Darultawhid

Gönderen Konu: İslam Fıkhında Zındıkların ve Münafıkların Durumu  (Okunma sayısı 3192 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 2141
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
Zındık kelimesinin manası ve kökeni:

 "Şerh'ul Hudud" adlı eserde şöyle denmektedir:

" İbnu Arafe diyor ki: "Zındık İslam izhar edip içinde küfrü gizleyen demektir." Bu ise diliyle tasdik ettiği halde kalbiyle tasdik etmeyen münafığın tanımıdır. Şeyh'in tarifi ise daha kapsamlıdır zira bu tarifte İslam'ı söz, fiil veya dış görünüş olarak izhar eden herkesi içine almaktadır." (Şerhu Hududi İbn Arafe, 1/491, el-Mektebet'ul İlmiyye, 1350 )

El-Mutli ala Elfaz'il Mukni adlı eserde ise "el-Muğni" den naklen şu açıklamalar yapılmaktadır:

"Zındık, dış görünüşte müslüman olup içinde küfür gizleyen kimse demektir. Buna geçmişte münafık denilirdi şimdi ise zındık denmektedir."  (El-Mutli ala Elfaz'il Mukni, Şemsuddin el-Ba'li, 1/462, Mektebet'us Sevadi, 1423/2003)

İbn Dureyd Cemherat'ul Luga'da şu açıklamaları yapmıştır:

"Ebu Hatim bu kelimenin Farsça'dan Arapça'ya geçmiş bir kelime olduğunu ifade eder. Bunun aslı, Zende-ker idi. Bununla zamanın sürekli devam edeceğini kasdederler. Bekr diyor ki: Zinde (Farsça'da) hayat manasına gelir. Ker ise bir işi yapmak manasına gelir. (Buna göre Zende-kerd hayat süren manasındadır)" (İbn Dureyd, Cemherat'ul Luga, 3/1329, Dar'ul İlm, Beyrut, 1987)

Cevheri ise es-Sıhah'ta şöyle demektedir:

"Zındık, (alemin iki ilahı olduğuna inanan) Seneviye'den olan kimseye denir. Arapçaya sonradan dahil olmuş bir kelimedir. Çoğulu "Zenadıka(h)" gelir. Sondaki "ha" harfi hazfedilmiş "ya" harfinden bedeldir. Yoksa kelimenin aslı "Zenadık" idi. "Tezendeka" yani zındık oldu, zındıklaştı denir. Bu kökten gelen isim yani zındıklık ise "zendeka" şeklinde ifade edilir." (Cevheri, es-Sıhah, 1489)

"el-Muğrib" adlı eserde ise şöyle denmektedir:

"Leys şöyle demiştir: Zındık kelimesi bilinmektedir. Zendeka ise kişinin ahiret gününe ve yaratıcının tek olduğuna iman etmemesi demektir. Sa'leb'ten rivayet edildiğine göre Zındık kelimesi tıpkı "ferazin" kelimesi gibi Arab'ın kelamında var olan bir kelime değildir. Bunun manası halkın "mülhid" (dinsiz) ve "dehri" (ateist, Allah'ı inkar eden) dediği şeyle aynıdır. İbn Dureyd bu kelimenin Farsça'dan arapçaya geçmiş bir kelime olup aslının "Zende" olduğunu ve bu suretle zamanın asla sona ermeyeceğini kasdettiklerini söyler. Mefatih'ul Ulum'da ise şöyle diyor: Zenadıka yani Zındıklar "Maneviyye" yani Maniheizm dini mensuplarıdır. Mazdekiyye mensupları da bu şekilde adlandırılır. Mazdek ise Kubaz (Kubat) adlı Fars hükümdarı zamanında zuhur edip malların ve kadınların ortak olduğunu iddia etmiştir. "Zend" adını verdiği bir kitap ortaya atmıştır ki bu kitap peygamberlik iddia eden Zerdüşt'ün ihdas ettiği Mecusiliğe ait bir kitabtır. Mazdek'in ashabı bu "Zind" kitabına nisbet edilir. Bu kelime daha sonradan arapçalaşarak "Zindik" halini almıştır." (El-Muğrib, Burhanuddin el-Harezmi, 1/211, Dar'ul Kitab'il Arabi)

