Tevhide Davet

ÜÇ TEMEL ESAS | ŞEYHULİSLAM MUHAMMED BİN ABDİLVEHHÂB RAHİMEHULLÂH

Başlatan Tevhîd Müdafaası, 29.08.2022, 17:26

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 3 Ziyaretçiler konuyu incelemekte.

Tevhîd Müdafaası

Metin:

ÜÇÜNCÜ TEMEL ESAS: PEYGAMBERİNİZ MUHAMMED Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'İN BİLİNMESİ

O Sallallâhu Aleyhi ve Sellem, Muhammed olup Abdullâh'ın oğludur, o da Abdulmuttalib'in oğludur, o ise Hâşim'in oğludur. Hâşim, Kureyş'tendir. Kureyş de Araplardandır. Araplar da İbrâhîm el-Halîl'in oğlu İsmâîl Aleyhim'us Selâm'ın soyundandır. Salât ve selâmın en güzeli, İbrâhîm (peygamber)'in ve bizim peygamberimizin üzerine olsun (Âmîn)!

Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in ömrü altmış üç senedir. Bunun kırk senesi nübüvvetten öncedir. Yirmi üç senesi ise Nebî ve Rasûl olarak geçmiştir. "Oku"1 buyruğu ile Nübüvvet verildi (Nebî oldu). "Örtüye bürünen"2 hitabı ile de Risalet verildi (Rasûl oldu).

Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in şehri Mekke'dir. (Daha sonra) Medîne'ye hicret etmiştir. Allâhu Teâlâ onu, şirkten korkutup uyarmak ve tevhide davet etmek için göndermiştir.

Bunun delili ise Allâhu Teâlâ'nın şu kavlidir:

"Ey örtüye bürünen (Peygamber), kalk ve uyar! Rabbi'ni yücelt! Elbiseni temizle! Pisliklerden uzak dur! Yaptığın iyiliği çok görüp başa kakma ve Rabb'in için sabret!" (el-Müddessir 74/1-7)

Allâhu Teâlâ'nın:

- "Kalk ve uyar!" buyruğunun anlamı, "şirkten korkutup uyarır ve tevhide davet eder" demektir.

- "Rabb'ini yücelt!" yani; "O'nu tevhid ile tazim et (yücelt)." demektir.

- "Elbiseni temizle!" yani; "amellerini şirkten arındır." demektir.

- "Pisliklerden uzak dur!" (buyruğunda geçen) pislikler ise putlardır.

- Onlardan uzak durmak ise putları terk edip onlardan ve o putlara tapanlardan beri olmak3 demektir.

Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem, bu emre uyarak on yıl süreyle tevhide davet etti. On yıldan sonra da göğe yükseltildi (Mirac'a çıktı). Orada ona, beş vakit namaz farz kılındı. Bu şekilde Mekke'de üç sene namaz kıldı. Daha sonra Medîne'ye hicret etmek ile emrolundu.

Hicret: (Kişinin) şirk beldesinden İslâm beldesine intikal etmesi demektir. Şirk beldesinden İslâm beldesine hicret etmek bu ümmet üzerine farzdır ve bu hüküm Kıyamet kopuncaya kadar geçerlidir.

Bunun delili ise Allâhu Teâlâ'nın şu sözüdür:

"Nefislerine zulmedenler olarak canlarını alacağı kimselere melekler der ki: Ne işte idiniz? Onlar derler ki: Biz yeryüzünde aciz kalan kimselerdik. Melekler der ki: Allâh'ın arzı geniş değil miydi? Siz de orada (bir yere) hicret etseydiniz. İşte onların durakları cehennemdir. O ne kötü bir dönüş yeridir. Ancak (hicret için bir) çareye güç yetiremeyen ve yol bulamayan erkek, kadın ve çocuklardan âciz kalmış olanlar müstesna. İşte böylelerini Allâh umulur ki affeder. Allâh çokça affedicidir, çokça bağışlayıcıdır." (en-Nisâ 4/97-99)

Ve Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Ey iman eden kullarım! Şüphesiz ki Benim arzım (yeryüzü) geniştir. (Bu itibarla) yalnızca Bana ibadet edin." (el-Ankebût 29/56)

El-Begavî (v. 516) Rahimehullâhu Teâlâ der ki: "Bu ayetin nüzul sebebi Mekke'de kalıp hicret etmeyen Müslümanlar hakkındadır." Allâhu Teâlâ onlara iman ismiyle; ("Ey iman eden kullarım..." şeklinde) seslenmiştir.

