Darultawhid

Gönderen Konu: TEYSİR'UL AZİZ'İL HAMİD Fİ ŞERHİ KİTAB'İT TEVHİD/SÜLEYMAN BİN ABDİLLAH (RH.A)  (Okunma sayısı 2509 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 2100
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
TEYSİR'UL AZİZ'İL HAMİD Fİ ŞERHİ KİTAB'İT TEVHİD/SÜLEYMAN BİN ABDİLLAH (RH.A)


ESER VE MÜELLİFİ HAKKINDA

MUKADDİME

BESMELENİN TEFSİRİ (ALLAH-RAHMAN VE RAHİM KAVRAMLARI)

Kitap Kelimesinin Tefsiri

Tevhidin Tarifi ve Çeşitleri

1- Rububiyet ve mülk (hükümranlık) tevhidi:

2- İsim ve Sıfat tevhidi:

3- İlahlık tevhidi: (Allah'ı tek ilah ve mabud olarak tanımak)


ESER VE MÜELLİFİ HAKKINDA

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,

Bu okuyacağınız eserin orjinal adı, “TEYSİR'UL AZİZ'İL HAMİD Fİ ŞERHİ KİTAB'İT TEVHİD ELLEZİ HUVE HAKKULLAHİ ALE'L ABİD” olup kitabın ismi “ALLAH'IN KULLARI ÜZERİNDEKİ HAKKI OLAN TEVHİD KİTABININ ŞERHİ HUSUSUNDA AZİZ VE HAMİD OLAN ALLAH'IN YARDIMI” manasına gelmektedir. Kitap, kısaca "Teysirul Azizil Hamid" ismiyle şöhret bulmuştur. Müellifi  Şeyh Süleyman Bin Abdillah bin Muhammed bin Abdilvehhab’tır. Şeyh Süleyman, isminden de anlaşılacağı üzere Şeyhulislam, Müceddid Muhammed bin Abdilvehhab’ın torunudur. İmam Muhammed b. Abdu'l Vehhab (r.h.) Hicri 1115 (Miladi 1703) tarihinde Üyeyne'de doğmuş, Hicri 1206 (Miladi 1791) tarihinde de Der'iyye'de vefat etmiştir. Unutulmuş olan tevhid akidesini tekrar gündeme getirmiş, imkanı nisbetinde bidatleri öldürmüş, sünnetleri ihya etmeye çalışmıştır. Bu amaçla birçok kitap ve risale kaleme almıştır. Onun tevhid akidesi hakkındaki en önemli eseri “Kitab’ut Tevhid” dir. "Teysirul Azizil Hamid" adlı bu eser de “Kitab’ut Tevhid” üzerine yazılmış ilk şerh çalışmasıdır. Ancak 33 yaşında döneminin tağutları tarafından (Allahın izniyle) şehid edilen bu alim, muhtemelen genç yaşta vefat etmesinden dolayı bu eserini tamamlayamamıştır. Süleyman bin Abdillah (rh.a)  Kitab’ut Tevhid’in en son “Kader İnkarcıları Hakkında” başlıklı babını şerh etmiş, son 7 babı şerh etmemiştir. 

H. 1200 (m. 1785) tarihinde Der’iyye’de doğan Şeyh Süleyman, bugün muvahhid ve selefi olduğunu iddia eden bazı kesimler de dahil olmak üzere birçoklarının “Son Hilafet Devleti” olarak yad edip ardından gözyaşı döktükleri Osmanlı Devleti tarafından 33 yaşında iken, mızıka bandosu eşliğinde şehid edilmiştir. Bunu yapmalarının amacı Ehli sünnetin büyük çoğunluğu gibi müziğin haram olduğuna itikad eden Şeyhin bu inancıyla, daha doğrusu İslam şeriatıyla alay etmekti. Bu olayın tafsilatını birazdan anlatacağız. Bu olay, Osmanlıların türbelerin yıkılmasına mani olmak ve diğer siyasi maksatlarla Necd havalisinde kurulan İslam devletini dağıtmalarının ardından vuku bulmuştur. Süleyman bin Abdillah (rh.a) böyle karmaşık bir ortamda yaşamış olmasına rağmen tağutlara boyun eğmemiş, bilakis gerek o zamanki Türk devletiyle, gerekse de kendi kavminden bu müşrik devlete itaat ederek İslamdan irtidad eden kimselerle mücadele etmiştir. Bu doğrultuda müşrikleri veli edinenlere nasihat amacıyla “ed-Delail” ve “Evseku Ur’il İman” adlı risaleleri kaleme almıştır. Bu kitaplar geçtiğimiz yıllarda “Vela 2” ismiyle Türkçede de neşredilmişti.
 
Unvan'ul Mecd adlı eserde (1/210) Şeyh Süleyman bin Abdillah (rh.a) hakkında şu bilgilere yer verilmektedir: "Hadis, tefsir ve fıkıhta söz sahibi olan fazilet sahibi bir alimdi. Marufu emreder, münkerden nehyederdi. Allah'a bağlılık hususunda sadakat sahibi idi. H. 1233 (m. 1818) senesinin sonlarında katledildi. (Osmanlı devletinin Mısır valisi olan) Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa Der'iye'ye girip orayı istila ettiğinde bazı münafıklar onu şikayet ettiler. İbrahim Paşa Şeyh'i yakalayıp yanına getirtti ve onu kızdırmak (ve de alay etmek amacıyla) Şeyh'in yanında (bando takımına) müzik çalmalarını emretti. Sonra onu mezarlığa götürüp bütün askerlere onu kurşuna dizmelerini emretti. Böylece Şeyhin vücudunu  paramparça ettiler. Allah ondan razı olsun ve ona rahmet etsin." (Ve zalimlere de lanet etsin. Amin)
 
"Kitabuttevhid" adlı esere bu kitabın haricinde çok sayıda şerh yapılmıştır. Bu şerhlerden en muteber olan üç tanesi  merhum şeyhin ahfadından Abdurrahman bin Hasan rh.a'nın "Fethul Mecid" ve "Kurratu Uyun'il Muvahhidin" adlı eserleri ve  Hamd bin Atik’in “İbtal’ut Tendid” adlı eserleridir. Teysir’ul Aziz’il Hamid ise bu eserler arasında ilki ve en genişi olup, diğer eserler bu kitaba ilave veya çıkartma yapılarak meydana getirilmiştir. Allahın izniyle bu çalışmamız, Türkçede bu kıymetli eserin -bildiğimiz kadarıyla- ilk tercümesi olacaktır. Alemlerin Rabbinden bu çalışmamızı hayırla mükafatlandırmasını ve hayırlara vesile kılmasını diliyoruz.


Kendisi de bir kral olan Halife Memun Nadr bin Şumeyl (ra)'a şöyle demiştir:
يَا أَبَا الْحَسَنِ الْإِرْجَاءُ دِينُ الْمُلُوكِ
"Ey Ebu'l Hasen! İrca (Mürcielik) kralların dinidir!" (ed-Dulabi, el-Esma ve'l Kuna, no: 832; ayrıca Lalekai, es-Sunne, no: 2818)

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 2100
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
MUKADDİME
 
Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla,

(Şeyh Süleyman bin Abdillah diyor ki) Müminler için din olarak İslam'a razı olan, onun doğruluğunu gösteren delilleri ortaya koyan ve eksiksiz bir şekilde açıklayan, müminlerin kalbine tevhid ağacını yerleştiren, o ağaçta ihlas vasıtasıyla dallar yetiştiren, katından bir hidayet, yol göstericilik olarak müminlere itaat hususunda yardımcı olan Allah'a hamd olsun. Hidayet edici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.

"Çocuk edinmeyen, hakimiyette ortağı bulunmayan, âcizlikten ötürü bir dosta da ihtiyacı olmayan Allah'a hamdederim" de ve tekbir getirerek O'nun şanını yücelt! (İsra: 111)

"Sudan (meniden) bir insan yaratıp onu nesep ve sıhriyet (kan ve evlilik bağından doğan) yakınlığa dönüştüren O'dur. Rabbinin her şeye gücü yeter.
Allah'ı bırakıp kendilerine ne fayda ne de zarar verebilen şeylere kulluk ediyorlar. İnkârcı da Rabbine karşı uğraşıp durmaktadır." (Furkan: 54-55)

Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur, o tektir; rabbliğinde ve ilahlığında bir ortağı yoktur. O bundan yücedir ve büyüktür.

"Gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yaratan, sonra Arş'a istivâ eden Rahmân'dır. Bunu bir bilene sor." (Furkan: 59)

Yine şehadet ederim ki Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Onun kulu ve rasuludur.

"Bir şahit, bir müjdeleyici ve bir uyarıcı…Allah'ın izniyle, bir davetçi ve nûr saçan bir kandil" (Ahzab: 45-46)

Allah ona, aline ve ashabına çokça salat u selam eylesin.

Bu eser, "Kitab'ut Tevhid"  in şerhi niteliğindedir. Bu çalışma, inşaallah sözkonusu kitabta yer alan tevhidin çeşitlerine dair açıklamalar hakkında yeterli bir tenbih olacaktır. Bu eserdeki asıl gaye de budur. Bu şerhte aynı zamanda kitapta zikredilmiş olan tevhidin haricindeki bazı meseleler hakkında da tenbihler, hatırlatmalar yer alacaktır. Fakat öncelikli gayemiz kitabın asıl konusunu (tevhidi) açıklamak olacaktır. Zira meydana gelen zarar ve fesadın çoğu bu kitapta anlatılanlara (yani tevhide) muhalefetten kaynaklanmaktadır.
Bu muhalefetin asıl sebebi Allahu teala'nın Rasulu Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'e indirmiş olduğu Kitap Ve Hikmette yer alan hidayetten ve nurdan yüz çevirmektir. Ve de (bu hidayetten) kendisini müstağni görerek atalara, hevaya ve de bu hakka muhalif olan adetlere tabi olmaktır.

Bundan dolayıdır ki Allahu teala Kur'an-ı Kerim'in bir çok yerinde Kitap ve Sünnete uymanın gerekliliğini defalarca tekrarlamış, bu hususta çeşit çeşit misaller vermiş, bu hususu te'kid etmiş ve bundan yüz çevirenleri tehdid etmiştir. Bunun sebebi buna duyulan şiddetli ihtiyaç, hatta ihtiyaçtan öte zarurettir. Öyle ki bu, bütün zaruretlerin üstündedir. Kul için ne dünyada ne de ahirette bundan başka bir huzur, kurtuluş ve saadet sözkonusu değildir. Kul bunu elde edemediği takdirde ölü hükmünde sayılır.

Bu hususta Allahu teala şöyle buyuruyor:

"Ölü iken kendisini dirilttiğimiz ve insanlar arasında yürümesi için kendisine bir nur verdiğimiz kimse karanlıklarda kalıp çıkış yolu bulamayan kimse gibi midir? İşte kâfirlere yaptıkları şeyler böyle süslü gösterilmektedir." (En'am: 122)
 
İşte, Allah Subhanehu teala bu hidayetten ve nurdan mahrum olanları ölü olarak isimlendirmiştir. Bunu elde edenleri de diri olarak isimlendirmiştir. Zira böyle bir kimsenin dünya hayatında  Allah'ı birlemek, Onu bilmek, Ona hizmet etmek, onun için ihlaslı olmak, Onun zikriyle lezzet bulmak, Onun azameti karşısında eğilmek, Onun emirlerine boyun eğmek, Ona yönelmek ve de Ona teslim olmaktan başka bir gayesi olmaz. Kul bunu elde ettiyse gerçek anlamıyla diridir. İki cihanda da güzel bir hayatı elde etmiştir.

Bu hususta Allahu teala şöyle buyuruyor:

"Erkek veya kadın, mümin olarak kim iyi amel işlerse, onu mutlaka güzel bir hayat ile yaşatırız. Ve mükâfatlarını, elbette yapmakta olduklarının en güzeli ile veririz." (Nahl: 97)

Bu gayeye ulaşamayan kimse ise ölüdür, hatta ölüden daha kötüdür. Allahu teala şöyle buyuruyor:

"Rabbinizden size indirilene uyun. O’ndan başka velilere uymayın! Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz." (A'raf: 3)

"Muhakkak ki benim dosdoğru yolum budur; o halde ona uyun; sizi O’nun yolundan ayıracak yollara uymayın. İşte bu size kendisiyle tavsiyede bulunulan şeydir. Umulur ki sakınırsınız..." (En'am: 153)

"Ey kitap ehli! Muhakkak kitaptan gizlediklerinizin pek çoğunu açıklayan rasulümüz size gelmiştir ki pek çoğundan da vaz geçiyor. Muhakkak size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir.
Allah kendi rızasına uyan kimseyi onunla selamet yollarına iletir ve onları izniyle karanlıklardan nura çıkarır ve onları dosdoğru bir yola iletir." (Maide: 15-16)

"Ey insanlar, muhakkak ki size Rabbinizden bir burhan geldi ve biz size apaçık bir nur indirdik." (Nisa: 174)

"Ey iman edenler, Allah’a itaat edin, Rasul’e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de... Bir şey hakkında çekişirseniz –Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız- onu Allah’a ve Rasul’e götürün. İşte bu daha hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir." (Nisa: 59)

"Biz her bir rasulü Allah’ın izniyle ancak itaat edilmesi için gönderdik. Eğer onlar nefislerine zulmettikleri zaman sana gelerek Allah’tan bağışlanma dileseler, Rasul de onlar için bağışlanma dilese andolsun ki Allah’ı Tevvab (tevbeleri kabul eden) ve Rahim (merhamet sahibi) olarak bulacaklardı.
Hayır! Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem yapıncaya ve sonra senin hükmünden dolayı içlerinde bir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim oluncaya kadar iman etmiş olmazlar!"  (Nisa: 64-65)

"Bu Kitab'ı sana, her şey için bir açıklama, bir hidayet ve rahmet kaynağı ve müslümanlar için bir müjde olarak indirdik." (Nahl: 89)

"İşte böylece geçmiştekilerin haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Şüphesiz ki, tarafımızdan sana bir zikir verdik.
Kim ondan yüz çevirirse, şüphesiz ki kıyamet gününde o, ağır bir günah yükünü yüklenecektir.
Bu kimseler, onda ebedî kalırlar. Onlar için kıyamet gününde bu ne kötü bir yüktür!"
 (Taha: 99-101)

"Artık benden size hidayet geldiğinde, kim benim hidayetime uyarsa o sapmaz ve bedbaht olmaz.
Kim de beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve biz onu, kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz." (Ta-ha: 124-125)

İbn Abbas (ra) bu ayetin tefsirinde şöyle demiştir:

"Allah Kur'an'ı okuyup içindekilerle amel edenlerin dünyada sapmamasına, ahirette de mutsuz olmamasına kefil olmuştur."

"Böylece sana emrimizden bir ruh vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmiyordun. Ancak Biz onu, kendisiyle kullarımızdan dilediğimizi hidayete ilettiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz sen dosdoğru bir yola hidayet edersin." (Şura: 52)

Hidayetin ve saadetin Kur'an ve Sünnet dışındaki şeylerle de elde edilebileceğini iddia eden kimsenin hali ne gariptir! Halbuki Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) dahi ancak bununla hidayeti (kamil manada) bulmuştur, şu ayeti kerimede söylendiği gibi:

"De ki: Eğer saparsam, kendi aleyhime sapmış olurum. Eğer doğru yolu bulursam, bu da Rabbimin bana vahyettiği sayesindedir. Şüphesiz O, işitendir, yakındır."  (Sebe: 50)

Fakat bütün bunlardan sonra falanın filanın sözünü Kur'an ve Sünnete tercih ederler. Halbuki Allahu teala şöyle buyurmuştur:

"Rasul size ne verirse onu alın, sizi neden sakındırırsa ondan sakının." (Haşr: 7)

Bu manadaki ayetler oldukça fazladır. Allah'ı hakkıyla akletmiş olan herkesin dininde basiret (bilinç) ve yakin (kesin inanç) üzere olması icab eder. Allahu teala şöyle buyuruyor:

"De ki: “İşte bu, benim yolumdur. Ben Allah’a bir basiret üzere davet ediyorum; ben de bana uyanlar da. Allah’ı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim.” (Yusuf: 108)

Allah'ın kitabı ve Rasulunun (sallallahu aleyhi ve sellem) sünneti olmaksızın bu yakin ve basireti elde etmek ise muhaldir, imkansızdır. Bunun Kur'an'dan değil de zihinleri kirleten fasid görüşlerden elde edilebileceğini iddia eden kimse hidayete ve imana nasıl kavuşacaktır ki? Allah'a yemin olsun ki böylelerinin akılları yanlarında (güya) var olan tahkik ve irfan miktarınca fesada uğramıştır.