İbn'un Nedim ise el-Fihrist adlı eserinde Mani dininden bahsettikten sonra kelamcılardan İslam izhar edip zındıklığını gizleyen Maniheist liderleri diye bir başlık atmış ve ardından İslam ülkesinde Manici fikirlerini İslam kisvesi altında gizleyen filozof ve yöneticilerin listesini vermiştir.  (İbn'un Nedim, el-Fihrist, sf 338, Beyrut 1398/1978)

Zındığın tevbesi kabul edilir mi?

İbn-i Kudame   bu husustaki görüşleri özetler ve der ki: «...Mürtedd  tevbe ettiği zaman tevbesi kabul edilir. Ne çeşit bir inkâr olursa olsun, ister küfrünü gizleyen bir zındık olsun ister başkası olsun tevbe ettiği takdirde öldürülmez... Bu Şafiî'nin ve Anberî'nin görüşüdür. Bu, Hz. Ali ve İbn-i Mesud'dan rivayet edilir. Bu aynı zamanda İmam Ahmed'den gelen iki rivayetin biridir. Ebû Bekir Hallal'ın da kabul ettiği görüş budur. Ve Ebû Bekir, Ebû Abdillah (İmam Ahmed'in) mezhebinde, bunun tercih edildiğini söylemiştir. Diğer rivayet de, zındık'ın ve birkaç defa îslâmı terkeden kimsenin tevbesinin kabul edilmeyeceğidir. Bu, Mâlik'in, Leys'in, İshak'ın görüşüdür. Ebû Hanîfe'den bu hususta iki rivayet vardır. Ebubekir de zındığın tevbesinin kabul edilmeyeceği görüşünü tercih etmiştir. Zira Allahu teala şöyle buyuruyor:

{إِلا الَّذِينَ تَابُوا وَأَصْلَحُوا وَبَيَّنُوا} "Ancak tevbe edip, ıslah olanlar ve hakkı açıklayanlar müstesna" (Bakara: 160)

Zira zındıktan tevbe ve rücu ettiğine dair hiçbir alamet sadır olmamıştır.  Çünkü o zaten küfrünü gizleyerek müslüman görünmekteydi. Bu duruma vakıf olunduğu zamansa tevbe ettiğini iddia eder ki bu surette eski halinin üzerine bir şey ilâve etmemiş olmaktadır. Zira onun eski hali de islam'ı izhar etmekti.

Bir kaç defa îslâmı terkedip, tevbe edene gelince; Allah teâlâ şöyle buyurmuştur:

{إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا ثُمَّ آمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا ثُمَّ ازْدَادُوا كُفْرًا لَمْ يَكُنِ اللَّهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلا لِيَهْدِيَهُمْ سَبِيلا}

«Onlar ki iman ettiler, sonra küfre girdiler, sonra yine iman ettiler, sonra yine küfre girdiler, sonra da küfürde ileri gittiler. Allah onları mağfiret edecek de değil, doğru bir yola çıkaracak da değildir» (Nisa: 137)

Esrem, Zabyan b. İmare'ye isnâd ederek rivayet eder: Benî Sa'd dan bir zât, Benî Hanîfe Mescidine uğradı. Bir de ne görsün, Müseyleme'nin safsatalarını okumuyorlar mı? Hemen Îbni Mesud'a gitti, vaziyeti ona anlattı. îbn-i Mesud, onlara adam gönderdi ve getirtti. Hemen onları tevbeye davet etti. Onlar da tevbe ettiler. İbn-i Nevaha denilen biri müstesna, diğerlerini bıraktı. Dedi ki: Seni bir defa daha getirtmiştim, Tevbe ettiğini iddia etmiştin. Görüyorum ki, gene geldin; İbn-i Mesud onu öldürdü.

