَهُوَ الْكُفْرُ بِاللَّهِ تَعَالَى وَقَدْ يُفَرَّقُ بَيْنَهُمَا فَيُخَصُّ الشِّرْكُ بِعَبَدَةِ الْأَوْثَانِ وَغَيْرِهَا مِنَ الْمَخْلُوقَاتِ مَعَ اعْتِرَافِهِمْ بِاللَّهِ تَعَالَى كَكُفَّارِ قُرَيْشٍ فَيَكُونُ الْكُفْرُ أَعَمُّ مِنَ الشِّرْكِ

"Küfür ve şirk –Allah Te’ala’yı inkar etmek anlamında- tek bir manayı taşıyabilir ya da farklı manalarda kullanılabilir. Şirk hassaten; Kureyş kafirlerinin de yaptığı gibi Allah Te’ala’ya iman (iddiası) yanında putlara yada başka mahluklara ibadet etmeyi ifade eder. Küfür kavramı şirkten daha genel bir mana ifade eder." (Nevevi, Müslim Şerhi, 2/71)

Nevevi, bu açıklamaları “Kişi ile şirk ve küfür arasında namazın terki vardır." mealindeki hadisin izahı sadedinde yapmıştır. Hadisin metni az ileride gelecektir.

Hiç şüphesiz peygamberlerin insanları kendisine davet ettikleri dini reddeden herkes kafirdir. Yine inkar edilemez bir gerçektir ki, peygamberlerin kendisine davet ettikleri dini reddetmenin bir şekli de şirk işlemektir. Yukarıdaki nakilde de ifade edildiği üzere bu manada, her şirk çeşidi küfrün bir çeşididir lakin her küfür ameli şirkin kapsamında değildir. Kişiyi İslam dininden çıkaracak her amel, söz ve inanca verilen genel isim küfürdür. Şirk ise, küfrün en çok işlenen ve en neticesi itibariyle en kötü olan çeşididir.

Bir kimsenin –şirk işlemeksizin- İslam dinini, İblis'e veya Tevrat’a uymalarına ve Allah’a ibadet etmelerine karşın İsa (aleyhi selam) ve Muhammed (sallalahu aleyhi ve sellem)’in risaletini inkar eden Yahudilerin örneğinde olduğu gibi reddetmesi mümkündür. Bunun gibi, aynı anda hem şirk hem de küfür işleyerek İslam dinini reddetmek de mümkündür. Bu dediğimize örnek, İsa (aleyhi selam)’ın Aziz ve Celil olan Allah’ın oğlu olduğunu iddia ederek küfür işleyen ve İsa (aleyhi selam)’a uluhiyet ve rububiyet özellikleri vererek ona ibadet eden ve böylelikle de şirk işleyen Hıristiyanlar’dır.
 
Birçok amel, söz veya inanç –çoğunlukla bu ikisinden sadece birisine atfetmek daha uygun gibi görünse de- aynı anda hem küfür hem de şirk özelliğini ihtiva etmektedir. Örneğin "ateizm" olarak tanımlanan din ve düşünce şüphesiz küfürdür ve aynı zamanda –ateistlerin heva ve heveslerini ilah edinmeleri sebebiyle- şirk olarak tanımlanması da imkan dahilindedir. Bunun gibi, bilindiği üzere putperestlik şüphesiz şirkdir ve aynı zamanda küfrün açıkca yaşanmasıdır.
 
Dolayısıyla, küfür şirkden daha geneldir. Her şirk, küfürdür; ancak –bu manada- her küfür, şirk değildir. Daha önce de ifade ettiğimiz üzere, -genel manada- küfür inkar ve reddetme şeklinde vuku bulurken, müşriklerin Allah Te'ala'ya iman iddiasında bulunmaları pek tabiidir. Bu, küfür ve şirk kavramları arasındaki en temel farklılıktır.