İşte bu bahsedilen Allah'ın kitabına ve Rasulunun sünnetine tabi olmak İslam dininin hakikatidir. Allah bunu avam havass herkese farz kılmıştır. Yine o, kafirlerle müminler arasında ve de cennet ehli mutlu insanlar ile cehennem ehli bedbahtlar arasında alameti farika olan iki şehadet kelimesinin hakikatini teşkil eder. Zira ilahın manası "kendisine itaat ve ibadet edilen"dir. İşte bu, Allah'ın kendisi için, melekleri, rasulleri ve nebileri için razı olduğu dinidir. Hidayet edilenler onunla hidayet bulur ve rasuller ona davet ederler.
 
Allahu teala şöyle buyuruyor:

"Senden önce hiçbir resûl göndermedik ki ona: "Benden başka İlâh yoktur; şu halde bana kulluk edin" diye vahyetmiş olmayalım." (Enbiya: 25)

"Allah’ın dininden başkasını mı arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde her ne varsa ister istemez O’na teslim olmuştur ve ancak O’na döndürüleceklerdir." (Ali İmran: 83)

Ne öncekilerden ne sonrakilerden bu dinden başkası kabul edilmeyecektir:
   
"Kim İslam’dan başka bir din ararsa, ondan asla kabul edilmeyecektir. Muhakkak ki o ahirette de hüsrana uğrayanlardandır!" (Ali İmran: 85)

Allah, mahlukatı şehadet etmeden önce bizzat kendisi dininin bu (tevhid) olduğuna şahitlik etmiş ve bunu ayet olarak da indirmiştir. Öyle ki bu, kıyamet gününe kadar okunacaktır. Aziz ve Alim olan Allah şöyle buyurmaktadır:

"Allah, kendisinden başka ilah olmadığına adaleti ayakta tutarak şahitlik etti melekler ve ilim sahipleri de... O’ndan başka ilah yoktur. O, Aziz'dir, Hakim'dir." (Ali İmran: 18)

Allah tevhid ehlini; söz, amel ve itikad hususunda üstün kıldığından ve bu da ikramı gerektirdiğinden dolayı  kıyamet günü insanlar üzerine şahit kılmıştır. Ezelden beri Aziz (üstün) ve Hamid (hamde layık) olan Allahu teala şöyle buyurmaktadır:

"Böylece sizi, insanlar üzerine şahitler olmanız, Rasulün de size şahit olması için vasat bir ümmet kıldık." (Bakara: 143)

O dini diğer bütün dinlerden üstün kıldı. Hüküm bakımından dinlerin en güzeli bu olduğu gibi, söz bakımından en sağlamı da odur.

"Din bakımından muhsin olarak yüzünü Allah’a teslim eden ve İbrahim’in hanif milletine uyan kimseden daha güzel kim olabilir? Allah İbrahim’i dost edinmiştir." (Nisa: 125)

Basiret sahibi olan bir kimse:

"Binasını Allah korkusu ve rızası üzere inşa eden" (Tevbe: 109) kimsenin ve de binasını Rahmana itaat ve gizlide de açıkta da onun razı olacağı ameller işlemek üzere yükselten kişinin dini ile, "binasını yıkılmaya yüz tutmuş bir yarın kenarına kurup da onunla birlikte kendisi de cehennem ateşine yuvarlanan kimse" (Tevbe: 109) ve de (dinini) putlara ve heykellere ibadet etmek, şiddet ve üzüntü anlarında salihlere ve insanlardan ve cinlerden başka kimselere iltica edip sığınmak, ibadetin beynini (duayı) Melik (her şeyin hükümranı) ve Deyyan (herkesi kahrıyla itaat altına alan) olan Allah'tan başkasına sarf etmek, değil başkalarına kendisine bile fayda ya da zarar veremeyen insanlardan fayda, zarar ve ihsan beklemek ve de toprağın altında kefenler içinde çürümüş halde yatan salih bir zatın Allah'ın mülkünde tasarruf yetkisi olduğu iddiası üzerine tesis eden bir kimsenin dini arasındaki farkı nasıl  ayırd edemez? Öyle ki bu ölü Allah'ın emriyle başına gelen şeyleri dahi def etmekten aciz iken, uzak diyarlardan kendisine seslenen kişilerden belayı nasıl def edecek? (Bu taptıkları sadece salihler değil) fısk u fucur içinde olduğuna şahitlik ettikleri, insanlar arasında Rahman'dan en uzak olan bir fasık, ya da gösterdiği sihirle insanların zihinlerini karıştıran bir sihirbazdır ki aldanmış olanlar bütün bunların Allah katından bir keramet olduğunu zannederler. Halbuki bunlar şeytanın harikalarından başka bir şey değildir.

Kahrolasıcalar! Kendi nefislerine ilmin ve imanın kapılarını kapattılar ve cehaletin ve de küfrün kapılarını açtılar. Allah'ın haberini tekzible, emrini de isyanla karşıladılar… O, hidayet ve nurun yüce kitabında olduğunu haber verdi, onlar "Bu, eskidendi" dediler. O, onlara Rabblerinden indirilene uymalarını ve Ondan başka velilere uymamalarını emretti. (bkz. A'raf: 3) Onlar ise Kur'an'dan başka velilerimiz olması şarttır, dediler. Onlara Allah'ın kitabıyla gittiğinizde; "Bize günümüzdekilerin üzerinde bulunduğu şey yeter" dediler. (bkz. Maide: 104) Onlara Rasulullah'ın sünnetiyle gittiğinizde "Falan şeyh böyle düşünmüyor, o bizden de sizden de daha alimdir" dediler.

Ey iman sahipleri, ibret alın! Onlar, peygamberlerin ve salihlerin kabirlerine güvendiler, onlar üzerine binalar diktiler, çatılarına nakışlar, dokumalar yaptılar, onları pahalı şeylerle donatıp süslediler, onlara rengarenk güzel örtüler astılar, onlar için tıpkı putperest ve haçperestlerin yaptığı gibi türbedarlar ve hizmetçiler atadılar, oralarda yatanlar için hayvanlar kesip adaklar adadılar, kurban keserek onlara yaklaşmaya çalıştılar. Ve sıkıntıların giderilmesi, günahların affedilmesi ve cennete girmek hususunda: "Bunlar bizim şefaatçilerimizdir" dediler. (Bkz. Yunus: 18)
Kendisi de bir kral olan Halife Memun Nadr bin Şumeyl (ra)'a şöyle demiştir:
يَا أَبَا الْحَسَنِ الْإِرْجَاءُ دِينُ الْمُلُوكِ
"Ey Ebu'l Hasen! İrca (Mürcielik) kralların dinidir!" (ed-Dulabi, el-Esma ve'l Kuna, no: 832; ayrıca Lalekai, es-Sunne, no: 2818)

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 2100
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
(Süleyman bin Abdullah diyor ki) Şimdi sen Allah için bana (günümüzdeki) müşriklerin şirkini vasfet. Bunların şirki, tıpkı Kur'an'da Yunus: 18 ve Zümer: 3. Ayetlerde ve diğer muhkem ayetlerde bahsedilenlerin aynısı mıdır, değil midir?

1- Eğer ki onların çoğunlukta oluşu seni aldattıysa bil ki, Allah onların çoğunlukta olmakla beraber yol bakımından hayvanlardan bile daha sapık kimseler olduğunu beyan etmiştir. (bkz. Furkan: 44) Zira onlar şirki tevhidle, dalaleti hidayetle, küfrü de İslamla değişmişlerdir. Gazabını ve de elem verici azabını gerektirecek şeylerden Allah'a sığınırız. O, Selam'dır. (Her türlü noksanlıktan salimdir)

2- Değer verilen bazı kimselerin bu şirke dair bazı görüşlere sahip olması seni aldattıysa bil ki mahlukatın içersinde peygamber haricinde herkesin hata yapması mümkündür. Böyle durumlarda sana düşen hata yapması mümkün olmayanın ismetine, himayesine müracaat etmendir ki bu, Celal ve İkram sahibi olan Allah'ın kelamı ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in sünnetinden başkası değildir. Bununla beraber kelime-i tevhidi söyleyip bunun gereklerini sözlerinde ve amellerinde gerçekleştiren meşhur alimlerin sözlerine de müracaat edersin.