İlk rivayetin –yani birkaç defa irtidad edenin tevbesinin kabul edileceğinin- dayanağı ise şu âyettir:

{قُلْ لِلَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ يَنْتَهُوا يُغْفَرْ لَهُمْ مَا قَدْ سَلَفَ}«İnkâr edenlere de ki: İnkârlarına nihayet verirlerse, geçmiş günâhlarının hepsi affolunur.» (Enfâl: 40)

(El-Mugnî: İbn-i Kudame Mürted babı 8/543)

Kurtubi ise Bakara: 102. Ayetin tefsirinde şunları zikretmektedir:

 "İmam Malik, müslüman bir kimse bizzat söz ile büyücülük yaptığı takdirde bunun küfür olacağı ve öldürüleceği, tevbe etmesinin istenmeyeceği, tevbesinin de kabul olunmayacağı görüşündedir. Çünkü bu, zındıkın ve zina edenin durumunda olduğu gibi, gizlice yaptığı bir iştir. Diğer taraftan yüce Allah: "Biz ancak imtihanız, sakın kâfir olma, demedikçe hiçbir kimseye öğretmezlerdi" buyruğunda büyüye "küfür" adını vermiştir. Aynı zamanda bu Ahmed b. Hanbel'in, Ebû Sevr, İshâk, Şafiî ve Ebû Hanife'nin de görüşüdür.
(…)
İmam Şafii'den büyücünün büyüsü sebebiyle birisini öldürmedikçe ve: Ben onu öldürmeyi kastettim, demedikçe öldürülmeyeceğine dair bir görüş rivayet edilmiştir. Eğer: Ben onu öldürmeyi kastetmemiştim, derse büyücü öldürülmez, bu takdirde hata yoluyla öldürmekte olduğu gibi diyeti ödenir. Eğer büyü yaptığı kişiye bir zarar verirse verdiği zarar oranında büyücü te'dib edilir.

İbnu'l-Arabî ise der ki: Bu, iki açıdan batıldır. Evvela o sihri bilmiyor. Sihrin gerçeği onun yüce Allah'tan başkasının kendisiyle ta'zim edildiği mukadderat ve olayların kendisine nisbet edildiği birtakım sözler topluluğudur. İkincisi yüce Allah kitab-ı keriminde sihrin küfür olduğunu açıkça ifade ederek şöyle buyurmaktadır: "Halbuki Süleyman" sihir sözlerini söyleyerek "kâfir olmadı. Fakat o şeytanlar" sihir ile ve onu öğretmek ile "kâfir idiler ki" Hâ-rut ile Mârut da insanlara: "Biz ancak bir imtihanız, sakın kâfir olma" diyorlardı. İşte bu ifadeler konuya dair açıklamayı pekiştirici buyruklardır.

İmam Malik mezhebine mensup ilim adamları büyücünün tevbesinin kabul olunmayacağına şunu delil gösterirler: Büyü, batınî bir iştir. Onu yapan kişi açığa çıkarmaz. O bakımdan onun tevbesi -zındıkta olduğu gibi- bilinemez. Ancak irtidat edip kâfir olduğunu açığa vuran kimsenin tevbesi istenir. İmam Malik de der ki: Büyücü veya zındık aleyhlerine şahitlik edilmeden önce tevbe ederek geldikleri takdirde tevbeleri kabul edilir. Bunun delili ise yüce Allah'ın: "Fakat bizim azabımızı gördüklerinde imanları onlara fayda vermedi" (el-Mü'min, 40/85) buyruğudur. İşte bu onlara azabın nüzulünden önce imanlarının kendilerine fayda vereceğini göstermektedir. Bu iki kişinin (büyücü ile zındıkın) durumu da böyledir."
Kendisi de bir kral olan Halife Memun Nadr bin Şumeyl (ra)'a şöyle demiştir:
يَا أَبَا الْحَسَنِ الْإِرْجَاءُ دِينُ الْمُلُوكِ
"Ey Ebu'l Hasen! İrca (Mürcielik) kralların dinidir!" (ed-Dulabi, el-Esma ve'l Kuna, no: 832; ayrıca Lalekai, es-Sunne, no: 2818)