Her iki kavram aynı anda kullanıldığında birbirinden farklı manaları ifade etmek için kullanılmıştır. Küfür; diğer dinlerden olan kimselerin ya da ateistlerin İslam dinini reddettikleri biçimde reddetmek, kişiyi İslam dininden çıkaracak birşeye inanmak yahut kişiyi İslam dininden çıkaracak birşeyi inkar etmek (Allah’dan başkasına ibadet etmek vb.), bir farzı (namaz vb.) yahut yasaklama bildiren bir emri (faizle muamele vb.) inkar etmek, icmayla kabul edilmiş birşeyi inkar etmek şeklinde vuku bulabilir. Küfür, -çoğunlukla; söz, amel veya inançla- Aziz ve Celil olan Allah’ın uluhiyetini, rububiyetini inkar etmektir.
 
Şirk, aynı anda küfür kavramıyla birlikte zikredildiğinde Aziz ve Celil olan Allah’a birkimseyi, birşeyi ortak koşmak manasında kullanılır. Şirk ve küfür kavramları aynı cümlede kullanılmıyor ve bunlardan yalnız biri kullanılıyorsa; bu durumda aynı manayı ifade etmek üzere kullanılırlar. Yani; küfür kavramı şirki ifade etmek üzere yahut da şirki de kapsar biçimde kullanılabilirken bunun tersi de, şirk kavramı küfür kavramını ifade eder yahut küfrü de kapsar biçimde kullanılabilir. Bunun gibi; bir kafir Allah’tan başka bir kimse yahut şeyi ilah edinmesi sebebiyle müşrik olarak da isimlendirilebilir.
 
Kafir ve müşrik terimlerinin Kur’an ve Sünnet’de aynı manayı ifade eder vaziyette kullanılışına dair birtakım örnekler vereceğiz. Bir kafirin müşrik olarak isimlendirilmesi hususunda örnek olarak şu ayeti verebiliriz. Allah Te'ala şöyle buyurmaktadır:


أَفَرَأَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ إِلَهَهُ
"Heva ve hevesini ilah edinen kimseyi gördün mü?" (el-Casiye 45/23)

Bir müşrik de kafir olarak isimlendirilebilir zira o, Aziz ve Celil olan Allah’ın birliğini söz, amel yahut inanç ile inkar etmektedir.

Allah Te'ala, müşriklerin Aziz ve Celil olan Allah’dan başkasına ibadet etmelerini küfür olarak nitelemiştir. Allah Te'ala şöyle buyurmaktadır:


وَمَن يَدْعُ مَعَ اللَّهِ إِلَهاً آخَرَ لَا بُرْهَانَ لَهُ بِهِ فَإِنَّمَا حِسَابُهُ عِندَ رَبِّهِ إِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ
"Her kim Allah ile birlikte diğer bir ilaha ibadet ederse, -ki bu hususla ilgili hiçbir delili yoktur- o kimsenin hesabı ancak Rabbinin nezdindedir. Şurası muhakkak ki kafirler iflah olmaz." (el-Mü’minun 23/117)

Bir başka ayette ise, Allah Te'ala aynı fiili şirk olarak nitelemektedir. Allah Te'ala şöyle buyurmaktadır:

إِن تَدْعُوهُمْ لَا يَسْمَعُوا دُعَاءكُمْ وَلَوْ سَمِعُوا مَا اسْتَجَابُوا لَكُمْ وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ يَكْفُرُونَ بِشِرْكِكُمْ وَلَا يُنَبِّئُكَ مِثْلُ خَبِيرٍ
"Eğer onlara dua ederseniz, duanızı işitmezler, işitseler bile size cevap veremezler. Kıyamet gününde ise, sizin şirk koşmanızı tanımayacaklardır. (Bunu her şeyden) haberi olan Allah gibi sana (hiç kimse) haber vermez." (Fatır 35/14)

Buna mukabil bazı ayetlerde müşriklerin Aziz ve Celil olan Allah’tan başkasına ibadet etmeleri küfür olarak nitelenmektedir. Allah Te'ala şöyle buyurmaktadır:

مَا كَانَ لِبَشَرٍ أَن يُؤْتِيَهُ اللّهُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ ثُمَّ يَقُولَ لِلنَّاسِ كُونُواْ عِبَاداً لِّي مِن دُونِ اللّهِ وَلَـكِن كُونُواْ رَبَّانِيِّينَ بِمَا كُنتُمْ تُعَلِّمُونَ الْكِتَابَ وَبِمَا كُنتُمْ تَدْرُسُونَ وَلاَ يَأْمُرَكُمْ أَن تَتَّخِذُواْ الْمَلاَئِكَةَ وَالنِّبِيِّيْنَ أَرْبَاباً أَيَأْمُرُكُم بِالْكُفْرِ بَعْدَ إِذْ أَنتُم مُّسْلِمُونَ
"Beşerden hiç kimsenin, Allah kendisine Kitabı, hükmü ve peygamberliği verdikten, sonra insanlara: Allah'ı bırakıp bana kulluk edin! deme (hakkı ve yetki)si yoktur. Fakat o: Öğrettiğiniz ve ders verdiğiniz Kitaba göre Rabbaniler olunuz (deme görevindedir). O, melekleri ve peygamberleri Rabler edinmenizi emretmez. Siz, müslüman olduktan sonra, size küfrü mü emredecek?" (Al-i İmran 3/79-80);

وَيُسَبِّحُ الرَّعْدُ بِحَمْدِهِ وَالْمَلاَئِكَةُ مِنْ خِيفَتِهِ وَيُرْسِلُ الصَّوَاعِقَ فَيُصِيبُ بِهَا مَن يَشَاءُ وَهُمْ يُجَادِلُونَ فِي اللّهِ وَهُوَ شَدِيدُ الْمِحَالِ لَهُ دَعْوَةُ الْحَقِّ وَالَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِهِ لاَ يَسْتَجِيبُونَ لَهُم بِشَيْءٍ إِلاَّ كَبَاسِطِ كَفَّيْهِ إِلَى الْمَاء لِيَبْلُغَ فَاهُ وَمَا هُوَ بِبَالِغِهِ وَمَا دُعَاء الْكَافِرِينَ إِلاَّ فِي ضَلاَلٍ
"El açıp yalvarmaya layık olan ancak O'dur. O'nun dışında el açıp dua ettikleri onların isteklerini hiçbir şeyle karşılamazlar. Onlar ancak ağzına gelsin diye suya doğru iki avucunu açan kimse gibidir. Halbuki (suyu ağzına götürmedikçe) su onun ağzına girecek değildir. Kafirlerin duası kuşkusuz hedefini şaşırmıştır." (er-Ra'd 13/14);

أَلَا لِلَّهِ الدِّينُ الْخَالِصُ وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِن دُونِهِ أَوْلِيَاء مَا نَعْبُدُهُمْ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَا إِلَى اللَّهِ زُلْفَى إِنَّ اللَّهَ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ فِي مَا هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي مَنْ هُوَ كَاذِبٌ كَفَّارٌ
"Haberin olsun; halis olan din yalnızca Allah'ındır. O'ndan başka veliler edinenler (şöyle derler:) Biz, bunlara bizi Allah'a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz. Elbette Allah, kendi aralarında hakkında ihtilaf ettikleri şeylerden hüküm verecektir. Gerçekten Allah, yalancı, kafir olan kimseyi hidayete erdirmez." (ez-Zümer 39/3)

Bu hususta “Bahçe Sahiplerinin Kıssası” da örnek olarak ele alınabilir zira bu kıssada bahsi edilen şahıs Kıyamet Günü ve Yeniden Diriliş’i inkar etmesine karşın kıssanın sonunda Allah’a şirk koşmuş olduğu için pişmanlık duyduğunu belirtmektedir. Allah Te'ala şöyle buyurmaktadır:

وَاضْرِبْ لَهُم مَّثَلاً رَّجُلَيْنِ جَعَلْنَا لِأَحَدِهِمَا جَنَّتَيْنِ مِنْ أَعْنَابٍ وَحَفَفْنَاهُمَا بِنَخْلٍ وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمَا زَرْعاً كِلْتَا الْجَنَّتَيْنِ آتَتْ أُكُلَهَا وَلَمْ تَظْلِمْ مِنْهُ شَيْئاً وَفَجَّرْنَا خِلَالَهُمَا نَهَراً وَكَانَ لَهُ ثَمَرٌ فَقَالَ لِصَاحِبِهِ وَهُوَ يُحَاوِرُهُ أَنَا أَكْثَرُ مِنكَ مَالاً وَأَعَزُّ نَفَراً
"Onlara şu iki adamı örnek ver: Onlardan birine iki üzüm bağı vermiş, bağların çevresini hurmalarla donatmış, ikisinin arasına da bir ekinlik koymuştuk. Her iki bağ da meyvelerini vermiş ve ürünlerinden hiçbir şeyi eksik bırakmamıştı. Bu iki bağın arasından bir de nehir fışkırtmıştık. Derken onun büyük bir serveti oldu. Arkadaşıyla konuşurken ona dedi ki: Benim malım seninkinden daha çok. Adamlardan yana da senden daha üstünüm!" (el-Kehf 18/32-34);

وَدَخَلَ جَنَّتَهُ وَهُوَ ظَالِمٌ لِّنَفْسِهِ قَالَ مَا أَظُنُّ أَن تَبِيدَ هَذِهِ أَبَداً وَمَا أَظُنُّ السَّاعَةَ قَائِمَةً وَلَئِن رُّدِدتُّ إِلَى رَبِّي لَأَجِدَنَّ خَيْراً مِّنْهَا مُنقَلَباً
"Derken kendine zulmederek bağına girdi. Şöyle dedi: Bunun sonsuza değin yok olacağını sanmıyorum! Kıyametin kopacağını da sanmıyorum!" (el-Kehf 18/35-36);

وَمَا أَظُنُّ السَّاعَةَ قَائِمَةً وَلَئِن رُّدِدتُّ إِلَى رَبِّي لَأَجِدَنَّ خَيْراً مِّنْهَا مُنقَلَباً قَالَ لَهُ صَاحِبُهُ وَهُوَ يُحَاوِرُهُ أَكَفَرْتَ بِالَّذِي خَلَقَكَ مِن تُرَابٍ ثُمَّ مِن نُّطْفَةٍ ثُمَّ سَوَّاكَ رَجُلاً
"Rabbime döndürülsem bile andolsun bundan daha iyi bir sonuç bulurum! Arkadaşı, ona cevap vererek dedi ki: Seni topraktan, sonra bir damla döl suyundan yaratan, sonra da seni (eksiksiz) bir insan şeklinde düzenleyen Allah’ı inkar mı ediyorsun?" (el-Kehf 18/36-37)

وَلَوْلَا إِذْ دَخَلْتَ جَنَّتَكَ قُلْتَ مَا شَاء اللَّهُ لَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ إِن تُرَنِ أَنَا أَقَلَّ مِنكَ مَالاً وَوَلَداً فَعَسَى رَبِّي أَن يُؤْتِيَنِ خَيْراً مِّن جَنَّتِكَ وَيُرْسِلَ عَلَيْهَا حُسْبَاناً مِّنَ السَّمَاءِ فَتُصْبِحَ صَعِيداً زَلَقاً أَوْ يُصْبِحَ مَاؤُهَا غَوْراً فَلَن تَسْتَطِيعَ لَهُ طَلَباً وَأُحِيطَ بِثَمَرِهِ فَأَصْبَحَ يُقَلِّبُ كَفَّيْهِ عَلَى مَا أَنفَقَ فِيهَا وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَى عُرُوشِهَا وَيَقُولُ يَا لَيْتَنِي لَمْ أُشْرِكْ بِرَبِّي أَحَداً
"Fakat O Allah benim Rabbimdir. Ben Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam. Bağına girdiğinde ‘Maşaallah! Kuvvet yalnız Allah’ındır’ deseydin ya!. Eğer benim malımı ve çocuklarımı kendininkilerden daha az görüyorsan, belki Rabbim bana, senin bağından daha iyisini verir. Seninkinin üzerine de gökten bir afet indirir de bağ kupkuru ve yalçın bir toprak haline geliverir. Ya da suyu çekiliverir de (bırak bir daha bulmayı) artık onu arayamazsın bile. Derken bütün serveti helâk edildi. (Yıkılmış) çardakları üzerine çökmüş haldeki bağına yaptığı harcamalar karşısında ellerini oğuşturuyor ve şöyle diyordu: Keşke Rabbime hiçbir kimseyi ortak koşmasaydım!" (el-Kehf 18/39-42)