Hicrete sünnetten delil ise Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in şu kavlidir:

«Tevbe kesilmedikçe hicret de kesilmez. Güneş batıdan doğmadıkça da tevbe kesilmez.»4

Böylece Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Medîne'ye yerleştiğinde geriye kalan İslâm'ın hükümleriyle, meselâ; zekât, oruç, hacc, cihat, ezan, marufu emretmek, münkerden alıkoymak ve İslâm'ın diğer hükümleriyle emrolundu. Bu hâl üzere on sene (Medîne'de) kaldı. Rasûlullâh Salavâtullâhi ve Selâmuhu Aleyhi vefât etti. Onun dini ise bakidir.

İşte onun dini budur. Hiçbir hayır yoktur ki Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem ümmete onu göstermemiş olsun ve hiçbir kötülük yoktur ki ümmeti ondan sakındırmış olmasın. Gösterdiği hayır: Tevhid ve Allâhu Teâlâ'nın sevip razı olduğu her şeydir. Sakındırdığı kötülük ise [Allâh'a]5 şirk koşmak ve Allâhu Teâlâ'nın hoşlanmayıp kabûl etmediği her şeydir.

Allâhu Teâlâ, onu bütün insanlara peygamber olarak göndermiş, sekaleyn'in (yeryüzündeki iki topluluk olan); cinlerin ve insanların tümüne, ona itaatı farz kılmıştır. Bunun delili ise Allâhu Teâlâ'nın şu kavlidir:

"De ki: Ey İnsanlar! Şüphesiz ben Allâh'ın size, hepinize gönderdiği Rasûlü'yüm (elçisiyim)..." (el-A'râf 7/158)

Allâhu Teâlâ, onunla dinini kemâle erdirmiştir (tamamlamıştır). Bunun delili ise Allâhu Teâlâ'nın şu kavlidir:

"...Bugün sizin için dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için dîn olarak İslâm'dan razı oldum..." (el-Mâ'ide 5/3)

Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in vefat ettiğinin delili ise Allâhu Teâlâ'nın şu kavlidir:

"Şüphesiz ki sen de öleceksin ve onlar da ölecekler, sonra siz (ey insanlar) Rabbinizin huzurunda mahkeme olunacaksınız." (ez-Zümer 39/30-31)

İnsanlar öldükten sonra tekrar diriltileceklerdir. Bunun delili ise Allâhu Teâlâ'nın şu kavlidir:

"Sizi ondan (topraktan) yarattık ve tekrar ona döndüreceğiz ve bir kere daha sizi ondan çıkaracağız." (Tâ-Hâ 20/55)

Ve yine şu kavlidir:

"Allâh sizi yeryüzünden (tıpkı bir bitki gibi) çıkardı. Sonra oraya sizi tekrar döndürecek, sonra sizi tekrar çıkaracaktır." (Nûh 71/17-18)

İnsanlık tekrar dirilişten sonra hesaba çekilecek ve (buna göre) amellerinin karşılığı verilecektir.6 Bunun delili Allâhu Teâlâ'nın şu kavlidir:

"...(Bunların yaratılması Allâh'ın) kötülük edenleri yaptıkları ile cezalandırması, iyilik edenleri de daha güzeli ile mükâfatlandırması içindir." (en-Necm 53/31)

Kim yeniden diriltilmeyi yalanlarsa kâfir olur. Bunun delili ise Allâhu Teâlâ'nın şu kavlidir:

"Kâfirler, yeniden diriltilmeyeceklerini iddiâ ettiler. De ki: Evet, Rabbime yemin olsun ki siz tekrardan muhakkak ki diriltileceksiniz. Sonra da yaptıklarınızdan haberdar edileceksiniz. (Elbette ki) Allâh için bunu yapmak çok kolaydır." (et-Teğâbun 64/7)

Allâhu Teâlâ, bütün Rasûlleri; müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndermiştir. Bunun delili Allâhu Teâlâ'nın şu kavlidir:

"Müjdeleyici ve uyarıcı peygamberler olarak (gönderdik) ki insanların Rasûllerden sonra Allâh'a karşı bir hüccetleri (bahaneleri) olmasın..." (en-Nisâ 4/165)

Rasûller'in ilki Nûh Aleyh'is Selâm, sonuncusu ise Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'dir.7

Nûh Aleyh'is Selâm'ın, Rasûller'in ilki olduğuna dair delil Allâhu Teâlâ'nın şu kavlidir:

"Biz, Nûh'a ve daha sonraki Nebîlere vahyettiğimiz gibi şüphesiz ki sana da vahyettik..." (en-Nisâ 4/163)



1- El-Alak 96/1.

2- El-Müddessir 74/1.

3- Âlûsî Rahimehullâh, bunun devamında şu ifadeleri nakletmiştir:

"Putlardan ve onlara tapanlardan ayrılmak, putlara ve onlara tapanlara düşman olmak..."

4- Ebû Dâvûd, Hadis no: 2479.

5- Parantez içi verilen ilave ed-Durer'us Seniyye'de mevcuttur.

6- Ed-Durar'us Seniyye'de bundan sonra şu ifade vardır:

"(Eğer amelleri) hayır ise bu hayırdır, şer ise bu da şerdir."

7- Ed-Durar'us Seniyye'de bundan sonra şu ifade zikredilmektedir:

"Ve o, Nebîlerin sonuncusudur. Ondan sonra da Nebî (peygamber) yoktur.

Bunun delili Allâhu Teâlâ'nın şu kavlidir:

"Muhammed, erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Lâkin O, Allâh'ın Rasûlü ve Nebîlerin sonuncusudur..." (el-Ahzâb 33/40)"
قَالَ ابْنُ عَقِيل رَحِمَهُ اللهُ: «إذَا أَرَدْت أَنْ تَعْلَمَ مَحَلَّ الْإِسْلَامِ مِنْ أَهْلِ الزَّمَانِ فَلَا تَنْظُرْ إلَى زِحَامِهِمْ فِي أَبْوَابِ الْجَوَامِعِ، وَلَا ‌ضَجِيجِهِمْ فِي الْمَوْقِفِ بِلَبَّيْكَ، وَإِنَّمَا اُنْظُرْ إلَى مُوَاطَأَتِهِمْ ‌أَعْدَاءَ الشَّرِيعَةِ.»
İbnu Akîl Rahimehullâh dedi ki: "Zamane insanlarda İslam'ın yerini bilmek istersen, camilerin kapısındaki izdihamlarına ve mevkıfte Lebbeyk diye bağırtılarına bakma! Yalnızca onların şeriat düşmanlarıyla uzlaşmalarına bak!" (İbnu Muflih, el-Âdâb'uş Şerîa, 1/237)

Tevhîd Müdafaası

Açıklama:

Peygamber Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem, bütün nebi ve rasûllerin sonuncusu, Allâh'ın tüm cinlere ve insanlara rasûlü, dininin ve mesajının iletilmesinde Allâh ile mahlûkatı arasında aracıdır.