Çevrimiçi Tevhid Ehli

  • Administrator
  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 2141
  • Değerlendirme Puanı: +50/-0
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Dönemindeki Münafıklar Niçin Öldürülmemiştir?

Kurtubi Bakara 10. Ayetin tefsirinde bu hususta şu açıklamaları yapmaktadır:

Peygamber (s.a)in münafıklıklarını bildiği halde münafıkları neden öldürmediği hususunda ilim adamlarının dört ayrı görüşü vardır:

1- Kimi ilim adamı şöyle demektedir: Onları öldürmeyişinin sebebi kendisinden başka onların durumunu bilenin olmayışıdır. İlim adamları çok büyük bir çoğunlukla hakimin kendi bilgisine dayanarak öldürme cezası vermeyeceğini kabul ederler. Ancak diğer hükümler hususunda farklı görüşlere sahiptirler. İbnü'l-Arabi der ki: Şu kadar var ki bu görüş çürüktür. Çünkü el-Mücezzer b. Ziyad'a karşılık olarak (kısasen) el-Haris b. Süveyd b. es-Samit öldürülmüştür. Çünkü el-Mücezzer, el-Haris'in babası olan Süveyd'i (cahiliyye döneminde Evs ile Hazrecliler arasında cereyan eden) Buas günü savaşında öldürmüştü. Ancak el-Haris İslâm'a girmiş ve Uhud savaşında el-Mü-cezzer'in gafil olduğu bir anı yakalayarak Uhud günü öldürmüştü. Durumu Cebrail, Peygamber (s.a)'a haber verince ona karşılık olmak üzere el-Haris'i öldürdü. Çünkü el-Mücezzer'in öldürülüşü hile (gafil avlayarak) ile olmuştur. Gafil avlayarak öldürmek karşılığında ölüm cezası ise, Allah'ın hadlerinden birisidir.

Derim ki: Böyle bir açıklama İbnü'l-Arabi gibi bir imamın bir yanılmasıdır. Çünkü sözü geçen icma eğer sabit olmuş ise bu, sözü geçen olayın hükmünü bozmaz. Çünkü icmaın gerçekleşmesi ve sabit olması, ancak Peygamber (s.a)'ın vefatı ve vahyin kesilmesinden sonra olur. Buna göre bu, vahiy ile muayyen bir olay hakkında verilmiş bir hüküm demektir. O bakımdan bu delil gösterilemez. Veya icma ile neshedilmiştir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.

2- Şafii mezhebi alimleri der ki: Onları öldürmeyişinin sebebi, küfrünü gizleyen imanını açığa vuran kişi demek olan, zındıkın tevbe etmesinin istenip öldürülmeyişidir. İbnü'l-Arabi der ki: Ancak bu bir vehimdir. Çünkü Peygamber (s.a) münafıkların tevbe etmelerini istemediği gibi, bunu kimse de nakletmiş değildir. Hiçbir kimse de: Zındıkın tevbe etmesinin istenmesi vaciptir, demiş değildir. Peygamber (s.a) onların durumlarını bildiği halde onlardan yüzçeviriyordu. İşte Şafii mezhebi mensuplarından sonradan gelmiş bir kişi şöyle demektedir: Zındıkın tevbe etmesini istemek caizdir, şeklindeki bir görüş sahih olarak kimseden nakledilmiş değildir.