Aziz ve Celil olan Allah, şirk ehlini –Hıristiyanlar’dan bahsederken- kafirler şeklinde nitelemiştir. Allah Te'ala şöyle buyurmaktadır:

لَّقَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَآلُواْ إِنَّ اللّهَ هُوَ الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ
"Andolsun: 'Şüphesiz, Allah Meryem oğlu Mesih'dir' diyenler küfre düşmüştür (kafir olmuştur)." (el-Ma’ide 5/17);

لَّقَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَآلُواْ إِنَّ اللّهَ هُوَ الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ
"Andolsun: 'Şüphesiz, Allah Meryem oğlu Mesih'dir' diyenler küfre düşmüştür (kafir olmuştur)." (el-Ma’ide 5/72);

لَّقَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَالُواْ إِنَّ اللّهَ ثَالِثُ ثَلاَثَةٍ
"Andolsun: 'Allah, üçün üçüncüsüdür' diyenler de küfre düşmüştür (kafir olmuştur)." (el-Ma’ide 5/73)

Bunun gibi, Allah Te'ala Kureyş müşriklerini, kafirler olarak nitelemiştir. Allah Te'ala şöyle buyurmaktadır:

قُلْ يَا أَيُّهَا الْكَافِرُونَ
"De ki: Ey Kafirler!" (el-Kafirun 109/1)

Allah Te'ala, Ehli Kitab’dan bahsederken ilk ayette onları kafirler olarak nitelerken devamında ikinci ayette ise müşrikler olarak nitelemektedir. Allah Te'ala şöyle buyurmaktadır:

وَقَالَتِ الْيَهُودُ عُزَيْرٌ ابْنُ اللّهِ وَقَالَتْ النَّصَارَى الْمَسِيحُ ابْنُ اللّهِ ذَلِكَ قَوْلُهُم بِأَفْوَاهِهِمْ يُضَاهِؤُونَ قَوْلَ الَّذِينَ كَفَرُواْ مِن قَبْلُ قَاتَلَهُمُ اللّهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَ اتَّخَذُواْ أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَاباً مِّن دُونِ اللّهِ وَالْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَمَا أُمِرُواْ إِلاَّ لِيَعْبُدُواْ إِلَـهاً وَاحِداً لاَّ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ
"Yahudiler: 'Üzeyr, Allah’ın oğludur' dediler. Hıristiyanlar ise: 'İsa Mesih, Allah’ın oğludur' dediler. Bu, onların ağızlarıyla söyledikleri (gerçeği yansıtmayan) sözleridir. Onların bu sözleri daha önce kafir olmuş kimselerin söylediklerine benziyor. Allah, onları kahretsin. Nasıl da haktan çevriliyorlar! (Yahudiler) Allah’ı bırakıp, hahamlarını; (Hıristiyanlar ise) rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rab edindiler. Oysa, bunlar da ancak, bir olan Allah’a ibadet etmekle emrolunmuşlardır. O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. O, onların ortak koştukları her şeyden uzaktır." (et-Tevbe 9/30-31)

Bu, sonraki iki ayette de tekrarlanmaktadır. Allah Te'ala şöyle buyurmaktadır:

يُرِيدُونَ أَن يُطْفِؤُواْ نُورَ اللّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَيَأْبَى اللّهُ إِلاَّ أَن يُتِمَّ نُورَهُ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ
"Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. Müşrikler istemese de O, (İslam) dini(ni)  bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur." (et-Tevbe 9/32-33)

Hadislerde bu iki kavramın birbirleriyle aynı manada kullanılışına dair örnekler olarak şu rivayetleri verebiliriz. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), -namazın terkiyle alakalı bazı hadislerde- küfür ve şirk kavramlarını aynı manayı yani imanın zıddını, dinden çıkmayı ifade eder biçimde kullanmıştır: Cabir (radıyallahu anhu) dedi ki, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