Kendilerini İslam'a nisbet eden ülkelerde yayılmış olan vahim işler hakkında durum, sana anlattığımız gibi olmuştur. Öyle ki bunlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkmışlardır. Bu hal ta ki Allah bu karanlıkları ortadan kaldırıp, bidat ve sapıklıkları gidermeyi, şüphe ve cehaletleri yok etmeyi, göklerin ve yerin Rabbi'nin Rasulu'nun (sallallahu aleyhi ve sellem) verdiği müjdeyi tasdik etmeyi dilediği zaman kadar devam etmiştir. Ki o Rasul (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:


إِنَّ اللَّهَ يَبْعَثُ لِهَذِهِ الْأُمَّةِ عَلَى رَأْسِ كُلِّ مِائَةِ سَنَةٍ مَنْ يُجَدِّدُ لَهَا دِينَهَا

"Allah (celle celaluhu) bu ümmete her yüz yılın başında dinini yenileyecek birisini (müceddid olarak) gönderecektir" (Ebu Davud, Melahim:1 no: 4291, Hakim 4/522, Beyhaki el-Ma'rife no: 422. Münavi'nin beyanına göre Zeynuddin el-Iraki ve başkaları hadisin sahih olduğunu beyan etmiştir.)
 
Bu rivayetin isnadı sahihtir. Bu müjdeyi Allah bu makama tayin ettiği, kendisine fazilet ve nimetlerini bahşettiği kimsenin elinde gerçekleştirmiştir ki bundan kasdımız Şeyh, İmam, kıymetli Selef'in halefi, mahlukatının efendisinin (sallallahu aleyhi ve sellem) yoluna tabi olmuş, her makamda Allah'ın dinini müdafaa etmiş olan Şeyhulislam Muhammed bin Abdilvehhab'tır. Allah mekanını güzel etsin, sevabını kat kat versin. O, Allah'ın dinine gece gündüz, gizli açık davet etti; Allah'ın Ona davet etme hususundaki  emrini yerine getirdi. Bu hususta kimseye iltimas geçmedi, kimseye yağcılık yapmadı. Kendisine kibir ile karşı koyan çoğunluğa karşı azmedip direndi. Bütün bunlar onu Allah'ın emrinden çevirmedi, nihayet Allah ona yardımcılar ve destekçiler bahşetti. Onlar da onun (tevhid) sancağını ve bayrağını doğuya ve batıya neşredip dalgalandırdılar.

Merhum (Muhammed bin Abdilvehhab) rasullerin ve nebilerin davet ettiği tevhid hakkında bir çok eser kaleme almış ve müşriklerden buna muhalefet edenlere reddiyelerde bulunmuştur. İşte Kitab'ut Tevhid adlı eseri de bu cümledendir. Ve bu kitap sahasında eşsiz bir eserdir. Ne ondan önce ne de ondan sonra böyle bir eser kaleme alınmamıştır. Benim üzerinde söz söyleyeceğim (eser) inşaallah budur. Aslında ben bu işe girişmezdim fakat gördüm ki muteber kimselerden bu kitap hakkında söz söylemeye teşebbüs eden kimse olmadı ve de talebelerden, kardeşlerden de bu kitaptaki bazı ibarelerin maksadının açıklanmasını teşvik edenler de olunca onların bu isteğini takatim nisbetinde karşılamayı arzu ettim. (Hadiste buyrulduğu gibi):


وَاللهُ فِي عَوْنِ الْعَبْدِ مَا كَانَ الْعَبْدُ فِي عَوْنِ أَخِيهِ


"Kul, kardeşine yardım ettiği müddetçe Allah da ona yardım edecektir." (Muslim, Zikr: 11, no: 2699)
 
Bundan dolayıdır ki Allah bu husustaki kelamı kolaylaştırdı ve tek olup ortağı olmayan Allah, katında bulunanlardan kudreti ve kuvvetiyle ihsanda bulundu ki bu benim gücüm ve kuvvetimle olmadı; bundan dolayı bu esere "Teysir'ul Aziz'il Hamid fi şerhi Kitab'it Tevhid" [Kitab'ut Tevhid'in şerhi hususunda Aziz (üstün) ve Hamid (hamde layık) olan Allah'ın kolaylaştırması] ismini vermek uygun düştü. Bu kitapta;

"Şeyhülislam" sözüyle Ebu Abbas Ahmed b. Abdüsselam b. Teymiyye'yi (r.h.),

" Hafız" ismi ile de, Feth'ul Bari ve diğer eserlerin müellifi olan Ahmed b. Hacer el-Askalani'yi (r.h.) kastettim.

Allahu teala'dan bu çalışmamı Onun kerim zatına ihlasla adanmış bir amel kılmasını, ve de Naim cennetlerine ulaşmak için bir sebeb yapmasını dilerim. O, cömertlik ve kerem sahibidir. Rauf (şefkatli) ve Rahim (merhametli)'dir.
Kendisi de bir kral olan Halife Memun Nadr bin Şumeyl (ra)'a şöyle demiştir:
يَا أَبَا الْحَسَنِ الْإِرْجَاءُ دِينُ الْمُلُوكِ
"Ey Ebu'l Hasen! İrca (Mürcielik) kralların dinidir!" (ed-Dulabi, el-Esma ve'l Kuna, no: 832; ayrıca Lalekai, es-Sunne, no: 2818)

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 2100
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
BESMELENİN TEFSİRİ (ALLAH-RAHMAN VE RAHİM KAVRAMLARI)

Besmelenin Tefsiri

Muhammed b. Abdu'l Vehhab yüce kitabımız Kur'an'a uymuş ve aşağıdaki hadise dayanarak kitabına besmele yani "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla" giriş yapmıştır.

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

 
كُلُّ أَمْرٍ ذِي بَالٍ لاَ يُبْدَأُ فِيهِ بـ {بسم الله الرحمن الرَّحِيمِ} أَقْطَعُ

"Besmele ile başlanılmayan her iş kesiktir (bereketsizdir.)"
 
Bu hadisi Hafız Abdulkadir er-Rahavi "el-Erbaun" adlı eserinde Ebu Hureyre'den merfu' olarak rivayet etmiştir. Hatib de el-Cami adlı eserinde benzerini rivayet etmiştir. Eğer desen ki müellif, neden besmele ile hamdeleyi birlikte zikretmemiştir? (sadece besmeleyle yetinmiştir) Halbuki İbni Mace'de şöyle geçmektedir:


كُلُّ أَمْرٍ ذِي بَالٍ، لَا يُبْدَأُ فِيهِ بِالْحَمْدِ، أَقْطَعُ

"Hamd ile başlanmayan her iş kesiktir (bereketsizdir.)"
 
Ebu Davud'un lafzı ise şöyledir:


كُلُّ كَلَامٍ لَا يُبْدَأُ فِيهِ بِالْحَمْدُ لِلَّهِ فَهُوَ أَجْذَمُ

"Allah'a hamd ile başlamayan her söz (bereketten) kesiktir."

Başka bir lafız ise şöyledir:


كُلُّ كَلَامٍ أَوْ أَمْرٍ ذِي بَالٍ لَا يُفْتَحُ بِذِكْرِ اللَّهِ فَهُوَ أَبْتَرُ أَوْ قَالَ أَقْطَعُ

"Allah anılmadan başlanılan her iş bereketsizdir." (Ahmed 2/359)
 
كُلُّ أَمْرٍ ذِي بَالً لَا يُبْدَأُ فِيهِ بِذِكْرِ اللَّهِ أَقْطَعُ

"Allah anılmadan başlanılan her iş eksiktir." (Darakutni 1/229)
 
Buna cevaben denilir ki: Gaye, Allah'a hamd u sena ederken gözetilen maksada delalet edecek şekilde başlamaktır. Zira hamd, gerekli olan bir şeydir. Bunu sağlayacak ölçü ise Allahı zikretmektir. Bu da besmele vasıtasıyla yerine gelmiş olur. Ayrıca hadiste hamdı telaffuz etmenin yanında mutlaka yazmanın da gerektiğine delalet eden bir şey yoktur.  Musannıf bu hamdi kendi nefsinde de söylemiş olabilir. (Fethul Mecid müellifinin de işaret ettiği gibi kitabın bazı nüshalarında hamdele yazılmıştır.)
 