3- Peygamber efendimizin onları öldürmeyişi maslahat dolayısıyladır. Bu da kalplerin ondan uzaklaşmayıp ona ısınması içindir. Bu hususa Peygamber (s.a) Hz. Ömer'e söylediği: "Benim ashabımı öldürdüğümden insanların söz etmesinden Allah'a sığınırım" buyruğu ile bu hususa işaret etmektedir. Bu hadisi Buhari ve Müslim rivayet etmiştir. 

Peygamber (s.a) kalplerini İslâm'a ısındırmak istediği kimselere (müellefetu'l-kulub) kötü bir inanca sahip olduklarını bilmekle birlikte ısındırmak gayesiyle bağışlarda bulunurdu. Bu hem bizim ilim adamlarımızın (Maliki mezhebi alimlerinin) hem de başkalarının görüşüdür.

İbn Atiyye der ki: Bu, Rasûlullah (s.a)'ın münafıkları öldürmekten uzak duruşu ile ilgili olarak Malikî mezhebine mensup ilim adamlarının izlediği yoldur. Bunu Muhammed b. el-Cehm, Kadı İsmail, el-Ebheri ve İbnu'l-Macişun açıkça ifade etmişlerdir. Delil olarak da yüce Allah'ın Ahzab suresindeki şu buyruğunu gösterirler:

60) Andolsun, münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar, şehirde kötü haber yayanlar (bu hallerinden) vazgeçmezlerse, seni onlara musallat ederiz (onlarla savaşmanı ve onları şehirden sürüp çıkarmanı sana emrederiz); sonra orada, senin yanında ancak az bir zaman kalabilirler.
61) Hepsi de lânetlenmiş olarak nerede ele geçirilirlerse, yakalanır ve mutlaka öldürülürler.
62) Allah'ın önceden geçenler hakkındaki kanunu budur. Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.

 
Katade der ki: Bunun anlamı, münafıklıklarını açıkça ilan ettikleri takdirde öldürülürler, şeklindedir.

İmam Malik der ki: Rasûlullah (s.a) dönemindeki münafıklık bizim günümüzdeki zındıklığın aynısıdır. Zındıklık ettiğine dair tanıklık edilecek olursa tevbe etmesi istenmeksizin öldürülür. Aynı zamanda bu Şafii'nin iki görüşünden birisidir. Yine İmam Malik der ki: Rasûlullah (s.a)'ın münafıkları öldürmekten uzak durması, ümmetine hakimin kendi bilgisine dayanarak hüküm veremeyeceğini beyan içindir. Çünkü münafıkların durumları hakkında başkaları tarafından şahitlik edilmiş değildir.

Kadı İsmail der ki: Abdullah b.Ubey b. Selül hakkında Zeyd b. Erkam'dan başkası (münafıklığa dair) şahitlik etmemiştir. el-Cülas b.Süveyd hakkında da onun himayesinde bulunan üvey evladı Umeyr b. Sa'd'dan başkası şahitlik etmemişti. Eğer bunlardan herhangi bir kimseye karşı iki kişi kâfir ve münafık olduğuna dair şahitlik ederse öldürülür.

İmam Şafii ise öteki görüşünü delillendirmek üzere şöyle demektedir: Hakkında zındıklık ettiğine dair şahitlikte bulunulup da bunu inkâr edip iman ettiğini ve İslâm'ın dışında her dinden uzak olduğunu belirten bir kimse hakkındaki sünnet (uygulama), kanının akıtılmayacağı şeklindedir. Re'y sahipleri, Ahmed, Taberi ve başkaları da bu görüştedir.

Şafii ve mezhebine mensup ilim adamları şöyle demişlerdir: Rasûlullah (s.a)'ı münafıklan öldürmekten alıkoyan -onların münafık olduklarını bilmekle birlikte- müslüman olduklarını açığa vurmalarıdır. Çünkü onlann açığa vurdukları öncesinin (gizlediklerinin) hükmünü ortadan kaldırır.