بَيْنَ الرَّجُلِ وَبَيْنَ الشِّرْكِ وَالْكُفْرِ تَرْك الصَّلاةِ
"Kişi ile şirk ve küfür arasında namazın terki vardır." (Müslim, Hadis no: 82)

Enes bin Malik (radıyallahu anhu)’dan rivayet edildiğine göre Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

لَيْسَ بَيْنَ الْعَبْدِ وَالشِّرْكِ إِلاَّ تَرْكُ الصَّلاَةِ فَإِذَا تَرَكَهَا فَقَدْ أَشْرَكَ
"Kul ile şirk arasında namazı bırakmaktan başka hiç bir şey yoktur. Bu itibarla kul namazı bıraktığı zaman şirk işlemiş olur." (İbnu Mace, Hadis no: 1080)

İbnu Mace’ye Sindi tarafından yapılan haşiyede şöyle denilmektedir:

قَوْلُهُ (لَيْسَ بَيْنَ الْعَبْدِ وَالشِّرْكِ) الْمُرَادُ بِهِ الْكُفْرُ

“Kul ile şirk arasında, ifadesinden kasıd küfürdür.”

Bureyde (radıyallahu anhu)’dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu işittim:

الْعَهْدُ الَّذِي بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ الصَّلاةُ فَمَنْ تَرَكَهَا فَقَدْ كَفَرَ
"Bizimle onlar (münafıklar) arasındaki belirleyici fark namazdır. Kim namazı terkederse kafir olur." (Tirmizi, Hadis no: 2621; Nesai, Hadis no: 463; İbnu Mace, Hadis no: 1132)

Sevban (radiyallahu anhu) dedi ki, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

بَيْنَ الْعَبْدِ، وَبَيْنَ الْكُفْرِ وَالْإِيمَانِ الصَّلَاةُ فَإِذَا تَرَكَهَا فَقَدْ أَشْرَكَ
"Kul ile küfür ve iman arasında namaz vardır. Kim namazı terkederse müşrik olur." (Lalakai, es-Sunne, no: 1521’de Müslim’in şartı üzere sahih diyerek rivayet etmiştir.)

Bunun gibi Sa’d bin Ubeyde (radiyallahu anh)’dan rivayete göre, İbnu Ömer (radiyallahu anhuma) bir adamın: "Ka’be’ye yemin olsun ki hayır! dediğini işitince şöyle dedi: Allah’tan başkası adına yemin edilmez. Rasulullah (sallalahu aleyhi ve sellem)’den işittim şöyle diyordu:

مَنْ حَلَفَ بِغَيْرِ اللَّهِ فَقَدْ كَفَرَ أَوْ أَشْرَكَ
"Kim Allah’tan başkası adına yemin ederse kafir ve (veya) müşrik olmuş olur." (Tirmizi, Hadis no: 1535; Ebu Davud, Hadis no: 3251)

Hadis bazı rivayetlerde: فَقَدْ أَشْرَكَ "müşrik olur" bazı rivayetlerde ise:فَقَدْ كَفَرَ أَوْ أَشْرَكَ "kafir veya müşrik olur" biçiminde gelmiştir ancak maksadımız hasıl olmuştur inşallah.

Sonuç olarak; şüphesiz kafirler müşriktir ve müşrikler de kafirdir. Bu iki terim –esas itibariyle- aynı anlamı yani imansızlığı ifade eder ve biri diğerinin yerine kullanılır. Allah Te'ala Mescidi Haram’a müşriklerin girmesini yasaklamıştır. Allah Te'ala şöyle buyurmaktadır:


يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ فَلاَ يَقْرَبُواْ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ بَعْدَ عَامِهِمْ هَـذَا وَإِنْ خِفْتُمْ عَيْلَةً فَسَوْفَ يُغْنِيكُمُ اللّهُ مِن فَضْلِهِ إِن شَاء إِنَّ اللّهَ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
"Ey iman edenler, müşrikler ancak bir pisliktirler; öyleyse bu yıllarından sonra artık Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar!" (et-Tevbe 9/28)

Şüphe yok ki, bu ayetle Ehli Kitab’dan olsun olmasın bütün müşriklerin ve kafirlerin Mescidi Haram’a girmesi menedilmiştir.