Alimler, besmeledeki carr (bi harfi cerri) ve mecrur (ism kelimesi)'un hazfedilmiş bir kelimeyle müteallik, alakadar olduğunu söylemişlerdir. Kufeliler bunu besmelenin öncesindeki "ebdeu" yani başlıyorum  fiili olarak takdir ederken, Basralılar ise besmeleden önceki bir isim olarak yani "başlangıcım (Allah'ın ismiyle) olmuştur veya sabit olmuştur" şeklinde takdir etmişlerdir. (Kufelilerin bahsetmiş olduğu) Birinci takdire göre carr ve mecrur nasb mahallindedir. (Basralılara ait olan) ikinci takdire göre ise ref mahallindedir. İbn Kesir iki görüşün de birbirine yakın olduğunu ve hepsinin Kur'an'da var olduğunu söylemiştir.

Besmele'nin başına gizli bir isim takdir edenler manayı da şu şekilde takdir ediyorlar: "(Bu işe) başlamam Allah'ın ismiyledir." Bu hususta Allahu teala'nın şu kavline dayanıyorlar:


{وَقَالَ ارْكَبُوا فِيهَا بِسْمِ اللَّهِ مَجْرَاهَا وَمُرْسَاهَا}

"ve Nuh dedi ki; «Allah'ın adıyla binin içine. Onun akışı da, duruşu da (O'nun adıyladır)" (Hud Suresi 41. Ayet)

Bu (mahzuf mütealliki) emir veya haber manasında bir fiil olarak takdir edenler ise manayı şöyle takdir ediyorlar: "Allahın ismiyle başladı veya başladım" Onlar da şu kavli delil alıyorlar:


{اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ}

"Yaratan Rabbının adıyla oku."(Alak: 1)
 
Bunların her ikisi de sahihtir. Zira bir fiilin mutlaka masdarının olması gerekir. Dolayısıyla sen fiili takdir ederken masdarını da takdir etmiş olursun. Bu masdar da besmeleden önce zikrettiğin fiile göre şekillenir. Kalkmak, oturmak, yemek, içmek, okumak, abdest almak, namaz kılmak gibi. Bütün bu işlerde Allah'ın ismini zikretmek bereketlenmek, hayır ummak ve de sözkonusu işin tamamlanıp kabul edilmesi gibi amaçlarla meşru kılınmıştır.

Zemahşeri besmeledeki bu gizli niyeti besmeleden sonra zikredilen bir fiil olarak takdir etmiştir. Yani "Allahın adıyla okuyorum" Zira o tilavet ettiği şey okunmuştur. Ve de yaptığı işe besmele ile başlayan her fail başladığı işi içinde saklar. Mesela yolcu bir yerde konakladığında veya yolculuğa çıktığında "Bismillah" der. Bunun manası "Allah'ın adıyla konaklıyorum veya yola çıkıyorum"dur. Bu, "Ebdeu/ başlıyorum" fiilinin veya "İbtidai/başlangıcım" isminin gizlenmesinden daha evladır. Zira buna mutabık olan ve de delalet eden bir şey yoktur. Bu surette niyet daha çok gizlenmiş olur. Mahzuf olan (isim veya fill) sonraya bırakılması, keza mamulun öne alınması ihtisasa daha çok delalet eder. Bu aynı zamanda bir tazim sergilemek, varlık için en uygun olanı ortaya koymaktır. Zira bu surette Allahu teala'nın ismi daha önce okunmuş olur. Eğer kişi şeriat nezdinde uygun olmayan bir işe de besmele ile başlarsa bu surette o çirkin fiilin yanında Allah'ın ismi zikredilmemiş ve de Allah'ın adı bu tarz şeylere alet olmamış olur.

 
"Yaratan Rabbinin adıyla oku"(Alak:1){اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ}

ayetinde kıraat/okuma fiilinin ortaya çıkmasına gelince; bu sözkonusu yerde en mühim işin okuma fiili olmasından kaynaklanır. Bundan dolayı bu ayette fiil müteallikinden önceye alınmıştır. Besmelede ise bunun tam tersidir (yani fiil sonda takdir edilmiştir). Zira besmelede en mühim iş (fiilden ziyade) o işe (Allah'ın ismiyle) başlamaktır. Bu açıklamayı Beyzavi yapmıştır. Bu görüş, görüşlerin en güzelidir. Zannımca Şeyhulislam da bunu tercih etmiştir. İbn Kesir buna değinmiş ve hazf edilmiş (atılmış) olan (fiil veya ismin) besmeleden önce takdir edilmiş olması haricinde bunu tasvib etmemiştir.

İbn'ul Kayyim besmeledeki amilin hazfedilmesindeki faydaları şöyle açıklamıştır:

" Bismillah'taki amilin hazfedilmesinin bir çok faydası vardır.

Bunlardan birisi şöyledir: Bu öyle bir yerdir ki Allah'ın zikrinden başka bir şeyin onun önüne geçirilmesi yakışık almaz. Eğer ki (besmelenin başında) fiil zikredilmiş olsaydı fail de zikredilmiş olacaktı. Bu ise asıl maksada ters düşecekti. Bu fiilin hazfedilmesinde lafzı manaya göre şekillendirme sözkonusudur. Bu surette ilk önce Allah'ın ismiyle başlanmış olmaktadır. Namazda söylediğimiz "Allahu Ekber" (Allah en büyüktür) lafzı da böyledir. Bu, Onun herşeyden daha yüce olduğu anlamına gelir. Fakat biz bu takdir ettiğimiz manayı (yani herşeyden… ibaresini), lafız kalpte gizlenen asıl maksada uygun olsun diye telaffuz etmeyiz. Ta ki kalpte yalnız Allah'tan başka hiçbir şey olmasın; namaz kılan kişinin kalbinde Ondan başkasının zikri yer almadığı gibi, dilinde de başkasının değil yalnız Onun zikri olsun.

O faydalardan birisi ise şudur: Fiil hazfedildiği zaman her amel, söz ve harekete Onun ismiyle başlamak sahih olur. Hiçbir fiil bu hususta başka fiilden üstün değildir. Bu bakımdan (fiili) hazfetmek, zikretmekten daha umumi (bir mana içermiş) olur. Böylece hangi fiili zikredersen et, mahzuf (zikredilmemiş) olan ondan daha genel, daha kapsamlıdır.

Kendisi de bir kral olan Halife Memun Nadr bin Şumeyl (ra)'a şöyle demiştir:
يَا أَبَا الْحَسَنِ الْإِرْجَاءُ دِينُ الْمُلُوكِ
"Ey Ebu'l Hasen! İrca (Mürcielik) kralların dinidir!" (ed-Dulabi, el-Esma ve'l Kuna, no: 832; ayrıca Lalekai, es-Sunne, no: 2818)

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 2100
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
Kitap Kelimesinin Tefsiri

Şeyh Süleyman bin Abdillah (rh.a) diyor ki:

"Kitap" ketebe, yektubu, kitaben, kitabeten ve ketben'den masdardır. Kök manası "toplanmak" kavramıyla  ilişkilidir.
Mesela; Araplar bir topluluk bir araya geldiğinde "Tekettebe benu fulan" (Falan kavim toplandı) derler. "Ketibe"; "süvariler" anlamındadır. "Kitabet" noktasında konu ele alındığında, mesela "kalemle kitabet" denilince, kelime ve harflerin bir araya toplanması anlatılır. Kitaba "Kitap" adının verilmesi, içine konulan şeyi toplaması ve bir araya getirmesinden dolayıdır. Bunu birçokları bu şekilde izah etmiştir.

Tevhidin Tarifi ve Çeşitleri

"Tevhid" vahhade-yuvahhidu-tevhid'den masdardır. (Allah'ı) birlemek, bir saymak manasına gelir. "Tevhid" İslam dinine verilen isimdir. Zira İslam dini Allah'ın mülkünde ve fiillerinde bir olup ortağı olmadığına (rububiyet tevhidi), zatında ve sıfatlarında bir olup benzeri olmadığına (isim ve sıfat tevhidi) ve de ilahlığında ve kulluk noktasında bir olup eşi, dengi olmadığı (uluhiyet tevhidi) esasına dayalıdır. Rasul ve nebilerin Allah katından getirmiş oldukları tevhid işte bu şekilde üç kısma ayrılır. Tevhidin bu üç çeşidi de birbirini gerektirir ve de biri diğerinden ayrılmaz. Bunlardan birisini yerine getirip diğerini yerine getirmeyen bir kimse kabul ettiği kısmı da hakkıyla yerine getirmiş sayılmaz.