Künyesi Ebu'l Kâsım'dır ve peygamber olarak gönderilmeden önce es-Sâdik ve el-Emîn olarak biliniyordu. Birçok ismi vardır ki bunların arasında Ahmed, el-Hâşir, el-Mâhî, el-Âkib, el-Mukaffî, Rahmet Peygamberi ve Melhame Peygamberi gibi çeşitli isimleri bulunmaktadır. Arapların en şereflisi olan Kureyş kabilesindendi. Rasûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem, onların seçkinlerinden Benû Hâşim'dendir.

Yemen hükümdarı Ebrahe'nin Kabe'yi yıkmak için kocaman bir fil ile geldiği Fil Yılı'nda dünyaya geldi.

Mekke'de doğdu ve sütannesi Halîme es-Sa'diyye tarafından Benû Sa'd arasında emzirildi. Babası Abdullâh, o henüz doğmadan vefat etmiş, daha sonra annesi doğumundan kısa bir süre sonra vefat etmiştir. Bu nedenle, babasından miras aldığı Ümmü Eymen el-Habeşiyye tarafından bakıldı ve dedesinin bakımı altına girdi. Daha sonra Abd'ul Muttalib lakabıyla bilinen dedesi Şeybe öldü, bundan dolayı bakımı amcası Ebû Tâlib'e devredildi.

Putlara tapınmaktan ve sarhoş edici maddelerin tüketiminden kaçındı. O, İslam öncesi cahiliyye günlerinin insanlarının yaptıklarını yapmazdı. Aksine, Hira mağarasına gider ve günlerce orada ibadet ederdi; Allâh'a İbrâhîm'in dini üzere, tevhid üzere ibadet ederdi. Kırk yaşına geldiğinde, Hira mağarasında kendisine gelen ve ona "Oku!" diyen Cibrîl Aleyh'is Selâm olarak da bilinen Cebrâ'îl melek vasıtasıyla vahiy onun üzerine indi. Bu onun nübüvvetinin başlangıcıydı.

Sonra korkudan titreyerek evine gitti, çünkü bilinmeyen, korkutucu bir olayla karşılaşmıştı. Orada, karısı Hadîce'yi buldu, böylece karısı onu örttü ve teselli etti, ona şöyle dedi: "Hayır; Allâh'a yemin olsun ki, Allâh hiçbir vakit seni utandırmaz. Çünkü sen akrabalık bağlarını gözetirsin, fakirlere bakarsın, misafiri yedirirsin, hak olan hâdiselerde (halka) yardım edersin." Böylelikle onu hazırlayıp kuzeni Varaka bin Nevfel'e götürdü. O ibadete adanmış bir adamdı ve önceki kutsal kitapları okur, Allâhu Teâlâ'ya bu şekilde ibadet ederdi. Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem ona gördüklerini bildirdiğinde, "Bu, Mûsâ'ya inen Nâmûs'tur" yani Cibrîl Aleyh'is Selâm'dır dedi. 40 yaşındayken Muddessir süresinin inmesiyle elçi olarak gönderildi.

On üç yıl Mekke'de kalarak insanları tevhide ve putlara ibadet etmeyi bırakmaya davet etti.

Hicretten üç yıl önce bir gece Beyt'ül Makdis'e götürüldü (İsra) ve göklere yükseldi (Mirac), beş vakit namaz kendisine farz kılındı. Daha sonra Ensar'dan bir grupla tanıştı ve onları Allâh'a ve dinine davet etti. Davete icabet ettiler ve ona biat ettiler. Onlar da hacdan döndükten sonra kavimlerini Allâh'a davet ettiler. Nebî Sallallâhu Aleyhi ve Sellem, ilk Akabe biatından ve ikinci Akabe biatından sonra Medine'ye hicret etti. Hicretinden sonra on yıl Medine'de kaldı. Sonra altmış üç yaşında vefat etti.