Netice olarak: Küfür ve şirk kavramları bazen eş anlamlı olarak, bazen farklı manalarda kullanılan kelimelerdir. Ancak Aziz ve Celil olan Allah'a ve Rasulü (sallallahu aleyi ve sellem)'e iman etmenin zıddı olan küfür ve Allah'a ibadette ortak koşma manasına gelen şirk; ikisi de başlı başına İslam dininden çıkmak manasına gelir ve şirk veya küfür/inkar vasıtasıyla dinden çıkan herkes ebediyyen cehenneme gidecektir, bunun hiç bir istisnası yoktur. Allah Te'ala şöyle buyurmaktadır:


لَقَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَالُواْ إِنَّ اللّهَ هُوَ الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ وَقَالَ الْمَسِيحُ يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ اعْبُدُواْ اللّهَ رَبِّي وَرَبَّكُمْ إِنَّهُ مَن يُشْرِكْ بِاللّهِ فَقَدْ حَرَّمَ اللّهُ عَلَيهِ الْجَنَّةَ وَمَأْوَاهُ النَّارُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنصَارٍ
"Her kim Allaha ortak koşarsa, Allah ona cenneti haram kılmıştır. Onun varacağı yer cehennemdir o ne kötü dönüş yeridir." (el-Ma'ide 5/72);

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَالْمُشْرِكِينَ فِي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا أُوْلَئِكَ هُمْ شَرُّ الْبَرِيَّةِ
"Kitab ehli ve müşriklerden kafir olanlar var ya, işte onlar ebedi kalacakları cehennemdedirler ve onlar yaratıkların en şerlileridir." (el-Beyyine 98/6);

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَمَاتُوا وَهُمْ كُفَّارٌ أُولَئِكَ عَلَيْهِمْ لَعْنَةُ اللّهِ وَالْمَلآئِكَةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ خَالِدِينَ فِيهَا لاَ يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلاَ هُمْ يُنظَرُونَ
"Kafir olup, küfür üzere ölenler var ya; işte Allahın, meleklerinin ve bütün insanların laneti onların üzerinedir. Onlar onda ebedi kalacaklar, azab onlardan hafifletilmeyecek ve onlara yardım da edilmeyecektir." (el-Bakara 2/161-162)

Bu açık delillerden sonra her kim büyük küfür veya büyük şirk işleyen bir kimsenin cehennemde ebedi kalmayacağını, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in şefa'atinden faydalanacağını vb, şeyleri ileri sürerse açık bir şekilde nassları yalanlayarak küfre girmiş olur. Tıpkı cehalet ve teville Aziz ve Celil olan Allah'dan başka ilahlar edinen kişilerin müslüman kalacağını ileri sürenler yahut da -mesela- namazı terketmenin dinden çıkartan büyük küfür olduğu görüşünü kabul ettiği halde namazı terkedenlerin cehennemde ebedi kalmayacağını ileri sürenler gibi. Bütün bu batıl görüşleri hiç bir alim söylememiştir ve bunlar tamamen muasır bazı cahillerin ileri sürdüğü teorilerden ibarettir. Velhamdulillahi rabbil alemin.
Kişinin Ehl'üs Sünnet, Ehl'ul Hadis, Ehl'ul Asar, Selefi olmasının alameti Sünnet'e ittiba etmesidir.

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
4119 Gösterim
Son İleti 10.06.2015, 16:06
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
3542 Gösterim
Son İleti 06.07.2015, 14:17
Gönderen: Tevhid Ehli
4 Yanıt
4278 Gösterim
Son İleti 20.03.2021, 18:25
Gönderen: Izhâr'ud Dîn
0 Yanıt
2244 Gösterim
Son İleti 23.05.2017, 18:22
Gönderen: Uhey
0 Yanıt
3664 Gösterim
Son İleti 29.12.2017, 00:57
Gönderen: Uhey