Taberi der ki: Yüce Allah kulları arasındaki hükümleri zahir esasına göre tesbit etmiş ve yarattıklarından herhangi bir kimseye böyle bir imtiyaz vermeksizin gizliliklerine dair hükmü sadece kendisi üstlenmiştir. O bakımdan kimsenin zahir olana aykırı hüküm verme yetkisi yoktur. Çünkü bu zanlara yakın bir hüküm olur. Eğer bir kimsenin öyle bir yetkisi olsaydı, herkesten çok Rasûlullah (s.a)'ın buna göre hüküm vermesi gerekirdi. Halbuki o, münafıklar hakkında açığa çıkardıkları davranışları sebebiyle müslümanlara uyguladığı hükümlerin aynısını uygulamış, gizliliklerini ise Allah'a havale etmiştir. Hatta Allahu Teala şu buyruğunda onların zahir hallerini yalanlamış bulunmaktadır: "Ve Allah tanıklık eder ki münafıklar şüphesiz yalancıdırlar." (el-Münafıkun, 63/1)

İbn Atiyye der ki: Malikîler bu konuda benimsedikleri görüş ile ilgili olarak bu âyet-i kerimenin kendilerini, görüşlerinin aksini kabul etmek açısından bağlayıcı olmayışını şöyle izah ederler: Bu âyet-i kerimede münafıkların şahıs olarak tayini yapılmamıştır. Âyet-i kerimede münafıklıkla itham edilen herkes için bir azar vardır. Bu âyet-i kerimeye rağmen, münafıklıkla itham edilen her kişinin şöyle demek imkanı yine vardır: Bu âyet-i kerimeyle kastedilen ben değilim, ben ancak mü'minim. Eğer bu âyet-i kerime ile herhangi bir kimse tayin edilmiş olsaydı, onun yalanlamasını (yani münafıklığının cezasını) hiçbir şey ortadan kaldıramazdı.

Derim ki: Böyle bir açıklama su götürür. Çünkü Peygamber (s.a) onları veya onların pek çoğunu, isim ve şahısları ile yüce Allah'ın kendisine bildirmesi suretiyle bilirdi. Huzeyfe de Peygamber (s.a)'ın kendisine haber vermesi sayesinde bunu biliyordu. O kadar ki Hz. Ömer ona: Ey Huzeyfe, ben de onlardan birisi miyim, diye sorar Huzeyfe ona: Hayır, diye cevap verir-di.

4- Şanı yüce Allah, Peygamberinin ashabına verdiği sebat sayesinde mü¬nafıkların onları veya dinlerini ifsad etmesinden korumuş idi. Dolayısıyla münafıkların kalmalarında bir zarar yoktu. Bugün durum aynı değildir. Çünkü bizler zındıkların avam olanlarımızı ve bilgisizlerimizi ifsad etmelerinden emin değiliz.
Kendisi de bir kral olan Halife Memun Nadr bin Şumeyl (ra)'a şöyle demiştir:
يَا أَبَا الْحَسَنِ الْإِرْجَاءُ دِينُ الْمُلُوكِ
"Ey Ebu'l Hasen! İrca (Mürcielik) kralların dinidir!" (ed-Dulabi, el-Esma ve'l Kuna, no: 832; ayrıca Lalekai, es-Sunne, no: 2818)

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
2774 Gösterim
Son İleti 08.06.2015, 20:49
Gönderen: AbdulAzim
0 Yanıt
2190 Gösterim
Son İleti 10.06.2015, 01:40
Gönderen: Nuhun Gemisine Davet
0 Yanıt
2590 Gösterim
Son İleti 24.06.2015, 20:17
Gönderen: Tevhid Ehli
1 Yanıt
3319 Gösterim
Son İleti 21.05.2016, 03:18
Gönderen: Uhey
9 Yanıt
3921 Gösterim
Son İleti 04.01.2021, 02:03
Gönderen: Tevhid Ehli