Allâhu Teâlâ, Veda Haccı sırasında bir Cuma günü Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'e Arafe'de dururken şu ayeti vahyetti:

"Bugün sizin için dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'dan razı oldum." (el-Mâ'ide 5/3)

Bu ayetin nüzul edilmesinden kısa bir süre sonra peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem vefat etti, ancak dini kıyamete dek ebedi olarak kalmıştır. Allâh dini onunla tamamlamış ve mükemmelleştirmiş, vahiy sona ermiştir. Dolayısıyla kıyamet gününe kadar ondan sonra gönderilen peygamber olmayacaktır. Salat ve selam, onun üzerine olsun.

Hicret, küfür diyarından İslam diyarına gitmek demektir ve hicretin hükmü, ilim ehlinin genelinin görüşüne göre kıyamete kadar bakidir dedikten sonra İbnu Kudâme Rahimehullâh, insanları hicret konusunda üç kısma ayırır.

1. Hicret etmesi kendisine vacip olan. Bu kimse, hicret etmeye gücü yeten ve dinini ya da dini vecibelerini kâfirlerin yanında ikamet ederken izhar etmeye imkânı olmayan kişidir. İşte bu kimsenin hicret etmesi vacip olur.

2. Hicret etmesi vacip olmayan kimse. Bu ise bir hastalık sebebiyle ya da kalmaya ikrah nedeniyle mecbur olan yahut kadın, çocuk ve benzeri gibi bir zayıflık sebebiyle hicret edemeyenlerdir. Hicret bunların üzerine vacip değildir.

3. Hicret etmesi kendisine müstehap olup, vacip olmayan kimse. Bu kimsenin hicret etmeye gücü vardır, ancak küfür diyarında ikamet ettiği hâlde dinini izhar edebilmektedir. Bu durumda, kâfirlere karşı cihad etmeye ve Müslümanların sayısını arttırıp onlara yardımcı olmaya imkân sahibi olması için hicret etmesi müstehap olur. Yine kâfirlerin sayısını arttırmaktan, onlarla içli dışlı olmaktan ve aralarında icra edilen münkerlere de şahit olmaktan kurtulmak için hicret etmesi müstehap olur. İşte bu kimsenin hicret etmeden dininin vecibelerini yerine getirme imkânı olduğu için hicret etmesi vacip olmaz.1



1- Özetle İbnu Kudâme, el-Muğnî, Turkî, 13/149-151.
قَالَ ابْنُ عَقِيل رَحِمَهُ اللهُ: «إذَا أَرَدْت أَنْ تَعْلَمَ مَحَلَّ الْإِسْلَامِ مِنْ أَهْلِ الزَّمَانِ فَلَا تَنْظُرْ إلَى زِحَامِهِمْ فِي أَبْوَابِ الْجَوَامِعِ، وَلَا ‌ضَجِيجِهِمْ فِي الْمَوْقِفِ بِلَبَّيْكَ، وَإِنَّمَا اُنْظُرْ إلَى مُوَاطَأَتِهِمْ ‌أَعْدَاءَ الشَّرِيعَةِ.»
İbnu Akîl Rahimehullâh dedi ki: "Zamane insanlarda İslam'ın yerini bilmek istersen, camilerin kapısındaki izdihamlarına ve mevkıfte Lebbeyk diye bağırtılarına bakma! Yalnızca onların şeriat düşmanlarıyla uzlaşmalarına bak!" (İbnu Muflih, el-Âdâb'uş Şerîa, 1/237)

Tevhîd Müdafaası

Metin:

Tâğûtu İnkar ve Allâh'a İman

Allâhu Teâlâ, Nûh Aleyh'is Selâm'dan Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'e kadar bütün ümmetlere yalnız Allâh'a ibadet etmelerini emretmeleri ve tâğût'a ibadet etmeyi de yasaklamaları için bir Rasûl göndermiştir.

Bunun delili ise Allâhu Teâlâ'nın şu kavlidir:

"Andolsun ki Biz her ümmete, 'Allâh'a ibadet edin ve tâğût'tan sakının!' diye (emretmeleri için) bir Rasûl gönderdik..." (en-Nahl 16/36)

Allâhu Teâlâ bütün kullara; tâğût'u inkâr edip Allâh'a îmân etmelerini farz kılmıştır.