1- Rububiyet ve mülk (hükümranlık) tevhidi:

Allahu teala'nın her şeyin Rabbi, Maliki, Halıkı (yaratıcısı), Razıkı (rızıklandırıcısı) olduğunu; yaşatan ve öldürenin, fayda ve zarar verenin, sıkıntı anında dualara icabet edenin yalnızca O olduğunu; kainattaki bütün işlerin Ona ait olduğunu, hayrın bütünüyle onun elinde olduğunu, dilediği her şeye kadir olduğunu, bu hususlarda hiçbir ortağı olmadığını kabul etmektir. Kadere iman da rububiyet tevhidine dahildir. Tevhidin bu çeşidi kulun İslam'a girmiş sayılması için yeterli değildir. Bilakis Allah'ı rabbliği hususunda birlemekle (rububiyet tevhidi) ile beraber bunun gereği olan ilahlık hususundaki tevhidi de yerine getirmesi gerekir. Zira Allahu teala müşriklerin dahi Allah'ın rububiyet hususunda tek olduğunu kabul ettiklerini haber vermektedir. Allahu teala şöyle buyuruyor:


{قُلْ مَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَاءِ وَالأَرْضِ أَمَّنْ يَمْلِكُ السَّمْعَ وَالأَبْصَارَ وَمَنْ يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَمَنْ يُدَبِّرُ الأَمْرَ فَسَيَقُولُونَ اللَّهُ فَقُلْ أَفَلا تَتَّقُونَ}

De ki: “Size gökten ve yerden rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir? Ölüden diriyi çıkaran ve diriden ölüyü çıkaran kimdir? İşleri yerli yerince yöneten kimdir?” Onlar: “Allah” diyeceklerdir. Öyleyse de ki: “Peki siz yine de korkup-sakınmayacak mısınız?” (Yunus: 31)

{وَلَئِنْ سَأَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَهُمْ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ فَأَنَّى يُؤْفَكُونَ}

Andolsun ki onlara: “Kendilerini kim yarattı?” diye soracak olsan, elbette: “Allah.” diyeceklerdir. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorlar? (Zuhruf: 87)

{وَلَئِنْ سَأَلْتَهُمْ مَنْ نَزَّلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَحْيَا بِهِ الْأَرْضَ مِنْ بَعْدِ مَوْتِهَا لَيَقُولُنَّ اللَّهُ قُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ}


Andolsun ki onlara: "Gökten su indirip onunla ölümünün ardından yeryüzünü canlandıran kimdir?" diye sorsan, mutlaka, "Allah" derler. De ki: hamd da Allah'a mahsustur. Fakat onların çoğu düşünmezler. (Ankebut: 63)

{أَمَّنْ يُجِيبُ الْمُضْطَرَّ إِذَا دَعَاهُ وَيَكْشِفُ السُّوءَ وَيَجْعَلُكُمْ خُلَفَاءَ الأَرْضِ أَإِلَهٌ مَعَ اللَّهِ قَلِيلاً مَا تَذَكَّرُونَ}

(Onlar mı hayırlı) yoksa darda kalana kendine yalvardığı zaman karşılık veren ve (başındaki) sıkıntıyı gideren, sizi yeryüzünün hakimleri kılan mı? Allah'tan başka bir ilah mı var! Ne kadar da kıt düşünüyorsunuz! (Neml: 62)
Dolayısıyla onlar, bütün bu sayılan fiilerin Allah'a has olduğunu biliyorlardı, fakat buna rağmen müslüman sayılmıyorlardı. Bilakis Allahu teala onlar hakkında şöyle buyuruyor:


{وَمَا يُؤْمِنُ أَكْثَرُهُمْ بِاللَّهِ إِلاَّ وَهُمْ مُشْرِكُونَ}

Onların çoğu şirk koşmaksızın Allah’a iman etmezler. (Yusuf: 106)

Mücahid (rh.a) bu ayet hakkında şöyle demektedir: "Onların Allah'a olan imanları, Allah bizi yarattı, bizi rızıklandırıyor ve öldürüyor şeklindeki sözleridir. İşte bu, ibadet hususunda başkalarını Allah'a ortak koşarak yapılan bir imandır." Bu eseri, İbnu Cerir et-Taberi ve İbnu Ebi Hatim rivayet etmiştir. İbnu Abbas, Ata ve Dahhak'tan bunun benzeri nakledilmiştir.

Kafirlerin Allah'ı tanıdıkları ve rububiyetini, mülkünü ve kahrını, galebesini bildikleri bu surette iyice açığa çıkmıştır. Onlar, aynı zamanda Allah'a ibadet ederler ve hacc, sadaka, kurban, adak ve zorluk anlarında yapılan dua gibi bazı ibadet çeşitlerini Allah'a has kılarlardı. Ayrıca, onlar İbrahim (as)'ın dini üzere olduklarını iddia ediyorlardı. Bunun üzerine Allahu teala şu ayetini indirdi:


{مَا كَانَ إِبْرَاهِيمُ يَهُودِيّاً وَلا نَصْرَانِيّاً وَلَكِنْ كَانَ حَنِيفاً مُسْلِماً وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ}

İbrahim yahudi olmadı, hristiyan da değildi. Fakat hanif bir müslümandı; müşriklerden değildi!.. (Ali İmran: 67)

(Müşriklerden) bazıları öldükten sonra dirilmeye ve hesap gününe, bazıları da kadere inanırlardı. (Cahiliye dönemi şairlerinden) Züheyr şöyle diyor:

يُؤَخَّرْ فَيُوضَعْ فِي كِتَابٍ فَيُدَّخَرْ ... لِيَوْمِ الْحِسَابِ أو يعجل فينقم

"Ertelenir, bir kitaba konulur ve saklanır/Hesap gününe yahut da âcil olarak intikam alınır."

Antere ise şöyle demektedir:


يا عبل أين من المنية مهرب / إن كان ربي في السماء قضاها

Ey büyük insan! Kaderden kaçış var mıdır? Gökteki Rabbim eğer ki hükmettiyse…

Onların şiirlerinde bu gibi şeylere raslanabilir. Allah hakkında akleden herkesin o müşriklerin  Allah'ı bilip kabul ettikleri halde kanını dökmeyi, kadınlarını esir etmeyi, mallarını mübah kılmayı gerekli kılan sebebin ne olduğu üzerinde düşünüp araştırması icab eder. Bu sebeb, "La ilahe illallah"ın manasını teşkil eden ibadet tevhidi hususunda şirk koşmalarından başka bir şey değildir.

2- İsim ve Sıfat tevhidi: Bu, Allah'ın her şeyi bildiğini, her şeye kadir olduğunu, Hayy (diri) ve Kayyum (kendi zatıyla kaim olup hiçbir şeye muhtaç olmayan) olup, onu asla uyku veya uyuklama tutmayacağını, sürekli yürürlükte olan bir meşiet (dileme) ve üstün bir hikmet sahibi olduğunu,  Semi (işiten) ve Basir (gören), Rauf (şefkatli) ve Rahim (merhametli) olduğunu, Arşa istiva ettiğini, mülkün sahibi olduğunu, Haşr suresinin 23. Ayetinde beyan edildiği gibi:

"Melik, Kuddûs, Selam, Mü’min, Müheymin, Azîz, Cebbar, Mütekebbir Allah’tır. (O, mülkün sahibidir, eksiklikten münezzehtir, selâmet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır.) Allah, şirk koştukları şeylerden yücedir."

Daha bunun gibi nice Esma'ul Husna'sı (güzel isimleri) ve de Sifat'ul Ulya'sı (yüce sıfatları) mevcuttur.