İbn'ul Kayyim (v. 751H) Rahimehullâhu Teâlâ şöyle demiştir:

"Tâğût[un manası]1: Kulun haddini aşmasına sebeb olan, (Allâh'tan başka) ibadet edilen her ma'bûd, (Allâh'ın dışında) kendisine tâbi olunan ve kendisine itaat edilen her şeydir."2


Tâğût'un Başlıca Çeşitleri

Tâğûtlar pek çoktur. Ancak bunların başlıcaları beş tanedir:

1- İblîs Allâh ona lanet etsin;

2- Kendisine ibadet edilen ve bundan râzı olan;

3- İnsanları kendisine ibadet etmeye çağıran;

4- Gaybın ilminden (gaybdan) bir şey bildiğini iddiâ eden;

5- Allâh'ın indirdiğinden başkası ile hükmeden.


Bunun delili ise Allâhu Teâlâ'nın şu kavlidir:

"Dînde zorlama yoktur. Şüphesiz, rüşd (doğruluk, hak) sapıklıktan ayrılmıştır. Kim tâğût'u reddedip Allâh'a îmân ederse kopmak bilmeyen sağlam kulpa yapışmış olur..." (el-Bakara 2/256)

İşte bu, La ilahe illallâh'ın manasıdır. Hadiste şöyle gelmiştir:

"İşin başı İslâm, direği namazdır ve zirve noktası ise Allâh yolunda cihâddır."3

Vallâhu A'lem (Allâh en doğrusunu bilendir)!

Allâhu Teâlâ Muhammed'e, Âl'ine ve Ashâbı'na salât ve selâm etsin. (Âmîn!)



1- Parantez içi verilen ilave ed-Durer'us Seniyye'de mevcuttur.

2- İbn'ul Kayyim Rahimehullâh bu sözleri İ'lâm'ul Muvakkiîn, 1. cilt sf. 40'da sarfetmiştir.

3- Mervezî, Ta'zîm'u Kadr'is Salât, 1/220, no: 197. Yakın lafızlarla Tirmizî, Hadis no: 2616.
قَالَ ابْنُ عَقِيل رَحِمَهُ اللهُ: «إذَا أَرَدْت أَنْ تَعْلَمَ مَحَلَّ الْإِسْلَامِ مِنْ أَهْلِ الزَّمَانِ فَلَا تَنْظُرْ إلَى زِحَامِهِمْ فِي أَبْوَابِ الْجَوَامِعِ، وَلَا ‌ضَجِيجِهِمْ فِي الْمَوْقِفِ بِلَبَّيْكَ، وَإِنَّمَا اُنْظُرْ إلَى مُوَاطَأَتِهِمْ ‌أَعْدَاءَ الشَّرِيعَةِ.»
İbnu Akîl Rahimehullâh dedi ki: "Zamane insanlarda İslam'ın yerini bilmek istersen, camilerin kapısındaki izdihamlarına ve mevkıfte Lebbeyk diye bağırtılarına bakma! Yalnızca onların şeriat düşmanlarıyla uzlaşmalarına bak!" (İbnu Muflih, el-Âdâb'uş Şerîa, 1/237)

Tevhîd Müdafaası

Açıklama:

İlkinden sonuncusuna kadar bütün rasuller, insanları Allâh'ı ibadette birlemek olan tevhide davet edip şirkten men etmişlerdir.

Tağut kelimesi, Tuğyan kelimesinden türemiştir. Haddi aşmak demektir. Su gelgitinin üzerine çıktığında, "Su sınırları aştı" denilir. Tağut, kulun kendisiyle haddini aştığı şeydir. İbn'ul Cevzî Rahimehullâh'ın dediği gibi,

"Tevâğît'ten kasıt heykellerdir. Tuğyana sebep oldukları için tuğyan kendilerine izafe edilmiştir. Bundan kastedilen, onlara ibadet edenlerdir. (haddi aşmak aslında putlara ibadet edenlerin vasfıdır.)"1

İbn'ul Cevzî Rahimehullâh yine şöyle demektedir:

"(Hadiste şöyle buyrulmuştur:) "Tevâgî ve de babalarınızın üzerine yemin etmeyin.'

(Hadiste zikredilen) Tevâgî kelimesi, Tâgiye'nin çoğuludur, ki bu Tevâgît'tir (Tağutlardır). Bunlar cahiliye döneminde kendilerine ibadet edilen heykellerdir. Tuğyan hakikatte kendilerine ibadet edenlere izafe edilmiştir. Ancak putlar Tuğyan'a sebep olunca, putlara Tuğyan izafet edildi, böylece onlara Tevâgî, yani Mutgâ fîhâ (kendisinden dolayı hadler aşılan) denilmiştir. Nitekim Allâhu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Gerçekten onlar, insanlardan birçoğunu saptırdılar." (İbrâhîm 14/36)

Tuğyan'ın aslı, günah işlemede haddi aşmaktır. (Mesela) "Taga'l Bahr (deniz taştı)" denilir."2

Kulun bir haddi vardır; çünkü o bir kuldur. Allâh onun için hudut belirler ve bu hudutlarda durması ona farzdır. Bu hudutları aşarsa tağut olur.

Müşrik, ibadette haddi aştığı, Allâh ile birlikte O'ndan başkasına ibadet ettiği ve ibadete lâyık olandan başkasına ibadet ettiği için tağuttur. Aynı şekilde kendisine ibadet edilen, ibadet edilmekten razı olan ve insanları kendisine ibadet etmeye sevk eden de tağuttur.

Şeyh Rahimehullâh'ın zikrettiği ilk tağut, iblistir. İblis, Allâh'ın laneti üzerine olsun, tağutların başıdır. Çünkü o, Allâh'tan başkasına ibadet etmeyi, Rasûl'den başkasına uymayı ve helal ile haram kılma hususunda Allâh'tan başkasına itaat etmeyi emredendir. Dolayısıyla iblis, şerrin aslı ve tağutların başıdır.

Şeyh Rahimehullâh'ın zikrettiği ikinci tağut, kendisine ibadet edilen ve bundan razı olan kişidir. Şeyh Süleymân bin Abdillâh Rahimehullâh şöyle der:

"İmam Mâlik Rahimehullah, şöyle dedi: "Tâğût, Allâh'dan başka kendisine ibâdet edilen her şeydir."

Ben derim ki: Bu tanım doğru olsa da, kendisine ibadet edilmekten razı olmayan kişiyi bundan müstesna tutmak kaçınılmazdır."3

Böylece Îsâ Aleyh'is Selâm, Üzeyir Aleyh'is Selâm ve melekler gibi kendilerine ibâdet edilmesinden razı olmayanlar, tağut tanımının dışındadır. Bütün peygamberlerin ortak çağrısı tevhiddi ve kendilerine ibadet edilmeyi reddetmişlerdi.

Şeyh Rahimehullâh'ın zikrettiği üçüncü tağut, insanları kendisine ibadet etmeye çağırandır. Böyle bir kimse, ölü olsun, diri olsun, tağutun başlarındandır. Yaratılmış olan başka bir varlığa ibadet etmeye çağıran kişi de tağutlardandır. Bunlar Şirk'e davet edenlerdir.

Şeyh Rahimehullâh'ın zikrettiği dördüncü tağut, gaybı bildiğini iddia edendir. Sihirbazlar, astrologlar, müneccimler, falcılar ve gaybı bildiğini iddia eden herkes bu kategoriye girer.

Şeyh Rahimehullâh'ın zikrettiği beşinci tağut, Allâh'ın indirdiğinden başkasıyla hükmeden kimsedir. Teşri yapan, beşerî kanunlarla, Cahiliyye idaresiyle veya kabile âdetleriyle hükmedilmesi caizdir deyip bunun caiz olduğunu, Allâh'ın indirdiği ile eşdeğer olduğunu veya ondan daha hayırlı olduğunu ileri süren veya Allâh'ın indirdiği ile dalga geçip küçümseyen kişi de tağutlardandır.