Esma ve Sıfat tevhidi de aynı şekilde kulun İslam'a girmiş olması için kafi değildir. Bilakis bunun yanında bunun lazımı, gereği olan rabblik ve ilahlık hususundaki tevhidi de yerine getirmesi gerekir. Kafirler genelde isim ve sıfat tevhidi cinsinden bazı hususları kabul ediyorlardı. Bazıları isim ve sıfat tevhidinin bir kısmını cehaletten veya inaddan ötürü inkar etse de bu böyledir. Mesela; biz Yemame'nin Rahmanından (Müseyleme'den) başka bir Rahman bilmiyoruz, diyenler gibi. Allahu teala bunlar hakkında şu ayeti indirmiştir:


" (Rad: 30)  "Onlar Rahman'ı inkâr ediyorlar
{وَهُمْ يَكْفُرُونَ بِالرَّحْمَنِ}

Hafız İbnu Kesir (rh.a) diyor ki: Zahir olan şudur ki; onların bunu inkar edişleri ancak bilerek, inad yoluyla ve küfürlerinde ısrar ederek yapılan bir inkardır. Zira bazı cahiliye şiirlerinde Allahu teala'nın Rahman olarak isimlendirildiği vakidir. Şair şöyle der:

"Rahmanın dilediği şey mutlaka yerine gelir." [/b]وما يشأ الرحمن يعقد ويطلق

Bir başkası da şöyle demiştir:

"Rahman olan Rabbim onun sağ tarafını kesmedi mi…"
  أَلَا قَضَبَ الرَّحْمَنُ رَبِّي يَمِينَهَا

Bunların ikisi de cahiliye dönemine ait şiirlerdir. Zuheyr ise şöyle demiştir:

فَلَا تَكْتُمُنَّ اللَّهَ مَا فِي نُفُوسِكُمْ ... لِيَخْفَى فَمَهْمَا يُكْتَمِ اللَّهُ يَعْلَمِ

«İçinizdekileri, gizli kalsın diye Allah'tan sakın gizlemeyin. Zîrâ Allah'tan ne gizlenirse onu mutlaka bilir.»

Derim ki: Onların Rahman sıfatı haricinde isim ve sıfat tevhidinden herhangi bir şeyi inkar ettikleri bilinmemektedir.  Eğer onlar tevhidin bu türünü inkar etselerdi tıpkı ilahiyet (ibadet) tevhidi hakkında verdikleri cevabın aynısını peygamber (as)'a verirlerdi. Zira onlar şöyle demişlerdi:


{أَجَعَلَ الآلِهَةَ إِلَهاً وَاحِداً إِنَّ هَذَا لَشَيْءٌ عُجابٌ}


"İlahları tek bir ilah mı yaptı? Doğrusu bu şaşılacak bir şeydir" (Sad: 5)
Özellikle Mekki sureler tevhidin bu çeşidi ile doludur.

3- İlahlık tevhidi: (Allah'ı tek ilah ve mabud olarak tanımak)

توحيد الإلهية
Tevhidin bu çeşidi sevgi, korku, reca (ümit), tevekkül, rağbet (arzu), rahbet (korku), dua gibi ibadetleri sadece Allah'a yönelterek teellühü (ilah edinmeyi, ibadeti) Allah'a has kılma esasına dayanır. Bu esas üzerine de zahiri (görünen) ve batıni (görünmeyen) bütün ibadetleri tek olan ve ortağı bulunmayan Allah'a has kılmak ve bu ibadetlerden hiç birisini Allah'tan başkasına –bırakın bir başkasını mukarreb bir melek veya gönderilmiş bir peygambere  dahi-  yöneltmemek  prensibleri bina edilmiştir. Tevhidin bu çeşidi Allahu teala'nın şu ayetlerinde anlatılan şeydir:
{إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ}

"Biz yalnız sana ibadet ederiz, yalnız senden yardım isteriz" (Fatiha: 4)

{وَلِلَّهِ غَيْبُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَإِلَيْهِ يُرْجَعُ الْأَمْرُ كُلُّهُ فَاعْبُدْهُ وَتَوَكَّلْ عَلَيْهِ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ }


Göklerin ve yerin gaybı Allah’ındır, bütün işler O’na döndürülür; öyleyse O’na ibadet et ve O’na tevekkül et. Rabbin yaptıklarınızdan asla gafil değildir. (Hud: 123)

{فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِيَ اللَّهُ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ}

Eğer yüz çevirirlerse de ki: “Bana Allah yeter. O’ndan başka ilah yoktur. Ben ancak O’na tevekkül et-tim ve büyük Arş’ın Rabbi O’dur.” (Tevbe: 129)

{رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَاعْبُدْهُ وَاصْطَبِرْ لِعِبَادَتِهِ هَلْ تَعْلمُ لَهُ سَمِيّاً}

(O) göklerin, yerin ve ikisi arasındaki şeylerin Rabbidir. Şu halde O'na kulluk et; O'na kulluk etmek için sabırlı ve metânetli ol. O'nun bir adaşı (benzeri) olduğunu biliyor musun? (Asla benzeri yoktur). (Meryem: 65)

وَمَا اخْتَلَفْتُمْ فِيهِ مِنْ شَيْءٍ فَحُكْمُهُ إِلَى اللَّهِ ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبِّي عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَإِلَيْهِ أُنِيبُ


Herhangi bir şey hakkında ihtilafa düşerseniz, onun hakkında hüküm vermek Allah’ındır. İşte Rabbim olan Allah. Ben O’na tevekkül ettim ve yalnızca O’na dönüp-yönelirim. (Şura: 10)

{وَتَوَكَّلْ عَلَى الْحَيِّ الَّذِي لا يَمُوتُ وَسَبِّحْ بِحَمْدِهِ وَكَفَى بِهِ بِذُنُوبِ عِبَادِهِ خَبِيراً}


Ölümsüz ve daima diri olan Allah'a güvenip dayan. O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarını O'nun bilmesi yeter. (Furkan: 58)


{وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ}

Ve sana yakîn gelinceye kadar Rabbine ibadet et! (Hicr: 99)

Tevhidin bu çeşidi (uluhiyet tevhidi) dinin başı ve sonudur, batını (içi) ve zahiridir (dışıdır). Rasullerin davetinin başlangıcı da sonu da odur. O, "la ilahe illallah" (Allah'tan başka ilah yoktur) kelimesinin manasıdır. Zira ilah; sevgi, korku, yüceltme ve tazim ile ve de diğer ibadet çeşitleri vasıtasıyla kendisine ibadet edilen, ilah edinilen me'luh (ma'bud) demektir. Mahlukat bu tevhid için yaratıldı, rasuller bunun için gönderildi, kitaplar bunun için indirildi. Bu (uluhiyet tevhidi) sebebi ile insanlar mü'min ve kafir olarak ve de saadete ermiş cennet ehli ve bedbaht olmuş cehennem ehli olarak ayrıldı. Allahu teala şöyle buyuruyor:


"Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki korunasınız." (Bakara: 21)

Kur'an'da verilen ilk emir bu ayette (yer alan ibadette tevhid emri)dir.

Andolsun ki, Nuh'u kavmine gönderdik ve o: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka bir ilah yoktur. Hâla sakınmaz mısınız? dedi. (Mü'minun: 23)

Görüldüğü üzere bu, şirkin ortaya çıkmasından sonra gönderilen ilk rasulun davet ettiği şeydir.

Hud (as) ise kavmine şöyle demiştir:

 "Allah'a ibadet edin, sizin Ondan başka ilahınız yoktur" (A'raf: 65)

Salih (as) da kavmine şöyle demişti:

"Allah'a ibadet edin, sizin Ondan başka ilahınız yoktur" (Hud: 61)

Şuayb (as) ise kavmine şöyle dedi:

"Allah'a ibadet edin, sizin Ondan başka ilahınız yoktur" (A'raf: 85)

İbrahim (as) ise kavmine şöyle demişti:

Muhakkak ki ben hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim ve ben müşriklerden değilim. (En'am: 79)

Allahu teala şöyle buyuruyor:

Senden önce hiçbir resûl göndermedik ki ona: "Benden başka İlâh yoktur; şu halde bana kulluk edin" diye vahyetmiş olmayalım. (Enbiya: 25)

Senden önce gönderdiğimiz rasullerimizden sor: “Biz Rahman’ın dışında ibadet edilecek bir takım ilahlar kıldık mı?”  (Zuhruf: 45)

Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. (Zariyat: 56)

Hirakl Ebu Süfyan'a Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) hakkında soru sorduğu esnada şunu da söylemişti: O size ne anlatıyor? Ebu Süfyan şöyle dedi:

"Tek olan Allah'a ibadet edin, Ona hiçbir şeyi ortak koşmayın ve de atalarınızın söyleyegeldikleri şeyleri terkedin"

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Muaz (ra)'a şöyle demiştir:

"Sen ehli kitaptan olan bir kavme gidiyorsun. Onları ilk çağırdığın şey Allah'tan başka ilah olmadığına (la ilahe illallah'a) şehadet etmek olsun."

Bir rivayette ise "Allah'ı birlemeye" şeklindedir.