Allâh'ın indirdiğine uymanın farz olduğunu, onun hak olup batıl olmadığını ve kendi hükmettiğinin batıl olduğunu tasdik ederek teşri yapmaksızın, istihlal yapmaksızın, şeriat ile alay etmeksizin ve onu hafife almaksızın sırf nefsine uyarak Allâh'ın indirdiği ile hükmetmeyi terk eden kişiye gelince, işte bu kişi dinden çıkarmayan küçük küfür ile küfre giren kişidir. Ancak büyük bir tehlike içindedir ve kendisini dinden çıkaran küfre götürebilecek bir yolda yürümektedir.

İçtihat etmeye ehil olan bir fakih, içtihadında hata edip de Allâh'ın indirdiğinden başkası ile kasıtsız olarak hükmederse, böyle bir kimse de affedilir.

İslam dininin aslı, tevhid ile Allâh'a teslim olmak, O'na itaatle boyun eğmek ve şirkten ve ehlinden uzak durmaktır. Bir kimse, iki şehâdeti söz, ilim, amel ve imanda bir araya getirmedikçe İslâm dinine girmez. Kim buna muhalefet ederse, Nebîlerin Allâh Subhânehu ve Teâlâ'nın dîninden getirdiklerine muhalefet etmiş olur.

Allâh'a hiçbir şeyi ortak koşmadan ihlasla ibadet etmek farzdır, çünkü Allâh'ın kullarına ilk emrettiği şey, Allâh'a iman etmek ve tağutu inkâr etmektir. Allâh Bakara suresinin 256. ayetinde Allâh'a iman etmekten bahsetmeden önce tağutu inkâr etmekten bahsetmiştir. Zira Allâh'a iman, ancak tağutu inkâr ettikten sonra fayda sağlar. Öyle ki Allâh'a iman eden fakat tağutu inkâr etmeyenin imanı kendisine fayda sağlamaz. Tağutu inkâr etmek, yani onları reddetmek, batıl olduklarına inanmak, onlardan ve ehlinden/tabilerinden uzaklaşmak ve uzak durmak gerekir. Bu, kişinin imanını koruması için gereklidir.

Allâh en iyi bilendir. Peygamberimiz Muhammed'e, ailesine ve ashabına çokça salat ve selam olsun. Âmîn!



1- İbn'ul Cevzî, Garîb'ul Hadîs, 2/34.

2- İbn'ul Cevzî, Keşf'ul Muşkil, 1/490.

3- Süleymân bin Abdillâh, Teysîr'ul Azîz'il Hamîd, sf. 31.
قَالَ ابْنُ عَقِيل رَحِمَهُ اللهُ: «إذَا أَرَدْت أَنْ تَعْلَمَ مَحَلَّ الْإِسْلَامِ مِنْ أَهْلِ الزَّمَانِ فَلَا تَنْظُرْ إلَى زِحَامِهِمْ فِي أَبْوَابِ الْجَوَامِعِ، وَلَا ‌ضَجِيجِهِمْ فِي الْمَوْقِفِ بِلَبَّيْكَ، وَإِنَّمَا اُنْظُرْ إلَى مُوَاطَأَتِهِمْ ‌أَعْدَاءَ الشَّرِيعَةِ.»
İbnu Akîl Rahimehullâh dedi ki: "Zamane insanlarda İslam'ın yerini bilmek istersen, camilerin kapısındaki izdihamlarına ve mevkıfte Lebbeyk diye bağırtılarına bakma! Yalnızca onların şeriat düşmanlarıyla uzlaşmalarına bak!" (İbnu Muflih, el-Âdâb'uş Şerîa, 1/237)

🡱 🡳

Benzer Konular (5)