[Müellifin nakletmiş olduğu şekilde bir lafza raslayamadım. Buhari'nin nakletmiş olduğu lafızlardan birisi şöyledir:

"Sen ehli kitap olan bir kavme ayak basacaksın. Onları ilk çağırdığın şey Allah'ı birlemek olsun"

Tevhidin bu nev'i mükellef kimsenin üzerine vacib olan ilk şeydir. Allah'ın Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'i  kendisiyle gönderdiği Kitap ve Hikmet'in manalarını bilmeyen (kelamcı ve filozoflardan) bazı kimselerin iddia ettiği gibi mükellef üzerine vacib olan ilk şey (Allah'ın varlığını akıl yoluyla bulmak amacıyla tefekkür edip) düşünmek, düşünmeye yönelmek veya Allah hakkında şüphe etmek değildir.

Bu (ibadette tevhid), vaciblerin en başta geleni ve de sonuncusudur. Kendisi vasıtasıyla İslam'a girilen ilk şeydir. Dünyadan kendisiyle çıkılan son şeydir. Zira Allah rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

"Kimin son sözü "la ilahe illallah" olursa cennete girer"

"Ben insanlarla Allah'tan başka ilah olmadığına ve de Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in Onun rasulu olduğuna şehadet edene kadar savaşmakla emrolundum."  Hadis, muttefekun aleyh'tir. (Yani Buhari ve Müslim'in ortaklaşa rivayet ettikleri bir hadistir.)

 Kur'an işte bu tevhidi gayet fasih, anlaşılır bir şekilde açıklamış; onunla başlayıp onunla sona ermiştir. Bu hususta misaller vermiştir. Öyle ki Kur'an'da ibadet tevhidinden bahsetmeyen bir sure yoktur. Tevhidin bu çeşidine başka isimler de verilmiştir:
 
1- İlahiyet (İlahlık) tevhidi: Zira bu tevhid, teellühü yani ilah edinmeyi, ibadeti Allah'a has kılma esasına mebnidir. Bu ise muhabbetin, sevginin en şiddetlisinin sadece Allah'a ait kılınması manasına gelir. Bu da ibadetin Allah'a has kılınmasını gerektirir.
2- Bu sayılan sebeblerden dolayı ibadet tevhidi ismini de alır.
3- İrade (talep ve istek) tevhidi:  Zira bu tevhid, ameller vasıtasıyla Allah'ın vechini, rızasını talep etme esasına dayalıdır.
4- Kasd (yöneliş ve arzuda) tevhid: Zira tevhidin bu çeşidi kasdı, yönelişi Allah'a has kılmak esasına dayanır, bu ise ibadeti sadece Allah'a has kılmayı gerektirir.
5- Amelde tevhid: Zira bu tevhid, yapılan amelleri tek olan Allah'a has kılma esasına dayalıdır.

Allahu teala şöyle buyuruyor:

"Dini Allah'a has kılarak Ona ibadet edin" (Zümer: 2)

"De ki: Ben dini Ona has kılarak Allaha ibadet etmekle emrolundum ve ayrıca ben müslümanların ilki olmakla emrolundum." (Zümer: 11-12)

"De ki: Siz Onun haricinde kime ibadet ederseniz edin, ben dini Ona has kılarak Allaha ibadet ederim." (Zümer: 14-15)

"Allah, çekişip duran birçok ortakların sahip olduğu bir adam (köle) ile yalnız bir kişiye bağlı olan bir adamı misal olarak verir. Bu ikisi eşit midir? Hamd Allah'a mahsustur. Fakat onların çoğu bilmezler." (Zümer: 29)

De ki: Öyleyse bana söyler misiniz? Allah bana bir zarar vermek isterse, Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, O'nun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut Allah, bana bir rahmet dilerse, onlar O'nun bu rahmetini önleyebilirler mi?  (Zümer: 38)

"Yoksa onlar Allah'tan başkasını şefaatçılar mı edindiler? De ki: Onlar hiçbir şeye güç yetiremezler ve akıl erdiremezlerse de mi (Şefaatçı edineceksiniz)?
De ki: Bütün şefâat Allah'ındır. Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Sonra O'na döndürüleceksiniz." (Zümer: 43-44)

Size azap gelip çatmadan önce Rabbinize dönün, O'na teslim olun, sonra size yardım edilmez. (Zümer: 54)

De ki: Ey cahiller! Bana Allah'tan başkasına kulluk etmemi mi emrediyorsunuz?
 (Resûlüm!) Şüphesiz sana da senden öncekilere de şöyle vahyolunmuştur ki: Andolsun (bilfarz) Allah'a ortak koşarsan, işlerin mutlaka boşa gider ve hüsranda kalanlardan olursun!
Hayır! Yalnız Allah'a kulluk et ve şükredenlerden ol. (Zümer: 64-66)

Zümer suresinin sonuna kadar bu şekilde devam etmektedir. Bütün bu sureler tevhide çağırmakta, tevhidi emretmekte, tevhid hakkındaki şüphe ve itirazlara cevap vermektedir. Ve de Allah'ın tevhid ehline hazırladığı kalıcı nimetlerden ve de tevhide muhalefet edenler için hazırladığı can yakıcı azabtan bahsetmektedir. Kur'an'daki bütün sureler hatta bütün ayetler bu tevhide (yani Allah'ı ibadet hususunda birlemeye) çağırmakta, ona şahidlik etmekte ve onu içermektedir. Zira Kur'an ya Allahu teala'dan, Onun isim ve sıfatlarından ve de fiillerinden bahseder ki buna Rububiyet tevhidi ve Sıfat tevhidi isimleri verilir. Ki bunlar Uluhiyet tevhidini gerektirmekte ve onu içermektedirler. Veyahut da ortağı olmaksızın yalnızca Ona kulluk etmeye, Ondan başka ibadet edilenleri terketmeye çağırır; ya da çeşitli ibadet şekillerini emreder ve muhalif davranışları nehyeder ki buna da İlahlıkta ve ibadette tevhid ismi verilir. Bu da tevhidin sayılan diğer iki çeşidini gerektirir ve bu ikisini içerir.

Ayrıca Allah'ı tevhid edip Ona itaat edenlere yapacağı ikramdan, dünyada başlarına gelecek olaylardan, ahiretteki ikramdan haber verir. Bu tevhidin mükafatıdır. Veya müşriklerle ilgili şeylerden, dünyada bunlara karşı verilecek cezalardan, ahirette kendilerini nasıl bir azabın beklediğinden haber verir. Bu da tevhid dairesinin dışına çıkanların göreceği cezadır.

Bu uluhiyet tevhidi, Allah'ın kendisinden başka bir din kabul etmeyeceği İslam'ın hakikatidir. Zira Allah Rasulu (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

"İslam beş temel üzerine kurulmuştur. Allah'tan başka ilah olmadığına ve de Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in Onun kulu ve elçisi olduğuna şehadet etmek, namazı kılmak, zekatı vermek, Beytullahı haccetmek ve de oruç tutmak."

Bu hadisi Buhari ve Müslim rivayet etmişlerdir. Bu hadiste İslam'ın bu beş esas üzerine kurulduğunu haber vermektedir ki bütün bunlar birer ameldir.

 Bu da İslam'ın emredilen fiilleri yapıp, nehyedilen işleri de terketmek suretiyle ve bütün bunları sadece Allah'a has kılarak tek olan Allah'a ortaksız olarak ibadet etmek olduğuna delil teşkil eder.


Kendisi de bir kral olan Halife Memun Nadr bin Şumeyl (ra)'a şöyle demiştir:
يَا أَبَا الْحَسَنِ الْإِرْجَاءُ دِينُ الْمُلُوكِ
"Ey Ebu'l Hasen! İrca (Mürcielik) kralların dinidir!" (ed-Dulabi, el-Esma ve'l Kuna, no: 832; ayrıca Lalekai, es-Sunne, no: 2818)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
3 Yanıt
3280 Gösterim
Son İleti 28.03.2021, 22:55
Gönderen: Tevhid Ehli
5 Yanıt
3493 Gösterim
Son İleti 04.05.2018, 17:08
Gönderen: Tevhid Ehli
10 Yanıt
4884 Gösterim
Son İleti 24.02.2019, 02:39
Gönderen: Tevhid Ehli
0 Yanıt
1163 Gösterim
Son İleti 24.09.2018, 18:28
Gönderen: Teymullah
1 Yanıt
1019 Gösterim
Son İleti 21.04.2021, 01:48
Gönderen: Tevhid Ehli